Almanya Dışişleri Bakanı Maas Şarku’l Avsat’a konuştu: İran’ın bölgedeki rolüne eleştirel bir gözle bakıyoruz

Maas, Suudi Arabistan'ın G20 Başkanlığının dünya meselelerinde önemli bir rol oynadığını söyledi

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas
TT

Almanya Dışişleri Bakanı Maas Şarku’l Avsat’a konuştu: İran’ın bölgedeki rolüne eleştirel bir gözle bakıyoruz

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Kasım ayında yapılması planlanan G20 Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin odak noktasının sağlık sektörü ve ekonominin yeniden canlandırılması konuları olduğunu söylerken G20’nin 2020 dönem başkanlığını Suudi Arabistan’ın yapıyor olmasının hem bölgesel hem de küresel ekonomi için önemli olduğuna dikkati çekti. Maas, sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın, iklim değişikliği ve küresel ısınmayı ele alırken karşılaşılan zorluklar açısından büyük önem taşıdığını da vurguladı.
Maas, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, G20 zirvesinin temaları arasında özellikle Kovid-19 salgınından etkilenen ülkeler için borç geri ödeme süresinin uzatılması konusunun yer alacağını belirterek, “Küresel borçla nasıl başa çıkılacağına dair özel olarak çizilmiş bir yol haritasına ihtiyacımız var. Aşıların, testlerin ve ilaçların mevcut olduğundan ve bunların uygun maliyetli ve dünya çapında erişilebilir olduğundan emin olmalıyız. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) açısından daha fazla uluslararası koordinasyona ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.
İsrail'in Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn ile ilişkilerinin normalleşmesi hakkındaki yorumunda Maas, şunları söyledi:
“Ortadoğu'da barış sürecinde yeni bir ivme yaratmak için atılan bu adımdan yararlanmaya çalışıyoruz. Avrupa Birliği (AB), Arap Devletleri Ligi (AL) ve Birleşmiş Milletler'deki (BM) ortaklarımızla İsrailliler ve Filistinliler arasında yeni müzakereler başlatacak bir yolu desteklemek üzere istişarelerde bulunuyoruz. İsrail'in güvenliği veya Filistinlilerin haklarının sağlanması için, iki devletli çözümün bu çatışmaya en iyi çözüm olmaya devam ettiğine olan inancımız tamdır.”
Suriye ile ilgili olarak Avrupa’nın Suriye’nin yeniden inşasını desteklemesi için ülkede kapsamlı ve inandırıcı bir siyasi sürecin başlatılması gerektiğinin altını çizen Maas, Lübnan ile ilgili olarak ise, reformların başlatılmasının, yeniden yapılanma için Almanya’nın ve uluslararası toplumun desteğini almanın ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile müzakerelerin yeniden başlamasının ön şart olduğunu vurguladı.
Maas, Suudi Arabistan-Almanya ilişkileri konusunda, “Suudi Arabistan, bölgede bizim için önemli bir ortak. İki ülke arasında yakın bir ekonomik işbirliği ilişkisi var. Riyad, Berlin’in en önemli ikinci Arap ticaret ortağıyken Almanya da Suudi Arabistan’ın dördüncü büyük tedarikçisi konumdadır. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, iklim değişikliğinin getirdiği zorlukların üstesinden gelmek için teknolojik işbirliği dahil olmak üzere birçok yeni işbirliği alanının önünü açıyor” şeklinde konuştu.

İşte Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas röportajının tam metni:

*Bahreyn ve BAE'nin İsrail ile imzaladığı anlaşmaları ve bunların Filistinlilerin haklarına zarar vermeden Ortadoğu bölgesinde barış ve ekonomik iş birliği açısından sonuçlarını nasıl görüyorsunuz?
Almanya, İsrail ile BAE ve Bahreyn arasındaki diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik anlaşmalar imzalanmasını memnuniyetle karşılıyor. Çünkü bu anlaşmalar, bölgede barış içinde bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteriyor. Ayrıca bu anlaşmalar, bölge halkı için bir takım imkânlar da sunuyor. Elbette bizim açımızdan bu potansiyel, İsrailliler ve Filistinliler arasındaki ilişkiler için de geçerli. Bu nedenle, Ortadoğu'da çıkmaza giren barış sürecinde yeni bir ivme yaratmak için atılan bu adımdan yararlanmaya çalışıyoruz.
Bu nedenle, AB, AL ve BM’deki ortaklarımızla İsrailliler ve Filistinliler arasında yeni müzakereler başlatacak bir yolu desteklemek üzere istişarelerde bulunuyoruz. İsrail'in güvenliği veya Filistinlilerin haklarının sağlanması için, iki devletli çözümün bu çatışmaya en iyi çözüm olmaya devam ettiğine olan inancımız tamdır.

