ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı

ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı
TT

ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı

ABD’den Körfez’in güvenliği için BM’ye çağrı

ABD’nin İran’ın mevcut uluslararası kurumlar çerçevesinde gecikmeden hesap vermesi ısrarı ışığında ve uluslararası toplumun Tahran ile nasıl başa çıktığına dair üyeleri arasındaki derin anlaşmazlıklar ortasında İran’ın Basra Körfezi bölgesindeki eylemleri ve müdahaleleri, 20 Ekim’de Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) gerçekleşen tartışmalara konu oldu. Bu çerçevede Rusya ve Çin, Soğuk Savaş dönemindeki Avrupa Helsinki Anlaşmasına benzer yeni bir bölgesel güvenlik sistemi kurulması çağrılarında bulundu.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, BMGK’da videokonferans aracılığıyla Rusya’nın aylık başkanlığı altında düzenlenen tartışma oturumunu, ‘BMGK’nın Körfez bölgesinde barış ve güvenliği güçlendirmek için ortaya koyduğu mükemmel uyum da dahil uluslararası toplumun nasıl bir faaliyet gösterdiğini derinlemesine düşünme’ çağrısıyla başlattı. Yemen’deki koşulla ilgili derin endişelerini dile getiren Guterres, tek gerçek savaş olan Kovid-19’a karşı acil bir küresel ateşkes çağrısını yineledi. Antonio Guterres, “Saat işliyor ve insanlar ölüyor” uyarısı yaparken, 70’li yıllarda Soğuk Savaş’ın zirvesindeyken Helsinki’de olduğu gibi, bölgenin istikrarını ve barışı korumaya dayalı yeni bir bölgesel düzen kurmayı önerdi.
Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Dr. Naif Falah Mübarek el-Hacraf, konsey ülkelerinin güvenliğinin ‘ayrılmaz bir bütün’ olduğunu vurguladı. ‘İran’ın, KİK devletlerinin ve bölgenin içişlerine sürekli müdahalesini, KİK devletlerine ve halkına vesayetini dayatma girişimlerini reddettiklerini’ söyleyen Hacraf, BMGK’da yaptığı açıklamada, Tahran’a çatışmaları körüklemeye ve uzatmaya katkıda bulunan milislere, teröristlere ve mezhepçi örgütlere desteğini durdurma çağrısında bulundu.
Genel Sekreter, İran’ın herhangi bir surette nükleer silah elde etmesini engellemeyi garanti eden kapsamlı bir uluslararası anlaşmanın varlığının önemine dikkati çekerken, “İran’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait Büyük Tunb Adası, Küçük Tunb Adası ve Ebu Musa Adası’na yönelik devam eden işgali, Körfez’in güvenliğini ve istikrarını tehdit ediyor” dedi. Dr. Naif Falah Mübarek el-Hacraf, “İran’ın, özellikle 2011’den beri siyasi hedeflerine ulaşmak için bölgede düşmanlık, şiddet ve istikrarsızlık yöntemini benimsemesi üzücü” ifadelerini kullandı.
Hacraf, “Suudi Arabistan Krallığı’ndaki sivilleri hedef alan balistik füze ve insansız hava araçları saldırıları ve bazı KİK ülkelerinde İran’ın desteğiyle gerçekleşen terör faaliyetleri gibi bazı konsey devletleri, bölgede İran ve vekilleri tarafından defalarca saldırıya uğradı. İran, bölgedeki bazı ülkelerde şiddet eylemlerine destek sağladı, buradaki teröristleri ve mezhepçi örgütleri eğitti, finanse etti ve silahlandırdı, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi bölgedeki bazı ülkelerde yaygın şiddet ve istikrarsızlığa neden oldu” değerlendirmesinde bulundu.
Oturuma başkanlık eden Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Körfez bölgesinin ‘hala istikrarı bozmak için tehlikeli eğilimlere tutsak olduğunu’ söylerken, BMGK’yı bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmeye çağırdı. “Oturumu düzenlediğimizde, Körfez bölgesinde sükuneti sağlamanın tüm uluslararası toplum için önemli ve acil bir konu olduğunu temel aldık” diyen Lavrov, bu meselenin dünyada barış ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu olan BMGK’nın sürekli ilgi odası olması gerektiğini kaydetti. Sergey Lavrov, Körfez’in güvenliğini sağlamak için istikrarlı bir sistemin uygulanması çağrısı yaparken, bu hedefe giden yolun hızlı ve kolay olmayacağını ifade etti. Daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından ‘tırmanışı durdurmak ve Körfez’de etkin bir toplu güvenlik sistemi kurmak’ amacıyla ortaya koyulan girişimi yineleyen Lavrov, “Rusya, İran ve Körfez’e komşu tüm Arap ülkelerinin katılımıyla çeşitli zorluklara ve tehditlere yanıt vermek için kolektif bir mekanizmanın oluşturulmasını gerektiren, Körfez bölgesindeki güvenlik sistemi vizyonunu uluslararası topluma sundu. BMGK beşlisi, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer ilgili taraflar bu hedeflere ulaşmak için pratik adımlar atacaklardır” diyerek, Moskova’nın, tüm ortaklarıyla diyalog çerçevesinde bu sürece katkıda bulunmaya hazır olduğunu vurguladı.