ABD, İran'ın nükleer ve balistik füze programları üzerindeki baskısını artırıyor

ABD, 27 kişi ve kuruluşa yeni yaptırım ve ihraç kontrolü önlemleri getirirken Avrupa ülkelerini de BM yaptırımlarını uygulamaya çağırdı

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo dün Hazine Bakanı, Ticaret Bakanı, Savunma Bakanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve ABD'nin BM Daimi Temsilcisi’nin katılımıyla bir basın toplantısı düzenledi (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo dün Hazine Bakanı, Ticaret Bakanı, Savunma Bakanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve ABD'nin BM Daimi Temsilcisi’nin katılımıyla bir basın toplantısı düzenledi (Reuters)
TT

ABD, İran'ın nükleer ve balistik füze programları üzerindeki baskısını artırıyor

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo dün Hazine Bakanı, Ticaret Bakanı, Savunma Bakanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve ABD'nin BM Daimi Temsilcisi’nin katılımıyla bir basın toplantısı düzenledi (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo dün Hazine Bakanı, Ticaret Bakanı, Savunma Bakanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve ABD'nin BM Daimi Temsilcisi’nin katılımıyla bir basın toplantısı düzenledi (Reuters)

ABD dün itibarıyla, İran'a baskı uygulama stratejisini iki katına çıkardı. ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın davranışlarını değiştirmesini sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler’in (BM) uyguladığı silah ambargosunun süresiz olarak devam etmesini sağlamak için İran'ın nükleer ve balistik füze programlarına yönelik yaptırımlar da dahil olmak üzere yeni bir Başkanlık Kararnamesi imzaladığını açıkladı. Trump, Avrupa ülkelerini de bu kararnameye uymaya çağırdı.
Trump yaptığı açıklamada, “ABD, İran'a karşı uluslararası yaptırımları yeniden canlandırdı” ifadelerini kullandı. Başkanlık Kararnamesi’nin İran'ın nükleer, balistik füze ve konvansiyonel silahlara arayışlarını kısıtladığını söyleyen Trump, “Yönetimim, İran'ın nükleer silah sahibi olmasına ya da yeni balistik füze ve konvansiyonel silahlarla dünyanın geri kalanını tehlikeye atmasına asla izin vermeyecektir” diye konuştu.
ABD, geçtiğimiz Cumartesi akşamından itibaren, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyelerinin çoğunluğunun, Ekim ayı ortalarında sona erecek olan İran'a yönelik silah ambargosunun süresini uzatmak amacıyla Washington tarafından BMGK’ya sunulan tasarıyı reddetmelerinin ardından, nükleer anlaşmada yer alan snapback mekanizmasını etkinleştirdi. BM yaptırımlarını eski haline getirmek için çalışmalara başlayan ABD, mekanizmanın etkinleştirilmesi kuralları çerçevesinde bir aylık sürenin dolmasıyla İran’a yönelik eski BM yaptırımlarını yürürlüğe koydu.
Trump, Başkanlık Kararnamesi İran'a yönelik konvansiyonel silah tedariki, satışı ya da transferine katkıda bulunan ve bu silahlarla ilgili İran'a teknik eğitim, mali destek ve diğer her türlü yardımı sağlayan kişi ve kuruluşların ABD'deki mal varlıklarını bloke ettiğini söyledi. Trump, “Bu kararname, İran'a yönelik BM silah ambargosunu uygulamak için kritik önemdedir” yorumunda bulundu.
ABD Başkanı ayrıca yönetiminin, İran'ın silahlanma ağıyla bağlantılı 27 kişi ve kuruluşa yeni yaptırım ve ihraç kontrolü önlemleri getirdiğini ifade etti.
Bununla birlikte Trump Başkanlık Kararnamesi kapsamında İran’ın silahlanma çalışmaları çerçevesinde iş birliği yaptığı gerekçesiyle Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun yanı sıra İran Dışişleri Bakanlığı, Savunma ve Silahlı Kuvvetler Lojistik Bakanlığı (MODAFL), İran Savunma Sanayisi Örgütü (DIO) ve Direktörü Mehrdad Akhlaghi-Ketabchi'yi yaptırım listesine eklediklerini kaydetti. Ayrıca İran Atom Enerjisi Örgütü (AEOI) ile bağlantılı altı kişi ve üç kuruluşa kitle imha silahlarının yayılması suçlamasıyla cezalandırılmasını içeren Başkanlık Kararnamesi, İran Ticaret Bakanlığı’na bağlı kuruluşlarla ilişkili beş kişiye yaptırımlar uygulanmasını ve bu kişilere kısıtlamaların yanı sıra ihraç kontrolü önlemleri getirilmesini öngörüyor.
Başkanlık Kararnamesi kapsamında İran'ın sıvı yakıtlı balistik füze geliştirme merkezi olan Shahid Hemmat Industrial Group (SHIG) ile bağlantılı üç kişi ve dört kuruluş da yaptırım listesine eklendi.
Başkanlık Kararnamesi, balistik füzelerin geliştirilmesini kolaylaştırmak için SHIG’e yardım ettikleri ve konvansiyonel silahların transferine ve bulundurulmasına karıştıkları gerekçesiyle AEOI ve İran Füze Örgütü’nü de hedef alıyor.
ABD Başkanı Trump açıklamasına şöyle devam etti:
“İran rejimi, gizli nükleer silahlar arşivi hakkında sürekli yalan söylemiş ve uluslararası denetleyicilerin ilgili yerlere erişimini engelledi. Bu durum nükleer anlaşmanın derin kusurlarını ortaya çıkardı. Yaptırımlar, İran rejimine ve uluslararası toplumda İran'a karşı çıkmayı reddedenlere açık bir mesaj veriyor. Yönetimim, İran'ın nükleer, balistik füze ve konvansiyonel silahlara yönelik çabalarını durdurmak için elimizdeki her aracı kullanacaktır. İran rejimi, İran halkının istediği ve hak ettiği gibi kuvvetli ve refah bir İran istiyorsa, davranışlarını değiştirmelidir.”

