Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü Mismari: Büyük devletler Libya’da çözüm istemiyor

Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)
Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)
TT

Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü Mismari: Büyük devletler Libya’da çözüm istemiyor

Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)
Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)

Mina Medkur
Libya’daki durumun karmaşıklığı ve giriftliği karşısında çoğu kişinin güçlü şekilde dile getirdiği bir soru var: Şu anki Libya sahnesi nasıl tanımlanabilir? Değişikliklerin her an birbirini izlediği ve bu değişikliklerin doğrudan Libya haritasına yansıdığı böyle bir dönemde bu soruya yanıt vermek zor görünüyor. Avrupa başta olmak üzere uluslararası toplum, 2011’deki ayaklanma ve Muammer Kaddafi rejiminin düşüşünden bu yana geçen yaklaşık 9 yıl boyunca uzayan Libya krizine siyasi çözüm bulmak için çaba göstermedi. Siyasi ihtilaflar devam etti, ulusal birlik hükümeti halen kurulamadı, ülke kaderinin bölünmeyle sonuçlanacağına dair endişeler giderek artıyor. Nitekim sahada bulunan güçler ve Türkiye başta olmak üzere dışardaki destekçileri bölünmenin işaretlerini veriyor.
Independent Arabia, General Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu (LUO) Sözcüsü Tümgeneral Ahmed el-Mismari ile röportaj gerçekleştirdi. Mismari, başta Türkiye’nin müdahalesi, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) askeri desteği ve UMH güçlerine destek vermesi için paralı askerleri taşıması gibi gelişmelerin gölgesinde kalan karmaşık durumları çok yönlü olarak bütün detaylarıyla anlattı.

Cezayir diyaloğu ve Cezayir-Tunus rolü

- Sohbetimize, Fas’ın ev sahipliğinde Libyalı tarafları arasındaki diyalog turlarıyla başlıyoruz. Fas'ın Bouznika kentinde gerçekleştirilen ‘Libya Diyalog Toplantısı’na Tobruk Temsilciler Meclisi (TM) ve Libya Devlet Yüksek Konseyi’nden temsilciler katıldı. Bu diyalog turları, Libya krizine siyasi çözümler bulmak için bir çıkış yolu açmayı hedefleyen girişimleri ifade ediyor. Libya içindeki çevrelerin bir açılım olmasına ihtimal vermediği bu ortamda diyalog turlarında yeni bir girişim var mı?
Genel Komutanlık, Libyalıların işgalci, paralı askerler, suç çeteleri ve terörden uzak güvenli bir devlet beklentisi ve hayallerini gerçekleştirmek için her türlü girişime gider. Daha önce de bu amaçla Kahire ve Berlin’e gittik. Ancak çözüm Libyalıların elinde değil; büyük devletler Libya’da çözüm istemiyor. Bunun kanıtı ise Birleşmiş Milletlerin (BM) Gassan Selame’nin ardından 6-7 aydır yeni bir temsilci tayin etmemesidir. Bu ihtilaf Libya kaynaklı değil. Bilakis bütün devletler Libya sahnesinde büyük kaosun gölgesinde elde ettikleri kazanımları ve çıkarları korumak için temsilci göndermek istiyor.

- Diğer taraftan, özellikle Erdoğan’ın bu yılın başında Cezayir’i ziyaret etmesinden bu yana Libya krizi Türkiye-Cezayir eşgüdümü ve işbirliğine şahit oluyor. Cezayir’in tutumu nasıl nitelendirilebilir? Ayrıca, Tunus’un rolü, ülke içindeki İhvan Örgütü güçleri ve iç sebeplerden ötürü rafa mı kalktı?
Şahsi kanaatime göre, Tunus’ta olup bitenler, Libya’da yaşananları tekrarlama ve Tunus’u güç kullanarak Türkiye-Katar üssüne dönüştürme girişimidir. Ancak Tunus halkı kültürlü ve bilinçlidir; Tunus’taki bu tekeli veya İhvancı otoriteyi kırmaya çalışıyor. Fakat Cezayir’in rolü, ulusal çıkarın ve Libya krizinin çözümünden yanadır. Ancak güvenlik temelli bir hamle yapmak istemiyorlar bilakis bunun siyasi temelli olmasını istiyorlar. Bu noktada bizimle Cezayir arasında görüş farklılıkları bulunuyor. Onlar, sınırlarımızın müşterek olduğunu ve akıbetimizin bir olduğunu çok iyi biliyorlar. Libya’da olup bitenler Cezayir güvenliği için tehlikelidir. Ayrıca herkesi memnun edecek bir çözüm istiyorlar.

- Peki, bu “herkes”in içine kimler giriyor?
Libya halkı, İhvan ve teröristler. Bu, hatta Cezayirlilerin kendileri için bile çok tehlikeli. Biz, Libya topraklarında Cezayir ya da başka bir sınır devleti için tehlike kaynağı olabilecek bir teröriste asla yer veremeyiz.

Serrac ve Erdoğan (AFP)
Serrac’ın düşmesi

Libya sahnesi son zamanlarda UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın tutuklanması ile görevine iadesi arasında gidip gelen bir tartışmaya şahit oldu. Trablus’ta milislerin barışçıl göstericilerin üzerine ateş açması ve bakanlığı süresince izlediği politikalar nedeniyle Başağa hakkında idari bir soruşturma yürütüldü. Ancak UMH, geçen perşembe günü Başağa’nın görevine iade edildiğini açıkladı. Bu gelişme Başağa’nın sahip olduğu gücün boyutunu gösterdi. ABD ve uluslararası toplumun arabuluculuğu sonrasında Serrac’ın Başağa’yı İçişleri Bakanı olarak görevine iade etmesi önemli işaretler veriyor. Bunların başında Başağa’nın Batı’daki en güçlü taraf haline geldiğidir.
(UMH 29 Ağustos’ta yayınladığı açıklamada, Başağa’yı "tedbir amaçlı" görevden aldığını açıkladı. Açıklamada, Başağa hakkında ‘verdiği izinler, göstericilere gerekli korumanın sağlanması ve gösteriler hakkında yaptığı açıklamalar’ nedeniyle 72 saat içinde Başkanlık Konseyi nezdinde idari soruşturma açılacağı bildirilmişti)
Yaşananlar, Serrac için sonun başlangıcı olabilir. Fethi Başağa’nın ya da esasında Türkiye’nin Fayiz es-Serrac’a karşı yönettiği bir darbe olarak düşünülebilir. Türkiye, Serrac’ı bir sonraki aşamada düşürmek için Başağa’yı güçlü bir şekilde destekliyor. Türkler, en güçlü adam olarak görünen Başağa’ya yöneldi. Başağa aynı zamanda Müslüman Kardeşler grubunun fikirlerini benimsiyor. Bunun kanıtı da şudur: Halihazırda Müslüman Kardeşler’in müttefiki olan El Kaide örgütünü -BM Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütü olarak kabul edilmesine rağmen- doğrudan takip eden çok radikal tugaylar var. Tüm bu tugaylar, Başağa’nın Türkiye’den dönüşü sırasında onu karşılamak için Mitiga Havalimanı'nda duran askeri bandoyla birlikte bulunuyordu.

UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa (AFP)
Başağa için düzenlenen askeri geçit ve iç bölünme

Libyalı aktivistler, Başağa’nın tutuklanmasının ardından ona destek veren militanlar, Serrac’ı destekleyen militanlardan intikam alma sözü vermesi üzerine iki taraf arasında çatışma çıkmasını önlemek için Başağa’nın göreve iade edildiğini belirtiyorlar. Nitekim UMH Başbakanı Serrac, İçişleri Bakanı’nı tutuklama kararından geri adım atana kadar gerilim düşmedi. Başağa yanlısı militanlar, Başağa soruşturmada olduğu sırada Başkanlık Konseyi binasının etrafını kuşatmıştı. Tüm bu yaşananlar, Serrac’a yakın kulisler tarafından, Serrac’ın Türkiye destekli İhvan ve Misrata’nın (Başağa’nın memleketi) darbe girişimini engellemesi şeklinde yorumlandı. Nitekim Serrac’ın, Türkiye’ye danışmadan Tobruk'taki Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ile ateşkes anlaşması imzalaması söz konusu tarafları kızdırdı ve Libya’nın batısındaki varlığını pekiştirme ve genişletme planlarında karışıklığa yol açtı. Serrac ve Salih’in değerlendirmelerine göre, ateşkes kararı Türkiye’yi, İhvan ve ona bağlı milislerin temsilcilerine daha fazla güvenme yoluna sevk etti. Böylece Ankara, Türkiye’ye defalarca gidip gelen ve çatışma cephelerinde savaşçıların saflarını birleştirebilme gücüne sahip olduğunu kanıtlayan Başağa’ya bir sonraki süreç için bel bağladı.

