Şarku'l Avsat’a röportaj veren ABD'nin Trablus Büyükelçisi Norland: Rusya Libya’ya müdahil olmasaydı Türkiye de olmazdı

ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland
ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland
TT

Şarku'l Avsat’a röportaj veren ABD'nin Trablus Büyükelçisi Norland: Rusya Libya’ya müdahil olmasaydı Türkiye de olmazdı

ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland
ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland

ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland, ülkesinin Libya’daki politikasını savunarak bir tarafın diğerine göre daha çok desteklendiği iddiasını reddetti. ABD, Rusya'nın etkisini kontrol altına alma çabalarının bir parçası olarak Türkiye'nin bu ülkelerdeki nüfuzunu genişletmesine göz yumup Libya'daki siyasal İslamcılara destek vermekle suçlanıyor.
Norland, Şarku'l Avsat’a özel verdiği röportajda, Libya halkının savaştan ‘bıktığını’ söyledi. Çatışmanın askeri güçle değil siyasi diyalog yoluyla çözülmesi gerektiği konusunda aralarında ‘büyüyen bir fikir birliğine’ işaret etti. Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanı Fayiz es-Serrac’ın görevinden ayrılma kararını olumlu karşıladıklarını belirtti. Bu adımı ‘cesur ve benzersiz’ olarak niteleyen Norland, ABD’nin Serrac’ın ayrılana kadar bir süre daha iktidarda kalmasını ‘istediğini’ söyledi.
İstihbarat servislerinin önde gelen liderleri de dahil olmak üzere yetkililerle görüşmelerde bulunduğu Mısır ve Türkiye ziyaretleri hakkında konuşan ABD’li Büyükelçi, Libya'da yanlış hesaplamaları önlemek için Kahire ve Ankara'yı doğrudan istişareye teşvik etmek istediğini açıkladı.
Ülkesinin Sirte ve Cufra şehirlerini silahsızlandırma teklifine değinen Norland, bölgeler silahsızlandırıldıktan sonra büyük olasılıkla “ortak bir polis gücü ve sivil güvenlik personelinin” bu alanlarda kalmasını istediklerine işarette bulundu. Özel askeri şirket Wagner Grubu da dahil olmak üzere herhangi bir silahlı grubun varlığını sürdürmesinin, UMH ile Libya Ulusal Ordusu (LUO) arasındaki güven artırıcı önlemleri baltalamaktan öteye gidemeyeceğini sözlerine ekledi.
ABD’li Büyükelçi, Rus Wagner paralı askerlerinin Libya’da konuşlandırılması konusunda ise “Wagner Grubu’nun Rus hükümeti adına hareket ettiğine şüphe yok. Faaliyetleri ise yalnızca Libya’nın istikrarını bozmaya katkı sağlıyor. Bunlar, Suriyeliler ve diğer savaşçıların Libya'nın batısından çekilmesi çağrısında buluyor. Ancak Wagner Grubu ülkenin doğusundaki varlığını sağlamlaştırmaya devam ettiği sürece bunun olmasını umut edemezler.
Norland, geçtiğimiz yıl Türkiye ile UMH’nın imzaladığı anlaşmanın meşruiyeti konusunda herhangi bir yorum yapmaktan kaçındı. Akdeniz'de karasuları konusundaki anlaşmazlığın uluslararası hukuka uygun olarak ve ilgili taraflar arasında diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca bu konuda şu ifadeleri kullandı: “Anladığım kadarıyla UMH, LUO’nun saldırısından kurtulmak için gereken her şeyi yaptı.”
İşte ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland röportajının tam metni:

-Libyalı taraflar, Fas, Tunus, Mısır, İsviçre ve muhtemelen başka yerlerde diyalog halinde. Çözüm yolunda ilerleme konusunda iyimser misiniz?
Libyalı taraflar siyasi bir çözüme doğru ilerleme kaydetti. Cenevre ve Montrö'de yapılan birkaç tur görüşmenin yanı sıra Mısır ve Fas'ta gerçekleşen faydalı güven artırıcı tartışmalar, Birleşmiş Milletler'in (BM) himayesinde yapılacak olan Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun (LPDF) önünü açtı ve şimdi bu sürece odaklanmanın zamanı geldi. Birçok Libyalının bunu sadece politikacıların konuştuğu başka bir konferans olarak gördüğünü biliyorum. Önceki müzakerelerde olduğu gibi başarısız olacağını düşünebilirler. Ancak bu kez birçok farklı durum söz konusu. Her şeyden önce insanlar savaştan bıktı. Libyalı liderlerle yaptığım pek çok istişarede, çatışmayı çözmek için askeri gücün değil, siyasi diyaloğun önemi konusunda artan bir fikir birliği olduğunu sezdim. Aynı şekilde, Libyalılar da Libya’daki egemenliğini yeniden sağlamayı ve yabancı silahlı kuvvetleri ülkeden çıkarmak istiyor. Ayrıca LPDF, katılımcıların kurulacak yeni kurumlarda siyasi pozisyonlara aday olmamalarını beyan etmeleri gereken görüşmelerin ilki olacak. Aynı bağlamda Başbakan es-Serrac istifa edip iktidarın dizginlerini LPDF çerçevesinde kurulacak yeni yürütme otoritesine devretme niyetini belirttiğini ve bunun daha önceki çözüm bulma girişimlerinden ayrı cesur ve benzeri görülmemiş bir adım olduğunu belirtmekte fayda var.

ABD Türkiye ve Mısır’ı işbirliğine teşvik ediyor

-Son zamanlarda hem Mısırlılar hem de Türklerle, Libya üzerine toplantılar gerçekleştirdiniz. Aralarında bir ‘Libya ateşkesine’ arabuluculuk mu yaptınız? Kahire ve Ankara'nın Libyalı tarafları bir anlaşmaya doğru itmek için ne yapmalarını bekliyorsunuz?
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Libya'da başarılı bir siyasi süreç için elverişli koşulları yaratmaya yardımcı olmak için ABD diplomatik araçlarını kullanma arzusu doğrultusunda geçtiğimiz Ağustos ayında ve bu ayın başlarında Kahire ve Ankara'da üst düzey yetkililerle yaptığım görüşmeler beni cesaretlendirdi. İstişarelerim, ABD, Mısır, Türkiye ve diğer uluslararası ortakların Libya siyasi diyaloğunu desteklemenin pratik yollarını aradıklarını gösteriyor. Bu tür istişareler, Libya ve bölgeyi tırmandırmak ve daha fazla istikrarsızlaştırmak yerine, çatışmaya barışçıl, müzakere edilmiş bir çözüm bulmanın ortak çıkarlarını anlamamıza yardımcı oluyor. Dolayısıyla, Mısır ve Türkiye'yi, yanlış hesaplamaları önlemek ve Libya'nın istikrarlı ve güvenli bir ülke olması konusunda ortak çıkarları için işbirliği inşa etmenin bir yolu olarak birbirleriyle doğrudan istişareye kesinlikle teşvik ediyorum.

