Kovid-19 uzun süreli bir hastalığa mı dönüşecek?

Kovid-19 uzun süreli bir hastalığa mı dönüşecek?
TT

Kovid-19 uzun süreli bir hastalığa mı dönüşecek?

Kovid-19 uzun süreli bir hastalığa mı dönüşecek?

Bilim adamları ve uzmanlar, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Çin'in Vuhan kentinde, Aralık 2019'da ortaya çıkmasından bu yana 10 aydan fazla bir süre geçmesi ve henüz bir tedavi veya aşı geliştirilememesi nedeniyle uzun süreli bir hastalığa dönüşüp dönüşmeyeceğini sorgulamaya başladı.

Uzun süreli salgın
Bunu anlamak için uzun süreli salgının bilimsel bir tanımını geliştirmek ve ardından onu yönetme ve tedavi etme yollarını tanımlamak gerekiyor. İngiliz tıp dergisi British Medical Journal (BMJ) 7 Eylül 2020’de, yeni salgınla başa çıkmak için önerilen stratejilerle birlikte "uzun süreli kovid" tanımı, teşhisi ve yönetimi konusunda sanal bir seminere katılan uzman bir ekibin kararlaştırdıklarının özetini yayımladı. Buna göre insanların yaklaşık yüzde 10'u Kovid-19 ile enfekte olduktan sonra uzun süreli bir hastalıktan şikayet ediyor. Bunların birçoğu kapsamlı desteğin ve dinlenmenin yanı sıra semptomatik tedavi ve hareketlilikte kademeli bir artışla kendiliğinden (yavaş da olsa) iyileşiyor.

Tanım
Söz konusu çalışmaya katılan uzmanlardan olan Southampton Üniversitesi'nden Halk Sağlığı Profesörü Dr. Nesrin Elvan, kişisel deneyimlerine de yer verdiği açıklamasında “Uzun süreli Kovid”i semptomların görülmeye başlamasıyla birlikte haftalar veya aylar geçse de iyileşmeyen bir hastalık olarak tanımladı. 
Dr. Elvan, Kovid-19 hastalığından muzdarip çoğu insanda şiddetli yorgunluk, öksürük, nefes darlığı, kas ve vücut ağrısı, göğüste ağırlık veya baskı hissi, ciltte döküntü, çarpıntı, ateş, baş ağrısı, ishal ve karıncalanma hissi gibi çok çeşitli semptomlar görüldüğünü belirtti.

Hastalığın dalgalı olması
“Uzun süreli Kovid” hastalığının en önemli ve en yaygın özelliği, iyileşme hissi yaşatması ile hastalığın semptomlarının geri dönmesi arasında dalgalı bir durum olması. Dr. Elvan bu dalgalanmaları sadece Kovid-19 hastası için değil, ona eşlik eden ve iyileşmesini bekleyenler için de sürekli bir hayal kırıklığı yaşatan bir döngü olarak tanımlıyor.
Diğer taraftan, Liverpool Tropikal Tıp Okulu’nun Küresel Sağlık için Kanıt Sentezi Merkezi'nin Direktörü olarak görev yapan, ayrıca Cochrane Bulaşıcı Hastalıklar Grubu'nda koordinasyon editörü ve Kovid-19 alanında kişisel deneyime sahip olan Profesör Paul Garner, Uzun Süreli Kovid’e ilişkin tanımlamasında hastalığın bulaşan kişilerde ilk iki ayda sürekli tekrarlanan ataklara neden olduğunu söyledi. Garner, sonraki dört ayda atakların azalarak sürekli yorgunluk durumunun ortaya çıktığını, bu durumda hastaya yardım etmenin zor olduğunu belirterek Uzun Süreli Kovid’i “Çok ilginç bir hastalık” olarak tanımladı. 
Londra Imperial College'den Profesör ve Kardiyolog Danışmanı olan Dr. Nicholas Peters da hastalığı şiddetli geçirenlerde bir dereceye kadar iyileşme sağlandıktan sonra virüsün bazı şiddetli etkilerinin devam ettiğini, buna karşılık başından itibaren nispeten hafif etkilenenlerde ise hastalığın etkilerinin sürdüğünü vurguladı.

