ABD: Cumhuriyetçiler seçim hezimetinden endişeli

Cumartesi akşamı Michigan eyaletinin Muskegon ilçesinde seçim mitingi yapan Trump (AFP)
Cumartesi akşamı Michigan eyaletinin Muskegon ilçesinde seçim mitingi yapan Trump (AFP)
TT

ABD: Cumhuriyetçiler seçim hezimetinden endişeli

Cumartesi akşamı Michigan eyaletinin Muskegon ilçesinde seçim mitingi yapan Trump (AFP)
Cumartesi akşamı Michigan eyaletinin Muskegon ilçesinde seçim mitingi yapan Trump (AFP)

ABD’de Cumhuriyetçi Parti’den bazı önde gelen isimlerin yaptıkları açıklamalar ile Cumhuriyetçilerin bir seçim “hezimetine” maruz kalma ihtimaline karşı uyarıda bulunması, Cumhuriyetçilerin 3 Kasım’da sadece ABD başkanlık seçimlerini değil, aynı zamanda Senato ve Temsilciler Meclisi’nin yanı sıra bazı eyaletlerin valilik seçimlerini de kaybetme ihtimaline yönelik derin bir endişe duyduğunu gösteriyor.
Daha önce seçime iki hafta kala hiçbir yetkili bu şekilde endişelerini dile getirmemişken, istatistikler eyaletlerde özellikle Demokrat Parti yanlılarının erken oy kullanma oranının, ABD seçim tarihinde daha önce eşi görülmemiş bir şekilde hızla arttığına işaret ediyor.
Teksas eyaletinin Cumhuriyetçi Senatörü Ted Cruz, Watergate skandalının kriterlerinde “Cumhuriyetçilerin ağır bir hezimete uğrayacağına” dair uyarıda bulundu. Watergate skandalı sadece Başkan Richard Nixon’un istifa etmesine değil, aynı zamanda başkanlık görevini tamamlayan ancak Jimmy Carter ile karşı karşıya geldiği seçimleri kaybeden başkan yardımcısı Gerald Ford’un da güçsüzleşmesine yol açmıştı. Böylece Cumhuriyetçiler 1976 yılında Senato ve Temsilciler Meclisi’ni kaybetmiş olmuştu.
Nebraska eyaletinin Cumhuriyetçi Senatörü Ben Sasse eyalet vatandaşlarına uyarıda bulunarak Başkan Donald Trump yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınını yönetmede başarısız olduğu ve “Washington ile dünyadaki müttefikleri arasında bir çatlak” oluşturduğu için Cumhuriyetçilerin “Senato’da hezimet” ile karşı karşıya kalabileceklerini söyledi.
Cruz ve aynı şekilde Sasse’nin bu açıklamaları Cumhuriyetçi Senatör Mitt Romney’nin, Kovid-19 hastalığı ve Black Lives Matter (Siyahların Hayatı Önemlidir) hareketi hakkında sosyal medyada yanlış bilgiler yaymakla suçlanan QAnon hareketini kınamayı reddeden Başkan Trump’a yönelik eleştirilerde bulunmasından bir gün sonra geldi. Romney Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada “Başkanın tehlikeli ve saçma bir komplo teorisini kınamaya yanaşmaması endişe verici bir hızda devam ediyor” ifadelerini kullanmıştı.
Trump Romney’in bu sözlerine cevap vermese de Ben Sasse’nin açıklamalarına hızlı bir şekilde yanıt verdi. Trump Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda Sasse’nin “sevimsiz ve aptal üslupları” ifadelerini kullanarak Sasse’nin açıklamalarını kınadı.
Demokratların “nispeten rahat” olmasına rağmen kendi adaylarının açık bir şekilde önde olduğunu gösteren kamuoyu anketlerinin doğruluğu hakkındaki şüpheler, 2016 yılındaki seçimlerde Trump’ın rakibi Hillary Clinton’u sürpriz bir şekilde hezimete uğratmasının ardından çok sayıda ABD’liyi ortak bir paydada buluşturdu.
Demokratlar, Trump’ın eylemlerini ve açıklamalarını kestiremedikleri ve “bir Ekim sürprizi” yaşanmasından korktukları için uygun zamanı bekleyerek kazanma ihtimallerine karşı duydukları hissi abartmamaya çalışıyorlar. Yapılan tüm kamuoyu anketlerinde Trump’ın önünde olan Demokrat Parti’nin başkan adayı Joe Biden bir açıklama yaparak ABD’lileri oy vermeye ve anket sayıları ile yetinmemeleri çağrısında bulundu.
