Şarku'l Avsat’a röportaj veren ABD'nin Trablus Büyükelçisi Norland: Rusya Libya’ya müdahil olmasaydı Türkiye de olmazdı

ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland
ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland
TT

Şarku'l Avsat’a röportaj veren ABD'nin Trablus Büyükelçisi Norland: Rusya Libya’ya müdahil olmasaydı Türkiye de olmazdı

ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland
ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland

ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland, ülkesinin Libya’daki politikasını savunarak bir tarafın diğerine göre daha çok desteklendiği iddiasını reddetti. ABD, Rusya'nın etkisini kontrol altına alma çabalarının bir parçası olarak Türkiye'nin bu ülkelerdeki nüfuzunu genişletmesine göz yumup Libya'daki siyasal İslamcılara destek vermekle suçlanıyor.
Norland, Şarku'l Avsat’a özel verdiği röportajda, Libya halkının savaştan ‘bıktığını’ söyledi. Çatışmanın askeri güçle değil siyasi diyalog yoluyla çözülmesi gerektiği konusunda aralarında ‘büyüyen bir fikir birliğine’ işaret etti. Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanı Fayiz es-Serrac’ın görevinden ayrılma kararını olumlu karşıladıklarını belirtti. Bu adımı ‘cesur ve benzersiz’ olarak niteleyen Norland, ABD’nin Serrac’ın ayrılana kadar bir süre daha iktidarda kalmasını ‘istediğini’ söyledi.
İstihbarat servislerinin önde gelen liderleri de dahil olmak üzere yetkililerle görüşmelerde bulunduğu Mısır ve Türkiye ziyaretleri hakkında konuşan ABD’li Büyükelçi, Libya'da yanlış hesaplamaları önlemek için Kahire ve Ankara'yı doğrudan istişareye teşvik etmek istediğini açıkladı.
Ülkesinin Sirte ve Cufra şehirlerini silahsızlandırma teklifine değinen Norland, bölgeler silahsızlandırıldıktan sonra büyük olasılıkla “ortak bir polis gücü ve sivil güvenlik personelinin” bu alanlarda kalmasını istediklerine işarette bulundu. Özel askeri şirket Wagner Grubu da dahil olmak üzere herhangi bir silahlı grubun varlığını sürdürmesinin, UMH ile Libya Ulusal Ordusu (LUO) arasındaki güven artırıcı önlemleri baltalamaktan öteye gidemeyeceğini sözlerine ekledi.
ABD’li Büyükelçi, Rus Wagner paralı askerlerinin Libya’da konuşlandırılması konusunda ise “Wagner Grubu’nun Rus hükümeti adına hareket ettiğine şüphe yok. Faaliyetleri ise yalnızca Libya’nın istikrarını bozmaya katkı sağlıyor. Bunlar, Suriyeliler ve diğer savaşçıların Libya'nın batısından çekilmesi çağrısında buluyor. Ancak Wagner Grubu ülkenin doğusundaki varlığını sağlamlaştırmaya devam ettiği sürece bunun olmasını umut edemezler.
Norland, geçtiğimiz yıl Türkiye ile UMH’nın imzaladığı anlaşmanın meşruiyeti konusunda herhangi bir yorum yapmaktan kaçındı. Akdeniz'de karasuları konusundaki anlaşmazlığın uluslararası hukuka uygun olarak ve ilgili taraflar arasında diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca bu konuda şu ifadeleri kullandı: “Anladığım kadarıyla UMH, LUO’nun saldırısından kurtulmak için gereken her şeyi yaptı.”
İşte ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland röportajının tam metni:

