Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü Mismari: Büyük devletler Libya’da çözüm istemiyor

Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)
Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)
TT

Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü Mismari: Büyük devletler Libya’da çözüm istemiyor

Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)
Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)

Mina Medkur
Libya’daki durumun karmaşıklığı ve giriftliği karşısında çoğu kişinin güçlü şekilde dile getirdiği bir soru var: Şu anki Libya sahnesi nasıl tanımlanabilir? Değişikliklerin her an birbirini izlediği ve bu değişikliklerin doğrudan Libya haritasına yansıdığı böyle bir dönemde bu soruya yanıt vermek zor görünüyor. Avrupa başta olmak üzere uluslararası toplum, 2011’deki ayaklanma ve Muammer Kaddafi rejiminin düşüşünden bu yana geçen yaklaşık 9 yıl boyunca uzayan Libya krizine siyasi çözüm bulmak için çaba göstermedi. Siyasi ihtilaflar devam etti, ulusal birlik hükümeti halen kurulamadı, ülke kaderinin bölünmeyle sonuçlanacağına dair endişeler giderek artıyor. Nitekim sahada bulunan güçler ve Türkiye başta olmak üzere dışardaki destekçileri bölünmenin işaretlerini veriyor.
Independent Arabia, General Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu (LUO) Sözcüsü Tümgeneral Ahmed el-Mismari ile röportaj gerçekleştirdi. Mismari, başta Türkiye’nin müdahalesi, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) askeri desteği ve UMH güçlerine destek vermesi için paralı askerleri taşıması gibi gelişmelerin gölgesinde kalan karmaşık durumları çok yönlü olarak bütün detaylarıyla anlattı.

Cezayir diyaloğu ve Cezayir-Tunus rolü

- Sohbetimize, Fas’ın ev sahipliğinde Libyalı tarafları arasındaki diyalog turlarıyla başlıyoruz. Fas'ın Bouznika kentinde gerçekleştirilen ‘Libya Diyalog Toplantısı’na Tobruk Temsilciler Meclisi (TM) ve Libya Devlet Yüksek Konseyi’nden temsilciler katıldı. Bu diyalog turları, Libya krizine siyasi çözümler bulmak için bir çıkış yolu açmayı hedefleyen girişimleri ifade ediyor. Libya içindeki çevrelerin bir açılım olmasına ihtimal vermediği bu ortamda diyalog turlarında yeni bir girişim var mı?
Genel Komutanlık, Libyalıların işgalci, paralı askerler, suç çeteleri ve terörden uzak güvenli bir devlet beklentisi ve hayallerini gerçekleştirmek için her türlü girişime gider. Daha önce de bu amaçla Kahire ve Berlin’e gittik. Ancak çözüm Libyalıların elinde değil; büyük devletler Libya’da çözüm istemiyor. Bunun kanıtı ise Birleşmiş Milletlerin (BM) Gassan Selame’nin ardından 6-7 aydır yeni bir temsilci tayin etmemesidir. Bu ihtilaf Libya kaynaklı değil. Bilakis bütün devletler Libya sahnesinde büyük kaosun gölgesinde elde ettikleri kazanımları ve çıkarları korumak için temsilci göndermek istiyor.

- Diğer taraftan, özellikle Erdoğan’ın bu yılın başında Cezayir’i ziyaret etmesinden bu yana Libya krizi Türkiye-Cezayir eşgüdümü ve işbirliğine şahit oluyor. Cezayir’in tutumu nasıl nitelendirilebilir? Ayrıca, Tunus’un rolü, ülke içindeki İhvan Örgütü güçleri ve iç sebeplerden ötürü rafa mı kalktı?
Şahsi kanaatime göre, Tunus’ta olup bitenler, Libya’da yaşananları tekrarlama ve Tunus’u güç kullanarak Türkiye-Katar üssüne dönüştürme girişimidir. Ancak Tunus halkı kültürlü ve bilinçlidir; Tunus’taki bu tekeli veya İhvancı otoriteyi kırmaya çalışıyor. Fakat Cezayir’in rolü, ulusal çıkarın ve Libya krizinin çözümünden yanadır. Ancak güvenlik temelli bir hamle yapmak istemiyorlar bilakis bunun siyasi temelli olmasını istiyorlar. Bu noktada bizimle Cezayir arasında görüş farklılıkları bulunuyor. Onlar, sınırlarımızın müşterek olduğunu ve akıbetimizin bir olduğunu çok iyi biliyorlar. Libya’da olup bitenler Cezayir güvenliği için tehlikelidir. Ayrıca herkesi memnun edecek bir çözüm istiyorlar.

- Peki, bu “herkes”in içine kimler giriyor?
Libya halkı, İhvan ve teröristler. Bu, hatta Cezayirlilerin kendileri için bile çok tehlikeli. Biz, Libya topraklarında Cezayir ya da başka bir sınır devleti için tehlike kaynağı olabilecek bir teröriste asla yer veremeyiz.

Serrac ve Erdoğan (AFP)
Serrac’ın düşmesi

Libya sahnesi son zamanlarda UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın tutuklanması ile görevine iadesi arasında gidip gelen bir tartışmaya şahit oldu. Trablus’ta milislerin barışçıl göstericilerin üzerine ateş açması ve bakanlığı süresince izlediği politikalar nedeniyle Başağa hakkında idari bir soruşturma yürütüldü. Ancak UMH, geçen perşembe günü Başağa’nın görevine iade edildiğini açıkladı. Bu gelişme Başağa’nın sahip olduğu gücün boyutunu gösterdi. ABD ve uluslararası toplumun arabuluculuğu sonrasında Serrac’ın Başağa’yı İçişleri Bakanı olarak görevine iade etmesi önemli işaretler veriyor. Bunların başında Başağa’nın Batı’daki en güçlü taraf haline geldiğidir.
(UMH 29 Ağustos’ta yayınladığı açıklamada, Başağa’yı "tedbir amaçlı" görevden aldığını açıkladı. Açıklamada, Başağa hakkında ‘verdiği izinler, göstericilere gerekli korumanın sağlanması ve gösteriler hakkında yaptığı açıklamalar’ nedeniyle 72 saat içinde Başkanlık Konseyi nezdinde idari soruşturma açılacağı bildirilmişti)
Yaşananlar, Serrac için sonun başlangıcı olabilir. Fethi Başağa’nın ya da esasında Türkiye’nin Fayiz es-Serrac’a karşı yönettiği bir darbe olarak düşünülebilir. Türkiye, Serrac’ı bir sonraki aşamada düşürmek için Başağa’yı güçlü bir şekilde destekliyor. Türkler, en güçlü adam olarak görünen Başağa’ya yöneldi. Başağa aynı zamanda Müslüman Kardeşler grubunun fikirlerini benimsiyor. Bunun kanıtı da şudur: Halihazırda Müslüman Kardeşler’in müttefiki olan El Kaide örgütünü -BM Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütü olarak kabul edilmesine rağmen- doğrudan takip eden çok radikal tugaylar var. Tüm bu tugaylar, Başağa’nın Türkiye’den dönüşü sırasında onu karşılamak için Mitiga Havalimanı'nda duran askeri bandoyla birlikte bulunuyordu.

UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa (AFP)
Başağa için düzenlenen askeri geçit ve iç bölünme

Libyalı aktivistler, Başağa’nın tutuklanmasının ardından ona destek veren militanlar, Serrac’ı destekleyen militanlardan intikam alma sözü vermesi üzerine iki taraf arasında çatışma çıkmasını önlemek için Başağa’nın göreve iade edildiğini belirtiyorlar. Nitekim UMH Başbakanı Serrac, İçişleri Bakanı’nı tutuklama kararından geri adım atana kadar gerilim düşmedi. Başağa yanlısı militanlar, Başağa soruşturmada olduğu sırada Başkanlık Konseyi binasının etrafını kuşatmıştı. Tüm bu yaşananlar, Serrac’a yakın kulisler tarafından, Serrac’ın Türkiye destekli İhvan ve Misrata’nın (Başağa’nın memleketi) darbe girişimini engellemesi şeklinde yorumlandı. Nitekim Serrac’ın, Türkiye’ye danışmadan Tobruk'taki Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ile ateşkes anlaşması imzalaması söz konusu tarafları kızdırdı ve Libya’nın batısındaki varlığını pekiştirme ve genişletme planlarında karışıklığa yol açtı. Serrac ve Salih’in değerlendirmelerine göre, ateşkes kararı Türkiye’yi, İhvan ve ona bağlı milislerin temsilcilerine daha fazla güvenme yoluna sevk etti. Böylece Ankara, Türkiye’ye defalarca gidip gelen ve çatışma cephelerinde savaşçıların saflarını birleştirebilme gücüne sahip olduğunu kanıtlayan Başağa’ya bir sonraki süreç için bel bağladı.

- UMH milislerinin saflarında birbirini izleyen gerilimler ve karşılıklı “hainlik ve ajanlık” suçlamaları, Türkiye’nin Başağa’ya verdiği desteği gösteriyor. Başağa için zemin mi hazırlanıyor?
Bence, Başağa’nın arkasında Türkiye’den çok daha güçlü bir devlet var. İşte bu devlet, Türkiye’yi Başağa’ya yöneltti. Özellikle Başağa ABD ile bağlantılı şirketler ve danışmanlarla çalıştı. Bu durum Başağa’nın bir sonraki dönemde siyasi çatışmaya girmesine imkân tanıyacak özel bir karakter inşa etti. Türkiye, ABD’yi ziyaret edene kadar Başağa’ya önem vermiyordu. Kahire Girişimi’nin (Bildirgesi) Suheyrat Anlaşması’nı düşürdüğünü ve dolayısıyla Serrac ve hükümetini düşüreceğini unutmamak gerekir. O zaman burada sorulması gereken soru şudur: Alternatif kim olacak? Cevap, ABD’nin ve uluslararası güçlerin gelecek siyasi sahnede kalmasını sağlamak için destek verdiği Fethi Başağa’dır. Bu aynı zamanda Misrata’daki çatışmayı doğruluyor. Zira Misrata’nın Libya’yı yönetmesi gerektiğini düşünüyorlar. Ancak Libya’nın, silah taşıyan değil, fikir ve vizyon sahibi bir adama ihtiyacı var.
Libya’nın kuzeybatısında ve Trablus’un 200 kilometre doğusundaki Misrata kenti, Başağa ve ona bağlı güçlerin kalesi konumunda bulunuyor.

- Başağa, yönetimin başına getirilmesi karşılığında ne sunabilir?
Libya’dan daha çok taviz verir. Bu tavizlerin başında, Libya toprakları üzerinde yabancı askeri üslerin inşası geliyor.

Libya Ulusal Ordusu üyeleri (AFP)
Ateşkes ihlaliyle ilgili suçlamalar
Uluslararası tanınırlığa sahip UMH ile Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in geçen ay ülke genelinde ateşkes ilan etmesinin uluslararası toplum ve Arap dünyası tarafından memnuniyetle karşılanmasına rağmen, bu memnuniyet ifadesi Libya krizini çözmek için daha önceki girişimlerden elde edilen tecrübelerden hareketle temkinli bir biçimde dile getirildi. Bazı siyasi analistler, ateşkesi mutlak anlamda “siyasi çözüme bağlılık” şeklinde anlama zorunluluğunun olmadığına dikkat çekiyorlar. Analistler, General Hafter’in bu adımı reddedeceği iddiasıyla ateşkesin sürdürülebilirliği hakkında çok sayıda şüphe olduğunu dile getiriyorlar. Ancak Mismari, Türkiye’nin bu yöndeki ithamlarını ve şüphelerini reddederek, şunları kaydetti:
Biz, ateşkese tamamen bağlı kaldık. Tüm yaptığımız, ‘düşmanı’ izleme ve keşif faaliyetleriydi. Fakat gerçekte bu ilana (ateşkese) asıl uymayan ve şu an LUO’yu destekleyen, Batı bölgesinde anayasa ve yasaların hâkim olduğu bir Libya devletini isteyen tüm Libyalı vatandaşları tasfiye eden onlardır.

DEAŞ Libya’da
Suriyeli bir intihar bombacısı geçen hafta Trablus’un batısındaki Canzur bölgesinde motosikletle kendini patlattı. Bu eylem DEAŞ ve El Kaide’nin izlerini taşıyor. Bu da halihazırda Trablus’un, Türkiye ve diğer devler tarafından desteklenen radikalcilerin eylemlerine maruz kaldığı anlamına geliyor. Libya’daki mevcut krizin siyasi, ekonomik veya sosyal bir kriz değil, güvenlik krizi olduğu konusunda her zaman uyardık. Bu Libya’yı ilgilendiren diğer meselelere de yansıyor. Bu nedenle yaşanan bir felaket niteliğindedir.
ABD Savunma Bakanlığı Genel Müfettişi, Libya ile ilgili hazırladığı üç aylık raporda Suriye’de Türkiye ile yakın bir şekilde çalışan Suriyeli paralı askerlerin “ABD Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) değerlendirmelerine göre muhtemelen Türk askeri uçaklarla Libya’ya ulaştıkları” belirtiliyor. Raporda “Türkiye’nin ekipman ikmali için İstanbul ile Trablus arasında düzenli uçuş seferlerini sürdürdüğüne” dikkate çekiliyor. AP’nin haberine göre Türkiye'deki özel güvenlik şirketi SADAT, UMH’ye destek veren Suriyeli paralı askerlerin eğitimi için Trablus’ta onlarca askeri danışman konuşlandırdı. Haberde SADAT’ın Libya’da UMH’ye destek veren yaklaşık 5 bin Suriyeli savaşçıya gözetim ve ödeme yaptığı kaydedildi.

- Bu gerçeklik, sahadaki çatışma haritasında bir değişikliğe neden olur mu?
Daha düne kadar, nüfuz, yönetim ve siyasi karar üzerinde çatışmalar yaşandı. Bugün ise başka bir sorunla karşı karşıyayız o da insanların güvenliğine karşı yapılan tekfirci terör eylemleridir. Ben, daha fazla intihar eyleminin gerçekleşeceği kanaatindeyim. Biz, Genel Komutanlık olarak çok endişeliyiz. Bu endişemizi de resmi açıklamamızda dile getirdik. Çünkü bu eylemlerin kurbanları Trablus’taki Libya vatandaşlarıdır. Biz bu halkın ordusuyuz. Denklem zor. Libya halkı katlediliyor ve sindiriliyor, kendisini koruyamıyor. Korumadan bahsettiğimizde ise bizi işgalci Türkiye karşısında sömürgecilikle suçluyorlar. Biz, Libya ordusu olarak tüm ülkenin ordusuyuz. Bununla birlikte biz görüşünü açıkça dile getirme ve başkalarına zarar vermeden barışçıl gösteriler düzenleme hakkı bulunan halkımızın yanındayız. Ancak ne yazık ki Libya’nın batısında şu an yaşananlar milislerin ve devletlerin çatışmasıdır.

