ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı

ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı
TT

ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı

ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı

ABD’nin İran’ın mevcut uluslararası kurumlar çerçevesinde gecikmeden hesap vermesi ısrarı ışığında ve uluslararası toplumun Tahran ile nasıl başa çıktığına dair üyeleri arasındaki derin anlaşmazlıklar ortasında İran’ın Basra Körfezi bölgesindeki eylemleri ve müdahaleleri, 20 Ekim’de Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) gerçekleşen tartışmalara konu oldu. Bu çerçevede Rusya ve Çin, Soğuk Savaş dönemindeki Avrupa Helsinki Anlaşmasına benzer yeni bir bölgesel güvenlik sistemi kurulması çağrılarında bulundu.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, BMGK’da videokonferans aracılığıyla Rusya’nın aylık başkanlığı altında düzenlenen tartışma oturumunu, ‘BMGK’nın Körfez bölgesinde barış ve güvenliği güçlendirmek için ortaya koyduğu mükemmel uyum da dahil uluslararası toplumun nasıl bir faaliyet gösterdiğini derinlemesine düşünme’ çağrısıyla başlattı. Yemen’deki koşulla ilgili derin endişelerini dile getiren Guterres, tek gerçek savaş olan Kovid-19’a karşı acil bir küresel ateşkes çağrısını yineledi. Antonio Guterres, “Saat işliyor ve insanlar ölüyor” uyarısı yaparken, 70’li yıllarda Soğuk Savaş’ın zirvesindeyken Helsinki’de olduğu gibi, bölgenin istikrarını ve barışı korumaya dayalı yeni bir bölgesel düzen kurmayı önerdi.
Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Dr. Naif Falah Mübarek el-Hacraf, konsey ülkelerinin güvenliğinin ‘ayrılmaz bir bütün’ olduğunu vurguladı. ‘İran’ın, KİK devletlerinin ve bölgenin içişlerine sürekli müdahalesini, KİK devletlerine ve halkına vesayetini dayatma girişimlerini reddettiklerini’ söyleyen Hacraf, BMGK’da yaptığı açıklamada, Tahran’a çatışmaları körüklemeye ve uzatmaya katkıda bulunan milislere, teröristlere ve mezhepçi örgütlere desteğini durdurma çağrısında bulundu.
Genel Sekreter, İran’ın herhangi bir surette nükleer silah elde etmesini engellemeyi garanti eden kapsamlı bir uluslararası anlaşmanın varlığının önemine dikkati çekerken, “İran’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait Büyük Tunb Adası, Küçük Tunb Adası ve Ebu Musa Adası’na yönelik devam eden işgali, Körfez’in güvenliğini ve istikrarını tehdit ediyor” dedi. Dr. Naif Falah Mübarek el-Hacraf, “İran’ın, özellikle 2011’den beri siyasi hedeflerine ulaşmak için bölgede düşmanlık, şiddet ve istikrarsızlık yöntemini benimsemesi üzücü” ifadelerini kullandı.
Hacraf, “Suudi Arabistan Krallığı’ndaki sivilleri hedef alan balistik füze ve insansız hava araçları saldırıları ve bazı KİK ülkelerinde İran’ın desteğiyle gerçekleşen terör faaliyetleri gibi bazı konsey devletleri, bölgede İran ve vekilleri tarafından defalarca saldırıya uğradı. İran, bölgedeki bazı ülkelerde şiddet eylemlerine destek sağladı, buradaki teröristleri ve mezhepçi örgütleri eğitti, finanse etti ve silahlandırdı, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi bölgedeki bazı ülkelerde yaygın şiddet ve istikrarsızlığa neden oldu” değerlendirmesinde bulundu.
Oturuma başkanlık eden Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Körfez bölgesinin ‘hala istikrarı bozmak için tehlikeli eğilimlere tutsak olduğunu’ söylerken, BMGK’yı bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmeye çağırdı. “Oturumu düzenlediğimizde, Körfez bölgesinde sükuneti sağlamanın tüm uluslararası toplum için önemli ve acil bir konu olduğunu temel aldık” diyen Lavrov, bu meselenin dünyada barış ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu olan BMGK’nın sürekli ilgi odası olması gerektiğini kaydetti. Sergey Lavrov, Körfez’in güvenliğini sağlamak için istikrarlı bir sistemin uygulanması çağrısı yaparken, bu hedefe giden yolun hızlı ve kolay olmayacağını ifade etti. Daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından ‘tırmanışı durdurmak ve Körfez’de etkin bir toplu güvenlik sistemi kurmak’ amacıyla ortaya koyulan girişimi yineleyen Lavrov, “Rusya, İran ve Körfez’e komşu tüm Arap ülkelerinin katılımıyla çeşitli zorluklara ve tehditlere yanıt vermek için kolektif bir mekanizmanın oluşturulmasını gerektiren, Körfez bölgesindeki güvenlik sistemi vizyonunu uluslararası topluma sundu. BMGK beşlisi, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer ilgili taraflar bu hedeflere ulaşmak için pratik adımlar atacaklardır” diyerek, Moskova’nın, tüm ortaklarıyla diyalog çerçevesinde bu sürece katkıda bulunmaya hazır olduğunu vurguladı.