Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü Mismari: Büyük devletler Libya’da çözüm istemiyor

Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)
Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)
TT

Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü Mismari: Büyük devletler Libya’da çözüm istemiyor

Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)
Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)

Mina Medkur
Libya’daki durumun karmaşıklığı ve giriftliği karşısında çoğu kişinin güçlü şekilde dile getirdiği bir soru var: Şu anki Libya sahnesi nasıl tanımlanabilir? Değişikliklerin her an birbirini izlediği ve bu değişikliklerin doğrudan Libya haritasına yansıdığı böyle bir dönemde bu soruya yanıt vermek zor görünüyor. Avrupa başta olmak üzere uluslararası toplum, 2011’deki ayaklanma ve Muammer Kaddafi rejiminin düşüşünden bu yana geçen yaklaşık 9 yıl boyunca uzayan Libya krizine siyasi çözüm bulmak için çaba göstermedi. Siyasi ihtilaflar devam etti, ulusal birlik hükümeti halen kurulamadı, ülke kaderinin bölünmeyle sonuçlanacağına dair endişeler giderek artıyor. Nitekim sahada bulunan güçler ve Türkiye başta olmak üzere dışardaki destekçileri bölünmenin işaretlerini veriyor.
Independent Arabia, General Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu (LUO) Sözcüsü Tümgeneral Ahmed el-Mismari ile röportaj gerçekleştirdi. Mismari, başta Türkiye’nin müdahalesi, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) askeri desteği ve UMH güçlerine destek vermesi için paralı askerleri taşıması gibi gelişmelerin gölgesinde kalan karmaşık durumları çok yönlü olarak bütün detaylarıyla anlattı.

Cezayir diyaloğu ve Cezayir-Tunus rolü

- Sohbetimize, Fas’ın ev sahipliğinde Libyalı tarafları arasındaki diyalog turlarıyla başlıyoruz. Fas'ın Bouznika kentinde gerçekleştirilen ‘Libya Diyalog Toplantısı’na Tobruk Temsilciler Meclisi (TM) ve Libya Devlet Yüksek Konseyi’nden temsilciler katıldı. Bu diyalog turları, Libya krizine siyasi çözümler bulmak için bir çıkış yolu açmayı hedefleyen girişimleri ifade ediyor. Libya içindeki çevrelerin bir açılım olmasına ihtimal vermediği bu ortamda diyalog turlarında yeni bir girişim var mı?
Genel Komutanlık, Libyalıların işgalci, paralı askerler, suç çeteleri ve terörden uzak güvenli bir devlet beklentisi ve hayallerini gerçekleştirmek için her türlü girişime gider. Daha önce de bu amaçla Kahire ve Berlin’e gittik. Ancak çözüm Libyalıların elinde değil; büyük devletler Libya’da çözüm istemiyor. Bunun kanıtı ise Birleşmiş Milletlerin (BM) Gassan Selame’nin ardından 6-7 aydır yeni bir temsilci tayin etmemesidir. Bu ihtilaf Libya kaynaklı değil. Bilakis bütün devletler Libya sahnesinde büyük kaosun gölgesinde elde ettikleri kazanımları ve çıkarları korumak için temsilci göndermek istiyor.

- Diğer taraftan, özellikle Erdoğan’ın bu yılın başında Cezayir’i ziyaret etmesinden bu yana Libya krizi Türkiye-Cezayir eşgüdümü ve işbirliğine şahit oluyor. Cezayir’in tutumu nasıl nitelendirilebilir? Ayrıca, Tunus’un rolü, ülke içindeki İhvan Örgütü güçleri ve iç sebeplerden ötürü rafa mı kalktı?
Şahsi kanaatime göre, Tunus’ta olup bitenler, Libya’da yaşananları tekrarlama ve Tunus’u güç kullanarak Türkiye-Katar üssüne dönüştürme girişimidir. Ancak Tunus halkı kültürlü ve bilinçlidir; Tunus’taki bu tekeli veya İhvancı otoriteyi kırmaya çalışıyor. Fakat Cezayir’in rolü, ulusal çıkarın ve Libya krizinin çözümünden yanadır. Ancak güvenlik temelli bir hamle yapmak istemiyorlar bilakis bunun siyasi temelli olmasını istiyorlar. Bu noktada bizimle Cezayir arasında görüş farklılıkları bulunuyor. Onlar, sınırlarımızın müşterek olduğunu ve akıbetimizin bir olduğunu çok iyi biliyorlar. Libya’da olup bitenler Cezayir güvenliği için tehlikelidir. Ayrıca herkesi memnun edecek bir çözüm istiyorlar.

- Peki, bu “herkes”in içine kimler giriyor?
Libya halkı, İhvan ve teröristler. Bu, hatta Cezayirlilerin kendileri için bile çok tehlikeli. Biz, Libya topraklarında Cezayir ya da başka bir sınır devleti için tehlike kaynağı olabilecek bir teröriste asla yer veremeyiz.

Serrac ve Erdoğan (AFP)
Serrac’ın düşmesi

Libya sahnesi son zamanlarda UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın tutuklanması ile görevine iadesi arasında gidip gelen bir tartışmaya şahit oldu. Trablus’ta milislerin barışçıl göstericilerin üzerine ateş açması ve bakanlığı süresince izlediği politikalar nedeniyle Başağa hakkında idari bir soruşturma yürütüldü. Ancak UMH, geçen perşembe günü Başağa’nın görevine iade edildiğini açıkladı. Bu gelişme Başağa’nın sahip olduğu gücün boyutunu gösterdi. ABD ve uluslararası toplumun arabuluculuğu sonrasında Serrac’ın Başağa’yı İçişleri Bakanı olarak görevine iade etmesi önemli işaretler veriyor. Bunların başında Başağa’nın Batı’daki en güçlü taraf haline geldiğidir.
(UMH 29 Ağustos’ta yayınladığı açıklamada, Başağa’yı "tedbir amaçlı" görevden aldığını açıkladı. Açıklamada, Başağa hakkında ‘verdiği izinler, göstericilere gerekli korumanın sağlanması ve gösteriler hakkında yaptığı açıklamalar’ nedeniyle 72 saat içinde Başkanlık Konseyi nezdinde idari soruşturma açılacağı bildirilmişti)
Yaşananlar, Serrac için sonun başlangıcı olabilir. Fethi Başağa’nın ya da esasında Türkiye’nin Fayiz es-Serrac’a karşı yönettiği bir darbe olarak düşünülebilir. Türkiye, Serrac’ı bir sonraki aşamada düşürmek için Başağa’yı güçlü bir şekilde destekliyor. Türkler, en güçlü adam olarak görünen Başağa’ya yöneldi. Başağa aynı zamanda Müslüman Kardeşler grubunun fikirlerini benimsiyor. Bunun kanıtı da şudur: Halihazırda Müslüman Kardeşler’in müttefiki olan El Kaide örgütünü -BM Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütü olarak kabul edilmesine rağmen- doğrudan takip eden çok radikal tugaylar var. Tüm bu tugaylar, Başağa’nın Türkiye’den dönüşü sırasında onu karşılamak için Mitiga Havalimanı'nda duran askeri bandoyla birlikte bulunuyordu.

UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa (AFP)
Başağa için düzenlenen askeri geçit ve iç bölünme

Libyalı aktivistler, Başağa’nın tutuklanmasının ardından ona destek veren militanlar, Serrac’ı destekleyen militanlardan intikam alma sözü vermesi üzerine iki taraf arasında çatışma çıkmasını önlemek için Başağa’nın göreve iade edildiğini belirtiyorlar. Nitekim UMH Başbakanı Serrac, İçişleri Bakanı’nı tutuklama kararından geri adım atana kadar gerilim düşmedi. Başağa yanlısı militanlar, Başağa soruşturmada olduğu sırada Başkanlık Konseyi binasının etrafını kuşatmıştı. Tüm bu yaşananlar, Serrac’a yakın kulisler tarafından, Serrac’ın Türkiye destekli İhvan ve Misrata’nın (Başağa’nın memleketi) darbe girişimini engellemesi şeklinde yorumlandı. Nitekim Serrac’ın, Türkiye’ye danışmadan Tobruk'taki Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ile ateşkes anlaşması imzalaması söz konusu tarafları kızdırdı ve Libya’nın batısındaki varlığını pekiştirme ve genişletme planlarında karışıklığa yol açtı. Serrac ve Salih’in değerlendirmelerine göre, ateşkes kararı Türkiye’yi, İhvan ve ona bağlı milislerin temsilcilerine daha fazla güvenme yoluna sevk etti. Böylece Ankara, Türkiye’ye defalarca gidip gelen ve çatışma cephelerinde savaşçıların saflarını birleştirebilme gücüne sahip olduğunu kanıtlayan Başağa’ya bir sonraki süreç için bel bağladı.

