Almanya Dışişleri Bakanı Maas Şarku’l Avsat’a konuştu: İran’ın bölgedeki rolüne eleştirel bir gözle bakıyoruz

Maas, Suudi Arabistan'ın G20 Başkanlığının dünya meselelerinde önemli bir rol oynadığını söyledi

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas
TT

Almanya Dışişleri Bakanı Maas Şarku’l Avsat’a konuştu: İran’ın bölgedeki rolüne eleştirel bir gözle bakıyoruz

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Kasım ayında yapılması planlanan G20 Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin odak noktasının sağlık sektörü ve ekonominin yeniden canlandırılması konuları olduğunu söylerken G20’nin 2020 dönem başkanlığını Suudi Arabistan’ın yapıyor olmasının hem bölgesel hem de küresel ekonomi için önemli olduğuna dikkati çekti. Maas, sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın, iklim değişikliği ve küresel ısınmayı ele alırken karşılaşılan zorluklar açısından büyük önem taşıdığını da vurguladı.
Maas, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, G20 zirvesinin temaları arasında özellikle Kovid-19 salgınından etkilenen ülkeler için borç geri ödeme süresinin uzatılması konusunun yer alacağını belirterek, “Küresel borçla nasıl başa çıkılacağına dair özel olarak çizilmiş bir yol haritasına ihtiyacımız var. Aşıların, testlerin ve ilaçların mevcut olduğundan ve bunların uygun maliyetli ve dünya çapında erişilebilir olduğundan emin olmalıyız. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) açısından daha fazla uluslararası koordinasyona ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.
İsrail'in Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn ile ilişkilerinin normalleşmesi hakkındaki yorumunda Maas, şunları söyledi:
“Ortadoğu'da barış sürecinde yeni bir ivme yaratmak için atılan bu adımdan yararlanmaya çalışıyoruz. Avrupa Birliği (AB), Arap Devletleri Ligi (AL) ve Birleşmiş Milletler'deki (BM) ortaklarımızla İsrailliler ve Filistinliler arasında yeni müzakereler başlatacak bir yolu desteklemek üzere istişarelerde bulunuyoruz. İsrail'in güvenliği veya Filistinlilerin haklarının sağlanması için, iki devletli çözümün bu çatışmaya en iyi çözüm olmaya devam ettiğine olan inancımız tamdır.”
Suriye ile ilgili olarak Avrupa’nın Suriye’nin yeniden inşasını desteklemesi için ülkede kapsamlı ve inandırıcı bir siyasi sürecin başlatılması gerektiğinin altını çizen Maas, Lübnan ile ilgili olarak ise, reformların başlatılmasının, yeniden yapılanma için Almanya’nın ve uluslararası toplumun desteğini almanın ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile müzakerelerin yeniden başlamasının ön şart olduğunu vurguladı.
Maas, Suudi Arabistan-Almanya ilişkileri konusunda, “Suudi Arabistan, bölgede bizim için önemli bir ortak. İki ülke arasında yakın bir ekonomik işbirliği ilişkisi var. Riyad, Berlin’in en önemli ikinci Arap ticaret ortağıyken Almanya da Suudi Arabistan’ın dördüncü büyük tedarikçisi konumdadır. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, iklim değişikliğinin getirdiği zorlukların üstesinden gelmek için teknolojik işbirliği dahil olmak üzere birçok yeni işbirliği alanının önünü açıyor” şeklinde konuştu.

İşte Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas röportajının tam metni:

*Bahreyn ve BAE'nin İsrail ile imzaladığı anlaşmaları ve bunların Filistinlilerin haklarına zarar vermeden Ortadoğu bölgesinde barış ve ekonomik iş birliği açısından sonuçlarını nasıl görüyorsunuz?
Almanya, İsrail ile BAE ve Bahreyn arasındaki diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik anlaşmalar imzalanmasını memnuniyetle karşılıyor. Çünkü bu anlaşmalar, bölgede barış içinde bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteriyor. Ayrıca bu anlaşmalar, bölge halkı için bir takım imkânlar da sunuyor. Elbette bizim açımızdan bu potansiyel, İsrailliler ve Filistinliler arasındaki ilişkiler için de geçerli. Bu nedenle, Ortadoğu'da çıkmaza giren barış sürecinde yeni bir ivme yaratmak için atılan bu adımdan yararlanmaya çalışıyoruz.
Bu nedenle, AB, AL ve BM’deki ortaklarımızla İsrailliler ve Filistinliler arasında yeni müzakereler başlatacak bir yolu desteklemek üzere istişarelerde bulunuyoruz. İsrail'in güvenliği veya Filistinlilerin haklarının sağlanması için, iki devletli çözümün bu çatışmaya en iyi çözüm olmaya devam ettiğine olan inancımız tamdır.