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise, Basra Körfezi’ndeki durumu, ‘dünyanın dikkati çeken en büyük durum’ olarak nitelerken, Körfez’de ortak barış inşa etmek için hukukun üstünlüğüne bağlı kalma önerisinde bulundu. Aynı şekilde ülkesinin, tek taraflı yaptırımların, güçlü baskıların ve uluslararası hukukun uygulanmasında çifte standartların benimsenmesine karşı olduklarını söyleyen Yi, KİK ve diğer bölgesel kuruluşlarla işbirliğini teşvik ederek, ortak güvenliğin sağlanması için iyi komşuluğun korunması çağrısı yaptı. “Körfez bölgesi, ülkelerine aittir” diyen Wang Yi, krizleri diyalog yoluyla yönetmek için Körfez’de çok taraflı diyalog için bir platform oluşturulması gerektiğini söyleyerek, ‘istikrarı ortak şekilde güvence altına almak için, eşitlik ve istikrar’ çağrısı yaptı.
Öte yandan ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Kelly Craft, Ortadoğu’da barış için imzalanan ‘İbrahim Anlaşması (The Abraham Accord) ve tarihi vizyonun’ önemine dikkati çekerken, “İsrail ve Filistin arasında barışı tesis etmek için şimdiye kadar sunulan en ciddi ve ayrıntılı plan” ifadelerini kullandı. ABD’nin İran’ın Ortadoğu’da barış ve güvenliğe yönelik en büyük tehdit olduğuna inandığını ifade eden Craft, İran’ın, terörist gruplara ve vekillerine verdiği destekten balistik füzelerin geliştirilmesine kadar istikrarı bozucu faaliyetler ortaya koyduğunu kaydetti. Kelly Craft, Rusya’nın ‘Körfez için bölgede istikrarı artıracak bir güvenlik yapısı oluşturulması’ önerisine değinirken, “Çözüm çok daha kolay: Bu konsey, İran’ı mevcut uluslararası yükümlülüklerinden sorumlu tutma cesaretini toplamalıdır. İran, bu konseyin kararlarının metnine veya ruhuna uyum sağlamıyor. Tahran, bu ülkeyi kanlı bir iç savaşa sürükleyen Husi isyancıları desteklemeyi sürdürüyor. İran, 2216 sayılı kararda yer alan silah ambargosunu ihlal ederek savaşı körüklemek için Husilere silah göndermeye devam etti” dedi. Esed rejiminin İran’a ve askeri vekillerine ‘terör kampanyalarını genişletmek ve Ortadoğu’nun derinliklerinde askeri gücünü vurgulamak için’ güvenli bir sığınak sağlamaya devam ettiğini belirten ABD’li yetkili, “İran güçleri, kalıcı barış sağlanması için Suriye’den çekilmelidir” dedi. Craft, İran’ın 1701 ve 1559 sayılı kararları açıkça ihlal ederek, Hizbullah’a silah sağlamayı sürdürdüğünü söylerken, İran’ın Lübnan’a silah ve gelişmiş fonlar yönlendirdiğini vurguladı. İran’ın desteğiyle Hizbullah’ın, Irak’ta yasadışı faaliyetler yürüttüğünü de ifade eden Kelly Craft, Lavrov’a hitaben ise “Önerdiğiniz çözüme katılmıyorum. Çünkü uluslararası toplum, Körfez’in güvenliğini artırmak için başka bir mekanizmaya ihtiyaç duymuyor” dedi. ABD’li yetkili ayrıca, BMGK’nın gecikmeden İran’ın eylemlerinin hesabını vermesini sağlayacak tüm araçlara sahip olduğunu vurguladı.
Rusya’nın Körfez siyaseti
Rusya, Körfez bölgesindeki toplu güvenlik vizyonunu içeren bir plan ortaya koymuştu. Plan, ‘uluslararası yasalara ve BMGK kararlarına bağlılık, bölgesel aktörlerin ve diğer kilit aktörlerin güvenlik çıkarlarına saygı ve çok taraflı bir yaklaşımla karar alma ve kararları uygulama’ ilkelerine dayanıyor. Moskova, öncelikli konular olan uluslararası terörizmle mücadelenin yanı sıra Irak, Yemen ve Suriye’deki krizleri ve İran’ın nükleer programıyla ilgili anlaşmaları uygulama meselesini ele almanın gerekli olduğuna inanıyor. Nihayetinde Körfez bölgesinde,
‘diğer ülkeler ve önemli aktörlerin yanı sıra bölge ülkelerini, Rusya’yı, Çin’i, ABD’yi, Avrupa Birliği’ni (AB) ve Hindistan’ı içeren’ bir güvenlik ve işbirliği örgütü kurmayı amaçlıyor.