Demokratların rekor seviyede bağış toplaması ve Cumhuriyetçilerin çeşitli medya kuruluşlarındaki reklam harcamalarını geride bırakmasına rağmen Cumhuriyetçiler, Trump’ın önümüzdeki perşembe günü yapılacak son müzakerelerde Biden karşısındaki düşüşünü kırabileceğini düşünüyor.
Çok büyük bir ekip Trump’ı, rakibine cevap verebilmesi için her yönden donatıp gerekli bilgileri kendisine sağlamaya çalışıyor. Ekip böylece Trump’ın ilk münazarada çizdiği imajı değiştirmeyi ve geçtiğimiz perşembe günü NBC kanalında halk ile birlikte açık bir diyaloğa katıldığında aynı gece ABC’ye çıkan Biden’ın izleyicilerine kıyasla düşük bir izleyici kitlesine ulaşmasını telafi etmeyi umuyor. Aynı zamanda Cumhuriyetçiler önümüzdeki perşembe günü Cumhuriyetçi Senatör Mitch McConnell tarafından yapılan bir çağrı ile Senato’da Yargıç Amy Coney Barrett’ın Yüksek Mahkeme yargıçlığına atanmasına ilişkin yapılacak oturumu ve bunun muhafazakar fikirlere sahip katı ve bağımsız seçmenlerin düşünceleri üzerinde yapabileceği olumlu etkinin üzerine bahse giriyorlar.
Binlerce kişi cumartesi günü başkent Washington ve bazı büyük şehirlerde Yargıç Barrett’a karşı gösteriler düzenledi. Bununla birlikte bazı Cumhuriyetçi strateji uzmanları, Trump’ın seçmenlerin büyük bir kesimini oluşturan kadınların desteğini toplamada stratejik eksiklikten mustarip olduğuna dair uyarıda bulunuyor. The Wall Street Journal ve NBC tarafından yapılan son ortak ankette, kadınların yüzde 60’ının Biden’ı tercih ederken yüzde 34’ünün Trump’ı tercih ettiğini, erkeklerin ise yüzde 50’sinin Trump’ı tercih ederken yüzde 45’inin Biden’ı tercih ettiğini ortaya koydu.
İki cinsiyet arasındaki bu büyük tercih farkı, seçim kampanyasının bitimine iki hafta kala bu gerçeği değiştiremeyeceklerine dair uyarıda bulunan Cumhuriyetçiler arasında uyarı çanlarının çalınmasına yol açtı. Bazıları Trump’ın kadınların arasındaki oy oranının düşük olmasının sebebini ya ilk başkanlığını damgalayan kaosa ya da olumsuz, git gide birikme etkisi olan şahsa yönelik kötü hakaretler savurmaya yatkın olmasına bağlıyor.
Ancak gerek seçmenlerin görüşünü değiştirebilecek bir süpriz ya da skandal olması gerek demokratların erken oylamada kırdıkları rekor sayılara rağmen oylamaya az bir katılım göstermeleri gerekse siyahları kendine safına çekerek ya da oy verme oranlarını düşürmeye çalışmak olsun Trump’ın her zaman kazanma ihtimali bulunuyor.
Bununla birlikte anketler aşağı yukarı şimdi olduğu gibi kalırsa ve Trump bunlara rağmen seçimleri kazanırsa bu büyük bir bombanın patlaması demektir. Bu yalnızca araştırma ve oylama merkezlerinin güvenilirliği hakkında değil, aynı zamanda oylamanın bütünlüğü hakkında da sorular sorulmasına sebep olacak.
Trump’ı destekleyenler kamuoyu anketlerinin çoğunun ya yöntemlerinin belirsiz olduğunu ya da verilerin belirlenirken hata yapıldığını düşünüyor. Zira okuma yazma bilmeyenlerin, işçilerin veya çiftçilerin yüzdesini belirlemede yapılacak bir hata farklı sonuçlara yol açacaktır. Bu iddia, bu anketlerdeki hata paylarının çok büyük olduğu düşüncesine dayansa da -ki bu, anketi yapanlar tarafından reddediliyor- Biden’n katettiği ilerleme, hata oranının sonuç üzerindeki etkisini daha aza indirgiyor. Hatta seçimlerle ilgili istatistiksel bilimsel sonuçlara yer veren ünlü 538 sitesi, Biden’ın cumartesi akşamı itibarıyla yüzde 87’lik bir oranla önde olduğunu öne sürdü.



Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan: Donald Trump bir zorba

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan: Donald Trump bir zorba

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Londra Belediye Başkanı, ABD Başkanı Donald Trump'ın kendisi için "korkunç, acımasız, iğrenç" demesinden sadece birkaç hafta sonra, Trump'ın kendisine karşı uzun süredir devam eden çıkışları nedeniyle onu "zorba" diye niteledi.

Sör Sadiq Khan ayrıca, Trump'ı Birleşik Krallık'a (BK) "kin" kusmakla suçladı. Trump, Müslüman siyasetçinin şehirde "çok fazla" göçmen bulunduğu için başarılı olduğunu iddia etmişti.

Başkan Trump'ın kendisine "takıntılı" olduğunu da iddia eden Sör Sadiq, "ister oyun alanında ister Beyaz Saray'da olsun, bir zorbayla başa çıkmanın en iyi yolunun ona karşı durmak olduğunu" 9 yaşındayken öğrendiğini söyledi:

Bir zorbanın karşısında sinecek olursanız daha fazla saygı kazanamazsınız.

Politico'ya verdiği röportajda, "Ve birisi şehrime, vatandaşlarımıza, değerlerimize, yaşam tarzımıza saldırdığında, birisi bir inancın mensupları hakkında belirli genellemeler yaptığında, bence onlara karşı durmak zorunludur" dedi.

Ayrıca Zohran Mamdani, New York belediye başkanı seçildiğinde Trump'ın odağını ona çevireceğini düşündüğünü de şaka yollu söyledi.

Seçim öncesinde Trump onu "komünist" diye nitelendirirken, Mamdani de başkanın faşist olduğunu öne sürmüştü.

Ancak Oval Ofis'teki olağanüstü bir görüşmede, iki politikacı hakaretleri gülerek geçiştirmiş ve bir tür yakınlık geliştirmiş gibi görünmüştü.

axscdfvgt
Sör Sadiq, Trump'ın odağını New York'un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani'ye çevireceğini düşündüğünü şaka yollu söyledi (AP)

Sör Sadiq şaka yollu şöyle dedi:

Başkan Trump'ın bana karşı duyduğu düşmanlığı, nefreti ve kini göz önünde bulundurduğunuzda, Zohran seçildiğinde Başkan Trump'ın benim yerine onu hedef alacağını varsaymıştım.

Ancak Khan, ilk görüşmelerinin gerçek bir fikir birliğinden ziyade bir tür "taktik diplomasi" olduğunu öne sürdü.

Trump'ın BK'deki göç politikasına yönelik eleştirilerine gelince, yorumlarını "sadece bana değil, aynı zamanda göçmen politikası ve seçimlerin nasıl yapıldığı ve kazanıldığı konusunda ülke hakkında genellemeler içeren bir nefret" diye nitelendirdi.

Gerçekten de takıntılı olduğunu düşünüyorum. Ve korkunç şeyler söylediği birçok dönem oldu ve ben de cevap vermedim çünkü dedikoduya ve bu zavallı isim takma işine karışacak kadar vaktim yok.

Geçen ay Trump, Sör Sadiq'le uzun süredir devam eden çekişmesini yeniden alevlendirmiş ve şehrin, ebeveynleri Pakistan'dan gelen ilk Müslüman belediye başkanı hakkında şunları söylemişti:

Çok sayıda insan [BK'ye] geldiği için seçiliyor. Şimdi ona oy veriyorlar.

Ayrıca onu "korkunç, acımasız, iğrenç bir belediye başkanı" diye nitelemiş ve "berbat bir iş" yaptığını söylemişti.