*Libya’daki ve Suriye’deki son durumla ilgili ne düşünüyorsunuz? Türkiye ve Rusya bu iki krizde ne ölçüde merkezi rol oynuyorlar?
Her iki çatışmanın da ortak noktası, çok uzun süredir devam etmekte olmalarıdır. Acilen askeri çözümün siyasi bir çözümle yer değiştirmesi gerekiyor. Çatışma sivil toplum pahasına ve hiçbir şey dikkate alınmadan ilerliyor.  Özellikle Suriye'de insanların çektiği acılar, gerçekten dayanılamayacak boyuta ulaşmış durumda.
Rusya ve Türkiye’nin her iki krizde de önemli taraflar olduğu herkes tarafından biliniyor. Suriye'de ulusal çapta ateşkes ve sürdürülebilir bir siyasi çözüm için çabalamalarını bekliyoruz. (Suriye Devlet Başkanı Beşşar) Esed’in yakın müttefiki olan Rusya'nın nüfuzunu kullanması ve Şam'ı yapıcı bir tutum sergilemeye itmesi gerekiyor.
Öte yandan Libya'da krizin siyasi çözümüne ilişkin ilk umut ışıklarına tanık oluyoruz. Özellikle, (İsviçre’nin) Montrö şehrinde BM himayesinde yapılan görüşmeler, siyasi sürecin başlangıcı için bir temel oluşturabilir. Gerçek şu ki Libya'nın geleceği, Libyalılar tarafından belirlenmelidir. Libya’da çatışan tarafların uluslararası destekçilerinin jeo-stratejik çıkarlarına göre yönlendirilmemelidir.  Bunu gerçekleştirmenin yolu ise bilindiği üzere ülkedeki çatışmaya yönelik dış müdahalenin sona ermesidir. Ülkedeki insani ve güvenlik durumu iyileştirilmeli, sürdürülebilir devlet yapıları ve hukukun üstünlüğü yeniden inşa edilmelidir.

*Lübnan’da hükümeti kurmakla görevlendirilen başbakan adayının istifası sonrası ülkenin içinde bulunduğu mevcut koşulları nasıl değerlendiriyorsunuz? Almanya'nın Lübnan’ın içinde bulunduğu krizden çıkmasına yönelik vizyonu nedir?
Lübnan'da hükümeti kurmakla görevlendirilen (Mustafa) Edib’in hükümeti kurma konusunda başarısız olması üzücü. Şimdi durum, yeni bir hükümet kurmak için derhal harekete geçmeye çalışan siyasi partilere ve taraflara bağlı. Lübnan, halkının meşru isteklerini karşılamak için acil siyasi ve ekonomik reformlara ihtiyaç duyuyor. Yeni hükümetin de yıllardır devam eden yolsuzluk ve kötü yönetimle mücadele etmesi ve bunların üstesinden gelmek için doğru önlemleri alması gerekiyor.

*Avrupa’nın İran nükleer dosyasına ilişkin tutumundaki son gelişmeler neler? İran’ın Körfez sularında oluşturduğu tehditlere ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Viyana’da imzalanan nükleer anlaşma, İran’ın nükleer programını kontrol altına almak ve bu programı takip etmek için elimizdeki tek mekanizmadır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından gerçekleştirilen kontroller ve şeffaflık kuralları, bu alanda dünyadaki en kapsamlı kurallardır. Bunu korumak, Avrupa ülkeleri ve uluslararası toplumun ortak güvenlik çıkarlarının yanı sıra Ortadoğu'da istikrar ve güvenlik çıkarlarını da kapsamaktadır. Fakat anlaşma, eğer İran sorumluluklarını yerine getirirse ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşma kapsamındaki taahhütlerini kısıtlama olmaksızın uygulamaya devam ederse sürdürülebilir. Bunu şiddetle savunuyoruz. İran’ın bölgedeki rolüne eleştirel bir gözle bakıyoruz. Bu durum, İran'ın Körfez ve Hürmüz Boğazı'ndaki eylemleri için de geçerlidir.

