Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü Mismari: Büyük devletler Libya’da çözüm istemiyor

Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)
Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)
TT

Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü Mismari: Büyük devletler Libya’da çözüm istemiyor

Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)
Libya Ulusal Ordu Sözcüsü Ahmed el-Mismari Libya krizine çözüm için gerekli yol haritasını anlattı (AFP)

Mina Medkur
Libya’daki durumun karmaşıklığı ve giriftliği karşısında çoğu kişinin güçlü şekilde dile getirdiği bir soru var: Şu anki Libya sahnesi nasıl tanımlanabilir? Değişikliklerin her an birbirini izlediği ve bu değişikliklerin doğrudan Libya haritasına yansıdığı böyle bir dönemde bu soruya yanıt vermek zor görünüyor. Avrupa başta olmak üzere uluslararası toplum, 2011’deki ayaklanma ve Muammer Kaddafi rejiminin düşüşünden bu yana geçen yaklaşık 9 yıl boyunca uzayan Libya krizine siyasi çözüm bulmak için çaba göstermedi. Siyasi ihtilaflar devam etti, ulusal birlik hükümeti halen kurulamadı, ülke kaderinin bölünmeyle sonuçlanacağına dair endişeler giderek artıyor. Nitekim sahada bulunan güçler ve Türkiye başta olmak üzere dışardaki destekçileri bölünmenin işaretlerini veriyor.
Independent Arabia, General Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu (LUO) Sözcüsü Tümgeneral Ahmed el-Mismari ile röportaj gerçekleştirdi. Mismari, başta Türkiye’nin müdahalesi, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) askeri desteği ve UMH güçlerine destek vermesi için paralı askerleri taşıması gibi gelişmelerin gölgesinde kalan karmaşık durumları çok yönlü olarak bütün detaylarıyla anlattı.

Cezayir diyaloğu ve Cezayir-Tunus rolü

- Sohbetimize, Fas’ın ev sahipliğinde Libyalı tarafları arasındaki diyalog turlarıyla başlıyoruz. Fas'ın Bouznika kentinde gerçekleştirilen ‘Libya Diyalog Toplantısı’na Tobruk Temsilciler Meclisi (TM) ve Libya Devlet Yüksek Konseyi’nden temsilciler katıldı. Bu diyalog turları, Libya krizine siyasi çözümler bulmak için bir çıkış yolu açmayı hedefleyen girişimleri ifade ediyor. Libya içindeki çevrelerin bir açılım olmasına ihtimal vermediği bu ortamda diyalog turlarında yeni bir girişim var mı?
Genel Komutanlık, Libyalıların işgalci, paralı askerler, suç çeteleri ve terörden uzak güvenli bir devlet beklentisi ve hayallerini gerçekleştirmek için her türlü girişime gider. Daha önce de bu amaçla Kahire ve Berlin’e gittik. Ancak çözüm Libyalıların elinde değil; büyük devletler Libya’da çözüm istemiyor. Bunun kanıtı ise Birleşmiş Milletlerin (BM) Gassan Selame’nin ardından 6-7 aydır yeni bir temsilci tayin etmemesidir. Bu ihtilaf Libya kaynaklı değil. Bilakis bütün devletler Libya sahnesinde büyük kaosun gölgesinde elde ettikleri kazanımları ve çıkarları korumak için temsilci göndermek istiyor.

- Diğer taraftan, özellikle Erdoğan’ın bu yılın başında Cezayir’i ziyaret etmesinden bu yana Libya krizi Türkiye-Cezayir eşgüdümü ve işbirliğine şahit oluyor. Cezayir’in tutumu nasıl nitelendirilebilir? Ayrıca, Tunus’un rolü, ülke içindeki İhvan Örgütü güçleri ve iç sebeplerden ötürü rafa mı kalktı?
Şahsi kanaatime göre, Tunus’ta olup bitenler, Libya’da yaşananları tekrarlama ve Tunus’u güç kullanarak Türkiye-Katar üssüne dönüştürme girişimidir. Ancak Tunus halkı kültürlü ve bilinçlidir; Tunus’taki bu tekeli veya İhvancı otoriteyi kırmaya çalışıyor. Fakat Cezayir’in rolü, ulusal çıkarın ve Libya krizinin çözümünden yanadır. Ancak güvenlik temelli bir hamle yapmak istemiyorlar bilakis bunun siyasi temelli olmasını istiyorlar. Bu noktada bizimle Cezayir arasında görüş farklılıkları bulunuyor. Onlar, sınırlarımızın müşterek olduğunu ve akıbetimizin bir olduğunu çok iyi biliyorlar. Libya’da olup bitenler Cezayir güvenliği için tehlikelidir. Ayrıca herkesi memnun edecek bir çözüm istiyorlar.

- Peki, bu “herkes”in içine kimler giriyor?
Libya halkı, İhvan ve teröristler. Bu, hatta Cezayirlilerin kendileri için bile çok tehlikeli. Biz, Libya topraklarında Cezayir ya da başka bir sınır devleti için tehlike kaynağı olabilecek bir teröriste asla yer veremeyiz.

Serrac ve Erdoğan (AFP)
Serrac’ın düşmesi

Libya sahnesi son zamanlarda UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın tutuklanması ile görevine iadesi arasında gidip gelen bir tartışmaya şahit oldu. Trablus’ta milislerin barışçıl göstericilerin üzerine ateş açması ve bakanlığı süresince izlediği politikalar nedeniyle Başağa hakkında idari bir soruşturma yürütüldü. Ancak UMH, geçen perşembe günü Başağa’nın görevine iade edildiğini açıkladı. Bu gelişme Başağa’nın sahip olduğu gücün boyutunu gösterdi. ABD ve uluslararası toplumun arabuluculuğu sonrasında Serrac’ın Başağa’yı İçişleri Bakanı olarak görevine iade etmesi önemli işaretler veriyor. Bunların başında Başağa’nın Batı’daki en güçlü taraf haline geldiğidir.
(UMH 29 Ağustos’ta yayınladığı açıklamada, Başağa’yı "tedbir amaçlı" görevden aldığını açıkladı. Açıklamada, Başağa hakkında ‘verdiği izinler, göstericilere gerekli korumanın sağlanması ve gösteriler hakkında yaptığı açıklamalar’ nedeniyle 72 saat içinde Başkanlık Konseyi nezdinde idari soruşturma açılacağı bildirilmişti)
Yaşananlar, Serrac için sonun başlangıcı olabilir. Fethi Başağa’nın ya da esasında Türkiye’nin Fayiz es-Serrac’a karşı yönettiği bir darbe olarak düşünülebilir. Türkiye, Serrac’ı bir sonraki aşamada düşürmek için Başağa’yı güçlü bir şekilde destekliyor. Türkler, en güçlü adam olarak görünen Başağa’ya yöneldi. Başağa aynı zamanda Müslüman Kardeşler grubunun fikirlerini benimsiyor. Bunun kanıtı da şudur: Halihazırda Müslüman Kardeşler’in müttefiki olan El Kaide örgütünü -BM Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütü olarak kabul edilmesine rağmen- doğrudan takip eden çok radikal tugaylar var. Tüm bu tugaylar, Başağa’nın Türkiye’den dönüşü sırasında onu karşılamak için Mitiga Havalimanı'nda duran askeri bandoyla birlikte bulunuyordu.

UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa (AFP)
Başağa için düzenlenen askeri geçit ve iç bölünme

Libyalı aktivistler, Başağa’nın tutuklanmasının ardından ona destek veren militanlar, Serrac’ı destekleyen militanlardan intikam alma sözü vermesi üzerine iki taraf arasında çatışma çıkmasını önlemek için Başağa’nın göreve iade edildiğini belirtiyorlar. Nitekim UMH Başbakanı Serrac, İçişleri Bakanı’nı tutuklama kararından geri adım atana kadar gerilim düşmedi. Başağa yanlısı militanlar, Başağa soruşturmada olduğu sırada Başkanlık Konseyi binasının etrafını kuşatmıştı. Tüm bu yaşananlar, Serrac’a yakın kulisler tarafından, Serrac’ın Türkiye destekli İhvan ve Misrata’nın (Başağa’nın memleketi) darbe girişimini engellemesi şeklinde yorumlandı. Nitekim Serrac’ın, Türkiye’ye danışmadan Tobruk'taki Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ile ateşkes anlaşması imzalaması söz konusu tarafları kızdırdı ve Libya’nın batısındaki varlığını pekiştirme ve genişletme planlarında karışıklığa yol açtı. Serrac ve Salih’in değerlendirmelerine göre, ateşkes kararı Türkiye’yi, İhvan ve ona bağlı milislerin temsilcilerine daha fazla güvenme yoluna sevk etti. Böylece Ankara, Türkiye’ye defalarca gidip gelen ve çatışma cephelerinde savaşçıların saflarını birleştirebilme gücüne sahip olduğunu kanıtlayan Başağa’ya bir sonraki süreç için bel bağladı.