- UMH milislerinin saflarında birbirini izleyen gerilimler ve karşılıklı “hainlik ve ajanlık” suçlamaları, Türkiye’nin Başağa’ya verdiği desteği gösteriyor. Başağa için zemin mi hazırlanıyor?
Bence, Başağa’nın arkasında Türkiye’den çok daha güçlü bir devlet var. İşte bu devlet, Türkiye’yi Başağa’ya yöneltti. Özellikle Başağa ABD ile bağlantılı şirketler ve danışmanlarla çalıştı. Bu durum Başağa’nın bir sonraki dönemde siyasi çatışmaya girmesine imkân tanıyacak özel bir karakter inşa etti. Türkiye, ABD’yi ziyaret edene kadar Başağa’ya önem vermiyordu. Kahire Girişimi’nin (Bildirgesi) Suheyrat Anlaşması’nı düşürdüğünü ve dolayısıyla Serrac ve hükümetini düşüreceğini unutmamak gerekir. O zaman burada sorulması gereken soru şudur: Alternatif kim olacak? Cevap, ABD’nin ve uluslararası güçlerin gelecek siyasi sahnede kalmasını sağlamak için destek verdiği Fethi Başağa’dır. Bu aynı zamanda Misrata’daki çatışmayı doğruluyor. Zira Misrata’nın Libya’yı yönetmesi gerektiğini düşünüyorlar. Ancak Libya’nın, silah taşıyan değil, fikir ve vizyon sahibi bir adama ihtiyacı var.
Libya’nın kuzeybatısında ve Trablus’un 200 kilometre doğusundaki Misrata kenti, Başağa ve ona bağlı güçlerin kalesi konumunda bulunuyor.

- Başağa, yönetimin başına getirilmesi karşılığında ne sunabilir?
Libya’dan daha çok taviz verir. Bu tavizlerin başında, Libya toprakları üzerinde yabancı askeri üslerin inşası geliyor.

Libya Ulusal Ordusu üyeleri (AFP)
Ateşkes ihlaliyle ilgili suçlamalar
Uluslararası tanınırlığa sahip UMH ile Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in geçen ay ülke genelinde ateşkes ilan etmesinin uluslararası toplum ve Arap dünyası tarafından memnuniyetle karşılanmasına rağmen, bu memnuniyet ifadesi Libya krizini çözmek için daha önceki girişimlerden elde edilen tecrübelerden hareketle temkinli bir biçimde dile getirildi. Bazı siyasi analistler, ateşkesi mutlak anlamda “siyasi çözüme bağlılık” şeklinde anlama zorunluluğunun olmadığına dikkat çekiyorlar. Analistler, General Hafter’in bu adımı reddedeceği iddiasıyla ateşkesin sürdürülebilirliği hakkında çok sayıda şüphe olduğunu dile getiriyorlar. Ancak Mismari, Türkiye’nin bu yöndeki ithamlarını ve şüphelerini reddederek, şunları kaydetti:
Biz, ateşkese tamamen bağlı kaldık. Tüm yaptığımız, ‘düşmanı’ izleme ve keşif faaliyetleriydi. Fakat gerçekte bu ilana (ateşkese) asıl uymayan ve şu an LUO’yu destekleyen, Batı bölgesinde anayasa ve yasaların hâkim olduğu bir Libya devletini isteyen tüm Libyalı vatandaşları tasfiye eden onlardır.

DEAŞ Libya’da
Suriyeli bir intihar bombacısı geçen hafta Trablus’un batısındaki Canzur bölgesinde motosikletle kendini patlattı. Bu eylem DEAŞ ve El Kaide’nin izlerini taşıyor. Bu da halihazırda Trablus’un, Türkiye ve diğer devler tarafından desteklenen radikalcilerin eylemlerine maruz kaldığı anlamına geliyor. Libya’daki mevcut krizin siyasi, ekonomik veya sosyal bir kriz değil, güvenlik krizi olduğu konusunda her zaman uyardık. Bu Libya’yı ilgilendiren diğer meselelere de yansıyor. Bu nedenle yaşanan bir felaket niteliğindedir.
ABD Savunma Bakanlığı Genel Müfettişi, Libya ile ilgili hazırladığı üç aylık raporda Suriye’de Türkiye ile yakın bir şekilde çalışan Suriyeli paralı askerlerin “ABD Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) değerlendirmelerine göre muhtemelen Türk askeri uçaklarla Libya’ya ulaştıkları” belirtiliyor. Raporda “Türkiye’nin ekipman ikmali için İstanbul ile Trablus arasında düzenli uçuş seferlerini sürdürdüğüne” dikkate çekiliyor. AP’nin haberine göre Türkiye'deki özel güvenlik şirketi SADAT, UMH’ye destek veren Suriyeli paralı askerlerin eğitimi için Trablus’ta onlarca askeri danışman konuşlandırdı. Haberde SADAT’ın Libya’da UMH’ye destek veren yaklaşık 5 bin Suriyeli savaşçıya gözetim ve ödeme yaptığı kaydedildi.

- Bu gerçeklik, sahadaki çatışma haritasında bir değişikliğe neden olur mu?
Daha düne kadar, nüfuz, yönetim ve siyasi karar üzerinde çatışmalar yaşandı. Bugün ise başka bir sorunla karşı karşıyayız o da insanların güvenliğine karşı yapılan tekfirci terör eylemleridir. Ben, daha fazla intihar eyleminin gerçekleşeceği kanaatindeyim. Biz, Genel Komutanlık olarak çok endişeliyiz. Bu endişemizi de resmi açıklamamızda dile getirdik. Çünkü bu eylemlerin kurbanları Trablus’taki Libya vatandaşlarıdır. Biz bu halkın ordusuyuz. Denklem zor. Libya halkı katlediliyor ve sindiriliyor, kendisini koruyamıyor. Korumadan bahsettiğimizde ise bizi işgalci Türkiye karşısında sömürgecilikle suçluyorlar. Biz, Libya ordusu olarak tüm ülkenin ordusuyuz. Bununla birlikte biz görüşünü açıkça dile getirme ve başkalarına zarar vermeden barışçıl gösteriler düzenleme hakkı bulunan halkımızın yanındayız. Ancak ne yazık ki Libya’nın batısında şu an yaşananlar milislerin ve devletlerin çatışmasıdır.

Mareşal Halife Haftar, Libya Ordusu Komutanı (AFP)
Terör örgütlerinin haritası
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 20 Haziran’da yaptığı açıklamada, Sirte ve Cufra’nın Mısır ulusal güvenliği için “kırmızı çizgi” olduğunu söyledi. Özellikle Sisi’nin bu açıklamasının ardından, geçtiğimiz 60 günlük süreçte Libya’nın batısındaki terör örgütlerinin haritasında değişiklik oldu mu?
Evet, kesinlikle. Özellikle LUO’nun 2014’teki saldırılarından sonra terör örgütlerinin tamamı Batı bölgesine ve Misrata’ya nakledildi. Şimdi yerelde, uluslararası düzeyde ve Arap dünyasında hakkında yakalama kararı çıkarılan tüm radikalciler bu bölgelere konuşlanmış durumda. Bunun yanı sıra Suriye ve Somali’de bulunan diğer tehlikeli unsurlar da nakledildi. İlan edilen kırmızı çizgi yalnızca askerî açıdan değil, güvenlik açısından da geçerlidir.
Sirte kenti, Mısır sınırından yaklaşık bin kilometre uzakta, Bingazi ve Trablus arasında bulunuyor. Sirte, Libya'nın en büyük hava üslerinden biri olan El Cufra’ya yaklaşık 300 kilometre uzaklıktadır.

Uluslararası gözlem güçleri ve silahsızlandırılan bölgeler
UMH daha önce Sirte’nin silahlardan arındırılması için çağrıda bulunmuştu. LUO bu öneriyi onaylıyor mu? Bu aynı zamanda BMGK’nin karar alması ve uluslararası gözlem güçlerinin Sirte’ye konuşlanması anlamına gelir mi?
Onlar, şu anda Sirte ve Cufra’yı silahlardan arındırma fikrini piyasaya sürmeye çalışıyorlar. Tüm bunlar Libya’nın olduğu yerde sayması, bu bölgelerde savaşların devam etmesi ve Trablus’un ilerlemediğini gösteriyor. Ancak doğru bakış açısı şudur: Trablus’un bizzat kendisi silahlardan ve şu an nüfuz için birbiriyle kavga eden silahlı milislerden arındırılmalı ve hatta başkent ile devlet kurumlarının Trablus’tan taşınması gerekir. Çünkü bugün işlerini halletmek için Trablus’a giden herhangi bir vatandaş, LUO’yu desteklediği için idam edilebilir. Tüm bölgelerde illegal silahlar bulunuyor. Silahlardan arındırma meselesine Misrata’dan Tunus sınırına kadar olan bölgeden başlanmalıdır. Bunun aksine Sirte ve Cufra’nın silahsızlandırılmasından ve uluslararası gözlem güçlerinden söz etmek oldukça tehlikeli bir durum. Arap siyasetçilere şunu vurgulamak isterim: Bu adımın uygulanması açık bir şekilde Libya’nın bölünmesi anlamına gelir. Bir süre sonra kapılar ve barikatlar kurulur ve kendimizi bölünmüş bir devlette yaşarken buluruz. Bu durumu tamamen reddediyoruz.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Kahire'de Libyalı aşiret liderleriyle bir araya geldi (AFP)
Libyalı aşiretlerin rolü
Libya toplumunun yapısı gereği Libyalı aşiretler ülke sahnesinin şekillenmesinde büyük rol oynuyorlar. Nitekim Mısır, UMH milisleri ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın paralı askerlerinin Sirte ve Cufra’ya baskın düzenlemesi halinde Libya’nın doğusuna askeri müdahale açıklaması yaptığı sırada bu aşiretlerin etkisi açık bir şekilde görülüyordu. Libya Kabileler Yüksek Konseyi Başkanı Salih el-Fendi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Milislerin Sirte kentine hareket etmesi halinde onları vurması için Mısır ordusuna kendi tarafımızdan ve Meclis tarafından yeşil ışık yaktık” dedi.