-Libyalı taraflar, Fas, Tunus, Mısır, İsviçre ve muhtemelen başka yerlerde diyalog halinde. Çözüm yolunda ilerleme konusunda iyimser misiniz?
Libyalı taraflar siyasi bir çözüme doğru ilerleme kaydetti. Cenevre ve Montrö'de yapılan birkaç tur görüşmenin yanı sıra Mısır ve Fas'ta gerçekleşen faydalı güven artırıcı tartışmalar, Birleşmiş Milletler'in (BM) himayesinde yapılacak olan Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun (LPDF) önünü açtı ve şimdi bu sürece odaklanmanın zamanı geldi. Birçok Libyalının bunu sadece politikacıların konuştuğu başka bir konferans olarak gördüğünü biliyorum. Önceki müzakerelerde olduğu gibi başarısız olacağını düşünebilirler. Ancak bu kez birçok farklı durum söz konusu. Her şeyden önce insanlar savaştan bıktı. Libyalı liderlerle yaptığım pek çok istişarede, çatışmayı çözmek için askeri gücün değil, siyasi diyaloğun önemi konusunda artan bir fikir birliği olduğunu sezdim. Aynı şekilde, Libyalılar da Libya’daki egemenliğini yeniden sağlamayı ve yabancı silahlı kuvvetleri ülkeden çıkarmak istiyor. Ayrıca LPDF, katılımcıların kurulacak yeni kurumlarda siyasi pozisyonlara aday olmamalarını beyan etmeleri gereken görüşmelerin ilki olacak. Aynı bağlamda Başbakan es-Serrac istifa edip iktidarın dizginlerini LPDF çerçevesinde kurulacak yeni yürütme otoritesine devretme niyetini belirttiğini ve bunun daha önceki çözüm bulma girişimlerinden ayrı cesur ve benzeri görülmemiş bir adım olduğunu belirtmekte fayda var.

ABD Türkiye ve Mısır’ı işbirliğine teşvik ediyor

-Son zamanlarda hem Mısırlılar hem de Türklerle, Libya üzerine toplantılar gerçekleştirdiniz. Aralarında bir ‘Libya ateşkesine’ arabuluculuk mu yaptınız? Kahire ve Ankara'nın Libyalı tarafları bir anlaşmaya doğru itmek için ne yapmalarını bekliyorsunuz?
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Libya'da başarılı bir siyasi süreç için elverişli koşulları yaratmaya yardımcı olmak için ABD diplomatik araçlarını kullanma arzusu doğrultusunda geçtiğimiz Ağustos ayında ve bu ayın başlarında Kahire ve Ankara'da üst düzey yetkililerle yaptığım görüşmeler beni cesaretlendirdi. İstişarelerim, ABD, Mısır, Türkiye ve diğer uluslararası ortakların Libya siyasi diyaloğunu desteklemenin pratik yollarını aradıklarını gösteriyor. Bu tür istişareler, Libya ve bölgeyi tırmandırmak ve daha fazla istikrarsızlaştırmak yerine, çatışmaya barışçıl, müzakere edilmiş bir çözüm bulmanın ortak çıkarlarını anlamamıza yardımcı oluyor. Dolayısıyla, Mısır ve Türkiye'yi, yanlış hesaplamaları önlemek ve Libya'nın istikrarlı ve güvenli bir ülke olması konusunda ortak çıkarları için işbirliği inşa etmenin bir yolu olarak birbirleriyle doğrudan istişareye kesinlikle teşvik ediyorum.

Rus Wagner Libya’dan çekilmeli

-Sirte ve Cufra şehirlerini silahsızlandırma önerinizin anlamı nedir? Bu, Wagner Grubunun da onlardan çekildiği anlamına mı geliyor?
ABD, politikasının bir parçası olarak, paralı askerler ve sözleşmeli güçler de dahil olmak üzere tüm yabancı kuvvetlerin Libya’dan ayrılması çağrısında bulundu. Bu yabancı silahlı gruplar, Libya'yı daha fazla istikrarsızlaştırmaya ve çatışmayı tırmandırmaya hizmet etmekten başka bir şey yapmadı. Kremlin'e bağlı bir angajman şirketi olan Wagner Grubu, bu oyuncular arasında yer alıyor. Kısa vadede, önerdiğimiz şey, Sirte ve Cufra'dan silahsızlandırılmasının ardından bu bölgelerde, büyük olasılıkla ortak polis güçleri veya sivil güvenlik personeli ile kalacağı somut güven artırıcı önlemler almak. Libyalılar bu fikrin işe yaraması için daha ince ayrıntıları müzakere etmelidir. Bu, gerilimi azaltmaya yönelik ek adımları kolaylaştıran somut bir ilk adım olabilir. Wagner Grubu da dahil olmak üzere herhangi bir silahlı grubun varlığını sürdürmesi, yalnızca bu güven artırıcı önlemleri zayıflatacaktır.