Rus Wagner Libya’dan çekilmeli

-Sirte ve Cufra şehirlerini silahsızlandırma önerinizin anlamı nedir? Bu, Wagner Grubunun da onlardan çekildiği anlamına mı geliyor?
ABD, politikasının bir parçası olarak, paralı askerler ve sözleşmeli güçler de dahil olmak üzere tüm yabancı kuvvetlerin Libya’dan ayrılması çağrısında bulundu. Bu yabancı silahlı gruplar, Libya'yı daha fazla istikrarsızlaştırmaya ve çatışmayı tırmandırmaya hizmet etmekten başka bir şey yapmadı. Kremlin'e bağlı bir angajman şirketi olan Wagner Grubu, bu oyuncular arasında yer alıyor. Kısa vadede, önerdiğimiz şey, Sirte ve Cufra'dan silahsızlandırılmasının ardından bu bölgelerde, büyük olasılıkla ortak polis güçleri veya sivil güvenlik personeli ile kalacağı somut güven artırıcı önlemler almak. Libyalılar bu fikrin işe yaraması için daha ince ayrıntıları müzakere etmelidir. Bu, gerilimi azaltmaya yönelik ek adımları kolaylaştıran somut bir ilk adım olabilir. Wagner Grubu da dahil olmak üzere herhangi bir silahlı grubun varlığını sürdürmesi, yalnızca bu güven artırıcı önlemleri zayıflatacaktır.

Bu Rus paralı askerlerinin Moskova'daki en yüksek yetkili makam olan Kremlin'in onayı olmadan konuşlandırılamayacağını düşünüyor musunuz?
ABD, Wagner Grubu’nun varlığı dahil olmak üzere Libya’da herhangi bir yabancı askeri varlığa karşı çıkıyor. Gördüğünüz gibi ordumuz, yani AFRICOM, Rusya'nın askeri faaliyetlerini ve Rusya'nın silah ambargosunu ihlal ederek gelişmiş silahlar getirdiği vakaları kamuoyuna ifşa etti. Ne yazık ki, Wagner Grubu'nun Rus hükümeti adına hareket ettiğine dair hiçbir şüphe yok. Faaliyetleri Libya'nın istikrarını bozmaya yardımcı olmaktan öteye geçmiyor. Örneğin, Suriyeli ve diğer savaşçıların Batı Libya'dan çekilmesini isteyenler, Wagner Grubu ülkenin doğundaki varlığını pekiştirmeye devam ettiği sürece bunun olmasını umut edemezler.

-Rusya'nın Libya'da kendisine bir üs kurmaya çalıştığını düşünüyor musunuz ve doğruysa bu ne anlama geliyor?
Rusya'nın niyetini bildiğimi iddia etmiyorum ve bu Moskova'ya yöneltilmesi gereken bir soru. Bildiğim şey, Libyalıların ülkelerinde daha çok değil, daha az yabancı askeri varlık istedikleridir. Bu eğilimi paylaşıyoruz ve siyasi sürecin Libyalıların bunu başarmasına yardımcı olacak en iyi araç olduğuna inanıyoruz.

-Rusya geçtiğimiz günlerde oturup sizinle Libya hakkında konuşmayı teklif ettiğinden, ancak sizin bunu reddettiğinizden şikayet etti. Neden reddettiniz?
Rusya ile görüşmeyi asla reddetmedim. ABD, Libya da dahil olmak üzere Rusya ile düzenli temaslara sahiptir. Rus hükümeti, Wagner'in Libya'daki rolü ve siyasi sürece destek verme konusundaki tutumumuzun gayet farkında. Rusya içerisinde Libya siyasi çözümünü gerçekten destekleyen ve Rusya'nın Libya'daki meşru çıkarlarını siyasi diyalog yoluyla Rus ticaretini güçlendirmek ve terörle mücadele gibi elde edebileceğini fark eden bir kesim olduğunu düşünüyorum. Ancak Rusya'nın Libya'ya askeri yatırımı, bu tutuma zarar veriyor.

Wagner olmasaydı Türkiye müdahalesi olmazdı

-Libya'daki muhalifleriniz, Libya'daki Müslüman Kardeşler'i finanse ettiğinizi hatta desteklediğinizi ve Türk askeri müdahalesini görmezden geldiğinizi iddia eden muhalifleriniz tarafından sürekli eleştirilere maruz kalıyorsunuz. Buna yanıtınız nedir?
Libya çatışmasında herhangi bir tarafı desteklemiyoruz. Pratikte de LUO, Wagner paralı askerlerini Trablus’a saldırıya dahil etmeseydi Türklerin askeri bir müdahale gerçekleştirmesi mümkün olmazdı. Şimdi asıl zorluk, tüm Libyalılara -doğu, batı ve güney - egemenliklerini yeniden tesis etmek ve tüm yabancı savaş kuvvetlerinin ayrılışının önünü açmak için gerekli koşulları yaratmaları için yardım etmektir. ABD tüm taraflarla aktif diplomasi içindedir. Bu, Beyaz Saray’ın Libyalı taraflar arasındaki diyaloğu desteklemek için takınması gereken bir tutum. Artarak devam eden askeri hareketlilik, yanlış hesaplama riski ve yeni şiddet aşamalarıyla doludur. Libya'da yenilenen düşmanlıkların galip gelinemeyeceği herkes için açık olmalı, daha çok katliam, daha fazla suç faaliyeti, daha fazla yasadışı göç ve ortalama Libya vatandaşı için daha fazla sorun getirecektir. Dediğim gibi, Libya'ya herhangi bir yabancı askeri müdahaleye karşıyız ve teröristlere sıfır toleransımız var. Libyalılar arasındaki diyalog kapsamında bir siyasi çözüm tüm yabancı güçlerin çekilmesinin önünü açabilir ve Libya çatışmasının dayattığı istikrarsızlıkta gelişen sorunların çözümünü kolaylaştırabilir.
Aynı şekilde, milislerin silahsızlandırılıp terhis edilmesi veya mümkün olan her yerde sivil kontrol altındaki normal askeri veya güvenlik hizmetlerine entegre edilmesi gerekecektir. Bunun tam olarak nasıl olacağı, Libyalıların kendilerinin karar vereceği bir sorudur. Bu karar süreci, Libyalı taraflar arasındaki siyasi diyalog kapsamında siyasi bir çözümün ardından kurulacak olan egemen Libya'daki yeni siyasi kurumların ışığında daha etkili olacaktır.

ABD Doğu Akdeniz’de tarafsız

-Akdeniz'de petrol arama çalışmalarına ilişkin olarak Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türkiye arasındaki mutabakat ve güvenlik anlaşmasının meşruiyeti konusundaki görüşünüz nedir?
ABD, karasuları konusunda rekabet iddiaları içeren ikili deniz anlaşmazlıkları konusunda bir tavır almamaktadır. Bu, taraflar arasındaki bir uluslararası hukuk ve müzakere meselesidir. Anladığım kadarıyla UMH, LUO saldırısından kurtulmak için yapması gerekeni yaptı.

-Sayın Serrac size bu ayın sonunda görevden çekilmek istemesinin sebebini açıkladı mı? Hala bunun yakın bir zaman da gerçekleşmesini bekliyor musunuz?
Sorunuz için teşekkür ederim. Başbakan Serrac’ın istifa edeceği yönündeki açıklamasının gönüllü olarak istifa etme konusundaki tarihi kararı, Libya halkının çıkarlarını, kişisel çıkarlarının üzerinde tutmaya hazır olduğunu gösteriyor. Bu, saygı duyulması gereken bir tutum. Kesin zamanlamayla ilgili olarak, itiraf etmeliyim ki, duyurusu sırasında, Ekim ayı sonunda iktidarı yeni bir yöneticiye devredebileceğini umuyorduk. Ancak, Libya'daki Birleşmiş Milletler Destek Misyonu (UNSMIL), koronavirüs (Kovid-19) salgını ve diyaloğun düzenlenmesindeki diğer zorluklar nedeniyle Libyalı taraflar arasındaki diyalog toplantılarının mevcut tarihinin, bu konuyu Kasım ayına erteleyeceğini belirtti. Bu nedenle, en azından bu iktidar devri mümkün olana kadar Başbakan konumunda biraz daha kalmasını umuyor ve bekliyorum.