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise, Basra Körfezi’ndeki durumu, ‘dünyanın dikkati çeken en büyük durum’ olarak nitelerken, Körfez’de ortak barış inşa etmek için hukukun üstünlüğüne bağlı kalma önerisinde bulundu. Aynı şekilde ülkesinin, tek taraflı yaptırımların, güçlü baskıların ve uluslararası hukukun uygulanmasında çifte standartların benimsenmesine karşı olduklarını söyleyen Yi, KİK ve diğer bölgesel kuruluşlarla işbirliğini teşvik ederek, ortak güvenliğin sağlanması için iyi komşuluğun korunması çağrısı yaptı. “Körfez bölgesi, ülkelerine aittir” diyen Wang Yi, krizleri diyalog yoluyla yönetmek için Körfez’de çok taraflı diyalog için bir platform oluşturulması gerektiğini söyleyerek, ‘istikrarı ortak şekilde güvence altına almak için, eşitlik ve istikrar’ çağrısı yaptı.
Öte yandan ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Kelly Craft, Ortadoğu’da barış için imzalanan ‘İbrahim Anlaşması (The Abraham Accord) ve tarihi vizyonun’ önemine dikkati çekerken, “İsrail ve Filistin arasında barışı tesis etmek için şimdiye kadar sunulan en ciddi ve ayrıntılı plan” ifadelerini kullandı. ABD’nin İran’ın Ortadoğu’da barış ve güvenliğe yönelik en büyük tehdit olduğuna inandığını ifade eden Craft, İran’ın, terörist gruplara ve vekillerine verdiği destekten balistik füzelerin geliştirilmesine kadar istikrarı bozucu faaliyetler ortaya koyduğunu kaydetti. Kelly Craft, Rusya’nın ‘Körfez için bölgede istikrarı artıracak bir güvenlik yapısı oluşturulması’ önerisine değinirken, “Çözüm çok daha kolay: Bu konsey, İran’ı mevcut uluslararası yükümlülüklerinden sorumlu tutma cesaretini toplamalıdır. İran, bu konseyin kararlarının metnine veya ruhuna uyum sağlamıyor. Tahran, bu ülkeyi kanlı bir iç savaşa sürükleyen Husi isyancıları desteklemeyi sürdürüyor. İran, 2216 sayılı kararda yer alan silah ambargosunu ihlal ederek savaşı körüklemek için Husilere silah göndermeye devam etti” dedi. Esed rejiminin İran’a ve askeri vekillerine ‘terör kampanyalarını genişletmek ve Ortadoğu’nun derinliklerinde askeri gücünü vurgulamak için’ güvenli bir sığınak sağlamaya devam ettiğini belirten ABD’li yetkili, “İran güçleri, kalıcı barış sağlanması için Suriye’den çekilmelidir” dedi. Craft, İran’ın 1701 ve 1559 sayılı kararları açıkça ihlal ederek, Hizbullah’a silah sağlamayı sürdürdüğünü söylerken, İran’ın Lübnan’a silah ve gelişmiş fonlar yönlendirdiğini vurguladı. İran’ın desteğiyle Hizbullah’ın, Irak’ta yasadışı faaliyetler yürüttüğünü de ifade eden Kelly Craft, Lavrov’a hitaben ise “Önerdiğiniz çözüme katılmıyorum. Çünkü uluslararası toplum, Körfez’in güvenliğini artırmak için başka bir mekanizmaya ihtiyaç duymuyor” dedi. ABD’li yetkili ayrıca, BMGK’nın gecikmeden İran’ın eylemlerinin hesabını vermesini sağlayacak tüm araçlara sahip olduğunu vurguladı.
Rusya’nın Körfez siyaseti
Rusya, Körfez bölgesindeki toplu güvenlik vizyonunu içeren bir plan ortaya koymuştu. Plan, ‘uluslararası yasalara ve BMGK kararlarına bağlılık, bölgesel aktörlerin ve diğer kilit aktörlerin güvenlik çıkarlarına saygı ve çok taraflı bir yaklaşımla karar alma ve kararları uygulama’ ilkelerine dayanıyor. Moskova, öncelikli konular olan uluslararası terörizmle mücadelenin yanı sıra Irak, Yemen ve Suriye’deki krizleri ve İran’ın nükleer programıyla ilgili anlaşmaları uygulama meselesini ele almanın gerekli olduğuna inanıyor. Nihayetinde Körfez bölgesinde,
‘diğer ülkeler ve önemli aktörlerin yanı sıra bölge ülkelerini, Rusya’yı, Çin’i, ABD’yi, Avrupa Birliği’ni (AB) ve Hindistan’ı içeren’ bir güvenlik ve işbirliği örgütü kurmayı amaçlıyor.



