ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı

ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı
TT

ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı

ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı

ABD’nin İran’ın mevcut uluslararası kurumlar çerçevesinde gecikmeden hesap vermesi ısrarı ışığında ve uluslararası toplumun Tahran ile nasıl başa çıktığına dair üyeleri arasındaki derin anlaşmazlıklar ortasında İran’ın Basra Körfezi bölgesindeki eylemleri ve müdahaleleri, 20 Ekim’de Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) gerçekleşen tartışmalara konu oldu. Bu çerçevede Rusya ve Çin, Soğuk Savaş dönemindeki Avrupa Helsinki Anlaşmasına benzer yeni bir bölgesel güvenlik sistemi kurulması çağrılarında bulundu.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, BMGK’da videokonferans aracılığıyla Rusya’nın aylık başkanlığı altında düzenlenen tartışma oturumunu, ‘BMGK’nın Körfez bölgesinde barış ve güvenliği güçlendirmek için ortaya koyduğu mükemmel uyum da dahil uluslararası toplumun nasıl bir faaliyet gösterdiğini derinlemesine düşünme’ çağrısıyla başlattı. Yemen’deki koşulla ilgili derin endişelerini dile getiren Guterres, tek gerçek savaş olan Kovid-19’a karşı acil bir küresel ateşkes çağrısını yineledi. Antonio Guterres, “Saat işliyor ve insanlar ölüyor” uyarısı yaparken, 70’li yıllarda Soğuk Savaş’ın zirvesindeyken Helsinki’de olduğu gibi, bölgenin istikrarını ve barışı korumaya dayalı yeni bir bölgesel düzen kurmayı önerdi.
Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Dr. Naif Falah Mübarek el-Hacraf, konsey ülkelerinin güvenliğinin ‘ayrılmaz bir bütün’ olduğunu vurguladı. ‘İran’ın, KİK devletlerinin ve bölgenin içişlerine sürekli müdahalesini, KİK devletlerine ve halkına vesayetini dayatma girişimlerini reddettiklerini’ söyleyen Hacraf, BMGK’da yaptığı açıklamada, Tahran’a çatışmaları körüklemeye ve uzatmaya katkıda bulunan milislere, teröristlere ve mezhepçi örgütlere desteğini durdurma çağrısında bulundu.
Genel Sekreter, İran’ın herhangi bir surette nükleer silah elde etmesini engellemeyi garanti eden kapsamlı bir uluslararası anlaşmanın varlığının önemine dikkati çekerken, “İran’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait Büyük Tunb Adası, Küçük Tunb Adası ve Ebu Musa Adası’na yönelik devam eden işgali, Körfez’in güvenliğini ve istikrarını tehdit ediyor” dedi. Dr. Naif Falah Mübarek el-Hacraf, “İran’ın, özellikle 2011’den beri siyasi hedeflerine ulaşmak için bölgede düşmanlık, şiddet ve istikrarsızlık yöntemini benimsemesi üzücü” ifadelerini kullandı.
Hacraf, “Suudi Arabistan Krallığı’ndaki sivilleri hedef alan balistik füze ve insansız hava araçları saldırıları ve bazı KİK ülkelerinde İran’ın desteğiyle gerçekleşen terör faaliyetleri gibi bazı konsey devletleri, bölgede İran ve vekilleri tarafından defalarca saldırıya uğradı. İran, bölgedeki bazı ülkelerde şiddet eylemlerine destek sağladı, buradaki teröristleri ve mezhepçi örgütleri eğitti, finanse etti ve silahlandırdı, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi bölgedeki bazı ülkelerde yaygın şiddet ve istikrarsızlığa neden oldu” değerlendirmesinde bulundu.
Oturuma başkanlık eden Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Körfez bölgesinin ‘hala istikrarı bozmak için tehlikeli eğilimlere tutsak olduğunu’ söylerken, BMGK’yı bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmeye çağırdı. “Oturumu düzenlediğimizde, Körfez bölgesinde sükuneti sağlamanın tüm uluslararası toplum için önemli ve acil bir konu olduğunu temel aldık” diyen Lavrov, bu meselenin dünyada barış ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu olan BMGK’nın sürekli ilgi odası olması gerektiğini kaydetti. Sergey Lavrov, Körfez’in güvenliğini sağlamak için istikrarlı bir sistemin uygulanması çağrısı yaparken, bu hedefe giden yolun hızlı ve kolay olmayacağını ifade etti. Daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından ‘tırmanışı durdurmak ve Körfez’de etkin bir toplu güvenlik sistemi kurmak’ amacıyla ortaya koyulan girişimi yineleyen Lavrov, “Rusya, İran ve Körfez’e komşu tüm Arap ülkelerinin katılımıyla çeşitli zorluklara ve tehditlere yanıt vermek için kolektif bir mekanizmanın oluşturulmasını gerektiren, Körfez bölgesindeki güvenlik sistemi vizyonunu uluslararası topluma sundu. BMGK beşlisi, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer ilgili taraflar bu hedeflere ulaşmak için pratik adımlar atacaklardır” diyerek, Moskova’nın, tüm ortaklarıyla diyalog çerçevesinde bu sürece katkıda bulunmaya hazır olduğunu vurguladı.