*Suudi Arabistan-Almanya ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? İki ülke arasındaki önemli işbirliği alanları nelerdir?
Suudi Arabistan bölgede bizim için önemli bir ortak ve birlikte tartışmamız gereken birçok iç ve dış politika sorunu var. Suudi Arabistan ile Almanya arasında resmi diplomatik ilişkiler 1954'te kuruldu. İki ülke arasında yakın bir ekonomik işbirliği ilişkisi var. Riyad, Berlin’in en önemli ikinci Arap ticaret ortağıyken Almanya da Suudi Arabistan’ın dördüncü büyük tedarikçisi konumdadır. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, iklim değişikliğinin getirdiği zorlukların üstesinden gelmek için teknolojik işbirliği dahil olmak üzere birçok yeni işbirliği alanının önünü açıyor. Bu durum, özellikle iklim değişikliği ve küresel ısınma sorununun getirdiği zorlukları ele alamaya yönelik teknolojik yollar için büyük önem taşıyor.

*Yemen krizini nasıl değerlendiriyorsunuz? Riyad Anlaşması ile ilgili değerlendirmeniz nedir?
Yemen’deki çatışma 6 yılı aşkın bir süredir devam ediyor. Ülkede insani bir felaket yaşanıyor. Yemenliler, çatışmaların yanı sıra ülkedeki alt yapının yok edilmesi, sağlık sektörünün çöküşü, Kovid-19 salgını, para birimindeki büyük değer kaybı ve ekonomik krizden mustarip.
Suudi Arabistan vatandaşları da özellikle sınır bölgelerinde  yaşayanlar bu çatışmalardan etkileniyor. Ne Hudeyde’de ne de Ma’rib'de bu çatışmanın askeri bir çözümü olmadığına inancımız tamdır. BM ve BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths, ülkede siyasi çözüme yönelik atılacak adımlar konusunda önerilerde bulundular. Ülke genelinde ateşkes ilan edilmesine, güven artırıcı önlemler alınmasına ve siyasi bir sürece ihtiyacımız var. Suudi Arabistan’ın bu çabalara verdiği desteğin ve Yemen hükümeti üzerindeki nüfusunun kullanılması önemli, ancak Yemen halkını içinde bulundukları kötü durumda bırakamayız. Almanya bu yıl insani yardım ve kalkınma işbirliğini güçlendirmeyi ve geliştirmeyi amaçlayan projeler için 367 milyon dolar ayırdı. Fakat BM tarafından sağlanan destek programları halen ciddi ölçüde yetersiz bir şekilde finanse edilmektedir. Bu nedenle Suudi Arabistan'ın destekleme konusunda verdiği sözleri yerine getirmesinden memnunuz. Bununla birlikte, hepimizin daha yoğun çaba sarf etmeyi düşünmemiz gerekiyor.

*Sizce Suudi Arabistan'ın bölgesel ve küresel ekonomide oynadığı rolün önemi ne ölçüde? Bu rolün, Suudi Arabistan’ın başlattığı reformların, G20 Zirvesi’nin sürdürülebilir kalkınma programının güçlendirilmesi açısından önemi nedir?
Suudi Arabistan, G20’nin bir üyesi olarak grubun dönem başkanlığını üstleniyor. Suudi Arabistan, dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olmasının yanı sıra tabii ki bölgesel ve küresel ekonomide önemli bir rol oynuyor. Suudi Arabistan 2030 Vizyonu’nda yer alan iddialı reformlar, oynadığı bu role katkıda bulunuyor.
Sürdürülebilir ekonomik kalkınma, iklim değişikliği ve küresel ısınmayı ele alırken karşılaştığımız zorluklar göz önüne alındığında çok önemlidir. Almanya ve Alman şirketleri, gelişmiş teknolojik çözümleri ile Suudi Arabistan'ın bu bağlamda önemli bir ortağı olabilir. Özellikle alternatif enerjiler ve başta yeşil hidrojen alanının yanı sıra depolama ve taşıma potansiyeli ile ilgili konularda ortaklıklar olabilir.