Hafter de siyasi çözümün parçası olabilir

-Birkaç ay önceki bir basın açıklamanızda,  Halife Hafter’e işaret ederek, Mısır’daki bazı kesimlerin Libya’da yanlış tarafa destek verdiğini ima ettiniz. Mısırlılar hala onu destekliyor mu veya Libya’nın doğusunda bulunan kabileler başta olmak üzere başka gruplar onu destekliyor mu? Ve ABD’nin onunla şu an bir bağlantısı var mı? 
Doğunun siyasi bakış açısını genişleten Kahire Bildirgesi ve Mısır’ın Hurgada güvenlik görüşmelerine ev sahipliği yapmak gibi önemli adımlarla müzakere ve diyaloğa verdiği destek, Mısırlıların askeri bir çözüme değil Libya çatışmasına siyasi bir çözüm sağlamaya yatırım yaptıklarına kanıttır. Mısırlılar adına konuşmak istemiyorum ancak; üst düzey yetkililerle yaptığım görüşmelerde, askeri tırmanışın yalnızca Libya’da istikrarsızlığa yol açtığını ve muhtemelen bölgeyi daha geniş çapta tehdit edeceğini kabul eden pragmatik bir yaklaşım sergilendi. Libya’nın komşusu olarak bu onların görmek istediklerinin tam tersi bir durum. Bu nedenle Mısır’ın siyasi çözüme destek vermek üzere attığı somut adımlar için duyduğum minnettarlığı burada tekrar etmek istiyorum.
Sorunuzun ikinci kısmına gelince; Halife Hafter ve LUO ile temaslarımız var. Tamamen siyasi bir yol izlemeye istekli olurlarsa çözümün bir parçası olabileceklerini kabul ediyoruz. LUO’nun petrol üretimine Libyalılar lehine devam edebileceğine söylemesi iyiye işaretti. Buradan temsilcilerinin bu hafta Cenevre’de 5+5 müzakerelerinde yapıcı bir tutum sergileyeceklerini anlıyoruz. LUO ile iletişimimiz tüm taraflarla geniş kapsamlı diplomatik ilişkilerimizin önemli bir parçasıdır. Taraf tutmakla karıştırılmamalıdır.



İran'ın Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırma girişimleri sürerken Şam buna karşılık veriyor

El-Kasir kırsalındaki Suriye-Lübnan sınırında konuşlu zırhlı aracın yanında nöbet tutan Suriyeli bir asker, 1 Nisan 2026 (AFP)
El-Kasir kırsalındaki Suriye-Lübnan sınırında konuşlu zırhlı aracın yanında nöbet tutan Suriyeli bir asker, 1 Nisan 2026 (AFP)
TT

İran'ın Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırma girişimleri sürerken Şam buna karşılık veriyor

El-Kasir kırsalındaki Suriye-Lübnan sınırında konuşlu zırhlı aracın yanında nöbet tutan Suriyeli bir asker, 1 Nisan 2026 (AFP)
El-Kasir kırsalındaki Suriye-Lübnan sınırında konuşlu zırhlı aracın yanında nöbet tutan Suriyeli bir asker, 1 Nisan 2026 (AFP)

Subhi Franciye

İran’ın, 8 Aralık 2024’te Beşşar Esed rejiminin düşmesiyle stratejik projesinin çökmesinden bu yana Suriye’deki istikrarı bozma girişimleri hiç durmadı. Tahran, o tarihten beri bölgedeki vekilleri (Lübnan’daki Hizbullah ve ona bağlı Iraklı milisler) aracılığıyla çeşitli yöntemler ve stratejiler izleyerek Suriye’deki faaliyetlerini yeniden düzenlemeye çalışıyor. Tahran, bölgedeki milisleri için görev dağılımı yapmış gibi görünüyor. Lübnan'daki Hizbullah, Suriye'nin güneyinde, Şam kırsalında, Humus’ta ve Lübnan sınırına bakan kıyı köylerinde ve şehirlerinde yeni hücreler kurmaya çalışıyor. Irak milisleri ise Deyrizor, Elbukemal ve Irak sınırına bakan bölgeler gibi Suriye'nin doğu bölgelerinde eleman devşirme faaliyetlerini yürütüyor.

Buna karşın Suriye hükümeti, bu girişimlere her türlü yolla karşı koymak için tüm imkanlarını seferber ediyor. Suriye hükümeti, son dönemde Suriye’deki İran destekli hücrelerin faaliyetlerini takip etmekten sorumlu komutanlarda değişiklikler yaptı ve geçtiğimiz nisan ayı başlarından beri bu hücrelere karşı ondan fazla operasyon düzenledi. Bu operasyonların sonuncusu 5 Mayıs Salı günü gerçekleştirildi. Operasyonla, üyeleri ‘yoğun özel eğitim aldıktan’ sonra Lübnan'dan Suriye topraklarına sızan Hizbullah'a bağlı ‘örgütlü’ bir hücre çökertildi.

Tahran için Suriye’deki nüfuzu kaybetmesi, on yıllardır büyük meblağlarda paralar harcayarak gerçekleştirmeye çalıştığı jeopolitik projesine ölümcül darbe niteliği taşıyor. Tahran, Suriye topraklarını uzun süredir Hizbullah'ı finanse etmek ve silahlandırmak amacıyla bir kara geçidi olarak kullanmıştı.

Ayrıca, Suriye'den Ürdün ve Körfez ülkelerine, Suriye kıyıları üzerinden Avrupa'ya ve Akdeniz'deki Arap ülkelerine tonlarca uyuşturucu kaçakçılığı ve üretimi için kullandığı milislerinin merkezi olarak da kullanıyordu. İran ayrıca, Lübnan'daki Hizbullah ve Irak'taki milislerin yanı sıra kendisine bağlı yabancı milisleri de göndererek, Suriye ordusu değil Tahran tarafından yönetilen bir Suriye askeri gücü oluşturmak amacıyla yerel milisler kurdu.

İran, Suriye’deki hücrelerini yeniden faaliyete geçirme girişimlerini sürdürüyor ve bu amaçla Irak ve Lübnan’daki milislerini kullanıyor.

Tahran’ın bu stratejisi, Esed rejiminin desteğiyle hayata geçirildi. Rejim, İran’ın faaliyetlerine göz yummakla kalmadı, Suriye toprakları üzerinden para ve silah sevkiyatlarının gerçekleştirilmesi için gerekli tüm kolaylıkları da sağladı. Beşşar Esed rejimi, Suriye Devrimi boyunca (2011-2024) Tahran'a Şam Uluslararası Havalimanı'nda İranlı askeri danışmanlar için bir merkez sağladı. Ayrıca Suriye’deki askeri üsler, DMO, Lübnan Hizbullah’ı, Iraklı milisleri ve Fatımiyyun Tugayı ve Zeynebiyyun Tugayı gibi sınır ötesi Arap olmayan İran destekli milisler ile onlarca yerel milis için üs ve silah deposu olarak sundu.