Semptomlara dair yeni bir çalışma
King's College London'da Genetik Epidemiyoloji Profesörü ve “BMJ” dergisinde (BMJ2020; 370) yayınlanan Kovid Semptomları Çalışması’nı (Covid Symptom Study) yürüten Profesör Tim Spector, semptomlarla ilgili yakın zamanda yapılan söz konusu çalışmada yer alan ekibinin, hastalığın klinik tahmini için bir araç olarak kullanılabilecek Kovid-19’a dair 6 grup semptom belirlediğini aktardı.
Bunlardan ikisi, hastalığın seyrinde neler olabileceğini erken tahmin etmenin olası bir yolunu gösteren “Uzun Süreli Kovid” semptomlarıyla ilişkilendirildi. İlk haftada sürekli öksürük, boğuk ses, baş ağrısı, ishal, iştahsızlık ve nefes darlığı çekenlerin uzun süreli semptomlar geliştirme olasılığının iki ila üç kat fazla olduğu kaydedildi. Çalışmada ulaşılan veriler, uzun süreli koronavirüsün erkeklere göre kadınlar arasında iki kat daha yaygın olduğunu ve virüsle enfekte olanların yaş ortalamasının "Kısa Süreli Kovid" denebilecek olanlara göre yaklaşık dört yaş daha büyük olduğunu gösterdi. Ayrıca çalışmada hastalığın farklı yaş gruplarına göre farklı semptomlara neden olduğu ve bu nedenle gençlerde 65 yaş üstü kişilere göre farklı göstergeler olabileceği tespit edildi. Doktorlar, söz konusu sonuçlar sayesinde semptomları gruplara ayırabilecek ve bu bilgiler ışığında hastalık üzerinde çalışabilecekler. Bu durum, yüksek riskli gruplar için erken müdahalelerin yapılmasına yardımcı olacağı için son derece önemli olarak görülüyor.
Çalışmanın sonuçları, yorgunluğun üç haftadan sonra semptom geliştiren kişilerde en yaygın görülen özellik olduğunu ve üç haftadan uzun süren belirtiler gösteren kişilerin yaklaşık yüzde 80'inin ilk günlerini iyi geçirdiklerini, ardından kötüleştiklerini gösterdi.

Semptom grupları
Çalışmanın uygulaması, Health Technology ZOE ile iş birliği içinde King's College London tarafından geliştirildi. Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve İsveç'ten 4 milyondan fazla kişide kaydedilen 6 grup semptom şu şekilde belirlendi:
1. Ateşsiz grip benzeri semptomlar: Ateşsiz - baş ağrısı, koku kaybı, kas ağrısı, öksürük, boğazda iltihaplanma, göğüs ağrısı.
2. Ateşin de görüldüğü grip benzeri semptomlar: Ateşle birlikte - baş ağrısı, koku alma kaybı, öksürük, boğazda iltihap, ses kısıklığı, iştahsızlık.
3. Gastrointestinal-baş ağrısı: Baş ağrısı, koku alma duyusu kaybı, iştahsızlık, ishal, boğaz tıkanıklığı, göğüs ağrısı ve öksürüğün olmaması.
4. Şiddetli birinci seviye yorgunluk: Baş ağrısı, koku alma duyusunun kaybı, öksürük, ateş, ses kısıklığı, göğüs ağrısı, yorgunluk.
5. Şiddetli ikinci seviye bilinç bulanıklığı: Baş ağrısı, koku kaybı, iştahsızlık, öksürük, ateş, ses kısıklığı, boğazda iltihap, göğüs ağrısı, yorgunluk, bilinç bulanıklığı, kas ağrısı.
6. Şiddetli üçüncü seviye, karın ve solunum yolları: Baş ağrısı, koku alma duyusunun kaybı, iştahsızlık, öksürük, ateş, ses kısıklığı, boğaz ve göğüs ağrısı, yorgunluk, bilinç bulanıklığı, kas ağrısı, nefes almada zorluk, ishal, karın ağrısı.

