Kovid-19 uzun süreli bir hastalığa mı dönüşecek?

Kovid-19 uzun süreli bir hastalığa mı dönüşecek?
TT

Kovid-19 uzun süreli bir hastalığa mı dönüşecek?

Kovid-19 uzun süreli bir hastalığa mı dönüşecek?

Bilim adamları ve uzmanlar, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Çin'in Vuhan kentinde, Aralık 2019'da ortaya çıkmasından bu yana 10 aydan fazla bir süre geçmesi ve henüz bir tedavi veya aşı geliştirilememesi nedeniyle uzun süreli bir hastalığa dönüşüp dönüşmeyeceğini sorgulamaya başladı.

Uzun süreli salgın
Bunu anlamak için uzun süreli salgının bilimsel bir tanımını geliştirmek ve ardından onu yönetme ve tedavi etme yollarını tanımlamak gerekiyor. İngiliz tıp dergisi British Medical Journal (BMJ) 7 Eylül 2020’de, yeni salgınla başa çıkmak için önerilen stratejilerle birlikte "uzun süreli kovid" tanımı, teşhisi ve yönetimi konusunda sanal bir seminere katılan uzman bir ekibin kararlaştırdıklarının özetini yayımladı. Buna göre insanların yaklaşık yüzde 10'u Kovid-19 ile enfekte olduktan sonra uzun süreli bir hastalıktan şikayet ediyor. Bunların birçoğu kapsamlı desteğin ve dinlenmenin yanı sıra semptomatik tedavi ve hareketlilikte kademeli bir artışla kendiliğinden (yavaş da olsa) iyileşiyor.

Tanım
Söz konusu çalışmaya katılan uzmanlardan olan Southampton Üniversitesi'nden Halk Sağlığı Profesörü Dr. Nesrin Elvan, kişisel deneyimlerine de yer verdiği açıklamasında “Uzun süreli Kovid”i semptomların görülmeye başlamasıyla birlikte haftalar veya aylar geçse de iyileşmeyen bir hastalık olarak tanımladı. 
Dr. Elvan, Kovid-19 hastalığından muzdarip çoğu insanda şiddetli yorgunluk, öksürük, nefes darlığı, kas ve vücut ağrısı, göğüste ağırlık veya baskı hissi, ciltte döküntü, çarpıntı, ateş, baş ağrısı, ishal ve karıncalanma hissi gibi çok çeşitli semptomlar görüldüğünü belirtti.

Hastalığın dalgalı olması
“Uzun süreli Kovid” hastalığının en önemli ve en yaygın özelliği, iyileşme hissi yaşatması ile hastalığın semptomlarının geri dönmesi arasında dalgalı bir durum olması. Dr. Elvan bu dalgalanmaları sadece Kovid-19 hastası için değil, ona eşlik eden ve iyileşmesini bekleyenler için de sürekli bir hayal kırıklığı yaşatan bir döngü olarak tanımlıyor.
Diğer taraftan, Liverpool Tropikal Tıp Okulu’nun Küresel Sağlık için Kanıt Sentezi Merkezi'nin Direktörü olarak görev yapan, ayrıca Cochrane Bulaşıcı Hastalıklar Grubu'nda koordinasyon editörü ve Kovid-19 alanında kişisel deneyime sahip olan Profesör Paul Garner, Uzun Süreli Kovid’e ilişkin tanımlamasında hastalığın bulaşan kişilerde ilk iki ayda sürekli tekrarlanan ataklara neden olduğunu söyledi. Garner, sonraki dört ayda atakların azalarak sürekli yorgunluk durumunun ortaya çıktığını, bu durumda hastaya yardım etmenin zor olduğunu belirterek Uzun Süreli Kovid’i “Çok ilginç bir hastalık” olarak tanımladı. 
Londra Imperial College'den Profesör ve Kardiyolog Danışmanı olan Dr. Nicholas Peters da hastalığı şiddetli geçirenlerde bir dereceye kadar iyileşme sağlandıktan sonra virüsün bazı şiddetli etkilerinin devam ettiğini, buna karşılık başından itibaren nispeten hafif etkilenenlerde ise hastalığın etkilerinin sürdüğünü vurguladı.