- UMH milislerinin saflarında birbirini izleyen gerilimler ve karşılıklı “hainlik ve ajanlık” suçlamaları, Türkiye’nin Başağa’ya verdiği desteği gösteriyor. Başağa için zemin mi hazırlanıyor?
Bence, Başağa’nın arkasında Türkiye’den çok daha güçlü bir devlet var. İşte bu devlet, Türkiye’yi Başağa’ya yöneltti. Özellikle Başağa ABD ile bağlantılı şirketler ve danışmanlarla çalıştı. Bu durum Başağa’nın bir sonraki dönemde siyasi çatışmaya girmesine imkân tanıyacak özel bir karakter inşa etti. Türkiye, ABD’yi ziyaret edene kadar Başağa’ya önem vermiyordu. Kahire Girişimi’nin (Bildirgesi) Suheyrat Anlaşması’nı düşürdüğünü ve dolayısıyla Serrac ve hükümetini düşüreceğini unutmamak gerekir. O zaman burada sorulması gereken soru şudur: Alternatif kim olacak? Cevap, ABD’nin ve uluslararası güçlerin gelecek siyasi sahnede kalmasını sağlamak için destek verdiği Fethi Başağa’dır. Bu aynı zamanda Misrata’daki çatışmayı doğruluyor. Zira Misrata’nın Libya’yı yönetmesi gerektiğini düşünüyorlar. Ancak Libya’nın, silah taşıyan değil, fikir ve vizyon sahibi bir adama ihtiyacı var.
Libya’nın kuzeybatısında ve Trablus’un 200 kilometre doğusundaki Misrata kenti, Başağa ve ona bağlı güçlerin kalesi konumunda bulunuyor.

- Başağa, yönetimin başına getirilmesi karşılığında ne sunabilir?
Libya’dan daha çok taviz verir. Bu tavizlerin başında, Libya toprakları üzerinde yabancı askeri üslerin inşası geliyor.

Libya Ulusal Ordusu üyeleri (AFP)
Ateşkes ihlaliyle ilgili suçlamalar
Uluslararası tanınırlığa sahip UMH ile Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in geçen ay ülke genelinde ateşkes ilan etmesinin uluslararası toplum ve Arap dünyası tarafından memnuniyetle karşılanmasına rağmen, bu memnuniyet ifadesi Libya krizini çözmek için daha önceki girişimlerden elde edilen tecrübelerden hareketle temkinli bir biçimde dile getirildi. Bazı siyasi analistler, ateşkesi mutlak anlamda “siyasi çözüme bağlılık” şeklinde anlama zorunluluğunun olmadığına dikkat çekiyorlar. Analistler, General Hafter’in bu adımı reddedeceği iddiasıyla ateşkesin sürdürülebilirliği hakkında çok sayıda şüphe olduğunu dile getiriyorlar. Ancak Mismari, Türkiye’nin bu yöndeki ithamlarını ve şüphelerini reddederek, şunları kaydetti:
Biz, ateşkese tamamen bağlı kaldık. Tüm yaptığımız, ‘düşmanı’ izleme ve keşif faaliyetleriydi. Fakat gerçekte bu ilana (ateşkese) asıl uymayan ve şu an LUO’yu destekleyen, Batı bölgesinde anayasa ve yasaların hâkim olduğu bir Libya devletini isteyen tüm Libyalı vatandaşları tasfiye eden onlardır.

DEAŞ Libya’da
Suriyeli bir intihar bombacısı geçen hafta Trablus’un batısındaki Canzur bölgesinde motosikletle kendini patlattı. Bu eylem DEAŞ ve El Kaide’nin izlerini taşıyor. Bu da halihazırda Trablus’un, Türkiye ve diğer devler tarafından desteklenen radikalcilerin eylemlerine maruz kaldığı anlamına geliyor. Libya’daki mevcut krizin siyasi, ekonomik veya sosyal bir kriz değil, güvenlik krizi olduğu konusunda her zaman uyardık. Bu Libya’yı ilgilendiren diğer meselelere de yansıyor. Bu nedenle yaşanan bir felaket niteliğindedir.
ABD Savunma Bakanlığı Genel Müfettişi, Libya ile ilgili hazırladığı üç aylık raporda Suriye’de Türkiye ile yakın bir şekilde çalışan Suriyeli paralı askerlerin “ABD Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) değerlendirmelerine göre muhtemelen Türk askeri uçaklarla Libya’ya ulaştıkları” belirtiliyor. Raporda “Türkiye’nin ekipman ikmali için İstanbul ile Trablus arasında düzenli uçuş seferlerini sürdürdüğüne” dikkate çekiliyor. AP’nin haberine göre Türkiye'deki özel güvenlik şirketi SADAT, UMH’ye destek veren Suriyeli paralı askerlerin eğitimi için Trablus’ta onlarca askeri danışman konuşlandırdı. Haberde SADAT’ın Libya’da UMH’ye destek veren yaklaşık 5 bin Suriyeli savaşçıya gözetim ve ödeme yaptığı kaydedildi.

- Bu gerçeklik, sahadaki çatışma haritasında bir değişikliğe neden olur mu?
Daha düne kadar, nüfuz, yönetim ve siyasi karar üzerinde çatışmalar yaşandı. Bugün ise başka bir sorunla karşı karşıyayız o da insanların güvenliğine karşı yapılan tekfirci terör eylemleridir. Ben, daha fazla intihar eyleminin gerçekleşeceği kanaatindeyim. Biz, Genel Komutanlık olarak çok endişeliyiz. Bu endişemizi de resmi açıklamamızda dile getirdik. Çünkü bu eylemlerin kurbanları Trablus’taki Libya vatandaşlarıdır. Biz bu halkın ordusuyuz. Denklem zor. Libya halkı katlediliyor ve sindiriliyor, kendisini koruyamıyor. Korumadan bahsettiğimizde ise bizi işgalci Türkiye karşısında sömürgecilikle suçluyorlar. Biz, Libya ordusu olarak tüm ülkenin ordusuyuz. Bununla birlikte biz görüşünü açıkça dile getirme ve başkalarına zarar vermeden barışçıl gösteriler düzenleme hakkı bulunan halkımızın yanındayız. Ancak ne yazık ki Libya’nın batısında şu an yaşananlar milislerin ve devletlerin çatışmasıdır.

Mareşal Halife Haftar, Libya Ordusu Komutanı (AFP)
Terör örgütlerinin haritası
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 20 Haziran’da yaptığı açıklamada, Sirte ve Cufra’nın Mısır ulusal güvenliği için “kırmızı çizgi” olduğunu söyledi. Özellikle Sisi’nin bu açıklamasının ardından, geçtiğimiz 60 günlük süreçte Libya’nın batısındaki terör örgütlerinin haritasında değişiklik oldu mu?
Evet, kesinlikle. Özellikle LUO’nun 2014’teki saldırılarından sonra terör örgütlerinin tamamı Batı bölgesine ve Misrata’ya nakledildi. Şimdi yerelde, uluslararası düzeyde ve Arap dünyasında hakkında yakalama kararı çıkarılan tüm radikalciler bu bölgelere konuşlanmış durumda. Bunun yanı sıra Suriye ve Somali’de bulunan diğer tehlikeli unsurlar da nakledildi. İlan edilen kırmızı çizgi yalnızca askerî açıdan değil, güvenlik açısından da geçerlidir.
Sirte kenti, Mısır sınırından yaklaşık bin kilometre uzakta, Bingazi ve Trablus arasında bulunuyor. Sirte, Libya'nın en büyük hava üslerinden biri olan El Cufra’ya yaklaşık 300 kilometre uzaklıktadır.

