İran’daki eski bir mahkuma göre İran derin devleti, Washington düşmanlığını “hayatta kalmanın sırrı” olarak görüyor

Çin asıllı ABD vatandaşı Şiyue Wang'ın İran’daki hapis hayatı takas anlaşması ile sona ermişti. (Reuters)
Çin asıllı ABD vatandaşı Şiyue Wang'ın İran’daki hapis hayatı takas anlaşması ile sona ermişti. (Reuters)
TT

İran’daki eski bir mahkuma göre İran derin devleti, Washington düşmanlığını “hayatta kalmanın sırrı” olarak görüyor

Çin asıllı ABD vatandaşı Şiyue Wang'ın İran’daki hapis hayatı takas anlaşması ile sona ermişti. (Reuters)
Çin asıllı ABD vatandaşı Şiyue Wang'ın İran’daki hapis hayatı takas anlaşması ile sona ermişti. (Reuters)

Mustafa el-Ensari
Çin asıllı ABD vatandaşı Şiyue Wang, İran'da tutuklu bulunduğu dönemden çıkardığı dersleri anlatırken, tutuklanmadan önceki düşüncesinin ve birçok ABD’li çevrenin kanaatinin aksine Washington ve Tahran arasında yakınlaşmanın imkansız olduğunu söyledi.
Şiyue Wang, İran’daki derin devletin, ABD düşmanlığını ‘hayatta kalmanın sırrı’ olarak görmeye devam etmesi ve hatta bunu Tahran ve Washington arasında nükleer anlaşma imzalandığı zaman bile sürdürmesi karşısında dehşete kapıldığını belirtti. Nitekim İran, nükleer anlaşma sayesinde çok sayıda imtiyaz elde etmişti. Bunların arasında İslam Cumhuriyeti’ne karşı sıkı yaptırımların ardından Washington’da dondurulan milyonlarca dolara erişim de bulunuyordu.

En iyi çözüm kontrollü gerilim
ABD’li araştırmacı Şiyue Wang’ın bu ifadeleri, Washington’da Dış İlişkiler Konseyi’nin yayımladığı Foreign Affairs dergisindeki yazıda geçiyor. Şiyue Wang yazısında İran hapishanelerindeki üç yıllık süreçte çıkardığı dersleri anlattı.
Wang yazısında şu ifadeler yer verdi:
“Washington'ın Tahran'a karşı izlediği politika ne olursa olsun ABD’ye karşı düşmanlığı koruma ihtiyacı, İranlı yetkililer tarafından büyük ölçüde kabul görüyor. Üst düzey hükümet ofisinde çalışmış olan bir mahkum bana, İran’ın eski Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Said Celi’nin ‘rejimin ABD ile hiçbir uzlaşma istemediğini çünkü böyle bir durumda meşruiyetini kaybedeceğini, rejimin bunun yerine iç ve dış politikalarını haklı göstermek için ABD ile kontrollü gerilimi korumayı istediği’ şeklindeki ifadelerini aktardı.”
İran’da 1785-1925 arasında hüküm süren Kaçar Hanedanı tarihi üzerine yaptığı doktora çalışması için İran’da farsça eğitimi alan ve İran Ulusal Arşivi’nde araştırmalar yapan Şiyue Wang, 2016 yılında başkent Tahran’da gözaltına alındı. Kendisine Temmuz 2017’de yapılan duruşmada “düşman ülkeyle iş birliği” yapmak suçlamasıyla 10 yıl hapis cezası verildi. Şiyue Wang, İsviçre’nin arabuluculuğunda ABD ve İran’ın ağustos ayı başında yaptığı esir takasında serbest kaldı.
Bununla birlikte hapis yılları, Şiyue Wang’a İran yönetiminin kulislerinde olup bitenleri yakından görme imkanı verdi. Şiyue Wang, Washington düşmanlığının İran için ne denli önemli olduğunu göstermek için bir diğer mahkumun şu sözlerini aktardı:
“İran’ın eski Birleşmiş Milletler Temsilcisi, sürekli ABD düşmanlığının İran’ın ulusal çıkarı için uzun vadede zararlı olacağını belirterek bundan kaygılı olduğunu dile getirirdi. Ancak bununla birlikte astlarına saf bir yakınlaşma ümidinden vazgeçmeleri çünkü İslam Cumhuriyeti’nin buna izin vermeyeceği tavsiyesinde bulunurdu.”