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise, Basra Körfezi’ndeki durumu, ‘dünyanın dikkati çeken en büyük durum’ olarak nitelerken, Körfez’de ortak barış inşa etmek için hukukun üstünlüğüne bağlı kalma önerisinde bulundu. Aynı şekilde ülkesinin, tek taraflı yaptırımların, güçlü baskıların ve uluslararası hukukun uygulanmasında çifte standartların benimsenmesine karşı olduklarını söyleyen Yi, KİK ve diğer bölgesel kuruluşlarla işbirliğini teşvik ederek, ortak güvenliğin sağlanması için iyi komşuluğun korunması çağrısı yaptı. “Körfez bölgesi, ülkelerine aittir” diyen Wang Yi, krizleri diyalog yoluyla yönetmek için Körfez’de çok taraflı diyalog için bir platform oluşturulması gerektiğini söyleyerek, ‘istikrarı ortak şekilde güvence altına almak için, eşitlik ve istikrar’ çağrısı yaptı.
Öte yandan ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Kelly Craft, Ortadoğu’da barış için imzalanan ‘İbrahim Anlaşması (The Abraham Accord) ve tarihi vizyonun’ önemine dikkati çekerken, “İsrail ve Filistin arasında barışı tesis etmek için şimdiye kadar sunulan en ciddi ve ayrıntılı plan” ifadelerini kullandı. ABD’nin İran’ın Ortadoğu’da barış ve güvenliğe yönelik en büyük tehdit olduğuna inandığını ifade eden Craft, İran’ın, terörist gruplara ve vekillerine verdiği destekten balistik füzelerin geliştirilmesine kadar istikrarı bozucu faaliyetler ortaya koyduğunu kaydetti. Kelly Craft, Rusya’nın ‘Körfez için bölgede istikrarı artıracak bir güvenlik yapısı oluşturulması’ önerisine değinirken, “Çözüm çok daha kolay: Bu konsey, İran’ı mevcut uluslararası yükümlülüklerinden sorumlu tutma cesaretini toplamalıdır. İran, bu konseyin kararlarının metnine veya ruhuna uyum sağlamıyor. Tahran, bu ülkeyi kanlı bir iç savaşa sürükleyen Husi isyancıları desteklemeyi sürdürüyor. İran, 2216 sayılı kararda yer alan silah ambargosunu ihlal ederek savaşı körüklemek için Husilere silah göndermeye devam etti” dedi. Esed rejiminin İran’a ve askeri vekillerine ‘terör kampanyalarını genişletmek ve Ortadoğu’nun derinliklerinde askeri gücünü vurgulamak için’ güvenli bir sığınak sağlamaya devam ettiğini belirten ABD’li yetkili, “İran güçleri, kalıcı barış sağlanması için Suriye’den çekilmelidir” dedi. Craft, İran’ın 1701 ve 1559 sayılı kararları açıkça ihlal ederek, Hizbullah’a silah sağlamayı sürdürdüğünü söylerken, İran’ın Lübnan’a silah ve gelişmiş fonlar yönlendirdiğini vurguladı. İran’ın desteğiyle Hizbullah’ın, Irak’ta yasadışı faaliyetler yürüttüğünü de ifade eden Kelly Craft, Lavrov’a hitaben ise “Önerdiğiniz çözüme katılmıyorum. Çünkü uluslararası toplum, Körfez’in güvenliğini artırmak için başka bir mekanizmaya ihtiyaç duymuyor” dedi. ABD’li yetkili ayrıca, BMGK’nın gecikmeden İran’ın eylemlerinin hesabını vermesini sağlayacak tüm araçlara sahip olduğunu vurguladı.
Rusya’nın Körfez siyaseti
Rusya, Körfez bölgesindeki toplu güvenlik vizyonunu içeren bir plan ortaya koymuştu. Plan, ‘uluslararası yasalara ve BMGK kararlarına bağlılık, bölgesel aktörlerin ve diğer kilit aktörlerin güvenlik çıkarlarına saygı ve çok taraflı bir yaklaşımla karar alma ve kararları uygulama’ ilkelerine dayanıyor. Moskova, öncelikli konular olan uluslararası terörizmle mücadelenin yanı sıra Irak, Yemen ve Suriye’deki krizleri ve İran’ın nükleer programıyla ilgili anlaşmaları uygulama meselesini ele almanın gerekli olduğuna inanıyor. Nihayetinde Körfez bölgesinde,
‘diğer ülkeler ve önemli aktörlerin yanı sıra bölge ülkelerini, Rusya’yı, Çin’i, ABD’yi, Avrupa Birliği’ni (AB) ve Hindistan’ı içeren’ bir güvenlik ve işbirliği örgütü kurmayı amaçlıyor.



