Afganistan’da savaş liderlerinin çocukları barışın peşinde

Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani (ortada), Abdürreşid Dostum ile Nisan 2014'te Kabil'de bir görüşme sırasında (The New York Times)
Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani (ortada), Abdürreşid Dostum ile Nisan 2014'te Kabil'de bir görüşme sırasında (The New York Times)
TT

Afganistan’da savaş liderlerinin çocukları barışın peşinde

Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani (ortada), Abdürreşid Dostum ile Nisan 2014'te Kabil'de bir görüşme sırasında (The New York Times)
Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani (ortada), Abdürreşid Dostum ile Nisan 2014'te Kabil'de bir görüşme sırasında (The New York Times)

Afganistan hükümeti ile Taliban arasındaki müzakerelerin her iki tarafında da Sovyet işgaline (1979-1989) karşı direnişin önderlerinin çocukları yer alıyor.
O günden bu yana, ebeveynlerinden bazıları ölene kadar mücadeleye devam etti. Bazıları intihar saldırılarında can verirken, savaşta hayat kalan komutanlar madalyalar ve şatafatlı rütbeler kazandılar. Süreç milyonlarca kişinin sefaletine neden olsa da savaş lordlarını zenginleştirdi. Yeni lider kuşağı, saraylarda yaşıyor ve muazzam zenginliğin ve siyasi konumlarının tadını çıkarıyor. Ancak yine de ölümle "saklambaç" oynuyorlar. 
Babaları, ortaya çıkan iktidar boşluğunda silahlarını birbirlerine çevirmeden ve vahşetin damgasını vurduğu bir iç savaş başlatmadan önce, Sovyetler’i kovmak için yan yana savaştılar.
Yeni nesil liderler ise ABD ordusu ile Katar’ın başkenti Doha’da barış görüşmeleri yaparken artık bir yol ayrımına geldiklerinin farkındalar.
Savaşan Afgan taraflar bir iktidar paylaşımı formülü üzerinde anlaşamazlarsa, Afganistan yeni bir iç savaşa girebilir ve çatışma yeni düşmanların ve yeni liderlerin varlığında başka bir nesil için devam eder.
Babası, Afganistan’ın kaosa sürüklenmesinin başlangıcında, Sovyet işgaline karşı direniş komutanlarından biri olan Fatıma Geylani, konuyla alakalı yaptığı açıklamada, “Bu fırsatı kaybedersek Afganistan'ı kaybederiz. Bu fırsatı kaçırırsak Afganistan halkına ihanet etmiş oluruz. Her çocuğa ve her kadına ihanet ederiz ve her şeyden önce bu savaşta ölen insanlara ihanet etmiş oluruz" diyor.
Şubat ayında Taliban ile ABD askerinin geri çekilmesini sağlayan anlaşmaya varılmasının ardından Geylani, Eylül ayında Katar'ın başkenti Doha'ya, hükümeti temsilen 20 müzakereciden biri olarak geldi.
Geylani, üçüncü boğaz kanseri ameliyatının üzerinden bir hafta geçmesine rağmen Katar'a geldi ve sesi hala kısıktı.
Afganistan en son 80'lerde böyle bir dönüm noktasındaydı. O dönem Geylani’nin babası Sovyetlere karşı savaşan mücahitlerin lideriydi ve savaş sona erdiğinde ve Sovyetler çekilmeye yaklaşırken babası Geylani’yi mücahit gruplarının sözcüsü olması için doktoradan vazgeçmeye ikna etmişti.
O dönemin hiç bitmeyen bir kabusa dönüştüğünü belirten Geylani, “Kısa sürede birbirlerine karşı savaşmayı bıraktıklarını, aralarında hükümette kadınlara yer vermeyen radikalizm yanlılarının, babası gibi ılımlı grupların sayısından fazla olduğunu” belirtti. Geylani açıklamasında, “66 yaşında bir kadınım ve karamsar değilim. Başka bir fırsat elde ettiğimizde çalışmalıyız” dedi.
Müzakerelerde, Taliban tarafında da Sovyetler’e karşı savaşan liderlerin çok sayıda çocuğu veya akrabası var. Direnişin önde gelen liderlerinden biri olan merhum Mevlevi Muhammed Yunus Halis'in oğlu Mevlevi Mutiulhak Halis (60) bu isimlerden biri. Babası Mevlevi Muhammed Yunus Halis'in ünü, Beyaz Saray'ı ziyaret ettiğinde, mücahitleri öven ve onları "özgürlük savaşçıları" olarak nitelendiren eski ABD Başkanı Ronald Reagan'ın yanında durduğunda başladı.