Savaş beşinci gününe girdi... Yoğun bombardıman devam ediyor ve Hamaney’in veda töreni başlıyor

Savaş beşinci gününe girdi... Yoğun bombardıman devam ediyor ve Hamaney’in veda töreni başlıyor
TT

Savaş beşinci gününe girdi... Yoğun bombardıman devam ediyor ve Hamaney’in veda töreni başlıyor

Savaş beşinci gününe girdi... Yoğun bombardıman devam ediyor ve Hamaney’in veda töreni başlıyor

İran’a yönelik savaş bugün beşinci gününe girdi. Başkent Tahran’da patlamalar duyulurken, İsrail ordusu, başkentteki çeşitli noktalarda ‘onlarca’ güvenlik komuta merkezine hava saldırıları düzenlediğini açıkladı.

Buna karşılık, İran’ın İsrail’e füzelerle karşılık verdiği bildirildi. İsrail ordusu, ‘savunma sistemlerinin tehdidi engellemek için çalıştığını’ duyurdu.

Öte yandan, Tahran’da bulunan Humeyni Camii’nde İran Dini Lideri Ali Hamaney için cenaze törenlerinin yerel saatle bu akşam 22:00’de başlayıp üç gün süreceği belirtildi.

Lübnan cephesinde ise İsrail, Hizbullah’ı hedef almayı sürdürdü. İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 16 köy ve kasaba sakinlerine bölgeyi boşaltmaları gerektiği uyarısında bulundu.


Çin neden İran'ın savaşına uzak duruyor?

Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'ı kabul etti (Arşiv-İran Cumhurbaşkanlığı)
Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'ı kabul etti (Arşiv-İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

Çin neden İran'ın savaşına uzak duruyor?

Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'ı kabul etti (Arşiv-İran Cumhurbaşkanlığı)
Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'ı kabul etti (Arşiv-İran Cumhurbaşkanlığı)

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının ardından Çin, ilk resmî açıklamasını yapmak için birkaç saat bekledi. Pekin yönetimi, “derin endişe” duyduğunu belirterek askerî operasyonların derhâl durdurulması ve yeniden diyaloğa dönülmesi çağrısında bulundu. Ertesi gün Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, saldırıları “kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve daha fazla müzakere çağrısını yineledi.

Amerikan haber ajansı Associated Press (AP), Çin’in krizdeki tutumunun dış politika yaklaşımını ortaya koyduğunu ve Pekin’in doğrudan müdahale edeceğine dair herhangi bir işaret bulunmadığı ve böyle bir beklentinin gerçekçi olmadığını yazdı.

