Mısır’daki Libya anayasa müzakereleri başarısız mı oldu?

Libya’daki Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi heyetleri, görüşmeleri daha sonra tamamlamayı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Libya’daki Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi heyetleri, görüşmeleri daha sonra tamamlamayı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır’daki Libya anayasa müzakereleri başarısız mı oldu?

Libya’daki Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi heyetleri, görüşmeleri daha sonra tamamlamayı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Libya’daki Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi heyetleri, görüşmeleri daha sonra tamamlamayı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Ahmed Abdulhakim
Libya krizinin en karmaşık meselelerden biri olarak kabul edilen, anayasal süreç hususunda Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ve Trablus merkezli Libya Devlet Yüksek Konseyi heyetleri arasındaki ‘uyumsuzluk’, Kahire’nin Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde üç gün boyunca ev sahipliği yaptığı yoğun görüşmeleri neredeyse altüst etti. Bu durum, 11- 13 Ekim arasında planlanan görüşmenin son gününde, sabahın ilk saatlerinde kapanış bildirgesinin yayınlanmasını da geciktirdi.
13 Ekim gecesi geç saatlerde yayınlanan kapanış bildirgesinde, Libya’daki Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi heyetleri, ‘geçiş aşamasını sona erdirme, anayasa hususunda bir fikir birliği formülüne varma ve konuya ilişkin görüşmeleri daha sonra tamamlama’ konularında uzlaşı sağladı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Independent Arabia’ya konuşan Mısırlı ve Libyalı kaynaklar da görüş ayrılıklarının ardından son vakitlerin, katılımcı iki heyetin pozisyonlarında atılım yaşanmasını engellediğini söyledi.

Kısa açıklama
İki Libyalı heyet arasındaki görüşmelerin üçüncü günü, erken sona eren bir oturumla sınırlı olsa da katılımcılar, kısa kapanış bildirgesinde ‘anayasa konusundaki tartışmaların daha sonra tamamlanacağını’ vurguladı.
Açıklamada, “Mısır’ın cömert ev sahipliğinde, Temsilciler Meclisi ve Yüksek Devlet Konseyi temsilcileri, gelecek aşama için anayasal süreci tartışmak üzere 11-13 Ekim tarihleri ​​arasında Kahire’de bir araya geldi. Tüm katılımcılar, geçiş aşamasının sona erdirilmesi ve kalıcı düzenlemelerin başlatılması gerektiği konusunda hemfikir. Mevcut anayasa taslağına ilişkin referandum yapılıp yapılamayacağı konusunda hukuki tartışmalar yaşandı. Müzakere masasına çeşitli görüş ve öneriler sunuldu. BM misyonu UNSMIL, katılımcılara ‘kapsamlı siyasi anlaşmanın uygulanmasına izin veren ve anayasal düzenlemeleri garanti eden bir yasal anlaşma yapma çağrısında bulundu” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, “İki taraf, diyalogda büyük esneklik gösterdiler ve görüşmelere devam etme konusunda anlaştılar. İki heyet, anayasal düzenlemelere ilişkin yapıcı tartışmaları tamamlamak üzere Mısır’da ikinci bir tur düzenleme ve Temsilciler Meclisi’nin, ülkenin anayasal yolda ilerlemesine izin veren anayasal anlaşmalara ulaşmak için bir toplum diyaloğu yürütme arzularını dile getirdi” denildi.