Gruplardaki farklılıklar
Araştırmacılar, ilk gruptakilerin yüzde 1,5'inin ve ikinci gruptakilerin yüzde 4,4'ünün solunum desteğine ihtiyaç duyduğunu belirttiler. Üçüncü gruptakiler daha güçlü gastrointestinal semptomlar gösterirken yüzde 3,7 oranında solunum desteğine ihtiyaç duyuyor. Bununla birlikte, yakınlarının hastane ziyaret oranı üçüncü grupta (yüzde 23,6) ilk iki gruba (yüzde 16,0 ve yüzde 17,5) göre daha yüksek.
Grup 4, 5 ve 6'da solunum desteğine ihtiyaç yüzde 8,6, yüzde 9,9 ve yüzde 19,8 ile sıralanıyor. Bu gruplarda hastalık daha şiddetli semptomlar gösteriyor. Altıncı gruptaki hastaların yaklaşık yarısının (yüzde 45), ilk gruptaki hastaların ise sadece yüzde 16'sının hastaneye kaldırıldığı kaydediliyor.
Çalışmada, grup 4, 5 veya 6 semptomları olan kişilerin daha yaşlı ve daha fazla risk taşıdığı, aşırı kilolu olma olasılığının daha yüksek olduğu, grup 1, 2 veya 3’teki semptomları gösterenlerin diyabet veya akciğer hastalığı gibi önceden var olan rahatsızlıklara sahip olduğu tespit edildi.
Çalışmanın başındaki isim olan Tim Spector şu bilgileri verdi:
“Çalışmanın sonuçları Kovid-19’a karşı sahip olduğumuz en güçlü araç niteliğinde. Vakaların erken tahmin edilerek hastanın hangi grupta yer aldığını ve solunum desteği için hastanede yoğun bakıma ihtiyaç duyup duymadığını anlamak veya sadece oksijen ve kan şekeri seviyelerini izlemek gibi destek ve erken müdahale olanağı bulunup bulunmadığını anlamamızı sağlıyor.”
Spector çalışmanın ayrıca evde basit bakım hizmetleri sunarak hastaneye gelişleri azaltmaya ve hayat kurtarmaya da yardımcı olacağını vurguladı.

