Suriye-İsrail müzakereleri yeniden başlar mı?

Görevde oldukları dönemde bir araya gelen ABD’nin eski Başkanı Bill Clinton (ortada), İsrail’in eski Başbakanı Ehud Barak (solda) ve Suriye’nin eski Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara.
Görevde oldukları dönemde bir araya gelen ABD’nin eski Başkanı Bill Clinton (ortada), İsrail’in eski Başbakanı Ehud Barak (solda) ve Suriye’nin eski Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara.
TT

Suriye-İsrail müzakereleri yeniden başlar mı?

Görevde oldukları dönemde bir araya gelen ABD’nin eski Başkanı Bill Clinton (ortada), İsrail’in eski Başbakanı Ehud Barak (solda) ve Suriye’nin eski Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara.
Görevde oldukları dönemde bir araya gelen ABD’nin eski Başkanı Bill Clinton (ortada), İsrail’in eski Başbakanı Ehud Barak (solda) ve Suriye’nin eski Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara.

Suriye-İsrail barış görüşmeleri yeniden başlar mı? Daha önce Tel Aviv ile Şam arasındaki iletişim kanallarını açan Rusya ve ABD şimdi nerede? İstenen bedel ve sunulan ödüller neler?
Her ne kadar bu sorular uzun süredir gündemde olsa da Şam ile Tel Aviv arasında gizli müzakerelerin var olduğuna dair inanç son haftalarda diplomatik kulislerde güçlü bir şekilde konuşulmaya başlandı. Elbette bu durumun arkasında gerçekçi bir neden yatıyor. Bu neden, Şam’ın ne zaman büyük bir dönüşüm veya tecrit ile karşı karşıya kalsa ‘Washington'a giden yol, Tel Aviv'den geçer’ sözü doğrultusunda ‘çıkış’ müzakerelerine yeniden başlamasıdır.
Suriye’nin eski Devlet Başkanı Hafız Esed, Sovyetler Birliği’nin ve Doğu Bloku’nun çöktüğü ve yeni dünya düzeninin ortaya çıktığı şartlar değişim rüzgârları estirdiğinde, 1991 Madrid Barış Konferansı'na katılmaya karar verdi. Ardından İsrail’in eski Başbakanı Ehud Barak ve eski Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara'nın öncülüğünde İsrail ile doğrudan müzakerelere girerek 2000 yılının başlarında iki ülke arasında doğrudan görüşmelere kapıyı araladı. Yirmi yıllık müzakereler, Şam'ı müttefiklerin kaybedildiği fırtınadan, bölgedeki ve dünyadaki dönüşümlerin sancılarından kurtarmak için yeterliydi. Ancak dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed 2000 yılında, görüşmelerin sona yaklaştığı bir dönemde barış anlaşmasını imzalayamadan öldü.

“Tecrit kutusu”
Lübnan Başbakanı Refik Hariri 2005 yılında suikasta kurban gittiğinde Şam kendisini ABD, Avrupa ve Arap ülkelerinin ‘tecrit kutusunda’ buldu. Ayrıca tüm gözler Tel Aviv'e çevrildi. 2008 yılına gelindiğinde iki taraf arasında Suriye’nin amacı ‘tecridi kırmak’ olan gizli müzakereler kanalı açıldı. Bu gizli müzakereler sonucunda tecrit kırıldı ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed uluslararası camia ve Arap ülkeleri tarafından düzenlenen konferanslara, turlara ve zirvelere davet edildi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından da desteklenen müzakereler birçok sebepten dolayı çöktü. Esed, Aralık 2008'den itibaren doğrudan müzakereleri kabul etmemeye başladı.
Burada İsrail’in eski Başbakanı Ehud Olmert’in, ABD’nin eski Başkanı George W. Bush'un “Eğer Esed ile bir anlaşma imzalarsanız bu beni çok mutlu eder. Çünkü Suriye Devlet Başkanı’nın Washington'a giden yolun Kudüs'ten geçtiğini bilmesini istiyorum” sözlerini aktardığını hatırlatmamakta fayda var.
Şam artık ABD’nin tecrit kutusundadır. ‘Senarist’ önceki deneyimleri tekrarlayacak mı?  Her şeyden önce Suriye artık ne 1991’deki ne de 2008’deki ülke değil. Artık şehirler enkaza dönmüş, ekonomisi çökmüş ve üç ayrı nüfuz alanına bölünmüş durumda. Ülkede, ABD, Rusya, Türkiye, İran ve İsrail olmak üzere beş ülkenin güvenlik gücü bulunuyor. Anı şekilde Arap bölgesi de 30, hatta 10 yıl öncesiyle  bile aynı değil. Artık bugünün dünyası, dünün dünyasından çok farklı.