ABD’li üst düzey yetkililerin ortak basın toplantısı
ABD Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlenen ve Savunma Bakanı Mark Esper, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Mark O’Brien ve ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Kelly Craft’ın da katıldığı ortak basın toplantısında Mike Pompeo, Trump yönetiminin, ‘dünyanın önde gelen terör sponsoru ve antisemitizm kaynağı İran'a karşı gerekli adımları atarak Ortadoğu ve tüm dünyada ölüm ve kaos yaymasını’ önlemek için ne gerekiyorsa yapacağını söyledi.
Almanya, İngiltere ve Fransa'yı İran'a karşı BM yaptırımlarını uygulamaya çağıran Pompeo, “ABD, İran’ın dünyayı bir nükleer silahla tehdit ettiği günü beklemek yerine, sorumlu bir şekilde harekete geçerek bir kez daha küresel liderliğinin geleneklerini takip edecek” ifadelerini kullandı. Bu yeni adımın, ‘İran'ın nükleer tehditlerinin yanı sıra balistik füzelerin ve konvansiyonel silahların yayılmasının önlenmesi için önemli’ olduğuna işaret eden Pompeo, “İran, bu bölgelerin her birinde dünya için eşi-benzeri görülmemiş bir tehdit oluşturuyor. İran rejimi, nükleer programını uluslararası topluma şantaj yapmak, bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit etmek için kullanıyor. İran ayrıca Ortadoğu'daki en büyük balistik füze gücüne sahiptir. Yemen'de Husi milisleri, Lübnan ve Suriye'de Hizbullah teröristleri gibi devlet dışı aktörlere hem füze hem de füze üretim teknolojisi ihraç etti” şeklinde konuştu.
ABD ve müttefiklerinin geçtiğimiz yıl birçok kez Husilere giden İran silahlarını durdurduklarını söyleyen Pompeo, “  Bu, rejimin Ortadoğu'da istikrarı bozmak ve bölge genelinde mezhepçi şiddeti ve terörü kışkırtmak için konvansiyonel silah cephaneliğini kullanmaya devam ettiğini gösteriyor” dedi.
Savunma Bakanı Mark Esper ise Ortadoğu'daki ABD kuvvetlerinin ‘alarm durumunda’ olduğunu ve herhangi bir tehdide karşı müttefik güçler ile irtibat halinde olduklarını söyledi. Esper, “Her türlü tehdide karşı hazırız.  İran'ın normal bir ülke olmasını ve bölgede tehdit olarak görülmemesini istiyoruz” dedi.
Öte yandan ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross yaptığı açıklamada, İran rejimi ile ‘dünyayı tehdit eden’ nükleer ve balistik füze programlarında işbirliği yapan 5 kişinin Ticaret Bakanlığı’nın yaptırım listesine eklediğini söyledi. Ross, bu kişilerin rejimin nükleer malzeme edinmesinde yardımcı olma, nükleer programını uygulama yolları arayışı için uluslararası seyahatler yapma ve bu programı geliştirmek için İranlı uluslararası ajanlarla birlikte çalışarak birçok toplantı düzenleme gibi faaliyetlerde bulunarak, tüm yaptırımları ihlal ettiklerini belirtti.
Ortak basın toplantısındaki bir diğer üst düzey yetkili olan ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Kelly Craft “İran'a ve faaliyetlerine direnen tek ülkeyiz” ifadelerini kullandı. Nükleer anlaşmaya taraf ülkelerin hepsinin İran'a yaptırım uygulayamadığını söyleyen Craft, “Görevlerimizden geri adım atmayacağız ve dünyayı, Ortadoğu’yu ve Avrupa'yı koruyacağız” diye konuştu.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Mark O’Brien ise BMGK’yı, ‘dünyayı İran'dan koruma ve silah ambargosunu uzatma konusundaki başarısızlığı’ sebebiyle ‘görevlerini yerine getiremediğini’ söyleyerek, eleştirdi.
ABD yönetiminin İran'a ve dünyadaki tehditlerine karşı yaptırımlar uyguladığını ve önlemler aldığını vurgulayan O’Brien, Obama yönetiminin aksine İran’a nükleer ve balistik füze programları ve konvansiyonel silahlar konusunda yardım eden 27 kişi ve kuruluşa yaptırımlar uygulandığını kaydetti.
Diğer yandan ABD'nin Venezuela ve İran Özel Temsilcisi Elliott Abrams, “ABD, İran'ın Kuzey Kore ile işbirliğinden endişe ediyor ve bunu durdurmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır” açıklamasında bulundu.
Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) haberine göre ABD’li yetkililerin düzenlediği ortak basın toplantısı, Trump yönetiminin kınamasına rağmen İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in ABD’nin önde gelen araştırma merkezlerinden biri olan New York merkezli Dış İlişkiler Konseyi'nde video konferans yoluyla katıldığı etkinlikle aynı zamana denk geldi.
Etkinlikte gazetecilerin sorularını yanıtlayan İran Dışişleri Bakanı Zarif, ABD’nin attığı son adımın, ülkesi üzerinde ‘büyük bir etkisi’ olmayacağını söyledi.  ABD'nin İran'a mümkün olan tüm baskıları uyguladığını vurgulayan Zarif, “ABD, halkımızın bu yaptırımlar karşısında diz çökmesini bekliyordu, fakat başarısız oldu” dedi.
ABD başkanlık seçimlerini kim kazanırsa kazansın, İran'ın anlaşmayı yeniden müzakere etmeye niyeti olmadığının altını çizen Zarif, “Öncelikle ABD, herhangi bir şart koşmadan yeniden anlaşmaya taraf olma konusunda güvenilir olduğunu göstermelidir” diye konuştu.
Zarif, ABD'li yetkililere İran ile ABD arasında tüm tutukluların takas edilmesi için bir anlaşma yapma önerisini yineledi.

