İran Meclis Başkanı Kalibaf, halkın yaşadığı zorluklara inanılmamasına tepki gösterdi

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Sistan ve Belucistan eyaleti yönetim merkezi Zahidan’da bir konuşma yaptı. (ICANA News)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Sistan ve Belucistan eyaleti yönetim merkezi Zahidan’da bir konuşma yaptı. (ICANA News)
TT

İran Meclis Başkanı Kalibaf, halkın yaşadığı zorluklara inanılmamasına tepki gösterdi

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Sistan ve Belucistan eyaleti yönetim merkezi Zahidan’da bir konuşma yaptı. (ICANA News)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Sistan ve Belucistan eyaleti yönetim merkezi Zahidan’da bir konuşma yaptı. (ICANA News)

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf dün, ülkesinin ‘ciddi iç zorluklarla’ karşı karşıya olduğunu kabul ettiği bir konuşma gerçekleştirdi. Halka inanç eksikliği olduğu ile ilgili endişelere dikkat çekti.
Halkın sahip olduğu yeteneklere inanmayarak ülke ekonomisini bu fırsattan mahrum eden bazı kesimleri eleştiren Kalibaf, ekonomik sorunların İranlı gençlerin yabancılardan talepte bulunmaması şartıyla çözüleceğini öne sürdü. İran’ın füze üretimi gibi savunma endüstrileri düzeyinde dünyada 5’inci sırada yer aldığına dikkat çekti. Kalibaf’ın açıklamaları, Haziran 2021’de düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olacağının bir göstergesi olarak eyalet merkezlerine yönelik düzenlediği ziyaretler kapsamında geldi. Kalibaf, Devrim Muhafızları’ndan yaşamını yitirenlerin anısına, ülkenin güneydoğusundaki Zahidan’da konuştu.
Kalibaf, muhafazakarların şubat ayındaki seçimleri ile parlamento koltuklarının kontrolünü ele geçirmesinin ardından birkaç ay önce meclis başkanlığını devralmıştı. Söz konusu seçimlerde 41 yıldır kaydedilen en düşük katılım gözlemlenmiş, yetkililer seçmen katılım oranının yüzde 43 olduğunu bildirmişti. Tahran’daki oy oranları ise yüzde 25’te kalmıştı.
Kalibaf yürüttüğü göreve rağmen, son zamanlarda cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylıklarını koyacaklarına inanılan Devrim Muhafızları adayları arasında gsteriliyor.
İran cumhurbaşkanı ve hükümet başkanı için bazı standartlar belirleyen İran ‘Rehberi’ Ali Hamaney daha önceki açıklamalarında ülkesinin ‘devrimci bir başkana ve devrimci bir hükümete’ ihtiyacı duyduğunu söylemişti. Nitekim gözlemciler, din adamlarının uzun yıllar süren iktidarının ardından ülkenin Devrim Muhafızları’ndan bir başkan önderliğinde yönetileceği bir aşamaya gireceği görüşündeler.
Mehr’in haberine göre Devrim Muhafızları Ordusu Hava-Uzay Kuvveleri Komutanı Emir Ali Hacızade, ülkedeki sorunların çözümünün devrimci bakış açısı ve ülke içinde atılacak adımlardan geçtiğini belirtti. ‘Kamuoyu analizi, beyanı ve iknası’ olarak tanımladığı başlıklara ilişkin ise gerçekleri aktarmak ve anlamak için bir mekanizma kurulması ve genç nesil ile iletişim kurma için yöntem ve araçların güncellenmesi çağrısında bulundu.
Devrim Muhafızları ile hükümet arasındaki gerilim geçen ay sonu itibariyle artmaya başladı. Zira Devrim Muhafızları liderleri, İran-Irak Savaşı’nın yıl dönümünde yaptıkları açıklamalarda özellikle ekonominin yönetimine eleştirilerde bulunarak kriz ile uğraşıldığı sırada ‘dışarı bakmamak’ gerektiğini vurguladılar.
İkinci görev süresinde muhafazakar kampın tavrına yaklaşmaya çalışan Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise suçlamaları geri püskürtmeyi denedi. Hükümeti eleştirenlerden yurt dışına bakarak suçlamada bulunmamalarını istedi.
Hamaney ise doğrudan tartışmaya girmek yerine İran’ın karşı karşıya olduğu sorunları ülke dışına bağladı. Çözümlerin ise ülke içerisinde olduğunu belirtti.
Son zamanlarda İranlı yetkililerin konuşmalarında sıkça bahsettiği ‘akılcılığın’ sınırlarını çizen Hamaney kendi tabiriyle ‘meydandan kaçma’ ve ‘yanlış hesaplamadaki karışıklık’ konusunda uyarıda bulundu.
Hamaney'e yakınlığıyla bilinen Kayhan gazetesi ise iki hafta içerisinde iki kez Cumhurbaşkanı Ruhani’ye eleştiriler yöneltti. Gazete, eleştirilerini “İnsanlar tarihin çarpıtılmasını değil, icraat görmek istiyor” manşeti ile yayımladı.
