Pompeo, İran’a uygulanan BM silah ambargosunun ihlal edilmesine karşı uyardı

İran, silah ambargosunun ‘otomatik olarak bittiğini’ duyurdu

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo
TT

Pompeo, İran’a uygulanan BM silah ambargosunun ihlal edilmesine karşı uyardı

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran ile yapılacak herhangi bir silah anlaşmasının yaptırımlarla sonuçlanacağı konusundaki uyarısını dün bir kez daha yineledi.
Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı, Nükleer programıyla ilgili anlaşmayı onaylayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2231 sayılı kararı uyarınca Birleşmiş Milletler’in (BM) konvansiyonel silah satın alma ve satma yasağı ile askeri komutanlara yönelik seyahat yasağının dün itibarıyla ‘otomatik olarak sona erdiğini’ duyururken BMGK’dan veya nükleer anlaşmanın taraflarından, bu konuda herhangi bir açıklama talep etmedi.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tarafından yapılan açıklamada, “ABD, İran'a gelişmiş silahlar tedarik edilmesine, satışına ve transferine somut olarak katkıda bulunan herhangi bir kişi veya kuruluşa yaptırımlar uygulamak için ulusal makamlarını kullanmaya hazırdır” ifadeleri yer aldı. Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı’ndan (AFP) aktardığı haberine göre Pompeo açıklamasında ayrıca, “Ortadoğu'da barış ve istikrar isteyen ve terörizmle mücadeleye destek veren tüm ülkeler, İran'la silah kaçakçılığı yapmaktan kaçınmalıdır” dedi.
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkeler, son on yıldır, BM’nin çeşitli kararları çerçevesinde İran'a silah satmaktan kaçındı. Bu yasağa uymayan her ülke, barışı ve güvenliği teşvik etmek yerine açıkça çatışmaları ve gerilimleri körüklemeyi seçiyor demektir.”
Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı’ndan Pompeo’nun yukarıdaki açıklamaları öncesinde yapılan açıklamada, silah satın alma ve hem siyasi hem de askeri yetkililere uygulanan seyahat yasağının kaldırılmasının ‘BMGK’dan herhangi bir yeni açıklama veya herhangi bir yeni adım gerektirmediği’ belirtildi.
AFP’nin haberine göre İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “İran’a silah satışı ve İran'dan silah satın alınması ile ilgili faaliyetlere ve mali hizmetlere ilişkin tüm kısıtlamalar ve bir dizi İran vatandaşı ve askeri yetkiliye uygulanan BM üyesi ülkelerin topraklarına giriş veya geçişlerine yönelik tüm yasaklar otomatik olarak kaldırılmıştır” ifadelerine yer verdi.
Reuters’ın aktardığı, Tahran’dan yapılan açıklamada ise Tahran’ın ‘savunma konusunda kendine güvendiği ve BM’nin konvansiyonel silah yasağının sona ermesiyle silah satın almak için acele etmeye gerek görmediği’ vurgulandı. BMGK’nın 2231 sayılı kararı ile onaylanan nükleer anlaşma kapsamındaki silah ambargosunun kaldırılmasına yönelik madde uyarınca 18 Ekim 2020 tarihi itibarıyla nükleer anlaşmanın imzalanmasından beş yıl sonra ambargonun kaldırılması kararlaştırılmıştı.
ABD, Mayıs 2018'de İran’ın balistik füze programını kontrol altına almayı, bölgesel davranışını değiştirmeyi ve nükleer anlaşmaya yeni kısıtlamalar getirmeyi amaçlayan 12 koşul belirleyerek tek taraflı olarak nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurdu.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, BM silah ambargosunun uzatılması için girişimde bulundu. Ancak, BMGK üyelerinin çoğunluğu ambargonun uzatılmasına karşı çıktı. Bu durum ABD'yi geçtiğimiz ay, ‘snapback’ mekanizmasını etkinleştirdikten ve diğer ülkeleri yaptırımları görmezden gelmemeleri konusunda uyardıktan sonra BM yaptırımlarını eski haline getirerek azami baskı stratejisinin seviyesini yükseltmeye itti.