Katar'daki müzakerelerin isyancı tarafında önde gelen isimler arasında, ince uzun boylu, henüz 26 yaşında olan ancak Afgan şehirlerini kasıp kavuran ölümcül bombalamalarla uzun zamandır eşanlamlı olan “Hakkani” lakaplı bir figür yer aldı. Gerçek adı, bir zamanlar Sovyetler karşısında ABD’nin müttefiki olan, ancak daha sonra ABD’yi Afganistan'dan çıkarmaya zorlamak için Taliban'ın meşhur Hakkani örgütünü kuran Celaluddin Hakkani'nin en küçük oğlu Enes Hakkani. Örgütün başında ise Celaluddin Hakkani'nin diğer oğullarından biri olan Siraceddin var ve şu anda Taliban liderinin en yüksek yardımcısı olarak biliniyor.
Ancak Enes Hakkani, müzakere masasında Taliban’ı temsil ederken bile, kişisel bir konuşma yaparak her şeyden çok bir şair gibi görünmeye çalıştı.
ABD, 2001 yılında Afganistan'ı işgal etmeye hazırlanırken, Hakkani'nin babasıyla mücahitlerin mücadelesine dayanan yakın bağları olan Üsame bin Ladin'in peşine düştü ve Enes Hakkani o zamanlar sadece 7 yaşındaydı. ABD, Pakistanlı arabulucularla birlikte, Taliban ve Üsame bin Ladin’den müttefiklerinin kendilerini karşı yeniden ihanet edip etmeyeceğini görmek için Celaluddin Hakkani'ye yakınlaştı.
Enes, o sırada 60’lı yaşlarında olan babasının yetkisi üzerine babasının ABD’lilere uyarısını aktararak, “Sorunlar konuşarak çözülür. Ama bir işgalci olarak geldiyseniz sizi Sovyetlerle savaştığım silahla vururum" dedi.
Celaluddin Hakkani, Sovyetlere karşı savaş sırasında elde edilen ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) parasıyla Pakistan'ın aşiret bölgelerinde, kanunsuz bölgede inşa edilen ve desteklenen geniş bir üs geliştirdi. Dört oğlunu suikastlarda ve ABD insansız hava araçları saldırılarında kaybeden Hakkani, iki yıl önce yaşlılığından dolayı hastalanarak hayatını kaybetti.
Hakkani’nin geride bıraktığı mirası, yarım asırlık direnişi ve müdahaleci yabancı güçlere karşı mücadelede çocuklarını zafer peşinde koşmaları için eğittiği eksiksiz bir altyapısıydı. Hakkani’nin verdiği örnek açıktı ve şu sözleri mevcut durumu açıklıyordu: “Eski dostlar, Afganistan'da başka bir savaşta her zaman yeni düşman olabilir.”
Taliban, Hakkani’nin bu yıl ikinci ölüm yıldönümünde bir video yayınladı. Videoda Hakkani şu ifadeleri kullanıyor:
"Sağda duranlar silah, para ve sayı bakımından zayıf olabilir. Ancak yine de hakikate dayanarak batıl olanı engelleyebilir ve hatta kafatasını kırabiliriz." Videodaki görüntülerde zayıf görünen ve titrediği halde hala askeri üniformasını giyen Hakkani,  “Amerikalıların kafatasını parçalanması Allah’ın hakikati işte budur" ifadesini kullandı.
Hakkani söz konusu videoda, ABD’nin Afganistan’dan bir çıkış yolu arayışıyla ilgili olarak, “Kayıplarını örtmeye çalışıyorlar. Ancak bunu örtmeye çalışmak deveye pantolon giydirmek gibi. Deve ilk adımlarını attıktan sonra tüm mahremi ortaya çıkacaktır" diye konuşuyor.
Masanın diğer tarafında, baba Hakkani'nin alternatifi olan ve daha yumuşak bir demokratik siyaset tablosu sunarak babalarının silahla kazandıklarını sağlamlaştırmaya çalışan Hakkani'nin oğulları ve öncelikli mirasçıları yer alıyor. Üst düzey talimatlar, danışmanlar ve kaynaklar sayesinde bu oğullar bakanlık pozisyonlarını ve parlamento sandalyelerini elde etmeyi başardı. Bunlardan en küçüğü 25 yaşındaki Halid Nur, İngiltere'de askeri diploma alırken ABD’de de lisans diploması aldı. Babası, diktatör Ata Muhammed Nur, ihlallerle suçlanan önde gelen milis güçlerine liderliği sayesinde Afganistan'ın kuzeyinde en güçlü siyasi güçlerden biri olarak onun yetkisini kısmen sağlamlaştırdı.
Batur Dostum henüz 31 yaşındayken, iç savaşın en ünlü adamlarından biri olan ve Afganistan çatışmasının muhtemelen en büyük kurtulanı olan babası Abdurreşid Dostum tarafından inşa edilen bir siyasi partinin liderliğini miras aldı.
On yıllardır süren insan hakları ihlali suçlamalarından bunalan Abdurreşid Dostum, bir zamanlar zulüm gören etnik Özbek azınlığın destekçisi oldu ve başkan yardımcılığına yükseldi. Dostum bununla kalmayarak, alenen bir siyasi rakibiniı kaçırma ve saldırı suçlamalarıyla karşı karşıya kalmasına rağmen, kısa süre önce ülke tarihinde sadece üç kişiye verilen fahri askeri rütbe olan Mareşal rütbesini aldı.