*Libya’daki ve Suriye’deki son durumla ilgili ne düşünüyorsunuz? Türkiye ve Rusya bu iki krizde ne ölçüde merkezi rol oynuyorlar?
Her iki çatışmanın da ortak noktası, çok uzun süredir devam etmekte olmalarıdır. Acilen askeri çözümün siyasi bir çözümle yer değiştirmesi gerekiyor. Çatışma sivil toplum pahasına ve hiçbir şey dikkate alınmadan ilerliyor.  Özellikle Suriye'de insanların çektiği acılar, gerçekten dayanılamayacak boyuta ulaşmış durumda.
Rusya ve Türkiye’nin her iki krizde de önemli taraflar olduğu herkes tarafından biliniyor. Suriye'de ulusal çapta ateşkes ve sürdürülebilir bir siyasi çözüm için çabalamalarını bekliyoruz. (Suriye Devlet Başkanı Beşşar) Esed’in yakın müttefiki olan Rusya'nın nüfuzunu kullanması ve Şam'ı yapıcı bir tutum sergilemeye itmesi gerekiyor.
Öte yandan Libya'da krizin siyasi çözümüne ilişkin ilk umut ışıklarına tanık oluyoruz. Özellikle, (İsviçre’nin) Montrö şehrinde BM himayesinde yapılan görüşmeler, siyasi sürecin başlangıcı için bir temel oluşturabilir. Gerçek şu ki Libya'nın geleceği, Libyalılar tarafından belirlenmelidir. Libya’da çatışan tarafların uluslararası destekçilerinin jeo-stratejik çıkarlarına göre yönlendirilmemelidir.  Bunu gerçekleştirmenin yolu ise bilindiği üzere ülkedeki çatışmaya yönelik dış müdahalenin sona ermesidir. Ülkedeki insani ve güvenlik durumu iyileştirilmeli, sürdürülebilir devlet yapıları ve hukukun üstünlüğü yeniden inşa edilmelidir.

*Lübnan’da hükümeti kurmakla görevlendirilen başbakan adayının istifası sonrası ülkenin içinde bulunduğu mevcut koşulları nasıl değerlendiriyorsunuz? Almanya'nın Lübnan’ın içinde bulunduğu krizden çıkmasına yönelik vizyonu nedir?
Lübnan'da hükümeti kurmakla görevlendirilen (Mustafa) Edib’in hükümeti kurma konusunda başarısız olması üzücü. Şimdi durum, yeni bir hükümet kurmak için derhal harekete geçmeye çalışan siyasi partilere ve taraflara bağlı. Lübnan, halkının meşru isteklerini karşılamak için acil siyasi ve ekonomik reformlara ihtiyaç duyuyor. Yeni hükümetin de yıllardır devam eden yolsuzluk ve kötü yönetimle mücadele etmesi ve bunların üstesinden gelmek için doğru önlemleri alması gerekiyor.

*Avrupa’nın İran nükleer dosyasına ilişkin tutumundaki son gelişmeler neler? İran’ın Körfez sularında oluşturduğu tehditlere ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Viyana’da imzalanan nükleer anlaşma, İran’ın nükleer programını kontrol altına almak ve bu programı takip etmek için elimizdeki tek mekanizmadır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından gerçekleştirilen kontroller ve şeffaflık kuralları, bu alanda dünyadaki en kapsamlı kurallardır. Bunu korumak, Avrupa ülkeleri ve uluslararası toplumun ortak güvenlik çıkarlarının yanı sıra Ortadoğu'da istikrar ve güvenlik çıkarlarını da kapsamaktadır. Fakat anlaşma, eğer İran sorumluluklarını yerine getirirse ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşma kapsamındaki taahhütlerini kısıtlama olmaksızın uygulamaya devam ederse sürdürülebilir. Bunu şiddetle savunuyoruz. İran’ın bölgedeki rolüne eleştirel bir gözle bakıyoruz. Bu durum, İran'ın Körfez ve Hürmüz Boğazı'ndaki eylemleri için de geçerlidir.