- UMH milislerinin saflarında birbirini izleyen gerilimler ve karşılıklı “hainlik ve ajanlık” suçlamaları, Türkiye’nin Başağa’ya verdiği desteği gösteriyor. Başağa için zemin mi hazırlanıyor?
Bence, Başağa’nın arkasında Türkiye’den çok daha güçlü bir devlet var. İşte bu devlet, Türkiye’yi Başağa’ya yöneltti. Özellikle Başağa ABD ile bağlantılı şirketler ve danışmanlarla çalıştı. Bu durum Başağa’nın bir sonraki dönemde siyasi çatışmaya girmesine imkân tanıyacak özel bir karakter inşa etti. Türkiye, ABD’yi ziyaret edene kadar Başağa’ya önem vermiyordu. Kahire Girişimi’nin (Bildirgesi) Suheyrat Anlaşması’nı düşürdüğünü ve dolayısıyla Serrac ve hükümetini düşüreceğini unutmamak gerekir. O zaman burada sorulması gereken soru şudur: Alternatif kim olacak? Cevap, ABD’nin ve uluslararası güçlerin gelecek siyasi sahnede kalmasını sağlamak için destek verdiği Fethi Başağa’dır. Bu aynı zamanda Misrata’daki çatışmayı doğruluyor. Zira Misrata’nın Libya’yı yönetmesi gerektiğini düşünüyorlar. Ancak Libya’nın, silah taşıyan değil, fikir ve vizyon sahibi bir adama ihtiyacı var.
Libya’nın kuzeybatısında ve Trablus’un 200 kilometre doğusundaki Misrata kenti, Başağa ve ona bağlı güçlerin kalesi konumunda bulunuyor.

- Başağa, yönetimin başına getirilmesi karşılığında ne sunabilir?
Libya’dan daha çok taviz verir. Bu tavizlerin başında, Libya toprakları üzerinde yabancı askeri üslerin inşası geliyor.

Libya Ulusal Ordusu üyeleri (AFP)
Ateşkes ihlaliyle ilgili suçlamalar
Uluslararası tanınırlığa sahip UMH ile Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in geçen ay ülke genelinde ateşkes ilan etmesinin uluslararası toplum ve Arap dünyası tarafından memnuniyetle karşılanmasına rağmen, bu memnuniyet ifadesi Libya krizini çözmek için daha önceki girişimlerden elde edilen tecrübelerden hareketle temkinli bir biçimde dile getirildi. Bazı siyasi analistler, ateşkesi mutlak anlamda “siyasi çözüme bağlılık” şeklinde anlama zorunluluğunun olmadığına dikkat çekiyorlar. Analistler, General Hafter’in bu adımı reddedeceği iddiasıyla ateşkesin sürdürülebilirliği hakkında çok sayıda şüphe olduğunu dile getiriyorlar. Ancak Mismari, Türkiye’nin bu yöndeki ithamlarını ve şüphelerini reddederek, şunları kaydetti:
Biz, ateşkese tamamen bağlı kaldık. Tüm yaptığımız, ‘düşmanı’ izleme ve keşif faaliyetleriydi. Fakat gerçekte bu ilana (ateşkese) asıl uymayan ve şu an LUO’yu destekleyen, Batı bölgesinde anayasa ve yasaların hâkim olduğu bir Libya devletini isteyen tüm Libyalı vatandaşları tasfiye eden onlardır.

DEAŞ Libya’da
Suriyeli bir intihar bombacısı geçen hafta Trablus’un batısındaki Canzur bölgesinde motosikletle kendini patlattı. Bu eylem DEAŞ ve El Kaide’nin izlerini taşıyor. Bu da halihazırda Trablus’un, Türkiye ve diğer devler tarafından desteklenen radikalcilerin eylemlerine maruz kaldığı anlamına geliyor. Libya’daki mevcut krizin siyasi, ekonomik veya sosyal bir kriz değil, güvenlik krizi olduğu konusunda her zaman uyardık. Bu Libya’yı ilgilendiren diğer meselelere de yansıyor. Bu nedenle yaşanan bir felaket niteliğindedir.
ABD Savunma Bakanlığı Genel Müfettişi, Libya ile ilgili hazırladığı üç aylık raporda Suriye’de Türkiye ile yakın bir şekilde çalışan Suriyeli paralı askerlerin “ABD Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) değerlendirmelerine göre muhtemelen Türk askeri uçaklarla Libya’ya ulaştıkları” belirtiliyor. Raporda “Türkiye’nin ekipman ikmali için İstanbul ile Trablus arasında düzenli uçuş seferlerini sürdürdüğüne” dikkate çekiliyor. AP’nin haberine göre Türkiye'deki özel güvenlik şirketi SADAT, UMH’ye destek veren Suriyeli paralı askerlerin eğitimi için Trablus’ta onlarca askeri danışman konuşlandırdı. Haberde SADAT’ın Libya’da UMH’ye destek veren yaklaşık 5 bin Suriyeli savaşçıya gözetim ve ödeme yaptığı kaydedildi.

- Bu gerçeklik, sahadaki çatışma haritasında bir değişikliğe neden olur mu?
Daha düne kadar, nüfuz, yönetim ve siyasi karar üzerinde çatışmalar yaşandı. Bugün ise başka bir sorunla karşı karşıyayız o da insanların güvenliğine karşı yapılan tekfirci terör eylemleridir. Ben, daha fazla intihar eyleminin gerçekleşeceği kanaatindeyim. Biz, Genel Komutanlık olarak çok endişeliyiz. Bu endişemizi de resmi açıklamamızda dile getirdik. Çünkü bu eylemlerin kurbanları Trablus’taki Libya vatandaşlarıdır. Biz bu halkın ordusuyuz. Denklem zor. Libya halkı katlediliyor ve sindiriliyor, kendisini koruyamıyor. Korumadan bahsettiğimizde ise bizi işgalci Türkiye karşısında sömürgecilikle suçluyorlar. Biz, Libya ordusu olarak tüm ülkenin ordusuyuz. Bununla birlikte biz görüşünü açıkça dile getirme ve başkalarına zarar vermeden barışçıl gösteriler düzenleme hakkı bulunan halkımızın yanındayız. Ancak ne yazık ki Libya’nın batısında şu an yaşananlar milislerin ve devletlerin çatışmasıdır.

Mareşal Halife Haftar, Libya Ordusu Komutanı (AFP)
Terör örgütlerinin haritası
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 20 Haziran’da yaptığı açıklamada, Sirte ve Cufra’nın Mısır ulusal güvenliği için “kırmızı çizgi” olduğunu söyledi. Özellikle Sisi’nin bu açıklamasının ardından, geçtiğimiz 60 günlük süreçte Libya’nın batısındaki terör örgütlerinin haritasında değişiklik oldu mu?
Evet, kesinlikle. Özellikle LUO’nun 2014’teki saldırılarından sonra terör örgütlerinin tamamı Batı bölgesine ve Misrata’ya nakledildi. Şimdi yerelde, uluslararası düzeyde ve Arap dünyasında hakkında yakalama kararı çıkarılan tüm radikalciler bu bölgelere konuşlanmış durumda. Bunun yanı sıra Suriye ve Somali’de bulunan diğer tehlikeli unsurlar da nakledildi. İlan edilen kırmızı çizgi yalnızca askerî açıdan değil, güvenlik açısından da geçerlidir.
Sirte kenti, Mısır sınırından yaklaşık bin kilometre uzakta, Bingazi ve Trablus arasında bulunuyor. Sirte, Libya'nın en büyük hava üslerinden biri olan El Cufra’ya yaklaşık 300 kilometre uzaklıktadır.

Uluslararası gözlem güçleri ve silahsızlandırılan bölgeler
UMH daha önce Sirte’nin silahlardan arındırılması için çağrıda bulunmuştu. LUO bu öneriyi onaylıyor mu? Bu aynı zamanda BMGK’nin karar alması ve uluslararası gözlem güçlerinin Sirte’ye konuşlanması anlamına gelir mi?
Onlar, şu anda Sirte ve Cufra’yı silahlardan arındırma fikrini piyasaya sürmeye çalışıyorlar. Tüm bunlar Libya’nın olduğu yerde sayması, bu bölgelerde savaşların devam etmesi ve Trablus’un ilerlemediğini gösteriyor. Ancak doğru bakış açısı şudur: Trablus’un bizzat kendisi silahlardan ve şu an nüfuz için birbiriyle kavga eden silahlı milislerden arındırılmalı ve hatta başkent ile devlet kurumlarının Trablus’tan taşınması gerekir. Çünkü bugün işlerini halletmek için Trablus’a giden herhangi bir vatandaş, LUO’yu desteklediği için idam edilebilir. Tüm bölgelerde illegal silahlar bulunuyor. Silahlardan arındırma meselesine Misrata’dan Tunus sınırına kadar olan bölgeden başlanmalıdır. Bunun aksine Sirte ve Cufra’nın silahsızlandırılmasından ve uluslararası gözlem güçlerinden söz etmek oldukça tehlikeli bir durum. Arap siyasetçilere şunu vurgulamak isterim: Bu adımın uygulanması açık bir şekilde Libya’nın bölünmesi anlamına gelir. Bir süre sonra kapılar ve barikatlar kurulur ve kendimizi bölünmüş bir devlette yaşarken buluruz. Bu durumu tamamen reddediyoruz.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Kahire'de Libyalı aşiret liderleriyle bir araya geldi (AFP)
Libyalı aşiretlerin rolü
Libya toplumunun yapısı gereği Libyalı aşiretler ülke sahnesinin şekillenmesinde büyük rol oynuyorlar. Nitekim Mısır, UMH milisleri ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın paralı askerlerinin Sirte ve Cufra’ya baskın düzenlemesi halinde Libya’nın doğusuna askeri müdahale açıklaması yaptığı sırada bu aşiretlerin etkisi açık bir şekilde görülüyordu. Libya Kabileler Yüksek Konseyi Başkanı Salih el-Fendi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Milislerin Sirte kentine hareket etmesi halinde onları vurması için Mısır ordusuna kendi tarafımızdan ve Meclis tarafından yeşil ışık yaktık” dedi.