Afganistan’da tüm taraflar özeleştiri yapmalı
Barışı sağlamak aynı zamanda, Afganlar arasında muazzam bir özeleştiri sürecini gerektiriyor. Önceki nesillerin yıkımlarından kurtulmak ve en azından bu yıkımın daha fazla uzamaması için bu savaşı durdurma kararı alınması ihtiyacı söz konusu.
Batur Dostum bununla alakalı yaptığı açıklamada, “Maalesef son 40 yıldır tüm taraflar hatalar yaptı. Bugün herkesin kendisini yorgun hissettiği açık. Herkes artık sadece silahların susmasını istiyor. Geçmişten ders almalıyız ve bu hataları tekrarlamamak için geleceğe dair daha dikkatli olmalıyız” dedi.
Enes Hakkani ise, örgütünün başkalarında açtığı yaraları iyileştirmek için ne yapabileceği sorulduğunda yine bir şiir aracılığıyla cevap vererek, ailesinin halihazırda işlemediği suçlamalarla karşı karşıya olduğunu söylemeye çalıştı. Hakkani sorulara şu beyitle cevap verdi:
“Körler bana yüzümün çirkin olduğunu söylüyor.
Sağır olanlar da bana söylediklerimin yanlış olduğunu söylüyor.”
Buna rağmen, kaçınılmaz gerçek şu ki, Afganistan savaşında en korkunç şiddet eylemlerinin arkasında babasının örgütü ve onu miras alan çocukları yer alıyor.
Enes Hakkani ise, hapishanede geçirdiği sürenin kalbinin yumuşamasına katkıda bulunduğunda ısrar etti. Hakkani, fotoğraflar kime ait olursa olsun sosyal medyada artık savaşın kanlı görüntülerine bakamadığını belirtti.
Son olarak Hakkani, “Şahsım adına, diğerlerinin içinde bulunduğu durumu anlayabiliyorum. Yaralarını iyileştirmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Kardeşlerimin vücutlarının parçalanmasını kendi gözlerimle izledim. Ben de sevdiklerimi kaybettiğim için çok üzüldüm ve acı çektim" dedi.

*Şarku’l Avsat tarafından The New York Times’tan tercüme edilmiştir.



Rubio: İran’la yapılacak her görüşmede füze programı da yer almalı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bugün (Çarşamba) Washington’da düzenlenen Kritik Mineraller Bakanlar Toplantısı kapsamında bir basın toplantısı düzenledi. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bugün (Çarşamba) Washington’da düzenlenen Kritik Mineraller Bakanlar Toplantısı kapsamında bir basın toplantısı düzenledi. (Reuters)
TT

Rubio: İran’la yapılacak her görüşmede füze programı da yer almalı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bugün (Çarşamba) Washington’da düzenlenen Kritik Mineraller Bakanlar Toplantısı kapsamında bir basın toplantısı düzenledi. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bugün (Çarşamba) Washington’da düzenlenen Kritik Mineraller Bakanlar Toplantısı kapsamında bir basın toplantısı düzenledi. (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un İran’la temas kurmaya hazır olduğunu belirtirken, olası görüşmelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı kalmayacağını, İran’ın füze programının da masada yer alması gerektiğini vurguladı. Açıklama, Başkan Donald Trump’ın Pekin’e Tahran’a yönelik baskıyı artırma çağrılarıyla eş zamanlı yapıldı.