Bu Rus paralı askerlerinin Moskova'daki en yüksek yetkili makam olan Kremlin'in onayı olmadan konuşlandırılamayacağını düşünüyor musunuz?
ABD, Wagner Grubu’nun varlığı dahil olmak üzere Libya’da herhangi bir yabancı askeri varlığa karşı çıkıyor. Gördüğünüz gibi ordumuz, yani AFRICOM, Rusya'nın askeri faaliyetlerini ve Rusya'nın silah ambargosunu ihlal ederek gelişmiş silahlar getirdiği vakaları kamuoyuna ifşa etti. Ne yazık ki, Wagner Grubu'nun Rus hükümeti adına hareket ettiğine dair hiçbir şüphe yok. Faaliyetleri Libya'nın istikrarını bozmaya yardımcı olmaktan öteye geçmiyor. Örneğin, Suriyeli ve diğer savaşçıların Batı Libya'dan çekilmesini isteyenler, Wagner Grubu ülkenin doğundaki varlığını pekiştirmeye devam ettiği sürece bunun olmasını umut edemezler.

-Rusya'nın Libya'da kendisine bir üs kurmaya çalıştığını düşünüyor musunuz ve doğruysa bu ne anlama geliyor?
Rusya'nın niyetini bildiğimi iddia etmiyorum ve bu Moskova'ya yöneltilmesi gereken bir soru. Bildiğim şey, Libyalıların ülkelerinde daha çok değil, daha az yabancı askeri varlık istedikleridir. Bu eğilimi paylaşıyoruz ve siyasi sürecin Libyalıların bunu başarmasına yardımcı olacak en iyi araç olduğuna inanıyoruz.

-Rusya geçtiğimiz günlerde oturup sizinle Libya hakkında konuşmayı teklif ettiğinden, ancak sizin bunu reddettiğinizden şikayet etti. Neden reddettiniz?
Rusya ile görüşmeyi asla reddetmedim. ABD, Libya da dahil olmak üzere Rusya ile düzenli temaslara sahiptir. Rus hükümeti, Wagner'in Libya'daki rolü ve siyasi sürece destek verme konusundaki tutumumuzun gayet farkında. Rusya içerisinde Libya siyasi çözümünü gerçekten destekleyen ve Rusya'nın Libya'daki meşru çıkarlarını siyasi diyalog yoluyla Rus ticaretini güçlendirmek ve terörle mücadele gibi elde edebileceğini fark eden bir kesim olduğunu düşünüyorum. Ancak Rusya'nın Libya'ya askeri yatırımı, bu tutuma zarar veriyor.

Wagner olmasaydı Türkiye müdahalesi olmazdı

-Libya'daki muhalifleriniz, Libya'daki Müslüman Kardeşler'i finanse ettiğinizi hatta desteklediğinizi ve Türk askeri müdahalesini görmezden geldiğinizi iddia eden muhalifleriniz tarafından sürekli eleştirilere maruz kalıyorsunuz. Buna yanıtınız nedir?
Libya çatışmasında herhangi bir tarafı desteklemiyoruz. Pratikte de LUO, Wagner paralı askerlerini Trablus’a saldırıya dahil etmeseydi Türklerin askeri bir müdahale gerçekleştirmesi mümkün olmazdı. Şimdi asıl zorluk, tüm Libyalılara -doğu, batı ve güney - egemenliklerini yeniden tesis etmek ve tüm yabancı savaş kuvvetlerinin ayrılışının önünü açmak için gerekli koşulları yaratmaları için yardım etmektir. ABD tüm taraflarla aktif diplomasi içindedir. Bu, Beyaz Saray’ın Libyalı taraflar arasındaki diyaloğu desteklemek için takınması gereken bir tutum. Artarak devam eden askeri hareketlilik, yanlış hesaplama riski ve yeni şiddet aşamalarıyla doludur. Libya'da yenilenen düşmanlıkların galip gelinemeyeceği herkes için açık olmalı, daha çok katliam, daha fazla suç faaliyeti, daha fazla yasadışı göç ve ortalama Libya vatandaşı için daha fazla sorun getirecektir. Dediğim gibi, Libya'ya herhangi bir yabancı askeri müdahaleye karşıyız ve teröristlere sıfır toleransımız var. Libyalılar arasındaki diyalog kapsamında bir siyasi çözüm tüm yabancı güçlerin çekilmesinin önünü açabilir ve Libya çatışmasının dayattığı istikrarsızlıkta gelişen sorunların çözümünü kolaylaştırabilir.
Aynı şekilde, milislerin silahsızlandırılıp terhis edilmesi veya mümkün olan her yerde sivil kontrol altındaki normal askeri veya güvenlik hizmetlerine entegre edilmesi gerekecektir. Bunun tam olarak nasıl olacağı, Libyalıların kendilerinin karar vereceği bir sorudur. Bu karar süreci, Libyalı taraflar arasındaki siyasi diyalog kapsamında siyasi bir çözümün ardından kurulacak olan egemen Libya'daki yeni siyasi kurumların ışığında daha etkili olacaktır.

