ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı

ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı
TT

ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı

ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı

ABD’nin İran’ın mevcut uluslararası kurumlar çerçevesinde gecikmeden hesap vermesi ısrarı ışığında ve uluslararası toplumun Tahran ile nasıl başa çıktığına dair üyeleri arasındaki derin anlaşmazlıklar ortasında İran’ın Basra Körfezi bölgesindeki eylemleri ve müdahaleleri, 20 Ekim’de Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) gerçekleşen tartışmalara konu oldu. Bu çerçevede Rusya ve Çin, Soğuk Savaş dönemindeki Avrupa Helsinki Anlaşmasına benzer yeni bir bölgesel güvenlik sistemi kurulması çağrılarında bulundu.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, BMGK’da videokonferans aracılığıyla Rusya’nın aylık başkanlığı altında düzenlenen tartışma oturumunu, ‘BMGK’nın Körfez bölgesinde barış ve güvenliği güçlendirmek için ortaya koyduğu mükemmel uyum da dahil uluslararası toplumun nasıl bir faaliyet gösterdiğini derinlemesine düşünme’ çağrısıyla başlattı. Yemen’deki koşulla ilgili derin endişelerini dile getiren Guterres, tek gerçek savaş olan Kovid-19’a karşı acil bir küresel ateşkes çağrısını yineledi. Antonio Guterres, “Saat işliyor ve insanlar ölüyor” uyarısı yaparken, 70’li yıllarda Soğuk Savaş’ın zirvesindeyken Helsinki’de olduğu gibi, bölgenin istikrarını ve barışı korumaya dayalı yeni bir bölgesel düzen kurmayı önerdi.
Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Dr. Naif Falah Mübarek el-Hacraf, konsey ülkelerinin güvenliğinin ‘ayrılmaz bir bütün’ olduğunu vurguladı. ‘İran’ın, KİK devletlerinin ve bölgenin içişlerine sürekli müdahalesini, KİK devletlerine ve halkına vesayetini dayatma girişimlerini reddettiklerini’ söyleyen Hacraf, BMGK’da yaptığı açıklamada, Tahran’a çatışmaları körüklemeye ve uzatmaya katkıda bulunan milislere, teröristlere ve mezhepçi örgütlere desteğini durdurma çağrısında bulundu.
Genel Sekreter, İran’ın herhangi bir surette nükleer silah elde etmesini engellemeyi garanti eden kapsamlı bir uluslararası anlaşmanın varlığının önemine dikkati çekerken, “İran’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait Büyük Tunb Adası, Küçük Tunb Adası ve Ebu Musa Adası’na yönelik devam eden işgali, Körfez’in güvenliğini ve istikrarını tehdit ediyor” dedi. Dr. Naif Falah Mübarek el-Hacraf, “İran’ın, özellikle 2011’den beri siyasi hedeflerine ulaşmak için bölgede düşmanlık, şiddet ve istikrarsızlık yöntemini benimsemesi üzücü” ifadelerini kullandı.
Hacraf, “Suudi Arabistan Krallığı’ndaki sivilleri hedef alan balistik füze ve insansız hava araçları saldırıları ve bazı KİK ülkelerinde İran’ın desteğiyle gerçekleşen terör faaliyetleri gibi bazı konsey devletleri, bölgede İran ve vekilleri tarafından defalarca saldırıya uğradı. İran, bölgedeki bazı ülkelerde şiddet eylemlerine destek sağladı, buradaki teröristleri ve mezhepçi örgütleri eğitti, finanse etti ve silahlandırdı, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi bölgedeki bazı ülkelerde yaygın şiddet ve istikrarsızlığa neden oldu” değerlendirmesinde bulundu.
Oturuma başkanlık eden Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Körfez bölgesinin ‘hala istikrarı bozmak için tehlikeli eğilimlere tutsak olduğunu’ söylerken, BMGK’yı bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmeye çağırdı. “Oturumu düzenlediğimizde, Körfez bölgesinde sükuneti sağlamanın tüm uluslararası toplum için önemli ve acil bir konu olduğunu temel aldık” diyen Lavrov, bu meselenin dünyada barış ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu olan BMGK’nın sürekli ilgi odası olması gerektiğini kaydetti. Sergey Lavrov, Körfez’in güvenliğini sağlamak için istikrarlı bir sistemin uygulanması çağrısı yaparken, bu hedefe giden yolun hızlı ve kolay olmayacağını ifade etti. Daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından ‘tırmanışı durdurmak ve Körfez’de etkin bir toplu güvenlik sistemi kurmak’ amacıyla ortaya koyulan girişimi yineleyen Lavrov, “Rusya, İran ve Körfez’e komşu tüm Arap ülkelerinin katılımıyla çeşitli zorluklara ve tehditlere yanıt vermek için kolektif bir mekanizmanın oluşturulmasını gerektiren, Körfez bölgesindeki güvenlik sistemi vizyonunu uluslararası topluma sundu. BMGK beşlisi, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer ilgili taraflar bu hedeflere ulaşmak için pratik adımlar atacaklardır” diyerek, Moskova’nın, tüm ortaklarıyla diyalog çerçevesinde bu sürece katkıda bulunmaya hazır olduğunu vurguladı.