Ermenistan ve Azerbaycan’ın tehlikeli çıkmazı, bölgeyi bilinmezliğe sürüklüyor

Ermenistan ve Azerbaycan’ın tehlikeli çıkmazı, bölgeyi bilinmezliğe sürüklüyor
TT

Ermenistan ve Azerbaycan’ın tehlikeli çıkmazı, bölgeyi bilinmezliğe sürüklüyor

Ermenistan ve Azerbaycan’ın tehlikeli çıkmazı, bölgeyi bilinmezliğe sürüklüyor

Basil el-Hac Casim
Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki ‘insani ateşkes’ ilanının ardından ateşkesin ‘kırılgan ve sarsıcı’ olacağı açıktı. Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya Dışişleri      Bakanlarının geçen cuma günü Rusya’nın başkenti Moskova’da bir araya geldiği 10 saatlik görüşmelerden sonra ateşkes üzerinde mutabık kalınmıştı. Moskova istişareleri, 27 Eylül’de çatışmaların başlamasından bu yana Azeri ve Ermeni güçleri arasındaki ilk diplomatik temas oldu.
Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan, daha sonra görüşmeleri ‘biraz zor’ olarak nitelendirerek, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın uluslararası alanda bağımsız bir devlet olarak tanınmasını istiyor” dedi.
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ise görüşmelerde Ermenistan’a yeterli baskının yapılmadığını söylerken, bölgedeki statükonun ‘olduğu gibi devam edemeyeceğini’ ifade etti. Azerbaycan’ın daha fazla toprak üzerinde ‘kendi kontrolünü dayatmayı’ ümit ettiğini söyleyen Bakan, ateşkesin ‘ancak Kızıl Haç’ın cenaze değişimini tamamlamak için ihtiyaç duyduğu süre zarfında’ devam edeceğini kaydetti.
Hem Bakü hem de Erivan, 90’lı yılların başından bu yana (en kötüsü sayılan) son çatışmaların patlak vermesinin nedeni hakkında karşılıklı suçlamalarda bulunuyor.
Boru hattı güvenliği
Ermenistan ile Azerbaycan arasında halihazırda bir çatışmanın yaşanıyor olmasına rağmen Azerbaycanlılar, Dağlık Karabağ’ı geri almak için mücadele ediyor. Söz konusu toprakların Azerbaycan’ın olduğuyla ilgili dört Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı mevcut.
Son günlerde yaşanan çatışmalar, özellikle bu savaşların, 1991-1994 yılları arasında iki ülke arasında yaşanan savaştan bu yana en kötüsü olması dolayısıyla petrol ve doğalgazı Azerbaycan ve Hazar Denizi’nden Avrupa’ya taşıyan boru hatlarının güvenliği konusundaki endişeleri arttırdı. 1991- 1994 yıllarındaki savaşta iki taraftan 30 binden fazla insan ölmüş, ateşkes anlaşmaları tekrar tekrar ihlal edilmişti.
Güney Kafkasya’da yenilenen çatışmalar, eski siyasi yöntemlerin etkisi olmadığını ortaya çıkardı. Özellikle de savaş alanındaki kontrol haritasına ilişkin değişikliklerin, Bakü veya Erivan için uygun olmaması nedeniyle ne Rusya’nın, Fransa’nın ne de BMGK’nın çağrıları şu ana kadar bir etkiye sahip oldu.
Son çatışmalar sırasında Ermenistan, Nagorno (Dağlık) Karabağ bölgesi ile ilgili herhangi bir siyasi kazanç elde etmeden, 1990’lı yıllardaki savaşlarda kontrol ettiği bazı bölgeleri kaybetti.