- Mısır ordusu olası bir hareketinde, Libya’nın doğusundaki Libyalı aşiretlere güvenebilir mi?
Mısır yönetimi Libya toplumunun dinamiklerini çok iyi biliyor. Halife Hafter ve Akile Salih’in Mısır Cumhurbaşkanı ile görüşmelerinin ardından Mısır, Libya kriziyle ilgili birçok dosyayı üzerinde çalışmaya başladı. Birinci dosya şu anki liderler, ikinci dosya ise aşiretlerle ilgilidir. Aşiretler, Libya’nın siyasi kararları üzerinde asırlar boyu etkili olmuştur. Libyalı aşiretlerden bir heyetin Mısır’da yaptığı görüşmeler bunun somut örneğidir. Tüm kabileler temsilcileri aracılığıyla bu toplantıya katıldı.

Aşiretlerin silahlandırılması
Aşiretlerin silahlandırılması ve askeri eğitim verilmesi büyük bir tartışma konusudur. Nitekim Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, Temmuz’da bir televizyon programında yaptığı konuşmada sessizliğini bozarak, Libyalı aşiretlerin silahlandırılmasının Libya’yı yeni bir Suriye yapmayacağını ama “yeni bir Somali”ye dönüştüreceği uyarısında bulunmuştu.

- Libyalı aşiretlerin silahlandırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bu asla olmayacak. Gerçekçi olmamız gerekir. Tüm aşiretler devletin yanında yer almıyor. Devletten kopan, sapıtan ve tekfirci fikirler benimseyen aşiretler var. Aşiretleri silahlandırmayı düşünürsek, bu, silahların otoritenin dışına yani otoritenin takibi dışına ve ardından otoritenin kullanımı dışına çıkması anlamına gelir. Dolayısıyla silah tedarikinin olması durumunda kendimizi iç savaşın içinde buluruz. Bu büyük bir stratejik hata olur.
Örnek verecek olursak, ben, Mismari aşiretinin bir evladıyım. Aşiretimden biri sapıttı ve tekfirci gruplara katıldı ve Mısır’da idam edildi! Yani ben herkese kefil olamam. Silahlı Kuvvetlere katılan kişi ise belli şartlara tabi olur ve bir güvenlik kimlik kartı olur. Bu yüzden silahlanmanın en güvenilir adresi yalnızca Libya Arap Silahlı Kuvvetleri’dir, başka bir yer değil. Libya halkını desteklemek isteyen, Libya Silahlı Kuvvetleri’ni ve Libya polisinin silahlandırılmasını desteklesin. Bu destek doğrudan Libyalı aşiretlerin desteklenmesi demektir.

Libya'yı terörizmden temizlemek için çok çalışıyoruz" (The Independent Arabia)
Mısır üslerine Türk saldırısı bekleniyor mu?
Mısır ve Türkiye’nin, Libya konusunda dolaylı yoldan karşılıklı siyasi açıklamalar üzerinden birbirini tehdit etmesinden kaynaklanan gerilim, Sirte-Cufra hattı tartışmalarıyla zirveye çıktı. Bazı stratejik raporlar, UMH’nin Türkiye’nin desteğiyle bu hattı geçmek için hazırlandığını ortaya çıkardı.

- Türkiye’nin, Libya’nın batı sınırında bulunan Muhammed Necib, Seydi Barani ve Carcub gibi Mısır askeri üslerine saldırı düzenlemesi bekleniyor mu?
Buna ihtimal vermiyorum. Ancak Libya’daki belirli hedefleri ve Libya’nın doğusundaki belirli şahsiyetleri hedef almasını bekliyorum. Bu yönde fiili girişimler oldu. Şu anda (Erdoğan’ın) yapmaya çalıştığı tek şey, Yunanistan ve Kıbrıs ile gerilim yaşadığı bir süreçte Doğu Akdeniz'de Kuzey Kıbrıs'la yaptığı son askeri tatbikatlar da dahil bir medya propagandasıdır. Tüm yaptığı şey uluslararası toplumu provoke etmektir. Bunun arkasındaki gerçek, Türkiye’nin içinde yaşanan büyük sorunları gizleme çabasıdır. Sanırım (Erdoğan) kaybetmeye başladı. O ve partisi yakında halk eliyle düşecek.

Libya’daki Mısır askeri üsleri

- Stratejik raporlarda Mısır’ın, ulusal güvenliğini korumak için Libya içinde askeri üs inşa etmeyi düşündüğü iddia ediliyor. Mısır bunu yapabilir mi? Mısır askeri müdahale kararı verirse Mısır güçlerine ait konuşlanma noktalarına hangi alternatifler var?
Bunu ilk defa burada açıklıyorum, Mısır savaşa gireceğini ilan ederse, Libya’nın tüm üsleri Mısır ordusunun emrindedir. Burada 20’den fazla tam teçhizatlı hava ve deniz üssü Mısır ordusunun komutasına girecektir.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti savaşçıları (AFP)
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin haritası

Libyalı kaynaklar, geçtiğimiz günlerde UMH’nin, Ankara’ya Libya’nın batı bölgesinde daimî hava ve deniz üsleri kurmasına ve Libya’nın batısına daha fazla askeri ekipman göndermesine imkân tanıyacak yeni bir askeri anlaşma yapacağını bildirdi. Yeni Şafak gazetesinde yer alan bir haberde ise, “Doğu Akdeniz’de (Türkiye’nin iddiasına göre) Yunanistan kışkırtıcılığındaki tırmanma da göz önüne alındığında Libya sahasında deniz kuvvetlerinin stratejik önemi, bölgede Türk donanmasının varlığının devamını zorunlu kılıyor. Bu doğrultuda Misrata Limanı’nın daimî konuşlanma için deniz üssüne çevrilmesi düşünülüyor” ifadelerine yer verildi.

- Türk ordusunun Libya’daki gerçek gücünü nedir?
Türkler şu anda çok sayıda üste ve karargâhta varlığını pekiştiriyor. İlk başta hava üsleri geliyor; Trablus’taki Mitiga Üssü, Libya’nın batısındaki Vatiyye bölgesinde yer alan ülkenin en büyük ikinci hava üssü Ukbe bin Nafi ve Misrata kentinde daha sonra hava üssüne dönüştürülen Havacılık Fakültesi havalimanı. Tüm bu ana üsler şu an Türk güçlerinin komutası altında. İkinci sırada deniz üsleri geliyor; Libya’da her türlü gemiyi alabilen ve mühimmat depolama alanında en büyük deniz üssü El Hamis, Trablus’ta kontrol altına aldıkları Halk Limanı ve Vatiyye’ye yakın Zuvvare bölgesinde bulunan Es-Sayd İskelesi. Bu üsler ve limanlarda, Libya’ya nakledilen binlerce paralı asker ve silahlı unsur bulunuyor. Şimdi de Türkler, bazı anlaşmalar ve yardımlar yaparak Nijer ve diğer ülkeler üzerinden Libya’yı kuşatmaya çalışıyor.
Temmuz ayında basında çıkan haberlerde Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Nijer’in de aralarında bulunduğu Afrika turuna çıktığı bildirilmişti. Çavuşoğlu’nun Nijer Cumhurbaşkanı Issoufou Mahamadou ile görüşmesinde, Türkiye’nin Nijer'de stratejik kara ve hava üssü kurmasının yanı sıra Nijer ordusuna ve güvenlik güçlerine eğitim vermesi ve en modern silahlarla donatması meselesinin konuşulduğu aktarılmıştı.

Libya’nın güneyi tehlike kapısı
Son dokuz yıldır Libya’nın güneyindeki aşiretler şiddetli etnik çatışmalar yaşadı. Bunun üzerine bir de silahlı terör örgütlerinin bölgeye yerleşmesi eklendi. DEAŞ bunlar arasında bölge için en önemli tehdidi oluşturan oluşumların başında geliyor. Yıllardır Libya’da bulunan örgüt, farklı bölgeler arasında gidip geldi ve Sirte’de ağır bir yenilgi aldıktan sonra güneye yerleşti. Diğer taraftan Libya’nın güney sınırındaki Afrika ülkelerinde cereyan eden silahlı çatışmalar da bir başka endişe konusu.