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise, Basra Körfezi’ndeki durumu, ‘dünyanın dikkati çeken en büyük durum’ olarak nitelerken, Körfez’de ortak barış inşa etmek için hukukun üstünlüğüne bağlı kalma önerisinde bulundu. Aynı şekilde ülkesinin, tek taraflı yaptırımların, güçlü baskıların ve uluslararası hukukun uygulanmasında çifte standartların benimsenmesine karşı olduklarını söyleyen Yi, KİK ve diğer bölgesel kuruluşlarla işbirliğini teşvik ederek, ortak güvenliğin sağlanması için iyi komşuluğun korunması çağrısı yaptı. “Körfez bölgesi, ülkelerine aittir” diyen Wang Yi, krizleri diyalog yoluyla yönetmek için Körfez’de çok taraflı diyalog için bir platform oluşturulması gerektiğini söyleyerek, ‘istikrarı ortak şekilde güvence altına almak için, eşitlik ve istikrar’ çağrısı yaptı.
Öte yandan ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Kelly Craft, Ortadoğu’da barış için imzalanan ‘İbrahim Anlaşması (The Abraham Accord) ve tarihi vizyonun’ önemine dikkati çekerken, “İsrail ve Filistin arasında barışı tesis etmek için şimdiye kadar sunulan en ciddi ve ayrıntılı plan” ifadelerini kullandı. ABD’nin İran’ın Ortadoğu’da barış ve güvenliğe yönelik en büyük tehdit olduğuna inandığını ifade eden Craft, İran’ın, terörist gruplara ve vekillerine verdiği destekten balistik füzelerin geliştirilmesine kadar istikrarı bozucu faaliyetler ortaya koyduğunu kaydetti. Kelly Craft, Rusya’nın ‘Körfez için bölgede istikrarı artıracak bir güvenlik yapısı oluşturulması’ önerisine değinirken, “Çözüm çok daha kolay: Bu konsey, İran’ı mevcut uluslararası yükümlülüklerinden sorumlu tutma cesaretini toplamalıdır. İran, bu konseyin kararlarının metnine veya ruhuna uyum sağlamıyor. Tahran, bu ülkeyi kanlı bir iç savaşa sürükleyen Husi isyancıları desteklemeyi sürdürüyor. İran, 2216 sayılı kararda yer alan silah ambargosunu ihlal ederek savaşı körüklemek için Husilere silah göndermeye devam etti” dedi. Esed rejiminin İran’a ve askeri vekillerine ‘terör kampanyalarını genişletmek ve Ortadoğu’nun derinliklerinde askeri gücünü vurgulamak için’ güvenli bir sığınak sağlamaya devam ettiğini belirten ABD’li yetkili, “İran güçleri, kalıcı barış sağlanması için Suriye’den çekilmelidir” dedi. Craft, İran’ın 1701 ve 1559 sayılı kararları açıkça ihlal ederek, Hizbullah’a silah sağlamayı sürdürdüğünü söylerken, İran’ın Lübnan’a silah ve gelişmiş fonlar yönlendirdiğini vurguladı. İran’ın desteğiyle Hizbullah’ın, Irak’ta yasadışı faaliyetler yürüttüğünü de ifade eden Kelly Craft, Lavrov’a hitaben ise “Önerdiğiniz çözüme katılmıyorum. Çünkü uluslararası toplum, Körfez’in güvenliğini artırmak için başka bir mekanizmaya ihtiyaç duymuyor” dedi. ABD’li yetkili ayrıca, BMGK’nın gecikmeden İran’ın eylemlerinin hesabını vermesini sağlayacak tüm araçlara sahip olduğunu vurguladı.
Rusya’nın Körfez siyaseti
Rusya, Körfez bölgesindeki toplu güvenlik vizyonunu içeren bir plan ortaya koymuştu. Plan, ‘uluslararası yasalara ve BMGK kararlarına bağlılık, bölgesel aktörlerin ve diğer kilit aktörlerin güvenlik çıkarlarına saygı ve çok taraflı bir yaklaşımla karar alma ve kararları uygulama’ ilkelerine dayanıyor. Moskova, öncelikli konular olan uluslararası terörizmle mücadelenin yanı sıra Irak, Yemen ve Suriye’deki krizleri ve İran’ın nükleer programıyla ilgili anlaşmaları uygulama meselesini ele almanın gerekli olduğuna inanıyor. Nihayetinde Körfez bölgesinde,
‘diğer ülkeler ve önemli aktörlerin yanı sıra bölge ülkelerini, Rusya’yı, Çin’i, ABD’yi, Avrupa Birliği’ni (AB) ve Hindistan’ı içeren’ bir güvenlik ve işbirliği örgütü kurmayı amaçlıyor.



ABD'de göçmenlerin kabusu olan ICE'ın adı NICE mı olacak?