Semptomlara dair yeni bir çalışma
King's College London'da Genetik Epidemiyoloji Profesörü ve “BMJ” dergisinde (BMJ2020; 370) yayınlanan Kovid Semptomları Çalışması’nı (Covid Symptom Study) yürüten Profesör Tim Spector, semptomlarla ilgili yakın zamanda yapılan söz konusu çalışmada yer alan ekibinin, hastalığın klinik tahmini için bir araç olarak kullanılabilecek Kovid-19’a dair 6 grup semptom belirlediğini aktardı.
Bunlardan ikisi, hastalığın seyrinde neler olabileceğini erken tahmin etmenin olası bir yolunu gösteren “Uzun Süreli Kovid” semptomlarıyla ilişkilendirildi. İlk haftada sürekli öksürük, boğuk ses, baş ağrısı, ishal, iştahsızlık ve nefes darlığı çekenlerin uzun süreli semptomlar geliştirme olasılığının iki ila üç kat fazla olduğu kaydedildi. Çalışmada ulaşılan veriler, uzun süreli koronavirüsün erkeklere göre kadınlar arasında iki kat daha yaygın olduğunu ve virüsle enfekte olanların yaş ortalamasının "Kısa Süreli Kovid" denebilecek olanlara göre yaklaşık dört yaş daha büyük olduğunu gösterdi. Ayrıca çalışmada hastalığın farklı yaş gruplarına göre farklı semptomlara neden olduğu ve bu nedenle gençlerde 65 yaş üstü kişilere göre farklı göstergeler olabileceği tespit edildi. Doktorlar, söz konusu sonuçlar sayesinde semptomları gruplara ayırabilecek ve bu bilgiler ışığında hastalık üzerinde çalışabilecekler. Bu durum, yüksek riskli gruplar için erken müdahalelerin yapılmasına yardımcı olacağı için son derece önemli olarak görülüyor.
Çalışmanın sonuçları, yorgunluğun üç haftadan sonra semptom geliştiren kişilerde en yaygın görülen özellik olduğunu ve üç haftadan uzun süren belirtiler gösteren kişilerin yaklaşık yüzde 80'inin ilk günlerini iyi geçirdiklerini, ardından kötüleştiklerini gösterdi.

Semptom grupları
Çalışmanın uygulaması, Health Technology ZOE ile iş birliği içinde King's College London tarafından geliştirildi. Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve İsveç'ten 4 milyondan fazla kişide kaydedilen 6 grup semptom şu şekilde belirlendi:
1. Ateşsiz grip benzeri semptomlar: Ateşsiz - baş ağrısı, koku kaybı, kas ağrısı, öksürük, boğazda iltihaplanma, göğüs ağrısı.
2. Ateşin de görüldüğü grip benzeri semptomlar: Ateşle birlikte - baş ağrısı, koku alma kaybı, öksürük, boğazda iltihap, ses kısıklığı, iştahsızlık.
3. Gastrointestinal-baş ağrısı: Baş ağrısı, koku alma duyusu kaybı, iştahsızlık, ishal, boğaz tıkanıklığı, göğüs ağrısı ve öksürüğün olmaması.
4. Şiddetli birinci seviye yorgunluk: Baş ağrısı, koku alma duyusunun kaybı, öksürük, ateş, ses kısıklığı, göğüs ağrısı, yorgunluk.
5. Şiddetli ikinci seviye bilinç bulanıklığı: Baş ağrısı, koku kaybı, iştahsızlık, öksürük, ateş, ses kısıklığı, boğazda iltihap, göğüs ağrısı, yorgunluk, bilinç bulanıklığı, kas ağrısı.
6. Şiddetli üçüncü seviye, karın ve solunum yolları: Baş ağrısı, koku alma duyusunun kaybı, iştahsızlık, öksürük, ateş, ses kısıklığı, boğaz ve göğüs ağrısı, yorgunluk, bilinç bulanıklığı, kas ağrısı, nefes almada zorluk, ishal, karın ağrısı.