"Uzun Süreli Kovid" ile başa çıkmak için önerilen stratejiler
Oxford Üniversitesi Birinci Basamak Sağlık Bilimleri Nuffield Bölümü’nde Temel Sağlık Hizmetleri Profesörü Dr. Trisha Greenhalgh ve uzun süreli Kovid-19 kliniğinde çalışan solunum sistemi danışmanı olan Dr. Dr Matthew J Knight birinci basamakta Kovid-19 ile başa çıkmak için bir protokol hazırladı. Kısa süre önce British Medical Journal'da (BMJ 2020; 370: m3026) yayımlanan liste, tüm doktorların kullanımına sunuldu.
Kovid-19 ile akut enfeksiyondan sonraki durum, atakların iyileşmesi geciken ve normal bir hastanede tedavi edilenlerin kapsamlı bir klinik değerlendirmesini gerektiren çok sistemli bir hastalık olarak kabul ediliyor.
Söz konusu hastalar genelde kan pıhtılaşması komplikasyonları gösterenler, belirsiz bir klinik tabloya sahip olanlar ve yorgunluk ve nefes darlığından şikayet edenler olarak 3 gruba ayrılıyor. Ayrıca üçüncü gruptakilerin yoğun bakıma alınan Kovid-19 hastaları için özel bir rehabilitasyona ihtiyaç duydukları belirtiliyor.
Bu aşamanın başllıca gereklilikleri ise şöyle sıralanıyor:
-Doktorların hastayı dinlemesi, semptomlarının nasıl değiştiğine ve dalgalandığına dair durumu belgelemesi, uzman merkeze sevk edilmesi gerektiğini düşündüren semptomlar konusunda onları uyarması gibi klinik becerilere sahip olduklarından emin olmak. Çalışmaya göre "Uzun Süreli kovid” kliniklerine sevk edilen birçok hasta her ne kadar yavaş iyileşiyor olsa da bazılarının acil olarak birinci basamaktan sevk edilme ihtiyacı bulunmuyor. İyileşme kademeli olacağından eğer bu durum gerçekleşmezse, özel testler ve yakın izleme için bir sevk yapılması söz konusu olacak.
-Kovid-19’a yakalanan bir kişi, yaşam tarzına hakim olmalı, yorgunluğuna veya diğer semptomlara neyin sebep olduğunu öğrenmeli ve virüsün üstesinden gelmek için bu sebeplerden kaçınmaya çalışmalıdır. Virüsü kabullenmek ve mücadele etmek bu durumu biraz daha kolaylaştırabilir.
-Daha geniş ölçekte, uzun süreli koronavirüs vakaları, Kovid-19 istatistiklerine dahil edilmeli.
-Uzun süreli koronavirüsün doğrulanan test sonuçları ve ölümlerle aynı şekilde tanımlanması ve ölçülmesi gerekli.
-Kalıcı semptomları olan hastaların nasıl iyileştirilebileceği konusunda daha iyi rehberlik geliştirmek için uzmanları birlikte çalışmaya davet etmek zorunlu. Burada disiplinler arası hızlı bir iletişim isteniyor.
-Toplum sağlığı alanında istişareler gerçekleştirmeye devam edilmesi önemini koruyor.



Çığır açıcı keşif salgın riski altındaki ağaçları kurtarma şansı sunuyor

Dr. Elizabeth Orton, embriyo çıkarma yöntemiyle çoğaltılmış ağaçların yanında (Phil Robinson)
Dr. Elizabeth Orton, embriyo çıkarma yöntemiyle çoğaltılmış ağaçların yanında (Phil Robinson)
TT

Çığır açıcı keşif salgın riski altındaki ağaçları kurtarma şansı sunuyor

Dr. Elizabeth Orton, embriyo çıkarma yöntemiyle çoğaltılmış ağaçların yanında (Phil Robinson)
Dr. Elizabeth Orton, embriyo çıkarma yöntemiyle çoğaltılmış ağaçların yanında (Phil Robinson)

Bilim insanlarının hastalığa dirençli dişbudak ağaçları yetiştirmek için hızlı bir yöntem geliştirmesiyle, Avrupa genelinde yayılarak Britanya'nın ekolojik açıdan en önemli ağaçlarından bazılarını etkileyen salgın sona erebilir.

Dişbudak ağaçlarında su taşınmasını engelleyen bir mantar türü olan Hymenoscyphus fraxineus, Britanya'da ilk kez 2012'de tespit edilmişti. Woodland Trust, bunun sonucunda Birleşik Krallık'ın dişbudak ağaçlarının yüzde 80'ini kaybedebileceğini tahmin ediyor ve bu da mevcut durumu modern zamanların en şiddetli salgınlarından biri haline getiriyor.

Kaybın büyüklüğüne rağmen küçük bir dişbudak popülasyonu hâlâ varlığını sürdürürken, bilim insanları daha dayanıklı tohumlar yetiştirmeye çalışıyor.

Norwich'teki John Innes Merkezi'nden araştırmacılar, hastalığa dirençli dişbudak yetiştirmenin hızlı bir yöntemini geliştirdi. Bu, doğada 6 yıla varabilen bir sürecin laboratuvarda artık sadece bir hafta kadar sürdüğü anlamına geliyor.

Hızlı tohum çimlendirme yöntemiyle deney ve araştırmalarda şimdiden 2 binden fazla fide üretildi.