Kahire’de neler yaşandı?
Mısır ve Libya’daki kaynaklara göre Libyalı iki taraf, taslağın 2017 yılında tamamlandığının ilan edilmesinden bu yana yeni bir Libya anayasası yazma veya askıya alınan anayasa taslağında değişiklik yapma olasılığına ilişkin önerilen fikirler hususundaki anlaşmazlığın üstesinden gelemedi. Kaynaklar, anlaşmazlığın, milli servetin ve petrolün dağılımı ve siyasi çözümün tamamlanması sonrasında Libya’nın gelecek dönemde tanık olması kararlaştırılan seçim kazanımlarının yanı sıra yerel yönetim ve belediye işlerinin idaresiyle ilgili madde ve formüller üzerinde yoğunlaştığını ifade etti.
Libyalı bir kaynak, “Görüşmeler, Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi temsilcileri arasında olumlu bir atmosferin yanı sıra, krize çözüm bulunana kadar görüşmeleri tamamlamaya yönelik net taahhütler ortasında başladı. Ancak zamanla iki taraf, seçim kazanımlarıyla ilgili noktalarda bazı uzlaşılara rağmen, anayasal sürecin anayasal temeli hususunda kapsamlı bir anlaşmaya varamadı. Taraflar, görüşmelerin son gününde de tutumlarına bağlıydılar. Nihayetinde her bir heyetin, neyin üzerinde uzlaşı sağlandığını görüşmek ve anlaşmazlık noktalarını sunmak için temsilci organa dönmesine karar verildi. Ayrıca heyetlerin, ülkenin gelecek anayasaya uzlaşısına dayalı bir formülasyonuna varma fırsatı sağlamak için daha sonra planlanacak başka bir toplantıya dönmesi kararı alındı” açıklamasında bulundu.
Bilgi sahibi bir Mısırlı kaynak da “Son gün yalnızca bir oturumla sınırlıydı. Oturumu takiben, dün gün ortalarında bir kapanış bildirgesinin yayınlanması planlanmıştı” dedi. Kaynak, görüşmelerin ilk atmosferinin de ‘anayasal yolda olası ve kapsamlı bir uzlaşıya’ işaret ettiğine dikkati çekti.
Kahire’deki anayasal süreç toplantıları, Libya krizini çözme mekanizmalarını ve yeni anayasa çerçevelerini tartışmak amacıyla gelişti. Libyalı taraflar arasında Fas’ın Bouznika şehrindeki görüşmelerden günler sonra egemen pozisyonların paylaşımı ve ülkedeki kuruluşların birleştirilmesi kriterleri açısından ilerleme kaydedildi.
Mısırlı kaynak, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, Kahire’nin anayasal süreci ele almak üzere ev sahipliği yaptığı yeni görüşmelerin, Mısır’ın ‘Libya krizinin en karmaşık meselelerinde atılım yapmak için’ ortaya koyduğu kapsamlı hamlesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Müzakerelere aşina olan kaynak, “Yürütme sürecinin, egemen pozisyonlara ilişkin Bouznika görüşmelerinin yol açtığı atılımın yanı sıra Kahire’de devam eden görüşmeler ve daha önce Kızıldeniz kıyısındaki Hurgada’da yapılan güvenlik ve askeri görüşmeler… BM misyonu, nihayetinde ulaşılanları sonuçlandırmak için bunların her birinin çıktıları üzerinde çalışacak” dedi.

Krizi sonlandırma çabaları
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi de Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi ile 14 Ekim’de gerçekleştirdiği görüşme sırasında, “Libya’daki koşulların temel amacı, daha önce açıklanan hatlara göre sahadaki mevcut durumu stabilize etmektir” dedi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Bessam Radi’nin aktardığına göre Sisi,
siyasi süreç, Berlin Konferansı ve Kahire Bildirgesi’nin sonuçları aracılığıyla ülkesinin, Libya’da istikrar ve güvenliği yeniden tesis etmek için radikal ve kapsamlı bir çözüme ulaşmak istediğini söyledi. Sisi, Arapların ortak koordinasyonunun, iradesinin ve birliğinin de Arap ulusal güvenliğinin belirleyicileri ve hatlarını ortaya koyacağını ifade etti.
Öte yandan ABD’nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland, geçen salı günü BM Libya Özel Temsilcisi ve UNSMIL Başkan Vekili Stephanie Williams ile yaptığı telefon görüşmesinde, ABD’nin Kasım ayı başlarında Tunus’ta yapılması planlanan, BM sponsorluğundaki Libya Siyasi Diyalog Forumu sürecini tam olarak desteklediğini kaydetti. Norland, Kahire, Cenevre ve Tunus’un her birinin ev sahipliği yaptığı Libya- Libya diyaloglarını desteklemek için ülkesinin ana uluslararası ortaklarla uyum içerisinde olduğunu vurguladı.
BM de geçen salı günü ‘gelecek Kasım ayı başlarında, Libya çatışmasının iki tarafı arasında Tunus’ta yapılması beklenen diyaloğun, yalnızca ilk önce kendi ülkelerini düşünen ve hükümet pozisyonlarını elde etmeyi amaçlamayan liderlere açık olacağını’ kaydetti.
Tunus Devlet Başkanı Kays Said ile görüşmesi sonrasında Stephanie Williams, “Burada, siyasi geleceklerine hizmet etmek için değil, daha çok ülkeleri için bulunan insanları görmeyi umuyoruz” dedi.
Williams’a göre 26 Ekim’de videokonferans şeklinde başlayacak ve Kasım ayı başına kadar devam edecek olan Tunus diyaloğu, Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi (doğu) ve Trablus merkezli Yüksek Devlet Konseyi (batı) üyelerini, ayrıca BM tarafından seçilen katılımcıları içeriyor.
Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Halife Hafter ve Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanı Fayiz es-Serrac’ın diyaloğa katılımına ilişkin bir soruya yanıt veren BM Temsilcisi, “Bu diyaloğa katılmanın koşulu, yüksek devlet pozisyonları talebinden vazgeçmektir” ifadelerini kullandı.
Basın toplantısı sırasında Fransız Haber Ajansı’na (AFP) açıklama yapan Williams, “Buna Başkanlık Konseyi, başbakan, bakanlıklar ve çeşitli yetkili makamlar dahildir” diyerek, toplantının amacının ulusal seçimler yapmak olduğunu kaydetti.
Libya’da halihazırda biri batıda Trablus merkezli UMH ve diğer doğuda Mareşal Hafter olmak üzere iki güç savaşıyor.
Aralık 2015’te Fas’ın Suheyrat kentinde imzalanan anlaşmadan bu yana iki taraf arasındaki siyasi müzakereler defalarca kesintiye uğradı. Daha sonra taraflar, BM’nin desteğiyle Eylül ayında müzakere masasına geri döndü ve çeşitli konularda görüşmelerde bulundu. Fas’ta egemen kuruluşlar hususunda, Mısır’da askeri ve İsviçre’de de siyasi görüşmeler yapıldı.



