İngiltere ırkçı geçmişiyle yüzleşiyor

Galler'deki Boyce Kalesi (Getty Images)
Galler'deki Boyce Kalesi (Getty Images)
TT

İngiltere ırkçı geçmişiyle yüzleşiyor

Galler'deki Boyce Kalesi (Getty Images)
Galler'deki Boyce Kalesi (Getty Images)

İmparatorlukların sömürge geçmişi hakkında çok şey anlatılır. Sömürgeciliğin bu imparatorlukların işgal ettikleri topraklarda yaşayan halklar üzerindeki etkileri tartışmakla bitmez. Ancak 2020 yılında durum değişti ve Uluslararası Kurumları, geçmişleriyle yüzleşmek için araştırmaya sevk etti.
İngiltere’de tarihi evlerle ilgilenen kurumlar ırkçılık karşıtı hareketlerle yüzleşmek zorunda kalıyor. ABD merkezli Black Lives Matter (Siyahların Hayatı Önemlidir) adlı ırkçılık karşıtı hareketin köleliğe ve sömürgeciliğe bir çok hikaye barındıran bu evlere dair bir çok eleştirisi var.
Yüzlerce ev ve sarayı inceleyen “National Trust” kuruluşu, tarihi evlere sahiplik yapmış kişilerin hayatlarını araştırma kararı aldı. Bu karar, onların hayatını değiştirmek veya kötü yönlerini göstermemek için değil, tarihsel inceleme çerçevesinde ırkçı uygulamalarını göstermek ve onları tanımak için alındı.
Kuruluş, Ağustos ayında yeni politikasını Twitter üzerinden yayınladı. Köle ticareti ve sömürgecilik kapsamında etrafında 300 evin bulunduğu bir bölgeyi inceleme altına aldı. Kuruluş yaptığı açıklamada, “Araştırmamıza dahil olan bölgelerin kölelerle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkileri var” dedi.
National Trust ayrıca, “Kölelik, binlerce yıldır İngiliz ve dünya tarihinde yer almış bir uygulama. 400 yıl boyunca beyaz İngilizler, şirketler ve kuruluşlar, köle ticaretinin bir parçası olarak köleleştirilmiş insanların korkunç bir şekilde sömürülmesiyle büyük miktarda servet kazandılar.
Kuruluşun incelemeye aldığı evlerdeki, sanatsal ve estetik öneme sahip pek çok parça aynı zamanda “utanç verici” bir tarihe sahip. Diğer örneklerin yanı sıra evler, tablolar, heykeller, fil dişinden yapılmış sofra takımları ve değerli ahşaptan yapılmış mobilyalar ile dolu. Kuruluşun web sitesinde, 18. yüzyılda Karayip Adaları’ndan alınan maun ağacından yapılmış mobilyalar gibi bu parçalara ait çeşitli örneklere yer verildi. Açıklamada, onları elde tutmanın insanı derinden etkilediğine dikkat çekiliyor.
Açıklanan diğer parçalar arasında, aristokrat bir içecek olarak kabul edilen sıcak çikolata ibrikleri ve tamamen köle işçiliğine dayanan fildişinden yapılmış diğer parçalar da yer alıyor.
National Trust, Cheshire Country’de bulunan bir malikanede diz çökmüş siyahi bir adamın heykeli gibi, bu parçalardan bazılarını yerlerinden kaldırdı. Kuruluşun sözcüsü, adamın, tasvir ediliş şekli sebebiyle endişe yarattığı için heykeli kaldırma kararı aldıklarını bildirdi. Kölelik tarihi ve ticaret tarihine atıfta bulunan sözcü, “Birleşik Krallık tarihini inkar etmek istemiyoruz, bu yapılar bizim sahip olduğumuz önemli parçalar” şeklinde açıklamalar yaptı.