Uluslararası gözlem güçleri ve silahsızlandırılan bölgeler
UMH daha önce Sirte’nin silahlardan arındırılması için çağrıda bulunmuştu. LUO bu öneriyi onaylıyor mu? Bu aynı zamanda BMGK’nin karar alması ve uluslararası gözlem güçlerinin Sirte’ye konuşlanması anlamına gelir mi?
Onlar, şu anda Sirte ve Cufra’yı silahlardan arındırma fikrini piyasaya sürmeye çalışıyorlar. Tüm bunlar Libya’nın olduğu yerde sayması, bu bölgelerde savaşların devam etmesi ve Trablus’un ilerlemediğini gösteriyor. Ancak doğru bakış açısı şudur: Trablus’un bizzat kendisi silahlardan ve şu an nüfuz için birbiriyle kavga eden silahlı milislerden arındırılmalı ve hatta başkent ile devlet kurumlarının Trablus’tan taşınması gerekir. Çünkü bugün işlerini halletmek için Trablus’a giden herhangi bir vatandaş, LUO’yu desteklediği için idam edilebilir. Tüm bölgelerde illegal silahlar bulunuyor. Silahlardan arındırma meselesine Misrata’dan Tunus sınırına kadar olan bölgeden başlanmalıdır. Bunun aksine Sirte ve Cufra’nın silahsızlandırılmasından ve uluslararası gözlem güçlerinden söz etmek oldukça tehlikeli bir durum. Arap siyasetçilere şunu vurgulamak isterim: Bu adımın uygulanması açık bir şekilde Libya’nın bölünmesi anlamına gelir. Bir süre sonra kapılar ve barikatlar kurulur ve kendimizi bölünmüş bir devlette yaşarken buluruz. Bu durumu tamamen reddediyoruz.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Kahire'de Libyalı aşiret liderleriyle bir araya geldi (AFP)
Libyalı aşiretlerin rolü
Libya toplumunun yapısı gereği Libyalı aşiretler ülke sahnesinin şekillenmesinde büyük rol oynuyorlar. Nitekim Mısır, UMH milisleri ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın paralı askerlerinin Sirte ve Cufra’ya baskın düzenlemesi halinde Libya’nın doğusuna askeri müdahale açıklaması yaptığı sırada bu aşiretlerin etkisi açık bir şekilde görülüyordu. Libya Kabileler Yüksek Konseyi Başkanı Salih el-Fendi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Milislerin Sirte kentine hareket etmesi halinde onları vurması için Mısır ordusuna kendi tarafımızdan ve Meclis tarafından yeşil ışık yaktık” dedi.

- Mısır ordusu olası bir hareketinde, Libya’nın doğusundaki Libyalı aşiretlere güvenebilir mi?
Mısır yönetimi Libya toplumunun dinamiklerini çok iyi biliyor. Halife Hafter ve Akile Salih’in Mısır Cumhurbaşkanı ile görüşmelerinin ardından Mısır, Libya kriziyle ilgili birçok dosyayı üzerinde çalışmaya başladı. Birinci dosya şu anki liderler, ikinci dosya ise aşiretlerle ilgilidir. Aşiretler, Libya’nın siyasi kararları üzerinde asırlar boyu etkili olmuştur. Libyalı aşiretlerden bir heyetin Mısır’da yaptığı görüşmeler bunun somut örneğidir. Tüm kabileler temsilcileri aracılığıyla bu toplantıya katıldı.

Aşiretlerin silahlandırılması
Aşiretlerin silahlandırılması ve askeri eğitim verilmesi büyük bir tartışma konusudur. Nitekim Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, Temmuz’da bir televizyon programında yaptığı konuşmada sessizliğini bozarak, Libyalı aşiretlerin silahlandırılmasının Libya’yı yeni bir Suriye yapmayacağını ama “yeni bir Somali”ye dönüştüreceği uyarısında bulunmuştu.

- Libyalı aşiretlerin silahlandırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bu asla olmayacak. Gerçekçi olmamız gerekir. Tüm aşiretler devletin yanında yer almıyor. Devletten kopan, sapıtan ve tekfirci fikirler benimseyen aşiretler var. Aşiretleri silahlandırmayı düşünürsek, bu, silahların otoritenin dışına yani otoritenin takibi dışına ve ardından otoritenin kullanımı dışına çıkması anlamına gelir. Dolayısıyla silah tedarikinin olması durumunda kendimizi iç savaşın içinde buluruz. Bu büyük bir stratejik hata olur.
Örnek verecek olursak, ben, Mismari aşiretinin bir evladıyım. Aşiretimden biri sapıttı ve tekfirci gruplara katıldı ve Mısır’da idam edildi! Yani ben herkese kefil olamam. Silahlı Kuvvetlere katılan kişi ise belli şartlara tabi olur ve bir güvenlik kimlik kartı olur. Bu yüzden silahlanmanın en güvenilir adresi yalnızca Libya Arap Silahlı Kuvvetleri’dir, başka bir yer değil. Libya halkını desteklemek isteyen, Libya Silahlı Kuvvetleri’ni ve Libya polisinin silahlandırılmasını desteklesin. Bu destek doğrudan Libyalı aşiretlerin desteklenmesi demektir.

Libya'yı terörizmden temizlemek için çok çalışıyoruz" (The Independent Arabia)
Mısır üslerine Türk saldırısı bekleniyor mu?
Mısır ve Türkiye’nin, Libya konusunda dolaylı yoldan karşılıklı siyasi açıklamalar üzerinden birbirini tehdit etmesinden kaynaklanan gerilim, Sirte-Cufra hattı tartışmalarıyla zirveye çıktı. Bazı stratejik raporlar, UMH’nin Türkiye’nin desteğiyle bu hattı geçmek için hazırlandığını ortaya çıkardı.

- Türkiye’nin, Libya’nın batı sınırında bulunan Muhammed Necib, Seydi Barani ve Carcub gibi Mısır askeri üslerine saldırı düzenlemesi bekleniyor mu?
Buna ihtimal vermiyorum. Ancak Libya’daki belirli hedefleri ve Libya’nın doğusundaki belirli şahsiyetleri hedef almasını bekliyorum. Bu yönde fiili girişimler oldu. Şu anda (Erdoğan’ın) yapmaya çalıştığı tek şey, Yunanistan ve Kıbrıs ile gerilim yaşadığı bir süreçte Doğu Akdeniz'de Kuzey Kıbrıs'la yaptığı son askeri tatbikatlar da dahil bir medya propagandasıdır. Tüm yaptığı şey uluslararası toplumu provoke etmektir. Bunun arkasındaki gerçek, Türkiye’nin içinde yaşanan büyük sorunları gizleme çabasıdır. Sanırım (Erdoğan) kaybetmeye başladı. O ve partisi yakında halk eliyle düşecek.

Libya’daki Mısır askeri üsleri

- Stratejik raporlarda Mısır’ın, ulusal güvenliğini korumak için Libya içinde askeri üs inşa etmeyi düşündüğü iddia ediliyor. Mısır bunu yapabilir mi? Mısır askeri müdahale kararı verirse Mısır güçlerine ait konuşlanma noktalarına hangi alternatifler var?
Bunu ilk defa burada açıklıyorum, Mısır savaşa gireceğini ilan ederse, Libya’nın tüm üsleri Mısır ordusunun emrindedir. Burada 20’den fazla tam teçhizatlı hava ve deniz üssü Mısır ordusunun komutasına girecektir.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti savaşçıları (AFP)
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin haritası

Libyalı kaynaklar, geçtiğimiz günlerde UMH’nin, Ankara’ya Libya’nın batı bölgesinde daimî hava ve deniz üsleri kurmasına ve Libya’nın batısına daha fazla askeri ekipman göndermesine imkân tanıyacak yeni bir askeri anlaşma yapacağını bildirdi. Yeni Şafak gazetesinde yer alan bir haberde ise, “Doğu Akdeniz’de (Türkiye’nin iddiasına göre) Yunanistan kışkırtıcılığındaki tırmanma da göz önüne alındığında Libya sahasında deniz kuvvetlerinin stratejik önemi, bölgede Türk donanmasının varlığının devamını zorunlu kılıyor. Bu doğrultuda Misrata Limanı’nın daimî konuşlanma için deniz üssüne çevrilmesi düşünülüyor” ifadelerine yer verildi.