İsrailli yetkililer Gazze'yi işgal etme planı öneriyor: Nükleer bomba atmayı teklif ettiler

Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)
Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)
TT

İsrailli yetkililer Gazze'yi işgal etme planı öneriyor: Nükleer bomba atmayı teklif ettiler

Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)
Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)

Üç bakan ve iktidar koalisyonundaki yaklaşık 10 milletvekilinin girişimiyle, dün Knesset'te (İsrail parlamentosu) “Gazze - Ertesi Gün” başlıklı bir konferans düzenlendi. Şeridin Geleceği için Siyasi Plan Yerleşim liderleri ve yüzlerce konuk konferansa katıldı ve konferans sırasında, Yahudilerin tarihi hakkı olduğunu iddia ederek oraya geri dönüp yerleşmeyi müzakere ettiler.

Konferans, Parlamento Anayasa ve Adalet Komitesi Başkanı Simcha Rotman'ın girişimiyle, Yerleşim Bakanı Orit Strock, Yahudi Mirası Bakanı Amichai Eliyahu ve Diaspora İşleri Bakanı'nın katılımıyla gerçekleşti. Bu isimlerin tamamı, Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonist bloktan ve Likud'dan Avichai Shekli de konferansa katıldı. Konferansta, Gazze çevresinde yaşanan siyasi olaylarla ilgilenmediklerini, bununla ABD Başkanı Donald Trump'ın savaşı sona erdirme planını kastettiklerini açıkladılar.

Gazze Şeridi'nin işgalini savunanlar, “Gazze Şeridi için tek gerçekçi planın İsrail'in burayı tamamen kontrol altına alması ve yerleşim yerlerini yeniden inşa etmesi olduğunu” iddia ediyorlar. Gazze'deki her binayı ve ev kalıntısını yerle bir eden ordunun mevcut operasyonlarını, kendi faaliyetleri için bir teşvik olarak görüyorlar.

Strook konuşmasında, “Mesele tek bir şeyle ilgili: topraklarımız üzerindeki hakkımızı tanıyıp tanımadığımız” dedi ve ekledi: “Kendimize şunu sormalıyız: Başbakanımız Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı'na Gazze'nin bizim olduğunu söyledi mi?” Rotman ise şöyle dedi: “Savaştan öğrendiğimiz en önemli şey, her şeyin Netanyahu ile ilgili olmadığıdır. Ona toplumsal baskı uygulamalıyız.”

cdfgth
İsrailli yerleşimciler, Ağustos 2005'te Gazze'deki Netzarim yerleşiminden ayrılırken yürüyüş yapıyorlar (AP)

Savaşın başında Gazze'ye nükleer bomba atılması çağrısında bulunmasıyla bilinen Bakan Eliyahu, "Bu konferans, hükümet üzerinde kaçınılmaz olarak etki yaratacak ve istenen sonuçları elde edecek güçlü bir kamuoyu baskısının başlangıcıdır" ifadelerini kullandı.