Yüzyılda, Robert Clive yönetiminde, Şirket, servetini ve ordularını, orada tutulan zengin doğal kaynakları sömürmek için Hint alt kıtasını istila etmek için kullandı. Bu, İngiliz İmparatorluğu’nun Hindistan’daki egemenliğini kökleştirmenin yanı sıra, Clive’in çok zengin olmasını sağladı ve Surrey’de ki Claremont’u modellemek için 100 bin sterlin harcamak da dahil olmak üzere muazzam bir servet biriktirmesini sağladı. Robert’ın oğlu Edward Clive, Madras Valisi olarak, Mysore hükümdarı Tipu Sultan’ın ölümünden sorumlu.
Baba ve oğlunun bütün mirası şuanda Powis kalesindeki Clive müzesi olarak bilinen bir koleksiyonda görülebilir. Müze Tipu Sultan’ın muhteşem devlet çadırı ve tahtından çıkarılan altın mücevherli bir kaplanın başı olmak üzere Hint objeleri koleksiyonunu da bünyesinde barındırıyor.
Leicester Üniversitesi Tarih Profesörü Corinne Fowler, National Trust kuruluşu ile İngiliz sömürge politikalarını tanıtmak için eski evlere turlar düzenleyerek, çocuklara sömürgecilik tarihini öğretmek adına bir programa katıldı. Fowler BBC’ye, kuruluş tarafından denetlenen evlerin üçte birinin sömürgecilik faaliyetleriyle ilişkili olduğunu aktardı. “Bu kadar çok örneğin olmasını beklemiyordum. Ancak buradaki örneklerin kesinliğinin ifade edilmesi gerekiyor” dedi.
Dr. Fowler araştırmaları sırasında, 16. yüzyıla uzanan Charlecote Sarayı’nda sergilenen, saray sahibi Thomas Lucy ve onun hizmetçisi olduğu düşünülen siyahi bir adamı tasvir eden tablo da dahil olmak üzere birkaç örneğe ulaştı. Yetkili, “Tabloda, boynuna metal bir boyunduruk taktığı görülen kişinin gerçek bir tasvir ya da bir durumun sembolü mü olarak mı yapıldığını bilmiyoruz” dedi.
Fowler, tablonun özel bir öneme sahip olduğunu belirterek, “17. yüzyıl feodal beyliğinde siyahilerin varlığının tarihini bize açtığını” söyledi. Araştırmaları sonucunda, “sarayda çalışan ve konuklara sıcak çikolata servisi yapan siyahi bir çocuğa”’da dikkati çekti.
Fowler, Liverpool’da Tudor döneminden kalma “Speke Halls” adlı tarihi bir evden bahsetti ve “bunu bir köle hikayesinin harika bir örneği” olarak niteledi. Söz konusu ev, tarihinde iki ailenin mülküydü. Aile fertlerinden birisi köle tüccarı David Norris’ın bulunduğu ‘Norrises’ ailesi, diğeri köleleri köle çiftliklerine taşıyan geminin sahibi Richard Watt’ın bulunduğu, Watt ailesi.
Fowler konuşmasının sonunda, köle ticaretinin, evlerini inşa etmek ve onarmak için kullanılan büyük servetlere katkıda bulunduğunu ve durumun izlerinin hala evlerdeki sanat eserleri ve mobilyalarda mevcut olduğunu ifade etti. Fowler ayrıca, eski uygulamaları net bir şekilde kınayan ve yeni nesillere diyalog sağlayan net bir çerçevede, tarihi açıklama yapılması gerektiğini kaydetti.