ABD Başkanı Trump, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza'nın (ICE) adının "NICE" olarak değiştirilmesini desteklediğini dile getirdi (AFP)
ABD Başkanı Trump, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza'nın (ICE) adının "NICE" olarak değiştirilmesini desteklediğini dile getirdi (AFP)
TT

ABD'de göçmenlerin kabusu olan ICE'ın adı NICE mı olacak?

ABD Başkanı Trump, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza'nın (ICE) adının "NICE" olarak değiştirilmesini desteklediğini dile getirdi (AFP)
ABD Başkanı Trump, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza'nın (ICE) adının "NICE" olarak değiştirilmesini desteklediğini dile getirdi (AFP)

Donald Trump, bir destekçisinin ICE'ın (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) adının medyada anılma biçimi için değiştirilmesini öneren tuhaf sosyal medya gönderisini paylaştı.

Kendini MAGA gazetecisi diye tanımlayan kişinin X paylaşımında, başkanın ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza'nın adını Ulusal Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza olarak değiştirmesini istediği (İngilizce'de ulusal anlamına gelen "national" başa gelince kısaltma ICE'tan NICE'a dönüşüyor ve nice da iyi anlamına geliyor -çn.) ve böylece medyanın her gün "İYİ ajanlar" demek zorunda kalacağı belirtildi.

Trump, Truth Social platformunda mesajı yeniden paylaşırken, "HARİKA FİKİR!!! YAPIN. Başkan DJT" diye ekledi. Kullanıcının asıl paylaşımı 800 binden fazla kez görüntülendi ve diğer MAGA destekçilerinin yanı sıra başkanın kendisinden de övgü aldı.

Trump'ın bu açık desteğinin ciddiye alınması gerekip gerekmediği net olmasa da başkan göreve döndüğünden beri bir dizi isim değişikliğini savundu.

Bunlar arasında Meksika Körfezi'nin adını Amerika Körfezi ve Savunma Bakanlığı'nın ismini Savaş Bakanlığı şeklinde değiştiren başkanlık emirleri var.

Trump'ın ikinci başkanlığı döneminde ICE, başkomutanın göçmenlere yönelik sert baskısını uygularken giderek daha tartışmalı hale geldi.

Başkanın göreve dönmesinden bu yana yönetimi, maskeli ICE ajanlarını Birleşik Devletler genelindeki şehirlere gönderiyor. Ocak ayında Minneapolis, iki sakinin federal ajanlar tarafından vurularak öldürülmesinin ardından baskı konusundaki tartışmanın odak noktası haline gelmişti.

Demokratlar, Minneapolis'teki cinayetlerin ardından yönetimin göçmenlik operasyonlarını reforme etmesini talep ettikten sonra, İç Güvenlik Bakanlığı şubat ortasında kapanmıştı.

Ertesi ay, Trump dönemin İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem'i görevden almıştı.

Senato Cumhuriyetçileri, perşembe günü ICE'la Gümrük ve Sınır Koruma'yı (CBP) finanse etmek için bir bütçe kararını onayladı ve tasarı 48'e karşı 50 oyla kabul edildi.

vdffd
Başkan, Beyaz Saray Muhabirleri Yemeği'ndeki silahlı saldırının üzerinden iki gün geçmeden isim değişikliğini önerdi (AFP)

Tüm Senato Demokratları ve iki Cumhuriyetçi, ICE ve CBP'ye 140 milyar dolara kadar kaynak ayrılmasına izin verecek tasarıya karşı çıktı.

Ancak Ancak yetkililerin iki kuruma resmen kaynak aktaracak yasal düzenlemeyi hazırlamaya başlayabilmesi için, kararın Temsilciler Meclisi tarafından da kabul edilmesi gerekiyor.

Senato azınlık lideri Chuck Schumer, Senato Demokratlarından yapılan açıklamada kararı sert bir şekilde eleştirdi.

ICE'a 140 milyar dolar. Maliyetlerinizi düşürmeye 0 dolar. Cumhuriyetçilerin bu gece yaptığı seçim bu.

Aileler benzin, market ve barınmaya daha fazla ödeme yaparken Cumhuriyetçiler, Trump'ın kolluk kuvvetlerine 140 milyar dolarlık çek yazıyor.

Bir Senato Cumhuriyetçisinin yardımcısı, Washington Post'a, Cumhuriyetçilerin potansiyel 140 milyar doların yaklaşık yarısını harcamayı beklediklerini söyledi.