Mayısta Galler, İskoçya ve İngiliz belediye meclislerinde yapılacak seçimlerde İşçi Partisi'nin ağır kayıplar yaşayacağı öngörülürken, Sör Sadiq, partisinin Londra'daki başarısından ders çıkarabileceğini belirterek, "Önderlik etmekten ve onların beni takip etmesinden oldukça memnunum" dedi.

Ancak Keir Starmer'ın geleceğiyle ilgili spekülasyonlar artarken, İşçi Partisi lideri olmak istemediğini ısrarla vurguladı. "Hayır, hayır, hayır, hayır. Hiçbir niyetim, planım yok, İşçi Partisi lideri veya başbakan olmak da istemem" dedi.

Independent Türkçe


ABD’nin Maduro'yu tutuklayan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz?

Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
TT

ABD’nin Maduro'yu tutuklayan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz?

Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)

Ahmed Abdulhekim

ABD’nin Venezuela'da askeri operasyon başlatmasıyla birlikte, Başkan Donald Trump dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini tutuklayarak Venezuela'dan sınır dışı ettiğini’ duyurdu. ABD basınında yer alan haberlerde koşulları hala belirsiz olan tutuklamayı gerçekleştiren ve ABD özel askeri grubu Delta Gücü’nün (Delta Force) adı bir kez daha ortaya çıktı.

Karakas, Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez aracılığıyla, hükümetin Devlet Başkanı Maduro ve eşi Cilia Flores'in nerede olduklarını bilmediğini doğruladı. Rodríguez, devlet televizyonunda yayınlanan bir ses kaydında “Başkan Maduro ve First Lady Cilia Flores'in hayatta olduklarına dair acil kanıt talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Peki, 1977 yılında kurulan, ABD ordusunun seçkin üyelerinden oluşan ve özel kuvvetler arasında ‘yüksek riskli’ görevleri yerine getirme konusunda uzmanlaşmış, terörle mücadele ve rehine kurtarma operasyonlarına uzun yıllardır katılan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz? Bu birim, son on yıllarda çok ses getiren cinayetlerde ve tutuklamalarda rol aldı.

Delta Gücü ve tehlikeli görevler

1977 yılının kasım ayında, dünya genelinde artan terör tehdidine yanıt olarak ABD ordusu bünyesinde Delta Gücü kuruldu. Çünkü dönemin ABD’li liderleri, orduda ‘küçük ve uyarlanabilir’ bir hassas saldırı gücü ihtiyacı olduğunu düşündüler. Bu birim, hava indirme ve çatışma operasyonlarına dayanan doğrudan eylem ve terörle mücadele görevleri için çok çeşitli özel becerilere sahipti ve üyeleri son derece yetkin kişilerdi.

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli raporlardan aktardığına göre kod adı “The Unit” olan Delta Gücü’nün kurulması fikri 1970'lerde sona eren Vietnam Savaşı'ndaki deneyimin ardından, ABD'nin terörle mücadele birimini geliştirmek için askeri değişim programı kapsamında İngiliz Özel Hava Servisi (SAS) ile çalıştıktan sonra, bu birimin deneyimlerinden yararlanmak isteyen ABD ordusu Özel Kuvvetleri subayı Charlie Beckwith'in talebiyle ortaya çıktı.

csdfrgthy
Delta Gücü üyesi Amerikan askerleri (ABD ordusu)

ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) resmi internet sitesine göre, Delta Gücü ‘gizlilik örtüsü’ altında faaliyet gösteriyor. Örgütsel olarak ABD ordusu Özel Harekat Komutanlığı'na (USAOC) bağlı olan Delta Gücü, Ortak Özel Harekat Komutanlığı (JSOC) tarafından kontrol ediliyor. Ana görevi, ‘terörist hücreleri’ çökertmek, stratejik keşif yapmak ve savaş operasyonlarına hazırlanmak, ayrıca Merkezi İstihbarat Teşkilatı ile rehine kurtarma operasyonlarına ve gizli görevlere katılmak olarak tanımlanıyor ve karargahı Kuzey Carolina'daki Fort Bragg'da bulunuyor.

ABD’nin seçkin askerleri, Delta Gücü’ne kayıt olduklarında, koruma prosedürleri, casusluk teknikleri, nişancılık, patlayıcı üretim, rehine kurtarma simülasyonları ve binalarda ve kaçırılan uçaklarda teröristlerle çatışma konularında özel eğitim alırlar. Ayrıca Delta Gücü üyelerine alçak irtifa paraşütle atlama ve dalış ekipmanlarıyla derin deniz dalışı gibi serbest senaryolar konusunda da eğitim verilir.