AP, Çin’in son dönemdeki diğer çatışmalarda da benzer bir tutum izlediğine dikkat çekerek, güç kullanımını kınarken uzun vadeli çıkarlarını gözeterek tarafsız kalmayı tercih ettiğini ifade etti. Bu çıkarlar arasında, ABD Başkanı Donald Trump’ın nisan ayı başında gerçekleştirmesi beklenen Pekin ziyareti de yer alıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl 30 Ekim'de Güney Kore'nin Busan kentinde Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmeleri öncesinde (DPA) ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl 30 Ekim'de Güney Kore'nin Busan kentinde Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmeleri öncesinde (DPA)

Çin neden temkinli davranıyor?

Ajans, Çin ordusunun son yıllarda hızla büyüdüğü, İran’la askerî tatbikatlar gerçekleştirdiği ve 2017’de Cibuti’de askerî üs kurduğunu belirtti.Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ancak Pekin’in önceliği, Tayvan’dan Güney Çin Denizi’ne kadar uzanan Asya’daki çıkarlarını korumak olmaya devam ediyor.

Uluslararası Kriz Grubu analisti William Yang, “Çin’in sınırları dışındaki bölgelerde askerî nüfuzunu genişletme konusunda isteksiz olduğunu ve Ortadoğu gibi istikrarsız bölgelerde güvenlik garantörü rolü üstlenmek istemediği” değerlendirmesinde bulundu.

Benzer şekilde Çin, Rusya ve Venezuela’ya diplomatik ve ekonomik destek sağlarken, Ukrayna veya Latin Amerika’da askerî bir askeri eylemden kaçındı.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasi Savunma Vakfı’ndan Çin uzmanı Craig Singleton, Pekin’in temkinli tavrının, küresel jeopolitikteki etki sınırlarını gösterdiğini ifade etti.

Singleton şöyle devam etti: “Pekin’in tepkisi beklendiği gibi ölçülü oldu. Bu durum, askerî güç devreye girdiğinde Çin’in olayları etkileme kapasitesinin sınırlı olduğunu gösteriyor. Pekin endişesini dile getirebilir, ancak ABD-İsrail askerî eylemini caydırma ya da etkili biçimde yönlendirme gücüne sahip değildir.”

ABD ile ilişkiler İran’dan daha önceliklidir

Analistler, Çin’in İran’a yönelik hava saldırılarından duyduğu rahatsızlığın ABD ile ilişkileri veya Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi arasında yaklaşık bir ay sonra Pekin'de yapılması planlanan görüşmesini ciddi biçimde etkilemesinin beklenmediğini belirtiyor.

Çinli liderler için, ticaret ve ekonomiden Tayvan'a kadar birçok alanda ABD ile olan ilişki, İran ile olan ilişkiden çok daha büyük önem taşıyor.

Asya Grubu araştırmacısı George Chen, Pekin’in İran konusunda Washington’la sözlü bir polemiğe girebileceğini ancak Trump’la yeni bir çatışma yaratmanın maliyetinin daha ağır basacağını söyledi. Chen, “ABD-Çin ilişkileri zaten Trump ve Şi için yeterince karmaşık. İran’ı bu dosyaya eklemek iki tarafın da isteyeceği bir durum değil” dedi. Bununla birlikte, Pekin’in Trump’ın ziyaretini erteleyebilme ihtimalinin bulunduğuna dikkat çekti.

Enerji kaygıları İran petrolüyle sınırlı değil

Çin, İran’dan en fazla petrol ithal eden ülke konumunda, ancak Pekin yönetimi enerji güvenliğine büyük önem veriyor ve alternatif kaynaklar geliştirmiş durumda. Asıl endişe, fiyat artışı ve Ortadoğu genelindeki petrol ve doğal gaz arzına erişimin riske girmesi ihtimali olarak gösteriliyor.

Veri ve analiz firması Kpler'e göre Çin, geçen yıl İran'dan günde yaklaşık 1,4 milyon varil petrol ithal etti; bu ise toplam deniz yoluyla petrol ithalatının yüzde 13'üne tekabül ediyor.

Şirket, hâlihazırda yolda bulunan sevkiyatların dört ila beş ay yetecek düzeyde olduğu tahmininde bulunuyor.

