Afganistan’da savaş liderlerinin çocukları barışın peşinde

Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani (ortada), Abdürreşid Dostum ile Nisan 2014'te Kabil'de bir görüşme sırasında (The New York Times)
Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani (ortada), Abdürreşid Dostum ile Nisan 2014'te Kabil'de bir görüşme sırasında (The New York Times)
TT

Afganistan’da savaş liderlerinin çocukları barışın peşinde

Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani (ortada), Abdürreşid Dostum ile Nisan 2014'te Kabil'de bir görüşme sırasında (The New York Times)
Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani (ortada), Abdürreşid Dostum ile Nisan 2014'te Kabil'de bir görüşme sırasında (The New York Times)

Afganistan hükümeti ile Taliban arasındaki müzakerelerin her iki tarafında da Sovyet işgaline (1979-1989) karşı direnişin önderlerinin çocukları yer alıyor.
O günden bu yana, ebeveynlerinden bazıları ölene kadar mücadeleye devam etti. Bazıları intihar saldırılarında can verirken, savaşta hayat kalan komutanlar madalyalar ve şatafatlı rütbeler kazandılar. Süreç milyonlarca kişinin sefaletine neden olsa da savaş lordlarını zenginleştirdi. Yeni lider kuşağı, saraylarda yaşıyor ve muazzam zenginliğin ve siyasi konumlarının tadını çıkarıyor. Ancak yine de ölümle "saklambaç" oynuyorlar. 
Babaları, ortaya çıkan iktidar boşluğunda silahlarını birbirlerine çevirmeden ve vahşetin damgasını vurduğu bir iç savaş başlatmadan önce, Sovyetler’i kovmak için yan yana savaştılar.
Yeni nesil liderler ise ABD ordusu ile Katar’ın başkenti Doha’da barış görüşmeleri yaparken artık bir yol ayrımına geldiklerinin farkındalar.
Savaşan Afgan taraflar bir iktidar paylaşımı formülü üzerinde anlaşamazlarsa, Afganistan yeni bir iç savaşa girebilir ve çatışma yeni düşmanların ve yeni liderlerin varlığında başka bir nesil için devam eder.
Babası, Afganistan’ın kaosa sürüklenmesinin başlangıcında, Sovyet işgaline karşı direniş komutanlarından biri olan Fatıma Geylani, konuyla alakalı yaptığı açıklamada, “Bu fırsatı kaybedersek Afganistan'ı kaybederiz. Bu fırsatı kaçırırsak Afganistan halkına ihanet etmiş oluruz. Her çocuğa ve her kadına ihanet ederiz ve her şeyden önce bu savaşta ölen insanlara ihanet etmiş oluruz" diyor.
Şubat ayında Taliban ile ABD askerinin geri çekilmesini sağlayan anlaşmaya varılmasının ardından Geylani, Eylül ayında Katar'ın başkenti Doha'ya, hükümeti temsilen 20 müzakereciden biri olarak geldi.
Geylani, üçüncü boğaz kanseri ameliyatının üzerinden bir hafta geçmesine rağmen Katar'a geldi ve sesi hala kısıktı.
Afganistan en son 80'lerde böyle bir dönüm noktasındaydı. O dönem Geylani’nin babası Sovyetlere karşı savaşan mücahitlerin lideriydi ve savaş sona erdiğinde ve Sovyetler çekilmeye yaklaşırken babası Geylani’yi mücahit gruplarının sözcüsü olması için doktoradan vazgeçmeye ikna etmişti.
O dönemin hiç bitmeyen bir kabusa dönüştüğünü belirten Geylani, “Kısa sürede birbirlerine karşı savaşmayı bıraktıklarını, aralarında hükümette kadınlara yer vermeyen radikalizm yanlılarının, babası gibi ılımlı grupların sayısından fazla olduğunu” belirtti. Geylani açıklamasında, “66 yaşında bir kadınım ve karamsar değilim. Başka bir fırsat elde ettiğimizde çalışmalıyız” dedi.
Müzakerelerde, Taliban tarafında da Sovyetler’e karşı savaşan liderlerin çok sayıda çocuğu veya akrabası var. Direnişin önde gelen liderlerinden biri olan merhum Mevlevi Muhammed Yunus Halis'in oğlu Mevlevi Mutiulhak Halis (60) bu isimlerden biri. Babası Mevlevi Muhammed Yunus Halis'in ünü, Beyaz Saray'ı ziyaret ettiğinde, mücahitleri öven ve onları "özgürlük savaşçıları" olarak nitelendiren eski ABD Başkanı Ronald Reagan'ın yanında durduğunda başladı.