- Libya’nın güneyindeki güvenlik endişeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çad, Nijer, Mali ve Sudan’daki muhalif hareketler, Libya’nın doğusunda kurduğu üslerle kendilerine güvenilir bir sığınak buldu. Libya’nın güneyi Afrika’nın en zengin bölgesi. Zira burada uranyumun yanı sıra çok büyük miktarlarda doğalgaz ve petrol ve uzun yıllar boyunca yetecek tatlı su bulunuyor. Aynı şekilde çeteler, Mısır-Libya-Sudan sınırındaki El-Avinat Dağı’nda konuşlanmış durumda. Bu bölgenin yüzde 60’ı Libya toprakları içinde yer alıyor. Aynı zamanda bu çeteler Nijer ile sınırımıza bitişik bölgelerde bulunuyor. Zira buralarda çokça bulunan altın için arama çalışmaları yürütülüyor. Bu da onlara müthiş paralar sağlıyor. Yani çok önemli bir ekonomik bölge suç çetelerinin kontrolü altında. Bu nedenle sömürgecilerin Libya’yı üçe bölme (güney, batı, doğu) çağrılarını anlayabiliriz. Bu bölgelerin bir kısmında güvenliği sağladık. Ancak 4 bin 400 kilometre uzunluğunda çöl ikliminin çok sert olduğu bir kara sınırından bahsediyoruz. Bu nedenle büyük imkanlara ihtiyacımız var. Güçlerimizin çoğu şu an sahada savaşıyor.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne sadık savaşçılar (AFP)
Yeni ittifaklar

- Libya’nın batısında bölünme derinleştiğinde, UMH’deki bazı tarafların veya bizzat Serrac’ın kazanç ve kayıp hesaplarını tekrardan gözden geçirerek Libya’nın doğusu da dahil barışçıl çözüm çerçevesinde yeni ittifaklara girme ihtimali var mı?
Serrac’a ağır siyasi baskılar uygulanırsa, kendisine güvenli bir yer arayışı için geri adım atabilir. Serrac’ın başarısızlığını kabul etmesinin ve işlediği suçları Libya halkına itiraf etmesinin zamanıdır. Şunu açıkça söylüyorum: Ajan Serrac, Libya’nın askeri üslerini Türkiye’ye teslim etti, Ankara ile yasa dışı anlaşmalar imzaladı, Türk sömürgeciliğine zemin hazırladı ve Libya Devleti’nin egemenliği konusunda aşırıya gitti.

- Ancak Serrac ve hükümeti uluslararası toplum tarafından tanınıyor.
Hangi uluslararası toplum? 2011’de NATO ile birlikte Libya’ya gelen uluslararası toplum mu? Silahlı Kuvvetlerin ve polisin ayağa kalkmasını istemeyen uluslararası toplum mu? Uluslararası toplumun Trablus’taki çıkarları birbiriyle kesişti ve bu da şu anki çatışmaya yol açtı. Libya halkı itiraz etmek için çıktığında karşılarına silahlarla çıkıldı. Ancak buna rağmen uluslararası toplumdan bir kınama açıklaması duymadık.

- Fakat bugün uluslararası toplum Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin eylemlerine karşı daha çok kaygılı ve ayrıca barışçıl bir çözüm için titiz hamleler yapıyor. Özellikle ABD-Libya temasları ve Fransa, Yunanistan ile Kıbrıs’ın Erdoğan’ın saldırganlığına tepki göstermesi, uluslararası ittifak haritalarının yakında değişmesine zemin hazırlayacak.
Libya’daki tekfirci grupların Müslüman Kardeşler (ihvan) ile büyük bir ittifak kurduğunu bilmemiz gerekir. Uluslararası toplum, ihvanın yönetime katılmasından bahsediyor. Bu asla kabul edilemez. Ancak uluslararası ittifak haritalarında farklı etkileşimler olduğuna işaret etmekte fayda var ve bu haritalar değişmeye başladı. Fransa’nın Türkiye karşı savaşa girmesiyle birlikte şu an ABD, NATO’dan bir ayrılma meydana gelmesini önlemeye çalışıyor. Eğer ABD Fransa’nın yanında durursa, ikisi Türkiye’yi kaybedecek. Aynı zamanda ikisi Rusya’yı da kaybedebilir. Dolayısıyla ABD, Erdoğan’ın Avrupa üzerinde baskı uyguladığı ve NATO üzerinde endişeler olduğu bu dönemde sahnenin bu şekilde kalmasını istiyor. Bizim bu noktayı kullanarak kendi lehimize çevirmemiz ve Avrupa Birliği’ne (AB) doğru hareket etmemiz gerekir. AB’de savunma ittifakı bulunuyor. Bu ittifak NATO’dan da güçlü ve hepsi Yunanistan’ın yanında yer almayı seçecek. Böylece NATO, Türkiye’deki üslerini kaybedecek. ABD güç duruma düşecek. Aynı şekilde İran, Rusya ve Ortadoğu'yu tehdit eden diğer ülkelerdeki üsleri de kaybedecekler. ABD bu bölgede hiçbir askeri çatışma istemiyor. O zaman Libya’da siyasi bir çözümden bahsederiz. Ancak bu çözümde tekfircilere, teröristlere ve Libya Devleti’ni Türkiye’ye satanlara yer olmamalıdır.

Libya Ulusal Ordusu sözcüsü, Libya'nın 42 yıldır Kaddafi'nin yönetiminden yararlanmadığına inanıyor (AFP)
Libya 42 yıl Kaddafi’ye yaslandı ve bunun hiçbir faydasını görmedik

- Uluslararası toplumun Libya’da siyasi çözüme gitmek istemesi durumunda, bunu gerçekleştirmesi için gerekli araçlar nelerdir?
Türkiye’nin Libya sahnesinden çıkarılması, Temsilciler Meclisi'nin bir kolu olacak şekilde Libya'nın üç ana eyaletinden eşit bir şekilde ortak bir senato oluşturulması ve bu senatonun Libya halkı arasında güven inşa etmekle görevlendirilmesi. Bu sonuncusu, Türk sömürgeciliğinin kardeşin kardeşe olan güvenini kaybetmesine sebep olması nedeniyle en tehlikeli görev. Bunun yanı sıra en erken vakitte bir başkan ve iki yardımcıdan oluşacak şekilde yeni Başkanlık Konseyi’nin kurulması için harekete geçilmelidir. Libya bir daha asla şahıslara dayanmamalıdır. Libya 42 yıl Muammer Kaddafi’ye yaslandı ve kesinlikle bunun hiçbir faydasını görmedik. Libya anayasaya, yasalara, kurumsal devlete, başkasına saygı ve başkasının görüşünü kabul etmeye dayanmalıdır. Devletler böyle inşa edilir. Ancak Batı’nın Libya hakkında düşündüğü şey daha çok köleliğe yakın. Gücü elinde tutan bir köle, bir grup kölenin başına dikilir ve bir süre sonra devletten daha güçlü hale gelir.

- Bu öneriler kimin onayını gerektiriyor? Kim bu önerileri uygulayabilir?
Ben sadece bir yetkiliyim. Bu önerilerimi, BM ve uluslararası güçler başta olmak üzere Libya sahnesini takip edenlere sunuyorum. Önerilerimin orduda bir subay olmamla ilgisi yok. Bilakis Libya’nın toplumsal durumu üzerinde çalışan bir araştırmacı ve Libya’daki durumun derinliğini bilen bir Libyalı vatandaş olarak sunuyorum. Bölgesel, uluslararası ve BM kamuoyunu şu konuda temin ederim, Genel Komutan Halife Hafter bu çözümleri asla engellemiyor. Libya Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı, Libya krizinin bitirilmesini hızlandıracak her türlü kararın tamamen olumlu bir şekilde arkasında yürüyecek. Ancak bana kesinlikle şahıslar, oluşumlar veya yabancı ülkelerin görüşlerini dayatmayın. Örneğin, ‘Türkiye belirli şartlar altında çıkacak’, Hayır… Türkiye ayrılacak ve Türkiye’den müdahalesi nedeniyle Libya’da yol açtığı tüm kayıpların tazminatını talep edeceğiz.

- O zaman bu sözleriniz, BM’nin Libya krizinin çözümü için yeni bir anlaşma sunması halinde Libya’nın doğusunun bunu kabul edeceği anlamına mı geliyor?
Suheyrat Anlaşması başından beri doğru bir temele sahip değildi. O anlaşmayı Müslüman Kardeşlerden bir grubun para kazanmasından ibaret görüyorum. Anlaşma yasadışı ve bu anlaşma üzerinden Türkiye ile yapılan tüm anlaşmalar da yasadışıdır. Elimizde Kahire Girişimi ve Libya krizine ilişkin Berlin Konferansı sonuçları bulunuyor ki bu sonuçları memnuniyetle karşılamıştık. Burada ortaya çıkan soru şu: Konferansın sonuçları neden uygulanmadı? Tüm dünya liderleri orada değil miydi? Cevap vereyim, Libya topraklarında radikal siyasal İslam’ı güçlendirmek için ortada büyük bir komplo var.