ABD Doğu Akdeniz’de tarafsız

-Akdeniz'de petrol arama çalışmalarına ilişkin olarak Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türkiye arasındaki mutabakat ve güvenlik anlaşmasının meşruiyeti konusundaki görüşünüz nedir?
ABD, karasuları konusunda rekabet iddiaları içeren ikili deniz anlaşmazlıkları konusunda bir tavır almamaktadır. Bu, taraflar arasındaki bir uluslararası hukuk ve müzakere meselesidir. Anladığım kadarıyla UMH, LUO saldırısından kurtulmak için yapması gerekeni yaptı.

-Sayın Serrac size bu ayın sonunda görevden çekilmek istemesinin sebebini açıkladı mı? Hala bunun yakın bir zaman da gerçekleşmesini bekliyor musunuz?
Sorunuz için teşekkür ederim. Başbakan Serrac’ın istifa edeceği yönündeki açıklamasının gönüllü olarak istifa etme konusundaki tarihi kararı, Libya halkının çıkarlarını, kişisel çıkarlarının üzerinde tutmaya hazır olduğunu gösteriyor. Bu, saygı duyulması gereken bir tutum. Kesin zamanlamayla ilgili olarak, itiraf etmeliyim ki, duyurusu sırasında, Ekim ayı sonunda iktidarı yeni bir yöneticiye devredebileceğini umuyorduk. Ancak, Libya'daki Birleşmiş Milletler Destek Misyonu (UNSMIL), koronavirüs (Kovid-19) salgını ve diyaloğun düzenlenmesindeki diğer zorluklar nedeniyle Libyalı taraflar arasındaki diyalog toplantılarının mevcut tarihinin, bu konuyu Kasım ayına erteleyeceğini belirtti. Bu nedenle, en azından bu iktidar devri mümkün olana kadar Başbakan konumunda biraz daha kalmasını umuyor ve bekliyorum.

Hafter de siyasi çözümün parçası olabilir

-Birkaç ay önceki bir basın açıklamanızda,  Halife Hafter’e işaret ederek, Mısır’daki bazı kesimlerin Libya’da yanlış tarafa destek verdiğini ima ettiniz. Mısırlılar hala onu destekliyor mu veya Libya’nın doğusunda bulunan kabileler başta olmak üzere başka gruplar onu destekliyor mu? Ve ABD’nin onunla şu an bir bağlantısı var mı? 
Doğunun siyasi bakış açısını genişleten Kahire Bildirgesi ve Mısır’ın Hurgada güvenlik görüşmelerine ev sahipliği yapmak gibi önemli adımlarla müzakere ve diyaloğa verdiği destek, Mısırlıların askeri bir çözüme değil Libya çatışmasına siyasi bir çözüm sağlamaya yatırım yaptıklarına kanıttır. Mısırlılar adına konuşmak istemiyorum ancak; üst düzey yetkililerle yaptığım görüşmelerde, askeri tırmanışın yalnızca Libya’da istikrarsızlığa yol açtığını ve muhtemelen bölgeyi daha geniş çapta tehdit edeceğini kabul eden pragmatik bir yaklaşım sergilendi. Libya’nın komşusu olarak bu onların görmek istediklerinin tam tersi bir durum. Bu nedenle Mısır’ın siyasi çözüme destek vermek üzere attığı somut adımlar için duyduğum minnettarlığı burada tekrar etmek istiyorum.
Sorunuzun ikinci kısmına gelince; Halife Hafter ve LUO ile temaslarımız var. Tamamen siyasi bir yol izlemeye istekli olurlarsa çözümün bir parçası olabileceklerini kabul ediyoruz. LUO’nun petrol üretimine Libyalılar lehine devam edebileceğine söylemesi iyiye işaretti. Buradan temsilcilerinin bu hafta Cenevre’de 5+5 müzakerelerinde yapıcı bir tutum sergileyeceklerini anlıyoruz. LUO ile iletişimimiz tüm taraflarla geniş kapsamlı diplomatik ilişkilerimizin önemli bir parçasıdır. Taraf tutmakla karıştırılmamalıdır.