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından, Suriye'de Lübnan-Suriye sınırı yakınlarında Lübnan'a girmek için sıraya girmiş araçlar, 1 Ocak 2025 (Reuters)Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından, Suriye'de Lübnan-Suriye sınırı yakınlarında Lübnan'a girmek için sıraya girmiş araçlar, 1 Ocak 2025 (Reuters)

Kesintisiz milis temini ve kaçakçılık

Suriye'deki hücrelerini yeniden faaliyete geçirme girişimlerini sürdüren İran, bu amaçla Irak ve Lübnan'daki milislerini kullanıyor. Edindiğimiz bilgilere göre İran-Irak milisleri ve Lübnan'daki Hizbullah'ın yürüttüğü silah altına alma girişimlerinin sıklığı, geçtiğimiz şubat ayı sonlarında İran'da savaşın başlamasından bu yana arttı. Bunun arkasında Tahran'ın Washington ve Tel Aviv'in kendisine karşı başlattığı savaşın kapsamını genişletme arzusu yatıyor. İran, ABD’nin bölgedeki çıkarlarını hedef aldığı bahanesiyle Körfez ülkelerini doğrudan hedef almaya yöneldi ve Irak’taki milislerini Körfez'i (özellikle Kuveyt'i) hedef almaya itti. Hizbullah da İsrail'e saldırılar düzenleyerek Lübnan'ı yeni bir savaşa sürükledi. Hizbullah, Suriye'deki hücrelerini Suriye'den komşu ülkelere saldırılar düzenlemeye teşvik etmeye çalıştı, ancak Suriye hükümeti Şam kırsalında, Suriye'nin güneyinde ve Deyrizor'da düzenlediği operasyonlarla bu saldırıları engelledi.

Kaçakçılık faaliyetlerinin büyük bölümü, şu anda Suriye hükümetinin kontrolü dışındaki bölgelerden yapılıyor. Bu bölgeler, Ulusal Muhafızlar’ın kontrolündeki Suveyda’nın güneyinde yer alıyor.

Deyrizor’daki çeşitli yerel kaynaklar, Iraklı milislerin Beşşar Esed rejimi döneminde İran’a bağlı milis oluşumlarında yer almış unsurlarla iletişime geçmeye çalıştığını ve onlara aylık maaş teklif ederek ikna etmeye çalıştığını öğrendi. Bu arada Hizbullah da Suriye’nin güneyinde, Şam kırsalı, Humus kırsalında Suriye-Lübnan sınırına bakan şehir ve kasabalar ile Suriye sahilinde de benzer askere alma faaliyetleri yürütüyor. Edinilen bilgilere göre yürütülen bu silah altına alma faaliyetleri, sınır ötesi para, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetlerini desteklemek için kaçakçılık alanında çalışmış eski unsurları silah altına almanın yanı sıra Suriye hükümeti ve yetkililerine karşı operasyonlarda ve Suriye'nin güneyinden başlatılan sınır ötesi operasyonlarda kullanmak üzere eski savaşçıları kendi saflarına çekmeyi amaçlıyor.

Irak'tan Suriye'ye uyuşturucu, para ve silah kaçakçılığı yapılırken Lübnan'dan Suriye'ye uyuşturucu kaçakçılığı ve yasadışı insan ticareti yapılıyor. Suriye'den Lübnan'a yapılan kaçakçılık faaliyetleri ise Esed döneminde Hizbullah'ın sahip olduğu ve Suriye'de gizlenmiş silahların nakliyesine yönelik girişimlerle sınırlıdır. İran'dan Irak ve Suriye üzerinden gelen paralar da bu faaliyetlere ekleniyor.

Suriye'nin Halep kırsalındaki Şii köyü Nubl'da bir benzin istasyonunda çekilen fotoğrafta, eski Cumhurbaşkanları Hafız ve Beşşar Esed ile eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve İran'ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’i bir arada gösteren yırtılmış bir afişi görülüyor, 11 Aralık 2024 (Reuters)Suriye'nin Halep kırsalındaki Şii köyü Nubl'da bir benzin istasyonunda çekilen fotoğrafta, eski Cumhurbaşkanları Hafız ve Beşşar Esed ile eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve İran'ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’i bir arada gösteren yırtılmış bir afişi görülüyor, 11 Aralık 2024 (Reuters)

Suriye’den Ürdün’e uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetleri, Beşşar Esed’in iktidarı dönemine kıyasla çok daha azalsa da halen devam ediyor ve çeşitli yollardan gerçekleştiriliyor. Suriye'nin güneyindeki kaynaklardan edinilen bilgilere göre kaçakçıların Ürdün'e sokmaya çalıştıkları uyuşturucu maddelerin başında, Lübnan'dan Suriye'ye Hizbullah ile bağlantılı kaçakçılar ve tüccarlar tarafından geçirilen captagon hapları ve esrarın yanı sıra, Irak'tan Iraklı milislerle bağlantılı kaçakçılar ve tüccarlar tarafından kaçırılan metamfetamin geliyor. Bu uyuşturucu ticareti, Lübnan, Irak ve bölgedeki İran bağlantılı milislerin en önemli finansman kaynaklarından birini oluşturuyor.

 Bu kaçakçılık operasyonlarında araç sürücüleri, engebeli arazilerde hareket edebilen taşıyıcılar, içi captagon hapları ve esrarla doldurulmuş plastik havan mermileri, ayrıca balonlar ve ucuz insansız hava araçları (İHA) kullanılıyor. Ürdün ordusu, 3 Mayıs Pazar günü yayınladığı açıklamada, uyuşturucu ticareti için stratejilerin ve kaçakçılık yöntemlerinin değiştiğine değinirken, uyuşturucu tüccarları ile kaçakçılarının yeni yöntemlere başvurduğunu belirtti.

Kaçakçılık faaliyetlerinin çoğu şu anda Suriye hükümetinin kontrolü dışındaki topraklarda gerçekleştiriliyor. Bu bölgeler, Ulusal Muhafızlar’ın kontrolündeki Suveyda'nın güneyinde yer alıyor. Bu durum, Dera'da ve tamamen Şam’ın kontrolü altında bulunan Ürdün ve Irak sınırındaki şehir ve bölgelerde uyuşturucu tüccarlarını ve kaçakçılarını takip eden Suriye hükümeti güçlerinin yerine Ürdün ordusunun müdahale etmesini açıklıyor. Ürdün ordusu, 3 Mayıs Pazar günü şafak vakti uyuşturucu üreticileri ve kaçakçılarına ait mevkilere yönelik birkaç hava saldırısı düzenledi. Ürdün ordusu tarafından yapılan açıklamada, silah ve uyuşturucu kaçakçılarına ait bazı hedeflerin vurulduğu belirtildi.

Şam, İran'ın etkisine karşı mücadele güçlerini yeniden yapılandırıyor

İran ve milislerinin Suriye ve bölgede istikrarı bozma girişimlerine karşı koymak ve Suriye topraklarının bölge ülkelerine yönelik saldırılar için bir üs olarak kullanılmasını önlemek, İran’ın kaos yaymasını ve bölgesel güvenliği baltalamasını engellemek amacıyla Şam, Suriye'deki İran hücreleri ve milislerini takip etmekten sorumlu yetkililer ve komutanlar üzerinde değişiklikler yaptı. Aldığımız bilgiye göre geçtiğimiz nisan ayında Suriye hükümeti bu dosyada görevli yetkililerin ve komutanların sayısını artırdı. İran milislerinin yöntem ve taktiklerine ilişkin bilgi ve deneyime sahip olanlar ile küçük ve gizli hücreleri takip etmek ve bunlarla mücadele planları hazırlamak konusunda deneyimli kişiler bu göreve getirildi.

Sınır ötesi kaçakçılıkla mücadele konusunda Amman ve Bağdat ile koordinasyonunu güçlendirmeye çalışan Suriye hükümeti, bu konunun Suriye’nin güvenliğini en ön planda etkilemesi nedeniyle ona büyük önem veriyor.