İran Cumhurbaşkanı’nı kamuoyunu ikna etmek için erken dönemdeki İslam dünyası olaylarını çarpıtmakla suçlayan gazete haberinde “Ülke, bir ekonomik büyüme yolu olarak görülen pazarlıklardan muzdaripken destekçilerin 7 yıllık kayıplara yanıt vermesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Gazete özellikle İran Cumhurbaşkanı’nın son dönemdeki dış politika vizyonunda savaş yerine barışı savunmaktan tarihi söylemlere geçmesine karşı çıktı. Ruhani’nin bu söyleminin önceki nükleer müzakereleri savunma amacı taşıdığını belirten gazete, ‘tarihin ilk kez çarpıtılmadığını’ vurguladı.
Gazetenin haberinde ayrıca şu ifadeler yer aldı:
“İnsanlar Cumhurbaşkanı’ndan tarihi meseleleri çarpıtmak yerine harekete geçerek ülkenin sorunlarını çözmesini bekliyor. İnsanların ABD ile müzakereleri kabul etmesine neden olan, başlangıçtaki ülke koşulları hakkındaki çarpıtma, 2013’te düşmanlara ülke hazinesinin boş olduğu yönünde mesajlar gönderilmesi ve sonradan halka müzakerelerin iyileştirileceği yönünde sözler verilmesiydi.”
İran Cumhurbaşkanı’nın 2013 seçimleri öncesindeki sözlerine, bilhassa ‘fabrika ve üretim çarkının merkezkaç sistemi çarkıyla eşit olduğu’ sözlerine atıfta bulunan Kayhan gazetesi, Ruhani’nin bu söylemden geri adı attığını öne sürdü. Bu sözlerin savaş değil barış zamanında verildiğine dikkat çekti.
Ruhani'yi turizmi destekleme, iş fırsatları oluşturma, kaçakçılığı önleme, ihracatı ve yabancı yatırımı destekleme ve ülkedeki savaş hayaletini kovma gibi ‘göz alıcı’ vaatler vererek halkı nükleer anlaşmanın yükümlülüklerine tek taraflı iltizam sağlamaya ikna etmeye çalışmakla suçlayan gazete, buradan yola çıkarak İranlılardan nükleer anlaşma öncesi ve sonrasındaki durumu karşılaştırmasını istedi. Ayrıca Ruhani’den uzlaşma reçetesi için İranlılara izin vermemesi uyarısında bulundu.
Ruhani ise çarşamba günü Bakanlar Kurulu’nda yaptığı açıklamada nükleer anlaşmayı eleştirenlere açık bir mesaj göndermiş, ülkesinin istediği herhangi bir ülke ile silah alım satım anlaşması imzalayabileceğini vurgulamıştı.
Açıklamalarında daha da ileri giden Ruhani savaş ve barış zamanlamasını açıklamak için İslam’ın ilk dönemlerindeki olaylardan anlatılara başvurarak ‘itidal’ ve ‘iyi idareyi’ savundu.
Diğer yandan İran riyali ise rekor düşüşler kaydetmeye devam etti. Dolar dün 322 bin İran riyalini aştı. Resmi altının fiyatı ise 162 milyon riyale ulaştı.
Bu durum, İran Merkez Bankası’nın döviz piyasasına günde 50 milyon dolar pompaladığını duyurarak yeniden sakinlik sağlama girişimlerine rağmen gerçekleşti. Hükümet ise Irak'a verilen 5 milyar doların iadesi için çalışıldığını ayrıca Japonya ve Güney Kore’deki donmuş fonların iade edilmesi için bağlantıların kurulduğunu açıkladı.
İranlı yetkililer, bilgisayar korsanlarının bu hafta ülkenin iki kurumuna büyük çaplı saldırılar düzenlediğini duyurdu. Hedef alınan kurumlara veya şüpheli kesimlere ilişkin ise ayrıntı verilmedi.
Reuters’ın İran devlet televizyonundan aktardığına göre pazartesi ve salı günleri, siber saldırıların gerçekleştirilmesinin ardından bazı devlet kurumları önlem almak için internet hizmetlerini geçici olarak kapattı.
Habere göre hükümete bağlı Bilgi Teknolojileri Örgütü’nden Ebu Kasım Sadıki, İran televizyonuna verdiği demeçte oldukça kapsamlı ve tehlikeli olduğunu belirttiği siber saldırılar hakkındaki soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.
İran bir süre önce, ABD ve diğer yabancı devletleri suçladığı siber saldırıların tekrar etme olasılığı nedeniyle yüksek alarm seviyesine geçildiğini duyurmuştu.
ABD’li yetkililer, Suudi petrol tesislerinin hedef alındığı ve Washington ile Riyad’ın Tahran'ı suçladığı drone saldırılarının ardından Ekim 2019’da ABD’nin İran’a siber saldırı düzenlediğini dile getirmişti. İran yanlısı Husi milisler saldırının sorumluluğunu üstlenirken Birleşmiş Milletler’in konu hakkındaki raporlarında ise oklar İran’a yöneltmişti. ABD ve diğer Batılı güçler de İran'ı şebekelerini bozmaya ve savunma duvarlarını delmeye çalışmakla suçlamıştı.
Geçtiğimiz nisan ayında Reuters’a açıklamalarda bulunan kaynaklar, İran adına çalışan bilgisayar korsanlarının yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sırasında Dünya Sağlık Örgütü personellerinin kişisel e-posta hesaplarını hedef aldığını öne sürmüşlerdi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın dünya güçleriyle 2015 yılında imzaladığı nükleer anlaşmadan çekildiği 2018’den bu yana Tahran ve Washington arasındaki gerilim artarak devam etti. Nitekim ABD, İran’ın bölgesel tutumunu değiştirmeyi ve balistik füze programlarını durdurmayı hedefleyen yeni bir anlaşmaya varmak amacıyla İran ekonomisini felce uğratan yaptırımları yeniden uygulamaya koymuştu.