- Türk ordusunun Libya’daki gerçek gücünü nedir?
Türkler şu anda çok sayıda üste ve karargâhta varlığını pekiştiriyor. İlk başta hava üsleri geliyor; Trablus’taki Mitiga Üssü, Libya’nın batısındaki Vatiyye bölgesinde yer alan ülkenin en büyük ikinci hava üssü Ukbe bin Nafi ve Misrata kentinde daha sonra hava üssüne dönüştürülen Havacılık Fakültesi havalimanı. Tüm bu ana üsler şu an Türk güçlerinin komutası altında. İkinci sırada deniz üsleri geliyor; Libya’da her türlü gemiyi alabilen ve mühimmat depolama alanında en büyük deniz üssü El Hamis, Trablus’ta kontrol altına aldıkları Halk Limanı ve Vatiyye’ye yakın Zuvvare bölgesinde bulunan Es-Sayd İskelesi. Bu üsler ve limanlarda, Libya’ya nakledilen binlerce paralı asker ve silahlı unsur bulunuyor. Şimdi de Türkler, bazı anlaşmalar ve yardımlar yaparak Nijer ve diğer ülkeler üzerinden Libya’yı kuşatmaya çalışıyor.
Temmuz ayında basında çıkan haberlerde Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Nijer’in de aralarında bulunduğu Afrika turuna çıktığı bildirilmişti. Çavuşoğlu’nun Nijer Cumhurbaşkanı Issoufou Mahamadou ile görüşmesinde, Türkiye’nin Nijer'de stratejik kara ve hava üssü kurmasının yanı sıra Nijer ordusuna ve güvenlik güçlerine eğitim vermesi ve en modern silahlarla donatması meselesinin konuşulduğu aktarılmıştı.

Libya’nın güneyi tehlike kapısı
Son dokuz yıldır Libya’nın güneyindeki aşiretler şiddetli etnik çatışmalar yaşadı. Bunun üzerine bir de silahlı terör örgütlerinin bölgeye yerleşmesi eklendi. DEAŞ bunlar arasında bölge için en önemli tehdidi oluşturan oluşumların başında geliyor. Yıllardır Libya’da bulunan örgüt, farklı bölgeler arasında gidip geldi ve Sirte’de ağır bir yenilgi aldıktan sonra güneye yerleşti. Diğer taraftan Libya’nın güney sınırındaki Afrika ülkelerinde cereyan eden silahlı çatışmalar da bir başka endişe konusu.

- Libya’nın güneyindeki güvenlik endişeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çad, Nijer, Mali ve Sudan’daki muhalif hareketler, Libya’nın doğusunda kurduğu üslerle kendilerine güvenilir bir sığınak buldu. Libya’nın güneyi Afrika’nın en zengin bölgesi. Zira burada uranyumun yanı sıra çok büyük miktarlarda doğalgaz ve petrol ve uzun yıllar boyunca yetecek tatlı su bulunuyor. Aynı şekilde çeteler, Mısır-Libya-Sudan sınırındaki El-Avinat Dağı’nda konuşlanmış durumda. Bu bölgenin yüzde 60’ı Libya toprakları içinde yer alıyor. Aynı zamanda bu çeteler Nijer ile sınırımıza bitişik bölgelerde bulunuyor. Zira buralarda çokça bulunan altın için arama çalışmaları yürütülüyor. Bu da onlara müthiş paralar sağlıyor. Yani çok önemli bir ekonomik bölge suç çetelerinin kontrolü altında. Bu nedenle sömürgecilerin Libya’yı üçe bölme (güney, batı, doğu) çağrılarını anlayabiliriz. Bu bölgelerin bir kısmında güvenliği sağladık. Ancak 4 bin 400 kilometre uzunluğunda çöl ikliminin çok sert olduğu bir kara sınırından bahsediyoruz. Bu nedenle büyük imkanlara ihtiyacımız var. Güçlerimizin çoğu şu an sahada savaşıyor.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne sadık savaşçılar (AFP)
Yeni ittifaklar

- Libya’nın batısında bölünme derinleştiğinde, UMH’deki bazı tarafların veya bizzat Serrac’ın kazanç ve kayıp hesaplarını tekrardan gözden geçirerek Libya’nın doğusu da dahil barışçıl çözüm çerçevesinde yeni ittifaklara girme ihtimali var mı?
Serrac’a ağır siyasi baskılar uygulanırsa, kendisine güvenli bir yer arayışı için geri adım atabilir. Serrac’ın başarısızlığını kabul etmesinin ve işlediği suçları Libya halkına itiraf etmesinin zamanıdır. Şunu açıkça söylüyorum: Ajan Serrac, Libya’nın askeri üslerini Türkiye’ye teslim etti, Ankara ile yasa dışı anlaşmalar imzaladı, Türk sömürgeciliğine zemin hazırladı ve Libya Devleti’nin egemenliği konusunda aşırıya gitti.

- Ancak Serrac ve hükümeti uluslararası toplum tarafından tanınıyor.
Hangi uluslararası toplum? 2011’de NATO ile birlikte Libya’ya gelen uluslararası toplum mu? Silahlı Kuvvetlerin ve polisin ayağa kalkmasını istemeyen uluslararası toplum mu? Uluslararası toplumun Trablus’taki çıkarları birbiriyle kesişti ve bu da şu anki çatışmaya yol açtı. Libya halkı itiraz etmek için çıktığında karşılarına silahlarla çıkıldı. Ancak buna rağmen uluslararası toplumdan bir kınama açıklaması duymadık.

- Fakat bugün uluslararası toplum Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin eylemlerine karşı daha çok kaygılı ve ayrıca barışçıl bir çözüm için titiz hamleler yapıyor. Özellikle ABD-Libya temasları ve Fransa, Yunanistan ile Kıbrıs’ın Erdoğan’ın saldırganlığına tepki göstermesi, uluslararası ittifak haritalarının yakında değişmesine zemin hazırlayacak.
Libya’daki tekfirci grupların Müslüman Kardeşler (ihvan) ile büyük bir ittifak kurduğunu bilmemiz gerekir. Uluslararası toplum, ihvanın yönetime katılmasından bahsediyor. Bu asla kabul edilemez. Ancak uluslararası ittifak haritalarında farklı etkileşimler olduğuna işaret etmekte fayda var ve bu haritalar değişmeye başladı. Fransa’nın Türkiye karşı savaşa girmesiyle birlikte şu an ABD, NATO’dan bir ayrılma meydana gelmesini önlemeye çalışıyor. Eğer ABD Fransa’nın yanında durursa, ikisi Türkiye’yi kaybedecek. Aynı zamanda ikisi Rusya’yı da kaybedebilir. Dolayısıyla ABD, Erdoğan’ın Avrupa üzerinde baskı uyguladığı ve NATO üzerinde endişeler olduğu bu dönemde sahnenin bu şekilde kalmasını istiyor. Bizim bu noktayı kullanarak kendi lehimize çevirmemiz ve Avrupa Birliği’ne (AB) doğru hareket etmemiz gerekir. AB’de savunma ittifakı bulunuyor. Bu ittifak NATO’dan da güçlü ve hepsi Yunanistan’ın yanında yer almayı seçecek. Böylece NATO, Türkiye’deki üslerini kaybedecek. ABD güç duruma düşecek. Aynı şekilde İran, Rusya ve Ortadoğu'yu tehdit eden diğer ülkelerdeki üsleri de kaybedecekler. ABD bu bölgede hiçbir askeri çatışma istemiyor. O zaman Libya’da siyasi bir çözümden bahsederiz. Ancak bu çözümde tekfircilere, teröristlere ve Libya Devleti’ni Türkiye’ye satanlara yer olmamalıdır.

Libya Ulusal Ordusu sözcüsü, Libya'nın 42 yıldır Kaddafi'nin yönetiminden yararlanmadığına inanıyor (AFP)
Libya 42 yıl Kaddafi’ye yaslandı ve bunun hiçbir faydasını görmedik

- Uluslararası toplumun Libya’da siyasi çözüme gitmek istemesi durumunda, bunu gerçekleştirmesi için gerekli araçlar nelerdir?
Türkiye’nin Libya sahnesinden çıkarılması, Temsilciler Meclisi'nin bir kolu olacak şekilde Libya'nın üç ana eyaletinden eşit bir şekilde ortak bir senato oluşturulması ve bu senatonun Libya halkı arasında güven inşa etmekle görevlendirilmesi. Bu sonuncusu, Türk sömürgeciliğinin kardeşin kardeşe olan güvenini kaybetmesine sebep olması nedeniyle en tehlikeli görev. Bunun yanı sıra en erken vakitte bir başkan ve iki yardımcıdan oluşacak şekilde yeni Başkanlık Konseyi’nin kurulması için harekete geçilmelidir. Libya bir daha asla şahıslara dayanmamalıdır. Libya 42 yıl Muammer Kaddafi’ye yaslandı ve kesinlikle bunun hiçbir faydasını görmedik. Libya anayasaya, yasalara, kurumsal devlete, başkasına saygı ve başkasının görüşünü kabul etmeye dayanmalıdır. Devletler böyle inşa edilir. Ancak Batı’nın Libya hakkında düşündüğü şey daha çok köleliğe yakın. Gücü elinde tutan bir köle, bir grup kölenin başına dikilir ve bir süre sonra devletten daha güçlü hale gelir.

