Almanya Dışişleri Bakanı Maas Şarku’l Avsat’a konuştu: İran’ın bölgedeki rolüne eleştirel bir gözle bakıyoruz

Maas, Suudi Arabistan'ın G20 Başkanlığının dünya meselelerinde önemli bir rol oynadığını söyledi

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas
TT

Almanya Dışişleri Bakanı Maas Şarku’l Avsat’a konuştu: İran’ın bölgedeki rolüne eleştirel bir gözle bakıyoruz

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Kasım ayında yapılması planlanan G20 Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin odak noktasının sağlık sektörü ve ekonominin yeniden canlandırılması konuları olduğunu söylerken G20’nin 2020 dönem başkanlığını Suudi Arabistan’ın yapıyor olmasının hem bölgesel hem de küresel ekonomi için önemli olduğuna dikkati çekti. Maas, sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın, iklim değişikliği ve küresel ısınmayı ele alırken karşılaşılan zorluklar açısından büyük önem taşıdığını da vurguladı.
Maas, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, G20 zirvesinin temaları arasında özellikle Kovid-19 salgınından etkilenen ülkeler için borç geri ödeme süresinin uzatılması konusunun yer alacağını belirterek, “Küresel borçla nasıl başa çıkılacağına dair özel olarak çizilmiş bir yol haritasına ihtiyacımız var. Aşıların, testlerin ve ilaçların mevcut olduğundan ve bunların uygun maliyetli ve dünya çapında erişilebilir olduğundan emin olmalıyız. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) açısından daha fazla uluslararası koordinasyona ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.
İsrail'in Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn ile ilişkilerinin normalleşmesi hakkındaki yorumunda Maas, şunları söyledi:
“Ortadoğu'da barış sürecinde yeni bir ivme yaratmak için atılan bu adımdan yararlanmaya çalışıyoruz. Avrupa Birliği (AB), Arap Devletleri Ligi (AL) ve Birleşmiş Milletler'deki (BM) ortaklarımızla İsrailliler ve Filistinliler arasında yeni müzakereler başlatacak bir yolu desteklemek üzere istişarelerde bulunuyoruz. İsrail'in güvenliği veya Filistinlilerin haklarının sağlanması için, iki devletli çözümün bu çatışmaya en iyi çözüm olmaya devam ettiğine olan inancımız tamdır.”
Suriye ile ilgili olarak Avrupa’nın Suriye’nin yeniden inşasını desteklemesi için ülkede kapsamlı ve inandırıcı bir siyasi sürecin başlatılması gerektiğinin altını çizen Maas, Lübnan ile ilgili olarak ise, reformların başlatılmasının, yeniden yapılanma için Almanya’nın ve uluslararası toplumun desteğini almanın ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile müzakerelerin yeniden başlamasının ön şart olduğunu vurguladı.
Maas, Suudi Arabistan-Almanya ilişkileri konusunda, “Suudi Arabistan, bölgede bizim için önemli bir ortak. İki ülke arasında yakın bir ekonomik işbirliği ilişkisi var. Riyad, Berlin’in en önemli ikinci Arap ticaret ortağıyken Almanya da Suudi Arabistan’ın dördüncü büyük tedarikçisi konumdadır. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, iklim değişikliğinin getirdiği zorlukların üstesinden gelmek için teknolojik işbirliği dahil olmak üzere birçok yeni işbirliği alanının önünü açıyor” şeklinde konuştu.