Endonezya'da yolcu otobüsü ile yakıt tankeri çarpışmasında 16 kişi hayatını kaybetti

Endonezya'nın Sumatra adasında bir otoyolda yolcu otobüsü ile yakıt tankerinin kafa kafaya çarpıştı (EPA)
Endonezya'nın Sumatra adasında bir otoyolda yolcu otobüsü ile yakıt tankerinin kafa kafaya çarpıştı (EPA)
TT

Endonezya'da yolcu otobüsü ile yakıt tankeri çarpışmasında 16 kişi hayatını kaybetti

Endonezya'nın Sumatra adasında bir otoyolda yolcu otobüsü ile yakıt tankerinin kafa kafaya çarpıştı (EPA)
Endonezya'nın Sumatra adasında bir otoyolda yolcu otobüsü ile yakıt tankerinin kafa kafaya çarpıştı (EPA)

Endonezya’nın Sumatra Adası’nda bir yolcu otobüsü ile yakıt tankerinin kafa kafaya çarpışması sonucu en az 16 kişi hayatını kaybetti, 4 kişi de yaralandı.

Yerel Afet Yönetim Ajansı yetkilisi Mujiono, kazanın dün öğle saatlerinde Güney Sumatra eyaletine bağlı Kuzey Musi Rawas bölgesindeki Trans-Sumatra Karayolu üzerinde meydana geldiğini belirtti. En az 20 yolcu taşıyan şehirlerarası otobüs, karşı yönden gelen yakıt tankeriyle çarpıştı.

Endonezya'da yaygın olduğu üzere tek isim kullanan Mujiono, ilk bulguların otobüsün çarpışmadan kısa bir süre önce kıvılcımlar çıkardığını gösterdiğini söyledi. İddiaya göre bu durum, şoförün daha ciddi bir kazayı önlemek amacıyla direksiyonu yolun sağ tarafına kırmasına neden oldu. Ancak bu sırada yüksek hızla yaklaşan yakıt tankeriyle kafa kafaya çarpışmaktan kaçınmak için yeterli zaman kalmadı.

Mujiono şu detayları paylaştı:

"Şiddetli çarpışma her iki aracın da alev almasına neden oldu ve birçok kurban araçların içinde mahsur kaldı."

Kurtulanlar hastaneye kaldırıldı

Yetkililer, hayatını kaybedenler arasında otobüs şoförü ve 13 yolcunun yanı sıra, yakıt tankeri şoförü ile yardımcısının da bulunduğunu bildirdi. Kurbanların tamamının araçların içinde yanarak can verdiği edildi. Otobüsteki yolculardan kurtulmayı başaran 4 kişi ise en yakın sağlık merkezine sevk edildi. Yaralılardan üçünün durumunun ağır olduğu, birinin ise hafif yaralı olduğu öğrenildi.