Gruplardaki farklılıklar
Araştırmacılar, ilk gruptakilerin yüzde 1,5'inin ve ikinci gruptakilerin yüzde 4,4'ünün solunum desteğine ihtiyaç duyduğunu belirttiler. Üçüncü gruptakiler daha güçlü gastrointestinal semptomlar gösterirken yüzde 3,7 oranında solunum desteğine ihtiyaç duyuyor. Bununla birlikte, yakınlarının hastane ziyaret oranı üçüncü grupta (yüzde 23,6) ilk iki gruba (yüzde 16,0 ve yüzde 17,5) göre daha yüksek.
Grup 4, 5 ve 6'da solunum desteğine ihtiyaç yüzde 8,6, yüzde 9,9 ve yüzde 19,8 ile sıralanıyor. Bu gruplarda hastalık daha şiddetli semptomlar gösteriyor. Altıncı gruptaki hastaların yaklaşık yarısının (yüzde 45), ilk gruptaki hastaların ise sadece yüzde 16'sının hastaneye kaldırıldığı kaydediliyor.
Çalışmada, grup 4, 5 veya 6 semptomları olan kişilerin daha yaşlı ve daha fazla risk taşıdığı, aşırı kilolu olma olasılığının daha yüksek olduğu, grup 1, 2 veya 3’teki semptomları gösterenlerin diyabet veya akciğer hastalığı gibi önceden var olan rahatsızlıklara sahip olduğu tespit edildi.
Çalışmanın başındaki isim olan Tim Spector şu bilgileri verdi:
“Çalışmanın sonuçları Kovid-19’a karşı sahip olduğumuz en güçlü araç niteliğinde. Vakaların erken tahmin edilerek hastanın hangi grupta yer aldığını ve solunum desteği için hastanede yoğun bakıma ihtiyaç duyup duymadığını anlamak veya sadece oksijen ve kan şekeri seviyelerini izlemek gibi destek ve erken müdahale olanağı bulunup bulunmadığını anlamamızı sağlıyor.”
Spector çalışmanın ayrıca evde basit bakım hizmetleri sunarak hastaneye gelişleri azaltmaya ve hayat kurtarmaya da yardımcı olacağını vurguladı.

"Uzun Süreli Kovid" ile başa çıkmak için önerilen stratejiler
Oxford Üniversitesi Birinci Basamak Sağlık Bilimleri Nuffield Bölümü’nde Temel Sağlık Hizmetleri Profesörü Dr. Trisha Greenhalgh ve uzun süreli Kovid-19 kliniğinde çalışan solunum sistemi danışmanı olan Dr. Dr Matthew J Knight birinci basamakta Kovid-19 ile başa çıkmak için bir protokol hazırladı. Kısa süre önce British Medical Journal'da (BMJ 2020; 370: m3026) yayımlanan liste, tüm doktorların kullanımına sunuldu.
Kovid-19 ile akut enfeksiyondan sonraki durum, atakların iyileşmesi geciken ve normal bir hastanede tedavi edilenlerin kapsamlı bir klinik değerlendirmesini gerektiren çok sistemli bir hastalık olarak kabul ediliyor.
Söz konusu hastalar genelde kan pıhtılaşması komplikasyonları gösterenler, belirsiz bir klinik tabloya sahip olanlar ve yorgunluk ve nefes darlığından şikayet edenler olarak 3 gruba ayrılıyor. Ayrıca üçüncü gruptakilerin yoğun bakıma alınan Kovid-19 hastaları için özel bir rehabilitasyona ihtiyaç duydukları belirtiliyor.
Bu aşamanın başllıca gereklilikleri ise şöyle sıralanıyor:
-Doktorların hastayı dinlemesi, semptomlarının nasıl değiştiğine ve dalgalandığına dair durumu belgelemesi, uzman merkeze sevk edilmesi gerektiğini düşündüren semptomlar konusunda onları uyarması gibi klinik becerilere sahip olduklarından emin olmak. Çalışmaya göre "Uzun Süreli kovid” kliniklerine sevk edilen birçok hasta her ne kadar yavaş iyileşiyor olsa da bazılarının acil olarak birinci basamaktan sevk edilme ihtiyacı bulunmuyor. İyileşme kademeli olacağından eğer bu durum gerçekleşmezse, özel testler ve yakın izleme için bir sevk yapılması söz konusu olacak.
-Kovid-19’a yakalanan bir kişi, yaşam tarzına hakim olmalı, yorgunluğuna veya diğer semptomlara neyin sebep olduğunu öğrenmeli ve virüsün üstesinden gelmek için bu sebeplerden kaçınmaya çalışmalıdır. Virüsü kabullenmek ve mücadele etmek bu durumu biraz daha kolaylaştırabilir.
-Daha geniş ölçekte, uzun süreli koronavirüs vakaları, Kovid-19 istatistiklerine dahil edilmeli.
-Uzun süreli koronavirüsün doğrulanan test sonuçları ve ölümlerle aynı şekilde tanımlanması ve ölçülmesi gerekli.
-Kalıcı semptomları olan hastaların nasıl iyileştirilebileceği konusunda daha iyi rehberlik geliştirmek için uzmanları birlikte çalışmaya davet etmek zorunlu. Burada disiplinler arası hızlı bir iletişim isteniyor.
-Toplum sağlığı alanında istişareler gerçekleştirmeye devam edilmesi önemini koruyor.