Casusluk itirafı
ABD’li araştırmacıya göre rejim yandaşları, ABD düşmanlığını kişisel ve kurumsal çıkar elde etmek için kullanıyor ve bu amaç uğrunda düşmanlığı artırıyorlar. Şiyue Wang bir soruşturmacının “kendisinin casus olmadığını bildiği halde” sorgulamanın sonunda casusluk itirafında bulunmasını istediğini belirterek “İran istihbarat birimlerinin hakkımda dava açması için böyle bir itiraf zorunluydu” dedi.
Şiyue Wang sözlerini şöyle sürdürdü:
“Daha sonraları İranlı medya kaynaklarından, İran Devrim Muhafızları’nın bir kanadı olan İslami Devrim Muhafızları istihbaratı ve İstihbarat Bakanlığı -bu iki istihbarat servisi İran’da rekabet halinde- arasında, Ocak 2016’da tutuklu Amerikalıların serbest bırakıldığı bir dönemde ABD’de 1,7 milyar dolarlık dondurulmuş mal varlığını hangi istihbaratın geri alacağına dair bir tartışma meydana geldiğini öğrendim. Bu tartışmanın sonucu olarak İran istihbarat servislerindeki iki rakip grubun ABD’ye karşı siyasi piyon olarak kullanmak için daha fazla Amerikalıyı tutuklamaya devam etmeleri mantıklı geliyor.”
ABD’li doktora öğrencisi, sonuç itibariyle İran ile ilgili kafasında netleşen tabloyu şöyle aktardı:
“ABD'li politika yapıcılar ve halk, İran'ın ABD ile sorunlu ilişkisinin temelinde şu gerçeğin yattığını anlamalıdır: Teokrasinin hayatta kalması ve elit kesiminin refahı, çatışma durumunu korumak için savaşa veya rejimin yok olmasına neden olmadan ABD’ye karşı düşmanlığı sürdürmeyi gerektirir. İran İslam Cumhuriyeti maalesef benim gibi ve İran ile Ortadoğu’nun dört bir yanında sıradan kişilere acı çektirerek kendi üzerine düşen rolü titizlikle yerine getirmeyi sürdürüyor.”

Ilımlıları düşünmek düşmanlığı körüklüyor
Şiyue Wang yazısını şu sözlerle sürdürdü:
“ABD’nin İran için önemi, İran’ın ABD için öneminden daha fazladır. Ancak İran zarar veren bir güç ve ABD ile müttefiklerine büyük zararlar verebilir. Bu yıkıcı güç İran’ın ana etkisidir. ABD bu durumu, İran ile ilgili tartışmaların kutuplaştırma boyutlarından bağımsız bir şekilde asla aklından çıkarmamalı. İranlı ılımlıların kapasitesini artırmayı veya İslam Cumhuriyeti'nin devrimci doğasını değiştirme olasılığını düşünmek, ABD karşıtı söylemleri ve İran rejim medyasının çarpıtmalarını körüklüyor ve ABD'deki siyasi bölünmelerden yararlanmasına olanak sağlıyor.”
Şiyue Wang tutuklanmadan önce Washington-Tahran hattında düşmanlığın kaçınılmaz bir kader olmadığını ve bunun değişebileceği kanaatine sahip olduğunu ancak tutuklanmasının ardından resmin tamamını gördüğünü ve mevcut İran rejimi ile yeni bir sayfa açmanın gerçekleşmeyecek bir hayalden ibaret olduğunu ifade etti.