- Mısır ordusu olası bir hareketinde, Libya’nın doğusundaki Libyalı aşiretlere güvenebilir mi?
Mısır yönetimi Libya toplumunun dinamiklerini çok iyi biliyor. Halife Hafter ve Akile Salih’in Mısır Cumhurbaşkanı ile görüşmelerinin ardından Mısır, Libya kriziyle ilgili birçok dosyayı üzerinde çalışmaya başladı. Birinci dosya şu anki liderler, ikinci dosya ise aşiretlerle ilgilidir. Aşiretler, Libya’nın siyasi kararları üzerinde asırlar boyu etkili olmuştur. Libyalı aşiretlerden bir heyetin Mısır’da yaptığı görüşmeler bunun somut örneğidir. Tüm kabileler temsilcileri aracılığıyla bu toplantıya katıldı.

Aşiretlerin silahlandırılması
Aşiretlerin silahlandırılması ve askeri eğitim verilmesi büyük bir tartışma konusudur. Nitekim Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, Temmuz’da bir televizyon programında yaptığı konuşmada sessizliğini bozarak, Libyalı aşiretlerin silahlandırılmasının Libya’yı yeni bir Suriye yapmayacağını ama “yeni bir Somali”ye dönüştüreceği uyarısında bulunmuştu.

- Libyalı aşiretlerin silahlandırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bu asla olmayacak. Gerçekçi olmamız gerekir. Tüm aşiretler devletin yanında yer almıyor. Devletten kopan, sapıtan ve tekfirci fikirler benimseyen aşiretler var. Aşiretleri silahlandırmayı düşünürsek, bu, silahların otoritenin dışına yani otoritenin takibi dışına ve ardından otoritenin kullanımı dışına çıkması anlamına gelir. Dolayısıyla silah tedarikinin olması durumunda kendimizi iç savaşın içinde buluruz. Bu büyük bir stratejik hata olur.
Örnek verecek olursak, ben, Mismari aşiretinin bir evladıyım. Aşiretimden biri sapıttı ve tekfirci gruplara katıldı ve Mısır’da idam edildi! Yani ben herkese kefil olamam. Silahlı Kuvvetlere katılan kişi ise belli şartlara tabi olur ve bir güvenlik kimlik kartı olur. Bu yüzden silahlanmanın en güvenilir adresi yalnızca Libya Arap Silahlı Kuvvetleri’dir, başka bir yer değil. Libya halkını desteklemek isteyen, Libya Silahlı Kuvvetleri’ni ve Libya polisinin silahlandırılmasını desteklesin. Bu destek doğrudan Libyalı aşiretlerin desteklenmesi demektir.

Libya'yı terörizmden temizlemek için çok çalışıyoruz" (The Independent Arabia)
Mısır üslerine Türk saldırısı bekleniyor mu?
Mısır ve Türkiye’nin, Libya konusunda dolaylı yoldan karşılıklı siyasi açıklamalar üzerinden birbirini tehdit etmesinden kaynaklanan gerilim, Sirte-Cufra hattı tartışmalarıyla zirveye çıktı. Bazı stratejik raporlar, UMH’nin Türkiye’nin desteğiyle bu hattı geçmek için hazırlandığını ortaya çıkardı.

- Türkiye’nin, Libya’nın batı sınırında bulunan Muhammed Necib, Seydi Barani ve Carcub gibi Mısır askeri üslerine saldırı düzenlemesi bekleniyor mu?
Buna ihtimal vermiyorum. Ancak Libya’daki belirli hedefleri ve Libya’nın doğusundaki belirli şahsiyetleri hedef almasını bekliyorum. Bu yönde fiili girişimler oldu. Şu anda (Erdoğan’ın) yapmaya çalıştığı tek şey, Yunanistan ve Kıbrıs ile gerilim yaşadığı bir süreçte Doğu Akdeniz'de Kuzey Kıbrıs'la yaptığı son askeri tatbikatlar da dahil bir medya propagandasıdır. Tüm yaptığı şey uluslararası toplumu provoke etmektir. Bunun arkasındaki gerçek, Türkiye’nin içinde yaşanan büyük sorunları gizleme çabasıdır. Sanırım (Erdoğan) kaybetmeye başladı. O ve partisi yakında halk eliyle düşecek.

Libya’daki Mısır askeri üsleri

- Stratejik raporlarda Mısır’ın, ulusal güvenliğini korumak için Libya içinde askeri üs inşa etmeyi düşündüğü iddia ediliyor. Mısır bunu yapabilir mi? Mısır askeri müdahale kararı verirse Mısır güçlerine ait konuşlanma noktalarına hangi alternatifler var?
Bunu ilk defa burada açıklıyorum, Mısır savaşa gireceğini ilan ederse, Libya’nın tüm üsleri Mısır ordusunun emrindedir. Burada 20’den fazla tam teçhizatlı hava ve deniz üssü Mısır ordusunun komutasına girecektir.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti savaşçıları (AFP)
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin haritası

Libyalı kaynaklar, geçtiğimiz günlerde UMH’nin, Ankara’ya Libya’nın batı bölgesinde daimî hava ve deniz üsleri kurmasına ve Libya’nın batısına daha fazla askeri ekipman göndermesine imkân tanıyacak yeni bir askeri anlaşma yapacağını bildirdi. Yeni Şafak gazetesinde yer alan bir haberde ise, “Doğu Akdeniz’de (Türkiye’nin iddiasına göre) Yunanistan kışkırtıcılığındaki tırmanma da göz önüne alındığında Libya sahasında deniz kuvvetlerinin stratejik önemi, bölgede Türk donanmasının varlığının devamını zorunlu kılıyor. Bu doğrultuda Misrata Limanı’nın daimî konuşlanma için deniz üssüne çevrilmesi düşünülüyor” ifadelerine yer verildi.

- Türk ordusunun Libya’daki gerçek gücünü nedir?
Türkler şu anda çok sayıda üste ve karargâhta varlığını pekiştiriyor. İlk başta hava üsleri geliyor; Trablus’taki Mitiga Üssü, Libya’nın batısındaki Vatiyye bölgesinde yer alan ülkenin en büyük ikinci hava üssü Ukbe bin Nafi ve Misrata kentinde daha sonra hava üssüne dönüştürülen Havacılık Fakültesi havalimanı. Tüm bu ana üsler şu an Türk güçlerinin komutası altında. İkinci sırada deniz üsleri geliyor; Libya’da her türlü gemiyi alabilen ve mühimmat depolama alanında en büyük deniz üssü El Hamis, Trablus’ta kontrol altına aldıkları Halk Limanı ve Vatiyye’ye yakın Zuvvare bölgesinde bulunan Es-Sayd İskelesi. Bu üsler ve limanlarda, Libya’ya nakledilen binlerce paralı asker ve silahlı unsur bulunuyor. Şimdi de Türkler, bazı anlaşmalar ve yardımlar yaparak Nijer ve diğer ülkeler üzerinden Libya’yı kuşatmaya çalışıyor.
Temmuz ayında basında çıkan haberlerde Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Nijer’in de aralarında bulunduğu Afrika turuna çıktığı bildirilmişti. Çavuşoğlu’nun Nijer Cumhurbaşkanı Issoufou Mahamadou ile görüşmesinde, Türkiye’nin Nijer'de stratejik kara ve hava üssü kurmasının yanı sıra Nijer ordusuna ve güvenlik güçlerine eğitim vermesi ve en modern silahlarla donatması meselesinin konuşulduğu aktarılmıştı.

Libya’nın güneyi tehlike kapısı
Son dokuz yıldır Libya’nın güneyindeki aşiretler şiddetli etnik çatışmalar yaşadı. Bunun üzerine bir de silahlı terör örgütlerinin bölgeye yerleşmesi eklendi. DEAŞ bunlar arasında bölge için en önemli tehdidi oluşturan oluşumların başında geliyor. Yıllardır Libya’da bulunan örgüt, farklı bölgeler arasında gidip geldi ve Sirte’de ağır bir yenilgi aldıktan sonra güneye yerleşti. Diğer taraftan Libya’nın güney sınırındaki Afrika ülkelerinde cereyan eden silahlı çatışmalar da bir başka endişe konusu.