Katar'daki müzakerelerin isyancı tarafında önde gelen isimler arasında, ince uzun boylu, henüz 26 yaşında olan ancak Afgan şehirlerini kasıp kavuran ölümcül bombalamalarla uzun zamandır eşanlamlı olan “Hakkani” lakaplı bir figür yer aldı. Gerçek adı, bir zamanlar Sovyetler karşısında ABD’nin müttefiki olan, ancak daha sonra ABD’yi Afganistan'dan çıkarmaya zorlamak için Taliban'ın meşhur Hakkani örgütünü kuran Celaluddin Hakkani'nin en küçük oğlu Enes Hakkani. Örgütün başında ise Celaluddin Hakkani'nin diğer oğullarından biri olan Siraceddin var ve şu anda Taliban liderinin en yüksek yardımcısı olarak biliniyor.
Ancak Enes Hakkani, müzakere masasında Taliban’ı temsil ederken bile, kişisel bir konuşma yaparak her şeyden çok bir şair gibi görünmeye çalıştı.
ABD, 2001 yılında Afganistan'ı işgal etmeye hazırlanırken, Hakkani'nin babasıyla mücahitlerin mücadelesine dayanan yakın bağları olan Üsame bin Ladin'in peşine düştü ve Enes Hakkani o zamanlar sadece 7 yaşındaydı. ABD, Pakistanlı arabulucularla birlikte, Taliban ve Üsame bin Ladin’den müttefiklerinin kendilerini karşı yeniden ihanet edip etmeyeceğini görmek için Celaluddin Hakkani'ye yakınlaştı.
Enes, o sırada 60’lı yaşlarında olan babasının yetkisi üzerine babasının ABD’lilere uyarısını aktararak, “Sorunlar konuşarak çözülür. Ama bir işgalci olarak geldiyseniz sizi Sovyetlerle savaştığım silahla vururum" dedi.
Celaluddin Hakkani, Sovyetlere karşı savaş sırasında elde edilen ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) parasıyla Pakistan'ın aşiret bölgelerinde, kanunsuz bölgede inşa edilen ve desteklenen geniş bir üs geliştirdi. Dört oğlunu suikastlarda ve ABD insansız hava araçları saldırılarında kaybeden Hakkani, iki yıl önce yaşlılığından dolayı hastalanarak hayatını kaybetti.
Hakkani’nin geride bıraktığı mirası, yarım asırlık direnişi ve müdahaleci yabancı güçlere karşı mücadelede çocuklarını zafer peşinde koşmaları için eğittiği eksiksiz bir altyapısıydı. Hakkani’nin verdiği örnek açıktı ve şu sözleri mevcut durumu açıklıyordu: “Eski dostlar, Afganistan'da başka bir savaşta her zaman yeni düşman olabilir.”
Taliban, Hakkani’nin bu yıl ikinci ölüm yıldönümünde bir video yayınladı. Videoda Hakkani şu ifadeleri kullanıyor:
"Sağda duranlar silah, para ve sayı bakımından zayıf olabilir. Ancak yine de hakikate dayanarak batıl olanı engelleyebilir ve hatta kafatasını kırabiliriz." Videodaki görüntülerde zayıf görünen ve titrediği halde hala askeri üniformasını giyen Hakkani,  “Amerikalıların kafatasını parçalanması Allah’ın hakikati işte budur" ifadesini kullandı.
Hakkani söz konusu videoda, ABD’nin Afganistan’dan bir çıkış yolu arayışıyla ilgili olarak, “Kayıplarını örtmeye çalışıyorlar. Ancak bunu örtmeye çalışmak deveye pantolon giydirmek gibi. Deve ilk adımlarını attıktan sonra tüm mahremi ortaya çıkacaktır" diye konuşuyor.
Masanın diğer tarafında, baba Hakkani'nin alternatifi olan ve daha yumuşak bir demokratik siyaset tablosu sunarak babalarının silahla kazandıklarını sağlamlaştırmaya çalışan Hakkani'nin oğulları ve öncelikli mirasçıları yer alıyor. Üst düzey talimatlar, danışmanlar ve kaynaklar sayesinde bu oğullar bakanlık pozisyonlarını ve parlamento sandalyelerini elde etmeyi başardı. Bunlardan en küçüğü 25 yaşındaki Halid Nur, İngiltere'de askeri diploma alırken ABD’de de lisans diploması aldı. Babası, diktatör Ata Muhammed Nur, ihlallerle suçlanan önde gelen milis güçlerine liderliği sayesinde Afganistan'ın kuzeyinde en güçlü siyasi güçlerden biri olarak onun yetkisini kısmen sağlamlaştırdı.
Batur Dostum henüz 31 yaşındayken, iç savaşın en ünlü adamlarından biri olan ve Afganistan çatışmasının muhtemelen en büyük kurtulanı olan babası Abdurreşid Dostum tarafından inşa edilen bir siyasi partinin liderliğini miras aldı.
On yıllardır süren insan hakları ihlali suçlamalarından bunalan Abdurreşid Dostum, bir zamanlar zulüm gören etnik Özbek azınlığın destekçisi oldu ve başkan yardımcılığına yükseldi. Dostum bununla kalmayarak, alenen bir siyasi rakibiniı kaçırma ve saldırı suçlamalarıyla karşı karşıya kalmasına rağmen, kısa süre önce ülke tarihinde sadece üç kişiye verilen fahri askeri rütbe olan Mareşal rütbesini aldı.