Pentagon, Delta Gücü’nün yapısının ABD Özel Harekat Birimi, Ortak Özel Harekat Birimi ve ABD Kara Kuvvetleri Özel Harekat Birimi olmak üzere üç ana birimden oluştuğunu açıklarken, ABD merkezli raporlara göre ABD Ordusu'ndaki bu birimin üyelerinin çoğu, 75. Ranger Alayı, SEALs ve Deniz Piyadeleri başta olmak üzere diğer Amerikan özel kuvvetler gruplarından geliyor. Çünkü bu güce katılım şartları, başvuru sahiplerinin erkek olması gerektiğini şart koşuyor. Üyeleri özel bir komite tarafından kabul edildikten sonra, tehlikeli senaryolarla başa çıkma becerisini geliştirmeye odaklanan altı aylık fiziksel, savaş ve lojistik eğitimden geçiyorlar. Üyeler ayrıca bir yabancı dil bilmek zorundalar.

xcdfvgh
ABD’nin Venezuela'ya düzenlediği hava saldırılarından sonra geride kalan yıkımdan bir kare (AFP)

Delta Gücü ve Navy SEALs, son birkaç on yılda, ABD ordusu içinde en önde gelen iki özel kuvvet birimi haline gelirken üyelerinin ileri düzeydeki yetkinlikleri ve görev yürütme kabiliyetleri nedeniyle en karmaşık ve tehlikeli askeri görevlerin emanet edildiği iki birim oldu. Sean Naylor'un Delta Gücü hakkındaki kitabına göre birim yaklaşık bin askerden oluşuyor.

Delta Gücü’nün başlıca operasyonları

Delta Gücü, 1977 yılındaki kuruluşundan bu yana, dünyanın dört bir yanında bazı gizli ve özel operasyonlar gerçekleştirdi. Bunların başında, 1989 yılında Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın tutuklanması, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i tutuklamak için yürütülen Kızıl Şafak Operasyonu ve ondan önce, 2003 yılında Saddam Hüseyin’in oğulları Kusay ve Uday'ın öldürülmesi geliyor. Ayrıca 2019 yılında DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'nin ortadan kaldırılması da bu operasyonlar arasında yer alıyor. Ancak Delta Gücü’nün tarihinde birkaç başarısız operasyon da bulunuyor. Bunların başında, 1980 yılında ABD’nin Tahran'daki Büyükelçiliğinden rehinelerin kurtarılması operasyonu geliyor. Jimmy Carter'ın başkanlığı döneminde gerçekleştirilen ve kod adı ‘Eagle Claw’ (Kartal Pençesi) olan bu operasyon başarısızlıkla sonuçlandı.

Delta Gücü’nün kuruluşundan bu yana tarihine bakıldığında, İran'daki rehineleri kurtarmadaki başarısızlığının ardından bazı başarılı operasyonlar gerçekleştirdiği görülüyor. Bunlardan biri ABD’nin 1983 yılında Grenada'ya gerçekleştirdiği askeri işgaliydi. Delta Gücü ayrıca, 1989 yılında ABD'nin Panama'yı işgalinde ve Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın tutuklanmasında rol aldı. 1993 yılında ise Kolombiya güçlerine Kolombiyalı uyuşturucu baronu Pablo Escobar'ın tutuklanmasına yardım etti.

dfvgt
ABD ordusunun seçkin üyelerinden oluşan Delta Gücü, özel kuvvetler arasında ‘yüksek riskli’ görevleri yerine getirme konusunda uzmanlaşmıştır (ABD ordusu)

Delta Gücü, Ortadoğu'da da bazı askeri operasyonlara katıldı veya gerçekleştirdi. Bunların başında, 1982 yılında Güney Sudan'da, Güney Sudan Kurtuluş Cephesi'nin (SPLA) silahlı unsurları tarafından alıkoyulan ve aralarında Amerikalıların da olduğu beş rehinenin kurtarılmasıydı.

