İngiltere, Filistinlileri ABD barış sürecine dahil edecek

Pompeo, BAE-İsrail anlaşmasındaki boşlukları doldurmak üzere İsrail'i ziyaret etti

Netanyahu dün Pompeo’yu makamında kabul ederken ikili dirsekle tokalaştılar (DPA)
Netanyahu dün Pompeo’yu makamında kabul ederken ikili dirsekle tokalaştılar (DPA)
TT

İngiltere, Filistinlileri ABD barış sürecine dahil edecek

Netanyahu dün Pompeo’yu makamında kabul ederken ikili dirsekle tokalaştılar (DPA)
Netanyahu dün Pompeo’yu makamında kabul ederken ikili dirsekle tokalaştılar (DPA)

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun İsrail ve Sudan ziyaretinin yanı sıra İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab Raab'ın ise bugün İsrail ve Filistin Yönetimi'ni ziyaret edeceğinin duyurulmasının ardından, Tel Aviv'deki diplomatik kaynaklar, Raab’ın ziyaret amacının ABD yönetiminin başını çektiği bölgedeki barış sürecine Filistinlileri de dahil etme girişimi olduğunu söylediler. Kaynaklar Raab’ın birkaç Arap ülkesini de ziyaret edebileceğini kaydettiler.
Aynı kaynaklar, Filistin Yönetimi ile arasında anlaşmazlılar yaşanan ABD yönetiminin, Filistinliler olmadan gerçek bir barış sürecinin olamayacağını anladığını ve bu sözleri tüm Arap ülkelerinin başkentlerinden duyduğunu, bu nedenle de Filistinlilerle iletişim kurmanın bir yolunu aradığını söylediler. Ancak kaynaklara göre ABD, Birleşmiş Milletler (BM) veya Avrupa Birliği (AB) gibi geleneksel bir ortak istemiyor. Bu yüzden İngiltere’yi ortak olarak yanında buldu. İngiltere Dışişleri Bakanı Raab da tam olarak bu sebeple İsrail’i ve Ramallah’ı ziyaret ediyor. Raab, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Benny Gantz ve Dışişleri Bakanı Gabi Aşkenazi ile yapacağı ile görüştükten sonra Ramallah’a geçerek burada Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile bir araya gelecek.
Kaynaklar Raab’ın ziyaretinin, ABD Başkanı Donald Trump'ın barış planı ve taşıdığı ana mesajla bağlantılı olduğuna, yani söz konusu planın herkesin çıkarlarına uygun şekilde değiştirilebileceğine ve bunun uygulanabilir bir barış sürecine girme fırsatı olduğuna inandıklarını ifade ettiler. Filistinlilerin dahil olduğu bir barış sürecini desteklediği bilinen İsrailli eski bir bakan konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasından bu yana barış planına giden yolda döşenen mayınları sökmek için yaratıcı çözümler arayanlar var. Öte yandan Filistinliler öfkeli ve bu gelişmeyi stratejik bir darbe olarak görüyorlar. Ancak, Doğu Kudüs'ü gelecekte kurulacak Filistin Devleti’nin başkenti olmasına yönelik bir teklif yapılırsa işler değişebilir” ifadelerini kullandı. Eski bakan, İsrail’in böyle bir teklife hazır olup olmadığı sorusuna, “Netanyahu'nun ilhak planından vazgeçeceğine kim inanırdı? Bunu sadece Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yapılan anlaşma karşılığında yaptı. Sudan, Bahreyn ve diğer Arap ve İslam ülkeleri ile benzer anlaşmalar yapacak ve iktidardaki konumunu güçlendirecek kazanımlar elde edecekse, neden Filistinlilerle çatışmayı sona erdirecek adımlar atmasın?” yanıtını verdi.
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ise İsrail’e yıldırım hızın bir ziyaret gerçekleştirdi. Ardından İsrail ile aralarında bir barış anlaşması yapıldığını duyurmaya çalıştığı tahminlerinin ortasında doğrudan Sudan'a gitti. İsrailli kaynaklar ise İsrail ile barış anlaşması karşılığında Sudan’ın ABD'nin ‘terörü destekleyen devletler listesiden’ çıkarılmasını ve Hartum’a uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını içeren üçlü bir anlaşma hakkında konuşuluyor. Bu anlaşmayla Sudan’ın hava sahasını İsrail’in sivil uçuşlarına açması, İsrail'de bulunan ve 6 bin 500’ü Sudanlı olan yaklaşık 30 bin Afrikalı mülteci konusunun masaya yatırılması ve Kızıldeniz’de güvenlik alanında işbirliği yapılması bekleniyor.