UAEA 64’üncü Genel Konferansı’nda ABD-Avrupa anlaşmazlığı
Öte yandan Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) 64’üncü Genel Konferansı, ABD ve Avrupa ülkelerinin İran ile 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşma ile ilgili görüşlerini yansıttıkları bir platforma dönüştü. Avrupa ülkeleri, İran'ın nükleer programına ilişkin endişelerine rağmen 2015 yılında imzalanan anlaşmaya bağlılıklarını teyit ederken Washington, Tahran'ı UAEA ile işbirliği yapmayı ertelemekle veya tam olarak işbirliği yapmamakla suçladı.
ABD Enerji Bakanı Dan Brouillette video konferans aracılığıyla yaptığı konuşmada, İran'ın asla bir nükleer silah edinmemesi hedefine ulaşmak için böyle bir işbirliğinin şart olduğuna işaret ederek, Tahran'ın, koruma önlemleri anlaşmasına tam olarak bağlı olduğunu göstermesi için çok şey yapması gerektiğini vurguladı.
Avrupa Birliği (AB) adına konuşan Almanya Federal Ekonomi Bakanlığı (BMWi) Enerji Politikası Dışişleri Bakanı Andreas Feicht, Avrupa’nın İran'ın nükleer anlaşmada izin verilen sınırın 10 katı kadar uranyum zenginleştirmesinden duyduğu derin kaygıyı dile getirdi. AB’nin İran’daki Fordo Nükleer Tesisi’nde devam eden uranyum zenginleştirme ve diğer tesislerde santrifüj geliştirme faaliyetlerinin artmasından’ endişe duyduğunu, çünkü bu faaliyetlerin İran'ın uranyum zenginleştirme kabiliyetini büyük ölçüde artırdığını söyledi.
Tüm bu faaliyetlerin ‘nükleer anlaşmayla çelişkili olduğunu ve tehlikeli nükleer silahların yayılmasını sağladığını’ vurgulayan Feicht, İran'ı anlaşmaya aykırı adımlar atmaktan kaçınmaya çağırdı. Feicht, Washington'ın anlaşmadan çekilmesine karşın Avrupa'nın anlaşmayı kurtarmak ve İran’la çalışmaya devam etmek için sarf ettiği çabalardan pişmanlık duymak istemediğini bir kez daha teyit etti.