Şam, kalan hücrelere karşı güvenlik operasyonlarını hızlandırmak, aralarındaki iletişim yöntemlerini ve mekanizmalarını, ayrıca bu hücrelerin kısa ve uzun vadeli planlarını anlamak amacıyla, bir yandan iç güvenlik güçleri ve istihbarat birimleri ile diğer yandan bu hücrelere mensup tutukluların sorgulanmasında uzmanlaşmış birimler arasındaki koordinasyon operasyonlarını ve mekanizmalarını da güçlendirdi. Suriyeli bir güvenlik kaynağı yaptığı açıklamada, Suriye hükümetinin bu hücrelerle mücadelede çok hızlı hareket ettiğini, yakalama sürecinden başlayarak, soruşturma yoluyla ve istihbarat ve tutuklulardan elde edilen bilgilere dayalı güvenlik operasyonlarının uygulanmasına kadar ilerlediğini, geçen şubat ayından bu yana yürütülen güvenlik operasyonlarının Suriye hükümetinin bu hücrelerle mücadeledeki performansında kayda değer bir gelişme gösterdiğini ifade etti.

Suriye İçişleri Bakanlığı, 5 Mayıs Salı günü Genel İstihbarat Teşkilatı ile yapılan koordinasyonla, ülkenin güvenliğini ve simgelerini hedef alan bir terör eylemine karşı önleyici ve yıkıcı bir darbe indirmeyi başardığını duyurdu. Bu darbe, Şam, Halep, Humus, Tartus ve Lazkiye'nin kırsal bölgelerini kapsayan eşzamanlı güvenlik operasyonlarıyla indirildi. Operasyonlar sonucunda, Lübnan'da yoğun özel eğitim aldıktan sonra Suriye topraklarına sızan Hizbullah milislerine bağlı organize bir hücre çökertildi.

Açıklamaya göre çökertilen hücre, üst düzey hükümet yetkililerini hedef alan sistematik suikastları içeren yıkıcı bir gündemi uygulamak üzereydi. Patlatılmaya hazır el yapımı patlayıcılar, roketatarlar (RPG) ve bunların fişekleri ile otomatik tüfekler, el bombaları ve çeşitli mühimmatları içeren ‘eksiksiz bir askeri teçhizat cephaneliğine’ el konulduğu belirtilen açıklamada, ayrıca, özel dürbünler ve kameralar gibi gözetleme ve teknik destek ekipmanları da ele geçirildiği ve hücrenin yıkıcı planlarını uygulamaya koymak için son hazırlık aşamasında olduğu ifade edildi.

Lübnan-Suriye sınır bölgesindeki Hizbullah üyeleri (The New York Times)Lübnan-Suriye sınır bölgesindeki Hizbullah üyeleri (The New York Times)

Suriye İçişleri Bakanlığı, 19 Nisan Pazar günü yaptığı açıklamada, istikrarı sarsmayı ve kamu güvenliğini bozmayı amaçlayan girişimleri engellediğini duyurdu. Bakanlık, bu girişimlerin arkasında eski rejim mensupları ile Lübnan'daki Hizbullah örgütüyle bağlantılı hücrelerin olduğunu belirtti.

Bakanlık ayrıca engellenen bu girişimlerden birinin Kuneytra’da gerçekleştiğini belirtti. Açıklamaya göre burada, sınır dışındaki bölgeden saldırılar düzenlemeyi planlayan Hizbullah ile bağlantılı bir hücre yakalandı. Bu, hücrenin Suriye içinden İsrail topraklarını hedef almaya çalıştığının açık bir işaretiydi. İçişleri Bakanlığı'na göre ele geçirilen silahlar arasında, profesyonel olarak hazırlanmış ve sivil nakliye aracında saklanmış roketler ve fırlatma rampaları da bulunuyordu.

23 Nisan'da yayınlanan bir Al-Majalla haberinde, Lübnan'daki Hizbullah'ın Suriye-Lübnan sınırındaki varlıklarını ve güçlerini yoğunlaştırdığını ve aralarında Beşşar Esed'in kaçışı ve rejiminin çöküşünün ardından Suriye'den kaçan, daha önce rejim saflarında ve Hizbullah ile İran'a bağlı milisler arasında yer almış Suriyeli militanları bölgeye gönderdiğini bildirmişti. Habere göre Hizbullah, Esed rejimi döneminde Suriye'de faaliyet gösteren İran milislerinin saflarında yer almış eski savaşçıları, aylık 300 dolara varan maaşlar karşılığında saflarına katmaya çalışıyordu. Haberde, Suriye hükümetinin Lübnanlı liderlere, Hizbullah ile herhangi bir doğrudan çatışmaya girme niyetinde olmadığını defalarca teyit ettiği ve Suriye'nin Lübnan'a müdahalesinin Şam'ın planları arasında yer almadığı belirtildi. Ancak Lübnan hükümetinin, Suriye ile olan sınırlarını güvence altına almak ve Hizbullah'ın Suriye sınırından geçerek gündemini ve saldırılarını gerçekleştirmesini engellemek için elinden gelen her türlü çabayı göstermesi gerektiği vurgulandı.

Suriye-Ürdün ve Suriye-Irak iş birliği

Suriye hükümeti, sınır ötesi kaçakçılıkla mücadele konusunda Amman ve Bağdat ile koordinasyonunu güçlendirmeye çalışıyor. Suriye hükümeti, bu konuya büyük önem veriyor, çünkü bu konu öncelikle Suriye'nin güvenliğini ilgilendiriyor. Silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, Şam'ın güvenliği sağlama ve İran'ın ülkede kaos yaratmasını önleme çabalarını baltalıyor. Ayrıca bu kaçakçılık faaliyetleri bölgenin ve Arap ülkelerinin güvenliğini de etkilerken İran destekli milislere silah ve para sağlıyor. Bu da onlara kendilerini finanse etmeleri için bölgede uyuşturucu ticaretini yayma gücü veriyor. Böylece, Tahran'a ve Ortadoğu'daki istikrarı sarsmayı amaçlayan gündemine hizmet etmek için bölge ülkelerine karşı askeri operasyonlar düzenleyebiliyorlar. Ayrıca, Suudi Arabistan ve Ürdün'den Suriye kıyılarına ve Türkiye'ye uzanması planlanan enerji koridorunu inşa etmek için bölge ülkelerinin tüm çabalarını da sekteye uğratıyorlar.

Suriye'nin güneyi, güvenlik ve siyaset açısından karmaşık bir durumdadır. İsrail, Suveyda'daki milis gruplarının koruyucu kalkanı olarak hareket ediyor ve bu konuyu Şam ile müzakereler için bir koz olarak kullanıyor.