Mareşal Halife Haftar, Libya Ordusu Komutanı (AFP)
Terör örgütlerinin haritası
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 20 Haziran’da yaptığı açıklamada, Sirte ve Cufra’nın Mısır ulusal güvenliği için “kırmızı çizgi” olduğunu söyledi. Özellikle Sisi’nin bu açıklamasının ardından, geçtiğimiz 60 günlük süreçte Libya’nın batısındaki terör örgütlerinin haritasında değişiklik oldu mu?
Evet, kesinlikle. Özellikle LUO’nun 2014’teki saldırılarından sonra terör örgütlerinin tamamı Batı bölgesine ve Misrata’ya nakledildi. Şimdi yerelde, uluslararası düzeyde ve Arap dünyasında hakkında yakalama kararı çıkarılan tüm radikalciler bu bölgelere konuşlanmış durumda. Bunun yanı sıra Suriye ve Somali’de bulunan diğer tehlikeli unsurlar da nakledildi. İlan edilen kırmızı çizgi yalnızca askerî açıdan değil, güvenlik açısından da geçerlidir.
Sirte kenti, Mısır sınırından yaklaşık bin kilometre uzakta, Bingazi ve Trablus arasında bulunuyor. Sirte, Libya'nın en büyük hava üslerinden biri olan El Cufra’ya yaklaşık 300 kilometre uzaklıktadır.

Uluslararası gözlem güçleri ve silahsızlandırılan bölgeler
UMH daha önce Sirte’nin silahlardan arındırılması için çağrıda bulunmuştu. LUO bu öneriyi onaylıyor mu? Bu aynı zamanda BMGK’nin karar alması ve uluslararası gözlem güçlerinin Sirte’ye konuşlanması anlamına gelir mi?
Onlar, şu anda Sirte ve Cufra’yı silahlardan arındırma fikrini piyasaya sürmeye çalışıyorlar. Tüm bunlar Libya’nın olduğu yerde sayması, bu bölgelerde savaşların devam etmesi ve Trablus’un ilerlemediğini gösteriyor. Ancak doğru bakış açısı şudur: Trablus’un bizzat kendisi silahlardan ve şu an nüfuz için birbiriyle kavga eden silahlı milislerden arındırılmalı ve hatta başkent ile devlet kurumlarının Trablus’tan taşınması gerekir. Çünkü bugün işlerini halletmek için Trablus’a giden herhangi bir vatandaş, LUO’yu desteklediği için idam edilebilir. Tüm bölgelerde illegal silahlar bulunuyor. Silahlardan arındırma meselesine Misrata’dan Tunus sınırına kadar olan bölgeden başlanmalıdır. Bunun aksine Sirte ve Cufra’nın silahsızlandırılmasından ve uluslararası gözlem güçlerinden söz etmek oldukça tehlikeli bir durum. Arap siyasetçilere şunu vurgulamak isterim: Bu adımın uygulanması açık bir şekilde Libya’nın bölünmesi anlamına gelir. Bir süre sonra kapılar ve barikatlar kurulur ve kendimizi bölünmüş bir devlette yaşarken buluruz. Bu durumu tamamen reddediyoruz.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Kahire'de Libyalı aşiret liderleriyle bir araya geldi (AFP)
Libyalı aşiretlerin rolü
Libya toplumunun yapısı gereği Libyalı aşiretler ülke sahnesinin şekillenmesinde büyük rol oynuyorlar. Nitekim Mısır, UMH milisleri ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın paralı askerlerinin Sirte ve Cufra’ya baskın düzenlemesi halinde Libya’nın doğusuna askeri müdahale açıklaması yaptığı sırada bu aşiretlerin etkisi açık bir şekilde görülüyordu. Libya Kabileler Yüksek Konseyi Başkanı Salih el-Fendi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Milislerin Sirte kentine hareket etmesi halinde onları vurması için Mısır ordusuna kendi tarafımızdan ve Meclis tarafından yeşil ışık yaktık” dedi.

- Mısır ordusu olası bir hareketinde, Libya’nın doğusundaki Libyalı aşiretlere güvenebilir mi?
Mısır yönetimi Libya toplumunun dinamiklerini çok iyi biliyor. Halife Hafter ve Akile Salih’in Mısır Cumhurbaşkanı ile görüşmelerinin ardından Mısır, Libya kriziyle ilgili birçok dosyayı üzerinde çalışmaya başladı. Birinci dosya şu anki liderler, ikinci dosya ise aşiretlerle ilgilidir. Aşiretler, Libya’nın siyasi kararları üzerinde asırlar boyu etkili olmuştur. Libyalı aşiretlerden bir heyetin Mısır’da yaptığı görüşmeler bunun somut örneğidir. Tüm kabileler temsilcileri aracılığıyla bu toplantıya katıldı.

Aşiretlerin silahlandırılması
Aşiretlerin silahlandırılması ve askeri eğitim verilmesi büyük bir tartışma konusudur. Nitekim Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, Temmuz’da bir televizyon programında yaptığı konuşmada sessizliğini bozarak, Libyalı aşiretlerin silahlandırılmasının Libya’yı yeni bir Suriye yapmayacağını ama “yeni bir Somali”ye dönüştüreceği uyarısında bulunmuştu.

- Libyalı aşiretlerin silahlandırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bu asla olmayacak. Gerçekçi olmamız gerekir. Tüm aşiretler devletin yanında yer almıyor. Devletten kopan, sapıtan ve tekfirci fikirler benimseyen aşiretler var. Aşiretleri silahlandırmayı düşünürsek, bu, silahların otoritenin dışına yani otoritenin takibi dışına ve ardından otoritenin kullanımı dışına çıkması anlamına gelir. Dolayısıyla silah tedarikinin olması durumunda kendimizi iç savaşın içinde buluruz. Bu büyük bir stratejik hata olur.
Örnek verecek olursak, ben, Mismari aşiretinin bir evladıyım. Aşiretimden biri sapıttı ve tekfirci gruplara katıldı ve Mısır’da idam edildi! Yani ben herkese kefil olamam. Silahlı Kuvvetlere katılan kişi ise belli şartlara tabi olur ve bir güvenlik kimlik kartı olur. Bu yüzden silahlanmanın en güvenilir adresi yalnızca Libya Arap Silahlı Kuvvetleri’dir, başka bir yer değil. Libya halkını desteklemek isteyen, Libya Silahlı Kuvvetleri’ni ve Libya polisinin silahlandırılmasını desteklesin. Bu destek doğrudan Libyalı aşiretlerin desteklenmesi demektir.

Libya'yı terörizmden temizlemek için çok çalışıyoruz" (The Independent Arabia)
Mısır üslerine Türk saldırısı bekleniyor mu?
Mısır ve Türkiye’nin, Libya konusunda dolaylı yoldan karşılıklı siyasi açıklamalar üzerinden birbirini tehdit etmesinden kaynaklanan gerilim, Sirte-Cufra hattı tartışmalarıyla zirveye çıktı. Bazı stratejik raporlar, UMH’nin Türkiye’nin desteğiyle bu hattı geçmek için hazırlandığını ortaya çıkardı.