Sudan hükümeti, Berlin Konferansı’ndan dışlanmayı reddediyor

Sudan Başbakanı Kâmil İdris, pazartesi günü Hartum Havalimanı’nda düzenlediği basın toplantısında (Sudan Bakanlar Kurulu)
Sudan Başbakanı Kâmil İdris, pazartesi günü Hartum Havalimanı’nda düzenlediği basın toplantısında (Sudan Bakanlar Kurulu)
TT

Sudan hükümeti, Berlin Konferansı’ndan dışlanmayı reddediyor

Sudan Başbakanı Kâmil İdris, pazartesi günü Hartum Havalimanı’nda düzenlediği basın toplantısında (Sudan Bakanlar Kurulu)
Sudan Başbakanı Kâmil İdris, pazartesi günü Hartum Havalimanı’nda düzenlediği basın toplantısında (Sudan Bakanlar Kurulu)

Sudan hükümeti, 15 Nisan’da düzenlenmesi planlanan ve Sudan’daki insani durumu ele almayı amaçlayan Berlin Konferansı’na davet edilmemesini resmî olarak protesto etti.

Hükümet, konferansın kendi onayı olmadan ve organizasyonuna ilişkin düzenlemelerin kendisiyle istişare edilmeden yapılmasını kesin bir dille reddettiğini açıkladı. Bu gelişme, Sudan’daki siyasi ve sivil güçlerin, konferansa sunulmak üzere insani dosya konusunda ortak bir vizyon oluşturmak amacıyla Addis Ababa’da hazırlık toplantısı düzenlemeye hazırlandığı bir dönemde yaşandı.

Konferans, Almanya ve Birleşik Krallık öncülüğünde; Avrupa Birliği (AB), Fransa ve Afrika Birliği’nin (AfB) katılımıyla düzenleniyor. Ayrıca Dörtlü Mekanizma bünyesinde yer alan Suudi Arabistan, ABD, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır da sürece katılıyor. Sudan Dışişleri Bakanlığı, Alman hükümetinin izlediği yöntemi eleştirerek bunun Sudan devletini Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile eşit konuma koyduğunu savundu. Bakanlık açıklamasında, Sudan’ın Berlin Büyükelçisi İlham İbrahim Muhammed Ahmed’in, cuma akşamı Almanya Dışişleri Bakanlığı Afrika Masası yetkilisi Gesa Brautigam’a resmî bir nota sunduğu ve bu notada hükümetin konferansın kendi katılımı ve bilgisi olmadan düzenlenmesine karşı olduğu yönündeki tutumunun iletildiği belirtildi.

vfdfdv
Darfur’daki Tavile kasabasında geçici bir barınakta bulunan yerinden edilmiş bir Sudanlı adam, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) hapishanelerinde hapsedildiğini ve işkence gördüğünü söyledi. (AFP)

Sunulan notada, Sudan hükümeti olmadan ülkeye ilişkin herhangi bir konunun ele alınmasının, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın açık ihlali sayılacağı vurgulandı. Bunun aynı zamanda devlet egemenliğine ve yerleşik diplomatik teamüllere aykırı olduğu belirtildi. Büyükelçi, Sudan hükümetinin dışlanmasının konferansın pratik değerini ortadan kaldıracağını ve barış ya da istikrarın sağlanmasına katkı sunmayacağını ifade etti. Ayrıca büyükelçi, çatışmaya doğrudan ya da dolaylı şekilde taraf olan bazı ülkelerin konferansa davet edilmesinden duyulan rahatsızlığı dile getirerek, bunun sürecin güvenilirliğini zedelediğini ve çatışmayı körükleyen müdahaleleri teşvik ederek Sudan ile bölgedeki güvenlik ve istikrarı olumsuz etkilediğini kaydetti.

Sudan hükümeti, barışçıl çözüm konusundaki taahhüdünü yineleyerek, Abdulfettah el-Burhan tarafından daha önce sunulan yol haritasına ve Başbakan Kâmil İdris’in geçen aralık ayında BM Güvenlik Konseyi’nde dile getirdiği barış girişimine atıfta bulundu. Bu çerçevede Dışişleri Bakanlığı, Sudan’ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı gösteren her türlü ciddi bölgesel ve uluslararası girişime yapıcı şekilde katılmaya hazır olduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca, konferanstan dışlanmanın, ‘karşılıklılık ilkesi’ doğrultusunda Sudan’ın organizatör ve destekçi ülkelerle ilişkilerini yeniden değerlendirmesine yol açabileceği uyarısında bulunuldu.

fdvf
Dünya Gıda Programı’ndan (WFP) yardım alan Omdurman sakinleri... 11 Mart 2026 (AFP)

Buna karşılık, Sudanlı sivil çevreler hükümetin ret tutumunu eleştirerek, konferansın esas olarak savaş nedeniyle milyonlarca kişinin yerinden edilmesine yol açan insani krize yönelik finansman sağlamayı hedeflediğini vurguladı. Söz konusu kriz, Sudan ordusu ile HDK arasındaki çatışmaların sonucu olarak derinleşti.