Grönland krizi: Danimarka-ABD ilişkileri nasıl gelişecek?

48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)
48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)
TT

Grönland krizi: Danimarka-ABD ilişkileri nasıl gelişecek?

48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)
48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, ABD'yle ilişkilerin akıbetinin belirsiz olduğunu ifade etti. 

Frederiksen, New York Times'da (NYT) dün yayımlanan röportajında, ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı ilhak etme tehditlerinin "eski dünya düzeninin sona erdiğini gösterdiğini" söyledi. 

Berlin'deki Danimarka Büyükelçiliği'nde Amerikan gazetesinin sorularını yanıtlayan Frederiksen, ABD'yle ilişkilerin akıbetinin belirsiz olduğunu vurgulayarak "Umarım ittifakımız sürer ama ne olacağını bilmiyorum" dedi. 

Frederiksen, Trump'ın NATO ve Avrupa'yla ilişkilerini tehlikeye atan açıklamalarının ardından Avrupa'nın Washington'dan bağımsızlığını artırmak için radikal adımlar atması gerektiğini belirtti.

Avrupa ülkelerinin 2030'a kadar askeri harcamalarını hızla artırıp kendi savunmalarının tüm sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini vurguladı. Ancak NYT'nin analizinde, bunun "en şahin Avrupa güvenlik uzmanlarının standartlarına göre bile olağanüstü iddialı bir zaman çizelgesi" olduğu yazılıyor. 

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) 21 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Grönland konusunda "gelecekte yapılacak bir anlaşmanın çerçevesinin" oluşturulduğunu duyurmuştu.

ABD Başkanı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirledikleri çerçevenin detaylarını paylaşmamıştı.

Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia etmişti. Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği, askeri üs bölgelerinin ABD toprağı sayılacağı savunulmuştu.

BK'nin GKRY'de işlettiği üsler de benzer bir statüye sahip. Grönland'ın kuzeyindeki Pituffik Uzay Üssü, ABD'nin adadaki tek aktif üssü. 

WSJ'nin 21 Ocak'taki haberindeyse Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceği ileri sürülmüştü. Bunun gerçekleşmesi halinde ABD, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

Diğer yandan Frederiksen, Grönland meselesinin Danimarka ve Avrupalı müttefikleri için "kırmızı çizgi" olduğunu yinelerken, NATO Genel Sekreteri Rutte'nin Danimarka adına böyle bir konuyu müzakere etme yetkisi olmadığını vurguladı. 