Mutabakat zaptı savaşı: Tek yatakta iki rüya

ABD ve İran için çatışmadan uzlaşıya geçmek küçük bir mesele değildir (Reuters)
ABD ve İran için çatışmadan uzlaşıya geçmek küçük bir mesele değildir (Reuters)
TT

Mutabakat zaptı savaşı: Tek yatakta iki rüya

ABD ve İran için çatışmadan uzlaşıya geçmek küçük bir mesele değildir (Reuters)
ABD ve İran için çatışmadan uzlaşıya geçmek küçük bir mesele değildir (Reuters)

İran savaşı, ABD ve İran arasındaki “mutabakat zaptı”nın nihai biçiminden bağımsız olarak ne savaş ne de barış aşamasına girmiş bulunuyor. Bu, her iki tarafın da savaştan veya barıştan daha az tehlikeli olduğunu düşündüğü tehlikeli bir aşama. ABD ve keza İran'ın yeniden savaşa dönme tehditleri, daha ölümcül silahlar ve bölgede görülenlerden daha büyük operasyonlardan bahsetmeleri, “mutabakat zaptı” savaşının sadece bir bölümüdür. Bu savaş ise başka yollarla devam eden acımasız bir savaştır. Zira Pakistanlı arabulucu tarafından her iki tarafa da sunulan, Washington ve Tahran tarafından imzalanmaya hazır olduğu söylenen nihai formül, Başkan Donald Trump tarafından yeniden tartışmaya açıldı ve metnine daha katı ifadeler eklenmesi istendi. Bu durum, İranlı yetkililere karşıt ifadeler ekleme fırsatı verdi.

Dilsel ifadeler, savaşın sahadaki sonuçlarının stratejik yorumunu belirleyen siyasi pozisyonları ve talepleri ortaya koymak için kullanılan sembollerden ibarettir. Trump için artık “donanması, hava kuvvetleri, savunma sistemleri veya ordusu” olmayan İran'ı yendiğini sürekli dillendirmek kolay. İran Parlamentosu Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın, Dini Lider Mücteba Hamaney'in ABD'nin “aşağılayıcı bir yenilgiye” uğradığını belirttiği mesajının ardından, “Tavizleri diyalog yoluyla değil, füzelerle alıyoruz ve herhangi bir anlaşmada kazanan, ertesi günden itibaren savaşa en iyi şekilde hazırlanmış olan olacaktır” demesi de aynı derecede kolay.

Zafer ve yenilgi hesapları, iç kamuoyuna yönelik söylemlerle ölçülemeyecek kadar tehlikelidir. İkinci Dünya Savaşı'nda Japon imparatorunun teslimiyet belgesini alan General Douglas MacArthur, Başkan Richard Nixon'ın “Liderler” adlı kitabında anlattığı gibi askeri yenilginin nedenlerini özlü bir şekilde şöyle özetlemişti: “Çok geç geldi.” Çin’in tarihi başbakanı Çu Enlay’e Fransız Devrimi'nin uluslararası ilişkiler ve siyaset üzerindeki etkisi sorulduğunda, “Değerlendirmek için henüz çok erken” diye cevap vermişti.