Independent Türkçe


Savaş zamanı İsrail, strateji, seçimler ve ABD

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

Savaş zamanı İsrail, strateji, seçimler ve ABD

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Esad Ganem

 İsrail'de savaş ve sonuçları üzerine süregelen tartışma, gündemin takipçilerine anlam ve yansımalarını düşünmek için hiç fırsat vermedi. Temelde savaş, kendisinden önce gelen tartışmanın seyrinde ve ona yol açan siyasette, en azından İsrail'e ilişkin her şey söz konusu olduğunda, hiçbir şeyi değiştirmedi. Başbakan Binyamin Netanyahu ve aşırı sağcı kampı, İsrail'in savaş arifesinde ve savaş boyunca gerçekleştirebildiği ‘tarihi başarıları’ coşkuyla kutlamak için basın karşısına çıktı. Bunu, ABD ve İran'ın ateşkesi ilan etmesinden 18 saat sonra İsrail basınında yer alan kayıtlı bir konuşmada özetleyen Netanyahu, konuşmasında ‘başarılar’ olarak nitelendirdiği şeyleri ön plana çıkarmaya özen gösterdi.

Önceliklei savaş, iki taraf arasındaki tam koordineli ortak savaşla doruğa ulaşan ABD-İsrail stratejik ittifakının konumunu derinleştirdi. İkinci olarak İran'ın askeri gücü zayıflatıldı, üst düzey yetkililer ve komutanlar tasfiye edildi. Böylece İran tehdidi uzun bir süreliğine ötelendi. Netanyahu'ya göre İsrail artık daha güçlü ve daha dirençli bir konuma geldi. Hatta onu bir büyük güç ve en büyük güçle müttefik bir devlet olarak nitelendirdi. İsrail'in aynı zamanda ‘radikal’ İslam dünyasının dünyaya hâkim olma ve onu İslamlaştırma hedefinin tehdit ettiği ‘Batı kültürünün’ bir kalkanı olduğunu kanıtladığını da ileri sürdü. Üçüncüsü, İsrail ordusu ve istihbarat birimleri, savaşa hazırlık ve gizli güçleri tüm düşmanlarını geçen üstün bir tahrip projesine dönüştürme kapasitelerini kanıtladı. Dördüncüsü, savaş süresince İran tarafından saldırılar düzenlenen Arap ülkeleriyle daha güçlü ittifakların önü açıldı. Netanyahu’ya göre bu ülkeler bundan böyle İsrail ile öncekinden daha yüksek bir iş birliği hazırlığında olacak. Beşinci olarak ise İsrail'in fiili kontrol sınırları genişledi ve çevresindeki Arap ülkelerdeki muhalif güçler zayıflatıldı. İsrail, Gazze, Lübnan ve Suriye'deki fiili nüfuz bölgelerini ve sınırlarını genişletirken Batı Şeria'daki fiili kontrolünü de derinleştirdi.

Netanyahu, savaş süresince seçimlere daha iyi hazırlanmasını ve kendisi ile sağ partilere yönelik desteği artırmasını mümkün kılacak değerli aylar kazandı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Netanyahu'nun destekçileri bu söylemi ve bahsedilen başarıları tekrarlarken Netanyahu'nun sunduğu biçimiyle savaşın zorunluluğunu kanıtlamaya çalıştılar. Bunların savaşın gerekçelerini doğruladığını, İsrail'e savaş öncesine kıyasla daha güçlü ve merkezi bir stratejik konum kazandırdığını öne sürdüler. Buna Netanyahu ve hükümetinin savaş süresince İsrail'in iç boyutundaki başarıları da eklenebilir. Bunların başında Netanyahu ve hükümetinin ‘yargı darbesi’ projesi çerçevesinde İsrail'i daha sağcı ve daha katı bir yönde köklü biçimde dönüştürme projesini sürdürmesi geliyor. Bu durum, esasen Filistinliler için idam yasasının hayata geçirilmesiyle somutlaştı. Söz konusu yasa, İsrail'e ve Yahudi halkına karşı ulusal suçlar işleyenler, yani yalnızca Yahudilere saldıranlar için geçerli ve Filistinlilere saldıran Yahudileri kapsam dışı bırakıyor. Bu da özünde Filistinlilere yönelik geçmişten beridir süregelen ırk üstünlüğünü ve ırk ayrımcılığını (apartheid) derinleştirme projesiyle uyumlu bir yasanın parlamentodan geçmesi anlamına geliyor.

vfbfgbgfb
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir, Kudüs'teki İsrail parlamentosu Kneset'te bir oturuma katıldıkları sırada tokalaşırken, 29 Mart 2026 (Reuters)

Bunun yanı sıra mart ayı sonlarında bütçe tasarısının geçirilmesi de önemli bir kazanım olarak sayılabilir. Bu tarih, cari yıl genel bütçesinin onaylanması için belirlenen son süre olup bu sürenin aşılması halinde İsrail hukukuna göre Kneset'in otomatik olarak feshedilmesi ve erken seçime gidilmesi gerekirdi. Böylece Netanyahu, savaş ortamında seçimlere daha iyi hazırlanmasını ve kendisi ile aşırı sağcı partilere yönelik desteği güçlendirmesini sağlayacak değerli aylar kazandı. Netanyahu aynı zamanda dini partilerle zorunlu askerlikten muafiyet projesinin geçirilmesini sürdüren üstü kapalı bir anlaşma da sağladı. Bu kazanımın önemi, özellikle savaşın devam etmesi ve ek askeri güce duyulan ihtiyaç göz önünde bulundurulduğunda daha da büyüyor. Nitekim Genelkurmay Başkanı da savaş süresince ordunun hizmet gereklilikleri ve düzenli ile yedek birliklerdeki askerlere yönelik baskılar açısından tam bir çöküşün eşiğine geldiğini duyurdu.