Berlin Konferansı, Sudan’da savaşın başlamasının üçüncü yıl dönümüne denk gelirken, daha önce Paris, Londra ve Washington’da düzenlenen benzer toplantıların devamı niteliğini taşıyor. Bu toplantıların tamamı, insani yardım faaliyetlerini desteklemeyi, derhâl ateşkes çağrısı yapmayı ve çatışmayı sona erdirmeyi amaçlamıştı. Berlin’deki konferansa, ne Sudan hükümeti ne de HDK ile bağlantılı paralel yönetim davet edildi. Katılımın, çatışmaya doğrudan taraf olmayan sivil aktörlerle sınırlı tutulduğu belirtildi. Konferansa yaklaşık 40 Sudanlı siyasi ve sivil liderin katılması beklenirken, bunlar arasında Sivil Demokratik Devrimci Güçler İttifakı (Sumud) temsilcileri, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, direniş komiteleri ve acil durum odaları yer alıyor. Sürecin AfB, BM, AB, Arap Birliği ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) himayesinde yürütüldüğü aktarıldı. Konferansa katılan kaynaklar, görüşmelerin sivil güçler arasında savaşı sona erdirmeye yönelik görüş ayrılıklarını gidermeyi de içerebileceğini, ancak temel hedefin Sudan’daki insani çalışmaları desteklemek için ek finansman sağlamak olduğunu ifade etti.

Öte yandan, Sudan hükümetine yakın Demokratik Blok liderleri konferansı boykot edeceklerini açıkladı. Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Malik Agar da geçen hafta yaptığı açıklamada konferansı reddederek, bunun Sudan halkının iradesini yansıtmadığını ve beklentilerini karşılamadığını dile getirmişti.


İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında Suriyeli bir adam eşini ve dört çocuğunu kaybetti

Hamad el-Galib, Deyrizor’da eşi ve çocuklarının cenaze töreninde taziyeleri kabul etti. (AP)
Hamad el-Galib, Deyrizor’da eşi ve çocuklarının cenaze töreninde taziyeleri kabul etti. (AP)
TT

İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında Suriyeli bir adam eşini ve dört çocuğunu kaybetti

Hamad el-Galib, Deyrizor’da eşi ve çocuklarının cenaze töreninde taziyeleri kabul etti. (AP)
Hamad el-Galib, Deyrizor’da eşi ve çocuklarının cenaze töreninde taziyeleri kabul etti. (AP)

Suriyeli bir adam dün, çarşamba günü Beyrut’u hedef alan yoğun İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden eşi ile beş çocuğundan dördünü, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Deyrizor vilayetinde toprağa verdi.

Aile, altı yıl önce Lübnan’a sığındığında ülkelerine dönüşün bu şekilde olacağını öngörmemişti.

Cenazeler, altı aylık hamile olan kadının naaşıyla birlikte, Lübnan’dan gelen bir otobüsle taşınan ahşap tabutlar içinde getirildi. Tabutların yan taraflarına isimlerin elle yazıldığı görüldü. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, erkekler defin öncesinde Sur kasabasında otobüsün yanında gözyaşı dökerken, taziye için toplanan kalabalık da aileye destek verdi.

Ailenin kızlarından birinin naaşına ise henüz ulaşılamadı. Üç gün süren arama çalışmalarının bugün sona erdiği, kayıp kızın enkaz altında olduğunun değerlendirildiği belirtildi.

Söz konusu saldırı, İsrail’in çarşamba günü önceden uyarı yapmaksızın düzenlediği yaklaşık 100 hava saldırısından biri olarak kayda geçti. İsrail ordusu, saldırıların Beyrut ve Lübnan’ın diğer bölgelerinde Hizbullah ile bağlantılı olduğunu öne sürdüğü hedeflere yönelik olduğunu açıkladı. Aynı gün 350’den fazla kişi hayatını kaybetti; ölenlerin üçte birinin kadın ve çocuklardan oluştuğu bildirildi. Bu bilanço, yaklaşık altı haftadır süren savaşın en kanlı günü olarak değerlendirildi.

d fd
Deyrizor’da toprağa verilmeden önce el-Galib ailesinden iki kişinin tabutları (AP)

Çok sayıda saldırının, Beyrut’un merkezindeki caddeleri ve çatışma bölgelerinden uzak, yoğun nüfuslu mahalleleri hedef aldığı bildirildi.