- Türkiye’nin, Libya’nın batı sınırında bulunan Muhammed Necib, Seydi Barani ve Carcub gibi Mısır askeri üslerine saldırı düzenlemesi bekleniyor mu?
Buna ihtimal vermiyorum. Ancak Libya’daki belirli hedefleri ve Libya’nın doğusundaki belirli şahsiyetleri hedef almasını bekliyorum. Bu yönde fiili girişimler oldu. Şu anda (Erdoğan’ın) yapmaya çalıştığı tek şey, Yunanistan ve Kıbrıs ile gerilim yaşadığı bir süreçte Doğu Akdeniz'de Kuzey Kıbrıs'la yaptığı son askeri tatbikatlar da dahil bir medya propagandasıdır. Tüm yaptığı şey uluslararası toplumu provoke etmektir. Bunun arkasındaki gerçek, Türkiye’nin içinde yaşanan büyük sorunları gizleme çabasıdır. Sanırım (Erdoğan) kaybetmeye başladı. O ve partisi yakında halk eliyle düşecek.

Libya’daki Mısır askeri üsleri

- Stratejik raporlarda Mısır’ın, ulusal güvenliğini korumak için Libya içinde askeri üs inşa etmeyi düşündüğü iddia ediliyor. Mısır bunu yapabilir mi? Mısır askeri müdahale kararı verirse Mısır güçlerine ait konuşlanma noktalarına hangi alternatifler var?
Bunu ilk defa burada açıklıyorum, Mısır savaşa gireceğini ilan ederse, Libya’nın tüm üsleri Mısır ordusunun emrindedir. Burada 20’den fazla tam teçhizatlı hava ve deniz üssü Mısır ordusunun komutasına girecektir.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti savaşçıları (AFP)
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin haritası

Libyalı kaynaklar, geçtiğimiz günlerde UMH’nin, Ankara’ya Libya’nın batı bölgesinde daimî hava ve deniz üsleri kurmasına ve Libya’nın batısına daha fazla askeri ekipman göndermesine imkân tanıyacak yeni bir askeri anlaşma yapacağını bildirdi. Yeni Şafak gazetesinde yer alan bir haberde ise, “Doğu Akdeniz’de (Türkiye’nin iddiasına göre) Yunanistan kışkırtıcılığındaki tırmanma da göz önüne alındığında Libya sahasında deniz kuvvetlerinin stratejik önemi, bölgede Türk donanmasının varlığının devamını zorunlu kılıyor. Bu doğrultuda Misrata Limanı’nın daimî konuşlanma için deniz üssüne çevrilmesi düşünülüyor” ifadelerine yer verildi.

- Türk ordusunun Libya’daki gerçek gücünü nedir?
Türkler şu anda çok sayıda üste ve karargâhta varlığını pekiştiriyor. İlk başta hava üsleri geliyor; Trablus’taki Mitiga Üssü, Libya’nın batısındaki Vatiyye bölgesinde yer alan ülkenin en büyük ikinci hava üssü Ukbe bin Nafi ve Misrata kentinde daha sonra hava üssüne dönüştürülen Havacılık Fakültesi havalimanı. Tüm bu ana üsler şu an Türk güçlerinin komutası altında. İkinci sırada deniz üsleri geliyor; Libya’da her türlü gemiyi alabilen ve mühimmat depolama alanında en büyük deniz üssü El Hamis, Trablus’ta kontrol altına aldıkları Halk Limanı ve Vatiyye’ye yakın Zuvvare bölgesinde bulunan Es-Sayd İskelesi. Bu üsler ve limanlarda, Libya’ya nakledilen binlerce paralı asker ve silahlı unsur bulunuyor. Şimdi de Türkler, bazı anlaşmalar ve yardımlar yaparak Nijer ve diğer ülkeler üzerinden Libya’yı kuşatmaya çalışıyor.
Temmuz ayında basında çıkan haberlerde Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Nijer’in de aralarında bulunduğu Afrika turuna çıktığı bildirilmişti. Çavuşoğlu’nun Nijer Cumhurbaşkanı Issoufou Mahamadou ile görüşmesinde, Türkiye’nin Nijer'de stratejik kara ve hava üssü kurmasının yanı sıra Nijer ordusuna ve güvenlik güçlerine eğitim vermesi ve en modern silahlarla donatması meselesinin konuşulduğu aktarılmıştı.

Libya’nın güneyi tehlike kapısı
Son dokuz yıldır Libya’nın güneyindeki aşiretler şiddetli etnik çatışmalar yaşadı. Bunun üzerine bir de silahlı terör örgütlerinin bölgeye yerleşmesi eklendi. DEAŞ bunlar arasında bölge için en önemli tehdidi oluşturan oluşumların başında geliyor. Yıllardır Libya’da bulunan örgüt, farklı bölgeler arasında gidip geldi ve Sirte’de ağır bir yenilgi aldıktan sonra güneye yerleşti. Diğer taraftan Libya’nın güney sınırındaki Afrika ülkelerinde cereyan eden silahlı çatışmalar da bir başka endişe konusu.

- Libya’nın güneyindeki güvenlik endişeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çad, Nijer, Mali ve Sudan’daki muhalif hareketler, Libya’nın doğusunda kurduğu üslerle kendilerine güvenilir bir sığınak buldu. Libya’nın güneyi Afrika’nın en zengin bölgesi. Zira burada uranyumun yanı sıra çok büyük miktarlarda doğalgaz ve petrol ve uzun yıllar boyunca yetecek tatlı su bulunuyor. Aynı şekilde çeteler, Mısır-Libya-Sudan sınırındaki El-Avinat Dağı’nda konuşlanmış durumda. Bu bölgenin yüzde 60’ı Libya toprakları içinde yer alıyor. Aynı zamanda bu çeteler Nijer ile sınırımıza bitişik bölgelerde bulunuyor. Zira buralarda çokça bulunan altın için arama çalışmaları yürütülüyor. Bu da onlara müthiş paralar sağlıyor. Yani çok önemli bir ekonomik bölge suç çetelerinin kontrolü altında. Bu nedenle sömürgecilerin Libya’yı üçe bölme (güney, batı, doğu) çağrılarını anlayabiliriz. Bu bölgelerin bir kısmında güvenliği sağladık. Ancak 4 bin 400 kilometre uzunluğunda çöl ikliminin çok sert olduğu bir kara sınırından bahsediyoruz. Bu nedenle büyük imkanlara ihtiyacımız var. Güçlerimizin çoğu şu an sahada savaşıyor.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne sadık savaşçılar (AFP)
Yeni ittifaklar

- Libya’nın batısında bölünme derinleştiğinde, UMH’deki bazı tarafların veya bizzat Serrac’ın kazanç ve kayıp hesaplarını tekrardan gözden geçirerek Libya’nın doğusu da dahil barışçıl çözüm çerçevesinde yeni ittifaklara girme ihtimali var mı?
Serrac’a ağır siyasi baskılar uygulanırsa, kendisine güvenli bir yer arayışı için geri adım atabilir. Serrac’ın başarısızlığını kabul etmesinin ve işlediği suçları Libya halkına itiraf etmesinin zamanıdır. Şunu açıkça söylüyorum: Ajan Serrac, Libya’nın askeri üslerini Türkiye’ye teslim etti, Ankara ile yasa dışı anlaşmalar imzaladı, Türk sömürgeciliğine zemin hazırladı ve Libya Devleti’nin egemenliği konusunda aşırıya gitti.

- Ancak Serrac ve hükümeti uluslararası toplum tarafından tanınıyor.
Hangi uluslararası toplum? 2011’de NATO ile birlikte Libya’ya gelen uluslararası toplum mu? Silahlı Kuvvetlerin ve polisin ayağa kalkmasını istemeyen uluslararası toplum mu? Uluslararası toplumun Trablus’taki çıkarları birbiriyle kesişti ve bu da şu anki çatışmaya yol açtı. Libya halkı itiraz etmek için çıktığında karşılarına silahlarla çıkıldı. Ancak buna rağmen uluslararası toplumdan bir kınama açıklaması duymadık.