Bir yandan Şam ile Amman, diğer yandan Şam ile Bağdat arasındaki iletişim kanalları açık ve Suriye’nin birçok güvenlik operasyonu bu koordinasyonun operasyonel yönünü yansıtıyor. Suriye hükümeti, geçtiğimiz nisan ayı sonlarında Suriye-Irak sınırından silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapan büyük bir şebekeyi çökertti. Taraflar arasında koordineli olarak gerçekleştirilen operasyon sonucunda, komşu ülkelerden birine kaçırılmak üzere hazırlanan bir milyon 730 bin adet captagon hapına el konuldu. Suriye İçişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre iki haftadan kısa süre sonra, 2 Mayıs Cumartesi günü, uluslararası bir kaçakçılık çetesini çökertti ve gizli üretim tesislerini ortaya çıkardı. Açıklamada, hassas istihbarat izleme ve takip operasyonlarının ardından Narkotikle Mücadele Dairesi'nin Rankus’taki sınır bölgesinde faaliyet gösteren uluslararası kaçakçılık şebekesini çökertmeyi başardığı ve Lübnan'dan Suriye toprakları üzerinden komşu ülkelere kaçırılmak üzere gelen yaklaşık 1 milyon adet captagon hapı ve 1 kilogram esrar içeren devasa bir sevkiyat ele geçirdi. Açıklamaya göre sevkiyat, Lübnan'dan Suriye toprakları üzerinden komşu ülkelere kaçırılmak üzereydi. Ayrıca Suriye güvenlik güçleri, captagon haplarının üretimi için kullanılan eski tesisleri de ele geçirdi. Bu tesislerde, hammadde, makineler ve gelişmiş lojistik ekipmanlar bulundu.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Amman'da düzenlenen toplantıda bir araya geldi, 12 Ağustos 2025 (AFP)Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Amman'da düzenlenen toplantıda bir araya geldi, 12 Ağustos 2025 (AFP)

Kaynaklar, Ürdün hükümetinin geçtiğimiz nisan ayında Suriye'den Ürdün'e yönelik 20'den fazla uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini, bunların yaklaşık sekizinin tek bir günde gerçekleştiğini belirtti. Bu faaliyetlerin büyük çoğunluğu, Suveydalı silahlı grupların tek çatı altında bir araya geldiği Ulusal Muhafızların kontrolü altındaki Suriye-Ürdün sınırından gerçekleştirildi. Bunun yanı sıra 9 Nisan'da Nasib (Cabir) Sınır Kapısı’nda Suriye ve Ürdün hükümetleri arasında gerçekleştirilen ortak operasyonla, captagon üretiminde kullanılan başlıca maddeler ve esrar kaçakçılığı girişimi engellendi. Aynı ay içinde Suriye hükümeti, Şam kırsalında, Telul el-Safa'nın doğusundaki çölde bulunan bir yoldan Ürdün sınırına captagon sevkiyatı yapan bir uyuşturucu kaçakçısını yakaladı.

Öte yandan Ürdün savaş uçakları, 3 Mayıs Pazar günü şafak vakti, Suveyda'nın güneyindeki bazı noktalara hava saldırıları düzenledi. Ürdün ordusu, bu noktaların silah ve uyuşturucu depolama yerleri olduğunu açıkladı. Ürdün ordusunun bu müdahalesi, Suriye hükümetinin ülkenin güneyinde güvenliği sağlama ve kaçakçılıkla mücadele konusunda yaşadığı operasyonel felç durumunu yansıttı. Ürdün’ün hava saldırıları, Suriye hükümetinin operasyon düzenleme niyetinde olmadığı bölgeleri de kapsadı. Bu bölgeler, Ulusal Muhafızlar ve Suveyda'daki diğer grupların kontrolündeki ilin güneyinde yer alıyor. Çünkü Şam, Suveyda'daki Dürzileri koruduğunu iddia eden İsrail ile çatışmaya girmek istemiyor. Bu gruplar, rejim ordusu ve İran milislerinde görev yapmış savaşçıları ve komutanları barındırıyor ve Şam, onları Suriye ve bölgesel güvenliğe yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyor.

Geçtiğimiz nisan ayında sıklığı artan kaçakçılık girişimlerinin engellenmesi ve operasyonlar, bölgedeki İranlı ve yerel milislerin son dönemde maddi kazanç elde etmeye çalıştığını ortaya koydu. Bu durum, İran’ın geçtiğimiz şubat ayı sonlarından bu yana ABD ve İsrail ile sürdürdüğü savaşın gölgesinde, bu milislerin karşı karşıya kaldığı finansman sıkıntısına işaret ediyor.

Washington, güney sorununu çözmek için harekete geçti

Suriye'nin güneyi, güvenlik ve siyaset açısından karmaşık bir durumda. İsrail, Suveyda'daki grupların koruyucusu konumunda ve bu konuyu, bölgedeki İsrail politikasına uygun bir güvenlik anlaşmasına varmak ve Şam ile Tel Aviv arasında normalleşmenin temelini atmak için Şam ile müzakerelerde koz olarak kullanıyor.

Buna karşın Şam, Tel Aviv'in güneydeki politikasının, İran ve Hizbullah'ın istismar ettiği güvenlik kaosunun yayılmasına katkıda bulunduğunu ve Suriye'nin güneyindeki uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığı sorunlarının çözülmesini ve ortadan kaldırılmasını engellediğini değerlendiriyor.

Washington'ın destekleyebileceği olası çözümlerden biri, Şam ile SDG arasında imzalanan anlaşmaya benzer şekilde Şam ile Suveyda arasında yapılacak bir anlaşma olabilir.

Washington son zamanlarda Suriye'nin güneyi meselesine yöneldi. Batılı bir kaynaktan edinilen bilgilere göre ABD, geçtiğimiz haftalarda Suriye'nin güneyi meselesini çözüme kavuşturmak amacıyla harekete geçti ve Şam ile Tel Aviv arasındaki müzakere sürecinde durgunluğu kırmaya çalıştı. Yine aynı bilgilere göre Washington, Şam ve Tel Aviv hükümetleri arasındaki büyük uçurum nedeniyle bu konuda yakın zamanda bir ilerleme olacağını düşünmüyor. Ancak bununla birlikte, bölgesel güvenlik açısından büyük önemi ve ABD yönetiminin İran'ın Ortadoğu'daki ekonomik ve askeri gücünü ortadan kaldırma yönündeki eğilimleri nedeniyle güney meselesinin çözülmesi gerektiğini düşünüyor. Kaynaklar, Washington'ın güney meselesini çözmek ve Suveyda sorununu taraflar arasındaki güvenlik anlaşmasından ayırmak için Tel Aviv'e daha fazla baskı uygulayacağını öngörüyor. Aynı zamanda Washington, taraflar arasında doğrudan askeri bir çatışmaya varılmadan Suveyda gruplarıyla anlaşma sağlanması için Şam'a baskı uygulayabilir. Kaynaklar, Washington'ın destekleyebileceği olası çözümlerden birinin, Şam ile SDG arasında yapılan anlaşmaya benzer şekilde Şam ile Suveyda arasında imzalanacak bir anlaşma olabileceğini öne sürdü.

Suriye’nin güneyinde, güçlerin ve coğrafyanın birleştirilmesi ve Suriye hükümetinin bölgede kontrolünü pekiştirmesi, Amman’ın bu konuda kendisiyle aynı safta olduğunu düşünen Şam için kaçakçılıkla mücadelenin temel dayanaklarından birini oluşturuyor. Şam, bu konuda, Ürdün'ün güneyde yerel güçlere askeri özerklik tanıyan herhangi bir çözüme karşı çıkacağına ve Suriye hükümeti dışındaki herhangi bir yerel güçle koordinasyon veya iş birliği yapmayı reddedeceğine inanıyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Üçlü komite, Irak’taki silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda Washington ile müzakere ediyor

Halk Seferberlik Güçleri tugaylarından birine ait bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)
Halk Seferberlik Güçleri tugaylarından birine ait bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)
TT

Üçlü komite, Irak’taki silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda Washington ile müzakere ediyor

Halk Seferberlik Güçleri tugaylarından birine ait bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)
Halk Seferberlik Güçleri tugaylarından birine ait bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, aralarında üç üst düzey ismin bulunduğu Iraklı bir komite, silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik ‘uygulama planını’ tamamlamaya yaklaştı. Söz konusu planın önümüzdeki günlerde Amerikalı yetkililere sunulmasının hedeflendiği belirtildi.