İşte Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas röportajının tam metni:

*Bahreyn ve BAE'nin İsrail ile imzaladığı anlaşmaları ve bunların Filistinlilerin haklarına zarar vermeden Ortadoğu bölgesinde barış ve ekonomik iş birliği açısından sonuçlarını nasıl görüyorsunuz?
Almanya, İsrail ile BAE ve Bahreyn arasındaki diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik anlaşmalar imzalanmasını memnuniyetle karşılıyor. Çünkü bu anlaşmalar, bölgede barış içinde bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteriyor. Ayrıca bu anlaşmalar, bölge halkı için bir takım imkânlar da sunuyor. Elbette bizim açımızdan bu potansiyel, İsrailliler ve Filistinliler arasındaki ilişkiler için de geçerli. Bu nedenle, Ortadoğu'da çıkmaza giren barış sürecinde yeni bir ivme yaratmak için atılan bu adımdan yararlanmaya çalışıyoruz.
Bu nedenle, AB, AL ve BM’deki ortaklarımızla İsrailliler ve Filistinliler arasında yeni müzakereler başlatacak bir yolu desteklemek üzere istişarelerde bulunuyoruz. İsrail'in güvenliği veya Filistinlilerin haklarının sağlanması için, iki devletli çözümün bu çatışmaya en iyi çözüm olmaya devam ettiğine olan inancımız tamdır.

*Libya’daki ve Suriye’deki son durumla ilgili ne düşünüyorsunuz? Türkiye ve Rusya bu iki krizde ne ölçüde merkezi rol oynuyorlar?
Her iki çatışmanın da ortak noktası, çok uzun süredir devam etmekte olmalarıdır. Acilen askeri çözümün siyasi bir çözümle yer değiştirmesi gerekiyor. Çatışma sivil toplum pahasına ve hiçbir şey dikkate alınmadan ilerliyor.  Özellikle Suriye'de insanların çektiği acılar, gerçekten dayanılamayacak boyuta ulaşmış durumda.
Rusya ve Türkiye’nin her iki krizde de önemli taraflar olduğu herkes tarafından biliniyor. Suriye'de ulusal çapta ateşkes ve sürdürülebilir bir siyasi çözüm için çabalamalarını bekliyoruz. (Suriye Devlet Başkanı Beşşar) Esed’in yakın müttefiki olan Rusya'nın nüfuzunu kullanması ve Şam'ı yapıcı bir tutum sergilemeye itmesi gerekiyor.
Öte yandan Libya'da krizin siyasi çözümüne ilişkin ilk umut ışıklarına tanık oluyoruz. Özellikle, (İsviçre’nin) Montrö şehrinde BM himayesinde yapılan görüşmeler, siyasi sürecin başlangıcı için bir temel oluşturabilir. Gerçek şu ki Libya'nın geleceği, Libyalılar tarafından belirlenmelidir. Libya’da çatışan tarafların uluslararası destekçilerinin jeo-stratejik çıkarlarına göre yönlendirilmemelidir.  Bunu gerçekleştirmenin yolu ise bilindiği üzere ülkedeki çatışmaya yönelik dış müdahalenin sona ermesidir. Ülkedeki insani ve güvenlik durumu iyileştirilmeli, sürdürülebilir devlet yapıları ve hukukun üstünlüğü yeniden inşa edilmelidir.

*Lübnan’da hükümeti kurmakla görevlendirilen başbakan adayının istifası sonrası ülkenin içinde bulunduğu mevcut koşulları nasıl değerlendiriyorsunuz? Almanya'nın Lübnan’ın içinde bulunduğu krizden çıkmasına yönelik vizyonu nedir?
Lübnan'da hükümeti kurmakla görevlendirilen (Mustafa) Edib’in hükümeti kurma konusunda başarısız olması üzücü. Şimdi durum, yeni bir hükümet kurmak için derhal harekete geçmeye çalışan siyasi partilere ve taraflara bağlı. Lübnan, halkının meşru isteklerini karşılamak için acil siyasi ve ekonomik reformlara ihtiyaç duyuyor. Yeni hükümetin de yıllardır devam eden yolsuzluk ve kötü yönetimle mücadele etmesi ve bunların üstesinden gelmek için doğru önlemleri alması gerekiyor.