Baba Hamad el-Galib, apartmanda bekçi olarak çalıştığı sırada tüp almak için ev dışında bulunduğu için saldırıdan kurtuldu. Yaşadığı Ayn Mureyse mahallesine hava saldırısı düzenlendiğini öğrenince hızla geri dönen el-Galib, genellikle yürüyüş ve spor yapan insanlarla dolu olan ünlü Beyrut sahil şeridi yakınındaki bir caminin arkasındaki binadan yükselen yoğun dumanla karşılaştı.

El-Galib, “İsrail saldırısı kızlarımı öldürdü. Onlar masumdu, sadece evde oturuyorlardı. Öğle yemeği yiyorlardı” dedi.

Kurtarma ekiplerinin, ailesinin cenazelerini enkaz altından çıkarmasının üç gün sürdüğünü belirten el-Galib, “Kızım Fatıma hâlâ kayıp” ifadesini kullandı. Kayıp olduğu belirtilen Fatıma’nın 10 yaşında olduğu, 12 yaşındaki diğer kızının bulunduğu; erkek çocuklarının ise 17, 14 ve 13 yaşlarında olduğu aktarıldı.

Aynı saldırıda, ailenin üç akrabasının daha hayatını kaybettiği bildirildi. Söz konusu kişilerin, Deyrizor’un eş-Şuhayl beldesinde dün toprağa verildiği kaydedildi.

dsvdv
Beyrut’a yönelik İsrail saldırısında hayatını kaybeden el-Galib ailesinin üyeleri için cenaze namazı kılan Suriyeliler (AP)

Hamad el-Galib, ailesinin 2020 yılında, aşiret grupları ile Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki yerel gerilimlerin artması üzerine yaşadıkları bölgeden göç ederek Lübnan’a sığındığını belirtti.

Ölenler ve yaralananlar arasında Suriyeli mülteciler de bulunuyor

Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre, çarşamba günü düzenlenen İsrail hava saldırılarının ve ülke genelindeki diğer saldırıların yol açtığı can kayıpları, İsrail ile Hizbullah arasında bir aydan uzun süredir devam eden savaşta toplam vefat sayısını bin 950’nin üzerine, yaralı sayısını ise 6 bin 300’ün üstüne çıkardı. Hayatını kaybedenler ve yaralılar arasında en az 315 Suriyelinin de bulunduğu bildirildi.

Çarşamba günkü saldırılarda hayatını kaybedenler arasında Lübnan vatandaşı olmayanların sayısı ise netlik kazanmadı. Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın verileri milliyetlere göre ayrıntı içermiyor.

Yetkililer, en az 39 Suriyelinin hayatını kaybedenler arasında yer aldığını açıkladı.

sdcd
Deyrizor’da toprağa verilmeden önce el-Galib ailesinden iki kişinin tabutları (AP)

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Sözcüsü Dalal Harb, Ayn Mureyse’de hayatını kaybeden ailenin kuruma kayıtlı olmadığını belirtti. Lübnan’da yaklaşık 530 bin Suriyeli mültecinin kayıtlı olduğu, ancak yüz binlercesinin kayıt dışı bulunduğunun tahmin edildiği ifade edildi.

Eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Aralık 2024’te devrilmesinin ardından yüz binlerce Suriyelinin Lübnan’dan geri döndüğü, ancak iş imkânlarının yetersizliği ve süregelen şiddet olayları nedeniyle çok sayıda kişinin dönüş konusunda tereddüt yaşadığı aktarıldı.

Hamad el-Galib’in kardeşi Cuma el-Galib, patlamanın meydana geldiği sırada binadan yaklaşık 150 metre uzaklıkta bulunduğunu söyledi. “Koştuk, koştuk, ardından ikinci patlama oldu” dedi.

Binaya ulaştığında yapının çökmeye başladığını belirten el-Galib, “Artık binadakileri kurtarmak için çok geçti. Onlara seslendik ama kimse yanıt vermedi” ifadelerini kullandı.

Ambulansların daha sonra cenazeleri enkazdan çıkardığını belirten el-Galib, naaşları hastanede teşhis ettiğini söyledi.