Rubio, Washington’da gazetecilere, “İranlılar görüşmek isterse biz hazırız” dedi; ancak İran resmi medyasında yer alan ve görüşmelerin cuma günü Umman’da yapılacağı yönündeki haberleri doğrulamadı.

ABD Başkanı Donald Trump da çarşamba günü, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yaptığı ve “kapsamlı” olarak nitelendirilen telefon görüşmesinde İran’daki durumu ele aldıklarını söyledi. Bu temas, ABD yönetiminin Pekin ve diğer ülkelere Tahran’ı izole etme yönündeki baskılarını artırdığı bir süreçte gerçekleşti.

Askerî seçenekleri de içeren olasılıkları değerlendirmeyi sürdüren Trump, geçen ay sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşımda, İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelerden ABD’ye yapılan ithalata yüzde 25 gümrük vergisi uygulanacağını duyurduğunu hatırlattı.

İran’ın nükleer programını dizginlemeyi amaçlayan yıllara yayılan yaptırımlar, ülkenin uluslararası alanda büyük ölçüde tecrit edilmesine yol açtı. Buna karşın, Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre Tahran 2024 yılında 125 milyar dolar tutarında uluslararası ticaret gerçekleştirdi. Bu rakamın 32 milyar doları Çin, 28 milyar doları Birleşik Arap Emirlikleri ve 17 milyar doları Türkiye ile yapılan ticaretten oluştu.


Çin’in Yıldız Savaşları’ndan fırlamış süper silahı: Luanniao ne kadar gerçekçi?

Uzmanlara göre uzay yarışında Avrupa'yı çoktan geride bırakan Çin, ABD'nin ardından ikinci sırada (CCTV)
Uzmanlara göre uzay yarışında Avrupa'yı çoktan geride bırakan Çin, ABD'nin ardından ikinci sırada (CCTV)
TT

Çin’in Yıldız Savaşları’ndan fırlamış süper silahı: Luanniao ne kadar gerçekçi?

Uzmanlara göre uzay yarışında Avrupa'yı çoktan geride bırakan Çin, ABD'nin ardından ikinci sırada (CCTV)
Uzmanlara göre uzay yarışında Avrupa'yı çoktan geride bırakan Çin, ABD'nin ardından ikinci sırada (CCTV)

Çin, bilimkurgu filminden fırlamış gibi duran bir süper silah üzerinde çalışıyor.  

Pekin yönetiminin geçen ayın başlarında yeni görüntülerini yayımladığı Luanniao savaş gemisi, Çin ordusunun uzay ve hava savunma sistemi Nantianmen'in en önemli parçasını oluşturuyor. 

Çin'in kamu yayıncısı Çin Merkez Televizyonu'ndaki (CCTV) askeri teknoloji programı "Lijian'ın" paylaştığı özelliklere göre uçan gemi, 242 metre uzunluğa ve 684 metre kanat genişliğine sahip olacak.

Luanniao'nun ayrıca Xuan Nu adlı inansız saldırı jetlerinden 88 adet taşıyabileceği ileri sürülüyor.

Yapımının 20 ila 30 yıla kadar tamamlanması öngörülen uçan geminin kalkışta 120 bin ton ağırlığı sırtlayabileceği savunuluyor. 

Dünyanın en büyük savaş gemisi olan Amerikan donanmasına ait USS Gerald R. Ford ise 337 metre uzunluğunda ve 78 metre genişliğinde. Mürettebat ve yakıt dahil ağırlığı da 100 bin ton civarı. 

Geminin Yıldız Savaşları serisindeki uzay araçlarına benzetildiği Telegraph'ın analizinde, Luanniao'nun özellikle Tayvan ve Güney Çin Denizi üzerinde Pekin yönetimine büyük avantaj sağlayabileceğine dikkat çekiliyor. 

Avustralya'daki Griffith Üniversitesi'ne bağlı Griffith Asya Enstitüsü'nden Peter Layton, uzay gemisinin karadan havaya füzeleri ve diğer savaş uçaklarını aşarak uçabileceğini belirtiyor: 

Bu gemi genel olarak hava koşullarının etkisinden uzak olduğu gibi çoğu savunma sisteminin menzilinin de dışında kalacak.

Luanniao'nun konsepti yaklaşık 10 yıl önce tanıtılmış ancak birçok uzman tarafından gerçekçilikten uzak bir askeri propaganda olarak görülmüştü. 