*Avrupa’nın İran nükleer dosyasına ilişkin tutumundaki son gelişmeler neler? İran’ın Körfez sularında oluşturduğu tehditlere ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Viyana’da imzalanan nükleer anlaşma, İran’ın nükleer programını kontrol altına almak ve bu programı takip etmek için elimizdeki tek mekanizmadır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından gerçekleştirilen kontroller ve şeffaflık kuralları, bu alanda dünyadaki en kapsamlı kurallardır. Bunu korumak, Avrupa ülkeleri ve uluslararası toplumun ortak güvenlik çıkarlarının yanı sıra Ortadoğu'da istikrar ve güvenlik çıkarlarını da kapsamaktadır. Fakat anlaşma, eğer İran sorumluluklarını yerine getirirse ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşma kapsamındaki taahhütlerini kısıtlama olmaksızın uygulamaya devam ederse sürdürülebilir. Bunu şiddetle savunuyoruz. İran’ın bölgedeki rolüne eleştirel bir gözle bakıyoruz. Bu durum, İran'ın Körfez ve Hürmüz Boğazı'ndaki eylemleri için de geçerlidir.

*Suudi Arabistan-Almanya ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? İki ülke arasındaki önemli işbirliği alanları nelerdir?
Suudi Arabistan bölgede bizim için önemli bir ortak ve birlikte tartışmamız gereken birçok iç ve dış politika sorunu var. Suudi Arabistan ile Almanya arasında resmi diplomatik ilişkiler 1954'te kuruldu. İki ülke arasında yakın bir ekonomik işbirliği ilişkisi var. Riyad, Berlin’in en önemli ikinci Arap ticaret ortağıyken Almanya da Suudi Arabistan’ın dördüncü büyük tedarikçisi konumdadır. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, iklim değişikliğinin getirdiği zorlukların üstesinden gelmek için teknolojik işbirliği dahil olmak üzere birçok yeni işbirliği alanının önünü açıyor. Bu durum, özellikle iklim değişikliği ve küresel ısınma sorununun getirdiği zorlukları ele alamaya yönelik teknolojik yollar için büyük önem taşıyor.

*Yemen krizini nasıl değerlendiriyorsunuz? Riyad Anlaşması ile ilgili değerlendirmeniz nedir?
Yemen’deki çatışma 6 yılı aşkın bir süredir devam ediyor. Ülkede insani bir felaket yaşanıyor. Yemenliler, çatışmaların yanı sıra ülkedeki alt yapının yok edilmesi, sağlık sektörünün çöküşü, Kovid-19 salgını, para birimindeki büyük değer kaybı ve ekonomik krizden mustarip.
Suudi Arabistan vatandaşları da özellikle sınır bölgelerinde  yaşayanlar bu çatışmalardan etkileniyor. Ne Hudeyde’de ne de Ma’rib'de bu çatışmanın askeri bir çözümü olmadığına inancımız tamdır. BM ve BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths, ülkede siyasi çözüme yönelik atılacak adımlar konusunda önerilerde bulundular. Ülke genelinde ateşkes ilan edilmesine, güven artırıcı önlemler alınmasına ve siyasi bir sürece ihtiyacımız var. Suudi Arabistan’ın bu çabalara verdiği desteğin ve Yemen hükümeti üzerindeki nüfusunun kullanılması önemli, ancak Yemen halkını içinde bulundukları kötü durumda bırakamayız. Almanya bu yıl insani yardım ve kalkınma işbirliğini güçlendirmeyi ve geliştirmeyi amaçlayan projeler için 367 milyon dolar ayırdı. Fakat BM tarafından sağlanan destek programları halen ciddi ölçüde yetersiz bir şekilde finanse edilmektedir. Bu nedenle Suudi Arabistan'ın destekleme konusunda verdiği sözleri yerine getirmesinden memnunuz. Bununla birlikte, hepimizin daha yoğun çaba sarf etmeyi düşünmemiz gerekiyor.