- Libya’nın güneyindeki güvenlik endişeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çad, Nijer, Mali ve Sudan’daki muhalif hareketler, Libya’nın doğusunda kurduğu üslerle kendilerine güvenilir bir sığınak buldu. Libya’nın güneyi Afrika’nın en zengin bölgesi. Zira burada uranyumun yanı sıra çok büyük miktarlarda doğalgaz ve petrol ve uzun yıllar boyunca yetecek tatlı su bulunuyor. Aynı şekilde çeteler, Mısır-Libya-Sudan sınırındaki El-Avinat Dağı’nda konuşlanmış durumda. Bu bölgenin yüzde 60’ı Libya toprakları içinde yer alıyor. Aynı zamanda bu çeteler Nijer ile sınırımıza bitişik bölgelerde bulunuyor. Zira buralarda çokça bulunan altın için arama çalışmaları yürütülüyor. Bu da onlara müthiş paralar sağlıyor. Yani çok önemli bir ekonomik bölge suç çetelerinin kontrolü altında. Bu nedenle sömürgecilerin Libya’yı üçe bölme (güney, batı, doğu) çağrılarını anlayabiliriz. Bu bölgelerin bir kısmında güvenliği sağladık. Ancak 4 bin 400 kilometre uzunluğunda çöl ikliminin çok sert olduğu bir kara sınırından bahsediyoruz. Bu nedenle büyük imkanlara ihtiyacımız var. Güçlerimizin çoğu şu an sahada savaşıyor.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne sadık savaşçılar (AFP)
Yeni ittifaklar

- Libya’nın batısında bölünme derinleştiğinde, UMH’deki bazı tarafların veya bizzat Serrac’ın kazanç ve kayıp hesaplarını tekrardan gözden geçirerek Libya’nın doğusu da dahil barışçıl çözüm çerçevesinde yeni ittifaklara girme ihtimali var mı?
Serrac’a ağır siyasi baskılar uygulanırsa, kendisine güvenli bir yer arayışı için geri adım atabilir. Serrac’ın başarısızlığını kabul etmesinin ve işlediği suçları Libya halkına itiraf etmesinin zamanıdır. Şunu açıkça söylüyorum: Ajan Serrac, Libya’nın askeri üslerini Türkiye’ye teslim etti, Ankara ile yasa dışı anlaşmalar imzaladı, Türk sömürgeciliğine zemin hazırladı ve Libya Devleti’nin egemenliği konusunda aşırıya gitti.

- Ancak Serrac ve hükümeti uluslararası toplum tarafından tanınıyor.
Hangi uluslararası toplum? 2011’de NATO ile birlikte Libya’ya gelen uluslararası toplum mu? Silahlı Kuvvetlerin ve polisin ayağa kalkmasını istemeyen uluslararası toplum mu? Uluslararası toplumun Trablus’taki çıkarları birbiriyle kesişti ve bu da şu anki çatışmaya yol açtı. Libya halkı itiraz etmek için çıktığında karşılarına silahlarla çıkıldı. Ancak buna rağmen uluslararası toplumdan bir kınama açıklaması duymadık.

- Fakat bugün uluslararası toplum Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin eylemlerine karşı daha çok kaygılı ve ayrıca barışçıl bir çözüm için titiz hamleler yapıyor. Özellikle ABD-Libya temasları ve Fransa, Yunanistan ile Kıbrıs’ın Erdoğan’ın saldırganlığına tepki göstermesi, uluslararası ittifak haritalarının yakında değişmesine zemin hazırlayacak.
Libya’daki tekfirci grupların Müslüman Kardeşler (ihvan) ile büyük bir ittifak kurduğunu bilmemiz gerekir. Uluslararası toplum, ihvanın yönetime katılmasından bahsediyor. Bu asla kabul edilemez. Ancak uluslararası ittifak haritalarında farklı etkileşimler olduğuna işaret etmekte fayda var ve bu haritalar değişmeye başladı. Fransa’nın Türkiye karşı savaşa girmesiyle birlikte şu an ABD, NATO’dan bir ayrılma meydana gelmesini önlemeye çalışıyor. Eğer ABD Fransa’nın yanında durursa, ikisi Türkiye’yi kaybedecek. Aynı zamanda ikisi Rusya’yı da kaybedebilir. Dolayısıyla ABD, Erdoğan’ın Avrupa üzerinde baskı uyguladığı ve NATO üzerinde endişeler olduğu bu dönemde sahnenin bu şekilde kalmasını istiyor. Bizim bu noktayı kullanarak kendi lehimize çevirmemiz ve Avrupa Birliği’ne (AB) doğru hareket etmemiz gerekir. AB’de savunma ittifakı bulunuyor. Bu ittifak NATO’dan da güçlü ve hepsi Yunanistan’ın yanında yer almayı seçecek. Böylece NATO, Türkiye’deki üslerini kaybedecek. ABD güç duruma düşecek. Aynı şekilde İran, Rusya ve Ortadoğu'yu tehdit eden diğer ülkelerdeki üsleri de kaybedecekler. ABD bu bölgede hiçbir askeri çatışma istemiyor. O zaman Libya’da siyasi bir çözümden bahsederiz. Ancak bu çözümde tekfircilere, teröristlere ve Libya Devleti’ni Türkiye’ye satanlara yer olmamalıdır.

Libya Ulusal Ordusu sözcüsü, Libya'nın 42 yıldır Kaddafi'nin yönetiminden yararlanmadığına inanıyor (AFP)
Libya 42 yıl Kaddafi’ye yaslandı ve bunun hiçbir faydasını görmedik

- Uluslararası toplumun Libya’da siyasi çözüme gitmek istemesi durumunda, bunu gerçekleştirmesi için gerekli araçlar nelerdir?
Türkiye’nin Libya sahnesinden çıkarılması, Temsilciler Meclisi'nin bir kolu olacak şekilde Libya'nın üç ana eyaletinden eşit bir şekilde ortak bir senato oluşturulması ve bu senatonun Libya halkı arasında güven inşa etmekle görevlendirilmesi. Bu sonuncusu, Türk sömürgeciliğinin kardeşin kardeşe olan güvenini kaybetmesine sebep olması nedeniyle en tehlikeli görev. Bunun yanı sıra en erken vakitte bir başkan ve iki yardımcıdan oluşacak şekilde yeni Başkanlık Konseyi’nin kurulması için harekete geçilmelidir. Libya bir daha asla şahıslara dayanmamalıdır. Libya 42 yıl Muammer Kaddafi’ye yaslandı ve kesinlikle bunun hiçbir faydasını görmedik. Libya anayasaya, yasalara, kurumsal devlete, başkasına saygı ve başkasının görüşünü kabul etmeye dayanmalıdır. Devletler böyle inşa edilir. Ancak Batı’nın Libya hakkında düşündüğü şey daha çok köleliğe yakın. Gücü elinde tutan bir köle, bir grup kölenin başına dikilir ve bir süre sonra devletten daha güçlü hale gelir.

- Bu öneriler kimin onayını gerektiriyor? Kim bu önerileri uygulayabilir?
Ben sadece bir yetkiliyim. Bu önerilerimi, BM ve uluslararası güçler başta olmak üzere Libya sahnesini takip edenlere sunuyorum. Önerilerimin orduda bir subay olmamla ilgisi yok. Bilakis Libya’nın toplumsal durumu üzerinde çalışan bir araştırmacı ve Libya’daki durumun derinliğini bilen bir Libyalı vatandaş olarak sunuyorum. Bölgesel, uluslararası ve BM kamuoyunu şu konuda temin ederim, Genel Komutan Halife Hafter bu çözümleri asla engellemiyor. Libya Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı, Libya krizinin bitirilmesini hızlandıracak her türlü kararın tamamen olumlu bir şekilde arkasında yürüyecek. Ancak bana kesinlikle şahıslar, oluşumlar veya yabancı ülkelerin görüşlerini dayatmayın. Örneğin, ‘Türkiye belirli şartlar altında çıkacak’, Hayır… Türkiye ayrılacak ve Türkiye’den müdahalesi nedeniyle Libya’da yol açtığı tüm kayıpların tazminatını talep edeceğiz.

- O zaman bu sözleriniz, BM’nin Libya krizinin çözümü için yeni bir anlaşma sunması halinde Libya’nın doğusunun bunu kabul edeceği anlamına mı geliyor?
Suheyrat Anlaşması başından beri doğru bir temele sahip değildi. O anlaşmayı Müslüman Kardeşlerden bir grubun para kazanmasından ibaret görüyorum. Anlaşma yasadışı ve bu anlaşma üzerinden Türkiye ile yapılan tüm anlaşmalar da yasadışıdır. Elimizde Kahire Girişimi ve Libya krizine ilişkin Berlin Konferansı sonuçları bulunuyor ki bu sonuçları memnuniyetle karşılamıştık. Burada ortaya çıkan soru şu: Konferansın sonuçları neden uygulanmadı? Tüm dünya liderleri orada değil miydi? Cevap vereyim, Libya topraklarında radikal siyasal İslam’ı güçlendirmek için ortada büyük bir komplo var.