Böyle bir uçağın atmosferin üst katmanlarına kadar çıkıp yüzeye füze fırlatması için gerekli teknoloji şimdilik mevcut değil. Layton, Çin'in Luanniao'yu bir uydu gibi yörüngeye fırlatabileceğini ancak uçağın bu sefer de uzay enkazına çarpabileceğini söylüyor. 

Çin'in Luanniao'yu yörüngeye fırlatmak için yeniden kullanılabilir bir rokete de ihtiyacı olacak. Pekin, Elon Musk'ın SpaceX'inin geliştirdiği yeniden kullanılabilir roketlerden ilham alabilir fakat Layton, ülkenin böyle bir roketi ancak 10 ila 15 yıl içinde geliştirebileceğini savunuyor. 

DW'nin irtibata geçtiği Alman diplomat ve uzay araştırmacısı Heinrich Kreft de şu yorumları yapıyor: 

Proje, bugünün perspektifinden hiçbir şekilde gerçekçi değil. Ancak 20 veya 30 yıl önce bilimkurgu olarak görülen birçok şey bugün gerçeğe dönüştü.

Independent Türkçe, Telegraph, DW


Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
TT

Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)

Dondurulmuş Libya varlıkları dosyası, ABD Adalet Bakanlığı’nın cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş Amerikalı iş insanı Jeffrey Epstein’e ilişkin yeni bir belge grubunu yayımlamasının ardından yeniden gündeme geldi.

Söz konusu dosyalarda Libya’ya ilişkin yer alan iddialar, Libyalılar arasında endişe ve soru işaretlerine yol açtı. Belgelerde, Epstein’in Temmuz 2011’de, İngiliz ve İsrail istihbarat servislerinin desteğiyle, ülke dışında bulunan ve dondurulmuş durumdaki Libya varlıklarını hedef almaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin eski Başkan Yardımcısı Abdulhafız Goga, bu iddiaları yalanladı. Goga, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu iddiaların kesinlikle hiçbir doğruluk payı yok. Söz konusu fonlar uluslararası mali mekanizmalar çerçevesinde yönetiliyordu” dedi. Gündeme gelen bilgileri ‘yalnızca değerlendirme ve tahminlerden ibaret’ olarak nitelendiren Goga, bunların ‘herhangi bir kesinlik ifade etmediğini’ vurguladı.

Söz konusu dönemde Libya’daki en üst düzey ikinci yetkili olan Goga, bu tür sızıntıların amacının ‘zaten istikrarsız olan Libya’daki durumu daha da karmaşık hale getirmek’ olduğunu ifade etti.

zcdfrgt
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçtiğimiz aralık ayında Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Mütevelli Heyeti ile yaptığı toplantıda (Libya Yatırım Otoritesi sayfası)

Libya’ya ait yurt dışındaki varlıklar, 2011 yılında merhum lider Muammer Kaddafi yönetimine karşı başlatılan ‘devrimin’ ardından, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1970 ve 1973 sayılı kararları uyarınca dondurulmuştu. Bu kapsamda, küresel bankalara dağılmış mevduatlar, egemen fonlar ve mali yatırımlardan oluşan varlıkların toplamının yaklaşık 200 milyar dolar olduğu belirtilirken, eski Başkanlık Konseyi bu tutarın yaklaşık 67 milyar dolara gerilediğini açıklamıştı.

Ancak Epstein dosyalarının yayımlanmasının ardından bu varlıklara ilişkin endişeler yeniden gündeme geldi. Bu endişeleri dile getiren isimlerden biri olan, Dış Yatırımlar ve Uzun Vadeli Portföy Şirketi’nin eski başkanı Dr. Halid ez-Zentuti, söz konusu iddiaların ve benzeri girişimlerin yaşanmış olabileceğini dışlamadığını belirterek, ‘2011’den bu yana varlıkları hedef alan tekrarlayan girişimler bulunduğuna’ dikkat çekti.

Zentuti, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Afrika ülkeleri başta olmak üzere çeşitli ülkelerde Libya’ya ait yatırım kuruluşlarına bağlı varlık ve gayrimenkullerin müsaderesine yönelik davalar söz konusu. Ayrıca Avrupa mahkemelerinde, aralarında Avrupa’daki kraliyet ailelerinin de bulunduğu aileler tarafından açılan asılsız davalara dayanan yargı kararları bulunuyor” dedi.