Rejimin Evin Cezaevi’ndeki adamları
Şiyue Wang sözlerine şöyle devam etti:
“Ağustos 2016’da, tutuklanmamdan kısa bir süre sonra İran İstihbarat Bakanlığı’ndan bir soruşturmacı bana İran ve ABD arasındaki düşmanlık hakkında bir soru sordu. Kendisine açık bir şekilde, her Amerikalı gibi İran ve ABD’nin iki düşman olmak zorunda olmadığını düşündüğümü söyledim. Tıpkı Richard Nixon’ın 1972’de Pekin’i ziyaret ettiği gibi, Barack Obama’nın da Tahran’ı ziyaret etmesi ve ilişkilerde yeni bir sayfa açması gerektiğini söyledim. Soruşturmacı dalga geçti ve bana ‘ABD Başkanı’nın ülkesinde hoş karşılanmayacağını’ söyledi.”
Bununla birlikte Şiyue Wang, “kötü şöhrete sahip” diye nitelediği Evin Cezaevi’nde geçirdiği 40 ayın ardından ABD ve İran arasındaki ilişkiler hakkında sahip olduğu düşüncelerde hayal kırıklığına uğradığını belirtti. Şiyue Wang “İran rejiminin doğası aşamalı bir şekilde değişiyor. Orada (Evin Cezaevi) rejimin gerçek eylemlerini içerden gördüm. Diğer mahkûmlarla ve her kesimden İranlılarla kurduğum iletişimden çok şey öğrendim. Birçoğu geçmişte rejimle çalıştı” ifadesini kullandı.
Diğer yandan İran rejimi ise ABD ile diyalog kurmak isteğini açıkça dile getirmesine rağmen ABD karşıtı söylemlerini güvensizlik, Washington’ın güvenirliğinden şüphe etme ve İslam Cumhuriyeti’ne gizli tuzak kurma bahanesiyle savunuyor. Tahran’daki makamların idari mercii konumunda bulunan Ali Hamaney bir konuşmasında “Bizim bir numaralı düşmanımız ABD'dir. Amerikalı yetkililer yalancı, açgözlü, zalim, acımasız, terörist ve şarlatandırlar” ifadesini kullanmıştı.



Roket saldırısının ardından Hayfa rafinerisinde yangın çıktı

İsrail medyasında yayınlanan bir fotoğrafta Hayfa rafinerisindeki yangın görülüyor.
İsrail medyasında yayınlanan bir fotoğrafta Hayfa rafinerisindeki yangın görülüyor.
TT

Roket saldırısının ardından Hayfa rafinerisinde yangın çıktı

İsrail medyasında yayınlanan bir fotoğrafta Hayfa rafinerisindeki yangın görülüyor.
İsrail medyasında yayınlanan bir fotoğrafta Hayfa rafinerisindeki yangın görülüyor.

İsrail Yayın Kurumu bugün yaptığı açıklamada, roket saldırısı sonrası Hayfa’daki Bazan petrol rafinerisinde yangın çıktığını bildirdi.

İsrail medyası, Hayfa şehri ve Hayfa Körfezi’ni hedef alan 10 roket fırlatıldığını aktarırken, bazı raporlar saldırının İran ve Hizbullah tarafından eş zamanlı gerçekleştirildiğini öne sürdü.

Rafinerinin doğrudan roketle mi yoksa bir roketin imha edilmesi sırasında çıkan parçalarla mı hedef alındığı henüz netleşmedi.

İsrail itfaiye yetkilileri, Hayfa’daki rafineride bir sanayi binası ve yakıt tankının, imha edilen bir roketin parçalarından zarar gördüğünü belirtti. Olayda yaralanma haberi gelmedi.

İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, rafineride üretim tesislerine herhangi bir zarar gelmediğini ve yakıt tedarikinin etkilenmeyeceğini açıkladı.

İsrail ordusu, sabah saatlerinde İran’dan İsrail topraklarına doğru fırlatılan roketleri tespit ettiklerini ve savunma sistemlerinin tehditleri engellemek için aktif olduğunu duyurmuştu.