Bir, iki… Freddy geri geldi…

Alaycı ve sadist katil Freddy Krueger'ı serinin 8 filminde Robert Englund canlandırmıştı (New Line Cinema)
Alaycı ve sadist katil Freddy Krueger'ı serinin 8 filminde Robert Englund canlandırmıştı (New Line Cinema)
TT

Bir, iki… Freddy geri geldi…

Alaycı ve sadist katil Freddy Krueger'ı serinin 8 filminde Robert Englund canlandırmıştı (New Line Cinema)
Alaycı ve sadist katil Freddy Krueger'ı serinin 8 filminde Robert Englund canlandırmıştı (New Line Cinema)

Korku sinemasının en unutulmaz karakterlerinden Freddy Krueger, uzun bir aranın ardından yeniden beyazperdeye dönüyor.

Hollywood Reporter'ın özel haberine göre Paramount Pictures, korku klasiği Elm Sokağında Kabus'u (A Nightmare on Elm Street) uyarlamak üzere 1984 yapımı ilk filmin ABD haklarını satın aldı. Proje, stüdyonun yeni kurulan tür odaklı alt kuruluşu Paramount Primal bünyesinde hazırlanacak.

Filmin ABD hakları, efsanevi yönetmen Wes Craven'ın mirasçıları olan dul eşi Iya Labunka ve oğlu Jonathan Craven'dan lisanslandı. 

İkili, Craven ailesinin ilk filmin haklarını geri kazanmasını sağlayan avukat Marc Toberoff'la birlikte yeni projenin yapımcılığını üstlenecek.

Yeni bir "kabus" çağı başlıyor

Paramount'un orta bütçeli korku, komedi, aksiyon ve bilimkurgu projelerine odaklanacak yeni markası Paramount Primal'ın başında Barbarian, Silahlar (Weapons) ve Kusursuz Arkadaş'a (Companion) gibi ses getiren korku filmlerinin arkasındaki başarılı yapımcı ikili J.D. Lifshitz ve Raphael Margules yer alıyor.

Anlaşmanın ardından heyecanını dile getiren Iya Labunka, yaptığı açıklamada şunları söyledi: 

Jonathan ve ben, Paramount Primal ekibiyle ortaklık kurduğumuz için çok heyecanlıyız. Wes Craven'ın ölümsüz dünyasını yeni nesil hayranlarla buluşturmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Wes, korku türünün kültürel kanonda nihayet hak ettiği yeri aldığını görseydi kesinlikle gurur duyardı. Yeni kabusun perdede süzülüşünü karanlık bir sinema salonunda hep birlikte izlemek için sabırsızlanıyoruz.

Yapımcılar Lifshitz ve Margules ise Wes Craven'a duydukları hayranlığı vurgulayarak, "Kendimizi bildik bileli Wes Craven hayranıyız. Iya ve Jonathan'ın bu yeni filmi yapmak için bize güvenmesi kelimelerle tarif edilemez bir onur. Freddy'yi yeniden seyirciyle buluşturmak ve izleyicilere dehşet verici yeni bir kabus sunmak için sabırsızlanıyoruz" ifadelerini kullandı.

Henüz resmi bir adı bulunmayan ve konusu gizli tutulan yeni film, doğrudan ilk yapımın evreninde geçecek. Bu da sinemaseverlerin yeşil-kırmızı çizgili kazağı, fötr şapkası, yanık yüzü ve jiletli eldiveniyle kurbanlarını rüyalarında avlayan Freddy Krueger'ı tüm dehşetiyle yeniden izleyeceği anlamına geliyor.

Bugüne kadar 9 sinema filmi, bir televizyon dizisi ve çeşitli video oyunlarıyla popüler kültürün en büyük figürlerinden biri haline gelen Freddy Krueger, beyazperdede en son 2010 yapımı yeniden çevrimle boy göstermiş ve 35 milyon dolarlık bütçesine karşılık dünya genelinde 117 milyon dolar hasılat elde etmişti. 