NYT'nin irtibata geçtiği Avrupalı diplomatlar, Trump'ın Davos'taki açıklamalarının ardından NATO'nun Arktika'da Çin ve Rusya etkisini sınırlamak için kalıcı bir misyon oluşturmaya odaklandığını söylüyor. Frederiksen de bu yöndeki çalışmaları doğruladı. 

Ukrayna ve Grönland meselelerinin Avrupa için bir çıkar çatışması yaratmadığını savunan Danimarka lideri, sözlerini şöyle sonlandırdı: 

Ukrayna'daki savaşın Ukrayna'yla ilgili olduğuna hiç inanmadım, bu savaş Rusya'yla, Rusya'nın imparatorluk hayalleri ve bir noktada Avrupa'yla savaşa girmeye hazır olmasıyla ilgili. Grönland'daki duruma da aynı gözle bakmak gerekir. Bu Grönland'la değil, dünyadaki işleyişin nasıl değiştiğiyle ilgili.

Independent Türkçe, New York Times, Telegraph


ABD istihbaratı, Maduro’nun sağ kolundan şüpheli: İşbirliği sürecek mi?

Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

ABD istihbaratı, Maduro’nun sağ kolundan şüpheli: İşbirliği sürecek mi?

Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

ABD istihbaratı, Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez'in Washington'la işbirliğini sürdürüp sürdürmeyeceğinden emin değil. 

Beyaz Saray, Rodriguez yönetiminin İran, Çin ve Rusya gibi yakın müttefikleriyle bağlarını koparmasını, bu ülkelerin diplomat ve danışmanlarını sınır dışı etmesini istiyor.

Rodriguez'in 5 Ocak'taki yemin törenine bu ülkelerden temsilciler de katılmıştı. Nicolas Maduro'nun devrilmesiyle Venezuela'nın başına geçici olarak getirilen lider, ABD'nin rakibi olan müttefikleriyle yollarını ayıracağına dair henüz bir açıklama yapmadı. 

İran, Venezuela'nın petrol rafinerilerini onarmasına yardım ederken, Çin ise ülkeye verdiği borcun geri ödemesini petrol satışlarıyla alıyordu. Rusya da Venezuela ordusuna füzeler de dahil birçok silah tedarik etti. 

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Ülkedeki petrol endüstrisiyle yakın bağlantılara sahip Rodriguez, siyasi mahkumları ABD'ye iade etme ve Washington'a 30 milyon ila 50 milyon varil petrol gönderme gibi kararlarla Beyaz Saray'ın taleplerini karşılamıştı. 

Diğer yandan pazar günü ülkenin doğusundaki Anzoategui'deki petrol işçilerine seslenen Rodriguez şu ifadeleri kullanmıştı:

Washington'ın Venezuela'daki siyasetçilere talimat vermesine son verilsin! Farklılıklarımızı ve iç gerilimlerimizi Venezuelalılar çözer. Dış müdahaleye son!

Kaynaklara göre Donald Trump yönetimi Rodriguez'in yerine şimdilik başka bir isim görmüyor. Ancak Washington yönetiminin, muhtemel bir yönetim değişikliğine karşı hazırlıklı olmak için Venezuela'daki üst düzey askeri ve güvenlik yetkilileriyle temas kurmaya başladığı aktarılıyor. 

Diğer yandan Maduro'nun ardından iktidara gelmesi beklenen Venezuelalı aktivist María Corina Machado'nun Trump yönetimi tarafından desteklenmemesi de gündem olmuştu.

Reuters'a konuşan kaynaklardan biri, Maduro yönetimine karşı muhalif tutumuyla tanınan Machado'nun Beyaz Saray'da uzun vadede ülkeyi yönetebilecek bir lider olarak görüldüğüne dikkat çekiyor. 

CNN'in analizindeyse Trump'ın Karakas yönetimine baskı politikasını sürdürdüğü, CIA'in ülkedeki Amerikan varlığını kalıcı hale getirmek için çalışmalara başladığı belirtiliyor. 

Kimliklerinin gizli tutulmasını isteyen kaynaklar, ABD'nin ülkede büyükelçilik açmadan önce CIA aracılığıyla faaliyet göstereceğini söylüyor. Bu sayede Venezuela hükümetindeki farklı kanatlarla, muhalefet figürleriyle ve tehdit oluşturabilecek üçüncü taraflarla "gayri resmi temaslar" kurulacağını ifade ediyor. 

Maduro rejiminin devrilmesinde de önemli rol oynayan CIA'in, Washington'ın İran, Rusya ve Çin'le ilgili endişelerini Karakas yönetimine aktaracağı belirtiliyor.