Politikacılar arasındaki eleştirmenlerin başında, Kneset'teki muhalefet lideri ve Yeş Atid (Gelecek Var) Partisi Genel Başkanı Yair Lapid geliyor. Lapid, savaşın yönetimini ve Netanyahu ile İsrail'le koordinasyon sağlanmadan durdurulma biçimini eleştirmekte hiç vakit kaybetmedi.

Özetle Netanyahu'nun destekçileri ve aşırı sağcı cephesinin, savaşın olumlu bir sonuç doğurduğuna hatta İsrail'e ve halkına daha yüksek düzeyde bireysel ve kolektif güvenlik hissi kazandıran stratejik bir zafer niteliği taşıdığına inandığını söyleyebiliriz. Netanyahu, yukarıdaki konuşmasında gazetecilerin, siyasetçilerin, aktivistlerin ve sıradan İsraillilerin savaşın kazanımlarını eleştirmesine ve sorgulamasına duyduğu şaşkınlığı bir kez daha dile getirdi.

Buna üstü kapalı olarak Netanyahu cephesinin, özellikle beklenen seçimler sonrasında hükümet bileşenlerini koalisyon kurmaya itebilecek seçim anketleri çerçevesinde Netanyahu'ya ve aşırı sağcı cepheye yönelik halk desteğinde ciddi bir artış öngördüğü beklentisini de ekleyebiliriz. Ancak hızla yapılan anketler bu beklentiyi doğrulamazken Netanyahu da başarılarıyla orantılı sonuçlar elde edemedi.

cdvdf
Netanyahu, Kudüs'teki Herzl Dağı Askeri Mezarlığı'nda düzenlenen "Anma Günü" töreninde bir konuşma yaparken, 21 Nisan 2026 (Reuters)

Netanyahu cephesinin ve destekçilerinin karşısında ise zafer ve başarı söylemine çekinceli yaklaşan geniş bir kesim yer alıyor. Bu kesimin bir bölümü, İran ve Hizbullah'ın savaştan daha güçlü ve askeri kapasitelerine daha kararlı biçimde sahip bir şekilde çıktığına, kendini bölgede İsrail'e rakip merkezi bir güç olarak kanıtladığına inanıyor. Ayrıca savaşın İsrail'in iç uyumuna zarar verip onu zayıflattığı görüşü de yaygınlaşıyor. Tüm bunların ötesinde en önemli mesele, savaş ya da Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'ı ve ABD'yi Trump'ın başlangıçta sunduğu vaatlerinden hiçbirini gerçekleştiremeyen bir savaşa sürüklediği şeklindeki çerçeveleme, ABD içindeki savaşa yönelik eleştirilerin yoğunlaşmasına yol açması. Bu eleştiriler, oradaki tüm akım, entelektüel yönelim ve siyasi eğilimleri aşan bir tonda yapılıyor. Bu durum ABD içinde, İsrail'i iki ülke arasındaki ilişkiye çok olumsuz yansıyabilecek ve ABD’nin İsrail’e verdiği tarihi desteği zayıflatabilecek bir tartışmanın içine çekiyor.

Politikacılar arasındaki eleştirmenlerin başında, Kneset'teki muhalefet lideri ve Yeş Atid (Gelecek Var) Partisi Genel Başkanı Yair Lapid geliyor. Lapid, savaşın yönetimini ve Netanyahu ile İsrail'le koordinasyon sağlanmadan durdurulma biçimini hiç vakit kaybetmeden eleştirerek Netanyahu'nun söylemiyle ‘kazanılan başarıları’ sorguladı. Hatta daha da ileri giderek savaşın İsrail'in konumunu zayıflattığını ve çıkarlarına zarar verdiğini öne sürdü. Bu tutum elbette savaşı desteklediği ve savaşın İsrail'e daha büyük ve daha önemli kazanımlar sağlayabileceği düşüncesi çerçevesinde dile getirildi.

Lapid, ateşkesin ilanının ertesi günü yaptığı konuşmada Netanyahu'nun ‘İsrail'i stratejik bir çöküşe ve diplomatik bir felakete sürüklediğini; İsrail'in artık vesayet altında olduğunu, kendi kendini yönetemediğini, müzakere masasından ve karar alma süreçlerinden dışlandığını’ söyledi.

Lapid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İsrail'in ulusal güvenliğine ilişkin kararlarda hiçbir rolü olmadı. Tarihimizde bu denli büyük bir siyasi felakete tanık olmadık. Ordu üzerine düşeni yaptı. Fakat Netanyahu siyasi ve stratejik açıdan başarısız oldu ve hedeflerinden hiçbirini gerçekleştiremedi. Netanyahu'nun kibri, ihmalı ve stratejik planlamadan yoksunluğunun yol açtığı hasarı onarmak yıllar sürecek.”