ABD ve İran'ın çatışmadan uzlaşıya geçmesi hiç de küçük bir mesele değil. Her iki tarafın da kazanmış gibi davranabilmesi için savaş tamamlanmış durumda değil. Ayrıca herhangi bir anlaşmanın Ortadoğu sahnesini ertesi gün tamamen netleştirecek kadar kapsamlı olması muhtemel değil. İranlı bir yetkilinin bakış açısıyla mevcut denklem şu: “Trump savaştan endişeli, İran ise bir anlaşmadan endişeli.” Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nden Jon Alterman'ın görüşüne göre, Trump her türlü göstergede savaşı hızla bitirme arzusunu ortaya koydu ve bu da “İranlıların pozisyonlarına sıkıca tutunmalarına neden oluyor.” İronik bir şekilde, Trump, “Anlaşma Sanatı” adlı kitabında yazdığı, bir tarafın anlaşmaya varma isteğinin kazanma şansını azalttığı sözü ile çelişti.

Bunun nedeni, Tahran'ın Amerikan-İsrail savaşından dersler çıkarmış ve bu derslerin, üç temel silahtan vazgeçmeyeceğine dair inancını pekiştirmiş olmasıdır. Birincisi, savaşta hayati öneme sahip olduğu yeniden keşfedilen ve adeta bir başka “atom bombası” gibi görünen Hürmüz Boğazı'nın kontrolüdür. Dini Lider'in temsilcisine göre bu aynı zamanda “ABD ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın ve İran'a karşı saldırgan olmama politikasının gerçek garantisidir.” İkincisi, Kuzey Kore'nin yaptığı gibi, İran'ın nükleer programından ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmemesidir; çünkü bu, rejim için bir garantördür. Üçüncüsü ise Irak, Lübnan, Yemen ve diğer yerlerdeki silahlı vekil güçlerdir; bunlar İran'ın savaşında “ileri savunma” ve İran'ın bölgesel projesinin güçlü bir aracıdır.

Trump'ın ve ondan önce Netanyahu'nun istekleri ise tam aksi yöndedir: Hürmüz Boğazı'nın kontrolsüz, ücretsiz ve serbest seyrüsefer için açılması, nükleer programın ve bomba kabusunun sona ermesi, silahlı vekil güçlerin ortadan kaldırılması. İki taraf arasındaki uçurumu kapatmak, her iki taraf da kendisi için acı verici tavizler vermeden zordur. Bu nedenle Trump, “mutabakat zaptı”nda acı verici tavizler vermediğini ve tavizleri veren tarafın Tahran olduğunu ima etmeye çalışıyor. Buna karşılık, Reuters, İranlı kaynakların nükleer program konusunda büyük tavizler vermekten kaçınmak için “sınırlı bir geçici anlaşmayı” tercih ettiğini belirtti.

Mutabakat zaptı savaşı, üzerinde anlaşmaya varılıp imzalandıktan sonra bile sona ermeyecek. Her madde uzun ve zorlu müzakereler ve belki de çıkmazı kırmak için askeri müdahale gerektiriyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre 60 günlük ateşkes uzadıkça, hesaplar ve koşullar değişiyor ve her iki taraf da diğerinin kafa karışıklığını veya zor durumunu hissettikçe, arzuladığından daha fazlasını elde etme isteği artıyor.

Herkes şu Fransız atasözünün her iki müzakereci taraf için de geçerli olduğunu biliyor: “Tek yatakta iki rüya.” Trump ve Netanyahu, kararların küçük bir grubun elinde kalmaması gerektiğini söyleyen İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın bahsettiği hassas duruma, dolayısıyla zorlu ekonomik, mali ve sosyal koşullara ve savaşın neden olduğu yıkımdan kaynaklanan şoka bahis oynuyorlar. Bunun rejimi devirmeye yönelik bir halk ayaklanmasının eşlik edeceği iç hareketliliğe neden olacağına inanıyorlar. Dini Lider Mücteba Hamaney ise rejimin yeniden güçlenmesine ve İslam Cumhuriyeti'nin “İslam ümmetinin birliği, çıkarları ve kaynaklarının aktifleştirilmesinde” öncü rol oynadığı bir “küresel bölgesel düzen” kurulmasına bahis oynuyor. Bu durum elbette Amerikan rolünün pahasına gerçekleşecek. Aynı yatakta birlikte var olamayacak iki rüya çare olamaz.