*Sizce Suudi Arabistan'ın bölgesel ve küresel ekonomide oynadığı rolün önemi ne ölçüde? Bu rolün, Suudi Arabistan’ın başlattığı reformların, G20 Zirvesi’nin sürdürülebilir kalkınma programının güçlendirilmesi açısından önemi nedir?
Suudi Arabistan, G20’nin bir üyesi olarak grubun dönem başkanlığını üstleniyor. Suudi Arabistan, dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olmasının yanı sıra tabii ki bölgesel ve küresel ekonomide önemli bir rol oynuyor. Suudi Arabistan 2030 Vizyonu’nda yer alan iddialı reformlar, oynadığı bu role katkıda bulunuyor.
Sürdürülebilir ekonomik kalkınma, iklim değişikliği ve küresel ısınmayı ele alırken karşılaştığımız zorluklar göz önüne alındığında çok önemlidir. Almanya ve Alman şirketleri, gelişmiş teknolojik çözümleri ile Suudi Arabistan'ın bu bağlamda önemli bir ortağı olabilir. Özellikle alternatif enerjiler ve başta yeşil hidrojen alanının yanı sıra depolama ve taşıma potansiyeli ile ilgili konularda ortaklıklar olabilir.

*Suudi Arabistan'ın dönem başkanlığını yaptığı G20 Zirvesi’nin rolü nedir? Onu bekleyen en acil sorunlar ve karşı karşıya olduğu en önemli zorluklar nelerdir?
G20, bir dizi olağanüstü toplantı çerçevesinde Kovid-19 salgınından en çok etkilenen gelişmekte olan ülkelere hızlı destek sağlamak için bir takım ortak önlemler almıştır. Bu, çok taraflılığın öneminin güçlü bir göstergesidir. Kasım ayında yapılması planlanan G20 Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin odak noktasının sağlık sektörü ve ekonominin yeniden canlandırılması konuları oluşturacak. Bu konulardan ilki özellikle Kovid-19 salgınından etkilenen ülkelerin borç ödeme tarihlerinin ertelenmesidir. Ama bundan daha fazlasına ihtiyacımız var. Küresel borçla nasıl başa çıkılacağına dair özel olarak çizilmiş bir yol haritasına gereksinim duyuyoruz. Aşıların, testlerin ve ilaçların mevcut olduğundan ve bunların uygun maliyetli ve dünya çapında erişilebilir olduğundan emin olmalıyız. Bu amaçla, WHO ve WTO açısından daha fazla uluslararası koordinasyona ihtiyaç var. Üstelik kapsamlı olanın dışında bir sürdürülebilirlik olmadığından, özellikle pandeminin ülkeler üzerindeki etkileri göz önüne alındığında, kimseyi ihmal etmemek için özellikle dikkatli olunması ve eşitlik sağlanması gerekiyor.
Bu nedenle tartışmamız gereken birçok konu var. Bunlardan biri de iklim değişikliğidir. Dolayısıyla Suudi Arabistan'ın Kasım ayında ev sahipliği yapacağı sanal zirve büyük önem taşıyor.



“Barış planı” görüşmeleri: “ABD, Rus işgalini tanımaya hazırlanıyor”

Rus ordusu, "barış planı" görüşmeleri sürerken dün gece Kiev'e saldırı düzenledi (Reuters)
Rus ordusu, "barış planı" görüşmeleri sürerken dün gece Kiev'e saldırı düzenledi (Reuters)
TT

“Barış planı” görüşmeleri: “ABD, Rus işgalini tanımaya hazırlanıyor”

Rus ordusu, "barış planı" görüşmeleri sürerken dün gece Kiev'e saldırı düzenledi (Reuters)
Rus ordusu, "barış planı" görüşmeleri sürerken dün gece Kiev'e saldırı düzenledi (Reuters)

ABD'nin Rusya'nın Kırım ve diğer işgal ettiği Ukrayna toprakları üzerindeki hakimiyetini tanımaya hazırlandığı iddia ediliyor. 