Açıkça görülüyor ki Ermeni güçler, 1994 yılından bu yana işgal ettikleri tüm mevzileri artık elinde tutamıyor. Dolayısıyla her yeni müzakere de bu gerçekten başlayacak.
Pazarlık belgeleri
Azerbaycan, topraklarının tamamını geri alamadı. 1991 yılındaki savaşta yerlerinden edildikleri topraklara geri dönmeyi bekleyen ve Bakü’de iç baskı kartı olan bir milyon Azeri mülteci bulunuyor.
İki tarafın da çok sayıda can ve teçhizat kaybına uğradığı iki haftalık sürekli çatışmalardan sonra insani ateşkes anlaşması, Azerbaycan ve Ermenistan’ın nefes almak istedikleri ‘savaşçı istirahati’ idi. Aynı şekilde ateşkes anlaşması için görüşme çağrısı Putin’den gelmişti ve Bakü ile Erivan, aralarındaki şiddetli çatışmanın bu dönemlerinde Kremlin liderini kızdırmasını istemiyordu.
Görünüşe göre Moskova, ‘şu ana kadar’ tek başına Güney Kafkasya krizinde etkili bir arabuluculuk rolü oynayabildi. Ve Washington’un iç meseleler ve daha önemli konularla meşgul olmasıyla ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un birçok defa dile getirdiği bir Fransız yandaşlığının ortaya çıkmasıyla birlikte tarafları, müzakere etmeye çağırabildi. Macron açıklamaları, Azerbaycan’ı Paris’in ‘taraflı’ olduğunu ilan etmeye itmişti.
Rusya, ABD ve Fransa; Azerbaycan ile Ermenistan arasında 28 yılı aşkın bir süredir müzakerelere sponsorluk yapan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı çatısı altındaki Minsk Grubu’na liderlik ediyor. Grubun, Avrasya sahasında Rusya ile Batı arasında neredeyse tek fikir birliğinin göründüğü topluluk olduğu söylenebilir.
Büyük çıkmaz
Müzakere sürecini gözden geçirirken, ‘Azerbaycan bölgelerinin işgalinin sona erdirilmesi ve mültecilerin geri dönmesi’ meselelerinin onayına rağmen, Azerbaycan topraklarının askeri yollarla kurtarılması hususunda herhangi bir şeyden bahsedilmedi. Bu noktada Azerbaycan ve Ermenistan’ın, uygun şekilde adlandırılacak olursa ‘tehlikeli bir oyun’ ve büyük bir çıkmazda yer aldığını görüyoruz.
Bakü, bölgeyi güçle kontrol edemedi. Erivan ise Washington ve Avrupa başkentlerindeki baskıcı Ermeni lobilerine ve çatışmanın donmasına rağmen Batı’dan veya Moskova’dan hukuki destek alamadı.
Bölgenin statüsüne ilişkin müzakerelerde ilerleme olmamasının Ermeni çıkarlarına daha çok uyduğu söylenebilir. Çünkü bu durumda, 1994 savaşı sırasında işgal ettiği Dağlık Karabağ’ı çevreleyen tüm Azerbaycan topraklarının kontrolünü elinde tutacak ve bu toprakların Karabağ çevresinde güvenli bir bölge sağlaması dolayısıyla müzakere sürecinde bunu pazarlık kozu olarak kullanacaktır. Burada Azerbaycan’ın bu durumda cephe hattındaki durumu değiştirmekle ilgilenen taraf olduğunu görüyoruz. Ermenistan ise tam tersi, özellikle de 1990’lardaki o eski savaşta galip geldiği için statükoyu korumak ve çatışmayı dondurmakla daha çok ilgileniyor.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
TT

Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)

Çin ordusu bugün resmi WeChat hesabından yaptığı açıklamada, ABD'ye ait güdümlü füze destroyeri USS Finn ve okyanus araştırma gemisi USS Mary Sears'ın 16 ve 17 Ocak tarihlerinde Tayvan Boğazı'ndan geçişini izlediğini belirtti.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Harekat Komutanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, ordunun "ulusal egemenliği ve güvenliği kararlılıkla savunmak için her zaman yüksek alarmda" olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise Çin ordusunun açıklamasına henüz yorum yapmadı.


Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)

Son aylarda Laila Cunningham’ın adı, Birleşik Krallık siyasetinin en karmaşık ve hassas yarışlarından biri olarak görülen Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde öne çıkan isimler arasında yer aldı.

Birleşik Krallık’taki Reform UK Partisi’nin lideri Nigel Farage, Laila Cunningham’ın 2028 yılında başkentte yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olacağını açıkladı.

Mısır kökenli

Eski bir savcı olan Cunningham, 1960’lı yıllarda Birleşik Krallık’a göç eden Mısırlı bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Cunningham ile Farage, 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Toplantıda, üzerinde ‘Londra reform istiyor’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Farage, Cunningham’ın, mayıs ayında yapılacak ve bir sonraki genel seçimler öncesinde ‘en önemli seçim sınavı’ olarak nitelenen seçimlerde, partinin Londra’daki kampanyasının merkezindeki isim olacağını söyledi.

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)

Cunningham, 2022 yılında Muhafazakâr Parti’den Westminster Belediye Meclisi üyeliğine seçildikten sonra, yedi çocuk annesi olarak geçen yıl haziran ayında Reform UK Partisi’ne katıldı. Cunningham, bu adımını ‘vergileri düşürmek, sınırları kontrol altına almak ve Birleşik Krallık’ın çıkarlarını her şeyin önüne koymak’ amacıyla attığını açıkladı.

Orta sınıf bir sosyal çevreden gelen Laila Cunningham, Güney Londra’da büyüdü. Konut sorunu, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin meselelerin, erken dönem siyasi bilincinin şekillenmesinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Cunningham, sosyal bilimler ve kentsel siyaset alanında eğitim aldı. Siyasete girmeden önce, sosyal konut ve kentsel yoksullukla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar görev yaptı.

Eski savcı... Basketbolu çok seviyor

Cunningham, başkente duyduğu sevgiden söz ederken, Londra Gençlik Oyunları’nda basketbol oynayarak ‘takım ruhunun önemini’ öğrendiğini söyledi. Birleşik Krallık merkezli Independent’a konuşan Cunningham, “Burada kıdemli bir savcı oldum, yedi çocuğumu burada büyütüyorum ve bunlar bu göreve talip olmam için makul nedenler” ifadelerini kullandı.

Cunningham, Reform UK Partisi’ne katıldığını açıkladığı sırada yaptığı bir dizi siyasi içerikli açıklamanın ardından, geçtiğimiz yıl haziran ayında savcılıktaki görevinden ayrılmıştı. Savcı olarak yürüttüğü görevin, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü siyasi faaliyeti sınırlayan sıkı kurallara tabi olduğu, bunun da kamu görevlileri için geçerli düzenlemelerle uyumlu olduğu belirtildi.

Cunningham’ın açıklamalarının The Standard gazetesinde yayımlanmasının ardından Başsavcılık, istifasının sunulduğunu ve kabul edildiğini duyurdu. Cunningham daha sonra yaptığı açıklamada, bir toplantıya çağrıldığını ve kamu hizmeti etik kurallarını ihlal etmiş olabileceğinin kendisine bildirildiğini söyledi.

Londra için güvenlik planı

Reform UK Partisi’nin Londra Belediye Başkan Adayı Cunningham, kampanyasında suçla mücadeleye odaklanacağını belirtti. Bu kapsamda, İşçi Partisi’nden eski Londra Belediye Başkanı Sir Sadık Han’ın bu alandaki sicilini eleştirdi ve Londralılara ‘farklı bir mesaj’ sunduğunu söyledi. Cunningham, “Şehir için yeni bir lider olacak ve suça karşı kapsamlı bir mücadele başlatacağım” ifadesini kullandı.

 Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)

Cunningham, “Londra Metropolitan Polisi için bıçaklı saldırılar, uyuşturucu suçları, hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve tecavüzle mücadeleye odaklanan net ve üst düzey öncelikler belirleyeceğim” dedi. Ayrıca polise, ‘Londra’daki tecavüz çetelerini hedef alma, takip etme ve yargı önüne çıkarma’ talimatı vereceğini açıkladı.

Suç oranlarının nasıl düşürüleceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cunningham, Suçla Mücadele Planı’nı yeniden şekillendireceğini ve Metropolitan Polisi için ‘ağır suçlarla mücadeleye yönelik yeni talimatlar’ yayımlayacağını söyledi.

Tartışmalı ifadeler

Londra Belediye Başkanlığı’na aday olan Cunningham, peçe ve burkaya ilişkin açıklamalarının hakaret içeren ve kışkırtıcı bulunduğu bir tartışmanın da odağına yerleşti. Cunningham’ın, burka giyen kadınların durdurulup aramaya tabi tutulması çağrısı yapması, çok kültürlü bir toplumda inanç özgürlüğü ve siyasi söylemin sınırları konusunda geniş bir tartışma başlattı.