Öte yandan Pompeo, bir takım anlaşmazlıklar nedeniyle BAE-İsrail anlaşmasındaki bazı boşlukları doldurmaya çalıştı. Tel Aviv'deki kaynaklara göre Arap güçleri, Netanyahu'nun ilhak planını durdurma sözü verdiğini reddettiği, BAE'ye F-35 savaş uçaklarının ve diğer gelişmiş silahların satışına karşı olduğunu söylediği açıklamalardan şikayetçiler. Netanyahu'nun açıklamalarının İsrail ile benzer anlaşmalar yapmaya aday bazı Arap ülkelerinin coşkusunu da söndürdüğünü söyleyen aynı kaynaklar, bu yüzden Başkan Trump’ın danışmanı ve damadı Jared Kushner’in hızlı bir şekilde ilhak planının durdurulduğunu açıkladığını ve söz konusu silahları BAE'ye satma konusunda kararlı olduklarını vurguladığını belirttiler. Dışişleri Bakanı Pompeo da BAE ve İsrail arasında yapılan anlaşmadaki boşlukları dolduran bir formül geliştirdi. Netanyahu ile düzenledikleri ortak bir basın toplantısında konuşan Pompeo, ABD’nin ‘İsrail'in Ortadoğu’da askeri üstünlüğünü korumaya kararlı’ olduğunu vurguladı.
Pompeo şöyle devam etti:
“ABD’nin BAE ile yakın askeri ilişkileri var. Bu nedenle Washington, BAE'nin kendini İran tehdidinden koruması için silah anlaşmasının gidişatını ve uçak satışını incelemeye devam edecek.”
Pompeo ve Netanyahu dün Batı Kudüs'te bir araya geldikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini güçlendirmeye, normalleşme anlaşmalarına ve BAE ile anlaşma konusuna, İran’ın nükleer programına ve Tahran'a yönelik yaptırımların yeniden başlatılmasına değinildi. Netanyahu ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, BAE ile yapılan anlaşma hakkındaki bilgilerin kendilerinden saklanmasına öfkelenen ve orduya danışmadan BAE ile yapılacak bir silah anlaşmasını onayladığı için kendisine sert eleştirilerde bulunan Genelkurmay Başkanı, Savunma Bakanı ve Dışişleri Bakanı’na hitaben, “BAE ile yapılan anlaşma, İsrail'in herhangi bir silah anlaşmasına onay vermesini içermiyor. Böyle bir anlaşma bilmiyorum. Sayın Pompeo ile görüştükten sonra da tutumumuzun değişmediğini teyit ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Netanyahu şöyle devam etti:
“Sayın Pompeo’dan ABD’nin İsrail’in bölgedeki askeri üstünlüğüne korumaya bağlı kalacağını öğrendim. Bu durum kırk yıldır Mısır'da ve yirmi yıldır Ürdün'de kanıtlanmıştır. ABD, bu ülkelerde verdiği sözü yerine getirdi. Şimdide bunu gerçekleştireceğinden hiç şüphem yok.”
ABD’nin İran’a yönelik politikasını öven ve Tahran’a yeniden yaptırımlar uygulanmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Netanyahu, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kenara çekiliyor ve harekete geçmiyor. Yaptırım uygulama mekanizmalarına katılmıyor. Bu bir skandal. Bu durum İran rejiminin bölgedeki ve dünyadaki agresif davranışlarını sürdürmek için tanklar, uçaklar ve silahlar elde edebileceği anlamına geliyor” şeklinde konuştu.
Dışişleri Bakanı olarak atandığından bu yana Pompeo ile yaptığı onlarca telefon görüşmesi dışında on ikinci kez görüştüğünü belirten Netanyahu, ABD ve İsrail'i daha da yakınlaştıran tarihi anlaşmaya övgüde bulundu.
Pompoe ile yaptıkları son görüşmeden sonra iki önemli gelişme kaydedildiğini söyleyen Netanyahu, “Birincisi, İran saldırganlığına karşılık vermeniz ve Snapback yaptırım mekanizmasını etkinleştirmeniz. Bunu yaptığınız için sizi takdir ediyorum. İnsanların İran ile yapılan bir anlaşmanın tamda beklediğimiz gibi başarısız olacağını anlamaları gerektiğine inanıyorum. Anlaşma, İran'ın saldırgan davranışlarını azaltmadı, aksine onu besleyerek işleri daha da kötüleştirdi. Nükleer anlaşmanın imzalanmasından bu yana, İran'ın Ortadoğu'nun her yerinde ve ötesinde bir ülkeyi füze saldırıları, terörizm, gasp, hırsızlık ve cinayetle hedef alarak yutmak ve avlamak için  mağarasından nasıl çıktığını gördük. BMGK’nın ABD’nin yaptırım mekanizmasına katılmaktan kaçınmasını ve hatta buna itiraz etmesini görmekten utanç duyuyorum. Bu durum, İran rejiminin tanklar, uçaklar, füzeler ve savunma sistemleri satın alarak bölgedeki ve dünyadaki agresif davranışlarını devam ettirmesi anlamına geliyor. İkincisi ise İsrail ve BAE arasında tarihi niteliğe sahip tam normalleşmenin sağlanmasına yönelik bir barış anlaşmasının imzalanmasıdır. Bu gelişme, Başkan Trump'ın arabuluculuğu ve sizin yardımınızla oldu. Ayrıca bölgede barış ve istikrar için büyük bir başarı anlamına gelen bu anlaşma, daha fazla ülkenin de bu sürece katılabileceği yeni bir dönemi müjdeliyor. Bunun hakkında konuştuk ve umarım yakın gelecekte daha iyi haberlerimiz olur” dedi.



Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.