“Barışçıl sinyal”
Şam’dan kamuoyuna açık olarak gönderilen ilk ‘barışçıl sinyal’, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile İsrail ve Bahreyn ile İsrail arasında anlaşmaların imzalanmasından sonra geldi. Şam, ana müttefiki Tahran’ın söz konusu anlaşmalara yönelik tutumunun aksine iki anlaşmaya yönelik resmi bir açıklama yapmadı ve sessiz kalmayı tercih etti.Buradaki sessizlik siyasi bir tutumdur. Ne var ki BAE-İsrail anlaşması, BAE’den Şam’a yapılan insani yardım sevkiyatıyla aynı zamana denk geldi.
Aslında Suriye’den gelen bu barış sinyali, 2018 ortalarındaki bir gelişmeye dayanıyor. Söz konusu gelişmede ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran’ın Ürdün ve Golan Tepeleri sınırlarından çıkarılmasının yanı sıra Suriye ve İsrail taraflarını ayırmak için işgal altındaki bölgede bulunan ‘uluslararası güçlerin ayrılması’ karşılığında Suriye hükümet güçlerinin ülkenin güneyine geri dönmesi ve muhalif güçlerin bu alandan çekilmesini içeren bir anlaşmaya sponsor oldular.
Putin’e göre Golan Tepeleri’ndeki yeni askeri düzenlemeler, yani 2011 öncesindekiler, dönüş ve geri çekilme konularında Birleşmiş Milletleri’n (BM) 338 sayılı kararı ile uyumlu. Bununla birlikte şu an Şam ile Tel Aviv arasında üç başlığa dair cevaplar verilmesi gereken daha büyük bir adıma dikkat çekiliyor. Bu başlıklardan ilki ABD-Rusya sponsorluğu. ABD’nin arabuluculuğu, Rusya’nın Suriye'deki askeri varlığı ve Moskova ile Tel Aviv ve Şam arasındaki güçlü ilişkiler de dahil olmak üzere çeşitli nedenlerle artık yeterli değil. İkincisi, İran’ın Suriye’deki askeri varlığı. Bu dosya, ABD, Rusya ve İsrail’i bir araya getiren ortak bir konu. Bu konu daha önce 2018 anlaşmasında da test edilmişti. Tel Aviv, Şam’ı ‘normalleştirmeye’ ve ‘normal barış ilişkilerine’ tabi olmaya ikna etmeye, Tahran ve Hizbullah’tan vazgeçmesi için bölgesel tavizler vermeye, ticaret yapmaya ve elçilikler açmaya yöneldi. Fakat Tel Aviv, Şam’ın Suriye ile derin bir ilişkisi olan Tahran ile olan ittifakından vazgeçmesini isteyebilir mi? Peki, Rusya böyle bir anlaşma yapabilir mi? Büyük pazarlık, Amerikan ve Türk kuvvetleri de dahil olmak üzere tüm güçleri kapsayabilir mi? Bu tür düzenlemeler için Şam'dan istenen iç siyasi bedel nedir?
Üçüncü başlık ise Golan Tepeleri’nin geleceği. Başkan Trump, İsrail'in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini genişletme kararına destek veriyordu. Ancak Şam buna karşı çıktı ve kararı ‘geçersiz’ olarak değerlendirdi. Rusya, egemenliği, jeopolitik çıkarları ve güvenlik düzenlemelerini birleştiren ‘sihirli bir çözüm’ sunabilecek mi? Böyle bir anlaşmanın ABD seçim sonuçlarıyla ve Beyaz Saray'daki ‘sorunsuz geçiş’ ile bağlantısı ne olabilir?



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.