Trump'ın tehdidi, İran'ın protestoları sona erdirme girişimlerini zorlaştırıyor

Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğrafta, İran'ın güneyindeki Fasa kentinde protestocuların bir hükümet binasına saldırdığı görülüyor (AFP)
Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğrafta, İran'ın güneyindeki Fasa kentinde protestocuların bir hükümet binasına saldırdığı görülüyor (AFP)
TT

Trump'ın tehdidi, İran'ın protestoları sona erdirme girişimlerini zorlaştırıyor

Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğrafta, İran'ın güneyindeki Fasa kentinde protestocuların bir hükümet binasına saldırdığı görülüyor (AFP)
Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğrafta, İran'ın güneyindeki Fasa kentinde protestocuların bir hükümet binasına saldırdığı görülüyor (AFP)

Yetkililer ve bilgili kaynaklar dün, ABD Başkanı Donald Trump'ın protestocuları desteklemek için müdahale etme tehdidinin, Washington'un Venezüella Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklama kararının ardından daha da ağırlık kazanmasıyla, İran'ın hükümet karşıtı protestoları bastırma çabalarının daha da karmaşık hale geldiğini belirttiler.

ABD özel kuvvetlerinin 3 Ocak'ta Maduro ve eşini yakalayarak New York'a nakletmesinden bir gün önce Trump, sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda, Tahran yönetiminin 28 Aralık'tan bu yana sokaklara dökülen göstericileri öldürmesi halinde, ABD'nin İranlı göstericilerin “yardımına koşacağı” konusunda uyardı. İnsan hakları grupları, şu ana kadar en az 17 kişinin öldürüldüğünü belirtti.

dcfgthyju
Tahran'ın kuzeydoğusundaki Nizamabad’da gece protestoları (X)

Tahran’ın, ABD'nin tutumu ve İsrail'in haziran ayında 12 gün süren savaş sırasında İran'daki nükleer ve askeri tesisleri hedef alan saldırıları (ABD da bu saldırılara katıldı) sonrasında daha da kötüleşen uzun süreli ekonomik kriz nedeniyle hareket alanı sınırlıdır.

Bir sonraki kurban

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre İranlı bir yetkili şunları söyledi: “Bu çifte baskı, liderlerin seçeneklerini daraltıyor ve onları bir yandan halkın öfkesi, diğer yandan Washington'un sert tehditleri arasında sıkıştırarak her yönden yüksek riskler doğuruyor.” Bu değerlendirme, karar alma çevrelerine yakın olan iki başka yetkili ve eski bir İranlı yetkili tarafından da yinelendi. Hepsi de isimlerinin açıklanmamasını istedi.

İkinci bir yetkili, bazı iktidar çevrelerinin, ABD'nin Venezuela'daki son hamlesinin ardından İran'ın “Trump'ın agresif dış politikasının bir sonraki kurbanı” olabileceğinden endişe ettiğini söyledi.

İran ekonomisi yıllardır ABD'nin yaptırımlarından muzdarip iken, riyal, Batı'nın Tahran'ın nükleer silah geliştirmek için kullandığını iddia ettiği nükleer programla bağlantılı tesisleri hedef alan geçen yılki İsrail-ABD saldırılarından bu yana keskin düşüşünü sürdürüyor. İran ise nükleer silah iddiasını reddediyor.

Mevcut protestolar, Mahsa Amini'nin ahlak polisi gözetimindeyken ölümünün ardından 2022 ve 2023 yıllarında ülkeyi kasıp kavuran yaygın ayaklanmaların ölçeğine ulaşmasa da kısa sürede ekonomik taleplerin ötesine geçerek, daha geniş bir siyasi boyut kazandı. Protestocular, devlet işlerinde son sözü söyleyen Yüksek Lider Ali Hamaney'e atıfta bulunarak “İslam Cumhuriyeti'ne ölüm” ve “Diktatöre ölüm” gibi sloganlar attılar.

Bu, İsrail-Amerika saldırılarından beri hakim olan ulusal birlik retoriğini sürdürmeye çalışan yetkililer için ilave bir zorluk teşkil ediyor. Üçüncü bir yetkili, Tahran'da Trump veya İsrail'in “Haziran ayında olanlara benzer” yeni bir askeri harekete başvurabileceğine dair endişelerin arttığını söyledi.