İran, ABD’nin taleplerini gerçekçi bulmuyor... Trump ise ‘rejim değişikliğini’ övüyor

İran, ABD’nin taleplerini gerçekçi bulmuyor... Trump ise ‘rejim değişikliğini’ övüyor
TT

İran, ABD’nin taleplerini gerçekçi bulmuyor... Trump ise ‘rejim değişikliğini’ övüyor

İran, ABD’nin taleplerini gerçekçi bulmuyor... Trump ise ‘rejim değişikliğini’ övüyor

xABD Başkanı Donald Trump, ABD-İsrail savaşının ‘İran rejiminde değişim’ sağladığını belirterek, mevcut liderleri ‘son derece mantıklı’ olarak nitelendirdi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir ‘anlaşma’ yapmayı planladığını söyledi.

Trump, dün akşam yayımlanan Financial Times röportajında, ‘İran petrolünü ele geçirmek istediğini’ ve İran’ın petrol ihracat merkezi olan Harg Adası üzerinde kontrol sağlayabileceğini belirtti. Trump, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan petrol tankerlerinin geçişine izin verdiğini de ifade etti.

Diğer taraftan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Tahran’ın aracı kişiler üzerinden ABD’den müzakere teklifleri aldığını, ancak bu önerileri ‘gerçekçi, mantıklı ve ölçülü bulmadıklarını’ açıkladı.

Öte yandan, Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yapılan görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında ‘müzakereleri kolaylaştırmaya hazırlandığını’, bunun çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasını hedeflediğini bildirdi.


Ali Dayi’nin adının caddeden silinmesine yönelik tepkiler ve İran Azerilerinin tutumları

Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)
Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)
TT

Ali Dayi’nin adının caddeden silinmesine yönelik tepkiler ve İran Azerilerinin tutumları

Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)
Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)

Rustem Mahmud

İran'ın başkenti Tahran’da Belediye Meclisi, savaşın zorlu koşullarına rağmen, İran'ın en ünlü futbolcusu Ali Dayi'nin şehrin caddelerinden birine verilen adının değiştirilip yerine, savaşın ikinci gününde ABD tarafından düzenlenen hava saldırısında hedef alınan ilkokul öğrencilerine atıfla ‘Minab İlkokulu Şehitleri’ adının verilmesini önerdi.

Tahran Belediye Meclisi, Azeri kökenli olduğu bilinen İranlı futbolcu Dayi’nin adının caddeden silinmesine yönelik kararını, yaptığı açıklamada şöyle gerekçelendirdi:

Bu karar, ülkenin içinde bulunduğu mevcut savaş koşullarına karşı bazı şahsiyetlerin ve simgelerin sessiz kalmasından kaynaklanan halkın hoşnutsuzluğu nedeniyle alınmıştır.”

Belediye Meclisi, bu açıklamayla Dayi'nin ülkedeki resmî kurumlarla ve yetkililerin propagandasıyla olan etkileşimine işaret ediyordu.

Kararın alınmasından bir gün sonra, resmi haber ajansları, nüfusun çoğunluğunu Azerilerin oluşturduğu Batı Azerbaycan ilinde 25 kişinin ‘yalan haber yaymak’, ‘sabotaj eylemlerini belgelemek’ ve bunları ‘düşman ağlara’ göndermek gibi suçlamalarla gözaltına alındığını duyurdu. Bunların, İranlı yetkililerin Azeri kökenli İranlı siyasi aktivistlere yönelttikleri geleneksel suçlamalar olduğu biliniyor.

Bu iki olay, onlarca benzer vakaya örnek teşkil ederken Azeri kökenli İranlı aktivistler, entelektüeller ve politikacılar, bunların kendileriyle ilgili günlük olayları belgelediğini belirttiler. Her bir olayın, ülkede siyasi, kültürel ve ekonomik zulüm gördüklerinin bir göstergesi olduğunu vurgularken güvenlik güçlerinin ve DMO'nun kendilerinden şüphelendiklerini, bunun da ‘büyük bir etnik grup olmaları ve stratejik bir coğrafi bölgede yaşamalarından’ kaynaklandığını vurguladılar.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre konuya ilişkin yorum yapanlardan biri, caddenin isminin değiştirilmesi kararına ilişkin yazısında, ‘sayısız ünlü sporcu, sanatçı, şair ve müzisyenin son yıllarda savaşa karşı olduklarını ifade edip halk protestolarını desteklediklerine, ancak Ali Dayi'ye ait olan dışında hiçbir caddenin isminin değiştirilmediğine’ dikkati çekti.