The Standard gazetesinin podcastine konuşan Cunningham, “Londra’nın bazı bölgelerine gittiğinizde, gerçekten Müslüman bir şehirdeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Tabelalar farklı dillerde yazılmış, pazarlarda burka satılıyor” ifadelerini kullandı. Cunningham, ‘tek bir sivil kültüre’ ihtiyaç olduğunu savunarak, bunun da ‘Britanyalı olmak’ anlamına geldiğini söyledi.

Birleşik Krallık Müslüman Kadınlar Ağı’nın (Muslim Women’s Network UK – MWNUK) İcra Kurulu Başkanı Shaista Gohir, Cunningham’ın açıklamalarını ‘tehlikeli’ ve ‘ırkçıları kışkırtıcı’ olarak nitelendirdi. Gohir, bu söylemlerin, aralarında peçe takan küçük bir azınlığın da bulunduğu Müslüman kadınların daha fazla dışlanmasına yol açacağını belirtti. Cunningham’ın geçmişine rağmen Müslümanlara ‘buraya ait olmadıkları’ mesajını verdiğini savunan Gohir, bu tür açıklamaların Müslümanlara yönelik kötü muameleyi teşvik ettiğini ve yanlış bilgileri okuyanlar üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığına göre peçe konusu Reform UK Partisi içinde de hassas bir başlık olarak öne çıkıyor. Temmuz ayında partinin eski başkanı Zia Yusuf, parti Milletvekili Sarah Pochin’in burkanın yasaklanmasını öngören bir sorusunu ‘aptalca’ olarak nitelendirmiş ve bunun parti politikasını yansıtmadığını söylemişti. Yusuf’un cuma günü Cunningham’ın X platformundaki bir röportajını yeniden paylaşması ise partinin tutumuna ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.


İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
TT

İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)

ABD’nin İran’a saldırabileceğine yönelik bölgesel endişeler, Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın kendisine protestocuların idam edilmeyeceği yönünde güvence verdiğini söylemesinin ardından azaldı. Buna rağmen Beyaz Saray, ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ bildirdi.

İsrail ve ABD, İran’a yönelik son büyük saldırıları geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdi. Saldırıların başlıca hedefi, ülkenin ana nükleer tesisleri oldu.

Hangi nükleer tesisler bombalandı?

İran’daki üç uranyum zenginleştirme tesisi bombalandı. Bunlardan ikisi Natanz’da, üçüncüsü ise Fordo’da bir dağın altında bulunuyordu. Ayrıca, nükleer yakıt döngüsüyle bağlantılı tesisleri barındıran geniş bir kompleksin yer aldığı İsfahan da hedef alındı. Diplomatlar, yer altındaki bir bölgede İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünün depolandığını ifade etti.

ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)

Ne kadar hasar meydana geldi?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), saldırıdan önce Natanz ve Fordo dahil olmak üzere nükleer tesislerde düzenli denetimler yürüttüğü, ancak bombalamaların ardından bu tesislere erişimine izin verilmediği bildirildi.

Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)

UAEA, zarar görmeyen diğer tesislerde denetimler gerçekleştirdi. Ancak bombalanan sahaların mevcut durumuna ilişkin kesin bilgilerin hâlâ bilinmediği belirtildi.

UAEA, kasım ayında yayımlanan İran’a ilişkin üç aylık raporunda, bilinen yedi nükleer tesisin ‘askeri saldırılardan etkilendiğini’, 13 tesisin ise etkilenmediğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre raporda raporda, hasar gören sahalardaki zararın boyutuna ilişkin ayrıntılara yer verilmedi.  

Bombardımanın ardından UAEA, üç zenginleştirme tesisinden en küçüğü olan ve Natanz’da yer üstünde bulunan Yakıt Zenginleştirme Tesisi’nin tamamen tahrip edildiğini duyurdu.

UAEA, Natanz ve Fordo’da yer altındaki daha büyük tesislerin ise en azından ağır hasar görmüş olabileceğini değerlendirdi.