Delta Gücü, 1991 yılında Irak ordusunu Kuveyt'ten çıkarmak için ‘Çöl Fırtınası’ operasyonuna katıldı ve bu operasyonda başarılı oldu.

Ancak Somali'deki bir sonraki operasyonu başarısızlıkla sonuçlandı. Bu, 1993 yılında ABD ordusunun Somali Ulusal Ordusu'nun lideri General Muhammed Ferah Aidid'i tutuklamaya çalıştığı, ancak başarısız olduğu ünlü operasyondu.

ABD merkezli Military.com internet sitesine göre bu operasyon sırasında Delta Gücü’nün çabaları, 18 üyesinin öldürülmesi ve 73 üyesinin yaralanmasıyla büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Somali'deki silahlı gruplar, Delta Gücü’nün en önemli başarısızlığı olarak kabul edilen bir üyesini ele geçirmeyi de başardı.

ABD’nin, 11 Eylül 2001 olaylarının ardından, aynı yıl Afganistan'ı ve 2003 yılında Irak'ı işgal ederek terörle mücadeleyi başlatmasının ardından Delta Gücü, ABD ordusunun bir parçası olarak bu savaşa katıldı.

En dikkat çekici operasyonu, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i, oğulları Kusay ve Uday'ın öldürülmesinden birkaç hafta sonra yakaladığı ‘Kızıl Şafak’ operasyonuydu.

Delta Gücü, 2005 eylülünde 311 gün süren esaretin ardından Irak'ta tutulan ABD’li müteahhit Roy Helmets'i kurtarmayı başardı.

Delta Gücü, 2011 yılında birçok Arap ülkesinde yaşanan Arap Baharı olaylarının ardından 2012 yılında Libya’nın Bingazi şehrindeki saldırısı sırasında ABD Büyükelçiliği’nin tahliyesine müdahale etti ve bu saldırı, dönemin ABD Libya Büyükelçisi Christopher Stevens'ın ölümüne yol açtı.

Ardından, 2013 ekiminde ABD’li yetkililer, Libya'daki El Kaide liderlerinden biri olarak gördüğü Ebu Enes el-Libi'yi tutuklamayı başardı.

2016 yılında Meksikalı uyuşturucu baronu El Chapo'nun tutuklanmasına katkıda bulunan Delta Gücü, 2019 yılında Suriye'de DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'yi öldüren ABD güçleri arasında yer alırken 2020 yılında Irak'ta İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürdü.

ABD merkezli bazı raporlarda, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş sırasında, Washington'ın Delta Gücü’nü İsrail'e göndererek Hamas'ın 7 Ekim 2023’te kaçırdığı ‘rehineleri’, özellikle de ABD vatandaşlarını kurtarmaya yardım ettiği belirtildi.


SDG heyeti askeri entegrasyonu görüşmek üzere Şam’da

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
TT

SDG heyeti askeri entegrasyonu görüşmek üzere Şam’da

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)

Ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bugün (pazar) yaptığı açıklamada, üst düzey bir heyetin Şam’da merkezi hükümet yetkilileriyle “askerî entegrasyon sürecini” görüştüğünü bildirdi.

SDG’nin açıklamasına göre heyette, SDG lideri Mazlum Abdi ile Genel Komutanlık üyeleri Suzdar Derik ve Sipan Hemo bulunuyor. Kuzeydoğu Suriye’de geniş bir alanı kontrol eden SDG, görüşmelerin askerî alandaki entegrasyonun çerçevesine odaklandığını kaydetti.

SDG, 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile imzalanan anlaşma kapsamında, kendisine bağlı tüm sivil ve askerî kurumların 2025 yılı sonuna kadar Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini kabul etmişti.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, 10 Mart tarihli anlaşmaya tam uyulması ve eksiksiz uygulanması gerektiğini vurgularken, anlaşma maddelerinin sahada hayata geçirilmesi için diyalog ve müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu.

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki temaslar, Halep’te iki taraf arasında günler önce patlak veren ve onlarca kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan kanlı çatışmaların ardından gerçekleşti.

Suriye hükümeti, SDG’yi Halep’te hükümete bağlı iç güvenlik güçlerinin noktalarına saldırmakla suçlarken; SDG ise Savunma Bakanlığı’na bağlı silahlı grupların kendi güçlerine saldırdığını ileri sürdü.