Savaş süresince Arap partilerinin ABD ile ortaklık içinde sürdürülen İsrail'in bölgeye yönelik saldırgan eğiliminin dizginlenmesi ve savaşın durdurulması çağrıları yoğunlaştı. Halihazırda bu Arap partilerinin her zaman benimsediği geleneksel bir tutum.

Lapid’in ardından anketlerde İsrail'in gelecekteki hükümetini yönetecek merkezi aday olarak ismi öne çıkan eski Başbakan Naftali Bennett bir açıklamada bulundu.

Bennett, ateşkesin üzerinden bir günden az bir süre geçmişken yaptığı konuşmada savaşın hedeflerinin açık olduğunu vurgularken bunları; nükleer programın kalıcı ve tam tasfiyesi, bölgesel terörizm ve roketlerin durdurulması, 460 kilogram zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarından çıkarılması olarak sıraladı. Bu hedeflerin hiçbirinin gerçekleşmediğinin söyleyen Bennett, “Bu başarısızlık, İsrail'i daha intikamcı ve daha kararlı bir İran'la karşı karşıya getiriyor. Pek çok kişinin hayal kırıklığı duymasının nedeni, liderliğin bize hayaller satmış olması. Hükümet bizimle açık konuşmadı.

Netanyahu ve bakanları sürekli olarak Hamas’a karşı tam zafer, Hizbullah'ın tasfiyesi ve İran'ın yenilgisiyle övündü. Tüm bu boş vaatler gözümüzün önünde çöktü. Ne yazık ki bir çocuğun bile görebileceği gibi Hamas, Hizbullah ve İran ayakta kalamaya devam ediyor. Bu, İsrail'i içten çökerten bir hükümetin dışarıdaki düşmanı yok edemeyeceğinin kanıtı. Bu, kalpsiz bir hükümet."

Bu tutum, ateşkesin ilanının ertesi gününden itibaren ciddi biçimde yoğunlaşmaya başladı. İsrail basını, yorumcular ve partililer, her biri kendi platformunda, savaşın ve ateşkesin sonuçlarından duydukları ve kamuoyundaki genel hayal kırıklığını dile getiriyordu. Bahsi geçen kesimlere göre yetersizlik, temelde Netanyahu'nun savaş süresindeki ve sonrasındaki başarısızlığından kaynaklanıyordu. İç başarısızlığın ve bunun bölgesel boyutunun yanı sıra en büyük tehlikenin, savaşın ve sonuçlarının İsrail'in temel müttefiki ve sürekli destekçisi olan ABD ile özel ilişkisini küresel, ekonomik ve diplomatik açıdan tehdit etmesinde yattığı da vurgulanıyordu.

Bu seslerin Netanyahu'yu savaş nedeniyle değil, savaşın varmış olduğu sonuçlar nedeniyle eleştirdiğini özellikle belirtmek gerekir. İsrail'in savaştan ve onun sürmesinden çok daha fazla yararlanabileceğini savunuyor. Dolayısıyla savaşın başarısızlıkları, savaşın kendisinden değil Netanyahu'nun İsrail adına gereği gibi yararlanamamasından kaynaklanıyor. Yani bu eleştiriler, Arap dünyasıyla genel olarak, Filistin ve Filistinlilerle ise özel olarak ilişkilendirilme biçiminde Siyonist uzlaşının önemli bir parçası olarak kalmaya devam ediyor.

dsfr
İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Hiyam beldesine düzenlediği bombardımanının ardından yükselen dumanlar, 4 Mart 2026 (AFP)

Tartışmanın diğer tarafında ise Gazze Şeridi’ndeki savaşa ve mevcut savaşa karşı çıkan Arap partileri ile geriye kalan Yahudi eleştirel cephesi yer alıyor. Arap liderler bu savaşı genel olarak, ABD ve İsrail'in tam bir ortaklık içinde Arap dünyasına ve çıkarlarına, özellikle de Filistin halkına karşı yürüttüğü saldırgan bir savaş olarak değerlendirdi.

Yüksek İzleme Komitesi Başkanı Cemal Zahalka, İsrail'in hiçbir diplomatik çözüme güvenmediğini vurgulayarak şunları söyledi:

“7 Ekim'den (2023) bu yana yeniden biçimlenen İsrail güvenlik doktrini, temelde müzakere masasındaki kazanımlara değil sahadaki ordu başarılarına dayanıyor. Bu yüzden İsrail, müzakerelerde gerçekleştirilmesi mümkün olmayan koşullar öne sürüyor ve gerekli gördüğü her an güce ve daha fazla güce başvurma üzerine bahse giriyor.”

Savaş süresince Arap partilerinin ABD ile ortaklık içinde sürdürülen İsrail'in bölgeye yönelik saldırgan eğiliminin dizginlenmesi ve savaşın durdurulması çağrıları yoğunlaştı. Halihazırda bu Arap partilerinin her zaman benimsediği geleneksel bir tutum.