Ukrayna savaşı arka planında Moskova'nın Zafer Günü Geçit Töreni: Geçmeyen bir geçmiş

Al Majalla
Al Majalla
TT

Ukrayna savaşı arka planında Moskova'nın Zafer Günü Geçit Töreni: Geçmeyen bir geçmiş

Al Majalla
Al Majalla

Anton Mardasov - Washington’daki Orta Doğu Enstitüsü’nde kıdemli araştırma görevlisi. Aynı zamanda Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde askeri konular uzmanı

Askeri geçit törenleri genellikle iki yoldan birini izler. Uluslararası istikrar dönemlerinde, çoğunlukla törenseldirler. Açılımı göstermek, diplomasiyi aktifleştirmek ve yabancı liderlerin varlığıyla sembolik olarak birlik imajını pekiştirmek için bir platform görevi görürler. Ancak, dış politika atmosferi gerginleştiğinde işlevleri değişir ve askeri gücü sergileme, devletin kaynaklarını gösterme ve iç birliği pekiştirme aracı haline gelirler. Yakın zamana kadar Moskova, Kızıl Meydan'da düzenli olarak en yeni silah sistemlerini sergiliyordu.

Ukrayna'daki savaşın başlamasından bu yana, bu geçit törenlerinin ölçeği belirgin şekilde azaldı. Bu durum, başta ekipmanların büyük bir kısmının ön cephelerde konuşlandırılması, aktif olarak savaşta kullanılmayan veya büyük miktarlarda üretilmeyen sistemlerin sergilenmesine yönelik eleştiriler ve devam eden, halka açık etkinliklerin formatını etkileyen hava saldırıları tehdidi olmak üzere bir dizi faktörden kaynaklanıyor. 2026 yılında mobil internet ve SMS hizmetlerinin askıya alınması ve geçit töreninin askeri ekipman olmadan sınırlı bir formatta yapılıyor. Kremlin, etkinliğe “altı yabancı liderin katılacağını” açıkladı; bu sayı 2023 ve 2024 yıllarındaki katılımdan daha düşük. Buna karşılık, 2022 yılındaki törene hiçbir yabancı konuk katılmamışken, 2025'teki 80. yıl dönümü geçit törenine 27 lider katılmıştı.

Yeniden artan gerilimler arasında Moskova, Sergey Lavrov ve Marco Rubio arasında doğrudan bir iletişim kanalı açtı; bu, özellikle geçen ekim ayında gerçekleşen, Vladimir Putin ve Donald Trump arasında görüşme fikrinin ele alındığı bir önceki görüşmelerinden bu yana, aralarındaki nadir doğrudan iletişim düzeyinde atılmış bir adım. Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın Washington'da Rusya dosyasının yönetimini yakın zamanda devralmış olmalarına rağmen, mevcut gelişmeler acil bir diyaloğu zorunlu kıldı. 9 Mayıs'tan önceki gerilimler, Ukrayna krizi ve ABD'nin olası müdahalesi de dahil olmak üzere daha geniş çaplı bir gerilime kayma risklerini müzakere etmek için bir fırsat sağladı.

Birçok siyasi güç 9 Mayıs'ın sembolizmini kullanıyor, ancak Rusya içinde kendisi hakkındaki yorumlar tek bir temelde birleşiyor. Komünistler devletin ve liderliğin rolüne odaklanırken, demokratlar halkın fedakarlıklarını öne çıkarıyor. Bununla birlikte, kahramanlık, savaşın büyüklüğü ve zaferin önemi tartışmasız kabul ediliyor. Bu anlamda, bu ortak hafızaya bağlılık, siyasi meşruiyet için gayri resmi bir test haline geliyor, çünkü bunu sorgulayanlar pratikte kendilerini kamusal alanın dışında buluyorlar.