Savaşın başlangıcından bu yana İsrail'in Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında 2 binden fazla kişi hayatını kaybetti

İsrail'e ait bir helikopter Lübnan üzerinde füze ateşledi (Reuters)
İsrail'e ait bir helikopter Lübnan üzerinde füze ateşledi (Reuters)
TT

Savaşın başlangıcından bu yana İsrail'in Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında 2 binden fazla kişi hayatını kaybetti

İsrail'e ait bir helikopter Lübnan üzerinde füze ateşledi (Reuters)
İsrail'e ait bir helikopter Lübnan üzerinde füze ateşledi (Reuters)

Sağlık Bakanlığı'nın bildirdiğine göre, Hizbullah ile savaşın 2 Mart'ta başlamasından bu yana İsrail'in Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında ölü sayısı 2 bini aştı.

Bakanlık dün yaptığı açıklamada, 11 Nisan itibarıyla ölü sayısının 85'i paramedik ve sağlık çalışanı, 165'i çocuk olmak üzere 2 bin 20 kişiye, yaralı sayısının ise 6 bin 436 kişiye ulaştığını belirtti.

İsrail ordusu dün, İsrail ile Lübnan arasında Washington'da yapılması planlanan görüşmelerden günler önce, Lübnanlı militan grup Hizbullah'a ait 200'den fazla hedefi vurduğunu açıkladı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre İsrail ordusunun açıklamasında, "Son 24 saat içinde ordu, Lübnan'da 200'den fazla Hizbullah hedefini vurdu" denildi.

Şöyle devam etti: "Hava Kuvvetleri, terör örgütü Hizbullah'ın altyapısını hedef almaya ve Güney Lübnan'da faaliyet gösteren kara kuvvetlerinin çalışmalarına hava desteği sağlamaya devam ediyor."

Nabatiye ve Sayda'ya düzenlenen baskınlarda 12 kişi öldü

Sağlık Bakanlığı Acil Durum Operasyon Merkezi yaptığı açıklamada, "Nabatiye bölgesindeki Kfarsir kasabasına düzenlenen İsrail düşman baskınında, Sağlık Otoritesinden bir sağlık görevlisi de dahil olmak üzere 4 kişi öldü ve 4 kişi yaralandı" denildi. "Nabatiye bölgesindeki Toul kasabasına düzenlenen İsrail düşman baskınında ise Sağlık Otoritesinden bir sağlık görevlisi de dahil olmak üzere 3 kişi öldü ve bir sağlık görevlisi de dahil olmak üzere 3 kişi yaralandı" bilgisi paylaşıldı.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre İsrail'in Nabatiye bölgesindeki Zifta kasabasına düzenlediği hava saldırısında, Lübnan Sivil Savunma mensubu da dahil olmak üzere 3 kişi hayatını kaybetti, iki kişi ise yaralandı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail'in dün güney Lübnan'daki bir kasabaya düzenlediği saldırılarda 8 kişinin öldüğünü ve bazılarının durumu kritik, birçok kişinin de yaralandığını açıkladı.

Bakanlık yaptığı açıklamasında, " Sayda (Sidon) bölgesindeki Tuffah kasabasına İsrail düşman güçlerinin düzenlediği baskınlarda ilk belirlemelere göre 8 şehit ve 5'inin durumu kritik 9 yaralı” olduğunu belirtti.

fvfvf
İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısından yükselen dumanlar (Reuters)

Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanlarının tekrar tekrar hedef alınmasını ve "uluslararası insani hukukun açık ihlalini" kınadığını yineleyerek, "İsrail düşmanının, sağlık çalışanlarını askeri hedef haline getirmeye dayalı sistematik bir yaklaşım benimsediği açıkça ortaya çıkmıştır; zira onlar gerçekleştirdikleri her kurtarma operasyonunda şehit edilmektedirler ve bu durum uluslararası insani hukukun ciddi bir ihlalini oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı.

Lübnan Cumhurbaşkanlığı, Lübnan'ı Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh Moawad'ın, İsrail'i ise Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter'in temsil ettiği ve ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Michael Issa'nın da katıldığı cuma akşamı gerçekleşen bir telefon görüşmesini duyurdu.

Açıklamada, görüşme sırasında, ateşkes ilan edilmesi ve ABD'nin himayesinde Lübnan ile İsrail arasında müzakerelerin başlama tarihinin belirlenmesi konularını görüşmek üzere önümüzdeki salı günü ABD Dışişleri Bakanlığı'nda ilk toplantının yapılması konusunda anlaşmaya varıldığı belirtildi.