Kpler Kıdemli Analisti Muyu Şu, bunun Çin’deki bağımsız rafinerilere uyum sağlama ve alternatif tedarik aramak için fırsat vereceğini belirtti. Bu, indirimli Rus petrolünü başlıca seçenek olarak öne çıkarıyor.

Çin, tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek ve bu alandaki yeteneklerini güçlendirmek için yıllardır çalışıyor.

Singleton ise “İran petrolünün kaybı kısa vadede sınırlı bir etki yaratır, hayati nitelikte değildir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişimleri ve Körfez ülkelerindeki sıvılaştırılmış doğal gaz tesislerine yönelik olası saldırıları daha büyük endişe kaynağıdır.

"Vantour" şirketinin sağladığı görüntülerde, saldırılardan önce Tahran'daki "İran Devrim Muhafızları" karargahı görülüyor (AP)"Vantour" şirketinin sağladığı görüntülerde, saldırılardan önce Tahran'daki "İran Devrim Muhafızları" karargahı (AP)

Çin neden İran’ı silahlandırmayabilir?

Analistler, Çin’in, ABD’ye karşı yürüttüğü mücadelede İran’a silah göndermesinin düşük ihtimal olduğunu değerlendiriyor.

Endonezya merkezli Ekonomik ve Hukuki Çalışmalar Merkezi araştırmacısı Muhammed Zülfikar Rahmet, olası askerî desteğin mevcut uzun vadeli savunma anlaşmalarıyla sınırlı kalacağını ve doğrudan sahada hızlı bir destek anlamına gelmeyeceğini ifade etti. Rahmet, Pekin’in ABD ve müttefikleriyle doğrudan çatışmadan kaçınma eğiliminde olduğunu vurguladı.

Çin, ABD'nin Ukrayna'ya silah tedarik etmesini eleştirerek, bunun çatışmaları uzattığını ifade etmişti.

Singapur’daki Nanyang Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacı James Dorsey, İran’ın füze programının Çin teknolojisine dayandığını ancak Pekin’in İran ordusuna yeni füze satışında temkinli davranabileceğini belirtti. Dorsey, “Çin’in istediği, bu durumun sona ermesidir” ifadelerini kullandı.


İran'ın bölünmesi: Çevre bölgelerdeki etnik gruplar gelişmeleri dikkatle takip ediyor

Fotoğraf: AFP – Al Majalla
Fotoğraf: AFP – Al Majalla
TT

İran'ın bölünmesi: Çevre bölgelerdeki etnik gruplar gelişmeleri dikkatle takip ediyor

Fotoğraf: AFP – Al Majalla
Fotoğraf: AFP – Al Majalla

Rustem Mahmud

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı ve şu anda İran hükümetinin en üst düzey yetkilisi olan Ali Laricani, Dini Lider Ali Hamaney suikastının ardından verdiği uzun bir televizyon röportajında, ‘ABD ve İsrail'in kaos yaratmak ve İran'ı bölmek şeklindeki nihai planından’ bahsederek bu konuda uyarıda bulundu. Bu planı engelleyeceğine söz verdi ve İran'ın içinden veya dışından bu planı gerçekleştirmeye çalışan herkesi tehdit etti.

Eski Şah rejiminin Veliahtı Rıza Pehlevi’nin de aralarında olduğu birçok İranlı muhalif gücün ve liderin, özellikle de Pers milliyetçilerinin, mevcut rejime karşı bir tutum sergilemelerine rağmen aynı söylemi benimsemiş olmaları dikkati çekti. Onlar, iktidardakilere, mevcut politikalarına devam ederlerse ülkenin bölünme olasılığı konusunda uyarıyor ve teslim olup ülkeyi muhalefete bırakmamaları gerektiğini söylüyorlar. Onlar da İranlı milliyetlerini temsil eden İran muhalefet güçlerini tehdit etti.

tgt
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani, Şam'da düzenlenen bir toplantıda, 16 Şubat 2020 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Hamaney'in ölümünün ardından yeni yöneticilerin, ‘İran'ın bölünmesi’ konusunda en radikal muhalefet güçlerinin yöneticileriyle aynı söylemi benimsemesi, bu bölünmenin öngörülebilir gelecekte, farklı pozisyon ve bakış açıları olsa da ülkedeki iç çatışmanın merkezinde yer alacağını gösteriyor.