Güvenlik tehditlerine ve mevcut siyasi iklime rağmen, Büyük Yurtseverlik Savaşı Rusya'da ulusal birliğin temel taşı olmaya devam ediyor

Güvenlik tehditlerine ve mevcut siyasi iklime rağmen, Büyük Yurtseverlik Savaşı Rusya'da ulusal birliğin temel taşı olmaya devam ediyor. Kamuoyu yoklamaları, halkın yüzde 98'inin bu günün hatırasının korunması gerektiğine inandığını, yüzde 89'unun aile sohbetlerinde bundan bahsettiğini, yüzde 82'sinin 9 Mayıs'ı anmayı planladığını ve yüzde 49'unun kutlamalara katılmayı düşündüğünü gösteriyor. Zafer günü, ülkenin en önemli bayramı olma konusunda yılbaşı ile rekabet etmeye devam ederken, son yirmi yılda onu bir anma ve yas günü olarak görenlerin sayısı arttı. Z kuşağı da dahil olmak üzere kuşaklar boyunca bu hatıranın kalıcı doğası, geçmişi günümüze bağlama gücünü ortaya koyuyor.

2026 yılında Rusya, Meçhul Asker Anıtı'ndaki “Ebedi (Sönmeyen) Ateş”ten alınan közlerin, Kudüs'teki Kutsal Ateş'i anımsatan bir ritüelle çeşitli bölgelere taşınacağı 10’uncu kez “Anma Meşalesi” etkinliğini düzenleyecek. Bazı katılımcı etkinliklerin iptal edildiği göz önüne alındığında, bu kutlama daha da önem kazanıyor. Dini karşılığının aksine, Ebedi Ateş daha geniş bir sivil anlam taşıyor, çünkü savaşa ve sonrasına yönelik anma ve saygının kamusal ifadesine dönüşüyor.

Rus askerleri, Zafer Günü askerî geçit töreni provası için Moskova'nın merkezindeki Kızıl Meydana yürüyor, 4 Mayıs 2026 (AFP) Rus askerleri, Zafer Günü askerî geçit töreni provası için Moskova'nın merkezindeki Kızıl Meydana yürüyor, 4 Mayıs 2026 (AFP)

Sovyet geleneğinden günümüze

Sovyetler Birliği'nde, devrimin yıldönümü olan 7 Kasım, uzun süre kitlesel mitingler ve Kızıl Meydan'daki askerî geçit töreniyle ilişkilendirilen en önemli ulusal bayram olmayı sürdürdü. Ancak, 1950'lerin sonlarından itibaren devrimci söylem seferber edici gücünü kaybetmeye başladı ve 1965'e kadar 9 Mayıs kutlamaları sınırlı ve mütevazı kaldı. Bu durum genellikle Stalin ve Kruşçev'in belirli askeri liderlerin rollerinin öne çıkması konusundaki isteksizliğine bağlanır. Ancak ideolojik motivasyon çok daha derindi, çünkü devlet fedakarlıkları sebebiyle onlara duyduğu borcu hatırlatmak değil, vatandaşlarından sadakat istiyordu. 1947'den itibaren Zafer Günü, gazilere verilen imtiyazların azaltılmasına paralel olarak ulusal bayram statüsünü kaybetti. Ancak, zamanla popüler bir etkinlik olarak yeniden konumunu sağlamlaştırdı.

Bu değişim, Kruşçev'in görevden alınmasından sonra gerçekleşti. 1965'te 9 Mayıs yeniden ulusal bayram ilan edildi ve yıldönümünde ilk askerî geçit töreni düzenlendi. Bu tarih, savaşı yaşamış olan yeni nesil liderler için kişisel bir öneme sahipti. Brejnev döneminde, Zafer Günü ile ilişkilendirilen sembolizm güçlendi, ancak yine de en önemli bayram haline gelmedi, dahası 7 Kasım'ın sembolizmini gölgede bırakmaması için 9 Mayıs'ta geçit töreni yapılmadı. Büyük ölçekli kutlamalar, Sovyet döneminin sonlarında, 1985 ve 1990 yıllarında düzenlenen iki geçit töreniyle birlikte geri döndü. Krizin ortasında, yetkililer sembolik odağı devrimden zafere kaydırdı.

Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, 7 Kasım resmi statüsünü kaybetti ve pratik olarak Zafer Günü, en önemli ulusal bayram haline geldi

Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, 7 Kasım resmi statüsünü kaybetti ve pratik olarak Zafer Günü, en önemli ulusal bayram haline geldi. O dönemde Boris Yeltsin, meşruiyet kaynağı olarak zafer fikrine dayandı, ancak aynı zamanda bayramı daha geniş bir uluslararası çerçeveye yerleştirmeye çalıştı. 1995 yılında, yeni Rusya, Zafer Günü'nün 50. yıldönümünü anmak için ABD Başkanı Bill Clinton da dahil olmak üzere Hitler karşıtı ittifakta yer alan ülkelerin liderlerinin katılımıyla ilk askerî geçit törenini düzenledi. Bu, Sovyet döneminde hayal edilmesi zor bir sahneydi. Mareşal Georgi Zhukov, Stalin'e alternatif bir uzlaşma figürü olarak bayramın sembolizminde merkezi figür haline geldi. 50. yıldönümüne gelindiğinde, onun fotoğrafı kurumsal olarak yerleşmişti; onun için bir anıt dikilmiş ve adını taşıyan bir nişan oluşturulmuştu. Bu dönem, Birinci Çeçen Savaşı ile aynı zamana denk geliyordu ve yetkililer zaferin tarihsel hafızasını yoğun bir şekilde kullandılar.

2008'den itibaren, Batı ile giderek gerginleşen ilişkilerin bir işareti olarak görülen Vladimir Putin'in Münih konuşmasından kısa süre sonra, askeri teçhizatlar Kızıl Meydan'daki askeri geçit törenlerinde yeniden boy göstermeye başladı. O zamandan beri, resmi söylemde bayramın sembolizmi kademeli olarak değişti. 2014'ten sonra odak noktası Hitler karşıtı ittifaktan, Sovyetler Birliği'nin zaferdeki kritik rolüne doğru kaydı.

Katılımcılar, Zafer Bayramı'nı kutlamak amacıyla 7 Mayıs 2026'da Rusya'nın Moskova kentinde düzenlenen "Zafer Dansı" etkinliğinde dans ediyor (Reuters)  Jeopolitik cepheKatılımcılar, Zafer Bayramı'nı kutlamak amacıyla 7 Mayıs 2026'da Rusya'nın Moskova kentinde düzenlenen "Zafer Dansı" etkinliğinde dans ediyor (Reuters)

Jeopolitik cephe

İkinci Dünya Savaşı meselesi, geçmişe dair okumalar ulusların mevcut hesaplarından ve çıkarlarından doğrudan etkilendiği için giderek jeopolitik bir çatışma alanı haline geliyor. Moskova'daki Zafer Müzesi yakınlarında bulunan parkta 2005 yılında dikilen Hitler'e karşı savaşan Müttefik Kuvvetlere adanmış anıt, bu dönüşümün sembolik bir yansıması olarak görülebilir. Tarihçi Aleksandr Dyukov'un belirttiği gibi, BM bayrağı altında Fransız, Rus, Amerikan ve İngiliz askerlerini bir araya getiren anıt, Rusya, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasında Nazizm'e karşı kazanılan zaferin ortak tarihsel hafızasını görsel olarak temsil etmek üzere tasarlandı. Ancak bugün, birleşik bir tarihsel anlatı fikrinin neredeyse tamamen ortadan kalktığı ve Sovyetler Birliği’nin eski müttefikleri kendilerini çağdaş siyasi ve askeri çatışmalarda karşıt taraflarda buldukları için anıt daha çok bir anakronizm gibi görünüyor. Hatta fiziksel durumu bile -aşınma nedeniyle yazılarının okunmasının zorlaşması- bu eski uzlaşmanın aşındığını yansıtıyor.

İkinci Dünya Savaşı, Sovyetler Birliği'nin rolü ve liderliği hakkındaki tartışmalar yoğunlaşıyor, kutuplaşma genişliyor ve çoğu zaman akademik tartışma alanını aşarak siyasi çekişmede bir araç haline geliyor. Bu görüş ayrılıkları, Rusya'nın Sovyet sonrası bazı devletlerle ilişkilerinde özel bir sertlikle belirginleşiyor. Bununla birlikte, Stalin liderliğinin politikaları veya Sovyet kurumlarının uygulamaları hakkındaki farklı görüşlere rağmen, savaşın sonucuna ilişkin temel değerlendirme Rus söyleminde sabit olmayı sürdürüyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu değerlendirme, Sovyetler Birliği'nin Nazi Almanyası'nı yenmede oynadığı belirleyici rolü ve hem cephedeki askerlerin hem de cephe gerisinde çalışanların kahramanlığını kabul etmeye dayanmaktadır.