Petrol hilali bölgesi, Libya'nın servetinin yüzde 80'ini temsil ediyo​​​​​​​r (AFP)
Petrol Hilali Bölgesi

Libya petrol servetinin yaklaşık yüzde 80’ini Petrol Hilali Bölgesi’nde bulunuyor. Türkiye’nin bu bölge üzerinde emelleri var. Türkiye’nin Libya’nın “siyah altınına” ulaşmak için tüm imkanlarını sefer ederken, Libyalı kaynaklar, bölge güvenliğinin Rus Wagner paralı askerleri tarafından sağlandığını belirtiyor.
Hayır, bölgenin güvenliğinde hiçbir yabancının müdahalesi bulunmuyor. İster çölün derinlerindeki petrol kuyuları bölgesi, ister petrol boru hatları isterse sahildeki petrol tesisleri olsun, şu an bölge tamamen Libya Arap Kuvvetleri’nin güvenliği ve koruması altındadır. Ancak ordunun tesislere girmesi kesinlikle yasak. Zira bizim görevimiz bu tesisleri terör saldırılarından korumaktır. Örneğin, 2013-204 tarihlerinde DEAŞ tarafından tahrip edilen El Mebruk, Ez Zehra ve diğer petrol kuyuları gibi. Motorları çalınarak Afrika’da satılan kuyular bulunuyor. Yarı tahrip olmuş kuyular var. Ancak buna karşılık onarılan ve yeniden çalıştırılan kuyular da var. Bu bölgenin tamamında kesinlikle ne Ruslar ne Mısırlılar ne de bir başkası bulunuyor. Sadece Libya Arap Ordusu Kuvvetleri bünyesinde 2007’de kurulan Petrol Tesisleri Muhafızları Birimi bulunuyor. Bölgeyi kapatma kararı, Libya Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı tarafından değil, Libya halkı ve özellikle de aşiretlerin ileri gelenleri tarafından alındı. Çünkü onların sesi uluslararası toplumda duyulmadı ve Libya’daki BM de dahil onlara hiçbir ilgi göstermedi. Kapatma kararıyla ilgili açıklamada, bu kararın Türk sömürgeciliğinin ve terörizmin finans kaynaklarını kurutmak amacıyla alındığı belirtildi.
Petrol Hilali Bölgesi, 6 milyon varil petrol depolama kapasitesine sahip olan Zeytuniye Limanı’ndan El-Barika ve günlük ihracatı 220 bin varile ulaşan Ras Lanuf limanlarına, oradan 6 milyon varil petrol depolama kapasitesine sahip ve günlük ihracatı 440 bin varile ulaşan Es Sidre’ye uzanıyor.

Güneydeki UMH'ye bağlı kuvvetler (AFP)​​​​​​​
Libya Merkez Bankası ve Türkiye’nin müdahalesi

Geçtiğimiz günlerde Trablus’taki Libya Merkez Bankası ile Türkiye Merkez Bankası arasında işbirliğini güçlendirmek amacıyla mutabakat zaptı imzalandı. Anlaşma maddeleri kamuoyuyla paylaşılmadı. Libyalılar, bu mutabakat zaptını Libya halkının gücünün ve ekonomik nüfuzunun tüketilmesi ve Libyalıların mallarının kontrol altına alınması şeklinde görüyor.

- İki taraf arasında imzalanan mutabakat zaptı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Böyle bir anlaşma ilk kez yapılmadı. Trablus’taki Libya Merkez Bankası Ulusal Petrol Kurumu, Dışişleri Bakanlığı dahil Trablus’taki tüm önemli daireler ve başındakiler, ikinci ve üçüncü dereceden yetkililer Müslüman Kardeşler’in üyesidir. Bu kurumların daire yöneticileri İhvancıdır. Bazılarının terör suçlamasıyla haklarında tehlikeli güvenlik dosyaları bulunuyor. Bu da tabi ki UMH’nin desteğiyle yapılan Türk müdahalesinin doğasına da yansıyor.

(AFP)​​​​​​​
Kime ait olduğu bilinmeyen uçaklar

Reuters haber ajansının, Libya’nın doğusunu kontrol eden General Halife Hafter’in komutasındaki LUO’dan bir askeri kaynağa dayandırdığı önceki bir haberinde, “Türkiye’nin yardımıyla son dönemde UMH’nin kontrolünü ele geçirdiği hava üssüne savaş uçaklarıyla saldırı düzenlendiği” belirtilmişti. LUO’nun kaynağı, saldırının “kime ait olduğu bilinmeyen uçaklar” eliyle gerçekleştirildiğini aktarmıştı.

- Bu savaş uçakları dünya kamuoyu tarafından ne zaman bilinecek?
Biz yerdeyken hava sahasını kontrol ettiğimiz zaman. Libya’nın, hava sahasını kontrol edebileceği güçlü bir hava savunma sistemine sahip olduğu zaman. Hava savunma sistemi 2011’de tümüyle imha edildi. Şu an hava savunmasını yeniden inşa ediyoruz. Bazı bölgelerde artık kime ait olduğu bilinmeyen uçaklar yok. Çünkü bu bölgelerde Libya’nın güçlü hava savunması bulunuyor. Bu uçakların varlığı, Arapların terörle mücadeleye karşı ortak çabası çerçevesinde azalmaya başladı. İster Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ister Suudi Arabistan ister Mısır, Bahren veya Ürdün olsun, tüm Arap ülkelerinin Libya’nın istikrarını destekleme rolünü memnuniyetle karşılıyoruz. Dünyanın önündeki savaşımız açıktır. Bize isabet edenden onlara isabet eder. Büyük devletler Libya’yı sömürmek için Türkiye’yi görevlendirdi. Bunu reddediyoruz ve Libya’yı bundan kurtarmak için çalışıyoruz. Uluslararası toplumu, bize yardım etmeye ve Libya halkını kurtarmaya çağırıyoruz.
Mismari, sohbetin sonunda Katar’ın rolü hakkında yalnızca tek bir cümle kurmakla yetindi:
“Katar, uzaktan kumanda ile yönetilen bir devlet.”



Yemen, ekonomik kırılganlığın ortasında bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıya

Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)
Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)
TT

Yemen, ekonomik kırılganlığın ortasında bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıya

Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)
Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)

Yemenliler, bölgedeki istikrarsızlığın gıda, enerji ve taşımacılık maliyetleri üzerindeki baskıyı sürdürmesi nedeniyle yeni bir hayat pahalılığı dalgasına ilişkin uyarıların gölgesinde, ağır yaşam koşullarıyla mücadele etmeye devam ediyor.

Bu gelişme, uluslararası bir endeksin Yemen’i yaşam maliyeti bakımından Arap dünyasının en pahalı ülkeleri arasında göstermesiyle aynı döneme denk geldi. Ekonomik reformlara yönelik olumlu değerlendirmelere rağmen ülkede gelir düzeyi ve satın alma gücü düşük seviyelerde kalmayı sürdürüyor.

Uyarılar, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’ndan (UNCTAD) geldi. Kuruluş, Ortadoğu’daki askeri krizin, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin sona ermesinin ardından dahi bölgesel istikrarsızlığın etkilerinin ortadan kalkmayacağını belirtti. UNCTAD, küresel tedarik zincirlerinde 100 günü aşkın süredir yaşanan geniş çaplı aksaklıklar nedeniyle gıda fiyatları ve ulaştırma sektöründeki olumsuz etkilerin uzun süre devam edeceği uyarısında bulundu.

UNCTAD raporuna göre, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve deniz taşımacılığının normale dönmesi küresel enerji piyasalarındaki baskıyı hafifletebilir. Ancak yaşanan aksaklıkların etkilerinin daha uzun süre hissedilmeye devam edeceği, bunun da başta Yemen olmak üzere kırılgan ekonomilerde yakıt ve tahıl fiyatlarında yeni dalgalanmalara, taşımacılık maliyetlerinin artmasına yol açabileceği belirtildi. Raporda, bu gelişmelerin temel tüketim maddelerinin fiyatlarını yükselterek yoksulluk ve yetersiz beslenme oranlarını artırabileceği ifade edildi.

Söz konusu uyarılar, kullanıcı verilerine dayalı olarak dünyanın şehir ve ülkelerinde yaşam maliyeti ile yaşam kalitesini karşılaştıran en büyük küresel veri platformlarından Numbeo’nun yayımladığı 2026 Yaşam Maliyeti Endeksi ile aynı dönemde geldi. Endekse göre Yemen, yaşam maliyeti açısından dünyada 46’ncı, Arap ülkeleri arasında ise ikinci sırada yer aldı.

Sıralama, ülkede temel mal ve hizmet fiyatlarının yüksek seyretmeye devam ettiğini, buna karşın ücretler, gelir düzeyi ve satın alma gücünde benzer bir iyileşmenin yaşanmadığını ortaya koyarken, yaşam maliyetinin halk üzerindeki yükünün giderek ağırlaştığına işaret etti.

Sürekli yüksek fiyatlar

Yemen’de ortaya çıkan tablo dikkat çekici bir çelişkiye işaret ediyor. Endeks, tüketim malları ve hizmetlerinin fiyatlarını referans şehir olarak kabul edilen ABD’nin New York kentiyle karşılaştırıyor. Yemen'in yaşam maliyeti endeksi bu yıl, geçen yıl kaydedilen 48,4 puanın üzerine çıkarak fiyat seviyelerinde artış yaşandığını gösterirken, ülkenin küresel sıralamadaki yeri ise geriledi.

fbvfrb
Hükümet reformları uluslararası alanda övgü alsa da Yemenliler zorluklardan mustarip olmaya devam ediyor. (AFP)

Endeks yalnızca tüketim malları ve hizmetlerinin fiyatlarını ölçüyor. Gıda ürünleri, restoranlar, ulaşım ve temel hizmetlerin fiyatlarını kapsayan endeks; ücretler, hizmet kalitesi ve satın alma gücünü dikkate almıyor. Konut kiraları ise ayrı bir endeks kapsamında değerlendiriliyor.