Trump'ın yeni terörle mücadele stratejisi Avrupa'yı ve solcuları hedef alıyor

FBI Direktörü Kash Patel ve ABD Başkanı'nın Terörle Mücadele Danışmanı Sebastian Gorka (Arşiv- AFP)
FBI Direktörü Kash Patel ve ABD Başkanı'nın Terörle Mücadele Danışmanı Sebastian Gorka (Arşiv- AFP)
TT

Trump'ın yeni terörle mücadele stratejisi Avrupa'yı ve solcuları hedef alıyor

FBI Direktörü Kash Patel ve ABD Başkanı'nın Terörle Mücadele Danışmanı Sebastian Gorka (Arşiv- AFP)
FBI Direktörü Kash Patel ve ABD Başkanı'nın Terörle Mücadele Danışmanı Sebastian Gorka (Arşiv- AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, dün açıklanan yeni terörle mücadele stratejisinde, Avrupa’yı kitlesel göçle beslenen terörizmin "kuluçka merkezi" olmakla suçladı.

Yeni strateji, muhafazakâr Trump yönetiminin muhaliflerine yönelik siyasi saldırılarını sertleştirdiği bir dönemde, aralarında "transseksüel yanlısı" grupların da bulunduğu "şiddet yanlısı solcu aşırılıkçıları" ortadan kaldırmaya odaklanıyor. Belge ayrıca, Amerika kıtasındaki uyuşturucu kartellerini de terörle mücadele çabalarının merkezine yerleştiriyor.

Avrupa hedef tahtasında

Ancak ABD yönetimi, strateji belgesindeki en sert ifadeleri, kıtalarının yeniden Trump yönetiminin hedefinde olduğunu görmekten endişe duyacak olan Avrupalı müttefiklerine ayırdı.

Belgede şu ifadelere yer verildi:

"İyi organize olmuş düşman grupların açık sınırları ve bunlarla bağlantılı küreselci fikirleri istismar ettiği herkes için aşikardır. Bu yabancı kültürler büyüdükçe ve mevcut Avrupa politikaları devam ettikçe, terör ihtimali de o denli artacaktır."

Aşırı sağcı gruplarla bağlantısı olduğu iddia edilen Terörle Mücadele Koordinatörü Sebastian Gorka tarafından yürütülen stratejide, "Batı kültürü ve değerlerinin beşiği olan Avrupa, şimdi harekete geçmeli ve bu kasıtlı çöküşünü durdurmalıdır" denildi.

Avrupa'ya yönelik bu eleştiri, Trump'ın kıtanın göç nedeniyle "medeniyetin silinmesi" tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirttiği Ulusal Güvenlik Stratejisi'ni açıklamasından sadece birkaç ay sonra geldi. Diğer yandan Trump son dönemde, İran ile olan mücadelesinde kendisine destek vermeyen Avrupalı NATO müttefiklerini de sert bir dille eleştirdi.

Sol gruplar ve transseksüel yanlısı hareketler hedefte

Cumhuriyetçi başkanın yönetimi için sol gruplar büyük bir endişe kaynağı oluşturuyor. Strateji; "anarşistler ve antifaşistler de dahil olmak üzere şiddet yanlısı solcu aşırılıkçıları" hedef alıyor.

Belgede, ABD'nin terörle mücadele çabalarının önceliğine dair şu ifadeler dikkat çekti:

"İdeolojileri Amerikan karşıtı, radikal derecede transseksüel yanlısı ve anarşist olan şiddet yanlısı seküler siyasi grupların etkisiz hale getirilmesine öncelik verilecektir."


Mali kritik bir kavşakta: Üç korkunç senaryo

Mali'nin Bamako şehrinde düzenlenen BAMEX 25 savunma fuarı sırasında nöbet tutan bir asker, 11 Kasım 2025 (Reuters)
Mali'nin Bamako şehrinde düzenlenen BAMEX 25 savunma fuarı sırasında nöbet tutan bir asker, 11 Kasım 2025 (Reuters)
TT

Mali kritik bir kavşakta: Üç korkunç senaryo

Mali'nin Bamako şehrinde düzenlenen BAMEX 25 savunma fuarı sırasında nöbet tutan bir asker, 11 Kasım 2025 (Reuters)
Mali'nin Bamako şehrinde düzenlenen BAMEX 25 savunma fuarı sırasında nöbet tutan bir asker, 11 Kasım 2025 (Reuters)

Rabia Abdusselam

Bamako'ya hâkim olan yeni atmosfer hissedilir bir karamsarlık ve korku yayıyor. Mali'deki güvenlik ve siyasi durum bir gecede beklenmedik bir şekilde kötüleşti. Azavad Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLA) sözcüsü Mahmud Muhammed Ramazan'a göre MNLA, el-Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNIM) ile koordineli olarak, Mali'nin kuzeyindeki Kidal şehrini ve Gao şehrinin bazı bölgelerini ele geçirdi. Buna ilave olarak, Kati gibi bölgelerdeki Mali ordusuna ait stratejik askeri üsleri de hedef aldı.