*Suudi Arabistan'ın dönem başkanlığını yaptığı G20 Zirvesi’nin rolü nedir? Onu bekleyen en acil sorunlar ve karşı karşıya olduğu en önemli zorluklar nelerdir?
G20, bir dizi olağanüstü toplantı çerçevesinde Kovid-19 salgınından en çok etkilenen gelişmekte olan ülkelere hızlı destek sağlamak için bir takım ortak önlemler almıştır. Bu, çok taraflılığın öneminin güçlü bir göstergesidir. Kasım ayında yapılması planlanan G20 Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin odak noktasının sağlık sektörü ve ekonominin yeniden canlandırılması konuları oluşturacak. Bu konulardan ilki özellikle Kovid-19 salgınından etkilenen ülkelerin borç ödeme tarihlerinin ertelenmesidir. Ama bundan daha fazlasına ihtiyacımız var. Küresel borçla nasıl başa çıkılacağına dair özel olarak çizilmiş bir yol haritasına gereksinim duyuyoruz. Aşıların, testlerin ve ilaçların mevcut olduğundan ve bunların uygun maliyetli ve dünya çapında erişilebilir olduğundan emin olmalıyız. Bu amaçla, WHO ve WTO açısından daha fazla uluslararası koordinasyona ihtiyaç var. Üstelik kapsamlı olanın dışında bir sürdürülebilirlik olmadığından, özellikle pandeminin ülkeler üzerindeki etkileri göz önüne alındığında, kimseyi ihmal etmemek için özellikle dikkatli olunması ve eşitlik sağlanması gerekiyor.
Bu nedenle tartışmamız gereken birçok konu var. Bunlardan biri de iklim değişikliğidir. Dolayısıyla Suudi Arabistan'ın Kasım ayında ev sahipliği yapacağı sanal zirve büyük önem taşıyor.



İran’dan misilleme: Avrupa ordularını "terör örgütü" olarak tanımladı

İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
TT

İran’dan misilleme: Avrupa ordularını "terör örgütü" olarak tanımladı

İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)

İran, Avrupa ordularını “terör örgütü” olarak sınıflandırdı. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bugün yaptığı açıklamada, söz konusu kararın Avrupa Birliği’nin (AB) İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütleri listesine alma kararına misilleme olarak alındığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kalibaf, diğer milletvekilleri gibi Devrim Muhafızları üniforması giyerek dayanışma mesajı verdiği meclis binasında yaptığı açıklamada, “İslami Devrim Muhafızları Ordusu’nun terör örgütü ilan edilmesine karşı alınacak tedbirler yasasının yedinci maddesi uyarınca, Avrupa ülkelerinin orduları terörist gruplar olarak kabul edilmektedir” dedi.

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, Devrim Muhafızları’nı bütünüyle terör örgütleri listesine dahil etmişti. Bu adımı, İran’daki üst düzey yetkililer sert tepkilerle karşıladı.

İran düzenli ordusu tarafından yayımlanan resmi bildiride, “Avrupa bugün bölünmüşlük ve felç hali içindedir ve uluslararası sistemde etkili bir rol oynamamaktadır” ifadelerine yer verildi. Bildiride, Avrupa’nın bu kararının “ABD Başkanını memnun etmeye yönelik bir girişim” olduğu savunularak, Ukrayna savaşı, Grönland ve NATO krizi gibi dosyalarda Washington’un desteğini kazanma çabasına işaret edildi.

Açıklamada, Avrupa’nın aldığı karar, “Avrupa sömürgeciliğinin kara sayfalarına eklenen yeni bir utanç lekesi” olarak nitelendirildi. Kararın İran halkının direncini zayıflatmayacağı belirtilirken, silahlı kuvvetlerin “Batı destekli terörizme karşı durmayı sürdüreceği” ifade edildi.

İran ordusu, yayımladığı bildiride Devrim Muhafızları ile aynı safta kalma taahhüdünü vurguladı.

Devrim Muhafızları, İran’da düzenli orduya paralel bir yapı olarak faaliyet gösteriyor ve iki kurum Silahlı Kuvvetler Genelkurmayı tarafından koordine ediliyor. Doğrudan İran Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı olan dini lider Ali Hamaney’e bağlı olan yapı, ekonomi ve medya alanlarında da geniş bir etkiye sahip. 1979 İslam Devrimi’nin ardından, dönemin lideri Ayetullah Humeyni’nin talimatıyla, devrimi korumak ve olası darbe girişimlerini önlemek amacıyla kurulan Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı’nda faaliyet alanını genişletti.