Yemen'in geçici başkenti Aden'de yaşayanlar, son dönemde bazı ürünlerde görülen yeni fiyat artışlarından şikâyet ediyor. Zamların şimdilik sınırlı sayıdaki ürünle sınırlı kalmasına rağmen, halk arasında bunun yeni bir hayat pahalılığı dalgasının habercisi olabileceği yönündeki endişeleri artırdığı belirtiliyor.

fdbgrt
Yemen’in Hudeyde (batı) bölgesinden Abyan vilayetine (güney) kadar uzanan, yerinden edilmiş Yemenliler için kurulmuş bir kampın görüntüsü (AP)

Aden’de halkın en çok tükettiği balık türlerinden biri olan ton balığının fiyatlarında artış yaşanırken, kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı temel ilaçların fiyatlarının da yükseldiği ve eczanelerde bulunabilirliğinin azaldığı bildirildi.

Balıkçılar ve balık satıcıları, kuzeyden esen rüzgârların avcılık faaliyetlerini olumsuz etkilediğini, bunun da avlanan ve pazarlara ulaştırılan balık miktarında azalmaya yol açtığını belirtiyor. Sürekli yüksek talebin de etkisiyle balık fiyatlarının yükseldiği ifade ediliyor.

Fiyat artışlarının geçici olacağı yönünde beklentiler bulunsa da bazı temel gıda ürünlerindeki zamlar, halkın yeni bir zam dalgasına ilişkin kaygılarını daha da artırmış durumda.

Gerekli reformlar

Bu gelişmeler ışığında, hasta ve yaşlı bireylerin aileleri özellikle tansiyon ve diyabet ilaçlarında yaşanan yeni fiyat artışlarından şikâyet ediyor. Mühendis Abdulkerim Ganim, aynı zamanda şeker ve tansiyon hastası olduğunu belirterek Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, doktorların önerdiği ilaçların fiyatlarındaki artış nedeniyle yaklaşık iki hafta önce alternatif ilaçlar almak zorunda kaldığını söyledi. Ganim, kısa süre sonra bu alternatif ilaçların da fiyatlarının yükseldiğini ve diğer ilaçların ise eczanelerde büyük ölçüde bulunamaz hale geldiğini ifade etti.

Yaklaşık iki ay önce Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Yemen hükümetiyle 10 yılı aşkın bir aradan sonra gerçekleştirdiği 4. Madde istişareleri ise daha iyimser sinyaller vermişti. IMF, kurumsal kapasitenin güçlenmesini övdü ve ekonominin yıllar süren durgunluğun ardından kademeli bir toparlanma sürecine girdiğini, daralmanın hızının azaldığını ve mali ile parasal reform çabalarının sürdüğünü değerlendirdi.

Bununla birlikte IMF, bu toparlanmayı bazı koşullara bağladı. Mali reformların sürdürülmesi, yönetişimin iyileştirilmesi, daha esnek para politikalarının benimsenmesi ve dış desteğin devam etmesi gerektiğini vurgulayan IMF, aynı zamanda bölgesel gerilimler ve insani krizin ekonomik iyileşmenin önündeki en önemli riskler olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

dfebtr
Yerinden edilmiş Yemenli bir kız çocuğu çay eşliğinde bir parça ekmek yiyor. (AP)

Yemenli ekonomi araştırmacısı Fuad el-Mukatri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Yemenlilerin satın alma gücündeki sürekli düşüşün temel nedenlerinin başında petrol ihracatının durması olduğunu belirtti. Mukatri, petrolün ülkenin ana döviz kaynağı olduğunu, bunun yanı sıra bütçe açığının genişlemesi, dış rezervlerin azalması, Aden ve Sana arasındaki parasal bölünme ve açıkların daha fazla para basılarak finanse edilmesinin de ekonomik krizi derinleştirdiğini ifade etti.

Mukatri, sürdürülebilir bir ekonomik toparlanma için dış gelir kaynaklarının yeniden devreye sokulması, para politikasının birleştirilmesi ve mali istikrarın güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Hayat pahalılığıyla mücadelenin yalnızca ücret artışlarıyla sınırlı kalamayacağını belirten Mukatri, piyasa denetiminin güçlendirilmesi ve yerel üretimin teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Ekonomik yükün hafifletilmesi, devlet gelirlerinin artırılması ve yerel para biriminin yabancı para karşısında değerinin iyileştirilmesi için ekonomik performansın siyasi kararlarla uyumlu şekilde yürütülmesinin önemine dikkat çekti.


Şeybani Beyrut’ta konuştu: Eğer çıkarlar gerektiriyorsa, Hizbullah ile görüşmeye açığız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)
TT

Şeybani Beyrut’ta konuştu: Eğer çıkarlar gerektiriyorsa, Hizbullah ile görüşmeye açığız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, gelecekte Hizbullah ile bir görüşme yapılması ihtimaline kapıyı aralayarak, bunun ‘çıkarların gerektirmesi halinde mümkün olabileceğini’ söyledi. Ancak Şeybani, mevcut Beyrut ziyareti kapsamında Hizbullah ile planlanmış herhangi bir görüşmenin bulunmadığını vurguladı.

Şeybani bugün Beyrut ziyaretine, beraberindeki heyetle birlikte Baabda Sarayı’nda Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile görüşerek başladı.

Görüşmede Avn, Lübnan’ın iki ülke arasında iş birliği, koordinasyon ve karşılıklı iç işlerine karışmama ilkelerine dayalı kardeşlik ilişkilerinin sürdürülmesine bağlı olduğunu ifade etti. Avn, Lübnan’ın Suriye’nin istikrarına verdiği önemi yineleyerek, Suriye’nin de Lübnan’ın istikrarına aynı hassasiyetle yaklaşmasını temenni ettiklerini dile getirdi.

Avn, iki ülke arasındaki koordinasyondan, özellikle sınır güvenliğinin sağlanması, insan ve silah kaçakçılığının önlenmesi ile her iki ülkenin güvenliğini tehdit eden faaliyetlerle mücadele alanındaki iş birliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Avn, “Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, yaptığımız birçok görüşme ve telefon konuşmasında bana, Suriye’nin geçmişteki rolünü artık üstlenmeyeceğini ve iki ülke arasında yeni bir sayfanın açıldığını teyit etti. Bu yeni dönemde Suriye, Lübnan’da herhangi bir tarafın yanında değil, tüm Lübnanlıların yanında yer alacak” dedi.

Avn ayrıca, hem Lübnan’ın hem de Suriye’nin çıkarlarını korumayı amaçlayan iki ülke arasındaki Yüksek Komite’nin kurulmasını memnuniyetle karşıladı.

Şeybani ise Şera’nın selamlarını Avn’a ileterek, kendisini resmi ziyaret kapsamında Şam’a davet etti. Ziyaretinin amacının iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmek ve özellikle ekonomik alanda koordinasyonu artırmak olduğunu belirtti.

Suriye Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, Şeybani ile Avn’ın bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele aldığını, ayrıca iyi komşuluk ilkesi temelinde ikili ilişkilerin güçlendirilmesini görüştüğünü bildirdi.

Avn’a resmi davet

Bu kapsamda Lübnan Cumhurbaşkanlığı, Şera’nın Avn’ı Şam’a resmi ziyarette bulunmaya davet ettiğini açıkladı.

Şeybani’nin söz konusu ziyareti, Lübnan’a gerçekleştirdiği ikinci resmi ziyaret olma özelliğini taşıyor.

dfbfgr b
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Beyrut’ta, Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’nin ikametgahını ziyaret etti. (AFP)

Ayn et-Tine... Berri ile yapılan görüşmede Hizbullah konusu gündeme gelmedi

Şeybani daha sonra, Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşmek üzere Ayn et-Tine’ye geçti.

Görüşmenin ardından açıklama yapan Şeybani, görüşmede Lübnan ile Suriye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik yolların ele alındığını belirterek, Hizbullah dosyasının toplantıda gündeme gelmediğini söyledi.

Şeybani, Hizbullah ile gelecekte bir görüşme yapılıp yapılmayacağına ilişkin soruya ise, “Eğer çıkarlar Hizbullah ile görüşmeyi gerektirirse, buna açığız” yanıtını verdi.

Berri ile yapılan görüşmenin yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl güçlendirileceğine odaklandığını vurgulayan Şeybani, görüşmede başka herhangi bir konunun ele alınmadığını ifade etti.

Saray... Çeşitli alanlarda iş birliği anlaşması

Şeybani daha sonra Başbakan Nevvaf Selam ile görüşmek üzere Başbakanlık Sarayı’na geçti.

