Rusya, Suriye'nin kuzeybatısındaki Türk askeri varlığını azaltmaya çalışıyor

İdlib’in güneyinde Suriye rejimine sadık güçlerin bulunduğu noktaların bombalamasının ardından bölgeden dumanlar yükseldi (AFP)
İdlib’in güneyinde Suriye rejimine sadık güçlerin bulunduğu noktaların bombalamasının ardından bölgeden dumanlar yükseldi (AFP)
TT

Rusya, Suriye'nin kuzeybatısındaki Türk askeri varlığını azaltmaya çalışıyor

İdlib’in güneyinde Suriye rejimine sadık güçlerin bulunduğu noktaların bombalamasının ardından bölgeden dumanlar yükseldi (AFP)
İdlib’in güneyinde Suriye rejimine sadık güçlerin bulunduğu noktaların bombalamasının ardından bölgeden dumanlar yükseldi (AFP)

Rus kaynaklar, Moskova'nın Ankara'yı İdlib’deki Türk askeri varlığını azaltmaya ikna etmeye çalıştığını söylediler. Bu doğrultuda Türkiye'yi ziyaret eden bir Rus askeri heyetinin yaptığı görüşmelerde, bölgeden ağır silahların çekilmesi ve Türk gözlem noktalarının faaliyetlerine ilişkin durumun yeniden düzenlenmesi konusu ele alındı.
Rusya savunma ve dışişleri bakanlıklarından bir heyet, Türk makamları ile son iki gün içinde kapalı kapılar ardında görüşmeler gerçekleştirirken Rus kaynaklar, Moskova'nın Türk tarafını İdlib’deki askeri varlığını azaltmaya ve bölgenin çeşitli noktalarına inşa edilen bir dizi gözlem noktasını kaldırmaya ikna etme çabalarının ayrıntılarını sızdırdılar.  Rus medyası, Türkiye’nin, gözlem noktaları sayısını azaltma teklifini reddettiğini, ancak ağır silahların bir kısmını İdlib ve çevresinden çekme konusunu tartışmaya istekli olduğunu aktardı.
Kaynaklar, Rus heyetinin Türk tarafına teklifini Salı günü sunduğunu, ancak iki tarafın bu konuda bir anlaşmaya varamadığını söylediler. Görüşmelerin ikinci gününde, yani dün ise Türk gözlem noktalarının kalması, ağır silahların geri çekilmesi ve bölgede konuşlandırılan Türk askerlerinin sayısının azaltılması konularına ilişkin ayrıntılar ele alındı. Ankara'nın tüm gözlem noktalarının kalması konusunda ısrar ettiğini aktaran kaynaklar, ancak aynı zamanda askerlerinin ve ağır silahların bir kısmını geri çekme konusunda esneklik gösterdiğini kaydettiler. Bu konuda yapılan görüşmeler, genel olarak geri çekilmeler sırasında hiçbir provokasyonun yaşanmaması için gerekli mekanizmaların oluşturulmasına odaklıydı.
Moskova ve Ankara, aşırılık yanlıları ile ılımlı grupların bir birinden ayrılması ve M4 karayolu boyunca güvenli bir şerit oluşturulması ile ilgili ikili anlaşmaların uygulanması çerçevesinde İdlib bölgesinde 12 Türk gözlem noktası kurulması kararı almıştı.
Bununla birlikte mevcut görüşmeler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz Mart ayında mutabık kaldıkları İdlib'deki ateşkes anlaşmasının uygulanması çerçevesinde gerçekleşiyor.
Moskova ve Ankara’nın İdlib’de ortak askeri tatbikatlar düzenlemesinden kısa bir süre sonra bölgedeki Türk askeri varlığını azaltma konusunu görüşme noktasına gelmesi oldukça dikkat çekici bir gelişmedir. İdlib Gerginliği Azaltma (Çatışmasızlık)  Bölgesi Koordinasyon Merkezi Başkan Yardımcısı Yevgeni Polyakov, Rus ve Türk ordularının terörle mücadele için ortak bir tatbikat gerçekleştirdiğini açıklamıştı. Polyakov ayrıca, tatbikatta, silahlı grupların askeri konvoylara yönelik saldırılarını püskürtmeye yönelik eğitimlerin gerçekleştiğimi belirtti.
Tatbikatlar, askeri devriyeler sırasında işbirliğini ve koordinasyonu artıracak araçların yanı sıra askeri personelin ve ekipmanın bombalanması veya tahliyesi sırasındaki eylemler de dahil olmak üzere, devriye gezen ekiplere bir saldırı düzenlenmesi durumunda yapılacak destek çağrısını içeriyordu.
Öte yandan, üst düzey bir Rus heyetin Şam'ı ziyaret etmesinden günler sonra Moskova ile Şam arasında yeni anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Suriye'de Moskova'yı Suriye hükümetine baskı uygulamakla suçlayan yorum ve yazılara karşın Rusya'da Şam'ı ‘Batı ve Körfez ile Rusya'nın arkasından iletişim kanalları açmaya çalışmakla’ suçlayan yorumlar ortaya çıktı.
