Rusya, Suriye'nin kuzeybatısındaki Türk askeri varlığını azaltmaya çalışıyor

İdlib’in güneyinde Suriye rejimine sadık güçlerin bulunduğu noktaların bombalamasının ardından bölgeden dumanlar yükseldi (AFP)
İdlib’in güneyinde Suriye rejimine sadık güçlerin bulunduğu noktaların bombalamasının ardından bölgeden dumanlar yükseldi (AFP)
TT

Rusya, Suriye'nin kuzeybatısındaki Türk askeri varlığını azaltmaya çalışıyor

İdlib’in güneyinde Suriye rejimine sadık güçlerin bulunduğu noktaların bombalamasının ardından bölgeden dumanlar yükseldi (AFP)
İdlib’in güneyinde Suriye rejimine sadık güçlerin bulunduğu noktaların bombalamasının ardından bölgeden dumanlar yükseldi (AFP)

Rus kaynaklar, Moskova'nın Ankara'yı İdlib’deki Türk askeri varlığını azaltmaya ikna etmeye çalıştığını söylediler. Bu doğrultuda Türkiye'yi ziyaret eden bir Rus askeri heyetinin yaptığı görüşmelerde, bölgeden ağır silahların çekilmesi ve Türk gözlem noktalarının faaliyetlerine ilişkin durumun yeniden düzenlenmesi konusu ele alındı.
Rusya savunma ve dışişleri bakanlıklarından bir heyet, Türk makamları ile son iki gün içinde kapalı kapılar ardında görüşmeler gerçekleştirirken Rus kaynaklar, Moskova'nın Türk tarafını İdlib’deki askeri varlığını azaltmaya ve bölgenin çeşitli noktalarına inşa edilen bir dizi gözlem noktasını kaldırmaya ikna etme çabalarının ayrıntılarını sızdırdılar.  Rus medyası, Türkiye’nin, gözlem noktaları sayısını azaltma teklifini reddettiğini, ancak ağır silahların bir kısmını İdlib ve çevresinden çekme konusunu tartışmaya istekli olduğunu aktardı.
Kaynaklar, Rus heyetinin Türk tarafına teklifini Salı günü sunduğunu, ancak iki tarafın bu konuda bir anlaşmaya varamadığını söylediler. Görüşmelerin ikinci gününde, yani dün ise Türk gözlem noktalarının kalması, ağır silahların geri çekilmesi ve bölgede konuşlandırılan Türk askerlerinin sayısının azaltılması konularına ilişkin ayrıntılar ele alındı. Ankara'nın tüm gözlem noktalarının kalması konusunda ısrar ettiğini aktaran kaynaklar, ancak aynı zamanda askerlerinin ve ağır silahların bir kısmını geri çekme konusunda esneklik gösterdiğini kaydettiler. Bu konuda yapılan görüşmeler, genel olarak geri çekilmeler sırasında hiçbir provokasyonun yaşanmaması için gerekli mekanizmaların oluşturulmasına odaklıydı.
Moskova ve Ankara, aşırılık yanlıları ile ılımlı grupların bir birinden ayrılması ve M4 karayolu boyunca güvenli bir şerit oluşturulması ile ilgili ikili anlaşmaların uygulanması çerçevesinde İdlib bölgesinde 12 Türk gözlem noktası kurulması kararı almıştı.
Bununla birlikte mevcut görüşmeler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz Mart ayında mutabık kaldıkları İdlib'deki ateşkes anlaşmasının uygulanması çerçevesinde gerçekleşiyor.
Moskova ve Ankara’nın İdlib’de ortak askeri tatbikatlar düzenlemesinden kısa bir süre sonra bölgedeki Türk askeri varlığını azaltma konusunu görüşme noktasına gelmesi oldukça dikkat çekici bir gelişmedir. İdlib Gerginliği Azaltma (Çatışmasızlık)  Bölgesi Koordinasyon Merkezi Başkan Yardımcısı Yevgeni Polyakov, Rus ve Türk ordularının terörle mücadele için ortak bir tatbikat gerçekleştirdiğini açıklamıştı. Polyakov ayrıca, tatbikatta, silahlı grupların askeri konvoylara yönelik saldırılarını püskürtmeye yönelik eğitimlerin gerçekleştiğimi belirtti.
Tatbikatlar, askeri devriyeler sırasında işbirliğini ve koordinasyonu artıracak araçların yanı sıra askeri personelin ve ekipmanın bombalanması veya tahliyesi sırasındaki eylemler de dahil olmak üzere, devriye gezen ekiplere bir saldırı düzenlenmesi durumunda yapılacak destek çağrısını içeriyordu.
Öte yandan, üst düzey bir Rus heyetin Şam'ı ziyaret etmesinden günler sonra Moskova ile Şam arasında yeni anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Suriye'de Moskova'yı Suriye hükümetine baskı uygulamakla suçlayan yorum ve yazılara karşın Rusya'da Şam'ı ‘Batı ve Körfez ile Rusya'nın arkasından iletişim kanalları açmaya çalışmakla’ suçlayan yorumlar ortaya çıktı.