Azerilerin üç siyasi akımı

Gayri resmi istatistiklere göre İran’daki Azerilerin nüfusu 15 ila 20 milyon arasında değişiyor. Bu topluluk, kuzeybatıdaki dört ilin (Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil ve Zencan) mutlak çoğunluğunu oluşturuyor.

Mevcut savaş ve İran'ın geleceği ile siyasi sistemi hakkında iç ve dış kamuoyunda yaşanan tartışmalar, İran Azerilerinin görüş ve tutumlarını ortaya çıkarmak için bir fırsat oluşturuyor. Gözlemcilere göre bu görüş ve tutumlar, birbirinden açıkça ayrılan üç düzeyde şekilleniyor. Birinci kesim, İran devlet kurumları ve iktidar mekanizmalarına entegre olmuş, bunları kendi devletleri ve siyasi sistemleri olarak görenler. Ülkenin Azeri kökenli ikinci Dini Lideri Ali Hamaney'in ülkenin yönetiminde başı çekmesi, ardından oğlu Mücteba Hamaney'in bu göreve gelmesi, aynı şekilde mevcut Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve birçok bakan ile birinci dereceden yetkilinin Azeri kökenli olması bunun kanıtı olarak gösterilebilir.

dsv
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, İran milli takımının ünlü oyuncusu Ali Dayi'den, takımın Dünya Kupası'na katılmak üzere Almanya'ya gitmeden önce milli takım forması hediyesini alırken, 3 Haziran 2006 (AFP)

Bu kişiler genellikle dini/mezhepsel ideolojik bir arka plana sahip siyasi çevrelerden gelmektedir. İran’daki iktidar sistemini, yöneticilerinin etnik kökenine bakılmaksızın, 12 İmam Şiilerine özgü bir sistem olarak görüyor. Azeri bölgelerindeki din adamları, büyük tüccarlar, yerel iş adamları, aşiret liderleri ve devlet kurumlarının üst düzey memurlarından oluşan ağlar, bu entegrasyonist sınıfın temelini oluşturuyor.

Onların tam tersine, ‘Azeri milliyetçileri’ ise, devletin dini/mezhepsel kimliğini ve ülkedeki siyasi sistemi, kendi görüşlerine göre 19’uncu yüzyılın başlarına kadar uzanan Fars milliyetçiliğinin egemenliği önünde sadece bir paravan olarak görüyorlar. O dönemde ‘tarihi Azerbaycan’, Kaçar Hanedanlığı İran’ı ile Çarlık Rusya’sı arasında bölünmüştü. Bu kesimi temsil eden siyasi akımlar, özerklik, federalizm ve konfederalizm çağrılarından bağımsızlığın yanı sıra Azerbaycan devletine yeniden katılma gibi taleplere sahipler. Bu gruplar çoğunlukla İran dışında faaliyet gösteren ve bazı bölge ülkelerinden destek alan Azeri milliyetçi partilere mensuplar. Ancak bu siyasi örgütler, İran'daki Kürt ve Beluç muadillerine kıyasla daha az tanınıyor ve daha az nüfuza sahip.

Gayri resmi istatistiklere göre İran'daki Azeri nüfusu 15 ila 20 milyon arasında değişiyor ve bu nüfus, ülkenin kuzeybatısındadaki dört ilin mutlak çoğunluğunu oluşturuyor.

Bu iki kesim arasında ‘Azeri reformcular’ ise Azeri dili ve kültürüne daha fazla ilgi gösterilmesi, merkezi olmayan yönetim biçimlerine meşruiyet kazandıran ve Azeri bölgelerindeki kurumların özgünlüğünü ve kamusal alanın kimliğini koruyan yasaların çıkarılması yoluyla, İran anayasası ve devlet kurumları çerçevesinde Azerilerin İran devleti içindeki konum ve rolünün güçlendirilmesini savunuyor.