Afganistan’da tüm taraflar özeleştiri yapmalı
Barışı sağlamak aynı zamanda, Afganlar arasında muazzam bir özeleştiri sürecini gerektiriyor. Önceki nesillerin yıkımlarından kurtulmak ve en azından bu yıkımın daha fazla uzamaması için bu savaşı durdurma kararı alınması ihtiyacı söz konusu.
Batur Dostum bununla alakalı yaptığı açıklamada, “Maalesef son 40 yıldır tüm taraflar hatalar yaptı. Bugün herkesin kendisini yorgun hissettiği açık. Herkes artık sadece silahların susmasını istiyor. Geçmişten ders almalıyız ve bu hataları tekrarlamamak için geleceğe dair daha dikkatli olmalıyız” dedi.
Enes Hakkani ise, örgütünün başkalarında açtığı yaraları iyileştirmek için ne yapabileceği sorulduğunda yine bir şiir aracılığıyla cevap vererek, ailesinin halihazırda işlemediği suçlamalarla karşı karşıya olduğunu söylemeye çalıştı. Hakkani sorulara şu beyitle cevap verdi:
“Körler bana yüzümün çirkin olduğunu söylüyor.
Sağır olanlar da bana söylediklerimin yanlış olduğunu söylüyor.”
Buna rağmen, kaçınılmaz gerçek şu ki, Afganistan savaşında en korkunç şiddet eylemlerinin arkasında babasının örgütü ve onu miras alan çocukları yer alıyor.
Enes Hakkani ise, hapishanede geçirdiği sürenin kalbinin yumuşamasına katkıda bulunduğunda ısrar etti. Hakkani, fotoğraflar kime ait olursa olsun sosyal medyada artık savaşın kanlı görüntülerine bakamadığını belirtti.
Son olarak Hakkani, “Şahsım adına, diğerlerinin içinde bulunduğu durumu anlayabiliyorum. Yaralarını iyileştirmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Kardeşlerimin vücutlarının parçalanmasını kendi gözlerimle izledim. Ben de sevdiklerimi kaybettiğim için çok üzüldüm ve acı çektim" dedi.