- Fakat bugün uluslararası toplum Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin eylemlerine karşı daha çok kaygılı ve ayrıca barışçıl bir çözüm için titiz hamleler yapıyor. Özellikle ABD-Libya temasları ve Fransa, Yunanistan ile Kıbrıs’ın Erdoğan’ın saldırganlığına tepki göstermesi, uluslararası ittifak haritalarının yakında değişmesine zemin hazırlayacak.
Libya’daki tekfirci grupların Müslüman Kardeşler (ihvan) ile büyük bir ittifak kurduğunu bilmemiz gerekir. Uluslararası toplum, ihvanın yönetime katılmasından bahsediyor. Bu asla kabul edilemez. Ancak uluslararası ittifak haritalarında farklı etkileşimler olduğuna işaret etmekte fayda var ve bu haritalar değişmeye başladı. Fransa’nın Türkiye karşı savaşa girmesiyle birlikte şu an ABD, NATO’dan bir ayrılma meydana gelmesini önlemeye çalışıyor. Eğer ABD Fransa’nın yanında durursa, ikisi Türkiye’yi kaybedecek. Aynı zamanda ikisi Rusya’yı da kaybedebilir. Dolayısıyla ABD, Erdoğan’ın Avrupa üzerinde baskı uyguladığı ve NATO üzerinde endişeler olduğu bu dönemde sahnenin bu şekilde kalmasını istiyor. Bizim bu noktayı kullanarak kendi lehimize çevirmemiz ve Avrupa Birliği’ne (AB) doğru hareket etmemiz gerekir. AB’de savunma ittifakı bulunuyor. Bu ittifak NATO’dan da güçlü ve hepsi Yunanistan’ın yanında yer almayı seçecek. Böylece NATO, Türkiye’deki üslerini kaybedecek. ABD güç duruma düşecek. Aynı şekilde İran, Rusya ve Ortadoğu'yu tehdit eden diğer ülkelerdeki üsleri de kaybedecekler. ABD bu bölgede hiçbir askeri çatışma istemiyor. O zaman Libya’da siyasi bir çözümden bahsederiz. Ancak bu çözümde tekfircilere, teröristlere ve Libya Devleti’ni Türkiye’ye satanlara yer olmamalıdır.

Libya Ulusal Ordusu sözcüsü, Libya'nın 42 yıldır Kaddafi'nin yönetiminden yararlanmadığına inanıyor (AFP)
Libya 42 yıl Kaddafi’ye yaslandı ve bunun hiçbir faydasını görmedik

- Uluslararası toplumun Libya’da siyasi çözüme gitmek istemesi durumunda, bunu gerçekleştirmesi için gerekli araçlar nelerdir?
Türkiye’nin Libya sahnesinden çıkarılması, Temsilciler Meclisi'nin bir kolu olacak şekilde Libya'nın üç ana eyaletinden eşit bir şekilde ortak bir senato oluşturulması ve bu senatonun Libya halkı arasında güven inşa etmekle görevlendirilmesi. Bu sonuncusu, Türk sömürgeciliğinin kardeşin kardeşe olan güvenini kaybetmesine sebep olması nedeniyle en tehlikeli görev. Bunun yanı sıra en erken vakitte bir başkan ve iki yardımcıdan oluşacak şekilde yeni Başkanlık Konseyi’nin kurulması için harekete geçilmelidir. Libya bir daha asla şahıslara dayanmamalıdır. Libya 42 yıl Muammer Kaddafi’ye yaslandı ve kesinlikle bunun hiçbir faydasını görmedik. Libya anayasaya, yasalara, kurumsal devlete, başkasına saygı ve başkasının görüşünü kabul etmeye dayanmalıdır. Devletler böyle inşa edilir. Ancak Batı’nın Libya hakkında düşündüğü şey daha çok köleliğe yakın. Gücü elinde tutan bir köle, bir grup kölenin başına dikilir ve bir süre sonra devletten daha güçlü hale gelir.

- Bu öneriler kimin onayını gerektiriyor? Kim bu önerileri uygulayabilir?
Ben sadece bir yetkiliyim. Bu önerilerimi, BM ve uluslararası güçler başta olmak üzere Libya sahnesini takip edenlere sunuyorum. Önerilerimin orduda bir subay olmamla ilgisi yok. Bilakis Libya’nın toplumsal durumu üzerinde çalışan bir araştırmacı ve Libya’daki durumun derinliğini bilen bir Libyalı vatandaş olarak sunuyorum. Bölgesel, uluslararası ve BM kamuoyunu şu konuda temin ederim, Genel Komutan Halife Hafter bu çözümleri asla engellemiyor. Libya Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı, Libya krizinin bitirilmesini hızlandıracak her türlü kararın tamamen olumlu bir şekilde arkasında yürüyecek. Ancak bana kesinlikle şahıslar, oluşumlar veya yabancı ülkelerin görüşlerini dayatmayın. Örneğin, ‘Türkiye belirli şartlar altında çıkacak’, Hayır… Türkiye ayrılacak ve Türkiye’den müdahalesi nedeniyle Libya’da yol açtığı tüm kayıpların tazminatını talep edeceğiz.

- O zaman bu sözleriniz, BM’nin Libya krizinin çözümü için yeni bir anlaşma sunması halinde Libya’nın doğusunun bunu kabul edeceği anlamına mı geliyor?
Suheyrat Anlaşması başından beri doğru bir temele sahip değildi. O anlaşmayı Müslüman Kardeşlerden bir grubun para kazanmasından ibaret görüyorum. Anlaşma yasadışı ve bu anlaşma üzerinden Türkiye ile yapılan tüm anlaşmalar da yasadışıdır. Elimizde Kahire Girişimi ve Libya krizine ilişkin Berlin Konferansı sonuçları bulunuyor ki bu sonuçları memnuniyetle karşılamıştık. Burada ortaya çıkan soru şu: Konferansın sonuçları neden uygulanmadı? Tüm dünya liderleri orada değil miydi? Cevap vereyim, Libya topraklarında radikal siyasal İslam’ı güçlendirmek için ortada büyük bir komplo var.

Petrol hilali bölgesi, Libya'nın servetinin yüzde 80'ini temsil ediyo​​​​​​​r (AFP)
Petrol Hilali Bölgesi