İran Dışişleri Bakanı Zarif Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “ABD'nin tüm kötü niyetli girişimlerine karşı çıkıp BM Güvenlik Konseyi'nin 2231 sayılı kararı ve (Viyana'da imzalanan nükleer anlaşmanın resmi adı olan) Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nı (KOEP) koruyan uluslararası toplum için çok önemli bir gündür” ifadelerini kullandı.
İran Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise Washington'a ‘BMGK’nın 2231 sayılı kararına yönelik yıkıcı yaklaşımından vazgeçmesi, BM’nin meşruiyeti altındaki yükümlülüklerini yeniden tam olarak uygulaması, uluslararası hukuku ihlal etmeyi bırakması, uluslararası düzeni görmezden gelmeye ve Batı Asya bölgesini istikrarsızlaştırmaya bir son vermesi’ çağırısı yapıldı.
İran, ABD yaptırımlarına yanıt olarak başlangıçta anlaşmadan kademeli olarak geri çekilme olarak nitelediği ve izlediği yol çerçevesinde, geçtiğimiz yıl içinde altı aşamada nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerinin bir kısmını askıya aldı. Buna karşın İran’a mali taleplerinin karşılanması ve yaptırımların kaldırılması için nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerini yeniden uygulamaya başlaması şart koşuldu.
Tahran’dan yapılan açıklamada, ambargonun kaldırılmasına karşı herhangi bir adım atılmaması konusunda uyarıda bulunuldu. Açıklamada, aksi takdirde bunun ‘BMGK’nın 2231 sayılı kararına ve KOEP’e yönelik önemli bir ihlal’ olacağı ve böyle bir durumda İran’ın ulusal çıkarlarını korumak için gerekli karşı önlemleri alma hakkını saklı tuttuğu’ vurgulandı.
BM’nin İran’a uyguladığı ve 2007'de başlayan silah ambargosunun kaldırılması, İran'ın tanklar, zırhlı araçlar, savaş uçakları, saldırı helikopterleri ve ağır toplar dahil olmak üzere konvansiyonel silahları alıp satmasının önünü açacak.
Dışişleri Bakanı Zarif açıklamasında, “İran bugünden itibaren herhangi bir yasak ve engel olmadan kendi savunma ihtiyaçları doğrultusunda silah satın alabilecek ve yine kendi politikasına uygun olarak savunma silahları satabilecektir” ifadelerini kullandı.
AFP’nin haberine göre Zarif, Twitter'da Arapça paylaştığı mesajında ise şunları söyledi:
“BMGK’nın 2231 sayılı kararı uyarınca ülkemize uygulanan silah ambargosu bugün (dün) otomatik olarak sona eriyor. Ayrım gözetmeksizin silahlanmalara karşı çıkmamız garip değil. Çünkü İran'da silahlar savunma amaçlı olmuştur. Diğer ülkelerdeki gibi, ne savaş başlatmıştır ne de yolsuzluğa yol açmıştır. Güvenliğin halkımızın iradesi ve kendi kendine yeterliliği ile sağlandığına inanıyoruz. Hedeflerimiz her zaman barışçıl ve savunma amaçlıdır” dedi.
Zarif, İran'ın savunma gücünü sürdürmeye yönelik tüm hamlelerinin arka planındaki başlıca nedenin bu olduğunu ve bu olmaya devam edeceğini söyleyerek, İranlı yetkililerin ülkenin ‘savunma doktrini’ hakkında ileri sürdükleri iddiaları bir kez daha tekrarladı. Zarif tweetinde, “İran'ın savunma doktrininde geleneksel olmayan silahlara, kitle imha silahlarına ve konvansiyonel silah satın alımında aşırılığa yer yoktur” yazdı.
Reuters ise haberinde Batılı askeri analistlerin, Washington'ın nükleer anlaşmadan çekilmesine katkıda bulunan uzun menzilli balistik füze programı hakkındaki endişelere rağmen, İran'ın silahlarıyla ilgili konuşmalarda genellikle abartılı bir tutum sergilediğini söylediklerini aktardı.
Reuters’ın haberine göre Zarif dünkü açıklamasında ayrıca, “İran'ın dünya ile savunma iş birliğinin normalleşmesi, bölgemizde çoğulculuk, barış ve güvenlik davası için bir zaferdir” dedi.