Bu olaylar, özellikle ülkedeki aktif örgütlerin düzenlediği saldırıların yöntem ve taktikleri açısından güvenlik durumunda tehlikeli bir tırmanışı temsil ediyor. Mali, Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin örgütünün Kayes bölgesini (Batı Mali'de Senegal Nehri kıyısındaki bir şehir) ve Nioro bölgesini (Moritanya'nın güney sınırına bitişik) ele geçirmesinin ardından aylardır boğucu ve kapsamlı bir kuşatma altında bulunuyor. Bu bölgeler, Batı ve Güney Mali'yi Moritanya ve Senegal’e bağlayan hayati bir jeopolitik, ekonomik ve ticari koridor oluşturuyor. Buna ek olarak, yakıt tedarikine uygulanan abluka, yakıtın normal fiyatının yedi kat artmasına neden oldu. Eskiden 700 veya 800 CFA frangı (Çad, Kamerun, Kongo Cumhuriyeti, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mali'nin para birimi) olan bir litre benzin şimdi 4 bin CFA frangına satılıyor.

Mali'deki bu çarpıcı güvenlik gelişmeleri, ülkede faaliyet gösteren örgütlerin doğası, iktidardaki askeri konseyin geleceği ve olası gelecek senaryoları hakkında birçok soruyu gündeme getiriyor.

Önemli bir taktik gelişme

Silahlı örgütlerin düzenlediği saldırılar, el-Kaide bağlantılı CNIM ile MNLA tarafından benimsenen stratejinin doğasında, sürpriz ve pusu unsurlarının damga vurduğu açık ve net bir değişimi gösteriyor. Cezayir-3 Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Nebile Bin Yahya yaptığı açıklamada, “bu gelişme sadece geçici bir olay olarak görülmemeli, kendisini derinlemesine anlamak için birkaç seviyeye ayrılması gerekir” diyor.

Bugün, silahlı örgütlerin, birden fazla noktaya eş zamanlı saldırılar, basit insansız hava araçlarının kullanımı ve saldırıdan önce el yapımı patlayıcıların yerleştirilmesi de dahil olmak üzere karmaşık ve çok yönlü eylemleri benimsediğini gözlemliyoruz

Profesör Nebile’ye göre bu seviyelerin en önemlisi, “geleneksel saldırılardan karmaşık operasyonlara geçişe” odaklanmaktadır. Daha önce, çoğu saldırı basit pusular veya izole askeri mevzilere doğrudan saldırılar şeklindeydi. Ancak bugün, silahlı örgütlerin birden fazla noktaya eş zamanlı saldırılar, basit insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı, saldırıdan önce el yapımı patlayıcıların yerleştirilmesi, tedarik ve iletişim hatlarının hedef alınması ve düzenli orduların istihbarat zaaflarından yararlanılması da dahil olmak üzere karmaşık ve çok yönlü eylemleri benimsediğini görüyoruz. Bu, daha sofistike bir ön planlama seviyesini gösteriyor.

dsvfdv
Mali'nin Kati şehrinde, el-Kaide’nin Batı Afrika’daki kolu tarafından düzenlenen koordineli saldırıların ardından, öldürülen Mali Savunma Bakanı Sadio Camara'nın evinin çevresini gösteren bir uydu görüntüsü, 26 Nisan 2026 (Reuters)

Bamako çevresindeki operasyon alanında birden fazla cephede çatışmalar yaşandı. Mali'nin kuzey ve orta kesimlerindeki farklı bölgelerdeki birçok şehir, bir dizi koordineli ve eş zamanlı saldırıya maruz kaldı. Başkent Bamako'ya sadece 15 kilometre uzaklıkta bulunan, Mali ordusunun ana askeri üslerinden birine ev sahipliği yapan Kati de bu şehirlerden biriydi. Kati'deki askeri üssün içindeki konutuna patlayıcı yüklü araç ile düzenlenen saldırıda, Savunma Bakanı General Sadio Camara ve ailesinin birçok üyesi hayatını kaybederken, bina tamamen yıkıldı.