*Şarku’l Avsat tarafından The New York Times’tan tercüme edilmiştir.



Grönland krizi: Danimarka-ABD ilişkileri nasıl gelişecek?

48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)
48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)
TT

Grönland krizi: Danimarka-ABD ilişkileri nasıl gelişecek?

48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)
48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, ABD'yle ilişkilerin akıbetinin belirsiz olduğunu ifade etti. 

Frederiksen, New York Times'da (NYT) dün yayımlanan röportajında, ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı ilhak etme tehditlerinin "eski dünya düzeninin sona erdiğini gösterdiğini" söyledi. 

Berlin'deki Danimarka Büyükelçiliği'nde Amerikan gazetesinin sorularını yanıtlayan Frederiksen, ABD'yle ilişkilerin akıbetinin belirsiz olduğunu vurgulayarak "Umarım ittifakımız sürer ama ne olacağını bilmiyorum" dedi. 

Frederiksen, Trump'ın NATO ve Avrupa'yla ilişkilerini tehlikeye atan açıklamalarının ardından Avrupa'nın Washington'dan bağımsızlığını artırmak için radikal adımlar atması gerektiğini belirtti.

Avrupa ülkelerinin 2030'a kadar askeri harcamalarını hızla artırıp kendi savunmalarının tüm sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini vurguladı. Ancak NYT'nin analizinde, bunun "en şahin Avrupa güvenlik uzmanlarının standartlarına göre bile olağanüstü iddialı bir zaman çizelgesi" olduğu yazılıyor. 

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) 21 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Grönland konusunda "gelecekte yapılacak bir anlaşmanın çerçevesinin" oluşturulduğunu duyurmuştu.

ABD Başkanı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirledikleri çerçevenin detaylarını paylaşmamıştı.

Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia etmişti. Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği, askeri üs bölgelerinin ABD toprağı sayılacağı savunulmuştu.

BK'nin GKRY'de işlettiği üsler de benzer bir statüye sahip. Grönland'ın kuzeyindeki Pituffik Uzay Üssü, ABD'nin adadaki tek aktif üssü. 

WSJ'nin 21 Ocak'taki haberindeyse Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceği ileri sürülmüştü. Bunun gerçekleşmesi halinde ABD, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

Diğer yandan Frederiksen, Grönland meselesinin Danimarka ve Avrupalı müttefikleri için "kırmızı çizgi" olduğunu yinelerken, NATO Genel Sekreteri Rutte'nin Danimarka adına böyle bir konuyu müzakere etme yetkisi olmadığını vurguladı. 

NYT'nin irtibata geçtiği Avrupalı diplomatlar, Trump'ın Davos'taki açıklamalarının ardından NATO'nun Arktika'da Çin ve Rusya etkisini sınırlamak için kalıcı bir misyon oluşturmaya odaklandığını söylüyor. Frederiksen de bu yöndeki çalışmaları doğruladı. 

Ukrayna ve Grönland meselelerinin Avrupa için bir çıkar çatışması yaratmadığını savunan Danimarka lideri, sözlerini şöyle sonlandırdı: 

Ukrayna'daki savaşın Ukrayna'yla ilgili olduğuna hiç inanmadım, bu savaş Rusya'yla, Rusya'nın imparatorluk hayalleri ve bir noktada Avrupa'yla savaşa girmeye hazır olmasıyla ilgili. Grönland'daki duruma da aynı gözle bakmak gerekir. Bu Grönland'la değil, dünyadaki işleyişin nasıl değiştiğiyle ilgili.

Independent Türkçe, New York Times, Telegraph


ABD istihbaratı, Maduro’nun sağ kolundan şüpheli: İşbirliği sürecek mi?

Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

ABD istihbaratı, Maduro’nun sağ kolundan şüpheli: İşbirliği sürecek mi?

Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

ABD istihbaratı, Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez'in Washington'la işbirliğini sürdürüp sürdürmeyeceğinden emin değil. 

Beyaz Saray, Rodriguez yönetiminin İran, Çin ve Rusya gibi yakın müttefikleriyle bağlarını koparmasını, bu ülkelerin diplomat ve danışmanlarını sınır dışı etmesini istiyor.

Rodriguez'in 5 Ocak'taki yemin törenine bu ülkelerden temsilciler de katılmıştı. Nicolas Maduro'nun devrilmesiyle Venezuela'nın başına geçici olarak getirilen lider, ABD'nin rakibi olan müttefikleriyle yollarını ayıracağına dair henüz bir açıklama yapmadı. 

İran, Venezuela'nın petrol rafinerilerini onarmasına yardım ederken, Çin ise ülkeye verdiği borcun geri ödemesini petrol satışlarıyla alıyordu. Rusya da Venezuela ordusuna füzeler de dahil birçok silah tedarik etti. 

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Ülkedeki petrol endüstrisiyle yakın bağlantılara sahip Rodriguez, siyasi mahkumları ABD'ye iade etme ve Washington'a 30 milyon ila 50 milyon varil petrol gönderme gibi kararlarla Beyaz Saray'ın taleplerini karşılamıştı. 

Diğer yandan pazar günü ülkenin doğusundaki Anzoategui'deki petrol işçilerine seslenen Rodriguez şu ifadeleri kullanmıştı:

Washington'ın Venezuela'daki siyasetçilere talimat vermesine son verilsin! Farklılıklarımızı ve iç gerilimlerimizi Venezuelalılar çözer. Dış müdahaleye son!

Kaynaklara göre Donald Trump yönetimi Rodriguez'in yerine şimdilik başka bir isim görmüyor. Ancak Washington yönetiminin, muhtemel bir yönetim değişikliğine karşı hazırlıklı olmak için Venezuela'daki üst düzey askeri ve güvenlik yetkilileriyle temas kurmaya başladığı aktarılıyor. 

Diğer yandan Maduro'nun ardından iktidara gelmesi beklenen Venezuelalı aktivist María Corina Machado'nun Trump yönetimi tarafından desteklenmemesi de gündem olmuştu.

Reuters'a konuşan kaynaklardan biri, Maduro yönetimine karşı muhalif tutumuyla tanınan Machado'nun Beyaz Saray'da uzun vadede ülkeyi yönetebilecek bir lider olarak görüldüğüne dikkat çekiyor. 

CNN'in analizindeyse Trump'ın Karakas yönetimine baskı politikasını sürdürdüğü, CIA'in ülkedeki Amerikan varlığını kalıcı hale getirmek için çalışmalara başladığı belirtiliyor. 

Kimliklerinin gizli tutulmasını isteyen kaynaklar, ABD'nin ülkede büyükelçilik açmadan önce CIA aracılığıyla faaliyet göstereceğini söylüyor. Bu sayede Venezuela hükümetindeki farklı kanatlarla, muhalefet figürleriyle ve tehdit oluşturabilecek üçüncü taraflarla "gayri resmi temaslar" kurulacağını ifade ediyor. 

Maduro rejiminin devrilmesinde de önemli rol oynayan CIA'in, Washington'ın İran, Rusya ve Çin'le ilgili endişelerini Karakas yönetimine aktaracağı belirtiliyor.

Kaynaklardan biri, istihbarat kurumunun faaliyetlerinin ABD'nin ülkedeki etkisini artırmayı hedeflediğini söyleyerek, "Bayrağı devlet diker, gerçek etkiyiyse CIA oluşturur" diyor. 