Petrol hilali bölgesi, Libya'nın servetinin yüzde 80'ini temsil ediyo​​​​​​​r (AFP)
Petrol Hilali Bölgesi

Libya petrol servetinin yaklaşık yüzde 80’ini Petrol Hilali Bölgesi’nde bulunuyor. Türkiye’nin bu bölge üzerinde emelleri var. Türkiye’nin Libya’nın “siyah altınına” ulaşmak için tüm imkanlarını sefer ederken, Libyalı kaynaklar, bölge güvenliğinin Rus Wagner paralı askerleri tarafından sağlandığını belirtiyor.
Hayır, bölgenin güvenliğinde hiçbir yabancının müdahalesi bulunmuyor. İster çölün derinlerindeki petrol kuyuları bölgesi, ister petrol boru hatları isterse sahildeki petrol tesisleri olsun, şu an bölge tamamen Libya Arap Kuvvetleri’nin güvenliği ve koruması altındadır. Ancak ordunun tesislere girmesi kesinlikle yasak. Zira bizim görevimiz bu tesisleri terör saldırılarından korumaktır. Örneğin, 2013-204 tarihlerinde DEAŞ tarafından tahrip edilen El Mebruk, Ez Zehra ve diğer petrol kuyuları gibi. Motorları çalınarak Afrika’da satılan kuyular bulunuyor. Yarı tahrip olmuş kuyular var. Ancak buna karşılık onarılan ve yeniden çalıştırılan kuyular da var. Bu bölgenin tamamında kesinlikle ne Ruslar ne Mısırlılar ne de bir başkası bulunuyor. Sadece Libya Arap Ordusu Kuvvetleri bünyesinde 2007’de kurulan Petrol Tesisleri Muhafızları Birimi bulunuyor. Bölgeyi kapatma kararı, Libya Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı tarafından değil, Libya halkı ve özellikle de aşiretlerin ileri gelenleri tarafından alındı. Çünkü onların sesi uluslararası toplumda duyulmadı ve Libya’daki BM de dahil onlara hiçbir ilgi göstermedi. Kapatma kararıyla ilgili açıklamada, bu kararın Türk sömürgeciliğinin ve terörizmin finans kaynaklarını kurutmak amacıyla alındığı belirtildi.
Petrol Hilali Bölgesi, 6 milyon varil petrol depolama kapasitesine sahip olan Zeytuniye Limanı’ndan El-Barika ve günlük ihracatı 220 bin varile ulaşan Ras Lanuf limanlarına, oradan 6 milyon varil petrol depolama kapasitesine sahip ve günlük ihracatı 440 bin varile ulaşan Es Sidre’ye uzanıyor.

Güneydeki UMH'ye bağlı kuvvetler (AFP)​​​​​​​
Libya Merkez Bankası ve Türkiye’nin müdahalesi

Geçtiğimiz günlerde Trablus’taki Libya Merkez Bankası ile Türkiye Merkez Bankası arasında işbirliğini güçlendirmek amacıyla mutabakat zaptı imzalandı. Anlaşma maddeleri kamuoyuyla paylaşılmadı. Libyalılar, bu mutabakat zaptını Libya halkının gücünün ve ekonomik nüfuzunun tüketilmesi ve Libyalıların mallarının kontrol altına alınması şeklinde görüyor.

- İki taraf arasında imzalanan mutabakat zaptı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Böyle bir anlaşma ilk kez yapılmadı. Trablus’taki Libya Merkez Bankası Ulusal Petrol Kurumu, Dışişleri Bakanlığı dahil Trablus’taki tüm önemli daireler ve başındakiler, ikinci ve üçüncü dereceden yetkililer Müslüman Kardeşler’in üyesidir. Bu kurumların daire yöneticileri İhvancıdır. Bazılarının terör suçlamasıyla haklarında tehlikeli güvenlik dosyaları bulunuyor. Bu da tabi ki UMH’nin desteğiyle yapılan Türk müdahalesinin doğasına da yansıyor.

(AFP)​​​​​​​
Kime ait olduğu bilinmeyen uçaklar

Reuters haber ajansının, Libya’nın doğusunu kontrol eden General Halife Hafter’in komutasındaki LUO’dan bir askeri kaynağa dayandırdığı önceki bir haberinde, “Türkiye’nin yardımıyla son dönemde UMH’nin kontrolünü ele geçirdiği hava üssüne savaş uçaklarıyla saldırı düzenlendiği” belirtilmişti. LUO’nun kaynağı, saldırının “kime ait olduğu bilinmeyen uçaklar” eliyle gerçekleştirildiğini aktarmıştı.

- Bu savaş uçakları dünya kamuoyu tarafından ne zaman bilinecek?
Biz yerdeyken hava sahasını kontrol ettiğimiz zaman. Libya’nın, hava sahasını kontrol edebileceği güçlü bir hava savunma sistemine sahip olduğu zaman. Hava savunma sistemi 2011’de tümüyle imha edildi. Şu an hava savunmasını yeniden inşa ediyoruz. Bazı bölgelerde artık kime ait olduğu bilinmeyen uçaklar yok. Çünkü bu bölgelerde Libya’nın güçlü hava savunması bulunuyor. Bu uçakların varlığı, Arapların terörle mücadeleye karşı ortak çabası çerçevesinde azalmaya başladı. İster Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ister Suudi Arabistan ister Mısır, Bahren veya Ürdün olsun, tüm Arap ülkelerinin Libya’nın istikrarını destekleme rolünü memnuniyetle karşılıyoruz. Dünyanın önündeki savaşımız açıktır. Bize isabet edenden onlara isabet eder. Büyük devletler Libya’yı sömürmek için Türkiye’yi görevlendirdi. Bunu reddediyoruz ve Libya’yı bundan kurtarmak için çalışıyoruz. Uluslararası toplumu, bize yardım etmeye ve Libya halkını kurtarmaya çağırıyoruz.
Mismari, sohbetin sonunda Katar’ın rolü hakkında yalnızca tek bir cümle kurmakla yetindi:
“Katar, uzaktan kumanda ile yönetilen bir devlet.”



Hamas’tan arabuluculara mesaj: Saldırı planlamıyoruz… İsrail seçimlerinin sonuçlarını bekliyoruz

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenindeki yas tutanlar (AFP)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenindeki yas tutanlar (AFP)
TT

Hamas’tan arabuluculara mesaj: Saldırı planlamıyoruz… İsrail seçimlerinin sonuçlarını bekliyoruz

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenindeki yas tutanlar (AFP)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenindeki yas tutanlar (AFP)

Hamas, yarın yapılacak İsrail Parlamentosu (Knesset) seçimlerine ilgi gösteriyor. Hareket, seçimlerin ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde ateşkesin uygulanmasına yönelik planındaki tıkanıklığın aşılması için bir dönüm noktası olabileceğini umuyor. Özellikle Gazze’nin yeniden imarı ve bölgenin yönetiminin Gazze’yi Yönetmekle Görevli Ulusal Komite’ye devredilmesi konuları öne çıkıyor.

Hamas’tan iki kaynak Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareketin liderliğinin İsrail’in ihlallerine ilişkin düzenli mesajları kapsamında arabuluculara ve “Barış Kurulu”na bir mesaj ilettiğini bildirdi. Mesajda, “ABD Başkanı’nın planının ve Mısır’ın başkenti Kahire’de aylar önce üzerinde uzlaşılan yol haritasının, Knesset seçimlerinin ardından uygulanmaya devam etmesi” yönündeki beklenti dile getirildi.

Ekim 2025’te Gazze’de ateşkes anlaşmasının ilan edilmesinden bu yana İsrail, işgal ettiği bölgelerden çekilmeyi reddediyor ve günlük hava saldırıları düzenliyor. Bu saldırılarda bin 600’den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Hamas’ın, mevcut İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun iktidardan düşmesini umut ettiği anlaşılıyor. Hareket, Netanyahu’yu varılan anlaşmaların uygulanmasını engellemekle suçluyor. İsrail’in ise suikastlar, öldürme eylemleri, bombardıman ve yıkımlarla Gazze’ye yönelik saldırılarını sürdürdüğü ifade ediliyor.

Kaynaklardan biri, Hamas’ın İsrail’in Gazze’deki ihlallerine ilişkin olarak arabuluculara ve Barış Kurulu temsilcilerine düzenli biçimde mesajlar ilettiğini ifade etti. Bu girişimlerin, Netanyahu hükümetinin varılan anlaşmalara bağlı kalmadığını ve bunları uygulamaktan kaçındığını ortaya koymayı amaçladığını söyledi.

Kaynak, son mesajda Hamas’ın varılan anlaşmalara tam bağlılık konusundaki tutumunun yeniden vurgulandığını aktardı. Buna, Barış Kurulu’nun Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından sunulan ve bir dizi değişikliğin ardından üzerinde uzlaşılan “yol haritası” da dâhil.