Bu süreç, yeni hükümet kapsamında hassas güvenlik kurumlarının yönetiminde beklenen değişikliklerle eş zamanlı yürütülürken, hükümet kaynakları planın ‘zaman kazanma girişiminin ötesine geçmeyeceği’ görüşünü dile getirdi. Buna karşılık üç silahlı grubun temsilcileri, ‘silah bırakmayacaklarını’ açık şekilde ifade etti.

Washington, İran’a yakın silahlı grupların silahsızlandırılması ve bu yapıların temsilcilerinin yeni hükümette yer almamasını sağlamak amacıyla Irak’taki Şii iktidar partileri üzerindeki baskısını artırıyor. Bu baskının, Bağdat’ta yeni hükümetin kurulma süreci yaklaşırken somut adımlara dönüşmesinin beklendiği belirtiliyor.

Silahsızlanma müzakereleri

İlk kez kamuoyuna yansıyan bilgilere göre komitede, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri yer alıyor. Komitenin, silahlı grupların liderleriyle gizli görüşmeler yürüttüğü ve bu görüşmelerde ‘silahsızlanma ve milis unsurların devlet yapısına entegre edilmesine yönelik fikirlerin’ gündeme getirildiği belirtildi. Ancak kaynaklara göre bazı toplantılar sakin geçmedi.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, İran’a tarihsel olarak yakınlığıyla bilinen Amiri’nin komitede yer almasının, silahlı grupların güvenini kazanmak ve onları devlet yapısına entegre olmaya ikna etmek amacı taşıdığını ifade etti. Ayrıca komitenin, Şii siyasi blok olan Koordinasyon Çerçevesi tarafından tam yetkiyle görevlendirildiği aktarıldı.

Kaynaklara göre, Şii siyasi partiler ile silahlı grupların liderleri arasında ciddi bir güvensizlik ve karşılıklı suçlama atmosferi hâkim. Aynı kaynaklar, Zeydi hükümetinin silahların kontrolü ve Washington’ın ‘çeşitli yollarla kasıtlı olarak İran’a aktarıldığını’ öne sürdüğü mali kaynaklar konusunda köklü reformlar yapmasının önünde ciddi engellerle karşılaşabileceğini değerlendirdi.

Zeydi, hükümeti kurmakla resmen görevlendirilmesinden bu yana ABD yönetiminden güçlü destek görüyor. Ancak birçok gözlemci, İran nüfuzunun sınırlandırılması ve milis gruplarla Irak devleti arasındaki bağların koparılması yönünde beklenen adımların atılmaması halinde Washington ile yaşanan ‘balayı döneminin’ sona erebileceği görüşünde.

 Koordinasyon Çerçevesi tarafından paylaşılan fotoğrafta, sağdan sola sırasıyla yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ve görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani görülüyor.Koordinasyon Çerçevesi tarafından paylaşılan fotoğrafta, sağdan sola sırasıyla yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ve görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani görülüyor.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi arasında geçtiğimiz çarşamba günü gerçekleştirilen telefon görüşmesinin, Washington’ın milis unsurlarını yalnızca üst düzey bakanlık görevlerinden değil, genel müdürlük pozisyonlarından da uzaklaştırmak istediğine işaret ettiği belirtildi.

Kaynaklara göre Zeydi’ye yakın isimler, Hegseth ile yapılan görüşmenin içeriğinden ‘Washington’ın gözünde yeni Bağdat hükümetinin meşruiyetinin, milis grupları devlet kurumlarından uzaklaştırma kapasitesine bağlı olduğu’ sonucunu çıkardı.

Üst düzey bir siyasi yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kısa süre önce oluşturulan komitenin çalışmalarını Amerikan baskısı altında hızlandırdığını söyledi. Yetkili, güvenlik danışmanlarının aylardır silahların toplatılması veya silahlı unsurların entegrasyonu konusunda çeşitli seçenekler üzerinde çalıştığını, ancak son haftalarda sürecin ivme kazandığını ifade etti.

Yetkili ayrıca,'uygulama planının’ silahlı grupların ağır ve orta ölçekli silahlarının toplanmasını ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılmasını içerdiğini aktardı. Ancak bunun nasıl uygulanacağına dair ayrıntı paylaşılmadı.

Irak’ta Halk Seferberlik Güçleri’nin geleceğine ilişkin belirsizlik sürerken, bu yapının Amerikan baskılarına boyun eğip eğmeyeceği ve silahsızlandırma projesinin parçası olup olmayacağı konusunda soru işaretleri devam ediyor.

‘Zaman kazanmak’ için bir proje

Iraklı siyasetçiler, emekli ABD’li General David Petraeus’un bu hafta Bağdat’ı ziyaret edebileceğini ve ziyaretin amacının ‘yeni hükümetin milis gruplarla bağlarını tamamen koparıp koparmayacağını yerinde görmek’ olduğunu ifade ediyor.

Ancak Petraeus’un söz konusu Bağdat ziyareti sırasında hangi resmi sıfatı taşıyacağı henüz doğrulanmış değil.

Petraeus, 2003 sonrası Irak savaşının önde gelen komutanlarından biri olarak biliniyor. Adı özellikle, Saddam Hüseyin yönetimini deviren işgal sırasında 101. Hava İndirme Tümeni’nin komutasını üstlenmesiyle öne çıkmıştı.

Daha sonraki deneyimleri de onu bugün silahlı grupların silahsızlandırılması dosyasında etkili bir aktör haline getiriyor. Petraeus’a 2004 yılında, mezhepsel şiddetin yükseldiği dönemde yerel güvenlik güçlerinin eğitimi görevi verilmiş, bu süreçte aralarında Hadi el-Amiri’nin de bulunduğu bazı milis yapıları yöneten siyasi liderlerle yakın temas kurmuştu.

Iraklı kaynaklar, komitenin üzerinde çalıştığı ‘uygulama planının’, Zeydi hükümetinin silahlı grupları silahsızlandırma konusunda ciddi olduğu yönünde Amerikalıları ikna edebilecek bazı ‘umut verici fikirler’ içerebileceğini belirtiyor. Ancak aynı kaynaklar, planın gerçekten uygulanacağı konusunda ciddi şüpheler bulunduğunu ve bunun, Zeydi hükümetinin kurulmasını sağlamak ve İran ile ABD arasındaki savaşın sona ermesini beklemek amacıyla yürütülen bir ‘zaman kazanma operasyonu’ olabileceğini ifade ediyor.

Önde gelen Şii danışmanlardan biri ise “Silahlı grupların silahları konusunda izlenen oyalama politikası, sonunda iktidardaki koalisyonun terörü destekleyen siyasi bir yapı olarak değerlendirilmesine yol açacak. Bu da Irak’ın ‘haydut devlet’ olarak sert ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalması anlamına gelir” değerlendirmesinde bulundu.

Zeydi, 14 maddelik hükümet programında ilk sıraya ‘silahların yalnızca devletin kontrolünde olması ve hukukun üstünlüğünün uygulanması’ hedefini yerleştirmişti. Ancak programda aynı zamanda Halk Seferberlik Güçleri’nin savaş kapasitesinin geliştirilmesi ve askeri sistem içindeki görev ve sorumluluklarının yeniden tanımlanmasına ilişkin bir madde de bulunuyor.

Iraklı bir yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘Washington’ın, silahlı grupların liderleri ve üyelerinin yeni hükümete sızmasını önlemek amacıyla Bağdat üzerindeki baskısını gevşetmek istemediğini’ söyledi.