- Bu öneriler kimin onayını gerektiriyor? Kim bu önerileri uygulayabilir?
Ben sadece bir yetkiliyim. Bu önerilerimi, BM ve uluslararası güçler başta olmak üzere Libya sahnesini takip edenlere sunuyorum. Önerilerimin orduda bir subay olmamla ilgisi yok. Bilakis Libya’nın toplumsal durumu üzerinde çalışan bir araştırmacı ve Libya’daki durumun derinliğini bilen bir Libyalı vatandaş olarak sunuyorum. Bölgesel, uluslararası ve BM kamuoyunu şu konuda temin ederim, Genel Komutan Halife Hafter bu çözümleri asla engellemiyor. Libya Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı, Libya krizinin bitirilmesini hızlandıracak her türlü kararın tamamen olumlu bir şekilde arkasında yürüyecek. Ancak bana kesinlikle şahıslar, oluşumlar veya yabancı ülkelerin görüşlerini dayatmayın. Örneğin, ‘Türkiye belirli şartlar altında çıkacak’, Hayır… Türkiye ayrılacak ve Türkiye’den müdahalesi nedeniyle Libya’da yol açtığı tüm kayıpların tazminatını talep edeceğiz.

- O zaman bu sözleriniz, BM’nin Libya krizinin çözümü için yeni bir anlaşma sunması halinde Libya’nın doğusunun bunu kabul edeceği anlamına mı geliyor?
Suheyrat Anlaşması başından beri doğru bir temele sahip değildi. O anlaşmayı Müslüman Kardeşlerden bir grubun para kazanmasından ibaret görüyorum. Anlaşma yasadışı ve bu anlaşma üzerinden Türkiye ile yapılan tüm anlaşmalar da yasadışıdır. Elimizde Kahire Girişimi ve Libya krizine ilişkin Berlin Konferansı sonuçları bulunuyor ki bu sonuçları memnuniyetle karşılamıştık. Burada ortaya çıkan soru şu: Konferansın sonuçları neden uygulanmadı? Tüm dünya liderleri orada değil miydi? Cevap vereyim, Libya topraklarında radikal siyasal İslam’ı güçlendirmek için ortada büyük bir komplo var.

Petrol hilali bölgesi, Libya'nın servetinin yüzde 80'ini temsil ediyo​​​​​​​r (AFP)
Petrol Hilali Bölgesi

Libya petrol servetinin yaklaşık yüzde 80’ini Petrol Hilali Bölgesi’nde bulunuyor. Türkiye’nin bu bölge üzerinde emelleri var. Türkiye’nin Libya’nın “siyah altınına” ulaşmak için tüm imkanlarını sefer ederken, Libyalı kaynaklar, bölge güvenliğinin Rus Wagner paralı askerleri tarafından sağlandığını belirtiyor.
Hayır, bölgenin güvenliğinde hiçbir yabancının müdahalesi bulunmuyor. İster çölün derinlerindeki petrol kuyuları bölgesi, ister petrol boru hatları isterse sahildeki petrol tesisleri olsun, şu an bölge tamamen Libya Arap Kuvvetleri’nin güvenliği ve koruması altındadır. Ancak ordunun tesislere girmesi kesinlikle yasak. Zira bizim görevimiz bu tesisleri terör saldırılarından korumaktır. Örneğin, 2013-204 tarihlerinde DEAŞ tarafından tahrip edilen El Mebruk, Ez Zehra ve diğer petrol kuyuları gibi. Motorları çalınarak Afrika’da satılan kuyular bulunuyor. Yarı tahrip olmuş kuyular var. Ancak buna karşılık onarılan ve yeniden çalıştırılan kuyular da var. Bu bölgenin tamamında kesinlikle ne Ruslar ne Mısırlılar ne de bir başkası bulunuyor. Sadece Libya Arap Ordusu Kuvvetleri bünyesinde 2007’de kurulan Petrol Tesisleri Muhafızları Birimi bulunuyor. Bölgeyi kapatma kararı, Libya Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı tarafından değil, Libya halkı ve özellikle de aşiretlerin ileri gelenleri tarafından alındı. Çünkü onların sesi uluslararası toplumda duyulmadı ve Libya’daki BM de dahil onlara hiçbir ilgi göstermedi. Kapatma kararıyla ilgili açıklamada, bu kararın Türk sömürgeciliğinin ve terörizmin finans kaynaklarını kurutmak amacıyla alındığı belirtildi.
Petrol Hilali Bölgesi, 6 milyon varil petrol depolama kapasitesine sahip olan Zeytuniye Limanı’ndan El-Barika ve günlük ihracatı 220 bin varile ulaşan Ras Lanuf limanlarına, oradan 6 milyon varil petrol depolama kapasitesine sahip ve günlük ihracatı 440 bin varile ulaşan Es Sidre’ye uzanıyor.

Güneydeki UMH'ye bağlı kuvvetler (AFP)​​​​​​​
Libya Merkez Bankası ve Türkiye’nin müdahalesi

Geçtiğimiz günlerde Trablus’taki Libya Merkez Bankası ile Türkiye Merkez Bankası arasında işbirliğini güçlendirmek amacıyla mutabakat zaptı imzalandı. Anlaşma maddeleri kamuoyuyla paylaşılmadı. Libyalılar, bu mutabakat zaptını Libya halkının gücünün ve ekonomik nüfuzunun tüketilmesi ve Libyalıların mallarının kontrol altına alınması şeklinde görüyor.

- İki taraf arasında imzalanan mutabakat zaptı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Böyle bir anlaşma ilk kez yapılmadı. Trablus’taki Libya Merkez Bankası Ulusal Petrol Kurumu, Dışişleri Bakanlığı dahil Trablus’taki tüm önemli daireler ve başındakiler, ikinci ve üçüncü dereceden yetkililer Müslüman Kardeşler’in üyesidir. Bu kurumların daire yöneticileri İhvancıdır. Bazılarının terör suçlamasıyla haklarında tehlikeli güvenlik dosyaları bulunuyor. Bu da tabi ki UMH’nin desteğiyle yapılan Türk müdahalesinin doğasına da yansıyor.

(AFP)​​​​​​​
Kime ait olduğu bilinmeyen uçaklar

Reuters haber ajansının, Libya’nın doğusunu kontrol eden General Halife Hafter’in komutasındaki LUO’dan bir askeri kaynağa dayandırdığı önceki bir haberinde, “Türkiye’nin yardımıyla son dönemde UMH’nin kontrolünü ele geçirdiği hava üssüne savaş uçaklarıyla saldırı düzenlendiği” belirtilmişti. LUO’nun kaynağı, saldırının “kime ait olduğu bilinmeyen uçaklar” eliyle gerçekleştirildiğini aktarmıştı.

- Bu savaş uçakları dünya kamuoyu tarafından ne zaman bilinecek?
Biz yerdeyken hava sahasını kontrol ettiğimiz zaman. Libya’nın, hava sahasını kontrol edebileceği güçlü bir hava savunma sistemine sahip olduğu zaman. Hava savunma sistemi 2011’de tümüyle imha edildi. Şu an hava savunmasını yeniden inşa ediyoruz. Bazı bölgelerde artık kime ait olduğu bilinmeyen uçaklar yok. Çünkü bu bölgelerde Libya’nın güçlü hava savunması bulunuyor. Bu uçakların varlığı, Arapların terörle mücadeleye karşı ortak çabası çerçevesinde azalmaya başladı. İster Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ister Suudi Arabistan ister Mısır, Bahren veya Ürdün olsun, tüm Arap ülkelerinin Libya’nın istikrarını destekleme rolünü memnuniyetle karşılıyoruz. Dünyanın önündeki savaşımız açıktır. Bize isabet edenden onlara isabet eder. Büyük devletler Libya’yı sömürmek için Türkiye’yi görevlendirdi. Bunu reddediyoruz ve Libya’yı bundan kurtarmak için çalışıyoruz. Uluslararası toplumu, bize yardım etmeye ve Libya halkını kurtarmaya çağırıyoruz.
Mismari, sohbetin sonunda Katar’ın rolü hakkında yalnızca tek bir cümle kurmakla yetindi:
“Katar, uzaktan kumanda ile yönetilen bir devlet.”



Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Husilerin son dönemde körüklediği ‘tırmandırma savaşında’ neredeyse tek bir gün bile geçmiyor ki milislerinin daha fazla skandalı gün yüzüne çıkmasın. Kandırılan binlerce fakir çocuk, reşit olmayan ve ergen genci bu savaşa sürmekten başlayıp, radikal eğilimleri kullanılarak veya zorla bu savaşa dahil edilme koşulları şüphe uyandıran Afrikalı savaşçıların istihdam edilmesine kadar pek çok unsur deşifre oluyor.

Geçtiğimiz günlerde Yemen ordusu, ülkenin batı kıyısında süregelen askeri operasyonlar sırasında güçlerinin ‘Husilerin saflarında savaşan bir grup unsurun cesetlerine ulaştığını’ açıkladı. Yapılan incelemeler sonucunda bu kişilerin ‘Somalili eş-Şebab terör örgütüne’ mensup oldukları anlaşıldı. Yemenli askeri kaynaklar bu durumu ‘Husiler ile Afrika Boynuzu bölgesindeki terör grupları arasında bir tür koordinasyon ve karşılıklı hizmet alışverişi’ olarak değerlendirdi.

Yemen ve Somali'deki iki radikal grup arasındaki derin mezhepsel farka rağmen böyle bir ihtimal uzak görülmezken aksine oldukça muhtemel kabul ediliyor. Her ikisi de terör örgütü olarak sınıflandırılmış olsa da Yemen Silahlı Kuvvetleri, ölen bu Somalililerin eş-Şebab örgütü üyesi olduğu suçlamasına dayanak teşkil eden delillerin niteliğini tam olarak açıklamadı. Bilindiği üzere ‘potansiyel veya şüpheli teröristler’, bu tür savaşlara veya şiddet eylemlerine katılırken kimliklerini gösteren belge veya kartlar taşımazlar, ancak bu suçlamanın yalnızca ölenlerin yüz hatlarına ve ten rengine dayanmış olması da hayatın olağan akışına aykırıdır.

Bu Somalili gençler, milislerin saflarında savaşan tek Afrikalılar olmayabilir. Zira Etiyopyalılar da mevcut. Onların Husi saflarına katılma koşulları ile durumları farklı, bireysel veya ülkelerindeki bazı silahlı örgütlerle bağlantısız olabilir.

Gerçek şu ki, Afrikalıların Yemen'deki varlığı yadırganacak veya yeni bir durum değil. Bir zamanlar Yemen'deki Somalili mültecilerin sayısı yaklaşık bir milyona ulaşmıştı. Bunların bir kısmı ülkenin çeşitli şehirlerinde kalarak basit meslekler aracılığıyla geçimlerini sağlamayı tercih ederken, büyük bir çoğunluğu Yemen'i ya Birleşmiş Milletler aracılığıyla çeşitli Batılı ülkelerden sığınma hakkı elde edene kadar bir bekleme istasyonu ya da diğer Körfez ülkelerine geçiş için bir köprü olarak kullandı. Meşru hükümetin kontrolü altındaki bölgelerde durum aynı kalmaya devam etse de Husilerin kontrolündeki diğer bölgelerde durum değişti. Zira buralarda pek çok haksızlığa ve şantaja maruz kalıyorlar.

Afrika Boynuzu'nda Husi Nüfuzu

Eş-Şebab grubundan Somalililerin öldürüldüğünün ortaya çıkması, Batı basınının çeşitli organları ile Yemenli araştırma merkezlerinin hazırladığı ve İran'ın gözetiminde Husi grubu ile yalnızca Somali'de değil, Afrika Boynuzu'ndaki birçok ülkede ‘Kızıldeniz'in batı yakasındaki Husi varlığı’ olarak adlandırılan oluşum arasında gerçekleşen temaslardan bahseden birçok raporu yeniden hatırlattı.

Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında, Husilerin Somalili Eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkarmıştı.

Yemen'deki el-Mocha Merkezi’nin bu konudaki bir çalışması, ülkenin 2004 yılından bu yana Husiler ve El-Kaide ile iç savaşa girmesiyle birlikte, özellikle Aden Körfezi ve Arap Denizi'ndeki uluslararası güçlerin varlığı göz önüne alındığında, İran'ın Yemen'e silah kaçırma ihtiyacının kaçakçılık yollarını çeşitlendirmeyi ve bunları güvence altına almayı zorunlu kıldığını belirtmişti. Çalışma ayrıca bunun, İran rejimine uygulanan yaptırımları ve ekonomik ablukayı kırma çabasıyla, İran petrolünü Afrika Boynuzu ülkelerine kaçırmak ve orada satmak için çeşitli rotalar oluşturmak amacıyla İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) Somalili korsanlarla iş birliği yapmaya yönelttiğini, bunun yanı sıra ‘bölgedeki silahlı milislere ve aralarında Yemen'deki Husilerin de bulunduğu asi gruplara silah kaçırıp sattığını’ ifade etti.

grtbgt
Bir kamyonla Yemen’in güneyindeki Lahc vilayetindeki Khraz mülteci kampına nakledilen Somalili mülteciler, 28 Eylül 2008 (Reuters)

El-Mocha Merkezi’ne göre Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında Husilerin Somalili eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, bu yılın şubat ayında düzenlenen Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı'ndaki konuşmasında, Husilerin bölgedeki şiddet yanlısı gruplarla olan ilişkisine, Afrika Boynuzu'na silah ihraç etmelerine, insan ticareti ağına dahil olmalarına ve içeride göçmenleri silah altına almalarına dikkati çekmişti. Alimi, Kızıldeniz bölgesinde güvenliğin yeniden tesis edilmesinin güney kıyılarından başladığını, bunun da ‘Babu'l-Mendeb’in her iki yakasında entegre düzenlemeler yapılmasını’ gerektirdiğini eklemişti.

Husilerin Afrikalı Mültecileri İstismar Etmesi

Sana'da 7 Mart 2021 tarihinde Etiyopyalılara ait bir gözaltı merkezinde büyük bir yangın çıktı. Etiyopya'nın Oromo halkından olan ve Kanada'daki Oromo diasporasına yönelik bir radyo ve televizyon kanalının yöneticiliğini yapan Jamda Suti adlı gazeteci beni arayarak; Husilerin, çatışma cephelerine katılmak ya da serbest bırakılmak için para ödemek arasında bırakıp pazarlık ettikleri mültecilerin üzerine bomba atması sonucunda Sana'da 450 Etiyopyalı mültecinin yanarak hayatını kaybettiğini bildirdi. BBC Arapça için kendisiyle yaptığım bir röportajda Suti, "Afrikalı tutuklular, Husilerin kendilerini cephelere katılmak ile para ödemek arasında bırakmasını protesto etmek amacıyla açlık grevindeydi; milis unsurları bu sırada grevi sonlandırmak için müdahale ederek üzerlerine bomba attı" diye ekledi.

Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların Yemen'deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu.

Aynı zamanda Etiyopya merkezli ‘Oromo'nun Geleceği’ adlı bir ağın başkanı olan Suti, olaydan sağ kurtulan bir kişinin kendisine gönderdiği video kaydını bana ulaştırmıştı ve ben de bunu derhal yayımlamıştım. Ancak Yemen’deki insan hakları örgütlerinin Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) katılımıyla şeffaf bir soruşturma yürütülmesi yönündeki çağrılarına ve mültecilere yönelik ihlallere, onları takip edip Yemen'in Suudi Arabistan sınırına yaklaşana kadar tutuklamalarına ve Sana ile kontrol ettikleri diğer bölgelerdeki gözaltı merkezlerine zorla getirilmelerine son verilmesi taleplerine rağmen bu durum Husileri utandırmadı ya da yaşananları umursamalarına neden olmadı. Husiler olayla ilgili soruşturma açma sözü vermiş, ancak eğer gerçekten yapıldıysa, soruşturmanın sonuçlarını açıklamamışlardı.

Ancak Husiler bir süre sonra tekrar açıklama yaparak, olayla ilgili yürüttükleri soruşturmanın Sana'daki göçmen merkezinde çıkan yangında yalnızca 45 kişinin ölümüne yol açtığını belirtti. Olaydan çok sayıda unsurunun ve güvenlik yetkilisinin sorumlu olduğunu kabul eden Husiler, ‘olayla ilgili olarak yargılanmaları amacıyla suçlanan 11 unsuru gözaltına aldıklarını’ ifade etti. Husiler bunu, Husi güvenlik güçlerinin ‘göçmenlerin tutulduğu tesiste çıkan bir protestoya, liderliklerinden izin almadan üç adet göz yaşartıcı gaz bombası atarak müdahale ettiği’ şeklinde savundu.