Moskova’da ise Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, TASS Haber Ajansı’nın aktardığı açıklamasında, Rusya’nın alıştığı için artık ABD yaptırımlarından korkmadığını söyledi. Ryabkov, ülkesinin, İran ile çok taraflı iş birliğini geliştirmeye çalıştığını, askeri-teknik alanda iş birliğinin de, tarafların ihtiyaçları ve bu iş birliğine karşılıklı olarak hazır olma durumuna göre sakin bir şekilde devam edeceğini belirtti.
Rusya'nın Tahran Büyükelçisi Levan Jagaryan ise dün Rus Interfax Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, BM silah ambargosunun kaldırılmasının, ülkesinin Tahran ile askeri iş birliği alanındaki etkileşimini ‘kolaylaştıracağını’ söyledi. Bu alanda ‘belirli ufukların açılmasını’ beklediğini kaydeden Büyükelçi Jagaryan, “Rusya'nın uluslararası hukuk ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olarak hareket ettiği ve yükümlülüklerini sıkı bir şekilde yerine getirdiği vurgulanmalıdır” diye konuştu. ABD'nin bu alandaki yaptırımlarıyla ilgili olarak ise Jagaryan, Washington'ın ‘bu tür tehditlerle Rusya’yı korkutamayacağını’ belirtti.
Bölgedeki mevcut gerilimi, ABD’nin bölgedeki askeri varlığına ve askeri ittifaklarına bağlayan Jagaryan, mevcut İran yönetiminin ‘ABD’nin düşmanca yaklaşımı’ konusundaki ciddi endişeleri olduğuna işaret etti. Jagaryan, bu ay BMGK dönem başkanlığı yapacak olan ülkesinin görev yaptığı süre boyunca bölgedeki aktörler arasında yapıcı bir diyalog oluşturma girişimlerini harekete geçirme niyetinde olduğuna işaret ederek, “Ortadoğu ülkelerinin iyi niyetlerinin küresel güçlerin olumlu katkısıyla bir araya geleceğine inanıyoruz. Böylece dünyanın bu değişken bölgesinde durumun istikrara kavuşturulması sürecinde önemli ilerlemeler kaydedilebilecektir” ifadelerini kullandı.
Öte yandan İran’ın nükleer anlaşmayı imzalayan ülkelerde ve diğer Avrupa ülkelerindeki büyükelçilerinin, dün silah ambargosunun sona ermesini desteklemeye yönelik ortak çabaları dikkat çekti. Konuya ilişkin basında yer alan açıklamalarda büyükelçiler, ‘tek taraflı politikalara karşı duruş’ ifadesini sık sık dile getirdiler.
İran'ın Paris Büyükelçisi Behram Kasımi, yaptığı açıklamada, İran'ın ‘uluslararası barışı, istikrarı ve güvenliği savunmak için çalışacağını ve haklarını tanınmış uluslararası mekanizmalar yoluyla koruyacağını’ söyledi.
Büyükelçi Kasımi, ABD’nin İran’a uygulanan silah ambargosunu uzatmaya yönelik girişimlerini yoğunlaştırmasını ‘mantıksız, yasadışı ve BMGK’da tek taraflı politikaları geliştirmeye çalışma’ olarak değerlendirdi. Kasımi, ABD’nin bu girişimlerinin ‘dünyadaki çoğu ülkenin gerçekçi vizyonu karşısında başarısız olduğunu’ kaydetti.
İran'ın Londra Büyükelçisi Hamid Baeidinejad ise açıklamasında ülkesinin ‘politikasına ve savunma ihtiyaçlarına göre’ silah ihracatı ve ithalatı yapmaya başlayacağını söyledi. Bir yılı aşkın bir süre önce ABD'nin silah ambargosunun sona ermesini engellemek için ülkelere karşı adımlar atmaya ve baskı uygulamaya yöneldiğini belirten Büyükelçi Baeidinejad,  ancak, uluslararası toplumun desteği ve BMGK üyelerinin muhalefeti ile ABD'nin bu çabalarının başarısız olduğunu kaydetti.
Son olarak İran Moskova Büyükelçisi Kazım Celali, Twitter hesabından Rusça olarak paylaştığı mesajda, “Tek taraflı eylemden rahatsız olan uluslararası toplum, uluslararası anlaşmaların uygulanmasında  kararlı” ifadelerini kullandı. Büyükelçi Celali, İran'a yönelik silah ambargosunun kaldırılmasını ‘tek taraflılığa karşı diplomatik bir zafer’ olarak değerlendirdi.