Kimliklerinin açıklanmaması şartıyla Telegraph'a konuşan yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu teklifi doğrudan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e iletmesi için damadı Jared Kushner ve Özel Temsilcisi Steve Witkoff'u görevlendirdiğini söylüyor. 

Trump, Witkoff ve Kushner'ın haftaya Moskova'ya gideceğini söylemiş, Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuriy Uşakov da bunu doğrulamıştı. 

Haberde, işgal altındaki toprakların tanınmasının "ABD'nin diplomatik geleneğini bozacağı" belirtiliyor. Kaynaklardan biri "Amerikalıların, Avrupa'nın tutumunu umursamadıkları giderek daha açık hale geliyor" diyor. 

Putin, ABD'li yetkililerle Moskova'da yapılacak görüşme öncesinde toprak taleplerini yinelemişti. Perşembe günkü açıklamasında görüşmenin ana konusunun Kırım, Luhansk ve Donetsk olması gerektiğini söylemişti. 

Rusya, Kırım'ı 2014'te ilhak etmiş, yarımadanın Rusya'ya bağlanması için tartışmalı bir referandum yapılmıştı. Kremlin referandumun Kırım'ın Rusya'ya bağlanması lehine sonuçlandığını duyurmuş, Putin de 21 Mart 2024'te Kırım'ın ilhakına yönelik yasayı imzalamıştı.

Putin, Kremlin yanlısı ayrılıkçı Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını 24 Şubat 2022'de başlattığı savaştan birkaç gün önce tanımış, birlikte "Donbas" diye anılan iki bölge Eylül 2022'de resmen Rusya tarafından ilhak edilmişti.

Trump yönetiminin hazırladığı 28 maddelik plan, Kiev'in birçok taviz vermesini öngörüyordu. Ancak pazar günü İsviçre'de ABD'li ve Ukraynalı heyetlerin düzenlediği toplantıda 19 maddelik yeni bir plan hazırlanmış, toprak tavizlerine yanaşılmayacağı bildirilmişti. Toplantıda Avrupa devletleri ve Avrupa Birliği temsilcileri de vardı. Ancak Telegraph'ın aktardığına göre Washington, savaşı bitirmek için işgal altındaki toprakları tanıma stratejisini kullanmayı hâlâ düşünüyor. 

Haberde, Ukrayna Anayasası gereğince herhangi bir liderin, referanduma gitmeden toprak devretmesinin engellendiğine işaret ediliyor. 

Ukrayna lideri Volodmir Zelenski'nin özel kalem müdürü Andriy Yermak, "barış planı" müzakerelerindeki önemli isimlerden biriydi. Ancak ülkedeki yolsuzluk soruşturması kapsamında evine baskın düzenlendikten sonra dün istifa etti. Zelenski, pozisyona yeni atanacak kişi için çalışmaların bugün başlatılacağını söyledi. 

İstifasından önce yaptığı açıklamada Yermak şu ifadeleri kullanmıştı: 

Bugün aklı başında hiç kimse topraklarını bırakmak için anlaşma imzalamaz. Zelenski devlet başkanı olduğu sürece, kimse bizim topraklarımızdan vazgeçeceğimizi düşünmemeli.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Amerika, Ulusal Muhafızlara yönelik saldırının ardından tüm sığınma kararlarını dondurdu

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)
TT

Amerika, Ulusal Muhafızlara yönelik saldırının ardından tüm sığınma kararlarını dondurdu

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)

ABD hükümeti dün, iki gün önce Washington'da gerçekleşen ve bir Ulusal Muhafız askerinin ölümüne, bir diğerinin ise ağır yaralanmasına yol açan saldırının doğrudan sonucu olarak, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki tüm sığınma kararlarının dondurulacağını ve göç politikasını sıkılaştırmayı amaçlayan diğer önlemlerin alınacağını duyurdu.  