Daha önce Şam'da diplomatik faaliyetlerde bulunan eski Rus diplomat Alexander Aksenyonuk'un kaleme aldığı makalede Şam’ı, ‘bütün sorunlarını Rusya'nın omuzlarına yüklemeye çalışmakla’ suçlamasının ardından Esed rejiminden eleştiriler yükseldi.
Aksenyonuk makalesinde “Suriye’nin önde gelen isimlerinin, sanki Moskova'nın cebinde Suriye'nin tüm sorunlarını çözecek sihirli bir anahtar varmış gibi, Rusya'ya odaklandığını ve soruların çoğunu onun omuzlarına yüklediğini fark etmemek imkansız. Bununla birlikte yapılan tavsiyeler ve dostça eleştiriler, baskı veya müdahale olarak görülüyor” ifadelerine yer verdi.
Bu ifadeler, Rus heyeti tarafından yakın zamanda Şam'a gerçekleştirilen ziyaretteki görüşmelerde konuşulanların, Suriye’nin önde gelen isimler tarafından sert mesajlar veya baskılar olarak tanımlanmasına karşı doğrudan bir gönderme içeriyor.
Aksenyonuk makalesine şunları söyledi:
“Aktif askeri sürecin sona ermesiyle Şam'ın değişen durumu ne olacak? Suriyelilerin siyasi adımlarla ilgili çıkarması gereken sonuçlar neler? Bu önemli konu, Suriyeli meslektaşlarımızın gözünden kaçmış. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanmasının, Mart 2011 öncesine dönülmesi gerektiği anlamına gelmesinin mantığını anlamak isterim. Moskova, 2011 öncesine dönülmesini değilse bile Suriye tarafından ve belki de bizzat Devlet Başkanı (Beşşar) Esed'den, ülkenin toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmenin ve kapsamlı bir ulusal uzlaşı temelinde Suriye devletini güçlendirmenin yollarından biri olarak, Cenevre'deki siyasi sürecin canlandırılmasına yardımcı olacak bir takım ciddi girişimlerin gelmesini bekliyor. Şam tarafında esnek bir yaklaşımın olması ve niyetlerinin daha iyi anlaşılması, Rusya'nın Batı ve Arap ülkelerinden ortaklarıyla olan temaslarında net bir tutum sergileyebilmesine yardımcı olacaktır. Çünkü Suriye ekonomisinin toparlanması, uluslararası düzeyde çabalar koordine edilmeden mümkün değildir. Şam'daki ortaklarımız, devam eden çatışmalar çerçevesinde Rusya'nın Suriye’nin yanı sıra İsrail, Türkiye ve İran ile ittifak ilişkilerini nasıl sürdürebileceğine ilişkin bir dizi önemli soruyu gündeme getirdiler. Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın Suriye ile ilgili konularda Batılı ve bölgesel ortaklarıyla görüşmeler hakkında Suriye hükümetini düzenli olarak bilgilendirdiği herkesçe biliniyor. Suriyeliler, Rusya'nın kendi küresel çıkarları olduğunun farkına varmalılar. Bu her zaman ve her yerde, Ortadoğu’daki şu veya bu ülkenin çıkarlarıyla uyuşmayabilir. Öte yandan, sahadaki duruma ilişkin gerçek bir değerlendirme yaparsak, İsrail ve Türkiye ile bir takım anlaşmaların yapılmasının Suriye’nin çıkarına olduğu ortadadır. Örneğin İsrail'in gizlice katıldığı Güney Suriye Anlaşması, Şam’ın güney bölgelerinin kontrolünü yeniden ele geçirmesini sağladı. Bununla birlikte Rus yetkililer, İranlı ve İran’a sadık askeri oluşumların 80 kilometre uzunluğundaki güvenli bölgeden çekilmesini sağlamayı hedeflediklerini saklamadılar. Rusya'nın Suriye tarafından bu şartlara saygı gösterilmesini isteme hakkı var.”
İdlib konusunda yapılan anlaşmaların Şam rejimini, ‘Suriye, Rusya veya Türkiye'nin çıkarına olmayan en kötü senaryodan’ kurtardığını yazan Aksenyonuk, “Suriye'de ABD ile ilişkilere gelince, Rusya bu alanda silahlı çatışmaya yol açabilecek olayları engellemeye yönelik gerçekçi bir politika izliyor. Bununla birlikte Rusya ile ABD'nin çıkarlarının bir araya geldiği noktalarda etkileşim fırsatları arıyor” dedi.
Aksenyonuk makalesinin sonunda şu ifadelere yer verdi:
“2011 öncesine geri dönüşün olamayacağı açık. Fakat Suriyelilerin devlette ve toplumda nasıl reform yapılacağına karar vermeleri gerekiyor. Suriye'de 2021 yazında yapılması planlanan başkanlık seçimleriyle birlikte, uluslararası toplumda ve çeşitli siyasi akımlardan Suriyeliler arasında çaresizlik ve endişeli beklentiler de giderek artıyor. Suriye'nin ‘Balkanlaşması’ ve hatta Suriye topraklarında bir Rusya-ABD veya Rusya-Türkiye çatışması olasılığı konusunda çoğu karamsar olan çeşitli senaryolar yazılıp, çiziliyor.”



İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) faaliyetlerine aşina iki kaynak, örgütün 2024 yılında İsrail’in ağır darbesine maruz kalan Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden inşa ettiğini bildirdi. Kaynaklara göre DMO boşlukları İranlı subaylar atayarak doldurdu, ardından Lübnan’daki örgütü yeniden yapılandırarak şu anda Tahran’a destek amacıyla yürüttüğü savaş için planlar hazırladı.

Bu yeniden yapılanma, 1982 yılında DMO tarafından kurulan Şii Hizbullah için bir ilk olarak değerlendiriliyor. Söz konusu adım, 2024 savaşında aldığı darbelerin ardından daha pragmatik bir yaklaşım benimsendiğine işaret ediyor. Bu süreçte örgütün genel sekreteri Hasan Nasrallah ile birlikte birçok üst düzey lider hayatını kaybetmişti.

Eğitim ve silahlanma

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak, kuruluşundan bu yana Hizbullah içinde derin bir rol oynayan yapının, örgüt savaşçılarını yeniden eğitmek ve yeniden silahlandırma sürecini denetlemek üzere subaylar gönderdiğini belirtti. Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının, İsrail istihbaratı tarafından sızılmış olan Hizbullah’ın komuta yapısını da yeniden düzenlediğini aktardı. Bu sızıntının, İsrail’in örgütün çok sayıda üst düzey liderini öldürmesine katkı sağladığı ifade edildi.

İsrailli bir askeri sözcü ise 12 Mart’ta yaptığı açıklamada, son üç yılda verilen zararlara rağmen Hizbullah’ın hâlâ etkili ve tehlikeli bir güç olmayı sürdürdüğünü söyledi.

FVDVF
Hizbullah’ın kuzey İsrail’e doğru fırlattığı roketlerin hasar verdiği bölgede çalışmalarını sürdüren arama-kurtarma ekipleri (Reuters)

Hizbullah, 2 Mart’ta bölgesel savaşa dahil olmasından bu yana İsrail’e yüzlerce roket fırlattı. Bu durum, İsrail’in Lübnan’da binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırılar düzenlemesine neden oldu. Hizbullah savaşçıları, güneyde kontrol altına alınan bölgelerde İsrail askerlerine karşı koymayı sürdürüyor.