Uluslararası araştırma camiasının memnuniyetle karşıladığı yöntem, bazı uyarlamaların ardından arazi sahipleri, doğa koruma gönüllüleri ve bahçecilik meraklıları tarafından da benimsenebilir.

John Innes Merkezi araştırmacısı ve çalışmanın başyazarı Dr. Elizabeth Orton "Dişbudak tohumlarının doğada çimlenmesi genellikle iki ila üç yıl sürer ancak biz bunu laboratuvarda yaklaşık bir haftaya indirdik" diyor.

Deneyler, tohum bahçemiz veya doğaya dikmek için yüzlerce fideyi hızla ürettik.

Dr. Orton "Hem diğer araştırmacılardan hem de dişbudak popülasyonlarının geri kazanılmasına yardımcı olmak isteyen paydaşlardan büyük ilgi gördük" diye ekliyor.

Bir sonraki adımlarımızdan biri, insanların bunu evde uygulayabilmesi için mutfak tipi bir yöntem geliştirmek. Bu süreçte tohumları işlemek için ev tipi çamaşır suyu ve agar gibi internetten satın alınabilen maddeler kullanılacak.

Scandinavian Journal of Forest Research'te yayımlanan çalışmada açıklanan yöntem, bıçak ve cımbız kullanılarak tohum kabuğundan embriyonun dikkatlice çıkarılmasını ve bu yavaş gelişen bitkiye destek olmak için agar besin jeli üzerine yerleştirilmesini içeriyor.

Bu süreç, normalde sıcak ve soğuk koşulları içeren döngüleri gerektiren tohumun doğal uyku dönemini atlıyor.

Yaklaşık iki hafta içinde fideler komposta aktarılmaya hazır hale geliyor; serada 10 ay geçirdikten sonra ise açık havaya dikilebiliyor.

Dr. Orton "İklim değişikliği, haşere ve patojenlerin daha önce elverişsiz olan bölgelere yerleşmesini mümkün kılıyor ve enfekte olmuş kereste ve hortikültür malzemelerinin taşınması, dişbudak gibi kilit türleri korumak için zamana karşı yarıştığımız anlamına geliyor" diye ekliyor.

Bu model sayesinde sadece dişbudaklarda değil, karaağaç gibi diğer türlerde de doğal direnci çok daha hızlı bir şekilde geri kazanabiliriz.

Independent Türkçe


Sydney Sweeney, merakla beklenen devam filminden çıkarıldı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Sydney Sweeney, merakla beklenen devam filminden çıkarıldı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Yeni bir habere göre Sydney Sweeney'nin Şeytan Marka Giyer 2'deki (The Devil Wears Prada 2) kısa rolü filmden çıkarıldı.

28 yaşındaki oyuncu, geçen yıl Emily Blunt'la birlikte, merakla beklenen devam filminin başında yer alması planlanan bir sahne çekmişti.

Ancak Entertainment Weekly (EW) salı günü, sahnenin "yaratıcıkla ilgili bir karar" sonucu filmden çıkarıldığını bildirdi.

Filmde, Anne Hathaway, Meryl Streep ve Stanley Tucci'nin canlandırdığı eski Runway dergisi çalışanlarından oluşan üçlü, moda dergisini kurtarmak için Blunt'ın (artık Dior'da çalışıyor) oynadığı karakterden yardım istemeye gidiyor. İş yerine vardıklarında, Blunt'ın karakterinin, Sweeney'nin kendisini oynadığı üç dakikalık sahnede, ünlü bir müşteriyi giydirdiğini görüyorlar.

Disney ve Sweeney'nin temsilcileri The Independent'ın yorum talebine yanıt vermedi.

EW, sahnenin filmin son versiyonundaki sekansla yapısal olarak uyuşmadığını ancak film ekibinin Euphoria oyuncusunun çekimlere katılmasından minnettar olduğunu bildirdi.