Batı'da, İkinci Dünya Savaşı, tıpkı Birinci Dünya Savaşı'na ilişkin mevcut görüş gibi, büyük ölçüde geçmişin kapanmış bir sayfası olarak görülüyor. Ancak, birinci savaştan farklı olarak, sonucu genellikle demokrasinin diktatörlüğe karşı zaferi olarak yorumlanıyor. Bu çerçeve, içsel bir çelişki doğuruyor; çünkü Hitler karşıtı ittifak, dünkü müttefiklerin Soğuk Savaş bağlamında hızla düşman haline gelmesinden önce, son derece farklı siyasi sistemlere sahip ülkeleri bir araya getirmişti. Bu çelişkinin üstesinden gelmek için Batı'daki ana akım, Sovyetler Birliği'nin ikili rolü tezini benimsedi. Buna göre Sovyetler Birliği’nin 1941'den sonra Nazizm ile savaştığı doğru, ancak 1939'da imzalanan Molotov-Ribbentrop Paktı (Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında, iki devletin de birbirine saldırmayacağını öngören pakt) nedeniyle savaşın patlak vermesinde ortak olarak görülüyor. Bu yorum, özellikle Avrupa Parlamentosu'nun 2019’da aldığı tarihi hafızayı koruma kararıyla kurumsal olarak yerleşti.

Rusya'nın pozisyonu ise prensip olarak Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanyası ile bu şekilde eş tutulmasını reddediyor. Bu reddediş, özellikle 2021 tarihli yasada açıkça belirtildiği gibi, iki tarafın amaç ve eylemlerinin özdeş olarak gösterilmesini yasaklayan yasalar şeklinde yankı buldu

Rusya'nın pozisyonu ise prensip olarak Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanyası ile bu şekilde eş tutulmasını reddediyor. Bu reddediş, özellikle 2021 tarihli yasada açıkça belirtildiği gibi, iki tarafın amaç ve eylemlerinin özdeş olarak gösterilmesini yasaklayan ve Sovyet halkının zafere olan belirleyici katkısını inkâr etmeyi suç sayan yasalar şeklinde yankı buldu. Böylece, tarihsel hafıza devlet politikasının bir unsuru ve Rusya'nın dış politika pozisyonunu şekillendirmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası haline geldi.

Rus siyaset bilimci Aleksey Makarkin'in de belirttiği gibi, Küresel Güney ülkeleri farklı bir yaklaşım benimsiyor ve İkinci Dünya Savaşı'na bakış açıları büyük ölçüde sömürgecilik karşıtı anlatı çerçevesinde yer alıyor. Bu ülkeler, savaşın küresel yorumu hakkında büyük tartışmalara dahil olmak yerine kendi ulusal tarihsel anlatılarına öncelik veriyorlar. Aynı zamanda birleşik bir küresel tarihsel anlatı oluşturma hırslarının olmaması, onları mevcut Rusya-Batı kutuplaşmasından uzak tutuyor, böylece bu tür tartışmalara katılım bağlayıcı yükümlülükten ziyade siyasi bir karar haline geliyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Putin "Zafer Günü" konuşmasında: Ukrayna'da NATO destekli saldırgan bir güçle savaşıyoruz

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da "Zafer Günü" konuşması yaptı (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da "Zafer Günü" konuşması yaptı (Reuters)
TT

Putin "Zafer Günü" konuşmasında: Ukrayna'da NATO destekli saldırgan bir güçle savaşıyoruz

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da "Zafer Günü" konuşması yaptı (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da "Zafer Günü" konuşması yaptı (Reuters)

Vladimir Putin bugün yaptığı açıklamada, “Sovyetler Birliği halkı tüm dünyayı Nazizm’den kurtardı” dedi ve Rusya’daki Zafer Günü’nü “kutsal bir bayram” olarak nitelendirdi.