Siyasi bölünmenin coğrafi kökleri

İranlı siyaset araştırmacısı Ramin Hamidani, Al Majalla’ya yaptığı uzun değerlendirmede, İran'da ‘siyasetin kökleri’ olarak gördüğü unsurları açıkladı ve öngörülebilir gelecekte çatışmaya yol açabilecek siyasi gerçekleri özetledi.

Hamidani şöyle devam etti:

“İran coğrafyası, yüzyıllarca devletin imparatorluk merkezinde, Tahran, Şiraz ve Meşhed şehirleri arasındaki üçgende yaşayan Pers halkının merkezi ikiliğine dayanırken, Beluç, Arap, Kürt ve Azeri halkları ülkenin coğrafi çevresine dağılmış durumda. Bu iç jeopolitik konumlandırma, ülkeye ilişkin iki çelişkili vizyonu tanımlamıştır. İdeolojisi, siyasi davranışları ve kurumsal hakimiyeti tamamen Fars olan merkezi iktidar güçleri, ‘bölünmeye karşı uyarıyı’ Fars halkını devletin yapılarına bağlamak ve meşruiyetini kabul ettirmek için kalıcı bir araç olarak gördü. İran'ı yöneten tüm rejimler, muhaliflerini Pers olmayan bölgeleri merkezden ayırarak İran'ı parçalamaya çalışmakla suçladı. Bu görüşün aksine, Kürt, Azeri, Arap ve Beluç milliyetçi hareketleri tarafından temsil edilen İran'daki Fars olmayan siyasi güçler, bu retoriği, iktidar otoritelerinin tüm yetkileri tekelleştirmek ve bölgelere bazı yerel yetkiler verecek her türlü ademi merkeziyetçi hükümeti reddetmek için kullandıkları işlevsel bir araç olarak sınıflandırdılar. Böylece diğer milletlerden üyeler, Fars milletinden üyelerle denge ve eşitlik hissi yaşayabilirler. Bu merkezi/totaliter politikaların, İranlılar arasındaki mesafeyi ve gerilimi ulusal düzeyde artırdığı için İran'ı parçalamak için en etkili araç olduğunu savunuyorlar.”

Yetkililerin, ana muhalefet güçleriyle ‘ülkenin coğrafi bütünlüğü’ gibi temel bir konuda anlaşmaya varmış olmaları ve her iki tarafın da herhangi bir siyasi ademi merkeziyetçilik biçimini kabul etmek istememeleri, keskin bir kutuplaşma riskini artırıyor.

Araştırmacı Hamidani, İran'ın merkezi olmayan siyasi güçlerinin karşı karşıya olduğu ve bu güçlerin gelecekteki ayrılma sorunu ve olasılığı konusunda birleşik bir siyasi söylem ve vizyon geliştirmesini engelleyen altı ana sorundan bahsetti. Hamdani’ye göre bu engeller, geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşabilecek iç ulusal bölünmenin artma olasılığını ve ihtimalini artırıyor. Bu faktörler değişmezse, ülkenin egemenliğinden ayrılmayı engelleyecek.

Hamdani, bu engelleri şu şekilde tanımladı:

"Dört Fars olmayan milletten her biri, topluluk birliği ve yerel coğrafyaya dayalı ortak bir iç alan yaratmalarını engelleyen büyük bir iç sorunla karşı karşıya. Ülkenin güneydoğusunda yoğunlaşan Beluçlar, çok geniş bir coğrafi alana yayıldılar, ancak demografik açıdan ciddi dezavantajlara sahip. Nüfusları iki milyonu geçmiyor. Bir asır boyunca iktidar otoriteleri, bu bölgelerde demografik değişiklikler yaratmaya çalışarak, bu halkların net bir jeopolitik vizyon oluşturmalarını engelledi. Aynı durum ülkenin güneybatısındaki Araplar için de geçerli. Petrol zenginliklerinin bölgelerinde yoğunlaşması, çeşitli İranlı yetkilileri sürdürülebilir bir demografik dengesizlik yaratmaya itmiş ve milyonlarca Arap olmayan İranlının Arap çoğunluklu bölgelere yerleşmesine izin verdi. Yukarıdaki iki koşul, ülkenin batısı ve kuzeyindeki Kürtler ve Azereiler için geçerli değilse de onlar iki farklı zorlukla karşı karşıya. Kürtler, Türkiye'den hiçbir muhalefet görmüyor, bu da onların belirgin bir (ayrılıkçı) politika geliştirmelerini engelliyor. Öte yandan Azeriler, Şii kimliklerinin hem kültürel hem de psikolojik olarak Persli meslektaşlarıyla özel bağlar kurması nedeniyle mezhepçiliğin pençesine düşmüş durumdadır ve bu da onların ayrılma olasılığına dayalı siyasi seçenekler geliştirmelerini engellemektedir. Bu dört faktörle, hükümet ve ana siyasi muhalefet güçleri, ülkenin coğrafi birliği konusunda temel bir konuda hemfikir ve tarafların hiçbiri ayrılmayı düşünmüyor.”