Zentuti, “Libya’daki kırılgan durum, siyasi bölünmüşlük ve ilgili kurumların etkin denetim eksikliği, dondurulmuş Libya varlıklarının hedef alınması için elverişli bir ortam yarattı. Bu durum, bazı tarafları, şirketleri ve devletleri bu fonlardan pay almaya teşvik etti” değerlendirmesinde bulundu. Zentuti ayrıca, Libya içindeki bazı çevrelerin, komisyon ya da rüşvet karşılığında sahte bilgi ve belgeler sunarak bu sürece zımnen dahil olmuş olabileceğini de dile getirdi.

Epstein dosyalarında yer alan mesajlara göre, daha önce İngiliz istihbaratı ve İsrail’in Mossad teşkilatında görev yapmış bazı kişilerin, uluslararası hukuk bürolarıyla yapılan görüşmeler kapsamında, dondurulmuş Libya varlıklarının tespit edilmesi ve geri alınması konusunda yardım sunmaya hazır oldukları ifade edildi.

Libya’ya ait dondurulmuş fonlar, 2011’den bu yana Avrupa’da çeşitli girişimlere konu oldu. Bunların son örneği, geçen yıl Birleşik Krallık Lordlar Kamarası’nda İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) mağdurlarına tazminat ödenmesine yönelik tartışmalar olurken, daha önce de Belçika’da Euroclear Bank’ta bulunan yaklaşık 15 milyar euronun üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması için yıllar süren hukuki süreçler yaşanmış ve bu süreçlerde kraliyet ailesinin de rol oynadığı belirtilmişti.

sdf
Trablus'taki Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Genel Merkezi (LIA resmi internet sitesi)

Medyada Epstein dosyaları olarak anılan belgelerle ilgili tartışmalar, Libya’da biri batıda Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), diğeri ise doğu ve güneyin bazı kesimlerini kontrol eden ve Parlamento tarafından desteklenen Usame Hammad hükümeti olmak üzere iki yönetim arasındaki kronik bölünmüşlük ortamında gündeme geldi. Bu durumun, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıkları dosyasına olumsuz yansıdığı değerlendiriliyor.

Dondurulmuş fonlara yönelik endişelerin artması üzerine UBH geçen yıl, bazı yatırımların süregelen savaşlar nedeniyle durduğu gerekçesiyle tazminat talep eden davaların tespit edilmesinin ardından, çeşitli ülkelerle iş birliği içinde bu varlıkları takip etmek üzere bir hukuk komitesi oluşturdu. Aynı zamanda bir Libya parlamento komitesinin de dosyayı ele almak üzere Batılı ülkelere ziyaretlerini yoğunlaştırdığı belirtildi.

Libyalı siyasi analist Hüsam Feniş, Epstein dosyalarını, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıklarını hedef alan ve ‘Libyalıların elinde kalan son siper’ olarak gördüğü bu fonlara yönelik gerçek ve süreklilik arz eden girişimler olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Feniş, siyasi bölünmüşlüğün sürmesinin, bu varlıklarla oynanması ve dış müdahalelere açık hale gelmesi riskini artıracağını öngörerek, parçalanmış bir devlet yapısında, fonları korumaya yönelik komitelerin bireysel çabalarının etkisiz kalabileceğine dikkat çekti.

Kurumların birleştirilmesine kadar geçen süreçte Zentuti, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya varlıklarının hukuki olarak korunmasına bağlı kalması gerektiğini vurgulayarak, bu fonların, açık bir yetkilendirme ve uluslararası standartlar çerçevesinde, uzman uluslararası şirketler aracılığıyla yönetilmesi ve değerlendirilmesine izin verilmesi çağrısında bulundu. Zentuti, bunun fonların büyütülmesi ve küresel mali riskler, enflasyon ve değer kaybına karşı korunması için gerekli olduğunu ifade etti.

Öte yandan, Euronews’in internet sitesinde yer verdiği Jeffrey Epstein belgeleri, Temmuz 2011 tarihli bir e-postayı da ortaya koydu. Epstein’in ortaklarından biri tarafından gönderilen mesajda, Libya’daki karışıklıktan yararlanılarak Batılı ülkelerde dondurulan Libya varlıklarının geri alınmasına yönelik planlara işaret edildi. Belgelerde, söz konusu varlıkların tutarının yaklaşık 80 milyar dolar olduğu, bunun 32,4 milyar dolarının ABD’de bulunduğu, gerçek değerinin ise bu rakamın üç ya da dört katına ulaşabileceği öne sürüldü.