Devrim Muhafızları’na bağlı Besic gücü, özellikle protesto dönemlerinde polis teşkilatına paralel bir görev yapıyor. Yapı ayrıca, kendi istihbarat ağına da sahip bulunuyor. Kudüs Gücü, sınır ötesi istihbarat ve askeri operasyonlar yürüten dış koldur. Kriz zamanlarında, Devrim Muhafızları'nın özel bir birimi başkent Tahran'ı korumakla görevlidir.


Hamaney, Amerika'nın İran'a saldırması halinde "bölgesel çatışma" çıkacağı konusunda uyardı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
TT

Hamaney, Amerika'nın İran'a saldırması halinde "bölgesel çatışma" çıkacağı konusunda uyardı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)

İran'ın dini lideri Ali Hamaney, bugün yaptığı açıklamada, ABD'nin ülkesine saldırması durumunda bunun bölgesel bir çatışmaya dönüşeceğini söyledi.

İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Tesnim haber ajansına göre Hamaney sözlerine şöyle devam etti: "Biz hiçbir savaşın başlatıcısı değiliz, hiçbir ülkeye saldırmak da istemiyoruz, ancak İran halkı kendilerine saldıran herkese güçlü bir darbe indirecektir."

“Amerikalılar, savaş da dahil olmak üzere tüm seçeneklerin masada olduğunu iddia ediyorlar,” diye vurgulayan Hameney, “Bize karşı savaş ve askeri seferberlik söylemleri yeni bir şey değil ve İran tarihsel olarak bu tür olaylarla karşı karşıya kaldı” ifadelerini kullandı.

Son haftalarda İran'da yaşanan protestolara da değinen Hameney, “Son ayaklanma askeri darbeye benziyordu, ancak kesinlikle bastırıldı” dedi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in "düşmanlığı ve gerilimi artırma ve savaş dayatma yolunda ilerlemeye devam ettiğini" iddia etti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah es-Sisi ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran'ın savaştan ziyade diplomatik çözümlere öncelik verdiğini belirterek, ülkesinin savaş istemediğini ve istemeyeceğini, çünkü bunun "İran'ın, Amerika'nın veya bölgenin çıkarına olmadığını" vurguladı.

Ancak İran Cumhurbaşkanı, Tahran'ın önceliğinin "sorunları diplomasi yoluyla çözmek" olduğunu göz önünde bulundurarak, Amerika Birleşik Devletleri ile görüşmelerin sakin bir ortamda yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Pezeşkiyan, “Umarız karşı taraf, Tahran'ın tehdit ve güç yoluyla müzakereye zorlanamayacağını ve İran topraklarına yönelik herhangi bir saldırı veya girişimin kararlı ve güçlü bir şekilde karşılanacağını anlar” ifadesini kullandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump ise dün, Tahran'ı askeri bir saldırıyla tehdit ettikten ve bölgedeki güçlerini takviye ettikten sonra, iki taraf arasında çeşitli ülkeler tarafından yürütülen yoğun diplomatik çabalar arasında İran'ın ABD ile “görüşmelerde” bulunduğunu söyledi.

 ABD Başkanı Fox News'e verdiği demeçte, Tahran'ın "bizimle görüşüyor, bir şeyler yapabilir miyiz bakacağız, aksi takdirde ne olacağını göreceğiz" diyerek, "oraya doğru giden büyük bir filomuz var" ifadesini yineledi.


Minnesota'da bir yargıç, göçmenlik uygulamalarına yönelik operasyonların askıya alınması talebini reddetti

Minneapolis'te meydana gelen silahlı saldırı olayının ardından, güvenlik güçleri göz yaşartıcı gazın ortasında bekliyor (Arşiv- AP)
Minneapolis'te meydana gelen silahlı saldırı olayının ardından, güvenlik güçleri göz yaşartıcı gazın ortasında bekliyor (Arşiv- AP)
TT

Minnesota'da bir yargıç, göçmenlik uygulamalarına yönelik operasyonların askıya alınması talebini reddetti

Minneapolis'te meydana gelen silahlı saldırı olayının ardından, güvenlik güçleri göz yaşartıcı gazın ortasında bekliyor (Arşiv- AP)
Minneapolis'te meydana gelen silahlı saldırı olayının ardından, güvenlik güçleri göz yaşartıcı gazın ortasında bekliyor (Arşiv- AP)

Bir ABD yargıcı dün, Minnesota'nın Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nı (ICE) eyaletteki göçmenlerin gözaltına alınmasını ve sınır dışı edilmesini durdurmaya zorlama girişimini reddetti.