İran, Venezuela'nın uzun süredir müttefiki

Venezuela'nın uzun süredir müttefiki olan İran, Washington'un Karakas'taki hamlesini kınadı ve Trump'ın protestolarla ilgili uyarılarını reddetti.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, ABD'nin “İran'ın iç işleri” hakkındaki açıklamalarının uluslararası normlara göre “şiddet, terörizm ve cinayete teşvik” teşkil ettiğini söyledi.

Trump cuma günü, İranlı protestocuların şiddetle karşı karşıya kalması halinde, müdahale etme tehdidini yineledi ve “Harekete geçmeye hazırız” dedi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

Protestolar, Hamaney'in rejimi ne pahasına olursa olsun korumak şeklindeki temel önceliğine doğrudan bir meydan okuma. Resmi endişenin bir göstergesi olarak, cumartesi günü Yüksek Lider, “İslam Cumhuriyeti'nin düşmanlarının” ayaklanmanın arkasında olduğunu iddia ederek, “ayaklanmacılar yerlerine oturtulmalıdır” uyarısında bulundu.

Son üç yılın en kötü karışıklığı

Yetkililer, yaşam koşullarına ilişkin protestoların meşru olduğunu ve diyalog yoluyla çözülebileceğini savunurken, bazı bölgelerdeki şiddetli çatışmalar sırasında göz yaşartıcı gaz kullanarak toplantıları dağıtmak gibi ikili bir yaklaşım izliyorlar.

İnsan hakları grupları bir hafta içinde 17 kişinin öldürüldüğünü söylerken, yetkililer güvenlik güçlerinden 2 kişinin öldürüldüğünü ve 10’dan fazlasının yaralandığını açıkladı.

Bu gelişmeler, iktidar kesiminin 2025 yılında gerçekleştirilen İsrail-Amerika saldırılarının sonuçlarını hala sindirmeye çalıştığı bir dönemde meydana geldi. Bu saldırılarda Devrim Muhafızları liderleri ve nükleer bilim adamları öldürüldü. Saldırılar, Washington ile altıncı tur nükleer müzakerelerin başlamasından sadece bir gün önce gerçekleşti ve müzakereler o günden beri askıya alındı.

Her iki taraf da müzakerelere geri dönme isteğini teyit etmesine rağmen, ABD ve müttefikleri İran'ı nükleer programını silah geliştirme için bir paravan olarak kullanmakla suçluyor, ancak Tahran bu suçlamayı reddediyor.

Çözümü olmayan bir kriz

Ekonomik kriz, geniş ayrıcalıklara sahip siyasi ve güvenlik elitleri ile sıradan vatandaşlar arasındaki uçurumun genişlemesiyle birlikte protestoların ana nedeni olmaya devam ediyor. Yüksek enflasyon, kötü yönetim ve yolsuzluk öfkeyi körükledi; bu faktörler resmi medya tarafından bile kabul edildi.

Görgü tanıkları, Tahran, Meşhed ve Tebriz'de yoğun güvenlik önlemleri alındığını bildirdi. Tahran'ın Büyük Çarşısı'nda halı satıcısı olan Emir Rıza, “Ortam gergin, ancak hayat neredeyse normal şekilde devam ediyor” ifadelerini kulalndı.

cdfvghyju
Geçtiğimiz aralık ayının sonlarında İran'ın güneyindeki Fasa şehrinde protestocular bir hükümet binasına saldırdı (AFP)

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan diyalog çağrısında bulunarak, parasal ve bankacılık istikrarını sağlamak ve satın alma gücünü korumak için reformlar yapma sözü verdi. Şarku’l Avsat’ın Tesnim haber ajansından aktardığına göre 10 Ocak'tan itibaren hükümet, gıda alımları için ayrılmış elektronik kredi bakiyesi şeklinde kişi başına aylık 10 milyon riyal yardım sağlayacak.