Daha önce Şam'da diplomatik faaliyetlerde bulunan eski Rus diplomat Alexander Aksenyonuk'un kaleme aldığı makalede Şam’ı, ‘bütün sorunlarını Rusya'nın omuzlarına yüklemeye çalışmakla’ suçlamasının ardından Esed rejiminden eleştiriler yükseldi.
Aksenyonuk makalesinde “Suriye’nin önde gelen isimlerinin, sanki Moskova'nın cebinde Suriye'nin tüm sorunlarını çözecek sihirli bir anahtar varmış gibi, Rusya'ya odaklandığını ve soruların çoğunu onun omuzlarına yüklediğini fark etmemek imkansız. Bununla birlikte yapılan tavsiyeler ve dostça eleştiriler, baskı veya müdahale olarak görülüyor” ifadelerine yer verdi.
Bu ifadeler, Rus heyeti tarafından yakın zamanda Şam'a gerçekleştirilen ziyaretteki görüşmelerde konuşulanların, Suriye’nin önde gelen isimler tarafından sert mesajlar veya baskılar olarak tanımlanmasına karşı doğrudan bir gönderme içeriyor.
Aksenyonuk makalesine şunları söyledi:
“Aktif askeri sürecin sona ermesiyle Şam'ın değişen durumu ne olacak? Suriyelilerin siyasi adımlarla ilgili çıkarması gereken sonuçlar neler? Bu önemli konu, Suriyeli meslektaşlarımızın gözünden kaçmış. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanmasının, Mart 2011 öncesine dönülmesi gerektiği anlamına gelmesinin mantığını anlamak isterim. Moskova, 2011 öncesine dönülmesini değilse bile Suriye tarafından ve belki de bizzat Devlet Başkanı (Beşşar) Esed'den, ülkenin toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmenin ve kapsamlı bir ulusal uzlaşı temelinde Suriye devletini güçlendirmenin yollarından biri olarak, Cenevre'deki siyasi sürecin canlandırılmasına yardımcı olacak bir takım ciddi girişimlerin gelmesini bekliyor. Şam tarafında esnek bir yaklaşımın olması ve niyetlerinin daha iyi anlaşılması, Rusya'nın Batı ve Arap ülkelerinden ortaklarıyla olan temaslarında net bir tutum sergileyebilmesine yardımcı olacaktır. Çünkü Suriye ekonomisinin toparlanması, uluslararası düzeyde çabalar koordine edilmeden mümkün değildir. Şam'daki ortaklarımız, devam eden çatışmalar çerçevesinde Rusya'nın Suriye’nin yanı sıra İsrail, Türkiye ve İran ile ittifak ilişkilerini nasıl sürdürebileceğine ilişkin bir dizi önemli soruyu gündeme getirdiler. Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın Suriye ile ilgili konularda Batılı ve bölgesel ortaklarıyla görüşmeler hakkında Suriye hükümetini düzenli olarak bilgilendirdiği herkesçe biliniyor. Suriyeliler, Rusya'nın kendi küresel çıkarları olduğunun farkına varmalılar. Bu her zaman ve her yerde, Ortadoğu’daki şu veya bu ülkenin çıkarlarıyla uyuşmayabilir. Öte yandan, sahadaki duruma ilişkin gerçek bir değerlendirme yaparsak, İsrail ve Türkiye ile bir takım anlaşmaların yapılmasının Suriye’nin çıkarına olduğu ortadadır. Örneğin İsrail'in gizlice katıldığı Güney Suriye Anlaşması, Şam’ın güney bölgelerinin kontrolünü yeniden ele geçirmesini sağladı. Bununla birlikte Rus yetkililer, İranlı ve İran’a sadık askeri oluşumların 80 kilometre uzunluğundaki güvenli bölgeden çekilmesini sağlamayı hedeflediklerini saklamadılar. Rusya'nın Suriye tarafından bu şartlara saygı gösterilmesini isteme hakkı var.”
İdlib konusunda yapılan anlaşmaların Şam rejimini, ‘Suriye, Rusya veya Türkiye'nin çıkarına olmayan en kötü senaryodan’ kurtardığını yazan Aksenyonuk, “Suriye'de ABD ile ilişkilere gelince, Rusya bu alanda silahlı çatışmaya yol açabilecek olayları engellemeye yönelik gerçekçi bir politika izliyor. Bununla birlikte Rusya ile ABD'nin çıkarlarının bir araya geldiği noktalarda etkileşim fırsatları arıyor” dedi.
Aksenyonuk makalesinin sonunda şu ifadelere yer verdi:
“2011 öncesine geri dönüşün olamayacağı açık. Fakat Suriyelilerin devlette ve toplumda nasıl reform yapılacağına karar vermeleri gerekiyor. Suriye'de 2021 yazında yapılması planlanan başkanlık seçimleriyle birlikte, uluslararası toplumda ve çeşitli siyasi akımlardan Suriyeliler arasında çaresizlik ve endişeli beklentiler de giderek artıyor. Suriye'nin ‘Balkanlaşması’ ve hatta Suriye topraklarında bir Rusya-ABD veya Rusya-Türkiye çatışması olasılığı konusunda çoğu karamsar olan çeşitli senaryolar yazılıp, çiziliyor.”



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.