Bu arada başka bir yargıç, Minneapolis'te göçmenlik polisi tarafından gözaltına alınan ve mavi şapka takarken çekilmiş fotoğrafı viral olan bir çocuğun serbest bırakılması kararı verdi. Yargıç kararında, "mutlak iktidara duyulan kötü niyetli açlığı" kınadı.

Trump yönetimi, Minnesota'da yasadışı göçmenleri aramak için geniş çaplı bir kampanya başlattı ve görevlendirdiği federal güçler operasyonlar sırasında binlerce kişiyi gözaltına aldı ve iki Amerikan vatandaşı öldürüldü; bu durum kamuoyunda ve siyasi çevrelerde geniş çaplı öfkeye yol açtı.

Federal Yargıç Katherine Menendez, eyaletin geçici tedbir kararı talebine ilişkin kararında şunları belirtti: "Mahkeme, zararların dengesinin ihtiyati tedbiri ezici bir şekilde desteklemediğini tespit etmiştir."

Minnesota, bir ay süren federal güvenlik operasyonunun eyalet egemenliğini ihlal ettiğini savundu. Menendez, ihtiyati tedbir kararı vermeme kararının, eyaletin genel davası hakkında nihai bir karar olmadığını açıkladı. Ayrıca, Minnesota'nın yasadışı göçmenliğe karşı yürüttüğü operasyonun yasayı ihlal edip etmediği konusunda da bir karara varmadı. Bu karar, cuma günü on binlerce Minnesota sakininin operasyona karşı katıldığı büyük bir protestonun ardından geldi.

Minnesota'nın en büyük şehri ve güvenlik operasyonunun ana merkezi olan Minneapolis'in belediye başkanı, yargıcın kararına ilişkin yaptığı yorumda, "Elbette hayal kırıklığına uğradık" dedi. Jacob Frey açıklamasında, "Bu karar, buradaki insanların yaşadıklarını değiştirmiyor: korku, kargaşa ve Minneapolis'te yeri olmayan federal operasyonun neden olduğu zarar"ifadesini kullandı. Buna karşılık, Adalet Bakanı Pam Bondi kararı "muazzam" bir hukuki zafer olarak nitelendirdi.

Maskeli ve makineli tüfekli federal ajanlar tarafından Renee Goode ve Alex Peretti'nin öldürülmesi ülke çapında büyük bir öfkeye yol açtı ve Başkan Donald Trump'ı Minnesota'daki Gümrük ve Sınır Koruma operasyonlarının başkanı Gregory Bovino'yu görevden alıp yerine kendi yönetimindeki sınır güvenliği başkanı Tom Homan'ı atamaya sevk etti.

Trump dün, protestocuları "isyancı" olarak nitelendirerek, Truth Social platformu aracılığıyla federal güçlerin onlarla mücadelede polise yardımcı olmaya hazır olduğunu ifade etti.

Polis operasyonları, büyük kuzey şehri Minneapolis'te hayatı altüst etti; bazı sakinler tutuklanma korkusuyla evlerine hapsoldu. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre isminin açıklanmasını istemeyen Ana, "Böyle yaşamak, kendi evinizde bir mahkum olmak insanlık dışı" dedi. Meksikalı ailesi iki aydır evlerine hapsedilmiş durumda.

Bir başka kararda ise Federal Yargıç Fred Bailey dün, yetkililerin 5 yaşındaki Liam Conejo Ramos ve babasını salı gününe kadar serbest bırakmasına hükmetti.

20 Ocak'ta Minneapolis'in karla kaplı sokaklarında gözaltına alınmaları, özellikle "ICE" çetesinin üyeleriyle çevrili, başında tavşan kulaklı şapka takmış ve korkmuş görünen çocuğun fotoğrafının yayılmasının ardından, Amerika Birleşik Devletleri dışında geniş çaplı bir öfkeye yol açtı.

O zamandan beri baba ve oğul, Teksas'taki göçmen aileler için kurulmuş bir gözaltı merkezinde tutuluyor. Yargıç Bailey kararında, "Bu davanın temelinde, hükümetin günlük sınır dışı etme kotalarını kötü planlayıp uygulaması yatıyor; bu durum çocukların travma geçirmesine yol açsa bile" ifadelerini kullandı.