Rus haber ajansı Sputnik’in aktardığına göre Putin, Nazi Almanyası’na karşı kazanılan “Büyük Vatanseverlik Savaşı” zaferinin 81. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada, “Sizi en kutsal, en aydınlık ve en önemli bayramımız olan Zafer Günü dolayısıyla kutluyorum. Bu günü vatanımıza duyduğumuz gurur ve sevgiyle kutluyoruz. Ülkemizin çıkarlarını ve geleceğini savunmanın ortak görevimiz olduğunu biliyoruz. Büyük zafer kuşağına derin minnettarlık duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

Rus askerleri askerî geçit töreninde (Reuters)Rus askerleri askerî geçit töreninde (Reuters)

Putin, konuşmasında “Bugün özel askeri operasyonun hedeflerini yerine getiren askerlerimize, zafer kazanan neslin büyük başarısı ilham veriyor” dedi. Böylece Ukrayna’daki savaşa atıfta bulunan Putin, askerlerin “NATO’nun tamamı tarafından silahlandırılan ve desteklenen saldırgan bir güçle karşı karşıya olduğunu” savundu.

“Buna rağmen kahramanlarımız ilerlemeye devam ediyor” diyen Putin, “Davamızın haklı olduğuna yürekten inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Rusya’da Nazi Almanyası’nın II. Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğratılmasının yıl dönümü dolayısıyla Moskova’da düzenlenen askerî geçit töreni sabah saatlerinde yoğun güvenlik önlemleri altında başladı.

Savaş uçakları Kızıl Meydan üzerinde gökyüzüne Rus bayrağının renklerinde duman püskürttü (DPA)Savaş uçakları Kızıl Meydan üzerinde gökyüzüne Rus bayrağının renklerinde duman püskürttü (DPA)

Yaklaşık çeyrek asırdır iktidarda bulunan Putin, Zafer Günü’nü ülkenin askeri gücünü sergilemek ve beşinci yılına giren Ukrayna savaşına yönelik desteği artırmak amacıyla kullandı. Ancak bu yıl, yaklaşık yirmi yıl sonra ilk kez askerî geçit töreninde tanklar, füzeler ve diğer ağır silahlar yer almadı. Hava gösterisi de yalnızca birkaç savaş uçağı ile sınırlandırıldı.


Peter Magyar Macaristan’da göreve başladı ve değişim sözü verdi

Peter Magyar, ülkesinin bayrağını sallıyor. (AFP)
Peter Magyar, ülkesinin bayrağını sallıyor. (AFP)
TT

Peter Magyar Macaristan’da göreve başladı ve değişim sözü verdi

Peter Magyar, ülkesinin bayrağını sallıyor. (AFP)
Peter Magyar, ülkesinin bayrağını sallıyor. (AFP)

Peter Magyar bugün Macaristan parlamentosu tarafından resmen başbakan olarak göreve getiriliyor. Bu gelişme, milliyetçi lider Viktor Orban’ın karşısında elde ettiği ezici seçim zaferinden yaklaşık bir ay sonra gerçekleşiyor.

Seçim sonrası başkent Budapeşte sokaklarına dökülen kalabalıklar kutlama yaparken, Magyar’ın ‘sistemi değiştirme’ vaadi geniş yankı buldu. Yeni başbakanın, Orban döneminde 16 yıl boyunca biriktiği öne sürülen yolsuzlukları ve özgürlük ihlallerini sona erdirmeyi hedeflediği belirtiliyor.

Ülke aynı zamanda ekonomik açıdan zorlu bir dönemden geçiyor. Ekonomideki durgunluk ve kamu hizmetlerindeki gerileme, kapsamlı yapısal reform ihtiyacını gündeme getiriyor.

Liberal düşünce kuruluşu Republikon’un stratejik planlama direktörü Andrea Virag, halkın yeni hükümete şimdilik ‘yüksek düzeyde sabır ve iyi niyet’ gösterdiğini söyledi. Virag, AFP’ye yaptığı değerlendirmede, “Beklentiler çok yüksek ve kısa vadede karşılanmaları gerekiyor” ifadesini kullandı.

45 yaşındaki Magyar’ın, parlamento açılış oturumunda yemin ederek göreve başlaması planlanıyor. Törenin, Tuna Nehri kıyısındaki parlamento binası çevresine yerleştirilen dev ekranlardan da canlı yayınlanacağı bildirildi.