Kürt istisnası

İranlı siyasi güçleri, ülkeyi bölmek veya buna yol açacak herhangi bir siyasi program veya ideoloji izlemek istemediği iddialarını reddetse de İran siyasi tarihi etnik köken ve coğrafyaya dayalı iç bölünmelerle dolu bir geçmişe sahip. İran, 20. yüzyılın başlarında etnik grupların İran'dan ayrılıp başka ülkelere katılmak istemesi sonucunda ülkenin kuzey, güney ve batısındaki coğrafi topraklarının çoğunu kaybetmişti. Yüzyılın ortasında, İkinci Dünya Savaşı'nın başında İngiliz ve Sovyet işgali nedeniyle merkezi otoriteler güçlerini kaybettikten sonra, İran içindeki iki devlet, biri Kürt, diğeri Azeri, bağımsızlıklarını ilan etti. 1970'lerin sonunda Şah rejimi yıkılıp İran devrimi gerçekleştiğinde, birçok İran bölgesi merkezi otoriteden koparak yıllarca bu durumunu sürdürdü ve bazıları 1980'lerin ortalarına kadar içsel olarak yarı bağımsız kaldı.

effv
İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in ölümünün ardından onun fotoğrafını taşıyan bir adam ve Tahran'daki bir meydana akın eden matem tutan kalabalıklar, 1 Mart 2026 (AFP)

Öte yandan mevcut rejim, ülkenin çevresindeki etnik gruplara karşı çok çeşitli ‘asimilasyon’ politikaları uygulamıştır. İranlı Kürt siyasetçi Berhani Macid Mukriani'ye göre bu politikalar aslında Pers olmayan etnik grupların isteklerini bastırmayı amaçlayan ‘zorlayıcı’ stratejilerdi.

Mukriani sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yarım asırdan fazla bir süredir İranlı yetkililerin başlıca oyun olarak ulusal karışım ve eritme oyununu oynuyor. Bir yandan, tüm etnik grupların kültürlerini, dillerini ve kültürel potansiyellerini geliştirmelerini engellediler ve ardından merkezi Fars kültürünü kendilerine mal ettiler. Ayrıca dengeli kalkınma koşullarını ihlal ederek milyonlarca etnik azınlığı ‘Fars üçgeni’ olarak adlandırılan Tahran, Şiraz ve Meşhed şehirleri, on milyonlarca farklı etnik kimliğin yaşadığı metropoller haline gelirken, farklı etnik gruplardan milyonlarca memurun yerleştiği çevre bölgelerde ulusal uyum kayboldu.

Mukriani şöyle devam etti:

“Bu politikalar, Kürt çoğunluğun yaşadığı bölgelerde Kürt milliyetçiliğini ve bilincini tam olarak sindiremedi. Kürt milliyetçi partiler, Kürtler arasında oldukça etkili olmaya devam ederek, İran devleti ile olan bağlarını ve gelecekle ilgili özlemlerini şekillendirdiler. Bu durum, özellikle bu partilerin çoğunun silahlı olması ve halk arasında zengin bir mücadele geçmişine sahip olması nedeniyle, onlara siyasi ve sembolik bir güç kazandırması nedeniyle daha da geçerli. Bunun yanında ülkenin batısındaki Kürt bölgelerinin zorlu dağlık coğrafyası, İranlı yetkililerin kontrolünden çıkan Kürt bölgelerini kolayca geri kazanmalarını engelliyor.”