Diğer kaynak ise ayrı bir açıklamada, Hamas’ın son mesajında İsrail’in, hareketin 7 Ekim 2023 saldırılarına benzer yeni saldırılar düzenlemeyi planladığı yönündeki iddialarını kesin bir dille reddettiğini belirtti. Kaynağa göre Hamas, Gazze’deki gelişmeleri takip eden herhangi bir BM yetkilisi veya başka bir taraf aracılığıyla bu yönde bir mesaj iletildiği iddiasını da yalanladı.

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail sınır duvarı üzerindeki bir tankın üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail sınır duvarı üzerindeki bir tankın üzerinde kutlama yapıyor (AP)

İsrail basınında, Hamas yetkililerinin Gazze’de bir BM yetkilisiyle yaptıkları görüşmede “7 Ekim saldırısını tekrarlamakla” tehdit ettikleri ileri sürülmüştü. Ancak Hamas bu iddiayı kamuoyu önünde reddetti.

Kaynak, Hamas’ın son dönemde BM yetkililerinin Gazze’ye gerçekleştirdiği ziyaretlerin yalnızca insani durumun takibi, halkın yaşam koşullarının ve ihtiyaçlarının incelenmesi amacı taşıdığını vurguladığını belirtti. Bu ziyaretlerin, yardımların yetersiz kaldığı ve İsrail’in insani ihtiyaçları karşılayacak miktarda yardımı düzenli biçimde girişine izin vermediği bir dönemde gerçekleştirildiğine dikkat çekildi.

Kaynakların aktardığına göre Hamas, mesajında kendisinin ve Filistinli grupların ateşkes anlaşmasına, Trump’ın planının bütünüyle uygulanmasına ve yol haritasına bağlı olduğunu yineledi. Bu adımların, Ulusal Yönetim Komitesi’nin Gazze’ye girerek görevlerini üstlenmesine, “silahların envanterinin çıkarılması” sürecinin ilerletilmesine, İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesine, sınır kapılarının açılmasına, ağır iş makinelerinin bölgeye girişine ve herhangi bir ön koşul olmaksızın yeniden imar çalışmalarının başlatılmasına imkân sağlaması gerektiği belirtildi. Ayrıca Filistin meselesine ilişkin kapsamlı bir siyasi sürecin başlatılması çağrısı yapıldı.

İsrail seçimleri öncesinde Gazze’de saldırılar sürüyor

İsrail’deki seçimlerin arifesinde Gazze Şeridi’ndeki askerî gerilim devam etti. Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’un Mevasi bölgesinde bulunan “el-İklimi” mevkiine düzenlenen bir dizi saldırıda üç Filistinli hayatını kaybetti.

Olayların, silahlı bir grubun yerinden edilmiş sivillerin çadırlarına sızmaya çalışmasıyla başladığı belirtildi. Grubun, Hamas güvenlik birimlerinin kurduğu pusuya yakalandığı aktarıldı.

Hayatını kaybeden 3 kişi arasında bir çocuk da bulunuyordu. Bugün sabaha karşı bölgede şiddetli patlamalara yol açan hava saldırılarında 6’dan fazla kişi de yaralandı. Saldırıların, silahlı grubun geri çekilmesini sağlamak amacıyla düzenlendiği ifade edildi.

Dün Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, İsrail saldırısında hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenine katılanlar (Reuters).
Dün Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, İsrail saldırısında hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenine katılanlar (Reuters).

Bugün öğleden önce, Han Yunus’un Mevasi bölgesinde bir çadırı hedef alan İsrail hava saldırısında bir Filistinli daha hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Gazze kentinin batısında bir çadırı hedef alan başka bir saldırıda da yaralılar olduğu, bunlardan birinin durumunun ağır olduğu bildirildi.

Bugün sabaha karşı insansız hava araçları (İHA), Gazze kentinin doğusundaki Şucaiyye Mahallesi kavşağı çevresinde yerinden edilmiş sivillerin çadırlarını ateşe verdi. İsrail güçlerinin yoğun topçu ateşi altında gerçekleşen olayın ardından çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 800’den fazla Filistinli bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Silahlı grupların iki gün önce bölgeye girerek çok sayıda çadırı ateşe verdiği aktarıldı.

Bu gelişmeler sırasında İsrail ordusu, gece saatlerinde Gazze Şeridi’ne doğru ilerleyen bir İHA’nın teknolojik sistemlerle engellendiğini açıkladı. İsrail’in Kanal 12 televizyonu ise ŞHA’nın büyük miktarda uyuşturucu taşıdığını bildirdi.

Kanalın askerî muhabiri, söz konusu aracın 80 kilogram yük taşıma kapasitesine sahip DJI FlyCart modelinde olduğunu belirtti. Muhabir, aracın Hamas’ın eline geçmesi ve patlayıcılarla donatılarak İsrail askerî mevzilerine veya Gazze çevresindeki yerleşimlere yönlendirilmesi durumunda ölümlere ve yaralanmalara yol açabilecek bir silaha dönüşebileceğini öne sürdü.

Muhabir ayrıca İsrail ordusunun yürüttüğü soruşturmanın, taşınan uyuşturucunun miktarından ziyade İHA’nın kendisine ve aracı kullanan tarafın kimliğine odaklandığını aktardı.


Şengal’de entegrasyon anlaşması: 4 bini aşkın YBŞ savaşçısı Irak ordusuna katıldı

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X
TT

Şengal’de entegrasyon anlaşması: 4 bini aşkın YBŞ savaşçısı Irak ordusuna katıldı

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X

Irak’ın Musul vilayetine bağlı Êzidî kenti Şengal’de, Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) ve Şengal Kadın Birlikleri (YJŞ) ile Irak Federal Hükümeti arasındaki entegrasyon sürecinde yeni bir aşamaya geçildi. Şengal Dağı’nın Çilmêra zirvesinde düzenlenen törenle duyurulan anlaşmaya göre, YBŞ ve YJŞ bünyesindeki 4 bin 165 kadın ve erkek savaşçı Irak’ın federal güvenlik sistemine entegre edilecek, silahların denetimi devletin kontrolüne geçecek.

Rudaw'da yer alan habere göre törene Irak Başbakan Yardımcısı, Musul Valisi, Irak ordusundan üst düzey yetkililer, YBŞ ve YJŞ komutanları ve savaşçıları, Êzidî anneler ile din alimleri katıldı. Anlaşma kapsamında YBŞ Komutanlığı adına Tîrêj Şengalî, Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı adına ise sözcü Sabah el Numan açıklama yaptı.
 

YBŞ: Yeni bir aşamada sorumluluğumuzu sürdüreceğiz

YBŞ: Yeni bir aşamada sorumluluğumuzu sürdüreceğiz

YBŞ, anlaşmanın Irak’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğine bağlılık ile Şengal’de güvenlik ve istikrarın sağlanması hedefleri doğrultusunda yapıldığını bildirdi. Açıklamada, bağımsız askeri statünün sona erdirilerek güçlerin federal güvenlik sistemine dahil edilmesinin, ulusal ortaklık ve ortak sorumluluk açısından yeni bir dönemin başlangıcı olduğu belirtildi.

Êzidî halkının 2014’te IŞİD saldırıları sırasında katliam, kaçırılma ve zorla yerinden edilme tehdidiyle karşı karşıya kaldığı hatırlatılan açıklamada, YBŞ ve YJŞ’nin bu süreçte halkı ve topraklarını savunmak amacıyla kurulduğu vurgulandı. Açıklamada, direniş sırasında 530 savaşçının yaşamını yitirdiği, yüzlercesinin yaralandığı kaydedildi.

YBŞ, yeni dönemde de Şengal’in güvenliği ve halkın haklarının korunması için sorumluluk üstlenmeye devam edeceğini belirterek, “Irak’ın birliği ve egemenliği, Şengal’in güvenliği, halkının onuru ve tüm evlatlarımız için adil ve istikrarlı bir geleceğin inşası her şeyin üzerindedir” ifadelerini kullandı.

Entegrasyonun koşulları: Haklar, adalet ve yeniden inşa

YBŞ açıklamasında, anlaşmanın yalnızca askeri güçlerin entegrasyonuyla sınırlı kalmaması gerektiği belirtildi. Sürecin başarıya ulaşması için savaşçıların haklarının korunması, şehitlerin anısına saygı gösterilmesi ve Êzidî halkının kimliğinin güvence altına alınması gerektiği vurgulandı.

Açıklamada ayrıca 2014’teki soykırımın izlerinin giderilmesi, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması, yakınlarını kaybeden aileler için adaletin sağlanması, göç etmek zorunda kalanların geri dönüş koşullarının oluşturulması ve Şengal’in yeniden inşası çağrısı yapıldı.

Şengal’de sivil kurumların ve yerel yönetimin güçlendirilmesi gerektiğine de dikkat çekilen açıklamada, bütün toplumsal bileşenlerin yönetime katılımını güvence altına alacak demokratik bir yapının oluşturulmasının önemi vurgulandı.