Bu eğilimde olanlar hem entegrasyoncuları hem de ayrılıkçıları eleştirirken onları ya kendi çıkarlarının peşinden koşmakla ya da İran'da Azerilerin devlet ve toplumla kesişme durumlarını ve düzeylerini anlamak için gerçekçi bir siyasi okumaya dayanmamakla suçluyorlar. Bu kişiler genellikle kültürel, akademik ve sanatsal geçmişe sahip olup, gençler, öğrenciler ve şehir sakinleri üzerinde yoğun bir etkiye sahip.

Siyasi kaos

İran meseleleri konusunda uzman araştırmacılar, İran’daki Azeri siyasi örgütlerin talepleri ile Kürtler, Araplar ve Beluçlar gibi Fars kökenli olmayan İranlı milliyetlerin talepleri arasında köklü bir fark olduğuna işaret ediyor. Diğer gruplar, siyasi rejim yıllardır milliyetçi eğilimli siyasi hareketlerini bastırmak için kararlı bir çaba sarf etse de coğrafi temelli taleplerini dile getirip Fars muadilleriyle siyasi ve sembolik egemenliği paylaşmayı talep etseler de bu gruplar kendi toplumlarının halk kesimlerinde yoğun bir varlık, etki ve etkinliğe sahipler. Dini kurumlar, iş adamları ve aşiret liderleri, bu ulusal azınlık topluluklarında bu siyasi örgütlerin rolünü gölgede bırakmayı başaramadı. Bu, Azerbaycan'da mevcut olmayan bir durumdur.

İsrail ile İran arasında 2025 yazında yaşanan savaşın ardından, yakın gelecekte savaşın tekrarlanacağına dair işaretlerin belirginleşmesiyle, 11 İranlı Azeri siyasi örgüt, ‘Güney Azerbaycan Örgütleri ve Partileri İşbirliği Konseyi’ni kurmayı başardı.

Konsey, İran rejimine yönelik sert ifadelerin olduğu bir bildiri yayınladı. Bildiride şu ifadeler yer aldı:

"İran'daki en büyük etnik grup olan Azeri halkının uzun yıllardır şiddetli baskı ve zulümle karşı karşıya olduğu artık kimse için bir sır değil. Teokratik rejim, ülkenin kaynaklarını kendi varlığını korumaktan başka bir değeri olmayan ideolojik maceralara harcadı ve halkın canlarını ve mallarını rehin aldı... Bu koşullar altında, Azeri halkının kendini savunmak için başka bir seçeneği yoktur ve biz, barış ve istikrarı destekleyen komşu ülkeler ve halkların yanı sıra dünyadaki ilerici güçlerin de bu yolda bizimle birlikte olacağından eminiz.”

Bildiriyi, Azerbaycan Demokrat Partisi, Azerbaycan Merkez Partisi, Azerbaycan Ulusal Direniş Örgütü, Azerbaycan Öğrenci Hareketi, Güney Azerbaycan Cumhuriyetçi Partisi ve Güney Azerbaycan Bağımsızlık Partisi gibi siyasi ve sektörel örgütler imzaladı. Ancak imzacıların gelecekte atacakları siyasi adımlara dair herhangi bir ipucu verilmezken belirgin bir açıklama da yapılmadı.

2025 Aralık ve 2026 Ocak aylarında Tebriz, Urmiye ve Erdebil şehirlerinde ve diğer Azeri bölgelerinde yaşanan geniş çaplı gösteriler, göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çatışmalara dönüştü. ‘Çarşı tüccarları’, yakın tarihlerinde ilk kez, bildiriyi imzalayan siyasi güçlerin çağrılarına uydu. Bu da Azeri siyasi yapısında köklü bir dönüşüme işaret etti.

İç ve bölgesel faktörlerin kesişimi

İranlı Azeri aktivist Abbas Bedir Varisi, İran'daki Azerilerin siyasi konumunu açıklıyor ve bunu, onları Kürt, Arap ve Beluç muadillerinden ayıran, tarihsel boyutları olan bir dizi iç ve bölgesel faktörle ilişkilendirdi. Azeriler ile Farslar arasında yaşanacak herhangi bir geniş çaplı çatışmanın İran devletinin kendisinin dağılmasına yol açacağını öngören Varisi, Azeri meselesinin ulusal ve mezhepsel söylemlerle örtbas edilmeye devam edilmesinin imkânsız olduğuna dikkati çekti.