Sweeney'nin kameosu projeye dahil edilmese de filmde yer alması beklenen bir diğer ünlü isimse Today Show yıldızı Jenna Bush Hager. Bu bilgi, ayın başlarında sunucu arkadaşı Craig Melvin tarafından canlı yayında ağzından kaçırılmıştı.

Pop ikonu Lady Gaga da geçen ekimde devam filminin setinde görüldü, bu da onun da filmde sürpriz bir rol alabileceğini gösteriyor.

Şeytan Marka Giyer 2, eleştirmenlerden büyük beğeni toplayan ilk filmden 20 yıl sonra geliyor. İlk film, üniversiteden yeni mezun Andy Sachs'in (Hathaway), şeytani moda editörü Miranda Priestly'nin (Streep) kişisel asistanı olarak işe girmesini konu alıyordu.

Seriye yeni katılanlar arasında Kenneth Branagh, Lucy Liu ve Bridgerton yıldızı Simone Ashley yer alıyor.

dsfevbr
Meryl Streep ve Anne Hathaway, Şeytan Marka Giyer 2'de (20th Century Studios)

İlk film, daha önce Vogue editörü Anna Wintour'un asistanlığını yapan Lauren Weisberger'in aynı adlı romanından uyarlanmıştı.

İronik bir şekilde, ilk film çıktıktan sonra Wintour ve Streep arkadaş olmuş ve hatta 6. dereceden kuzen olduklarını öğrenmişlerdi.

Devam filmi için heyecan artarken, bazı hayranlar fragmanda ilk filmden bir mimin gösterilmesinin ardından endişelerini dile getirdi. Çünkü bu mim, filmin geçtiği evrende var olamazdı.

Ve bu ay hayranlar, fragmanda bir sahnenin arka planında Hathaway'i telefonla kaydeden bir izleyicinin gösterilmesiyle ilgili bir kurgu hatasına dikkat çekmişti.

Şeytan Marka Giyer 2, 1 Mayıs'ta sinemalarda gösterime giriyor.

Independent Türkçe


Yeni burun spreyi sadece iki dozda beyin yaşlanmasını yavaşlatıyor

Araştırmacılar, beyin yaşlanmasını hedefleyen yenilikçi bir burun spreyi geliştirdi (Texas A&M Üniversitesi)
Araştırmacılar, beyin yaşlanmasını hedefleyen yenilikçi bir burun spreyi geliştirdi (Texas A&M Üniversitesi)
TT

Yeni burun spreyi sadece iki dozda beyin yaşlanmasını yavaşlatıyor

Araştırmacılar, beyin yaşlanmasını hedefleyen yenilikçi bir burun spreyi geliştirdi (Texas A&M Üniversitesi)
Araştırmacılar, beyin yaşlanmasını hedefleyen yenilikçi bir burun spreyi geliştirdi (Texas A&M Üniversitesi)

Yeni bir araştırmaya göre bilim insanları, sadece iki dozda beyin iltihabını ciddi derecede azaltarak hafızayı geri kazandırabilen ve etkileri aylarca süren yeni bir burun spreyi geliştirdi.

Son zamanlarda giderek artan sayıda araştırma, kişinin yaşlandıkça deneyimlediği beyin sisinin, beynin hafıza merkezinin derinliklerinde meydana gelen bir iltihap dalgasıyla bağlantılı olduğuna işaret ediyor. Bilim insanlarının "nöroinflammasyon" adını verdiği bu durumun, yaşlanmanın kaçınılmaz bir bedeli olduğu düşünülüyor.

Ancak fareler üzerinde yapılan yeni bir araştırma, beyin yaşlanmasının ve beyin sisinin temelindeki bu iltihabın, aslında basit bir burun spreyiyle tersine çevrilebileceğini öne sürüyor.