1967 yılının haziran ayındaki Altı Gün Savaşı'ndan bu yana tam bir zafer kazanamamış olan İsrail, uzayan savaşların aynı kısır döngüsünde dönmeye devam ediyor. Yönelimlerindeki köklü ve ciddi bir dönüşüm ise savaşlarının hızını daha da artırdı.

Siyonist uzlaşıyı eleştiren Yahudi solu ise savaşın önlenmesi ve patlak verdikten sonra durdurulması yönünde tutum sergiledi. Ateşkesin ilanından önceki son hafta içinde Yahudi ve Yahudi-Arap aktivist grupları büyük şehirlerde gösteriler düzenleyerek Yüksek Mahkeme'ye savaş karşıtı gösterilere yönelik kısıtlamaların kaldırılması için başvurdu. Aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir'e bağlı polis kuvvetleri ise göstericilerin üzerine yürüyerek bir kısmını tutukladı.

Eleştirileriyle bilinen İsrailli gazeteci Gideon Levy, Haaretz gazetesindeki haftalık köşesinde şunları yazdı:

“Bu (Netanyahu'yu kastederek) onun hayatındaki en büyük başarısızlıktır. Durum, 7 Ekim 2023'ten çok daha kötü. Binyamin Netanyahu'nun önceki başarısızlıkta pek çok suç ortağı vardı. Bu sonuncusunda ise istisnasız tek suçlu sadece o. İran'la savaşmayı hayatı boyunca merkezi bir saplantı olarak işlediyse bu savaş onun hayatındaki en büyük başarısızlık. İsrail bu savaştan göründüğünden çok daha derin yaralarla, savaş öncesine kıyasla daha zayıf ve daha yalnız, İran ise ağır darbe alsa da yedi kat daha güçlü ve daha etkin bir şekilde çıkıyor. Bu tam olarak bir ömür boyu süren çalışmanın başarısızlığının görüntüsü. İsrail'i bu savaşa sürükleyen Netanyahu, kendisine danışılmadan bunu sona erdirmek zorunda bırakılan bir başbakandır. Bu savaşın kendi adını tarih kitaplarına kurtarıcı olarak kazıyacağını düşünürken başarısızlığının da sorumluluğunu taşıyan tek kişi o."

dvfd
Kudüs'te ‘Anma Günü’ çerçevesinde Herzl Dağı'ndaki askeri mezarlıkta düzenlenen törende bir dakikalık saygı duruşu, 21 Nisan 2026 (AFP)

Sonuç olarak 1967 yılının haziran ayındaki Altı Gün Savaşı'ndan bu yana tam bir zafer kazanamamış olan İsrail, uzayan savaşların aynı kısır döngüsünde dönmeye devam ediyor. Yönelimlerindeki köklü ve ciddi bir dönüşüm ise savaşlarının hızını daha da artırdı. Netanyahu'nun son hükümetiyle birlikte İsrail, kuruluşundan bu yana en sağcı, en faşist ve komşusu olan Arap ve Müslüman ülkeler ile Filistinlilere en düşman hükümete kavuştu. Bu hükümet ve başındaki Netanyahu, içeride ve dışarıda ödenen bedelleri umursamıyor. Onlar için önemli olan tek şey, kendi tasvirlerindeki düşmanlar üzerinde, içeriden ve dışarıdan, zafer imgesidir. Her savaş sona erdiğinde bir sonrakine hazırlanarak iç ve dış cephede yeni bir düşman belirlemeye devam edecekler.

Bu gelişme, dikkat edilmesi gereken temel değişkendir. Bu değişkeni ya İsrail'deki genel seçimler aracılığıyla ki bu önümüzdeki Ekim ayında yapılması planlanan yaklaşan seçimlerde gerçekleşebilir ya da aşırı sağcı İsrail'le ciddiyetle ve kararlılıkla başa çıkma kapasitesine sahip daha kararlı bir Arap dünyasının ve uluslararası toplumun tutumu aracılığıyla dizginlenebilir. Böylece ABD’nin desteğiyle ya da desteği olmaksızın, bir suç savaşından diğerine geçişin önüne geçilebilir.


Saldırgan, saldırı için haftalarca hazırlık yaptı... Trump’a suikast planının ayrıntıları

Polis ve gizli servis görevlileri, cumartesi akşamı meydana gelen silahlı saldırının ardından Başkan Trump’ı Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin düzenlediği yemekten dışarı çıkardı. (Reuters)
Polis ve gizli servis görevlileri, cumartesi akşamı meydana gelen silahlı saldırının ardından Başkan Trump’ı Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin düzenlediği yemekten dışarı çıkardı. (Reuters)
TT

Saldırgan, saldırı için haftalarca hazırlık yaptı... Trump’a suikast planının ayrıntıları

Polis ve gizli servis görevlileri, cumartesi akşamı meydana gelen silahlı saldırının ardından Başkan Trump’ı Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin düzenlediği yemekten dışarı çıkardı. (Reuters)
Polis ve gizli servis görevlileri, cumartesi akşamı meydana gelen silahlı saldırının ardından Başkan Trump’ı Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin düzenlediği yemekten dışarı çıkardı. (Reuters)

Savcılık, cumartesi günü Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğine saldırı düzenlemeye çalışan Cole Tomas Allen’in, Donald Trump ve hükümet üyelerini öldürmeye yönelik planını ortaya çıkardı. Savcılığa göre Allen, saldırıyı gerçekleştirmeden önce haftalarca hazırlık yaptı.