Görüşmenin ardından Şeybani ile ortak basın toplantısı düzenleyen Selam, iki ülke arasında ortak çıkarlara dayalı ilişkilerin tesis edilmesi konusunda mutabakata vardıklarını söyledi. Selam, görüşmede başta Lübnan ile Suriye arasında elektrik bağlantısının sağlanması olmak üzere ulaşım, ticaret, sınır geçişlerinin kolaylaştırılması ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi gibi konuların ele alındığını belirtti. Ayrıca, iki ülke arasındaki iş birliğini güçlendirmek amacıyla Lübnan-Suriye Ortak Yüksek Komitesi’nin kurulmasına ilişkin anlaşmanın imzalandığını açıkladı.

Şeybani ise ziyaretinin, Suriye’nin Lübnan hükümeti ve halkına verdiği desteğin bir göstergesi olduğunu ifade etti. Lübnan ile İş Birliği ve Ortaklık Yüksek Komitesi’nin kurulmasına yönelik anlaşmayı imzaladıklarını belirten Şeybani, bu mekanizmanın tüm bakanlıklar için ortaklıkların geliştirilmesi, güvenlik alanındaki mutabakatların güçlendirilmesi ve ikili iş birliğinin ilerletilmesi adına bir platform işlevi göreceğini söyledi. Şeybani, “Lübnan’a taşıdığımız tek şey sevgi ve iki ülke ilişkilerindeki olumsuz mirası geride bırakma iradesidir” dedi.

Lübnan ile İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Şeybani, Suriye’nin resmi tutumunun İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını ve Lübnan halkının yerinden edilmesini reddetmek olduğunu belirtti. Çerçeve anlaşmasının Lübnan’ın iç meselesi olduğunu vurgulayan Şeybani, bu konuda sakin bir diyalog yürütülmesini istediklerini ve Lübnan'ın çıkarları ile istikrarına hizmet edecek her türlü siyasi süreci desteklediklerini ifade etti.

rtbrh
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (AP)

Selam, mayıs ayında Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Şera ile bir araya gelmiş, görüşmede güvenlik, ulaştırma ve enerji başta olmak üzere çeşitli dosyalar ele alınmıştı.

Yaklaşık 330 kilometrelik ortak sınıra sahip olan Lübnan ile Suriye arasında, insan ve mal kaçakçılığı yaygın şekilde devam ediyor.


Şafak operasyonunun iç yüzü… Bağdat ile Tahran arasında ‘ikizleri ayırma’ operasyonu

Aktivistler tarafından kaydedilen bir videodan alınan ekran görüntüsünde, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan yetkililerin gözaltına alınmasıyla eş zamanlı olarak Yeşil Bölge içinde bir Irak tankı görülüyor.
Aktivistler tarafından kaydedilen bir videodan alınan ekran görüntüsünde, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan yetkililerin gözaltına alınmasıyla eş zamanlı olarak Yeşil Bölge içinde bir Irak tankı görülüyor.
TT

Şafak operasyonunun iç yüzü… Bağdat ile Tahran arasında ‘ikizleri ayırma’ operasyonu

Aktivistler tarafından kaydedilen bir videodan alınan ekran görüntüsünde, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan yetkililerin gözaltına alınmasıyla eş zamanlı olarak Yeşil Bölge içinde bir Irak tankı görülüyor.
Aktivistler tarafından kaydedilen bir videodan alınan ekran görüntüsünde, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan yetkililerin gözaltına alınmasıyla eş zamanlı olarak Yeşil Bölge içinde bir Irak tankı görülüyor.

Hükümet ve güvenlik kaynakları, Irak makamlarının geçtiğimiz pazar günü başlattığı gözaltı operasyonlarının iki paralel hat üzerinden yürütüldüğünü açıkladı. Kaynaklara göre bunlardan biri, silahlı gruplar ve petrol kaçakçılığı ağları içindeki İran bağlantılı isimlerle Bağdat’taki devlet kurumları arasındaki ilişkiyi koparmayı hedefleyen gizli bir operasyon niteliği taşıyordu.

Kaynaklar, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin planın ayrıntılarını operasyonun başlamasından iki hafta önce, son derece gizli şekilde ve yalnızca ‘sınırlı sayıdaki üst düzey subayla’ görüştüğünü, Koordinasyon Çerçevesi liderlerini ise süreç hakkında bilgilendirmediğini belirtti. Bu durumun, Koordinasyon Çerçevesi’nin Bağdat’taki son toplantısında gerginliğe yol açtığı ve iktidar koalisyonu içindeki güç dengelerine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdiği ifade edildi.

Eski bir ABD’li yetkili, Bağdat’taki gizli operasyonu ‘başarısını değerlendirmek için henüz erken olan büyük bir cerrahi müdahale’ olarak nitelendirirken, bunun ‘siyasete beklenmedik bir şekilde yükselen genç bir başbakan açısından cesur bir adım’ olduğunu söyledi. Yetkili, “İran’ın tepkisi henüz görülmedi” uyarısında bulundu.

Planın odağında Bağdat’ın merkezindeki Yeşil Bölge’de bulunan hedefler yer alırken, özel kuvvetlerin eş zamanlı olarak farklı bölgelerde İran nüfuzuyla doğrudan bağlantılı kişilere ait ev ve merkezlere yönelik operasyonlar yürüttüğü bildirildi. Kaynaklar, operasyonun ilk saatlerinde İran yanlısı grupların kendi aralarında dolaşıma soktukları güvenlik değerlendirmelerinde yaşananların bir askerî darbe olabileceği yönünde tahminlerde bulunduğunu aktardı.

Bir kaynak, “Silahlı grupların mensupları, operasyonun ilk aşamalarında telsiz sistemlerinde kısa süre boyunca ‘darbe’ kelimesinin tekrarlandığını duydu. Daha sonra durum netlik kazandı” dedi.

Irak hükümeti, söz konusu operasyonun bilançosunu kamuoyuyla paylaştı. Açıklamaya göre şimdiye kadar kamu kaynaklarını zimmete geçirmekle suçlanan onlarca kişi gözaltına alınırken, Irak Dürüstlük Komisyonu operasyonların süreceğini ve gözaltındaki şüphelilerle ilgili soruşturmanın devam ettiğini bildirdi.

efvfrvb
Bağdat’ın bir caddesinde devriye gezen Irak güvenlik güçleri mensupları, 28 Haziran 2026 (AFP)

Irak ordusunun seçkin birlikleri, Terörle Mücadele Birimi ve Özel Tümen tarafından yürütülen operasyon ülkede geniş yankı uyandırdı. Kaynaklara göre, şüphelilerin ev ve çiftliklerinde ele geçirilen gizli para yığınlarına ait görüntülerin yayımlanması ile Yeşil Bölge’de manevra yapan bir tanka ait görüntülerin dolaşıma sokulması, planın gizli ayağına gerekli ivmeyi kazandırmayı ve aynı zamanda İran yanlısı grupların olası tepkisini sınırlamayı amaçlayan bir mesaj niteliği taşıyordu.

Şii bir grubun üst düzey yöneticisi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, şafak operasyonunun Irak’taki ‘direniş gruplarını’ dağıtmayı amaçlayan bir plan için örtü olabileceğini öne sürdü. Böyle bir senaryonun doğru çıkması halinde bunun ‘akıllıca yürütülmüş bir operasyon’ olacağını söyledi.

Sıfır saati

Kamu kaynaklarını zimmete geçirmekle suçlanan kişilerin gözaltına alınmasına yönelik operasyon planı hakkında bilgi sahibi olan kaynaklar, “Operasyonun uygulanış biçimi ile görevlendirilen birliklerin niteliği her iki hatta da son derece gizli tutuldu” dedi.

Söz konusu kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Plan operasyon tarihinden iki hafta önce hazırlanmıştı” ifadesini kullanırken, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin planla ilgili görüşmeleri güvenlik kurumlarının yaklaşık dört üst düzey yöneticisiyle sınırlı tuttuğunu ve kendisini geçen nisan ayında göreve aday gösteren Koordinasyon Çerçevesi içindeki liderleri süreç hakkında bilgilendirmediğini aktardı.

30 Haziran 2026 Pazar günü saat 02.00 operasyonun başlangıç saati olarak belirlendi. Güvenilir kaynaklara göre operasyon, ilk aşamada Yeşil Bölge’nin kapıları ile Bağdat’ın giriş ve çıkışlarının kapatılması ve Bağdat Uluslararası Havalimanı çevresine güvenlik güçlerinin konuşlandırılmasıyla başladı. Ancak planın gizli ayağına ilişkin operasyonlar da aynı anda Bağdat’ın farklı bölgeleri ile ülkenin güneyindeki noktalarda eş zamanlı olarak başlatıldı.

edrvb
Yeşil Bölge’nin girişlerinden birinde Irak’a ait zırhlı araçlar, 28 Haziran 2026 (Sosyal medya)

İki güvenlik kaynağı, operasyon sırasında özel kuvvetlerin, İran yanlısı silahlı grupların karargâhlarının bulunduğu Doğu Bağdat’taki bazı noktalara baskın düzenlediğini söyledi.

Bilgi sahibi iki kaynağa göre, seçkin birlikler üst düzey öneme sahip aranan kişiler ile silah ve belgelere ulaşmak amacıyla çok sayıda ev ve karargâhta arama yaptı. Ancak hedef alınan isimlerden bazıları, güvenlik güçlerinin baskınından kısa süre önce bulundukları yerlerden kaçmayı başardı.