Texas A&M Üniversitesi'nden araştırmacılar, bu spreyin Alzheimer hastalığı gibi rahatsızlıkların tedavilerinin geleceğini yeniden şekillendirebileceğini ve hatta beyin yaşlanması hakkında bilinenleri bile değiştirebileceğini söylüyor.

Journal of Extracellular Vesicles'ta yayımlanan çalışmanın başyazarı Ashok Shetty, "Bu tedaviyi geliştirip ölçeklendirdikçe bir gün iki dozluk basit bir burun spreyi invaziv, riskli prosedürlerin veya aylarca süren ilaç tedavilerinin bile yerini alabilir" diyor.

Dünya nüfusunun yaşlanmasıyla birlikte gelecek 40 yıl içinde dünyanın çeşitli bölgelerindeki demans vakalarının iki katından fazla artacağı öngörülürken, bu durum hastalığın riskini ve şiddetini azaltmaya yönelik politika ve müdahalelere dair acil bir ihtiyaç doğuruyor.

 Dr. Shetty "Yaklaşımımız, yaşlanmanın anlamını yeniden tanımlıyor" ifadelerini kullanıyor.

Amacımız, başarılı bir beyin yaşlanmasını sağlamak: insanların aktif, zinde ve çevresine bağlı kalmasını sağlamak. Sadece daha uzun değil, daha akıllı ve sağlıklı yaşamı hedefliyoruz.

Araştırmacılar, burun spreyinin her iki cinsiyette de eşit derecede etki gösterdiğini ve bir gün, felç geçirmiş kişilerin kaybettiği beyin fonksiyonlarını yeniden kazanmalarına bile yardımcı olabileceğini söylüyor.

dvdfefe
Araştırmanın başyazarı Ashok Shetty, laboratuvarında (Texas A&M Üniversitesi)

Sprey, aktif bileşenler olan mikroRNA'lar adlı güçlü genetik yükü taşımak için birer taşıyıcı görevi gören, hücre dışı veziküller (extracellular vesicles / EV) diye bilinen milyonlarca mikroskobik biyolojik paketler içeriyor.

Çalışmanın ortak yazarı Madhu Leelavathi Narayana "MikroRNA'lar ana düzenleyiciler gibi davranır. Beyindeki birçok gen ve sinyal yolunu ayarlamaya ve düzenlemeye yardımcı olurlar" diye açıklıyor.

EV'lerin yardımıyla mikroRNA'lar beynin koruyucu kalkanını atlatarak doğrudan beyin dokusuna ulaşıp burada emiliyor.

Çalışmanın bir diğer yazarı Maheedhar Kodali "Uygulama yöntemi, yaklaşımımızın en heyecan verici yönlerinden biri. Burun içinden uygulama, invaziv işlemler olmadan beyne doğrudan ulaşıp onu tedavi etmemizi sağlıyor" diyor.

mikroRNA'lar beyne ulaştıklarında, yaşlanan beyinlerdeki kronik iltihabı tetiklediği bilinen NLRP3 ve cGAS–STING gibi protein sistemlerini baskılıyor.

Bilim insanları tedavinin, beyin nöronlarının içindeki hücre enerji santralleri olan mitokondriyi de şarj ettiğini belirtiyor.

Dr. Narayana, "Oksidatif stresi azaltarak ve beynin mitokondrisini yeniden aktive ederek nöronlara eski enerjilerini geri veriyoruz" diye açıklıyor.

Burun spreyiyle tedavi edilen fareler, sadece tanıdık nesneleri tanımada değil, aynı zamanda yeni nesneleri ve çevrelerindeki değişiklikleri algılamada da dikkate değer gelişmeler sergiledi.

Dr. Shetty, "Beynin kendi onarım sistemlerinin devreye girerek iltihabı iyileştirdiğini ve kendini yenilediğini görüyoruz" ifadelerini kullanıyor.

Burun spreyi için halihazırda ABD'de patent başvurusu yapıldığını söyleyen araştırmacılar, bunun beyin yaşlanması tedavilerinde çığır açmasını umuyor.

Independent Türkçe