Trump-Şi görüşmesi ve anlaşmazlıkların gölgesinde iş birliği zirvesi

ABD Başkanı Donald Trump, dün Pekin'de düzenlenen karşılama töreninde Çin Başkan Yardımcısı Han Zheng ile birlikte (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, dün Pekin'de düzenlenen karşılama töreninde Çin Başkan Yardımcısı Han Zheng ile birlikte (AP)
TT

Trump-Şi görüşmesi ve anlaşmazlıkların gölgesinde iş birliği zirvesi

ABD Başkanı Donald Trump, dün Pekin'de düzenlenen karşılama töreninde Çin Başkan Yardımcısı Han Zheng ile birlikte (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, dün Pekin'de düzenlenen karşılama töreninde Çin Başkan Yardımcısı Han Zheng ile birlikte (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir zirve gerçekleştirmek üzere dün Pekin'e gitti. Başta ticaret, İran savaşı, Tayvan'ın statüsü ve yapay zeka (AI) olmak üzere pek çok kritik dosyanın ele alınması bekleniyor.

Çin, Trump'ın gelişinden önce bir açıklama yaparak ABD Başkanı’nın ziyaretini ‘memnuniyetle karşıladığını’ duyurdu. Dışişleri Bakanlığı da ABD ile iş birliğini genişletmek ve anlaşmazlıkları yönetmek için çalışmaya hazır olduğunu teyit etti.

Trump'ın ticarete ve iş dünyasına odaklandığının bir göstergesi olarak Nvidia CEO'su Jensen Huang ve Tesla ile SpaceX'in sahibi Elon Musk da heyetinde yer aldı.

İran meselesine gelince Trump, Çin Devlet Başkanı Şi’nin bu çatışmanın çözümünde arabuluculuk yapmasına ‘gerek olmadığını’ açıklayarak “Görüşeceğimiz çok konu var. İran'ın bunlar arasında olduğunu söylemeyeceğim, çünkü o konuyu büyük ölçüde kontrol altında tutuyoruz” ifadelerini kullandı.


Guterres’ten Afrika’nın Sahel bölgesinde ‘insani acil durum’ riskine karşı uyarı

BM Genel Sekreteri António Guterres, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde (AFP)
TT

Guterres’ten Afrika’nın Sahel bölgesinde ‘insani acil durum’ riskine karşı uyarı

BM Genel Sekreteri António Guterres, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres dün, Afrika’nın Sahel bölgesindeki güvenlik durumunun kötüleşmesinin insani bir acil duruma kapıyı araladığı uyarısında bulundu.

Guterres, Mali'deki durumun El Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin (CNIM) örgütü ile Azavad Kurtuluş Cephesi'nin (FLA) Tuareg ayrılıkçıları arasındaki koordineli saldırıların ardından nisan ayı sonlarından itibaren ciddi biçimde kötüleştiğini" ifade etti.

25-26 Nisan'da gerçekleştirilen ve stratejik şehirleri hedef alan saldırılar, Mali Savunma Bakanı Sadio Kamara'nın hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı.

Guterres, Afrika Birliği (AfB) ile BM'nin ortak düzenlediği bir konferansa ev sahipliği yapan Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Güvenlik durumunun bozulması, sivillere yönelik artan şiddet, geniş çaplı yerinden edilme ve yükselen gıda güvensizliğiyle karakterize edilen insani bir acil duruma zemin hazırladı” ifadelerini kullandı.

BM Genel Sekreteri, askeri cunta tarafından yönetilen ülkedeki durumun CNIM ile FLA arasındaki eylemsel ittifakın ardından daha da kötüleştiğini vurguladı.