Ona göre, “Gazze'deki gelişmeler, Amerikalıların (Hamas'ın) kendilerine karşı dürüst olmadığını ve iktidarı veya silahlarını bırakmak istemediğini keşfedeceklerini gösteriyor. Bu nedenle İsrail, Gazze'nin kontrolünü ele geçirmeye hazırlanmalı, ancak bu sefer sadece savaşı askeri olarak çözmekle kalmayıp, yerleşimcilerin haklarını geri vermeli ve onları Gazze'deki Gush Katif'e geri döndürmelidir.”

Bakan Shekli, “İsrail'in bu savaşta evlatlarının kanıyla elde ettiği kazanımlar, yüzeysel siyasi anlayışlarla heba edilmemeli, aksine yerleşimcilik gibi büyük bir Siyonist eylemle taçlandırılmalıdır. Bunun başlangıcının, bugün tamamen İsrail'in kontrolünde olan Kuzey Gazze Şeridi'nde olması gerektiğini" belirtti.

vfevfe
İsrailli yerleşimciler, Ağustos 2005'te Gazze'deki Netzarim yerleşiminden ayrılırken yürüyüş yapıyorlar (AP)

Bakan Yardımcısı Almog Cohen, konferansın başlığına itiraz ederek şunları söyledi: “Gazze'den sonraki günü istemiyorum. Şimdi gereken düşmanın ortadan kaldırılmasıdır. Öfkem henüz dinmedi ve sönmedi. Düşmandan daha fazla kan dökülmesini istiyorum (...) Araplar toprak kaybetmeli ki onları yendiğimizi anlasınlar.”

Bu yerleşim faaliyetinin, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki İsrail yerleşim projelerinin yoğunlaştığı ve İsrail ordusunun himayesinde yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarının arttığı bir dönemde gerçekleştiği unutulmamalıdır.

Son günlerde, Eriha yakınlarındaki Ras Ein el-Auja'da evlerinin yakınlarına bir karakol kurulmasının ardından 100'den fazla vatandaş evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Şarku’l Avsat Haaretz'den aktardığına göre güvenlik yetkilileri, ordunun 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik bin 720 yerleşimci saldırısı kaydettiğini; geçen yıl ise 845 olayın kaydedildiğini, bu olaylarda 200 kişinin yaralandığını ve 4 kişinin öldüğünü söyledi.

40 binden fazla konutun inşası onaylandı, 69 yerleşim yeri kuruldu ve mevcut yerleşim yerlerinin alanları iki katına çıkarılarak genişletildi.

İsrail hükümeti, bir bölgedeki çatışmayı körükleyerek başka bir bölgedeki faaliyetlerden dikkati dağıtmak gibi bilinen bir yöntemi izliyor; örneğin, Gazze savaşı sırasında Batı Şeria'da yerleşim genişletme ve yerinden etme operasyonları yürüttü. Bunun tam tersi de geçerli.


Filistinli bir yazarın katılmasına izin verilmemesinin ardından, Avustralya'nın önde gelen edebiyat festivali iptal edildi

Filistinli bir yazarın katılmasına izin verilmemesinin ardından, Avustralya'nın önde gelen edebiyat festivali iptal edildi
TT

Filistinli bir yazarın katılmasına izin verilmemesinin ardından, Avustralya'nın önde gelen edebiyat festivali iptal edildi

Filistinli bir yazarın katılmasına izin verilmemesinin ardından, Avustralya'nın önde gelen edebiyat festivali iptal edildi

Avustralya'nın en büyük yazarlar festivallerinden birinin organizatörleri, 180 yazarın etkinliği boykot etmesinin ardından bugün etkinliği iptal etti. Festival direktörü istifa ederek, Filistinli bir yazarı susturmaya ortak olmayacağını ve Sidney'deki toplu katliamın ardından protestoları yasaklama girişimlerinin ifade özgürlüğünü tehdit ettiği uyarısında bulundu.

Holokost'tan sağ kurtulan ebeveynleri olan Louise Adler, bugün yaptığı açıklamada, festival yönetim kurulunun Filistin kökenli Avustralyalı bir yazarın davetini iptal etme kararı almasının ardından, şubat ayında düzenlenecek Adelaide Kitap Festivali'ndeki görevinden istifa ettiğini söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Filistinli romancı ve akademisyen Randa Abdul Fettah, bu kararın “utanç verici, bariz bir anti-Filistin ırkçılığı ve sansür eylemi” olduğunu belirtti.