*Suudi Arabistan-Almanya ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? İki ülke arasındaki önemli işbirliği alanları nelerdir?
Suudi Arabistan bölgede bizim için önemli bir ortak ve birlikte tartışmamız gereken birçok iç ve dış politika sorunu var. Suudi Arabistan ile Almanya arasında resmi diplomatik ilişkiler 1954'te kuruldu. İki ülke arasında yakın bir ekonomik işbirliği ilişkisi var. Riyad, Berlin’in en önemli ikinci Arap ticaret ortağıyken Almanya da Suudi Arabistan’ın dördüncü büyük tedarikçisi konumdadır. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, iklim değişikliğinin getirdiği zorlukların üstesinden gelmek için teknolojik işbirliği dahil olmak üzere birçok yeni işbirliği alanının önünü açıyor. Bu durum, özellikle iklim değişikliği ve küresel ısınma sorununun getirdiği zorlukları ele alamaya yönelik teknolojik yollar için büyük önem taşıyor.

*Yemen krizini nasıl değerlendiriyorsunuz? Riyad Anlaşması ile ilgili değerlendirmeniz nedir?
Yemen’deki çatışma 6 yılı aşkın bir süredir devam ediyor. Ülkede insani bir felaket yaşanıyor. Yemenliler, çatışmaların yanı sıra ülkedeki alt yapının yok edilmesi, sağlık sektörünün çöküşü, Kovid-19 salgını, para birimindeki büyük değer kaybı ve ekonomik krizden mustarip.
Suudi Arabistan vatandaşları da özellikle sınır bölgelerinde  yaşayanlar bu çatışmalardan etkileniyor. Ne Hudeyde’de ne de Ma’rib'de bu çatışmanın askeri bir çözümü olmadığına inancımız tamdır. BM ve BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths, ülkede siyasi çözüme yönelik atılacak adımlar konusunda önerilerde bulundular. Ülke genelinde ateşkes ilan edilmesine, güven artırıcı önlemler alınmasına ve siyasi bir sürece ihtiyacımız var. Suudi Arabistan’ın bu çabalara verdiği desteğin ve Yemen hükümeti üzerindeki nüfusunun kullanılması önemli, ancak Yemen halkını içinde bulundukları kötü durumda bırakamayız. Almanya bu yıl insani yardım ve kalkınma işbirliğini güçlendirmeyi ve geliştirmeyi amaçlayan projeler için 367 milyon dolar ayırdı. Fakat BM tarafından sağlanan destek programları halen ciddi ölçüde yetersiz bir şekilde finanse edilmektedir. Bu nedenle Suudi Arabistan'ın destekleme konusunda verdiği sözleri yerine getirmesinden memnunuz. Bununla birlikte, hepimizin daha yoğun çaba sarf etmeyi düşünmemiz gerekiyor.

*Sizce Suudi Arabistan'ın bölgesel ve küresel ekonomide oynadığı rolün önemi ne ölçüde? Bu rolün, Suudi Arabistan’ın başlattığı reformların, G20 Zirvesi’nin sürdürülebilir kalkınma programının güçlendirilmesi açısından önemi nedir?
Suudi Arabistan, G20’nin bir üyesi olarak grubun dönem başkanlığını üstleniyor. Suudi Arabistan, dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olmasının yanı sıra tabii ki bölgesel ve küresel ekonomide önemli bir rol oynuyor. Suudi Arabistan 2030 Vizyonu’nda yer alan iddialı reformlar, oynadığı bu role katkıda bulunuyor.
Sürdürülebilir ekonomik kalkınma, iklim değişikliği ve küresel ısınmayı ele alırken karşılaştığımız zorluklar göz önüne alındığında çok önemlidir. Almanya ve Alman şirketleri, gelişmiş teknolojik çözümleri ile Suudi Arabistan'ın bu bağlamda önemli bir ortağı olabilir. Özellikle alternatif enerjiler ve başta yeşil hidrojen alanının yanı sıra depolama ve taşıma potansiyeli ile ilgili konularda ortaklıklar olabilir.