Altın madenleri Ebola salgınında nasıl rol oynuyor?

Mongbwalu'daki madenler, Belçikalı sömürgeciler tarafından bir asırdan uzun süre önce kurulmuştu (Reuters)
Mongbwalu'daki madenler, Belçikalı sömürgeciler tarafından bir asırdan uzun süre önce kurulmuştu (Reuters)
TT

Altın madenleri Ebola salgınında nasıl rol oynuyor?

Mongbwalu'daki madenler, Belçikalı sömürgeciler tarafından bir asırdan uzun süre önce kurulmuştu (Reuters)
Mongbwalu'daki madenler, Belçikalı sömürgeciler tarafından bir asırdan uzun süre önce kurulmuştu (Reuters)

Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki (KDC) Ebola salgınında altın madenleri büyük rol oynuyor.

Afrika ülkesinin doğusundaki Ituri eyaletinde yer alan Mongbwalu kasabası altın madenciliğinin merkezi olarak biliniyor.

Ancak New York Times’ın görüştüğü yetkililer, Ebola salgınının şubatta bu bölgedeki madenlerde başlamış olabileceğine dikkat çekiyor.  

Mongbwalu, KDC’nin çeşitli bölgelerinden ve farklı ülkelerden birçok işçiyi, tüccarı ve kaçakçıyı kendine çekiyor. Yetkililer, bu yoğun insan trafiğinin salgının kontrol altına alınmasını zorlaştırdığını belirtiyor.

KDC yönetiminden 15 Mayıs’ta yapılan açıklamada, Ituri’deki 246 şüpheli vaka ve 65 ölümün ardından resmen salgın ilan edilmişti.

Sağlık yetkililerine göre mevcut salgın, nadir bir Ebola varyantı olan "Bundibugyo" virüsünden kaynaklanıyor. Bu virüsün onaylanmış bir tedavisi veya aşısı bulunmuyor.

Haberde, Bundibugyo’nun Mongbwalu’daki altın madenlerinde zorlu koşullarda çalışan işçiler arasında yayıldığına işaret ediliyor.

Maden işçilerine önce sıtma tanısı konmuş ancak semptomların aylarca geçmemesi ve başka kişilerde de görülmeye başlamasıyla sağlık yetkilileri salgın riskinden şüphelenmiş.

Salgının kontrol altına alınmasını zorlaştıran etkenlerden biri de komplo teorileri.

Haberde, bazı madencilerin ülkede bir salgın yaşandığına inanmadığına, bunun doktorlar ve uluslararası yardım kuruluşlarının para kazanmak için ortaya attığı bir iddia olduğunu düşündüğüne dikkat çekiliyor.

Kanza Kanza madenindeki görevlilerden Shadrack Toko, "Çılgın söylentiler dolaşıyor. Hastaneye götürülenlere zehir enjekte edildiğini, hatta cinsel organlarının kesildiğini anlatıyorlar" diyor.

KDC Sağlık Bakanı Samuel Roger Kamba da geçen haftaki açıklamasında, salgınla mücadelede en büyük zorluğun halkı sağlık önlemlerine uymaya ikna etmek olduğunu söylemişti.

Geçim sıkıntısı çeken madencilerse salgına rağmen çalışmaya devam ediyor.

KDC’nin Kuzey Kivu bölgesinden gelen madenci Bienvenue Bironyi, bazı işçilerin öldüğünü duyduklarını belirtirken, "Biz sabah akşam çalışıyoruz. Hiçbir şey değişmedi" diyor.

Gedeon Abimana ise tehlikeli koşullara rağmen para kazanmak zorunda olduğunu söyleyerek "Ne yapabiliriz ki? Çalışmaktan başka seçeneğimiz yok" ifadelerini kullanıyor.

KDC yönetiminin cuma günkü açıklamasıyla 15 Mayıs’tan bu yana tespit edilen vaka sayısı 452’ye, can kaybıysa 82’ye çıktı. Uganda’nın dünkü açıklamasında da 19 vaka, iki can kaybı bildirildi.