Macaristan Onur Kıtası askerleri, yeni başbakanın göreve başlama töreni hazırlıkları kapsamında bayrak taşıyor. (AFP)Macaristan Onur Kıtası askerleri, yeni başbakanın göreve başlama töreni hazırlıkları kapsamında bayrak taşıyor. (AFP)

Magyar ise bu ‘siyasi hoşgörü döneminin’ uzun sürmeyebileceğinin farkında olarak, hukukun üstünlüğü ihlalleri nedeniyle dondurulan Avrupa Birliği (AB) fonlarının serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla reformları hızlandırma çabasında bulunuyor. Ağustos ayındaki kritik son tarih yaklaşırken baskı artıyor. Bu tarihe kadar ilerleme sağlanamazsa, Macaristan’ın AB’nin pandemi sonrası toparlanma planı kapsamında ayrılan 10 milyar euroyu kaybedebileceği belirtiliyor.

Geçtiğimiz hafta Magyar, Brüksel’e giderek AB liderleriyle gayriresmi görüşmeler yaptı. Bu temaslarda, seçim vaatlerini yerine getirebilmek için söz konusu fonların mayıs sonuna kadar serbest bırakılmasını sağlamaya çalıştığı ifade edildi.

Brüksel yönetimi, yeni siyasi lideri, AB ile ilişkileri yeniden sakin bir zemine oturtma vaadi nedeniyle temkinli bir şekilde olumlu karşılarken, fonların serbest bırakılması için önce somut ve uygulanabilir reformların hayata geçirilmesini beklediğini vurguluyor.

Taahhütler

Magyar daha önce, Avrupa Kamu Savcılığı Ofisi’ne (EPPO) katılma, yolsuzlukla mücadele etme ve yargı ile basın bağımsızlığını güvence altına alma taahhüdünde bulunduğunu açıklamıştı.

Magyar’ın bu hedefleri hayata geçirmek için, parlamentodaki güçlü çoğunluğuna dayanarak geniş bir hareket alanına sahip olduğu belirtiliyor. Magyar’ın liderliğindeki Tisza Partisi, 199 sandalyeli parlamentoda 141 milletvekili kazanarak büyük bir çoğunluk elde etti.

Magyar ayrıca, anayasa değişikliği yapma olasılığını da gündeme getirdi. Bu kapsamda, Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok’un istifaya zorlanması ve görevden çekilmemesi halinde görevden uzaklaştırılması seçeneğini dile getirdi. Sulyok, Orban’ın yakın müttefiki olarak biliniyor. Ayrıca Magyar, eski başbakan Viktor Orban döneminde kilit pozisyonlara atandığını söylediği ‘siyasi kadroların’ görevden alınacağını, bunlar arasında başsavcı ve anayasa mahkemesi başkanının da bulunduğunu ifade etti.

Peter Magyar zorlu bir görevle karşı karşıya (AFP)Peter Magyar zorlu bir görevle karşı karşıya (AFP)

Magyar’ın göreve başlama töreni, hem parlamento içinde hem de dışında güçlü sembolik mesajlar taşıdı. Tören kapsamında bayraklar dalgalandırıldı ve müzikler çalındı.

Andrea Virag, Magyar’ın “Orban döneminin kutuplaştırıcı politikalarının ardından ulusal birlik ve uzlaşmayı temsil eden bir figür olduğunu göstermeye çalıştığını” söyledi.

İlk kez 1990’daki serbest seçimlerden bu yana merkez-sol partilerin bulunmadığı parlamentonun, Agnes Forsthoffer’ı parlamento başkanı olarak seçmesi bekleniyor. Forsthoffer, Tisza Partisi tarafından üst düzey görevlere getirilen isimlerden biri.

Yeni iktidar partisi, önceki koalisyona kıyasla daha çeşitli bir temsil yapısı oluşturmayı hedefliyor. Bu kapsamda Kristian Koszegi’nin parlamento başkan yardımcısı olması, ayrıca Vilmos Katai-Nemeth’in Sosyal İşler Bakanlığı’na getirilmesi planlanıyor. Katai-Nemeth, ülke tarihinde görev yapan ilk görme engelli bakan olmaya hazırlanıyor.

Analistlere göre Magyar, ekibinin büyük ölçüde teknokratlardan oluşması nedeniyle deneyim eksikliğinden kaynaklanan zorluklarla karşı karşıya kalabilir. Bu kapsamda ilk siyasi hata, Adalet Bakanı olarak eniştesi olan avukat Marton Mellethei-Barna’yı aday göstermeye çalışması oldu. Bu girişim, yıllardır kayırmacılık tartışmaları yaşayan ülkede tepki çekti.

Mellethei-Barna ise perşembe günü yaptığı açıklamada, demokratik geçiş sürecine ‘en küçük bir gölge düşmemesi’ için adaylıktan çekildiğini duyurdu.