Libya petrol servetinin yaklaşık yüzde 80’ini Petrol Hilali Bölgesi’nde bulunuyor. Türkiye’nin bu bölge üzerinde emelleri var. Türkiye’nin Libya’nın “siyah altınına” ulaşmak için tüm imkanlarını sefer ederken, Libyalı kaynaklar, bölge güvenliğinin Rus Wagner paralı askerleri tarafından sağlandığını belirtiyor.
Hayır, bölgenin güvenliğinde hiçbir yabancının müdahalesi bulunmuyor. İster çölün derinlerindeki petrol kuyuları bölgesi, ister petrol boru hatları isterse sahildeki petrol tesisleri olsun, şu an bölge tamamen Libya Arap Kuvvetleri’nin güvenliği ve koruması altındadır. Ancak ordunun tesislere girmesi kesinlikle yasak. Zira bizim görevimiz bu tesisleri terör saldırılarından korumaktır. Örneğin, 2013-204 tarihlerinde DEAŞ tarafından tahrip edilen El Mebruk, Ez Zehra ve diğer petrol kuyuları gibi. Motorları çalınarak Afrika’da satılan kuyular bulunuyor. Yarı tahrip olmuş kuyular var. Ancak buna karşılık onarılan ve yeniden çalıştırılan kuyular da var. Bu bölgenin tamamında kesinlikle ne Ruslar ne Mısırlılar ne de bir başkası bulunuyor. Sadece Libya Arap Ordusu Kuvvetleri bünyesinde 2007’de kurulan Petrol Tesisleri Muhafızları Birimi bulunuyor. Bölgeyi kapatma kararı, Libya Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı tarafından değil, Libya halkı ve özellikle de aşiretlerin ileri gelenleri tarafından alındı. Çünkü onların sesi uluslararası toplumda duyulmadı ve Libya’daki BM de dahil onlara hiçbir ilgi göstermedi. Kapatma kararıyla ilgili açıklamada, bu kararın Türk sömürgeciliğinin ve terörizmin finans kaynaklarını kurutmak amacıyla alındığı belirtildi.
Petrol Hilali Bölgesi, 6 milyon varil petrol depolama kapasitesine sahip olan Zeytuniye Limanı’ndan El-Barika ve günlük ihracatı 220 bin varile ulaşan Ras Lanuf limanlarına, oradan 6 milyon varil petrol depolama kapasitesine sahip ve günlük ihracatı 440 bin varile ulaşan Es Sidre’ye uzanıyor.

Güneydeki UMH'ye bağlı kuvvetler (AFP)​​​​​​​
Libya Merkez Bankası ve Türkiye’nin müdahalesi

Geçtiğimiz günlerde Trablus’taki Libya Merkez Bankası ile Türkiye Merkez Bankası arasında işbirliğini güçlendirmek amacıyla mutabakat zaptı imzalandı. Anlaşma maddeleri kamuoyuyla paylaşılmadı. Libyalılar, bu mutabakat zaptını Libya halkının gücünün ve ekonomik nüfuzunun tüketilmesi ve Libyalıların mallarının kontrol altına alınması şeklinde görüyor.

- İki taraf arasında imzalanan mutabakat zaptı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Böyle bir anlaşma ilk kez yapılmadı. Trablus’taki Libya Merkez Bankası Ulusal Petrol Kurumu, Dışişleri Bakanlığı dahil Trablus’taki tüm önemli daireler ve başındakiler, ikinci ve üçüncü dereceden yetkililer Müslüman Kardeşler’in üyesidir. Bu kurumların daire yöneticileri İhvancıdır. Bazılarının terör suçlamasıyla haklarında tehlikeli güvenlik dosyaları bulunuyor. Bu da tabi ki UMH’nin desteğiyle yapılan Türk müdahalesinin doğasına da yansıyor.

(AFP)​​​​​​​
Kime ait olduğu bilinmeyen uçaklar

Reuters haber ajansının, Libya’nın doğusunu kontrol eden General Halife Hafter’in komutasındaki LUO’dan bir askeri kaynağa dayandırdığı önceki bir haberinde, “Türkiye’nin yardımıyla son dönemde UMH’nin kontrolünü ele geçirdiği hava üssüne savaş uçaklarıyla saldırı düzenlendiği” belirtilmişti. LUO’nun kaynağı, saldırının “kime ait olduğu bilinmeyen uçaklar” eliyle gerçekleştirildiğini aktarmıştı.

- Bu savaş uçakları dünya kamuoyu tarafından ne zaman bilinecek?
Biz yerdeyken hava sahasını kontrol ettiğimiz zaman. Libya’nın, hava sahasını kontrol edebileceği güçlü bir hava savunma sistemine sahip olduğu zaman. Hava savunma sistemi 2011’de tümüyle imha edildi. Şu an hava savunmasını yeniden inşa ediyoruz. Bazı bölgelerde artık kime ait olduğu bilinmeyen uçaklar yok. Çünkü bu bölgelerde Libya’nın güçlü hava savunması bulunuyor. Bu uçakların varlığı, Arapların terörle mücadeleye karşı ortak çabası çerçevesinde azalmaya başladı. İster Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ister Suudi Arabistan ister Mısır, Bahren veya Ürdün olsun, tüm Arap ülkelerinin Libya’nın istikrarını destekleme rolünü memnuniyetle karşılıyoruz. Dünyanın önündeki savaşımız açıktır. Bize isabet edenden onlara isabet eder. Büyük devletler Libya’yı sömürmek için Türkiye’yi görevlendirdi. Bunu reddediyoruz ve Libya’yı bundan kurtarmak için çalışıyoruz. Uluslararası toplumu, bize yardım etmeye ve Libya halkını kurtarmaya çağırıyoruz.
Mismari, sohbetin sonunda Katar’ın rolü hakkında yalnızca tek bir cümle kurmakla yetindi:
“Katar, uzaktan kumanda ile yönetilen bir devlet.”



Trump, Suriye'yi teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarmaya karar verdi

ABD Başkanı Donald Trump, 8 Temmuz'da Ankara'daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen NATO Liderler Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ikili görüşmede Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile tokalaşıyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 8 Temmuz'da Ankara'daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen NATO Liderler Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ikili görüşmede Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile tokalaşıyor. (Reuters)
TT

Trump, Suriye'yi teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarmaya karar verdi

ABD Başkanı Donald Trump, 8 Temmuz'da Ankara'daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen NATO Liderler Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ikili görüşmede Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile tokalaşıyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 8 Temmuz'da Ankara'daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen NATO Liderler Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ikili görüşmede Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile tokalaşıyor. (Reuters)

Üst düzey ABD’li bir yetkili, Başkan Donald Trump'ın Suriye'nin "teröre destek veren ülkeler" listesinden çıkarılması yönündeki kararını Kongre'ye resmen bildirdiğini açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre, kararın yürürlüğe girmesi için Kongre'nin 45 günlük inceleme sürecini tamamlaması gerekiyor. Bu sürenin ardından karar kesinlik kazanacak.

Trump, bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada, ABD'nin hazırladığı teröre destek veren ülkeler listesinden Suriye'yi çıkarmayı düşündüğünü söylemişti. Türkiye'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştireceği görüşme öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, "Sanırım bunu yapacağım" ifadelerini kullandı.

ABD daha önce de Suriye'nin teröre destek veren ülke statüsüne ilişkin kapsamlı bir inceleme yürüttüğünü duyurmuştu. Söz konusu statü, ABD dış yardımları, savunma ihracatı ve bazı mali işlemler üzerinde ciddi kısıtlamalar uygulanmasını öngörüyor.

Trump geçen ay imzaladığı başkanlık kararnamesiyle Suriye'ye yönelik ABD yaptırım programını sona erdirmiş, böylece ülkenin uluslararası finans sisteminden dışlanmasına son verilmesinin önünü açmıştı. Bu adım, Washington'ın iç savaşın ardından Suriye'nin yeniden inşasını destekleme taahhüdünün bir parçası olarak değerlendirilmişti.

Bununla birlikte, Suriye'nin teröre destek veren ülkeler listesinde tutulmasının Trump yönetiminin bölgedeki hedeflerine zarar verdiğine yönelik işaretler giderek güçleniyor. Suriye'nin ilk kez 1979 yılında dahil edildiği bu liste, ülkenin ekonomik toparlanması için ihtiyaç duyduğu ticari anlaşmaların önünde önemli bir engel oluşturmayı sürdürüyor.

Suudi Arabistanlı birçok şirketin, Suriye'nin toparlanmasına destek amacıyla milyarlarca dolarlık yatırım yapmayı planladığı belirtilirken, diğer Körfez ülkeleri de mali yardım sağlama taahhüdünde bulundu.