Paramount Pictures, halen Warner Bros. Discovery'yi satın alma sürecinde. Serinin uluslararası haklarını elinde bulunduran New Line Cinema da Warner Bros. Discovery çatısı altında bulunuyor. Stüdyo, bu hamleyle korku türündeki iddiasını daha da güçlendirmeyi hedefliyor.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety


Stephen King klasiği ilk kez dizi oluyor

48 yaşındaki Mike Flanagan, Carrie için "kariyerimin en iyi deneyimlerinden biri" ifadesini kullanıyor (Amazon Prime Video)
48 yaşındaki Mike Flanagan, Carrie için "kariyerimin en iyi deneyimlerinden biri" ifadesini kullanıyor (Amazon Prime Video)
TT

Stephen King klasiği ilk kez dizi oluyor

48 yaşındaki Mike Flanagan, Carrie için "kariyerimin en iyi deneyimlerinden biri" ifadesini kullanıyor (Amazon Prime Video)
48 yaşındaki Mike Flanagan, Carrie için "kariyerimin en iyi deneyimlerinden biri" ifadesini kullanıyor (Amazon Prime Video)

Stephen King'in 1974 tarihli ilk romanının yayımlanmasının üzerinden 50 yılı aşkın süre geçti. Şimdi edebiyat dünyasının en ünlü telekinetik karakterlerinden Carrie White, ilk kez bir dizi uyarlamasıyla ekranlara geliyor.

Prime Video, Mike Flanagan'ın modern Carrie uyarlamasından ilk görselleri paylaştı.

Bu sonbaharda izleyiciyle buluşacak olan 8 bölümlük yapımda başrolü, bin aday arasından sıyrılan Summer Howell üstleniyor.

Dizide Carrie, aşırı korumacı annesi Margaret'la birlikte dış dünyadan neredeyse tamamen izole bir hayat sürüyor. Babasının ani ölümü ise onu devlet lisesinin acımasız düzeniyle yüzleşmek zorunda bırakıyor.

Netflix dizileri Tepedeki Ev (The Haunting of Hill House), Gece Yarısı Ayini (Midnight Mass) ve Usher Evi'nin Çöküşü'yle (The Fall of the House of Usher) büyük beğeni toplayan yönetmen, Stephen King uyarlamalarına da hiç yabancı değil. Daha önce Cinnet'in (The Shining) devamı niteliğindeki Doktor Uyku (Doctor Sleep), Oyun (Gerald's Game) ve son olarak Tom Hiddleston'ın başrolünde yer aldığı Chuck'ın Hayatı'na (The Life of Chuck) imza atan Flanagan, bu projeyle King evrenindeki 4. işbirliğini gerçekleştiriyor. Kitabın ilk televizyon dizisi uyarlaması, daha önce 1976, 2002 ve 2013'te sinemaya taşınan üç filmin ve 1999 yapımı devam halkası Günah Tohumu 2'nin (The Rage: Carrie 2) ardından geliyor. Sissy Spacek'in başrolde olduğu ve 2 milyon doların altındaki bütçesine karşılık 30 milyon dolardan fazla hasılat elde eden Brian De Palma imzalı 1976 yapımı ilk sinema uyarlaması, günümüzde hâlâ sinema tarihinin en iyi korku filmlerinden biri kabul ediliyor. Independent Türkçe, Deadline, Variety

Carrie burada sosyal medyanın körüklediği baskılarla, siber akran zorbalığıyla ve ergenlik dönemiyle uyanmaya başlayan gizemli telekinetik güçleriyle baş etmek zorunda kalıyor.

Amazon MGM Stüdyoları imzalı dizinin senaristliğini ve 4 bölümün yönetmenliğini üstlenen Mike Flanagan'a, yürütücü yapımcı koltuğunda bizzat Stephen King eşlik ediyor. 

Dizinin oyuncu kadrosunda ayrıca Siena Agudong, Alison Thornton, Joel Oulette ve Çığlık (Scream) yıldızı Matthew Lillard gibi isimler yer alıyor.

Stephen King ve Mike Flanagan yeniden buluştu

Mike Flanagan, son yıllarda korku türünün en etkili seslerinden biri haline geldi. 

Netflix dizileri Tepedeki Ev (The Haunting of Hill House), Gece Yarısı Ayini (Midnight Mass) ve Usher Evi'nin Çöküşü'yle (The Fall of the House of Usher) büyük beğeni toplayan yönetmen, Stephen King uyarlamalarına da hiç yabancı değil. 