Independent Türkçe, Reuters, CNN


Keir Starmer casusluk riski nedeniyle Çin'e "tek kullanımlık telefonla gidecek"

Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
TT

Keir Starmer casusluk riski nedeniyle Çin'e "tek kullanımlık telefonla gidecek"

Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)

Sör Keir Starmer ve ekibi, bu haftaki Çin gezisinde casusluğa maruz kalmamak için Pekin'e "tek kullanımlık" telefonlar ve dizüstü bilgisayarlarla gidecek.

Birleşik Krallık (BK) Başbakanı, Çin-Britanya ticari ilişkilerini geliştirmek amacıyla 5 günlük ziyaret için ülkeden ayrılırken, iş dünyası liderleri de ona eşlik ediyor.

Sör Keir ayrılmadan önce bakanlara, BK'nin son yıllarda "Çin'le ilişkilerinde altın çağdan buzul çağına geçtiğini" söyleyerek hükümetinin "stratejik ve tutarlı bir strateji" izleyeceğini iddia etti.

Öte yandan Theresa May'in 2018'deki ziyaretinden bu yana bir Britanya başbakanının ülkeye yaptığı ilk ziyaret olan bu gezi, güvenlik riskleriyle ilgili endişelere de yol açtı.

The Times'a göre başbakan ve ekibi, tüm hükümet ekipmanlarını BK'de bırakarak bu tür riskleri azaltmaya çalışacak.

Bunun yerine ev sahiplerinin casusluk faaliyetlerine maruz kalmalarını önlemek için yanlarına tek kullanımlık telefonlar ve dizüstü bilgisayarlar alacaklar. Diğer yetkililere de kişisel cihazlarını getirmemeleri söylendi.

Başbakanın resmi sözcüsü seyahat öncesinde gazetecilere, telefonunun Çinliler tarafından dinlenmediğinden Sör Keir'ın emin olduğunu ve 10 Numara'nın (BK Başbakanlık Konutu ve Ofisi -ed.n.) "sağlam iletişim güvenlik önlemleri aldığını" açıkladı.

Bu önlemler, bildirildiği üzere dönemin BK Başbakanı Gordon Brown'ın bir yardımcısının, 2008'de Çin'e yaptığı gezide "seks tuzağı" olduğundan şüphelenilen bir operasyonun kurbanı olması sonucu telefonunun çalınmasından sonra alındı.

Sör Keir ayrılmadan önceki kabine toplantısında, ziyarette "önemli iş fırsatları"nın masada olduğunu söylemiş ancak BK'nin ulusal güvenliğinin korunmasının "tartışmaya kapalı" kalacağını vurgulamıştı.

Bu geziye çıkma kararını savunur nitelikte konuşan başbakan, BK'nin Çin'le ilişki kurmayarak "fırsatları kaçırdığını" dile getirmişti.

Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Çin'i üç kez ziyaret ettiğini, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve ABD Başkanı Donald Trump'ın da yakında ziyaret edeceğini belirtmişti.

Londra'da yeni bir Çin büyükelçiliğinin onaylanmasının ardından gerçekleşen gezide Sör Keir, Çin'in casusluk faaliyetleri de dahil birkaç zorlu konuyu Çin lideri Şi Cinping'le görüşmesinde gündeme getirmesi yönünde ülkesinden baskı görecek.

Başbakan ayrıca Uygur azınlığın maruz kaldığı muamele ve Hong Konglu bir demokrasi savunucusu olan Britanya vatandaşı Jimmy Lai'nin tutukluluğu konusunu gündeme getirmesi için çağrılarla karşı karşıya.

78 yaşındaki Lai, Hong Kong'un yeni ulusal güvenlik yasası uyarınca 2020'de gözaltına alındığından bu yana, büyük bir kısmı tek kişilik hücrede olmak üzere 5 yıldan uzun süredir hapiste.

BK Dışişleri Bakanı Yvette Cooper geçen ay isyan ve komplo suçlamalarından hüküm giyen Lai'nin "derhal serbest bırakılmasını" talep etmiş, Çin büyükelçisi de Dışişleri Bakanlığı'na çağrılmıştı.

Independent Türkçe