Avustralya Başbakanı Anthony Albanese bugün 22 Ocak'ı, geçen ay Sidney'deki Bondi Plajı'nda bir Yahudi kutlaması sırasında meydana gelen silahlı saldırıda hayatını kaybeden 15 kişiyi anmak için ulusal yas günü ilan etti.

Polis, saldırganların militan grup DEAŞ'tan ilham aldığını söylüyor. Olay, ülke çapında antisemitizmle mücadele çağrılarına, eyalet ve federal hükümetlerin nefret söylemi yasalarını sıkılaştırma girişimlerine yol açtı.

Festival yönetim kurulu bugün yaptığı açıklamada, Randa Abdul Fettah'ın “Bondi olayından kısa bir süre sonra” edebiyat etkinliğine katılması, kültürel hassasiyetleri göz ardı ettiği gerekçesiyle davetini iptal etme kararının “bu felaketin acısını yaşayan topluma saygıdan” alındığını duyurdu. Yönetim kurulu açıklamasında, “Ancak bu karar daha fazla bölünmeye yol açtı ve bunun için içtenlikle özür dileriz” denildi.

Yönetim kurulu, festivalin gerçekleştirilmeyeceğini ve kalan yönetim kurulu üyelerinin görevlerinden istifa edeceğini duyurdu.

Avustralya medyası, Yeni Zelanda eski Başbakanı Jacinda Ardern, İngiliz yazar Zadie Smith, Avustralyalı yazar Kathy Lette, ⁠ve Pulitzer Ödülü sahibi Amerikalı yazar Percival Evert ile eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varufakis'in önümüzdeki ay Güney Avustralya'da düzenlenecek festivale katılmayacaklarını açıkladıklarını bildirdi.

Festival yönetim kurulu bugün, Randa Abdul Fettah'a “kararın sunulma şekli” nedeniyle özür diledi.

Açıklamada, “Bu, kimlik veya muhalefetle ilgili değil, Avustralya tarihinin en kötü terör saldırısının ardından ülkemizde ifade özgürlüğünün kapsamı konusunda ulusal söylemde yaşanan hızlı ve sürekli bir değişimle ilgilidir” denildi.

Adler daha önce The Guardian gazetesinde, konseyin kararının “ifade özgürlüğünü zedelediğini ve lobiciler ile siyasi baskılar kimin konuşma hakkına sahip olduğunu belirlediği, daha az özgür bir ulusu müjdelediğini” yazmıştı.


Suriye ordusu, sivilleri Halep kırsalındaki silahlı grupların mevzilerinden uzak durmaya çağırdı

Suriye ordusuna ait araçlar (SANA)
Suriye ordusuna ait araçlar (SANA)
TT

Suriye ordusu, sivilleri Halep kırsalındaki silahlı grupların mevzilerinden uzak durmaya çağırdı

Suriye ordusuna ait araçlar (SANA)
Suriye ordusuna ait araçlar (SANA)

Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı bugün sivillere Halep'in doğu kırsalındaki silahlı grupların bulunduğu bölgelerden uzak durmaları çağrısında bulundu.

Suriye Haber Ajansı (SANA), Harekat Komutanlığı'nın “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) terörist milisleri ve rejim kalıntılarının bu bölgede güçlerini seferber etmeye devam etmeleri ve bu bölgenin Halep şehrini bombalayan İranlıların saldırılarının başlangıç noktası olması nedeniyle” kırmızı ile işaretlenen bölge, bu tarihten itibaren kapalı askeri bölge olarak kabul edilecektir."

xssfr
Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı tarafından yayınlanan uyarı haritası (SANA)

Operasyon Komutanlığı yaptığı açıklamada, “Sivil halkımızı bu bölgedeki SDG mevzilerinden uzak durmaya çağırıyoruz. Bu bölgedeki tüm silahlı gruplar Fırat Nehri'nin doğusuna çekilmelidir... Hayatlarınızı kurtarın” ifadelerini kullandı.

Açıklama şu şekilde sona erdi: “Suriye Arap Ordusu, bu bölgede toplanan silahlı grupların burayı suç faaliyetleri için üs olarak kullanmasını önlemek için gerekli her şeyi yapacaktır.”