Irak hükümeti: Êzidîlerin hakları korunacak

Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Sözcüsü Sabah el Numan da yaptığı açıklamada, IŞİD'e karşı mücadelede Êzidîlerin gösterdiği fedakarlıklara dikkat çekti. El Numan, federal hükümetin Êzidî halkının haklarının korunması, saldırılardan zarar gören mağdurların ve ailelerinin tazmin edilmesi ile Şengal’in yeniden inşası konusunda sorumluluk taşıdığını belirtti.

Entegrasyon süreci eylülde gündeme gelmişti

YBŞ ile Bağdat yönetimi arasında entegrasyon konusunda daha önce de görüşmeler yapılmıştı. 11 Eylül’de Irak Başbakanı Ali Zeydi, Êzidî Davası İttifakı ve YBŞ heyetiyle Bağdat’ta bir araya gelmişti. Görüşmenin ardından Êzidî milletvekili Murad İsmail, YBŞ’nin Irak’ın resmi güvenlik güçlerine entegre edilmesi ve silahların devlet denetimine alınması konusunda uzlaşı sağlandığını açıklamıştı.

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el Abudi ise 13 Ekim’de yaptığı açıklamada, bin 500 YBŞ üyesinin güvenlik güçlerine entegre edildiğini, aynı sayıda kişi için çalışmaların sürdüğünü ve 500 YJŞ üyesinin polis olarak görevlendirilmesinin planlandığını bildirmişti.

YBŞ ve YJŞ, IŞİD’in 2014’te Şengal’e saldırmasının ardından Êzidî halkını korumak amacıyla kurulmuştu. Yeni anlaşmayla birlikte bu güçlerin Irak’ın federal güvenlik sistemi içindeki statülerinin düzenlenmesi hedefleniyor.

Independent Türkçe


Şam, İsrail’in Süveyda’daki “Satranç Stratejisi”ni boşa çıkarabilir mi?

Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)
Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)
TT

Şam, İsrail’in Süveyda’daki “Satranç Stratejisi”ni boşa çıkarabilir mi?

Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)
Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)

İsrail, Süveyda’da Şam ile çatışma ihtimalini yeniden gündeme getiren başlıca aktör olarak öne çıkıyor. Gözlemcilere göre Tel Aviv hem Suriye hükümetini hem de Süveyda halkını “karşı tarafın büyük, belirleyici ve emsalsiz bir saldırı düzenlemek üzere olduğu” düşüncesine inandırmayı başardı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin bu planla, vilayette Temmuz 2025’te yaşanan kanlı olayların benzerini yeniden tetiklemeyi amaçladığı belirtiliyor.

Bu gelişmeler doğrultusunda şu sorular gündeme geliyor: İsrail, Suriye hükümeti ile “Ulusal Muhafızlar” arasında yeniden bir savaş çıkarmayı başarabilecek mi? Şam, İsrail’in planını boşa çıkarabilecek mi? Suriyeli stratejik güvenlik ve askerî uzman İsmet el-Absi’ye göre Suriye hükümeti, İsrail’in komplolarının tamamen farkında.

İsrail’in “zugzwang” stratejisi

Süveyda doğumlu siyasi analist Rami Nahle, 2025’teki olaylardan bu yana devam eden vilayet krizini çözmek amacıyla hükümet ile Dürziler arasında arabuluculuk yapıyor. Nahle, yaklaşık iki yıl önce yeni hükümetin iktidara gelmesinden bu yana İsrail’in izlediği politikayı anlatırken satrançta “zugzwang” olarak bilinen stratejiye dikkat çekiyor. “Hamle yapmaya zorlama” anlamına gelen bu strateji, rakibi hangi hamleyi yaparsa yapsın kendisine zarar vereceği bir konuma sürüklemeye dayanıyor. Stratejinin en acımasız yönü ise oyuncunun kendisini felakete götürdüğünü bildiği hamleleri yapmak zorunda kalması.

Nahle, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yeni hükümetin Şam’da iktidara gelmesinden itibaren İsrail’in Suriye’ye karşı bu stratejiyi uygulamaya başladığını belirtiyor. Şam’ın oyunun niteliğini anlamakta geciktiğini ifade eden Nahle, Temmuz 2025’teki kanlı olayların ardından bu stratejinin farkına varıldığını söylüyor. Nahle’ye göre siyaset ile satranç arasında temel bir fark bulunuyor: Siyasette oyuncu, her turda taşını hareket ettirmek zorunda değil.

Suriye’nin güneyindeki Süveyda’da yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Dürzi kadınlar, cumartesi günü (AFP
Suriye’nin güneyindeki Süveyda’da yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Dürzi kadınlar, cumartesi günü (AFP

Nahle, “Hareketsiz kalmak veya karşılık vermekten kaçınmak, bugün Şam’ın medyada en çok eleştirildiği konulardan biri. Oysa benim değerlendirmeme göre mevcut koşullarda bu en akılcı seçenek” değerlendirmesinde bulunuyor.

Şam için fırsatlar neler?

Nahle’ye göre İsrail’in hareket ettirebileceği satranç taşları, büyük bir ordudan Süveyda’daki bazı “piyonlara” ve Washington’da karar alma mekanizmalarında görev yapan bakanlara kadar uzanıyor. İsrail’in bugün baskıyı ciddi biçimde artırdığını belirten Nahle, satranç tahtasının ustaca yeniden düzenlendiğini ve bunun Şam’ı bir kez daha kendisine ağır zarar verecek hamle yapmaya zorlayabileceğini ifade ediyor.

Nahle’ye göre bu aşamada İsrail’in çıkarlarına hizmet eden unsurlar arasında seçim kazanımlarından Şam’ın uluslararası alanda zayıflatılmasına, Ulusal Muhafızlar’ın bağlı olduğu Dürzi dinî lideri Hikmet el-Hicri etrafındaki dayanışmanın yeniden güçlendirilmesinden İsrail’in kendisini yeniden Dürzilerin koruyucusu olarak sunmasına kadar birçok hedef bulunuyor. Nahle, Tel Aviv’in bu amaçlara ulaşmak için yeni bir iç savaşı, “aşırılıkçı İslamcıların dinî bir azınlığa yönelik katliamları” şeklinde sunabileceğini savunuyor.

Nahle’ye göre İsrail hem hükümeti hem de Süveyda halkını “karşı tarafın büyük, belirleyici ve emsalsiz bir saldırı düzenlemek üzere olduğu” düşüncesine inandırmayı başardı. Bu algının oluşturulmasında Ulusal Muhafızlar bünyesinde gönüllü alımının başlatılması, İsrail helikopterlerinin uçuşlarının yoğunlaştırılması, Ulusal Muhafızlar’ın kontrolündeki bölgelere ağır silahlar, gelişmiş insansız hava araçları ve İHA karşıtı sistemler indirildiğine ilişkin haberlerin yayılması etkili oldu. “Demir Kubbe” hava savunma sisteminin Süveyda’yı da kapsayacak şekilde genişletileceğine dair söylentiler de bu sürecin parçasıydı.

Nahle, sahada yapılan incelemelerden sonra bu haberlerin büyük bölümünün asılsız olduğunun ortaya çıktığını belirtiyor. Açık kaynaklı istihbarat verileri ve uydu görüntülerinin de iddiaları doğrulamadığını, hatta ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın dahi bu haberleri sorguladığını belirtiyor. Ancak Nahle’ye göre İsrail açısından önemli olan, bu iddialara Şam’ın inanması.

Nahle, “Suriye hükümetinden bazı isimlerle yaptığım görüşmelerden, bu iddialara gerçekten inandıkları anlaşılıyor. Bu hamlenin inceliği şu: Şam söylentilere yüzde 100 inanmasa bile İsrail’in tek istediği, bunların gerçekleşme ihtimaline ilişkin kuşku yaratmak. Böylece Şam’ın önünde askerî yığınak yapmak ve savunma hazırlıklarına girişmekten başka seçenek kalmıyor. Nitekim olan da bu” ifadelerini kullanıyor.

Nahle’ye göre İsrail, Suriye hükümetinin bu savunma hazırlıklarını kullanarak Süveyda’daki geniş kesimleri, yalnızca kendi desteklediği grupları değil, bütün bölgeyi, “Suriye hükümeti sizi yeniden katletmeye hazırlanıyor” fikrine inandırmaya çalıştı.

Nahle, İsrail kaynaklarından gönderildiğini belirttiği ve Dürzileri kışkırtan çok sayıda sesli mesaja ulaştığını belirtiyor. Bu mesajlarda Dürzilere “Hazırlanın, geliyorlar” denildiğini, köylerini “kurtarmaya” çağrıldıklarını ve kendilerine destek ve koruma sözü verildiğini söylüyor. Ona göre bütün bunlar, bugün sahada kurulan satranç tahtasının parçaları.