*Suudi Arabistan'ın dönem başkanlığını yaptığı G20 Zirvesi’nin rolü nedir? Onu bekleyen en acil sorunlar ve karşı karşıya olduğu en önemli zorluklar nelerdir?
G20, bir dizi olağanüstü toplantı çerçevesinde Kovid-19 salgınından en çok etkilenen gelişmekte olan ülkelere hızlı destek sağlamak için bir takım ortak önlemler almıştır. Bu, çok taraflılığın öneminin güçlü bir göstergesidir. Kasım ayında yapılması planlanan G20 Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin odak noktasının sağlık sektörü ve ekonominin yeniden canlandırılması konuları oluşturacak. Bu konulardan ilki özellikle Kovid-19 salgınından etkilenen ülkelerin borç ödeme tarihlerinin ertelenmesidir. Ama bundan daha fazlasına ihtiyacımız var. Küresel borçla nasıl başa çıkılacağına dair özel olarak çizilmiş bir yol haritasına gereksinim duyuyoruz. Aşıların, testlerin ve ilaçların mevcut olduğundan ve bunların uygun maliyetli ve dünya çapında erişilebilir olduğundan emin olmalıyız. Bu amaçla, WHO ve WTO açısından daha fazla uluslararası koordinasyona ihtiyaç var. Üstelik kapsamlı olanın dışında bir sürdürülebilirlik olmadığından, özellikle pandeminin ülkeler üzerindeki etkileri göz önüne alındığında, kimseyi ihmal etmemek için özellikle dikkatli olunması ve eşitlik sağlanması gerekiyor.
Bu nedenle tartışmamız gereken birçok konu var. Bunlardan biri de iklim değişikliğidir. Dolayısıyla Suudi Arabistan'ın Kasım ayında ev sahipliği yapacağı sanal zirve büyük önem taşıyor.



Uygur kamplarını ifşa eden Çinli, ABD’de sığınma hakkı kazandı

Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
TT

Uygur kamplarını ifşa eden Çinli, ABD’de sığınma hakkı kazandı

Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)

Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde gizlice görüntü çeken Guan Heng'e ABD'de sığınma hakkı tanındı. 

New York şehrinde 28 Ocak'ta düzenlenen duruşmada yargıç Charles Ouslander, Guan'ın Çin'e geri gönderilmesi halinde zulüm göreceğine dair "haklı bir korkusu" olduğunu söyleyerek kendisine sığınma hakkı tanınmasına karar verdi. 

38 yaşındaki Çinli, Sincan'da Uygurların tutulduğu gözaltı merkezleriyle bölgedeki yoğun güvenlik uygulamalarının görüntülerini 2020'de çekmişti. 

Yaklaşık 20 dakikalık videoları yayımladıktan sonra tutuklanma korkusuyla ülkeyi 2021'de terk etmiş, Hong Kong'dan Ekvador'a oradan da Bahamalar'a geçip küçük bir şişme botla ABD'ye ulaşarak iltica başvurusunda bulunmuştu. 

Guan, geçen yıl ağustosta Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ekipleri tarafından New York'ta yakalanıp gözaltına alınmıştı. 

Donald Trump yönetimi, Guan'ın Uganda'ya sınır dışı edileceğini duyurmuş, insan hakları örgütleri de karara tepki göstermişti. 

New York Times'ın aktardığına göre Guan henüz serbest bırakılmadı. İç Güvenlik Bakanlığı'nın mahkeme kararına itiraz etmeyi planladığı, bu süre zarfında Çin vatandaşının gözaltında tutulacağı belirtiliyor. 

Guan, videokonferans yöntemiyle katıldığı duruşmada Bahamalar'dan Florida'ya geçerken yaşamını yitirebileceği için videoyu YouTube'dan yayımlama kararı aldığını söyledi. Görüntüleri paylaşmasının ardından, Çin'de yaşayan babasının polis tarafından üç kez sorgulandığını ifade etti. 