Bazı saldırılar sadece askeri kayıplara yol açmayı değil, aynı zamanda iktidardaki otoritenin zayıflığını göstermeyi ve halkın askeri kuruma olan güvenini sarsmayı da amaçlıyor

Geçtiğimiz yıl kasım ayında dağıldığını ve birleşik bir siyasi ve askeri yapı oluşturduğunu açıklayan dört Azavad hareketini içeren Azavad Kurtuluş Cephesi ve el-Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin, nüfuzlarını pekiştirmek ve erişim alanlarını genişletmek için çeşitli stratejik ve güvenlik zaaflarından yararlanıyorlar. Bin Yahya, bunlar arasında şunları sıralıyor: “Sahra'nın coğrafi genişliği, merkezi hükümetin kontrolünün zayıflığı, askeri kurumların kırılganlığı, etnik ve kabile gerilimleri. Buna ilave olarak, Fransa başta olmak üzere bazı yabancı güçlerin çekilmesinin ardından bazı uluslararası güvenlik ortaklıklarının etkinliğinin azalması da söz konusu. Fransa’nın çekilmesinden ve Rusya'nın (eski adıyla Wagner Grubu aracılığıyla) rolü gibi yeni aktörlerin öne çıkmasının ardından, terör örgütleri taktiklerini yeni ortama uyarladılar ve hedef seçimlerinde ve zamanlamalarında daha esnek hale geldiler.”

Saldırıların ötesinde

Saldırıların, özellikle Bamako'da iktidardaki askeri cuntaya yönelik olarak silahlı örgütler tarafından kasıtlı olarak gönderilen siyasi mesajlar ve sembolik işaretler taşıdığını belirtmekte fayda var. Profesör Nebile, “Bazı saldırılar sadece askeri kayıplara yol açmayı değil, aynı zamanda iktidardaki otoritenin zayıflığını göstermeyi ve halkın askeri kuruma olan güvenini sarsmayı, dolayısıyla meşruiyetini azaltmayı amaçlıyor. Bu durum, halkın öfkesinin artmasına, terör örgütlerinin etkilerini güçlendirmelerine, erişim alanlarını genişletmelerine ve Sahel bölgesindeki uluslararası güç dengesini etkilemelerine elverişli bir ortam oluşturuyor. Başka bir deyişle, saldırılar askeri bir araç olduğu kadar siyasi araca da dönüştü” değerlendirmesinde bulunuyor.

scfdvd
Bamako'da bir simge olan Afrika Kulesi yakınındaki binaların üzerinde yükselen siyah duman, 26 Nisan 2026 (AFP)

Hedef alınan yerler kesinlikle rastgele seçilmemişti. Çatışmalar, başkent Bamako'ya sadece 15 kilometre uzaklıkta, ülkenin en büyük ve en önemli askeri üslerinden birine ev sahipliği yapan askeri bir merkez olan Kati’ye de ulaştı. Burası özellikle stratejik askeri tesisler, eğitim tesisleri ve operasyonel birimler içerdiği için büyük önem taşıyor. Ayrıca, Mali'nin geçiş hükümeti lideri Albay Assimi Goïta ve savunma bakanı Sadio Camara da dahil olmak üzere birçok üst düzey yetkilinin ikametgahı olarak da hizmet veriyor. Saldırıda yararlanan Camara’nın daha sonra öldüğü hükümet tarafından resmen açıklandı. Mali devlet güvenlik servisinin başkanı General Modibo Koné de saldırıda hayatını kaybedenler arasındaydı.

Saldırılar sadece Kati ile sınırlı kalmadı, aynı zamanda MNLA’nın kontrolünü ele geçirdiğini duyurduğu, valilik binasına baskın düzenlediği kuzeydeki Gao ve Kidal şehirlerine de uzandı. Kidal şehrini, mevcut Mali makamları 2023 yılında Wagner Grubu'ndan Rus paralı askerlerin desteğiyle ele geçirdiklerini açıklamışlardı. Bugün ise Afrika Lejyonu Tuareglerle yapılan bir anlaşma uyarınca Kati'den çekildiğini duyurdu. Saldırılar ayrıca, ülkenin kuzeyi ve güneyi arasında karayoluyla hayati bağlantı görevi gören Sévaré ve Mopti kasabalarını da hedef aldı.