Independent Türkçe, New York Times, Reuters


ABD - Birleşik Krallık gerginliği: "Demokrasimize saldırılıyor"

Eylemciler, Southampton Merkez Karakolu yakınlarında salı günü yürüyüş düzenlemişti (AFP)
Eylemciler, Southampton Merkez Karakolu yakınlarında salı günü yürüyüş düzenlemişti (AFP)
TT

ABD - Birleşik Krallık gerginliği: "Demokrasimize saldırılıyor"

Eylemciler, Southampton Merkez Karakolu yakınlarında salı günü yürüyüş düzenlemişti (AFP)
Eylemciler, Southampton Merkez Karakolu yakınlarında salı günü yürüyüş düzenlemişti (AFP)

Londra yönetimi, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in Birleşik Krallık'taki (BK) Henry Nowak olayıyla ilgili yorumlarına tepki gösterdi.

Vance, X'ten dün yaptığı paylaşımda, geçen yıl bıçaklanarak öldürülen 18 yaşındaki öğrenci Henry Nowak'ın başına gelenlerden kitlesel göçü sorumlu tuttu. Avrupa'nın "Batı'yı ve sevenlerini hor gören göçmenlerin kitlesel akınına karşı dik durmadığı" için Nowak'ın öldürüldüğünü iddia etti.

BK Başbakanlık Ofisi'nden yapılan basın açıklamasında, Vance'in paylaşımına ilişkin şu ifadeler kullanıldı:

Son günlerde demokrasimize müdahale etmeye ve sokaklarımızda bölünme yaratmaya çalışan kişiler görüyoruz. Nowak ailesi, Henry'nin korkunç cinayetinin ardından yas tutuyor. Aile, Henry'nin ölümünün daha fazla bölünme, nefret veya gerginlik yaratmak için kullanılmasını istemediğini belirtti. Onların isteklerine saygı duymalıyız.

Liberal Demokratlar'ın lideri Ed Davey de Vance'in açıklamasını "Bu bariz bir dış müdahaledir. Demokrasimize gizlice değil, sosyal medyada alenen saldırıyorlar" ifadelerini kullandı.

Nowak, BK'nin güneyindeki Southampton bölgesinde 3 Aralık 2025'te Vickrum Digwa tarafından bıçaklanarak hayatını kaybetmişti.

23 yaşındaki Digwa, polisi arayarak Nowak tarafından ırkçı saldırıya uğradığını öne sürmüştü. Nowak olay yerinde hayatını kaybederken polis, Digwa'yı gözaltına almıştı.

Öte yandan pazartesi günü sonuçlanan davada BK doğumlu Digwa'nın polise yalan beyanda bulunduğu, Sih inancı gereği taşıdığını iddia ettiği 21 santimetrelik bıçağıyla Nowak'ı 5 kez bıçakladığı ortaya çıkmıştı.

Ayrıca olay yerine giden polisin, Digwa'nın şikayeti üzerine Nowak'ı kelepçelediği anların görüntüleri de tartışma yaratmıştı. Duruşmada yayımlanan polis kamerası kaydında, güvenlik güçlerinin yerde kanlar içinde yatan Nowak'ı kelepçelediği görülmüştü.

Videoda Nowak'ın polislere "Bıçaklandım" ve "Nefes alamıyorum" demesine rağmen güvenlik güçlerinin kelepçeleri çıkarmaması dikkat çekmişti.

Görüntülerin ardından BK'nin çeşitli bölgelerinde hükümet karşıtı gösteriler düzenlenmişti. Olay, ülkede "iki kademeli polislik" tartışmalarını da gündeme taşımıştı. Bu görüşü savunanlar, güvenlik güçlerinin ideolojik nedenlerle bazı gruplara diğerlerine göre daha sert davrandığını düşünüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın X sayfasından perşembe yapılan paylaşımda da Nowak'ın ölümü hakkında, "İdeolojik şartlandırma ve iki kademeli polislik uygulamaları, medeniyetin çöküşünün bariz belirtileridir. Bunlar Batı'nın her yerinde reddedilmelidir" denmişti.

BK Başbakanı Keir Starmer ise güvenlik güçlerinin Nowak olayındaki rolüyle ilgili incelemenin devam ettiğini söyleyerek "iki kademeli polislik" iddialarını reddetmişti.

Elon Musk ve radikal sağcı Reform UK lideri Nigel Farage da Nowak'ın ölümünün "beyazlara karşı önyargının" bir örneği olduğunu iddia etmişti.

Independent Türkçe, BBC, Guardian, CNN