Aylık maaşları 150 doları geçmeyen düşük gelirli aileler için bu adım, riyalin 2025 yılında değerinin yaklaşık yarısını kaybettiği ve resmi enflasyonun aralık ayında yüzde 42,5'e ulaştığı bir dönemde sınırlı ama önemli bir destek anlamına geliyor.


Tahran Trump'a yanıt verdi: Başarısız denemeleri tekrarlamak sonucu değiştirmez

ABD’li Senatör Lindsey Graham dün, ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte “İran'ı Yeniden Büyük Yap” yazılı bir şapkayı tutarken çekilmiş bir fotoğrafını paylaştı
ABD’li Senatör Lindsey Graham dün, ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte “İran'ı Yeniden Büyük Yap” yazılı bir şapkayı tutarken çekilmiş bir fotoğrafını paylaştı
TT

Tahran Trump'a yanıt verdi: Başarısız denemeleri tekrarlamak sonucu değiştirmez

ABD’li Senatör Lindsey Graham dün, ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte “İran'ı Yeniden Büyük Yap” yazılı bir şapkayı tutarken çekilmiş bir fotoğrafını paylaştı
ABD’li Senatör Lindsey Graham dün, ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte “İran'ı Yeniden Büyük Yap” yazılı bir şapkayı tutarken çekilmiş bir fotoğrafını paylaştı

İran, ABD ve İsrail, İran'da protesto gösterileri devam ederken dün tüm taraflar birbirlerine gergin mesajlar gönderdi. Tahran, ABD Başkanı Donald Trump'ın uyarılarını ‘psikolojik savaş’ olarak nitelendirirken Tel Aviv, İran'ın füze programına ilişkin tehditlerinin dozunu artırdı. Bu durum, üç başkent arasındaki siyasi anlaşmazlığın daha yoğun bir aşamaya tırmandığını yansıttı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD Başkanı Donald Trump'ın İranlı yetkililerin ülkede ikinci haftasına giren protesto gösterilerini ele alma biçimine ilişkin bir kez daha yaptığı tehditlere doğrudan verdiği yanıtta, “Başarısız olduğu kanıtlanmış herhangi bir denemeyi tekrarlamak, sadece yeniden başarısızlığa yol açar” ifadelerini kullandı.

Araqchi, İran parlamentosunun internet sitesinde yer alan açıklamalarında, “İran'a karşı daha önce denenmiş politikalar hedeflerine ulaşamamıştır ve bunlara geri dönmek gerçeklerin dengesini değiştirmeyecek, aksine başarısızlığı tekrarlayacaktır” dedi.

Arakçi, bu açıklamayı, Trump'ın başkanlık uçağı Air Force One’da gazetecilere, daha fazla protestocu öldürülürse İran'ın ABD'den ‘çok güçlü bir tepki’ ile karşılaşacağı uyarısında bulunmasından birkaç saat sonra yaptı. Washington’ın ‘durumu yakından izlediğini’ söyleyen, ancak olası adımların niteliği hakkında ayrıntı vermeyen Trump, “Durumu yakından takip ediyoruz. Eğer geçmişte olduğu gibi insanları öldürmeye başlarlarsa, ABD'nin onlara çok sert bir şekilde karşılık vereceğini düşünüyorum” dedi.

Trump, bu tepkinin niteliği veya zamanlaması hakkında ayrıntılı bilgi vermezken bunu doğrudan İranlı yetkililerin protestoculara karşı tutumuyla ilişkilendirdi. Tahran, bu tutumu iç işlerine açık bir müdahale olarak değerlendirdi.

Arakçi, Trump'a verdiği yanıtla birlikte, İran Şura Meclisi’nin Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi'ne, Venezuela'ya atıfla, ABD'nin diğer ülkelere yönelik ‘yasadışı ve gayri meşru davranışlarından’ bahsederek, uluslararası gelişmelerin kapsamlı bir incelemesini sundu. Trump'ın ‘güç dilini kullanarak’ barıştan bahsetmesinin ‘orman kanunu’ mantığını yansıttığını söyleyen Arakçi, bu yaklaşımın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan uluslararası sistemin temellerini zayıflattığı uyarısında bulundu.