Guan'ın avukatı Chen Chuangchuang, ABD'nin müvekkiline sığınma hakkı sağlamakta "ahlaki ve hukuki bir sorumluluğu" olduğunu vurguladı. 

Göçmenlere karşı sert uygulamalarıyla gündemden düşmeyen Trump yönetiminde iltica başvuruları da iyice zorlaştı. 

ABD merkezli kâr amacı gütmeyen Mobile Pathways'in derlediği federal verilere göre, sığınma başvurularının onaylanma oranı 2010-2024'te yüzde 28 iken, bu oran geçen yıl yüzde 10'a kadar geriledi. 

Çin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde zorla çalıştırma, işkence ve "yeniden eğitim kampı" adı altında alıkoyma suçlamalarıyla karşı karşıya.

İnsan hakları örgütleri, bölgedeki yaklaşık 1 milyon kişinin zorla toplama kamplarına ve hapishanelere yerleştirildiğini öne sürüyor. ABD de Uygurlara yönelik muameleyi "soykırım" diye niteliyor.

Pekin yönetimiyse iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.

Independent Türkçe, Guardian, New York Times


Rusya-Ukrayna savaşının geleceğine dair üç senaryo

Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
TT

Rusya-Ukrayna savaşının geleceğine dair üç senaryo

Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)

ABD arabuluculuğundaki ateşkes müzakerelerinden henüz sonuç çıkmazken, Rusya ve Ukrayna karşılıklı saldırıları sürdürüyor. 

Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) raporuna göre, Rusya'nın Şubat 2022'deki saldırısıyla başlayan savaşta yaklaşık 2 milyon kişi öldü, yaralandı ya da kayboldu. 

Çalışmada, Rusya'nın yaklaşık 1,2 milyon kayıp verdiği ifade ediliyor. Ukrayna içinse bu rakam 600 bin civarında. 

Rus ordusunda 275 bin ila 325 bin askerin hayatını kaybettiği, Ukrayna ordusundaysa 100 bin ila 140 bin askerin yaşamını yitirdiği aktarılıyor.

Wall Street Journal, bu yıl savaşın gidişatını değiştirebilecek üç senaryoyu inceledi.

Savaş sürecek, müzakereler devam edecek

Analize göre en muhtemel senaryo, görüşmelerin sonuçsuz kalırken savaşın 5. yılında da devam etmesi. 

Trump yönetimi, müzakereler kapsamında Donbas’ın geri kalanının Rusya’ya verilmesi halinde ateşkes sağlanabileceğini savunuyor ancak Kiev yönetimi toprak tavizine yanaşmıyor. 

Eski Ukrayna Savunma Bakanı Andriy Zahorodniyuk, “Ukrayna halkı, ABD öncülüğündeki görüşmelere büyük şüpheyle yaklaşıyor” diyor. 

Rusya'daki her askeri, endüstriyel ve siyasi gelişmenin savaşın süreceğini işaret ettiğini, Donbas’ın Moskova tarafından işgali tekrar başlatmak için kullanılabileceğini savunuyor. 

Ukrayna geri adım atacak

Yıllardır savaşan Ukrayna ordusunun gücünün nihayetinde tükenmesi de savaşın gidişatını belirleyecek olasılıklar arasında yer alıyor. 

Ukrayna ordusu, piyade açığını drone geliştirerek kapatmaya çalışsa da bu, Rusya’nın yıpratma taktikleri ve yoğun cephe saldırılarına karşı yeterli olmayabilir. 

Berlin merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Rusya Avrasya Merkezi'nin direktörü Alexander Gabuev, şu değerlendirmeleri paylaşıyor: 

Yıpratma savaşları önce yavaş yavaş, sonra da aniden kaybedilebilir.

Askeri tarihçiler de I. Dünya Savaşı'nın sonunda Alman ordusunun, çatışmanın büyük bir bölümünde taktiksel üstünlüğüne rağmen yorgun düştüğünü hatırlatıyor.

Rusya saldırıları durduracak 

Analize göre Rus ekonomisi hem Batı yaptırımlarının hem de savaşın etkisiyle güçlük çekiyor.