Telefon görüşmesi

Kaynaklar, “Güvenlik güçleri, silahlı gruplarla bağlantılı unsurlarla çatışma ihtimaline karşı caydırıcılığı artırmak amacıyla operasyonda zırhlı araçlar, personel taşıyıcılar, tanklar ve yüzlerce personel kullandı” dedi.

Kaynaklar ayrıca, “Aranan isimlerden biri, Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) seçkin güvenlik birimleri tarafından korunuyordu” bilgisini paylaştı.

Yetkililer, “Operasyon planı ve uygulanışına ilişkin bilgiler büyük bir gizlilik içinde tutuldu. Ancak aranan kişilerden bazıları, son aşamada yürütme ve siyaset çevrelerinden isimler aracılığıyla bilgi sızdırılması sonucu operasyondan haberdar oldu” ifadelerini kullandı.

Kaynaklardan biri, “Evet, bazı kişiler, kendilerine operasyon öncesinde, hatta güvenlik güçlerinin ulaşmasının beklendiği saatten yaklaşık bir saat önce hedef alındıkları yönünde bilgi veren özel bağlantıları sayesinde kaçmayı başardı” dedi.

İran bağlantılı grupların, yıllar içinde Tahran’a tam bağlı isimleri devlet kurumlarına yerleştirerek devlet içinde geniş bir nüfuz ağı kurmayı başardığı belirtiliyor.

Söz konusu bilgilerin doğrulanması halinde, kolluk kuvvetlerine yönelik sızmanın, hükümetin İran nüfuzunu ve buna bağlı yolsuzluk ağlarını zayıflatma planlarının karşılaşacağı en büyük sınav olacağı değerlendiriliyor.

Iraklı siyasetçi Hamid es-Seyyid, gözaltı operasyonlarının başarıya ulaşmasının, aranan kişilerin kaçmasına imkân tanıyan bilgi sızıntılarının önlenmesine bağlı olduğunu söyledi.

Kolluk kuvvetlerinde görev yapan subay ve personelin bir bölümüne, şafak operasyonundan yalnızca birkaç saat önce, hedeflerin kimliği ve bulundukları yerler hakkında yeterli bilgi verilmeden harekete geçmeleri talimatı verildi. Bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a, “Çok hızlı telefon görüşmeleri yapıldı” dedi.

İki kaynağa göre planın açık ayağı, uzun yıllardır yolsuzluk şüpheleriyle gündemde olan ve kamuoyunun tepkisini çeken siyasetçilerin ilk grupta gözaltına alınmasını öngörüyordu. Gizli ayağın ise, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Irak’ın güvenlik ve petrol kurumları içindeki bağlantı ağını oluşturan isimleri hedef aldığı belirtildi. Siyasi bir yetkili, ikinci aşamayı ‘asıl büyük av’ olarak nitelendirdi.

Yetkililer şimdiye kadar onlarca üst düzey kamu yöneticisini gözaltına aldı. Petrol Bakan Yardımcıları Ali Mearic ve Adnan el-Cumeyli’nin ise Irak örtüsü altında İran petrolü kaçakçılığı yapan köklü bir ağı çözebilecek ‘asıl büyük hedef’ olduğu ifade ediliyor.

Kaçakçılık şebekelerinin, petrol sevkiyatlarını Irak üzerinden geçirmek için sahte belgeler kullandığı, Irak menşeli akaryakıt ile İran ürünlerini karıştırarak bunları Irak petrolüymüş gibi ihraç ettiği belirtiliyor. Bu yöntemle Tahran’ın ABD yaptırımlarını aşarken, gelirlerin İran yanlısı Iraklı silahlı gruplar ve bunlarla bağlantılı ağlara aktarıldığı ifade ediliyor.

ABD Hazine Bakanlığı, Ali Mearic’e 7 Mayıs 2026’da, ‘görevini İran ve ona bağlı Iraklı gruplar lehine petrol sevkiyatlarının kolaylaştırılması için kullanmak’ suçlamasıyla yaptırım uygulamıştı. Irak hükümeti ise söz konusu suçlamaları reddetmişti.

Bağdat’ta yaygın kanaat, ABD yaptırımlarının Mearic’in Petrol Bakanlığı koltuğuna oturma umutlarını sona erdirdiği ve adaylığının DMO’nun Bağdat’taki nüfuzunu taçlandıracak değerli bir ödül olarak görüldüğü yönünde.

Adının açıklanmasını istemeyen eski bir ABD’li diplomat, Bağdat’taki son operasyonu, ‘Irak’taki İran temsilcileri ile resmî kurumlar arasındaki ikiz yapıyı ayırmaya yönelik büyük bir cerrahi müdahale’ olarak tanımladı. Diplomat, “Operasyonun başarılı olup olmadığını söylemek için henüz erken. Ancak gösterilen cesaret etkileyici ve Bağdat’ta farklı bir siyasi atmosferin önünü açıyor” dedi.

frthyj6
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Irak devlet medyası)

Hükümetin yürüttüğü operasyonlarda şu anda görece bir duraklama yaşanıyor. Siyasi bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yetkililerin operasyonu yeniden başlatmadan önce güç dengesini ve olası çatışma risklerini değerlendirdiğini söyledi.

Hamid es-Seyyid ise, “Operasyondan geri adım atmanın bedeli ağır olur. Zeydi artık kendisini tek bir seçeneğin önüne koydu; yolsuzlukla suçlanan siyasi liderleri yakalamak” ifadelerini kullandı.

Buna karşılık siyasi yetkili, “İkinci aşama, biz şu anda konuşurken bile gizli şekilde yürütülüyor olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Fırtınalı bir toplantı

Geçtiğimiz pazartesi günü şafak operasyonundan bir gün sonra, iktidardaki koalisyon olağan toplantısını Başbakan Ali ez-Zeydi’nin katılımıyla gerçekleştirdi. Siyasi yetkililer, koalisyon liderlerinin toplantıda Zeydi’ye, yolsuzlukla mücadele operasyonlarına karşı olmadıklarını ancak bu tür adımların uygulanma yöntemlerinin yıllardır kendi aralarında koordinasyon içinde yürütülmesi konusunda mutabakata vardıklarını ilettiğini söyledi.

Kaynaklara göre toplantı, Zeydi açısından sakin geçmedi. İktidar koalisyonunda, başbakanın operasyonu kendilerinden habersiz yürüttüğü yönünde genel bir rahatsızlık hâkimdi. Koalisyon liderlerinden biri, “Siyasi sürecin istikrarı açısından bizi de plana dâhil etmeniz daha doğru olurdu” derken, Zeydi’nin buna, “Size bilgi verseydim sızıntı yaşanmayacağının garantisi neydi?” yanıtını verdiği aktarıldı.

Tartışmalar, iktidar koalisyonu üyelerinden birinin operasyonun kendi siyasi grubunun parlamentodaki nüfuzunu hedef aldığını öne sürmesiyle daha da sertleşti. Kaynaklara göre söz konusu isim, koalisyonuna bağlı bir yöneticinin evinin güvenlik güçlerince kuşatılmasına itiraz ederek bunu ‘korkutmaya yönelik bir uygulama’ olarak nitelendirdi.

Gözlemcilere göre bu tartışmalar, iktidar koalisyonundaki güç dengelerinde yaşanan değişime işaret ediyor. Etkili bir Şii partinin yöneticisi, “Zeydi ile yapılan son toplantı alışılmadık bir havada geçti. Sanki siyasi karar alma süreçlerini yönlendiren dinamikler üzerindeki tekeli ve etkinliği zayıflıyormuş gibi bir tablo vardı” dedi.

İktidar koalisyonundan iki üye ise Bağdat’taki sert tartışmaların ardından Zeydi’nin toplantıdan soğukkanlı ve kendinden emin bir şekilde ayrıldığını söyledi.

Buna rağmen Zeydi’nin, ‘operasyonun devamlılığını sağlamak’ amacıyla siyasi dengeleri yeniden kurmaya çalıştığı belirtiliyor. Kaynaklar, “Operasyon şu anda devre arasına girmiş durumda” değerlendirmesinde bulundu.

Kürt bir siyasi yöneticiye göre, ABD Başkanı’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın güçlü desteğini alan Zeydi, Washington’a yapacağı planlanan ziyaretten siyasi kazanımlar elde etmeyi hedefliyor. Aynı kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Boş çantalarla Washington’a gidip, dolu çantalarla Bağdat’a dönmek istiyor” sözleriyle Zeydi’nin siyasi konumunu güçlendirme arzusuna gönderme yaptı.

Adının açıklanmasını istemeyen eski bir ABD’li diplomat ise, Zeydi’nin temmuz ayı ortasında ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da yapacağı görüşmede ‘gecenin yıldızı’ olmayı umuyor olabileceğini belirtti. Ancak diplomat, siyasi yapının parçalı olduğu bir sistemde bu düzeyde güç kullanmanın, gerekli ihtiyat gösterilmediği takdirde iki ucu keskin bir silaha dönüşebileceği uyarısında bulundu.