ABD yönetimi, Suriye'ye yönelik yaptırımların büyük bölümünü kaldırırken, eski Devlet Başkanı Beşşar Esed'e bağlı kişi, kurum ve şirketlere kapsamlı yaptırımlar öngören Caesar (Sezar) Yasası'nı da yürürlükten kaldırdı.

Ancak Washington, yaptırımların Beşşar Esed ve yakın çevresini, insan hakları ihlalleriyle suçlanan kişileri ve bölgenin istikrarını bozduğu değerlendirilen diğer aktörleri hedef almaya devam edeceğini vurguluyor.

Trump, geçmişte El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi'nin liderliğini yapan ve 2016 yılında örgütle bağlarını koparan Ahmed eş-Şara'yı övdü. Eş-Şara, 2024 yılının sonlarında İslamcı muhalif gruplardan oluşan bir koalisyona liderlik ederek Esed yönetimini devirmişti.

Eş-Şara'nın bölgede DEAŞ'a karşı yürüttüğü mücadeleyi de destekleyen Trump, "Herkes tarafından saygı görüyor, buna ben de dahilim." dedi.


Trump bugün Şera ile yapacağı görüşmede Suriye’yi ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkaracak mı?

ABD Başkanı Donald Trump, Suriyeli mevkidaşı Ahmed eş-Şera’yı Beyaz Saray’da kabul etti. (Arşiv – Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Suriyeli mevkidaşı Ahmed eş-Şera’yı Beyaz Saray’da kabul etti. (Arşiv – Reuters)
TT

Trump bugün Şera ile yapacağı görüşmede Suriye’yi ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkaracak mı?

ABD Başkanı Donald Trump, Suriyeli mevkidaşı Ahmed eş-Şera’yı Beyaz Saray’da kabul etti. (Arşiv – Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Suriyeli mevkidaşı Ahmed eş-Şera’yı Beyaz Saray’da kabul etti. (Arşiv – Reuters)

ABD ile Suriye arasındaki yakınlaşmayı destekleyen siyasi çevrelerde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’yi ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden yakın zamanda çıkarmasına yönelik iyimser beklentiler hâkim. Bu adımın, Trump’ın bugün Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi kapsamında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile gerçekleştireceği görüşme sırasında açıklanabileceği öngörülüyor.

Suriye’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarılması, ülkede özel sektör yatırımlarının önünü açarak Şera yönetimini güçlendirebilir. Medya kaynaklarına göre bu adım, ABD’nin Ortadoğu’daki nüfuzunu artırmasına da katkı sağlayacak. Washington, aynı zamanda İran’la süregelen savaşı sona erdirecek uzun vadeli bir anlaşmaya ulaşmaya çalışıyor.

Bu yıl NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Türkiye de söz konusu statünün kaldırılmasını destekledi. Beyaz Saray’dan bir yetkili, “Kendi içinde ve komşularıyla barış içinde yaşayan istikrarlı ve birleşik bir Suriye, Trump’ın barış ve refahın hâkim olduğu bir Ortadoğu vizyonunun temel unsurlarından biridir” dedi. Yetkili, Suriye’nin ‘terör için bir üs haline gelmemesi ve komşuları ile tüm dünya için tehdit oluşturmaması gerektiğini’ de vurguladı.

Trump, geçtiğimiz haziran ayında Suriye’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ statüsünün gözden geçirilmesi talimatını vermişti. Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, inceleme sürecinin halen devam ettiğini belirterek, söz konusu statünün kaldırılabilmesi için önce ‘bir dizi adımın’ tamamlanması gerektiğini söyledi.

Bununla birlikte, Suriye’nin bu listede tutulmasının Trump yönetiminin bölgedeki hedeflerine ulaşmasını zorlaştırdığına yönelik işaretler giderek artıyor. İlk kez 1979 yılında Suriye’ye uygulanan ‘teröre destek veren ülke’ sınıflandırması, ülkenin yıkıcı iç savaşın ardından yeniden ayağa kalkabilmesi için ihtiyaç duyduğu ticari anlaşmaların önünde önemli bir engel oluşturmaya devam ediyor.

Güney Carolina Cumhuriyetçi Temsilcisi Joe Wilson yaptığı açıklamada, şirketlerin Suriye’ye yatırım yapmak istediğini ancak ‘teröre destek veren ülke’ statüsünün bunun önünde engel oluşturduğunu söyledi. Wilson, “Şirketler yatırım yapmak istiyor ancak bu sınıflandırma önemli bir engel teşkil ediyor” ifadesini kullanırken, konuyu bizzat ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüştüğünü belirtti.

Wilson, “Mükemmel yönetimler aramıyoruz. Ne yazık ki bölünmeden çıkar sağlayan ve Suriye’yi parçalamaya çalışan aktörler var. Bunun arkasında İran’ın nüfuzu ya da dünyanın farklı yerlerindeki aşırılık yanlılarının, egemen, güvenli, barışçıl ve müreffeh bir Suriye’nin kurulmasını engelleme çabaları olabilir” dedi.

FGTRHYJUKI
Deyrizor vilayetinin kırsalındaki el-Ömer petrol sahası... Suriye’nin terörizmle ilişkilendirilmesi, yatırımları kısıtlıyor. (EPA)

Wilson, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Başkan Trump ile Tom Barrack, değerli NATO müttefikimiz Türkiye ile birlikte basiretli bir liderlik ve gerçekçi bir vizyon ortaya koydu. Türkiye, Esed yönetimi döneminde on yılı aşkın süre devam eden toplu katliamların ardından Suriye’nin istikrara kavuşmasında kilit rol oynadı. Esed ise hak ettiği şekilde Moskova’ya kaçtı. Biz müttefiklerimize yaptırım uygulamıyor, daha iyi bir gelecek için birlikte çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyetçilerin çoğunluğu elinde bulundurduğu ABD Kongresi de geçen yıl parti içi görüş ayrılıklarını aşarak Suriye’ye yönelik Sezar Yasası kapsamındaki yaptırımları kaldırmıştı. Trump yönetimi ayrıca Şera’nın ‘terörist’ olarak sınıflandırılması da dahil olmak üzere diğer önemli kısıtlamaları da iptal etmişti.

Buna karşın, Suriye’nin ‘teröre destek veren ülke’ statüsünü koruması, daha önce Suriye devlet petrol şirketiyle anlaşmalar imzalayan Chevron ve ConocoPhillips gibi enerji şirketleri açısından hukuki belirsizlik yaratıyor. Söz konusu şirketlerin, bu statünün eninde sonunda kaldırılacağı varsayımıyla hareket ettiği belirtiliyor.

Aynı durum, teknoloji şirketlerinin ürünlerini Suriye’ye ihraç etmesini de zorlaştırırken, ülkenin teknoloji alanında Çin’e yönelme ihtimaline ilişkin endişeleri artırıyor.

Bu kapsamda, Nokia’nın Suriye parlamentosuna 30 bin dolar değerinde telekomünikasyon ekipmanı satışı için yaptığı anlaşmanın, ABD’den gerekli lisansın haziran ayında alınmasına kadar geciktiği belirtildi. Bilgi sahibi kaynaklara göre gecikmenin nedeni mevcut hukuki kısıtlamalar oldu.

Ortadoğu Enstitüsü bünyesindeki Suriye Girişimi Direktörü Charles Lister ise yaptığı açıklamada, “Suriye’nin ‘teröre destek veren ülke’ statüsünün sürdürülmesi için hiçbir hukuki ya da yasal gerekçe bulunmuyor. Hiçbir gerekçe yok” dedi.