Mevcut rejimin düşüşünün ardından ülkenin çeşitli bölgelerinde ortaya çıkabilecek kaos ortamı, herhangi bir iktidar gücünün düzeni etkili ve hızlı bir şekilde yeniden tesis etmesini zorlaştıracak ve bu da bölünmeyi gerçeğe dönüştürecek.

Her iki konuda da İranlı Kürt siyasi güçler, Batılı güçlerle, özellikle de ABD ile güçlü siyasi bağlar ve ilişkiler içindeler ve bunu açıklamaktan utanmayan veya korkmayan tek İranlı güçler olarak öne çıktı. Ancak, İran Kürtlerinin karşı karşıya olduğu iki temel sorun, siyasi güçlerinin coğrafyaya dayalı herhangi bir ulusal proje geliştirmesini engelleyebilir. Türkiye, Kürt-Suriye durumuyla başa çıkmak için kullandığı politikaların aynısını izleyecektir. İran Kürt coğrafyasında lehçeye dayalı bölünmeler de söz konusu. Üç dil grubuna ayrılırlar: Batı Azerbaycan eyaletinin sakinleri Kurmanci lehçesiyle Kürtçe konuşuyor, Kürdistan eyaletinin Kürtleri Sorani lehçesiyle Kürtçe konuşuyor ve Kirmanşah ve İlam eyaletlerinin sakinleri Kürtçenin Laki ve Lur lehçelerini konuşuyor. Buna mezhepsel bölünmeler de eklenmektedir. İran Kürtlerinin üçte birini oluşturan Kirmanşah eyaleti Kürtleri Şii Müslümanlarken, İran'ın geri kalan Kürtleri Sünni Müslümanlar.

Uluslararası vizyon eksikliği

İranlı siyasi güçler, özellikle de Fars olmayan etnik grupların isteklerini temsil edenler, İran'ı coğrafi olarak bölmeyi amaçlayan bir programın izlenmesi ve geliştirilmesinin, uluslararası güçlerin, özellikle de ABD'nin bu tür önerileri kabul etmemesi veya bu konuda bir vizyonu olmaması durumunda bir tür ‘siyasi intihar’ olacağını biliyor. Bu, İran'ı çevreleyen çeşitli bölgesel güçlerin paylaştığı uluslararası bir yaklaşım.

gtb
Reza Pehlevi, İran'ın eski veliaht prensi ve şu anki muhalefet lideri, Münih Güvenlik Konferansı'na katılımı sırasında, 13 Şubat 2026 (AFP)

Ancak İranlı milliyetçi partiler, ülkenin geleceğini belirlemede kararlı bir rol oynayabilecek iki başka faktöre de güveniyorlar. Mevcut rejimin düşüşünü, kendilerini Pers milliyetçiliğinin temsilcileri olarak gören ve ‘milliyetçi partiler’ olarak adlandıran partilerle bir anlaşmaya varmak için bir fırsat olarak görüyorlar. Bu partiler son derece zayıf, kendi aralarında bölünmüş ve genellikle birbirlerine düşmanca davranıyorlar. Yakın gelecekte, İran içinde aktif olan güçler, yani mevcut rejimin kalıntıları ile çatışacaklar. Bu durum, İran egemenliği altında kalmaları için bir koşul olarak, bölgelerindeki Pers olmayan milletlerin ‘federal’ siyasi ademi merkeziyetçiliğini kabul etmelerine dayalı olarak, onlarla geniş bir siyasi uzlaşma sağlanmasına yardımcı oluyor. Eski Veliaht Prens Rıza Pehlevi'nin hareketi gibi bazı merkezi güçler tarafından prensipte kesin bir reddedilme, Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ) tarafından ise açık bir kabul olsa da bu güçlerin İran içindeki göreceli ağırlığı tam olarak bilinmiyor.

Mevcut rejimin düşüşünün ardından ülkenin çeşitli bölgelerinde ortaya çıkabilecek kaos ortamı, herhangi bir iktidar gücünün düzeni etkili ve hızlı bir şekilde yeniden tesis etmesini zorlaştıracak ve bu da bölünmeyi öngörülebilir bir gelecekte bölgesel ve uluslararası meşruiyet kazanabilecek bir gerçeklik haline getirecek.