2021 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne gelen 29 yaşındaki Afgan uyruklu şüpheli Rahmanullah Lakanwal cinayetle suçlanacak ve federal savcılar idam cezası talep etmeyi planlıyor.

Saldırının ardından Trump ve diğer bazı ABD'li yetkililer, ABD göç politikasının çeşitli alanlarında daha sıkı önlemler açıkladı.

Göçmenlik Müdürü Joseph Edlow, "X" platformunda yaptığı paylaşımda, Göçmenlik Dairesi'nin, çeşitli yabancıların güvenlik soruşturmasından geçene kadar ABD'de sığınma hakkı verilmesine ilişkin "tüm kararları" askıya aldığını belirtti.

Geçtiğimiz hafta Beyaz Saray yakınlarında gerçekleşen saldırıda hayatını kaybeden Ulusal Muhafız askeri Sarah Beckstrom'un anısına düzenlenen törenden, (AFP)Geçtiğimiz hafta Beyaz Saray yakınlarında gerçekleşen saldırıda hayatını kaybeden Ulusal Muhafız askeri Sarah Beckstrom'un anısına düzenlenen törenden, (AFP)

Dondurma kararı, ABD hükümetinin sığınmacı hibelerini Demokrat Başkan Joe Biden dönemindeki yaklaşık 100 bin rakamına kıyasla yıllık yaklaşık 7 bin 500'e düşürme niyetini açıklamasından bir aydan kısa bir süre sonra geldi.

Dışişleri Bakanlığı ayrıca, vize başvurusunda bulunan tüm Afgan pasaportu sahiplerine vize verilmesinin askıya alındığını duyurdu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, X platformunda, "Amerika Birleşik Devletleri için ülkemizi ve halkımızı korumaktan daha önemli bir öncelik yoktur" diye yazdı.

Ulusal Muhafızlara Saldırı

Washington'daki ABD Başsavcısı Jeanine Pirro, Lacanwal'ın Taliban, El Kaide ve D'EAŞ’a karşı komando operasyonlarıyla görevli özel bir operasyon gücü olan Afgan Ulusal Muhafızları'nın "Sıfır Birimleri"nin bir üyesi olduğunu belirtti.

Başkan Donald Trump, 20 yaşındaki Batı Virginia Ulusal Muhafız üyesi Sarah Beckstrom'un aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu. Ayrıca, çarşamba günü Beyaz Saray yakınlarında gerçekleşen saldırıda yaralanan diğer Ulusal Muhafız üyesi 20 yaşındaki Andrew Wolf'un "hayati tehlike içinde olduğunu" belirtti.


İran Dini Lideri iç bölünme konusunda uyardı

Hamaney, resmi televizyonda konuştu
Hamaney, resmi televizyonda konuştu
TT

İran Dini Lideri iç bölünme konusunda uyardı

Hamaney, resmi televizyonda konuştu
Hamaney, resmi televizyonda konuştu

İran Dini Lideri Ali Hamaney, televizyonda yaptığı konuşmada, iç bölünmelere karşı uyarıda bulunarak, İranlıları "düşmanlara karşı" birlikte durmaya çağırdı. Hameney, ABD ile İsrail'in geçen haziran ayında yaşanan 12 günlük savaşta hedeflerine ulaşmada "başarısız" olduklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre savaştan bu yana Hamaney'in kamuoyuna çıkma sıklığı, İsrailli yetkililerin kendisini hedef almakla tehdit etmesi ve İran medyasının halefinin atanması yönündeki spekülasyonları körüklemesi nedeniyle en aza indirildi.

Savaşın başlamasından bu yana üçüncü kez televizyondan İran halkına seslenen Hamaney, Amerikalılar ve İsraillilerin "suç işlemek için geldiklerini, darbeler aldıklarını ve eli boş döndüklerini... İşte yenilginin gerçek anlamı budur" dedi. Hamaney, "İran halkı Amerika'ya karşı daha birlik oldu ve düşmanı alt etmeyi başardı" ifadelerini kullandı.