Afrikalılar Yemen'e nasıl ulaşıyor?

Binlerce kişi, Sudan'daki savaş, Etiyopya hükümeti ile Tigray bölgesi arasındaki çatışmanın yanı sıra Somali ve Eritre'deki istikrarsız koşullar gibi Afrika Boynuzu ülkelerindeki çalkantılı durum sebebiyle, devam eden savaşa rağmen bu ülkelerden Yemen'e gelmeye devam ediyor. Yemen kıyılarının Aden Körfezi veya Kızıldeniz üzerinden bu ülkelere yakın olmasının da etkisi söz konusu. İnsan tacirleri ve kaçakçılar, bu insanları söz konusu ülkelerin kıyılarından -özellikle güney kıyılarından- derme çatma ve köhne teknelerle, genellikle elverişsiz hava koşullarında kalabalık gruplar halinde taşıyor. Fırtınalar ve dalgalı denizler nedeniyle bu küçük gemi ve teknelerin birçoğu batarken, Yemen karasına yaklaşmayı başaran teknelerdeki yolcular ise açık denizde suya atılıyor. Aralarında yüzme bilmeyen kadın ve çocukların da bulunduğu bu kişilerin birçoğu yaşamını yitiriyor. Acil durum ve deniz kuvvetleri ekipleri ise bu alandaki kısıtlı imkânları ve deneyimleri nedeniyle onları çok nadiren kurtarabiliyor.

fvbg
Yemen'den dönüş yolunda, Obock yakınlarındaki çöl bir alanda Uluslararası Göç Örgütü'nden yardım aldıktan sonra su içip yemek yiyen Etiyopyalı göçmenler (AFP)

Yaptığım haber çalışmaları ve mülteci kamplarına gerçekleştirdiğim çok sayıda ziyaret sırasında, bu ölüm yolculuklarına dair dehşet verici hikayeler dinledim. Dinlediğim bu tanıklıklar arasında, insan kaçakçılığı çetelerinin silah tehdidi altında kadınların varsa eşyalarını nasıl gasp ettiğini anlatanlar da vardı.

O dönemde Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların -özellikle de ülkelerindeki çatışma bölgelerinden geldikleri ve belki de bir kısmı bu çatışmaların tarafı olduğu için- Yemen’deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu. Ancak Yemen hükümeti, IOM iş birliğiyle, durumlarının Birleşmiş Milletler (BM) tarafından incelenmesini bekleyen ve misafir etmeyi kabul edecek bağışçı Batı ülkelerinin onayını bekleyen mülteciler için büyük bir mülteci kampı kurmaya karar verdi.

Yemen'deki savaşın uzamasıyla birlikte, ülkelerindeki savaşın alevlerinden kaçarak özellikle Somali'ye göç eden on binlerce Yemenlinin aynı trajediyi yeniden yaşaması da kaderin bir başka cilvesi olmaya devam ediyor.

Gerçekten de bu kişilerden birkaç binini barındıran bir kamp, Lahis vilayetinin el-Mudaraba ve el-Ara ilçesinde, Aden şehrine yaklaşık 136 kilometre uzaklıkta kuruldu. Burası Yemen'de mülteciler için tahsis edilmiş tek kamp olan Haraz Mülteci Kampı'ydı.

Kampın içinde veya dışında meydana gelen bazı münferit adli olaylar haricinde, Yemen'in bir devlet ve toplum olarak güvenliğini tehdit eden kayda değer hiçbir suç kaydedilmedi.

xc dv v
Yemen'in güneyindeki sahil kenti Aden'de, Somali'ye sınır dışı edilmeden önce bir teknede bulunan düzensiz Afrikalı göçmenler, 26 Eylül 2016 (AFP)

Çocuk yaşta olanların silah altına alınması ve milislerin bazı Afrikalı savaşçıları kullanması konusunda hayret uyandıransa, Husilerin, her cuma günü grubun liderine içeride ve dışarıda ‘ilahi fetihlerini’ gerçekleştirmesi için ‘halk yetkisi’ verildiği iddiasıyla ‘milyonluk kalabalıklar’ olarak adlandırdıklarıyla dünyanın kulaklarını ve gözlerini sağır ederken böyle bir yola başvuruyor. Oysa grubun bazı şahin kanat mensupları, saflarına 200 bin ‘mücahidin’ katıldığından övünerek bahsediyordu. Bu durum, “Asıl ‘mücahitlerin’ yerine ve onların adını kullanarak milislerin savaşlarına küçük yaştakileri ve bazı Afrikalıları sürmenin sebebi ne?” sorusunu akıllara getiriyor.


Smotrich, El Halil'de: İbrahimî Camii, Batı Şeria'daki ilk egemen mülkümüz

İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
TT

Smotrich, El Halil'de: İbrahimî Camii, Batı Şeria'daki ilk egemen mülkümüz

İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, El Halil'deki İbrahim Camii'nin Yahudi halkının ilk egemen mülkü olduğunu söyledi. Üstü kapalı alanların açılışı için bulunduğu camide konuşan Smotrich, İbrahim Camii'nin Batı Şeria'daki “İsrail egemenliğinin sonsuza dek sembolü olarak kalacağını” vurguladı.

İsrail'in Kanal 14 televizyonu, İbrahim Camii'ndeki çatı ve kapsamlı restorasyon çalışmalarının tamamlanmasına yönelik etkinliğe öncülük eden Smotrich'in, daha önce El Halil Anlaşmaları'nı sona erdirme ve bu konudaki yetkileri Filistin belediyesinden alma kararının ardından “tarihi bir adımı tamamladığını” bildirdi.

Smotrich, geçen haziran ayında El Halil'e ilişkin “El Halil Anlaşması”nı iptal ettiğini açıklamıştı. Bu karar, Filistin Yönetimi ve Filistinliler açısından önemli bir darbe olarak değerlendirilmişti. Karar kapsamında, Eski Şehir'i de içine alan H2 bölgesindeki planlama ve inşaat yetkileri El Halil Belediyesi'nden alındı.

El Halil, Batı Şeria'da 1997 yılında özel bir anlaşmayla H1 ve H2 olarak iki bölgeye ayrılan tek Filistin kentidir. Bu düzenleme, El Halil'deki yeniden konuşlandırmaya ilişkin protokol olarak biliniyor ve 1995 tarihli Oslo II Anlaşması'nın ve 1993'te Oslo Anlaşmaları kapsamında başlayan İsrail-Filistin barış sürecinin devamı niteliğinde bulunuyor.

El Halil Anlaşması uyarınca İsrail güçleri, kentin yaklaşık yüzde 80'ini oluşturan H1 bölgesinden çekildi ve burada güvenlik ile sivil işlerin sorumluluğu Filistin Yönetimi'ne bırakıldı. Buna karşılık İsrail, kentin yüzde 20'sini oluşturan H2 bölgesinde güvenlik kontrolünü elinde tuttu. Eski Şehir bölgesini, İbrahim Camii'ni ve El Halil'deki Yahudi yerleşimini kapsayan H2'de sivil yetkiler ise Filistin Yönetimi'ne devredildi.

dvfgbhy
İbrahim Camii'nin ana girişinden bir bölüm (Şarku'l Avsat)

Smotrich, “Bu, sıradan bir planlama adımından çok daha fazlası; tarihi bir değişikliktir. Yerleşim devrimini sürdürüyor, yönetimi güçlendiriyor ve Yahudiye ve Samiriye'de (Batı Şeria) İsrail egemenliğini derinleştiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Filistin Yönetimi Smotrich'in kararını reddetmesine rağmen İsrail, istediği düzenlemeyi fiilen hayata geçirdi.

Smotrich, çarşamba günü camide yaptığı konuşmada, “Makpela Mağarası (İbrahim Camii), İsrail halkının ilk egemen mülküdür. Efendimiz İbrahim'in satın aldığı bu yer, bu topraklar üzerindeki egemenliğimizin sembolü haline geldi. Bu sabah, ilgili bütün tarafların profesyonel ve yoğun çalışmaları sayesinde üst örtü ve restorasyon projesinde son aşamaya ulaştık” dedi.

Smotrich, “Bu, tarihi bir döngünün kapanmasıdır. Ortak çabalar sayesinde, gelecek Yahudi Yeni Yılı'nda İsrail halkının geniş kitleleri burada uygun ve saygın koşullarda ibadet edebilecek” dedi.

Filistin Yönetimi'ne yönelik kışkırtıcı söylemler

Smotrich'in adımı, İsrail'de Filistin Yönetimi'ni hedef alan geniş kapsamlı bir kampanyanın yürütüldüğü dönemde atıldı.