 Halk Seferberlik Güçleri’ne bağlı bir birlik (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)Halk Seferberlik Güçleri’ne bağlı bir birlik (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)

‘Silahlarımızı teslim etmeyeceğiz’

ABD’nin artan baskısına karşılık Irak’taki bazı silahlı grupların daha sert bir tutum benimsediği bildirildi. Bir milis grubunun sözcüsü, Ketaib Hizbullah, Nuceba Hareketi ve Ketaib Seyyid eş-Şüheda’nın silahlarını hiçbir tarafa teslim etmeyi kabul etmediğini söyledi.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen sözcü, söz konusu üç grubun ‘silahsızlanma konusundaki reddiyelerinin doğurabileceği her türlü bedeli göze almaya hazır olduklarını’ ifade etti.

Kaynaklara göre bu silahlı yapılar, ABD’nin olası yaptırımlarını geçmişte yaşanan savaş sürecinden daha ağır görmüyor ve yaşananların, suikastlar ya da altyapı tahribatı dahil olmak üzere daha fazla güç kazanmalarına zemin hazırladığını değerlendiriyor.

Sözcü, “Savaş bize nasıl daha fazla güç kazanabileceğimizi gösterdi” ifadesini kullandı.

Koordinasyon Çerçevesi içinde ise Washington’ın yalnızca silahlı grupları değil, silah kullanımından uzak duran ve parlamentoda sandalyesi bulunan yapıları da devlet kurumlarından dışlamak isteyip istemediği tartışılıyor.

Bu gruplardan özellikle Asaib Ehli’l Hak, geçmişte Mustafa el-Kazımi döneminde uygulanan modele benzer şekilde, kabineye bağımsız isimler önererek dolaylı etki kurma seçeneklerini değerlendiriyor.

Diğer yandan ABD Hazine Bakanlığı dün, petrol kaçakçılığıyla bağlantılı olduğu belirtilen kişi ve yapılara yaptırım uyguladı. Bu listede, Kays el-Hazali’nin kardeşi Leys el-Hazali de yer aldı. Leys el-Hazali’nin daha önce hem içişleri hem de bazı hizmet bakanlıkları için aday gösterildiği iddia edilmişti.

Aynı yaptırım listesinde Ali Maaric el-Behadili de bulunuyor. Kaynaklara göre Behadili’nin petrol bakanlığı için bazı siyasi çevreler tarafından önerildiği belirtiliyor.

Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı siyasetçiler, yaptırımların ‘istenmeyen adayları saf dışı bırakmayı ve süreci başka isimlere yönlendirmeyi amaçlıyor olabileceğini’ ifade ediyor.

Silahsızlanma müzakerelerinin özü, bir Iraklı yetkilinin ifadesiyle, milis grupların ABD’yi tahrik etmeyecek şekilde yeniden konumlandırılması tartışmalarına dayanıyor. Ancak aynı yetkili, sürecin tamamen statükoyu değiştirmeyeceğini söyleyerek önemli bir değişim ihtimaline de dikkat çekti.

Yetkiliye göre yeni hükümet döneminde yapılacak bazı güvenlik atamaları, silahlı grupların hassas devlet kurumlarındaki etkisini azaltabilir; bu kapsamda istihbarat teşkilatının başına Sünni bir ismin getirilmesi olasılığı da değerlendiriliyor.


Libya’nın Zaviye kentinde çatışmalar... Şehirdeki petrol rafinerisinde olağanüstü hâl ilan edildi

Libya’daki Şarara petrol sahasının genel görünümü (Reuters – Arşiv)
Libya’daki Şarara petrol sahasının genel görünümü (Reuters – Arşiv)
TT

Libya’nın Zaviye kentinde çatışmalar... Şehirdeki petrol rafinerisinde olağanüstü hâl ilan edildi

Libya’daki Şarara petrol sahasının genel görünümü (Reuters – Arşiv)
Libya’daki Şarara petrol sahasının genel görünümü (Reuters – Arşiv)

Reuters’a konuşan mühendisler, Libya’daki Zaviye Petrol Rafinerisi çevresinde çıkan çatışmalar nedeniyle bugün tesiste acil durum ilan edildiğini bildirdi.

Zaviye, başkent Trablus’un yaklaşık 40 kilometre batısında bulunuyor ve günlük 120 bin varillik kapasitesiyle Libya’nın faaliyet gösteren en büyük petrol rafinerisine ev sahipliği yapıyor.

Rafineri ayrıca, günlük 300 bin varil üretim kapasitesine sahip Şarara petrol sahasına bağlı bulunuyor.

Zaviye Emniyet Müdürlüğü, Ortak Güvenlik Odası ve kentteki diğer güvenlik birimleri bugün geniş çaplı bir güvenlik operasyonunun başlatıldığını duyurdu. Açıklamada, operasyonun ‘suçluların, aranan kişilerin, yasa dışı grupların ve kamu güvenliği ile toplumsal barışı tehdit eden unsurların hedef alınmasını’ amaçladığı belirtildi.

Kentteki bir görgü tanığı, Alman haber ajansı DPA’ya yaptığı açıklamada, çatışmaların bugün sabah saatlerinden itibaren rafineri yakınında başladığını ve bölgede alarm sirenlerinin çaldığını söyledi. Tanık, çatışma işaretlerinin bir gün önceden ortaya çıktığını, güvenlik güçlerinin bölgede yığınak yaptığını ve rafineri yakınındaki bazı yerleşim alanlarının boşaltıldığını aktardı.

Görgü tanığına göre çatışmalar, Trablus hükümetine yakınlığıyla bilinen Muhammed Bahrun komutasındaki Güvenlik Müdürlükleri Destek Gücü ile Bingazi merkezli hükümetin İçişleri Bakanı’na yakınlığıyla tanınan Osman el-Leheb liderliğindeki Destek Taburu da dahil olmak üzere çeşitli güvenlik grupları arasında yaşanıyor.

Ortak Güvenlik Odası, operasyonun devlet otoritesini tesis etmeyi, suç kaynaklarını kurutmayı ve güvenlik kaosu ile kontrolsüzlüğe son vermeyi amaçlayan kapsamlı bir güvenlik planının parçası olduğunu açıkladı. Açıklamada vatandaşlara güvenlik güçleriyle iş birliği yapmaları ve şüpheli hareketleri bildirmeleri çağrısında bulunuldu.

Şu ana kadar çatışmalarda taraflar arasında ya da siviller arasında can kaybı yaşandığına ilişkin resmi bir bilgi paylaşılmadı. Ancak kentte faaliyet gösteren Libya Kızılayı, mahsur kalan vatandaşlardan çok sayıda yardım çağrısı aldığını duyurdu. Rastgele düşen havan ve top mermilerinin bazı evlere isabet etmesi nedeniyle siviller arasında korku ve paniğin arttığı belirtildi.

Öte yandan Zaviye Petrol Rafinerisi Şirketi, tesis içerisindeki çeşitli noktalara ağır silahlardan atılan çok sayıda merminin düştüğünü ve bunların operasyon alanlarına kadar ulaştığını açıkladı. Şirket, çalışanların güvenliği, tesislerin korunması ve çevrenin zarar görmemesi amacıyla rafinerinin tamamen durdurulduğunu ve limandaki tankerlerin tahliye edildiğini bildirdi. Şirket açıklamasında ayrıca, bir gün önce devreye alınan acil durum komitesinin gelişmeleri takip etmeyi sürdürdüğü kaydedildi.