Lister, “Duyduğum tüm bilgiler, kararın son iki ila üç hafta içinde kesinleştiğine işaret ediyor. Trump da her zamanki tarzıyla bunu Şera’nın yanında açıklamak istiyor” ifadelerini kullandı.


Sudan ordusu, Etiyopya sınırındaki stratejik öneme sahip Kurmuk kasabasını geri aldı

Sudan askerleri (dolaşımda)
Sudan askerleri (dolaşımda)
TT

Sudan ordusu, Etiyopya sınırındaki stratejik öneme sahip Kurmuk kasabasını geri aldı

Sudan askerleri (dolaşımda)
Sudan askerleri (dolaşımda)

Sudan ordusu, bugün ülkenin güneydoğusundaki Mavi Nil Eyaleti'nde, Etiyopya sınırına yakın stratejik öneme sahip Kurmuk kentinin kontrolünü yeniden sağladığını açıkladı. Kent, mart ayından bu yana Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) kontrolündeydi.

Sudan Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Asım Avad, Facebook üzerinden yayımladığı açıklamada, "Silahlı kuvvetler ve destek unsurları, HDK’ye karşı yürütülen şiddetli çatışmaların ardından Kurmuk kentini kurtarmayı başardı" dedi.

Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri mensupları (Arşiv- AFP)Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri mensupları (Arşiv- AFP)

Avad, HDK ile ona bağlı müttefik güçlerin "can kaybı ve askeri teçhizat açısından ağır kayıplar verdiğini" belirtti.

Açıklamada ayrıca, sivillerin korunması, temel hizmetlerin yeniden sağlanması ve normal yaşamın yeniden tesis edilmesinin ordunun öncelikleri arasında yer aldığı vurgulandı.

Ordu sözcüsü, "Onur Savaşı'nın, HDK ve destekçileri tamamen etkisiz hale getirilene ve ülke topraklarının tamamı güvence altına alınana kadar süreceğini" ifade etti.

Sudan ordusuna bağlı birlikler, Kurmuk kentinde kontrolü ele geçirdiklerini gösterdiği belirtilen görüntüler de paylaştı.

Sudan askerleri el-Kadarif şehrinin sokaklarında devriye geziyor (Arşiv- AFP)Sudan askerleri el-Kadarif şehrinin sokaklarında devriye geziyor (Arşiv- AFP)

Mavi Nil Bölgesi Valisi Ahmed el-Umde de yaptığı açıklamada, "Kahramanca yürütülen bir operasyon sonucunda Kurmuk kenti, HDK ve Joseph Tuka'ya bağlı isyancı unsurlardan temizlendi" ifadelerini kullandı.

El-Umde, bunun Mavi Nil bölgesi ile Sudan genelinde güvenlik ve istikrarın yeniden sağlanması yönünde önemli bir adım olduğunu belirtti.

Mavi Nil cephesinde ilerleme

Sudan ordusu son günlerde Mavi Nil cephesinde önemli ilerlemeler kaydetti. Ordu, bölgenin başkenti Demazin ile Kurmuk'u birbirine bağlayan ana yol üzerindeki Keyli, Makca ve Sarkam yerleşimlerini yeniden kontrol altına aldı.

Buna karşın HDK, bölgedeki çatışmalara ilişkin resmi bir açıklama yapmadı. Ancak örgüte bağlı unsurlar, sosyal medyada yayımladıkları görüntülerle ordunun Kurmuk'a girdiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Sudan ordusuna bağlı 4. Piyade Tümeni'nin son günlerde insansız hava araçları (İHA) ve ağır topçu birlikleriyle HDK'nin kent çevresindeki mevzilerine yoğun saldırılar düzenlediği bildirildi.

Etiyopya sınırındaki konumu nedeniyle stratejik öneme sahip Kurmuk, birkaç ay önce HDK'nin öncülüğündeki "Kuruluş (Tesis) İttifakı"nın kontrolüne geçmişti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu ittifakta, Abdulaziz Adem el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) de yer alıyor.

 Nisan ayında Hartum'daki evinin avlusunda, bombalı saldırıda yaralanan Sudanlı bir kız çocuğu tekerlekli sandalyesinde oturuyor (AP)Nisan ayında Hartum'daki evinin avlusunda, bombalı saldırıda yaralanan Sudanlı bir kız çocuğu tekerlekli sandalyesinde oturuyor (AP)

Mavi Nil bölgesinde son iki ayda çatışmaların şiddeti artarken, ordu ile HDK arasında çok sayıda küçük yerleşim yerinin kontrolü el değiştirdi.

Bu gelişmeler, Sudan ordusunun Etiyopya'yı, HDK'nin Kurmuk ve Mavi Nil bölgesini ele geçirmek amacıyla kendi topraklarını kullanmasına izin vermekle suçlamasının ardından geldi.

İHA saldırılarında siviller hayatını kaybetti

Öte yandan Sudan Doktorlar Ağı, bugün yaptığı açıklamada, Omdurman'ın batısındaki İhracat Yolu'nda HDK'ye ait olduğu belirtilen bir İHA’nın düzenlediği saldırıda aynı aileden 10 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Açıklamaya göre, hayatını kaybedenler arasında 5 kadın da bulunuyor. Ailenin düğün törenine gitmekte olduğu sırada hedef alınan araç tamamen yanarken, araçta bulunanların tamamı hayatını kaybetti.

Doktorlar Ağı, sivil araçların ve sivillerin hedef alınmasının uluslararası insancıl hukukun açık ihlali olduğunu belirterek, saldırının yönlendirilebilir bir İHA ile kasıtlı şekilde gerçekleştirildiğini savundu.

Acil Durum Avukatları Grubu da pazartesi günü Kuzey Kurdufan eyaletindeki Şa'tut kasabasında düğüne giden sivilleri taşıyan bir araca düzenlenen İHA saldırısında beşi kadın 13 sivilin öldüğünü bildirmişti.

Grup ayrıca salı sabahı Hamra eş-Şeyh bölgesinde su taşıyan bir sivil aracın hedef alındığını ve saldırıda iki kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Afrika Birliği'nden siyasi çözüm çağrısı

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Hartum'da Afrika Birliği'nin Sudan Özel Temsilcisi Muhammed Belaiş ile görüştü.

Burhan, Hartum'da Afrika Birliği büyükelçisiyle görüştü (Sovereignty Media)Burhan, Hartum'da Afrika Birliği büyükelçisiyle görüştü (Sovereignty Media)

Belaiş, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Afrika Birliği Komisyonu'nun Sudan'daki siyasi ve askeri gelişmeler konusunda yönetimle istişarelerini sürdürdüğünü söyledi.

Tarafların, barışın önündeki mevcut engelleri ele aldığını belirten Belaiş, önümüzdeki dönemde ateşkesin sağlanması amacıyla gerilimin düşürülmesi yönündeki çabaların artırılması gerektiğini ifade etti.

Afrika Birliği'nin bütün Sudanlı tarafların katılımıyla kapsayıcı bir siyasi sürecin başlatılmasını desteklediğini vurgulayan Belaiş, ulusal uzlaşı temelinde geniş kapsamlı bir diyalog çağrısını yineledi.

Belaiş ayrıca Afrika Birliği'nin Sudan'ın birliği ve egemenliğine desteğini sürdüreceğini belirterek, önümüzdeki dönemde Birlik yönetiminden üst düzey bir heyetin Hartum'u ziyaret edeceğini açıkladı.