Daha önce Cinnet'in (The Shining) devamı niteliğindeki Doktor Uyku (Doctor Sleep), Oyun (Gerald's Game) ve son olarak Tom Hiddleston'ın başrolünde yer aldığı Chuck'ın Hayatı'na (The Life of Chuck) imza atan Flanagan, bu projeyle King evrenindeki 4. işbirliğini gerçekleştiriyor.

Kitabın ilk televizyon dizisi uyarlaması, daha önce 1976, 2002 ve 2013'te sinemaya taşınan üç filmin ve 1999 yapımı devam halkası Günah Tohumu 2'nin (The Rage: Carrie 2) ardından geliyor. 

Sissy Spacek'in başrolde olduğu ve 2 milyon doların altındaki bütçesine karşılık 30 milyon dolardan fazla hasılat elde eden Brian De Palma imzalı 1976 yapımı ilk sinema uyarlaması, günümüzde hâlâ sinema tarihinin en iyi korku filmlerinden biri kabul ediliyor.

Independent Türkçe, Deadline, Variety


Samanyolu'nun merkezinde ahududu şekeri tespit edildi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Samanyolu'nun merkezinde ahududu şekeri tespit edildi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Bilim insanları, yıldızlararası uzayda serbestçe dolaşan doğal şekerler keşfetti ve bulgular, uzaylı yaşam arayışını kökten değiştirebilir.

Araştırmacılar galaksimizin ortalarına yakın bir bölgede, ahududu ve bronzlaştırıcı losyonlarda bulunan eritrulozu tespit etti.

Bu keşif, Dünya'daki yaşamın kökeni ve evrenin başka yerlerinde yaşamın nasıl ortaya çıkmış olabileceğine dair en büyük sorulardan birini yanıtlamaya katkı sağlayabilir.

Şekerler, canlı organizmalarda temel bir yere sahip: Bizi oluşturan DNA ve RNA'nın omurgası konumundaki şekerler, temel biyolojik süreçlere de enerji sağlıyor. Araştırmacılar ayrıca yaşamın başlangıcında da kilit rol oynamış olabileceklerini düşünüyor.

Ancak bu kadar önem arz etmesine rağmen gökbilimciler bu şekerlerin burada ya da başka yerlerde nasıl oluşmuş olabileceğini hâlâ bilmiyor. Örneğin laboratuvarlarda yapılan deneyler, bu şekerlerin yaşam ortaya çıkmadan oluşamayacağını gösteriyor.

Gökbilimcilerin daha önce meteorit ve asteroitlerden alınan örneklerde şeker saptaması, bunların bir kısmının Güneş Sistemi'ni oluşturan ilkel moleküler buluttan gelmiş olabileceğine işaret ediyor. Ancak uzayda yıldızlar arasındaki alan olan yıldızlararası ortamda hiçbir örnek bulunamamıştı.

Araştırmacılar, Samanyolu Galaksisi'nin ortasına yakın bir yerdeki G+0.693−0.027 diye bilinen moleküler bulutun yakınlarında böyle bir örnek keşfetti.

İki güçlü teleskopla yapılan ultra hassas gözlemler sayesinde bu örnek tespit edildi.

Araştırmacılar bu teleskoplardan elde edilen verilerin, laboratuvarda ölçülen eritruloz verileriyle eşleştiğini buldu.

Bu araştırma ayrıca 4 karbonlu ketonun tek muhtemel biçimi olan bu karmaşık şekerin, ona benzeyen ama daha az karmaşık olan üç karbonlu şekerlerden çok daha yaygın bulunduğunu gösterdi; araştırmacılar üç karbonlu şekerlerden hiçbirini tespit edemedi. Yeni çalışmanın başyazarı Izaskun Jimenez Serra şöyle diyor: 

Astrokimyada hakim görüş, yıldızlararası moleküllerin karbon atomlarının sırayla eklenme sonucu büyüdüğü yönünde olduğundan, bu bulgu beklenmedikti.

Bu durum, yaklaşık 4 milyar yıl önceki Geç Ağır Bombardıman Dönemi'nde, 0,5 ila 50 milyon ton şekerin Dünya'ya ulaşmış olabileceğine işaret ediyor. Araştırmacılar bunun, Dünya'daki yaşamın gelişimini başlatmaya katkıda bulunmuş olabileceğini söylüyor.

Çalışma, hakemli dergi Nature Astronomy'de yayımlanan "Detection of a chiral four-carbon sugar in interstellar space" (Yıldızlararası uzayda 4 karbonlu kiral şekerin tespiti) başlıklı yeni bir makalede aktarılıyor.

Independent Türkçe