Gazetecilere yaptığı açıklamada, toplantıda komşu ülkelerin imkanlarından yararlanma yollarının yanı sıra ekonomik diplomasi ve yaptırımların da ele alındığını belirtti. Hükümetin dış politikayı ulusal ekonomiyi desteklemek için kullanmaya çalıştığını vurguladı. Ayrıca, İran'ın Venezuela büyükelçiliğinin faaliyetlerine devam ettiğini belirtti. Oradaki İran vatandaşlarının durumunun ‘iyi’ olduğunu ve herhangi bir sorun bildirilmediğini doğruladı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi daha önce yaptığı açıklamada, Trump'ın açıklamalarını ‘psikolojik savaş ve medya manipülasyonu’ olarak nitelendirmişti.

Bu tür açıklamaların İran'a baskı uygulamak için izlenen stratejinin bir parçası olduğunu iddia eden Bekayi, haftalık basın toplantısında, ABD ve İsrail'in açıklamalarının ‘şiddete teşvik’ olduğunu söyledi.

İsrail'in İran’daki protestolarla ilgili ‘herhangi bir fırsatı değerlendirmek için beklediğini’ ifade eden Bekayi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun protestolarla ilgili açıklamalarına yanıt olarak, İran halkının ‘medya ve sosyal alanda bu tutumlara yanıt verdiğini’ belirtti.

8ı9o0
Tahran'ın merkezindeki Filistin Meydanı'nda birbirine zıt iki reklam panosu, biri İsrail saldırılarında öldürülen İranlı liderlerin resimlerini, diğeri ise ABD ve İsrail bayraklarıyla örtülü tabutları gösteriyor. Panolarda, Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi sekreteri Ali Laricani'nin “Askerlerinize dikkat edin” mesajı yer alıyor (Reuters)

“Bizim için önemli olan, karşı tarafın davranışlarını yakından takip etmemizdir” diyen Bekayi, ‘bazı ABD’li yetkililer ve İsrail’in eylem ve açıklamalarının uluslararası normlara göre şiddet ve terörizmi teşvik ettiğini’ söyledi. İran'ın İsrail'in açıklamalarına güvenmediğini ve İsrail'in aldatmacasının Tahran tarafından kanıtlandığını vurgulayan Bekayi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin sınırları izlemeye ve savunmaya hazır olduğunun altını çizerek ‘İsrail'in İran halkına duyduğu sempati olarak nitelendirdiği şeyin, çok sayıda sivilin ölümüne yol açan 12 günlük savaş sırasında yaşananlarla çeliştiğini’ de sözlerine ekledi.

Bu açıklamalar, Netanyahu hükümetinin ‘İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olduğu’ açıklamasının ardından yapılırken Netanyahu, ülkenin İranlıların kendi kaderlerini belirleyebilecekleri bir döneme girmiş olabileceğini düşündüğünü açıkladı.

Trump, İran’ın ‘kötü davranışlar sergileyebileceğini’ ve geçtiğimiz haziran ayında İsrail ile 12 gün süren savaşın ardından askeri gücünü yeniden inşa etmeye çalıştığını söylemişti, ancak aynı zamanda Tahran'ın nükleer ve füze programları konusunda Washington ile bir anlaşmaya varmaya hala ilgi duyduğunu düşündüğünü belirtmişti. İran ise bu iddiayı reddediyor. Netanyahu, dün İsrail parlamentosu Knesset’te yaptığı konuşmada İsrail'in ‘İran'ın balistik füze programını yeniden kurmasına izin vermeyeceğini’ söyledi. Ayrıca, nükleer programının yeniden başlatılmasına da izin vermeyeceklerini ifade eden, İsrail'e saldırı olması halinde ‘ciddi sonuçlar’ olacağını vaat etti.