Cihatçı gruplar, 30 Nisan'dan itibaren kara ikmallerine büyük ölçüde bağımlı olan başkent Bamako'ya giden başlıca yolların çoğunu kapattı.

Cihatçı grupların mayıs ayı başlarından bu yana ülkenin orta kesimlerinde düzenlediği saldırılarda onlarca kişi hayatını kaybetti.

Guterres, ‘şiddetli aşırılık ve terörizmle’ mücadelede bölge ülkeleri arasında diyalog ve iş birliği yapılması için çağrıda bulundu.


Doğu Kongo'da 23 Mart Hareketi’nin çekilmesi ciddi bir anlaşmaya zemin hazırlanması mı, yoksa bir manevra mı?

Busuma Mülteci Kampı’ndan Kongolu mültecilerin geri gönderilmesini işlemlerini denetleyen Kongolu askerler (Reuters)
Busuma Mülteci Kampı’ndan Kongolu mültecilerin geri gönderilmesini işlemlerini denetleyen Kongolu askerler (Reuters)
TT

Doğu Kongo'da 23 Mart Hareketi’nin çekilmesi ciddi bir anlaşmaya zemin hazırlanması mı, yoksa bir manevra mı?

Busuma Mülteci Kampı’ndan Kongolu mültecilerin geri gönderilmesini işlemlerini denetleyen Kongolu askerler (Reuters)
Busuma Mülteci Kampı’ndan Kongolu mültecilerin geri gönderilmesini işlemlerini denetleyen Kongolu askerler (Reuters)

Doğu Kongo, isyancı 23 Mart Hareketi’nin (M23) aylardır görülmemiş bir şekilde çekilmesiyle birlikte temkinli bir sakinleşme sürecine giriyor. Bu gelişme, ABD’nin bir buçuk yılı aşkın süredir tıkanan müzakerelerin ardından yeniden hız kazanan diplomatik adımlarıyla eş zamanlı yaşandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir Afrika uzmanı, söz konusu çekilmenin şüpheyle karşılanması gerektiğini düşünüyor. Çünkü M23 daha önce de çekilme hamlelerini anlaşmayı sonuçlandırmak yerine yeniden konuşlanmak ve kazanım elde etmek için kullanmıştı.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti, yıllardır şiddetli bir silahlı isyanla boğuşuyor. Ülkenin doğusunda ordu, M23 ile Demokratik Güçler İttifakı'ndan oluşan bir koalisyonla karşı karşıya. M23, nüfuzunu genişletmeyi ve yönetimi ele geçirmeyi hedefliyor. Ruanda sınırı yakınlarındaki bölgeleri kontrol eden M23, Kigali'yi kendisine destek vermekle suçluyor. Demokratik Güçler İttifakı ise Kongo-Uganda sınırı yakınlarında faaliyet gösteren ve DEAŞ ile bağlantılı bir silahlı grup.

Salı günü Kongo ordusu ve isyancılardan bir yetkili, Ruanda destekli M23’ün Doğu Kongo'daki Güney Kivu eyaletinin birçok kilit noktasından çekildiğini ve Ruanda sınırı yakınlarındaki mevzilere gerilediğini açıkladı. Reuters ve RFI'nin aktardığı habere göre bu, aylardır yaşanan ilk büyük saha dönüşümü olma özelliği taşıyor.

Kongo ordusu açıklamalarına göre çekilme, Kinşasa'nın askeri baskısı ile Washington'ın diplomatik baskısına verilen bir yanıt niteliği taşıyor.

ABD’nin hamlesi

Hareket, geçtiğimiz aralık ayında Kongo'nun doğusundaki stratejik açıdan kritik öneme sahip Uvira şehrine saldırı düzenledi. Bu saldırı, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Ruanda arasında kısa süre önce ABD’nin arabuluculuğuyla imzalanan bir barış anlaşmasını fiilen çiğnemesi anlamına geliyordu ve Washington'ın sert tepkisine yol açtı.