Yaklaşan çatışma senaryosu

Nahle, İsrail’in bundan sonra atabileceği adımlar konusunda kesin bir öngörüde bulunmanın mümkün olmadığını ifade ediyor. Ona göre İsrailli yetkililer farklı seçenekleri Netanyahu’nun önüne koyacak; Netanyahu da kendi hesaplarına göre bunlardan birini seçebilecek veya vazgeçebilecek. Ancak Nahle, İsrail’in atabileceği olası adımların dikkatle değerlendirilmesinin stratejik zorunluluk olduğunu vurguluyor.

Bu noktada şu soru öne çıkıyor: İsrail’deki karar alıcılar, seçim hesapları veya başka çıkarlar doğrultusunda Suriye’de yeni bir kanlı çatışma çıkarmak isterse, Suriye hükümetini kaçınılmaz biçimde yanlış bir hamleye nasıl zorlayabilir?

Cumartesi günü Süveyda’da Dürzi militanlar ile hükümet güçleri arasında yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir kişinin fotoğrafını taşıyan cenaze töreni katılımcıları (AFP)
Cumartesi günü Süveyda’da Dürzi militanlar ile hükümet güçleri arasında yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir kişinin fotoğrafını taşıyan cenaze töreni katılımcıları (AFP)

Nahle’ye göre ilk hamle, İsrail’den gelecek bir WhatsApp sesli mesajıyla başlayacak. Mesajda Ulusal Muhafızlar’ın “güvenlik bürosunda” görevli bir kişiye ateşkes anlaşmasını ihlal etmesi talimatı verilecek. Ardından Suriye hükümeti ateş açılan mevzilere karşılık vermek zorunda kalacak. Sonraki hamle ise Süveyda’dan gelecek: Ulusal Muhafızlar, bunun İsrail’in uzun süredir uyardığı veya vaat ettiği “sıfır saati” olduğunu düşünerek çatışmaya katılacak ve silahlı gruplar, hazırlıklarını tamamlamış şekilde köylerini geri almaya girişecek.

Nahle, Şam’ın bu hamleyi yapmaktan kaçınamayacağını savunuyor. Ona göre İsrail de bunu çok iyi biliyor. Suriye hükümeti, kontrolü altındaki toprakların bazı silahlı gruplar tarafından ele geçirilmesine ve yenilgiye uğratılmasına izin veremez. Bu nedenle Şam’ın hazırlık yaptığı seçenek, tbütün gücüyle karşılık vermek.

Suriye’nin Süveyda kentinde, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine cumartesi günü katılan silahlı Dürzi militanlar (AFP).
Suriye’nin Süveyda kentinde, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine cumartesi günü katılan silahlı Dürzi militanlar (AFP).

Nahle, bu kez Suriye hükümetinin Ulusal Muhafızlar’la sivil yerleşimlerin bulunmadığı bir bölgede çatışma fırsatı yakalayabileceğini belirtiyor. Ona göre askerî teçhizat, silah, organizasyon ve deneyim bakımından üstün olan hükümet güçlerinin lehine sonuçlanabilecek böyle bir çatışma, çok sayıda Suriyelinin hayatına mal olabilir.

Nahle, cenazelerin gelmeye başlamasıyla birlikte halkın seferber olacağını, önceki temmuz olaylarının tekrarlanacağı düşüncesiyle kazma taşıyabilecek durumdaki gençlerin dahi çatışmalara katılabileceğini belirtiyor. Bu aşamada İsrail’den destek ve koruma talep eden telefonların artacağını belirten Nahle’ye göre İsrail’in müdahalesi, hükümet güçlerinin arka mevzilerini hedef alan bir veya iki hava saldırısıyla sınırlı kalabilir.

Nahle, bu saldırıların amacının hükümet güçlerini Dürzilerle yakın mesafeli çatışmaya zorlamak ve “katliam” görüntüleri olarak sunulabilecek videolar elde etmek olabileceğini ileri sürüyor. İsrail saldırıları karşısında kendilerini korumaya çalışan Suriye hükümet güçlerinin Dürzi gruplarla doğrudan çatışmaya girmek zorunda kalabileceğini belirten Nahle, bu noktada Şam’ın aşiretlerin desteğine izin verebileceğini, hatta geçmişte olduğu gibi onları çatışmalara katılmaya teşvik edebileceğini belirtiyor.

Nahle’ye göre İsrail, siyasi hedeflerine ulaşmak için yeterli kan döküldüğünü düşündüğünde devreye girecek. Bu hedefler arasında Dürzilerin Hikmet el-Hicri etrafında yeniden kenetlenmesi, mezhepsel düşmanlığın körüklenmesi, İsrail’deki Dürzi seçmenlerin oylarının kazanılması, Suriye hükümetine yönelik uluslararası kınamaların artırılması, hükümetin meşruiyetinin zayıflatılması ve İsrail’in “azınlıkların kurtarıcısı” olarak gösterilmesi bulunuyor.

Nahle, ancak bu aşamadan sonra İsrail’in ABD, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Ürdün ile temasa geçerek yeni bir ateşkes anlaşması için girişimde bulunacağını öne sürüyor.

Nahle sözlerini şu değerlendirmeyle tamamlıyor: “Oyun tahtası bugün tamamen hazırlanmış durumda ve Netanyahu’nun parmağından gelecek işareti bekliyor. İsrail, piyonlarını bu yönde hareket ettirmeye karar verirse Suriye hükümeti üç boyutlu satrancı ustalıkla oynayarak zugzwang stratejisini boşa çıkarabilecek mi? Önümüzdeki günlerde göreceğiz.”

Netanyahu’nun Süveyda üzerinden yürüttüğü siyaset

Suriyeli stratejik güvenlik ve askerî uzman İsmet el-Absi ise Suriye hükümetinin İsrail’in planlarının tamamen farkında olduğu görüşünde. El-Absi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın elindeki bilgilerin temas hatlarında askerî hazırlıklar ve yığınak yapıldığını gösterdiğini, ayrıca Dürzi liderlerin köyleri yakında geri alma niyetlerini kamuoyuna açıkladıklarını ifade ediiyor.

Temmuz 2025’te Suriye ile Lübnan arasındaki Şeyh Dağı (Hermon Dağı) yakınlarında operasyon düzenleyen askerler, (İsrail ordusu)
Temmuz 2025’te Suriye ile Lübnan arasındaki Şeyh Dağı (Hermon Dağı) yakınlarında operasyon düzenleyen askerler, (İsrail ordusu)

El-Absi’ye göre İsrail’in planı artık net olarak görülüyor. Onlarca İsrail helikopterinin vilayetteki stratejik tepelere radar, gözetleme sistemleri ve askerî teçhizat taşıdığını belirten uzman, bu faaliyetlerin kalıcı bir askerî üs kurulmasına yönelik hazırlıklara işaret ettiğini belirtiyor.

El-Absi ayrıca Hikmet el-Hicri’ye bağlı Ulusal Muhafızlar’ın kent çevresindeki on tepeyi daha kontrol altına aldığını belirtiyor. Şam’ın, Tel Aviv’i bu milis grubuna silah, mühimmat, para ve istihbarat desteği sağlamakla suçladığını belirten el-Absi, Temmuz 2025’te yaşanan olaylardaki İsrail rolünün de kaos yaratmak ve Suriye’yi geniş çaplı bir savaşa sürüklemek amacıyla “büyük ve planlı” olduğunu ifade ediyor.

El-Absi’ye göre dikkat çeken bir diğer unsur, gerilimin İsrail’deki seçim süreciyle eş zamanlı yaşanması. Suriye hükümetinin, Netanyahu’nun Süveyda’daki olayları seçim propagandasında kullanmasını eleştirdiğini belirten uzman, Şam’ın Dürzi toplumunun Suriye’nin ulusal dokusunun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını kaydediyor.

El-Absi, Suriye hükümetinin aldığı önlemlerin üç başlıkta toplandığını belirtiyor.

İlk başlık askerî tedbirler. Bu kapsamda iki hafta içinde batıdaki temas hattına askerî takviye gönderilmesi ve İsrail ile milis güçlerin yığınağının dengelenmesi planlanıyor. Ancak bu adımların provokasyona yol açmaması hedefleniyor; zira tarafların hiçbiri gerilimin kapsamlı bir savaşa dönüşmesini istemiyor.

İkinci başlık diplomasi. Şam, uluslararası toplumdan müdahale etmesini ve İsrail uçaklarının her gün ihlal ettiği belirtilen 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın uygulanmasını güvence altına almasını talep ediyor.

Üçüncü başlık ise toplumsal diyalog. Süveyda Valisi Mustafa el-Bekur aracılığıyla yerel aktörler yeniden diyaloğa çağrılıyor. El-Bekur, dış müdahalelerin ve “kanun dışı grupların” çözüm sürecini engellediği uyarısında bulunuyor.

El-Absi’ye göre kritik sorunlardan biri, Birleşmiş Milletler’in haziran ayında Süveyda’nın devletle yeniden bütünleştirilmesine yönelik planın ilerleme kaydetmediğini açıklamış olması. Uzman, İsrail’in bu siyasi boşluğu kalıcı bir askerî varlığa dönüştürmeye çalıştığını savunuyor.