Smotrich, bundan bir gün önce Filistin Yönetimi'nin devrilmesi gerektiğini söyledi. Bu açıklama, Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Filistin Yönetimi'ni topyekûn savaşla tehdit etmesinden birkaç saat sonra yapıldı.

Katz, Başbakan Binyamin Netanyahu ile birlikte, Filistin Yönetimi'ne bağlı güvenlik birimlerinin veya bunlarla bağlantılı unsurların taraf olduğu çatışma ve karışıklıkların yaşanması halinde, orduya yönetimin üst düzey yetkililerine ve kurumlarına karşı kapsamlı bir savaşa hazırlık emri verdiklerini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İbrani medyasından aktardığına göre Katz'ın planı; “Filistin Yönetimi'nin üst düzey yetkililerine yönelik hedefli suikastlar düzenlenmesi, altyapının imha edilmesi, operasyonların başlatıldığı Filistin kent ve köylerinden halkın tahliye edilmesi ve bölgenin işgal edilmesini” içeriyor.

Netanyahu da daha önce Filistin Yönetimi'ne bağlı unsurların İsrail'e yönelik saldırılara katılması ihtimalini orduyla görüşmüştü.

İsrailli yetkililer zaman zaman Filistin Yönetimi'ni hedef alan açıklamalar yaparak, yönetimin Batı Şeria'daki yerleşimlere 7 Ekim 2023 saldırısına benzer bir saldırı düzenleyebileceğini öne sürüyor. Bu yetkililer, yönetimin silahlarına el konulmasını, güvenlik birimlerinin tamamının veya bir bölümünün dağıtılmasını, hatta Filistin Yönetimi'nin tamamen lağvedilmesini talep ediyor.

cvfbgh
İbrahim Camii'nin içinde Hz. İbrahim'in makamı (Şarku'l Avsat)

Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de defalarca Filistin Yönetimi'nin feshedilmesini istedi ve İngiltere'nin yerleşimlere yönelik yaptırımlarının ardından bu talebini yineledi.

İsrail'deki yerleşimci hareketinin liderleri de yerleşimlere yönelik yaptırımlara karşılık olarak Oslo Anlaşmaları'nın iptal edilmesini, işgal altındaki Batı Şeria'daki A ve B bölgelerinde yerleşimlerin genişletilmesini ve Filistin Yönetimi'nin dağıtılması için çalışılmasını talep etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11'in aktardığına göre, Batı Şeria'daki yerleşimler konseyi başkanı Yisrael Gantz, İsrail'deki ABD Büyükelçisi Mike Huckabee ile görüşerek Washington'un yaptırımlara karşı atabileceği adımları ele aldı.

İsrail, Batı Şeria'da Filistin Yönetimi'ni siyasi ve ekonomik abluka uygulayarak ve yetki ve rollerini etkileyen yasal düzenlemelerde değişiklikler yaparak hedef alıyor. El Halil'de atılan son adım da bunun örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Polis mensuplarının tutuklanması ve tazminatlar

İsrail ordusu Batı Şeria'nın merkezinde her gün operasyonlar düzenlerken, yerleşimciler de ölümcül saldırılar gerçekleştiriyor. Ordu bu hafta operasyonlarını yoğunlaştırdı ve Batı Şeria'nın kuzey ve orta kesimlerinde silahlı hücreleri etkisiz hale getirdiğini, ayrıca Tubas yakınlarında fırlatma rampası bulunmayan bir roket mermisi tespit edildiğini ve hemen imha edildiğini bildirdi.

İsrail ordusu çarşamba günü, Beytunya yakınlarında C Bölgesi'nde kontrol noktası kurulmasına karıştıkları gerekçesiyle bazı Filistinli polislerin gözaltına alındığını açıkladı. Ordu, polislerin “yetkilerini aşarak hareket ettiğini” savundu.

Filistinli bir polis ekibi daha önce Beytunya yakınlarındaki bir yolda silahlı bir İsrailli yerleşimciyi durdurmuş, kısa süre sonra da bu kişiyi İsrail güçlerine teslim etmişti.

İsrail güvenlik teşkilatı olayı, Filistin güvenlik birimlerinin “ciddi bir yetki aşımı” olarak nitelendirdi.

Filistinli polislerin gözaltına alınması, İsrail güvenlik güçlerinin Beytüllahim'deki bir hastanenin avlusunda Filistin polis devriyesini durdurduğu ve polisleri aşağılayıcı uygulamalara maruz bıraktığı olayın ardından geldi. Söz konusu adım, “Filistin Yönetimi'nin itibarına darbe” olarak değerlendirildi.

Filistin Yönetimi'ne yönelik bir başka adımda ise Kudüs Bölge Mahkemesi, daha önce görülmemiş bir kararla, saldırılarda yaralanan İsrailli asker ve polislerin de yalnızca sivillerle sınırlı kalmayacak şekilde “Terör Mağdurlarının Tazmini” yasası kapsamında tazmin edilmesine hükmetti.

“Yedioth Ahronoth” gazetesinin haberine göre mahkeme hâkimi, yasanın güvenlik güçleri mensuplarına uygulanamayacağı yönündeki Filistin Yönetimi'nin itirazını reddeden üç karar verdi. Mahkeme, Filistin Yönetimi'nin yıllar önce Kudüs'te düzenlenen araçlı saldırıda yaralanan bir asker, bıçaklı saldırıda yaralanan bir kadın polis ve silahlı saldırıda yaralanan bir askere toplam olarak yaklaşık 50 milyon şekel tazminat ödemesine hükmetti.


Kuzey Gazze’de İsrail saldırısında 2’si kız çocuğu 4 kişilik aile hayatını kaybetti

İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)
İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)
TT

Kuzey Gazze’de İsrail saldırısında 2’si kız çocuğu 4 kişilik aile hayatını kaybetti

İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)
İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)

Kuzey Gazze Şeridi'nde İsrail'in düzenlediği saldırıda aynı aileden 2'si çocuk 4 Filistinli hayatını kaybetti. Olay, bugün Gazze kentinin batısındaki bir hastane ile Gazze Şeridi'ndeki bir güvenlik kaynağı tarafından bildirildi.

Şifa Hastanesi yaptığı açıklamada, “Kuzey Gazze Şeridi'ndeki Beyt Lahiya Projesi'nde bir eve düzenlenen İsrail saldırısının ardından Ahmed ailesine mensup 4 kişinin parçalanmış cesetlerinin hastaneye getirildiğini” belirtti. Hastane, hayatını kaybedenler arasında 8 ve 12 yaşlarında iki kız çocuğunun bulunduğunu kaydetti.

İsrail ordusu, AFP'nin sorusu üzerine olayla ilgili inceleme başlattığını açıkladı.

Gazze'deki Filistinli bir güvenlik kaynağı, İsrail savaş uçaklarının gece yarısından sonra Beyt Lahiya ile Cibaliye Mülteci Kampı'nın merkezine iki hava saldırısı düzenlediğini, ayrıca yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını ve ambulansları hedef aldığını söyledi.

Filistinli güvenlik kaynağı, İsrail'in “Gazze Şeridi'ndeki ihlallerini sürdürdüğünü” ifade etti.

İsrail, geçen yıl ekim ayında ABD arabuluculuğunda ateşkes konusunda anlaşmaya varmıştı, ancak o tarihten bu yana Gazze'deki operasyonlarını sürdürüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim 2023'te İsrail'e yönelik benzeri görülmemiş saldırıyı düzenleyen Hamas'a karşı hava saldırılarına devam etme ve Hamas silahlarını bırakana kadar Gazze'den çekilmeme kararlılığını vurguladı.

İsrail, operasyonlarında hedeflerini çoğu zaman saldırıların ardından açıklıyor. İsrail ordusu pazar günü, Gazze Şeridi'nde İsrail güçlerine yönelik patlayıcıların yerleştirilmesine katıldığını öne sürdüğü Subhi Hıdır Haşim et-Taberihi'yi öldürdüğünü açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Hamas'a bağlı Gazze Sağlık Bakanlığı verilerinden aktardığına göre, ateşkesin ilan edilmesinden bu yana İsrail saldırılarında bin 300'den fazla kişi hayatını kaybetti. Bakanlığın verileri, Birleşmiş Milletler tarafından genel olarak güvenilir kabul ediliyor.

Buna karşılık İsrail ordusu, aynı dönemde 5 askerinin yanı sıra bir sivil yüklenicinin de öldüğünü açıkladı.