Son aylarda İsrailli yetkililer, 12 günlük savaş sırasında saldırıya uğradıktan sonra İran'ın balistik silahlarını yeniden inşa ettiği konusunda endişelerini dile getirdiler.

Bu tartışma, İran'da protestoların devam ettiği, krizin nasıl yönetileceği konusunda iç tartışmaların sürdüğü, güvenlik önlemlerinin ve dijital kısıtlamaların artırıldığı bir ortamda yaşanıyor.

Öte yandan Washington'da Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, İran'da değişim çağrısı yapan seslere katılarak 2026'nın ‘önemli bir yıl’ olmasını umduğunu ifade etti.

Graham, Fox News'e verdiği röportajda İran halkının protesto etmek için sokağa çıktığını ve artık bu şekilde yaşamaya razı olmadığını söyledi. İran rejimini ‘dünyanın en büyük devlet destekli terörizm kaynağı’ olarak nitelendiren Graham, Trump yönetiminin önceki yönetimlerin aksine İran halkına desteğini bırakmadığını da sözlerine ekledi.

Graham, sembolik bir jest olarak, ‘Make Iran Great Again' (İran'ı Yeniden Büyük Yap) sloganının yazılı olduğu bir şapka takarak, önümüzdeki yıl bir değişim olabileceğine dair iyimserliğini dile getirdi. Daha sonra Graham, aynı şapkayı elinde tutan ABD Başkanı Donald Trump’la çekilmiş bir fotoğrafını paylaştı.


Maduro, ABD mahkemesinde konuştu: Hala başkanım ve bir savaş esiriyim

Maduro, ABD mahkemesinde konuştu: Hala başkanım ve bir savaş esiriyim
TT

Maduro, ABD mahkemesinde konuştu: Hala başkanım ve bir savaş esiriyim

Maduro, ABD mahkemesinde konuştu: Hala başkanım ve bir savaş esiriyim

ABD'nin askeri operasyonla New York'a götürdüğü Venezuela lideri Maduro ilk kez yargıç karşısına çıktı. Maduro hakkındaki suçlamaları reddederek "Ben hâlâ Venezuela'nın Devlet Başkanıyım" dedi. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump ise, geçici hükümetin ABD’nin taleplerine yanıt vermemesi durumunda yeni saldırı ile tehdit etti.

Maduro ve eşi, cumartesi günü ABD’ye getirilmelerinin ardından tutuldukları Brooklyn’deki cezaevinden pazartesi sabahı erken saatlerde silahlı güvenlik eşliğinde Manhattan’daki adliyeye nakledildi.

New York federal mahkemesinde, narkoterörizm, kokain ithalatı için kumpas, makineli silahlar ile tahrip edici cihazlara sahip olma şeklinde kendisine dört ayrı suçlama yöneltilen Maduro, suçlamaları reddetti.

Mahkemede tercüman aracılığıyla İspanyolca konuşan Maduro, sözlerine kaçırıldığını söyleyerek başladı. Sözü yargıç Alvin Hellerstein tarafından kesilen Maduro, yargıcın hakkındaki suçlamalarla ilgili sorusu üzerine "Masumum. Suçsuzum. Ben saygıdeğer bir adamım. Hâlâ ülkemin devlet başkanıyım" dedi.

Maduro’nun eşi Cilia Flores de hakkındaki suçlamaları reddetti. Bir sonraki duruşma tarihi 17 Mart olarak belirlendi.

Kendisi hakkındaki iddianameyi ilk kez gördüğünü, bizzat okumak istediğini belirten Maduro, hakları hakkında bilgisi olmadığını dile getirdi.

İddianamede Maduro, Meksika’nın Sinaloa ve Zetas kartelleri, Kolombiyalı FARC isyancıları ve Venezuela’nın Tren de Aragua çetesi de dahil olmak üzere şiddet yanlısı gruplarla ortaklık içinde bir kokain kaçakçılığı ağını yönetmekle suçlanıyor.