Ukrayna’nın petrol rafinerilerine yönelik uzun menzilli saldırıları ve ABD’yle Avrupa’nın “gölge filoya” karşı aldığı önlemler de Kremlin’in enerji sektöründen elde ettiği gelirlere darbe vurdu. 

Rus iş insanları da savaşın ekonomiyi kötü etkilediğini, Moskova’yı parça tedariki ve petrol alımında Çin’e bağımlı hale getirdiğini söylüyor. 

Analizde, daha sıkı yaptırımlarla ekonomiye yük bindirilmesi halinde Rusya’nın savaşı uzatma kapasitesinin de zayıflayabileceği yorumu yapılıyor. 

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times


Trump, İran’da “rejim değişikliği” planlıyor

Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)
Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)
TT

Trump, İran’da “rejim değişikliği” planlıyor

Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)
Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'da rejim değişikliği planladığı öne sürülüyor. 

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Washington'ın protestolardan sorumlu tuttuğu İranlı güvenlik kurumları ve komutanlara saldırı planladığını iddia ediyor. 

Bu saldırılarla protestoları kışkırtarak İran'da "rejim değişikliğinin önünü açacak koşulların oluşturulmasının" hedeflendiği savunuluyor. 

Yetkililer, İran'ın misilleme kapasitesini azaltmak için balistik füze tesislerine geniş çaplı saldırıların da masadaki seçenekler arasında yer aldığını söylüyor. Buna ek olarak uranyum zenginleştirilen nükleer tesislerin hedef alınabileceği aktarılıyor.

Diğer yandan kaynaklar, Beyaz Saray'ın askeri harekat da dahil henüz bir eylem planında karar kılmadığını belirtiyor. 

Trump, dünkü açıklamasında Tahran yönetimine nükleer anlaşma için müzakere çağrısı yapmış, herhangi bir saldırının hazirandaki askeri harekattan daha şiddetli olacağı tehdidinde bulunmuştu.

İran ve İsrail arasında Gazze savaşı nedeniyle tırmanan gerginlik haziranda sıcak çatışmaya dönüşmüştü. İsrail'in 13 Haziran'daki saldırısıyla başlayan çatışmalarda İran vakit kaybetmeden misilleme yapmıştı.

Çatışmalarda ABD'ye ait bombardıman uçakları İran'daki İsfahan, Fordo ve Natanz tesislerine 22 Haziran'da hava saldırısı düzenlemiş, operasyonda 14 "sığınak delici" GBU-57 bombası kullanılmıştı.

Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen İranlı bir üst düzey yetkili, Tahran yönetiminin "hem çatışmaya hazırlandığını hem de diplomatik diyaloğu sürdürdüğünü" söylüyor.

Diğer yandan İsrailli bir üst düzey yetkiliyse Tahran yönetiminin sadece hava saldırılarıyla devrilemeyeceğine dikkat çekiyor: 

Rejimi devirmek istiyorsanız, asker göndermeniz gerekir.

Kaynak, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesi durumunda Tahran yönetiminin onun yerine birini geçireceğini belirtiliyor. Yalnızca dış baskı ve ülke içinde örgütlenmiş bir muhalefetin birlikte hareket ederek rejimi yıkabileceğini savunuyor.

"İran hâlâ ölümcül bir güç"

Wall Street Journal'ın analizinde, olası bir saldırıya karşı İran'ın kuvvetli misilleme yapabileceği yazılıyor. 

Devrim Muhafızları'nın elinde İsrail'e ulaşabilecek yaklaşık 2 bin adet orta menzilli balistik füze ve önemli miktarda kısa menzilli füze stoku bulunduğu belirtiliyor. 

Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı'nın İran programının kıdemli direktörü Behnam Ben Taleblu, "Tahran zayıf olabilir ancak füze gücü sayesinde hâlâ ölümcül bir güç" diyor. 

Trump, İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde, göstericilerin vurulması veya idam edilmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunmuş, daha sonra operasyonu askıya almıştı.

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta yapmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda 6 bin 373 kişinin hayatını kaybettiğini, 42 bin 486 kişinin gözaltına alındığını savunmuştu.

BBC'nin aktardığına göre eylemlerde yakalananlar, polis tarafından gözaltına alınma endişesiyle hastanelere tedavi olmaya bile gidemiyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Times of Israel, BBC