Buna karşın, birkaç yıl öncesine kıyasla kapasitesi daha düşük seviyede olan Hizbullah’ın, olası kapsamlı bir İsrail işgali karşısında nasıl bir performans sergileyeceği henüz netlik kazanmadı. Hizbullah’ın medya ofisi, İran Dışişleri Bakanlığı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi, yorum taleplerine yanıt vermedi.

Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın İran desteğiyle yeniden silahlanma ve altyapısını yeniden inşa etme çabası içinde olduğunu ifade etmişti.

Hiyerarşiyi ortadan kaldırmak

Kaynaklar, Hizbullah’ın toparlanmasına yardımcı olmakla görevlendirilen DMO subaylarının, Kasım 2024’te ilan edilen ateşkesten kısa süre sonra bölgeye ulaştığını ve İsrail’in hava saldırıları sürerken dahi çalışmalarına başladığını belirtti. Kaynaklardan biri, konuşlandırmanın yaklaşık 100 subayı kapsadığını ifade etti. Bu süreçte, talepleri doğrultusunda yapılan değişiklikler arasında, merkezi olmayan yapının hiyerarşik bir komuta sistemine dönüştürülmesi de yer aldı. Yeni yapı, birbirlerinin operasyonları hakkında sınırlı bilgiye sahip küçük birimlerden oluşuyor ve bu sayede operasyonel gizliliğin korunması amaçlanıyor.

Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının İran ve Lübnan’dan eş zamanlı roket saldırıları düzenlenmesine yönelik planlar hazırladığını, bu senaryonun ilk kez 11 Mart’ta uygulandığını aktardı.

CSDV
Tahran’da, eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Abbas Nilfuruşan, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve merhum Hamas lideri İsmail Heniyye’nin fotoğraflarının yer aldığı bir reklam panosu (Arşiv – Reuters)

Üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağı, İranlı yetkililerin Hizbullah’ın askeri kadrolarını yeniden eğitme ve organize etme sürecine destek verdiğini söyledi. Aynı kaynak, İran’ın hedef seçiminin ayrıntılarına doğrudan dahil olmak yerine, örgütün mevcut çatışmayı yürütmesine yardımcı olduğuna inandığını ifade etti.

Konuya yakın bir başka kaynak ise DMO’nun 2024 yılında Lübnan’a subaylar göndererek savaş sonrası Hizbullah’a yönelik bir değerlendirme yaptığını ve örgütün askeri kanadı üzerinde doğrudan denetim üstlendiğini belirtti.

Diğer iki kaynak da DMO’nun geçen yıl Hizbullah’a askeri işleyişin yönetiminde yardımcı olmak üzere özel danışmanlar gönderdiğini aktardı.

Merkezi olmayan model

King’s College London Güvenlik Çalışmaları Bölümü öğretim görevlisi Andreas Krieg, DMO’nun Hizbullah’ı ‘temelde çok daha yatay bir yapıya’ dönüştürecek şekilde yeniden organize ettiğini söyledi. Krieg, bunu Hasan Nasrallah’ın ölümünden önce etrafında şekillenen hiyerarşik siyasi yapıyla karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıldır örgüt üzerine araştırmalar yürüten Krieg, “Uyguladıkları bu merkeziyetsiz model, bir ölçüde 1980’lerdeki Hizbullah’ın yapısına benziyor; çok küçük hücrelerden oluşuyor” dedi. Krieg, bu yapıyı DMO’nun İran’da da kullandığı ‘mozaik savunma’ modeli olarak tanımladı.

Lübnan, DMO’dan ülkeyi terk etmesini istiyor

DMO’nun çabaları, Beyrut hükümeti ve Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma yönünde ilerlemeye çalıştığı bir dönemde de sürdü. Bu durum, söz konusu hedefin karşı karşıya olduğu büyük karmaşıklığı gözler önüne serdi.

Lübnanlı bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin tahminlerine göre Lübnan’da diplomatik görevlerin ötesinde Tahran yönetimiyle bağlantılı yaklaşık 100 ila 150 İran vatandaşının bulunduğunu, bunlar arasında DMO ile bağlantılı kişilerin de yer aldığını söyledi. Yetkili, hükümetin bu kişilerden mart ayı başında ülkeyi terk etmelerini istediğini belirtti.