Kaynaklardan biri, istihbarat kurumunun faaliyetlerinin ABD'nin ülkedeki etkisini artırmayı hedeflediğini söyleyerek, "Bayrağı devlet diker, gerçek etkiyiyse CIA oluşturur" diyor. 

Independent Türkçe, Reuters, CNN


Keir Starmer casusluk riski nedeniyle Çin'e "tek kullanımlık telefonla gidecek"

Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
TT

Keir Starmer casusluk riski nedeniyle Çin'e "tek kullanımlık telefonla gidecek"

Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)

Sör Keir Starmer ve ekibi, bu haftaki Çin gezisinde casusluğa maruz kalmamak için Pekin'e "tek kullanımlık" telefonlar ve dizüstü bilgisayarlarla gidecek.

Birleşik Krallık (BK) Başbakanı, Çin-Britanya ticari ilişkilerini geliştirmek amacıyla 5 günlük ziyaret için ülkeden ayrılırken, iş dünyası liderleri de ona eşlik ediyor.

Sör Keir ayrılmadan önce bakanlara, BK'nin son yıllarda "Çin'le ilişkilerinde altın çağdan buzul çağına geçtiğini" söyleyerek hükümetinin "stratejik ve tutarlı bir strateji" izleyeceğini iddia etti.

Öte yandan Theresa May'in 2018'deki ziyaretinden bu yana bir Britanya başbakanının ülkeye yaptığı ilk ziyaret olan bu gezi, güvenlik riskleriyle ilgili endişelere de yol açtı.

The Times'a göre başbakan ve ekibi, tüm hükümet ekipmanlarını BK'de bırakarak bu tür riskleri azaltmaya çalışacak.

Bunun yerine ev sahiplerinin casusluk faaliyetlerine maruz kalmalarını önlemek için yanlarına tek kullanımlık telefonlar ve dizüstü bilgisayarlar alacaklar. Diğer yetkililere de kişisel cihazlarını getirmemeleri söylendi.

Başbakanın resmi sözcüsü seyahat öncesinde gazetecilere, telefonunun Çinliler tarafından dinlenmediğinden Sör Keir'ın emin olduğunu ve 10 Numara'nın (BK Başbakanlık Konutu ve Ofisi -ed.n.) "sağlam iletişim güvenlik önlemleri aldığını" açıkladı.

Bu önlemler, bildirildiği üzere dönemin BK Başbakanı Gordon Brown'ın bir yardımcısının, 2008'de Çin'e yaptığı gezide "seks tuzağı" olduğundan şüphelenilen bir operasyonun kurbanı olması sonucu telefonunun çalınmasından sonra alındı.

Sör Keir ayrılmadan önceki kabine toplantısında, ziyarette "önemli iş fırsatları"nın masada olduğunu söylemiş ancak BK'nin ulusal güvenliğinin korunmasının "tartışmaya kapalı" kalacağını vurgulamıştı.

Bu geziye çıkma kararını savunur nitelikte konuşan başbakan, BK'nin Çin'le ilişki kurmayarak "fırsatları kaçırdığını" dile getirmişti.

Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Çin'i üç kez ziyaret ettiğini, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve ABD Başkanı Donald Trump'ın da yakında ziyaret edeceğini belirtmişti.

Londra'da yeni bir Çin büyükelçiliğinin onaylanmasının ardından gerçekleşen gezide Sör Keir, Çin'in casusluk faaliyetleri de dahil birkaç zorlu konuyu Çin lideri Şi Cinping'le görüşmesinde gündeme getirmesi yönünde ülkesinden baskı görecek.

Başbakan ayrıca Uygur azınlığın maruz kaldığı muamele ve Hong Konglu bir demokrasi savunucusu olan Britanya vatandaşı Jimmy Lai'nin tutukluluğu konusunu gündeme getirmesi için çağrılarla karşı karşıya.

78 yaşındaki Lai, Hong Kong'un yeni ulusal güvenlik yasası uyarınca 2020'de gözaltına alındığından bu yana, büyük bir kısmı tek kişilik hücrede olmak üzere 5 yıldan uzun süredir hapiste.

BK Dışişleri Bakanı Yvette Cooper geçen ay isyan ve komplo suçlamalarından hüküm giyen Lai'nin "derhal serbest bırakılmasını" talep etmiş, Çin büyükelçisi de Dışişleri Bakanlığı'na çağrılmıştı.

Independent Türkçe