İran’ın nükleer programının ne ölçüde gerilediği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor. Trump, İran’ın nükleer tesislerinin yok edildiğini defalarca dile getirirken, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi haziran ayında yaptığı açıklamada, İran’ın aylar içinde sınırlı ölçekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlayabileceğini söyledi.

Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)

İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ne oldu?

Zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti ise tam olarak netlik kazanmış değil. Hava saldırılarında bir kısmının imha edildiği değerlendirilirken, İran, bombalanan tesislerine ve zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne olduğu konusunda UAEA’ya henüz bir rapor sunmadı. Bunun acil bir konu olduğunu ve bildirimin geciktiğini vurgulayan UAEA, söz konusu durumu ancak İran’ın rapor sunmasının ardından doğrulayabilecek.

Grossi, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, “Genel olarak malzemenin hâlâ mevcut olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Ancak elbette bunun doğrulanması gerekiyor. Bir kısmı kaybolmuş olabilir” dedi. Diplomatlar, o tarihten bu yana durumun büyük ölçüde değişmediğini ifade ediyor.

Grossi, “Malzemelerin büyük çaplı bir şekilde taşındığına dair elimizde herhangi bir gösterge yok” diye konuştu.

Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)

İran, saldırılar öncesinde uranyumu yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştiriyordu. Bu saflık oranı, nükleer silah yapımı için gerekli olan yaklaşık yüzde 90 seviyesine nispeten kolaylıkla çıkarılabiliyor.

UAEA’nın tahminlerine göre İran, bombardıman başladığında bu düzeyde zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyuma sahipti. UAEA’nın ölçütlerine göre bu miktar, saflık derecesinin daha da artırılması halinde teorik olarak 10 nükleer silah üretmeye yetecek düzeyde. İran’ın ayrıca daha düşük seviyelerde zenginleştirilmiş uranyum stokları da bulunuyor.

UAEA, İran’ın bu malzemeleri nerede depoladığını açıklamıyor. Diplomatlar, İsfahan’daki ana yer altı depolama tesislerinden birinin, yalnızca ona ulaşan tünelin girişinin bombalanması dışında büyük ölçüde zarar görmemiş göründüğünü belirtiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)

Hangi endişeler devam ediyor?

ABD ve İsrail’in bombardımanı gerekçelendirmek için öne sürdüğü nedenlerden biri, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine tehlikeli biçimde yaklaşmış olmasıydı. Uranyum, silah yapımına elverişli düzeyde zenginleştirildiğinde nükleer bombanın çekirdeğinde kullanılabiliyor. Aynı zamanda, farklı zenginleştirme seviyelerinde nükleer santraller için yakıt olarak da değerlendirilebiliyor.

Batılı güçler, İran’ın uranyumu bu denli yüksek fisyon düzeyinde zenginleştirmesi için makul bir sivil gerekçe bulunmadığını savunuyor. UAEA da bunun ciddi endişe yarattığını belirtiyor. Ajansa göre, nihayetinde nükleer silah üretimine yönelmeden bu seviyede zenginleştirmeye giden başka bir ülke bulunmuyor.

Buna karşın, saldırılardan önce UAEA, İran’da nükleer silah edinmeye yönelik koordineli bir program olduğuna dair güvenilir bir gösterge bulunmadığını açıklamıştı. İran’ın böyle bir yola girmesi halinde nükleer bomba geliştirmesinin ne kadar süreceği ise yoğun tartışma konusuydu.

Tahran, nükleer silah edinme hedefi olduğunu reddediyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olan İran’ın, nükleer silah geliştirmeye yönelmediği sürece enerji üretimi ve araştırma amaçlarıyla uranyum zenginleştirme hakkı bulunuyor.

İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)

İran’ın, uranyumu zenginleştirebilen santrifüjlerden sayısı bilinmeyen bir miktarı, yeri açıklanmayan depolarda muhafaza ettiği belirtiliyor. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut büyüklüğü de şu aşamada netlik kazanmadığı için, İran’ın bu iki unsuru gizlice bir araya getirerek silah yapımında kullanılabilecek düzeyde uranyum üretme riski bulunduğu ifade ediliyor. Bunun, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerin ihlali anlamına geleceği kaydediliyor.

Mevcut durumda, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun tespitine yönelik arayışın bir süre daha devam etmesinin muhtemel olduğu değerlendiriliyor.