Şarku’l Avsat’ın The Telegraph’tan aktardığına göre Allen dün mahkemeye çıkarak suçlamalarla yüzleşti. Allen’in, yetkililer tarafından ‘planlı bir cinayet komplosu’ olarak tanımlanan saldırı hazırlıklarına nisan başında başladığı ifade edildi.

31 yaşındaki Allen, Kaliforniya’nın Torrance şehrinden olup, Washington D.C.’deki Hilton Oteli’nde düzenlenen Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeği sırasında güvenlik noktasını geçmeye çalıştı ve ardından ABD Gizli Servisi’ne bağlı bir görevliyi hedef alarak ateş açtı. Etkinliğe, Başkan Trump ve eşi, neredeyse tüm Trump yönetimi üyeleri ve önde gelen gazeteciler katılmıştı.

Planın ilk aşaması: Otel rezervasyonu

Washington D.C. Başsavcısı Jeanine Pirro, Allen’in saldırıyı gerçekleştirmek amacıyla otelde üç gece konaklama rezervasyonu yaptığını açıkladı. Bu rezervasyon, Trump’ın etkinliğe katılacağını duyurmasından bir ay sonra yapıldı.

Pirro, gazetecilere verdiği demeçte, “6 Nisan’da Allen, Washington Hilton Oteli’nde 24, 25 ve 26 Nisan tarihlerinde üç gece konaklama için rezervasyon yaptı” dedi.

İkinci aşama: Washington’a seyahat

Pirro, “21 Nisan’da Allen, Los Angeles yakınlarındaki evinden yola çıktı. 23 Nisan’da Chicago’ya vardı, ardından 24 Nisan Cuma günü Washington D.C.’ye ulaştı” şeklinde konuştu.

Pirro, Allen’in 24 Nisan Cuma günü saat üç civarında Hilton Oteli’ne vardığını ve geceyi otelde geçirdiğini belirtti.

vbfrb
Cole Tomas Allen, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeği sırasında ateşli silahlar ve bıçaklarla salona girmeye çalışırken yakalandı. (DPA)

Pirro, “Allen ertesi gün saat 20:00’de, başkan ve eşinin akşam yemeğinin düzenlendiği salonda olduğunun tamamen farkındaydı” dedi.

Etkinliğe katılanlar arasında, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance gibi yönetimin üst düzey yetkilileri de bulunuyordu.

Üçüncü aşama: Saldırının gerçekleştirilmesi

Pirro, saat 20:40’ta Allen’in, tüfek, tabanca ve bıçaklarla etkinlik salonuna girmeyi denediğini, ancak ABD Gizli Servisi tarafından durdurulduğunu açıkladı.

sdvfdvf
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan ve Allen’in taşıdığı silahları gösteren fotoğraf (Reuters)

Gizli Servis’ten bir ajan, göğsünden vurulmuş olsa da, kurşungeçirmez yeleği sayesinde hayatını kurtardı. Ardından bir polis memuru Allen’a beş el ateş etti. Allen yaralanmazken, yere düştü ve sonrasında tutuklandı.

Allen’a yöneltilen suçlamalar

Dün öğleden sonra Allen’a, ABD Başkanı’na suikast girişiminde bulunma suçlaması yöneltildi. Bu suçun cezası, ömür boyu hapis cezasına kadar varabiliyor.

Ayrıca Allen’a, silah ve mühimmat taşımaktan ve şiddet içeren bir suç işlerken ateş açmaktan da suçlamalar yöneltildi. Mahkemede hazır bulunan Pirro, Allen’a daha fazla suçlama yönelteceklerini belirtti. Ayrıca, Washington D.C.’de siyasi şiddet eylemleri gerçekleştiren suçluları takip etmeye kararlı olduklarını ifade etti ve “İfade özgürlüğü korunur, ancak bu, şiddet kullanmayı veya yetkililere yönelik saldırıları içermez” dedi.

Saldırının ardındaki neden

Savcılık, saldırının arkasındaki motivasyonu açıklamadı, ancak yetkililer Allen’in saldırıdan birkaç dakika önce ailesine gönderdiği mesajda kendisini ‘dostane bir federal katil’ olarak tanımladığını belirtti. Allen, mesajında, Cumhuriyetçi başkanı isim vermeden defalarca anarak, Trump yönetiminin bir dizi politikasına ilişkin şikayetlerde bulunduğunu ima etti.