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak ise 7 Mart’ta Beyrut’tan Rusya’ya yapılan bir uçuşla ülkeden ayrılan 150’den fazla İranlı arasında DMO’ya bağlı unsurların da bulunduğunu aktardı. Aynı kaynaklar, 2024’teki ateşkesten yeni savaşın patlak vermesine kadar geçen 15 aylık süreçte İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybeden yaklaşık 500 kişi arasında DMO üyelerinin de bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, savaşın başlamasından bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 10 DMO mensubunun daha öldüğü, bunlar arasında 8 Mart’ta Beyrut’taki bir otele düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenlerin de yer aldığı belirtildi.


Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
TT

Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı

Bağdat'ta dün yeni bir güvenlik krizi yaşandı. Irak’ın başkentinin orta kesimlerinde bulunan Mansur bölgesinde yer alan Milli İstihbarat Teşkilatı Servisi merkezine düzenlenen saldırıda, bir insansız hava aracı (İHA) iletişim kulesini ve sunucu sistemlerini vurdu. Saldırı sonucunda bir istihbarat subayı hayatını kaybetti, bazıları ise ağır yaralandı.

Irak İstihbarat Servisi, saldırı sonucu hayatını kaybeden bir subay için taziye mesajı yayınlarken, saldırıyı ‘bir terör eylemi’ olarak nitelendirdi ve bunun kanun dışı unsurlar tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Irak İstihbarat Servisi, bu eylemin çalışmalarını engellemeye yönelik başarısız bir girişim olduğunu vurgulayarak, sorumluları yakalayıp adalete teslim edeceğine dair söz verdi.

Öte yandan ‘Ashab-ı Kehf’ adlı silahlı bir grup, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki Victory Askeri Üssü’nü hedef aldığını açıkladı. Bu, Hizbullah Tugayları’nın iki gün önce duyurduğu ve sadece ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile sınırlı olan gayri resmi ateşkesi fiilen sona erdiren bir gelişme oldu.

Bir diğer gelişmede ise Tuzhurmatu ilçesindeki el-Helva Askeri Havaalanı’nda Haşdi Şabi’ye bağlı birimlere yönelik saldırılar düzenlendi. Bu saldırılar sonucunda bir Haşdi Şabi üyesi öldü, diğerleri yaralandı.


İsrail, Lübnan'ın Nakura beldesi sınırlarında

İsrail tankları Lübnan'ın kuzey sınırında konuşlandırılıyor (EPA)
İsrail tankları Lübnan'ın kuzey sınırında konuşlandırılıyor (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'ın Nakura beldesi sınırlarında

İsrail tankları Lübnan'ın kuzey sınırında konuşlandırılıyor (EPA)
İsrail tankları Lübnan'ın kuzey sınırında konuşlandırılıyor (EPA)

İsrail'in Güney Lübnan'daki kara harekâtı dün, bu eksende gerçekleştirilen ilk saldırılarda, sahil kasabası Nakura’nın eteklerine kadar ulaştı. Beldenin çevresinde İsrail ordusu ile Hizbullah üyeleri arasında hafif ve orta kalibreli makineli tüfekler ve roketlerle doğrudan çatışmalar çıktı.

Nakura'nın yanı sıra Lübnan'ın güneyindeki çatışmalar, el-Hayam kenti cephesinde de ‘doğrudan temas’ aşamasına ulaştı. Şarku’l Avsat’a konuşan Merciyun ilçesindeki saha kaynakları, çatışmaların orta ve hafif makineli tüfeklerle şiddetlendiğini ve bölgede bu yoğunlukta çatışma seslerinin duyulmasının nadir görülen durumlardan biri olduğunu belirtti.

Öte yandan savaşı durdurmaya yönelik diplomatik çabalar sonuçsuz kaldı. Fransa, Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barou’nun Lübnan ve İsrail’e yaptığı kısa ziyaretin somut bir sonuç getirmediğini değerlendirdi. Fransız kaynaklar, “Müzakere zamanı henüz gelmedi” açıklamasında bulundu.