Bundan önce, CNIM örgütü, kuzey Nijer'den başlayarak Timbuktu gibi kuzey ve orta şehirleri ve çevresindeki köyleri, ayrıca Gao, Boni ve Hombori bölgelerini kapsayan hassas bir coğrafi alanı ele geçirmişti. Bu köyler yıllardır sürekli saldırılar, baskınlar ve büyük ölçüde haber yapılmayan boğucu, kapsamlı bir kuşatma altında yaşıyor. Bu durum, Sahel bölgesindeki mevcut durumun genişlediğini ve krizin etnik çatışma, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ve terörizm de dahil olmak üzere karmaşık ve çok yönlü olduğunu teyit ediyor.

Üç senaryo

Bu gelişmeler ve Bamako'daki verilerin birleşimi, Mali'nin şu anda kritik ve son derece hassas bir dönüm noktasında olduğunu doğrulayan bir dizi kasvetli gelecek senaryosunun kapısını aralıyor. Yaşananlar artık sadece bir iç güvenlik krizi değil, tüm Sahel bölgesindeki güç dengesinin yeniden şekillenmesinin parçası haline geldi.

Bu kasvetli senaryolar göz önüne alındığında, Mali'nin kritik bir yol ayrımında olduğu, geleceğinin istikrarsız bir otorite ve zayıf kurumsal yapılar arasında sallantıda olduğu açıkça görülüyor

Profesör Bin Yahya'ya göre, olası senaryolardan biri de “güvenlik alanındaki gerilemenin artması ve kaosun genişlemesi, silahlı örgütlerin sürpriz ve pusu unsurlarına dayanan sofistike saldırılar gerçekleştirme konusunda giderek daha yetenekli hale gelmesidir. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu da Mali'nin sadece yorgun bir devlet değil, zayıf güvenlik kurumları ve geniş coğrafi alanı kontrol etmenin zorluğuyla birlikte çökmüş bir devlet aşamasına gireceği anlamına geliyor.”

İkinci senaryo ise uluslararası yeniden yapılanmaya dayanıyor. Fransız nüfuzunun gerilemesi ve Rusya'nın (eskiden Wagner Grubu aracılığıyla) varlığının artmasının ardından, Mali şimdi Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa (dolaylı olarak), Türkiye ve Çin arasında yeni bir güç mücadelesine tanık oluyor. Bin Yahya “bu senaryonun, Mali'yi sadece terörizme karşı bir savaş alanı değil, jeostratejik rekabet arenasına dönüştürdüğünü, başka bir deyişle, oradaki çatışmanın artık sadece bir güvenlik meselesi değil, nüfuz ve egemenlik savaşı olduğunu” vurguluyor.

sdfe
Mali'nin Bamako şehrinde, el-Kaide bağlantılı isyancıların eylül ayı başlarında uyguladığı abluka nedeniyle yaşanan yakıt kıtlığı ortasında bir benzin istasyonunda toplanmış insanlar, 1 Kasım 2025 (Reuters)

Üçüncü senaryo ise koşullu bir siyasi uzlaşmadır. Bu, en zor ancak aynı zamanda en sürdürülebilir senaryo ve gerçek bir ulusal uzlaşmaya dayanıyor. Krizin temel nedenlerini; yoksulluk, marjinalleşme, kimlik, kalkınma ve adaleti ele almak için kilit paydaşların dahil edilmesini gerektiriyor. Ancak bu senaryo, güçlü bir siyasi irade ve gerçek bölgesel desteğe ihtiyaç duyuyor.

Bu kasvetli senaryolar göz önüne alındığında, Mali'nin kritik bir yol ayrımında olduğu, geleceğinin istikrarsız bir otorite ve zayıf kurumsal yapılar yahut başka bir darbeyle rejimin yeniden yapılandırılması veya silahlı örgütlerin MNLA ve el-Kaide bağlantılı CNIM örgütü bayrağı altında ilerlediği daha tehlikeli bir aşamaya doğru gidişat arasında sallantıda olduğu açıkça görülüyor. Bu arada, güvenlik durumu ve devletin kontrol altına alma gücü, krizin gidişatını belirleyen başlıca faktörler olmaya devam ediyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.