Ancak M23, ‘ABD talebi’ olarak nitelendirdiği bir istek doğrultusunda ocak ayında şehirden çekildi. Geçtiğimiz pazartesi günü de bazı köy ve kasabalardan güçlerini geri çekti.

ABD Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz cuma günü sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada Doğu Kongo'daki çatışan tarafları ateşkese uymaya ve gerilimi düşürmeye davet etti.

vfrtgyju
M23 Sözcüsü Willy Ngoma, Kongo'nun doğusundaki Goma kentinde (Reuters)

Çadlı siyasi analist ve Afrika işleri uzmanı Salih İshak İsa'ya göre M23'ün Doğu Kongo'nun bazı bölgelerinden çekilmesi, gerçek anlamı ve bunun ciddi bir barış sürecinin başlangıcını mı yoksa yalnızca geçici bir yeniden konuşlanma taktiğini mi temsil ettiği konusunda geniş çaplı bir tartışma doğurdu. M23’ün artan bölgesel ve uluslararası baskılar eşliğinde birçok kez ateşkese bağlılığını ilan ettiğini vurgulayan İsa, bununla birlikte geçmişteki deneyimler nedeniyle şüphelerin güçlü bir biçimde varlığını koruduğunu, çünkü bölgenin defalarca kez uzun soluklu olmayan ateşkes anlaşmalarına sahne olduğunu ve bazı çekilmeler kuvvetleri yeniden örgütlemek ile askeri ve siyasi nüfuzu pekiştirmek için fırsat olarak kullanıldığını kaydetti.

İsa, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bölgesel rekabet, doğal kaynaklar üzerindeki çatışma ve devlet otoritesinin zayıflığıyla iç içe geçmiş Doğu Kongo çatışmasının karmaşık yapısı, herhangi bir saha adımının gerçek bir barışa doğru dönüşümün habercisi olduğuna hükmetmek için tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.”

Ateşkesin kalıcı hale getirilmesi

İsa'ya göre bu çekilmelerle ilgili değerlendirmeler, büyük ölçüde önümüzdeki dönemin ortaya koyacaklarıyla yapılmalı. Eğer çekilmelerin ardından ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, devlet kurumlarının yeniden işlevselleşmesi ve net bir müzakere sürecinin başlatılması gibi somut adımlar atılırsa, yaşananlar ciddi bir anlaşmanın habercisi sayılabilir. Ancak askeri hareketler ve saha gerginlikleri sürmekte devam ederse, bu adımlar stratejik bir dönüşümden ziyade siyasi ve askeri bir manevra olarak yorumlanacak.

ABD’nin hamlelerinin etkisine ilişkin olarak M23 üzerindeki ABD baskısının önceki dönemlere kıyaslandığında çok daha güçlü ve sistemli bir görünüm sergilediğini düşünen İsa, bu değerlendirmeyi özellikle Büyük Göller bölgesinin istikrarına yönelik artan uluslararası ve bölgesel ilgi ile Washington'ın gerginliği dizginlemek amacıyla Kongo ile Ruanda arasında mutabakat sağlamaya yönelik çabalarının desteklediğini ifade etti.

ABD'nin, çatışmanın sürmesinin bölgesel güvenliği tehdit ettiğini ve insani krizi derinleştirdiğinin farkında olduğunu düşünen İsa, bu yüzden Washington'ın anlaşmazlıkla bağlantılı taraflar üzerinde baskı uygulamak için siyasi, diplomatik ve ekonomik araçlara başvurmaya çalıştığını vurguladı.

İsa'ya göre Washington geçici bir sakinleşme sağlamayı ya da tarafları müzakere masasına çekmeyi başarabilse de krizin kökleri kapsamlı biçimde ele alınmadığı sürece bunu kalıcı bir barışa dönüştürmekte ciddi güçlüklerle karşılaşacak.

İsa, sözlerini şöyle tamamladı:

“Şimdiye kadar gerçek bir barış planına ulaşma fırsatları mevcut görünüyor. Ne var ki bunlar halen kırılgan ve yavaş seyrediyor. Çünkü Doğu Kongo'daki tablo karmaşık bir yapıya sahip ve salt bir ateşkesin çok ötesine geçiyor.”