Sosyal medya ve yurt dışından Türkçe (Azeri lehçesi) yayın yapan medya kanallarının izleyici kitlesindeki artış, Ahmedinejad ve Ruhani dönemlerinde artan siyasi baskı, Azeri etnik kimliği temelinde iç dayanışmanın güçlenmesine yol açtı.

Azerilerin siyasi ve kültürel hakları alanında faaliyet gösteren aktivist Varisi, şunları ekledi:

“Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye’nin İran’ın batı sınırında yer alması, Azeri meselesini daha da karmaşık hale getiriyor. Her iki ülke de 20. yüzyılın başlarında İran devletinin modern kuruluşundan bu yana Azerilere kültürel, medyatik ve hatta siyasi olarak sürekli destek verirken, İran devletiyle çatışma olasılığı konusunda güvenlik açısından temkinli davrandı ve stratejik endişeler taşıdı. Dolayısıyla Azerileri defalarca kez kendi ülkelerinin yetkilileriyle uzlaşıya ve hiçbir zaman onlarla açık bir çatışmaya başvurmamaya teşvik ettiler. Türkiye, Azerilerle olan kültürel ve duygusal bağı, İran’ın Türkiye’deki Kürtler üzerindeki etkisine denk bir etki unsuru olarak görüyor. Ancak Azerilerin milliyetçiliğinin yükselişinin, İran devletini parçalamaya veya zayıflatmaya ve ülkenin tam egemenliğini elinde tutma yeteneğini zedelemesine yol açmasından her zaman korkuyor. Böyle bir durumun gerçekleşmesi, Türkiye'nin ulusal güvenliğini zedeler. Azerbaycan da Azerilere karşı aynı eğilime sahip, ancak İran'ın Kafkasya bölgesinde vereceği tepkiden büyük ölçüde çekiniyor. Bu tepki, özellikle Ermenistan ile olan ilişkilerinde Azerbaycan'ın çıkarlarına ve istikrarına zarar verebilir. Aynı şekilde Azerbaycan, Türk etnik grubu içinde bir tür mezhepsel denge oluşturmaya özen gösteriyor ve İran'daki Azerilerin tamamen Türkiye'nin lehine kaymasının bir yararı olmadığını düşünüyor.”

frb
ABD tarafından hava saldırısı düzenlenen Minab Kız Okulu'nun enkazı, 28 Şubat 2026 (AFP)

İran Azerilerinin genç kesimlerinde meydana gelen ve onların daha fazla ulusal bilinç ve iç örgütlenme yeteneği kazanmalarını sağlayan değişimlere de dikkati çeken Varisi, şunları söyledi:

“Sosyal medya ve yurtdışından Türkçe (Azeri lehçesi) yayın yapan medya kuruluşlarının takip edilmesindeki artış, ayrıca eski cumhurbaşkanları Ahmedinejad ve Hasan Ruhani dönemlerinde artan siyasi baskı, Azeri etnik kimliği temelinde daha fazla iç dayanışma biçimlerinin oluşmasına zemin hazırladı. Bugün İran'da tamamen Azeri kimliğine sahip kültürel, ekonomik ve hatta siyasi faaliyet alanları bulunuyor. Son yıllarda Azeri şehirlerinin en yüksek düzeyde genel protesto gösterileri düzenlemesi, Kürtler ve Azeriler arasında ortak bölgelerde defalarca kez siyasi ve halk çatışmalarının yaşanması, futbol maçları gibi etkinliklerde yapılan tezahüratlar, hepsi bu eğilimin birer göstergesi. Bu eğilim siyasi bir örgütlenme halini alırsa, İran'ın birliği için gerçek bir tehdit oluşturur. Çünkü Azeriler, Kürtler, Araplar ve Beluçlar gibi bir ulusal azınlık değil, İran devletinde Farslara paralel bir etnik unsurdur. Kimliklerinin patlaması, İran'ın patlaması anlamına gelir."