İran’dan ABD yaptırımlarını aşmak için petrol karşılığı mal takası önerisi

İran Petrol Bakanı Zengene, çarşamba günü Bakanlar Kurulu toplantısında konuşurken yanında Çalışma ve Sosyal Refah Bakanı Şeriatmedari görülüyor (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Petrol Bakanı Zengene, çarşamba günü Bakanlar Kurulu toplantısında konuşurken yanında Çalışma ve Sosyal Refah Bakanı Şeriatmedari görülüyor (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran’dan ABD yaptırımlarını aşmak için petrol karşılığı mal takası önerisi

İran Petrol Bakanı Zengene, çarşamba günü Bakanlar Kurulu toplantısında konuşurken yanında Çalışma ve Sosyal Refah Bakanı Şeriatmedari görülüyor (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Petrol Bakanı Zengene, çarşamba günü Bakanlar Kurulu toplantısında konuşurken yanında Çalışma ve Sosyal Refah Bakanı Şeriatmedari görülüyor (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran hükümeti, ABD’nin, petrol satışlarına uyguladığı yaptırımları ve dolarla ticaret yapmasına yönelik engellemelerini atlatma konusunda yeni aşamaya geçerek petrol karşılığında mal takas etme önerisinde bulundu.
İran ekonomisi, ABD'nin İran’ın bankacılık ağına uyguladığı yaptırımları sıkılaştırmasının ardından hükümetin acil önlemler alması sonrası son iki hafta içinde para birimi riyaldeki düşüş nedeniyle büyük zarar gördü. İran bir yandan Japonya, Irak ve Güney Kore'den dondurulmuş mal varlıklarının iadesi için diplomatik faaliyetlerde bulunurken bir yandan piyasalara günlük 50 ila 75 milyon dolar nakit pompalıyor. Piyasalarda yaşanan bu dalgalanma yeni bir fiyat yükselişini tetiklerken insülin gibi ilaçlar da dahil olmak üzere temel ürünler piyasadan bir bir çekiliyor.
İran hükümetinin, son zamanlarda petrolü borsaya arz ederek ön satış yapma fikri, ekonomistlerin uyarılarının ardından başarısız olurken İran Petrol Bakanı Bijen Namdar Zengene, geçtiğimiz perşembe günü, ABD yaptırımlarına rağmen İran’ın petrol satmasını sağlamak için yeni bir plan açıkladı. Zengene, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile İran’ın bölgesel davranışlarını değiştirmek ve mevcut nükleer anlaşma yerine daha kapsamlı bir anlaşmaya varmak için izlediği azami baskı stratejisinin bir parçası olarak yeniden uygulanan ABD yaptırımlarından etkilenen dış ticareti canlandırmak için Petrol Bakanlığı ile Merkez Bankası arasında petrol karşılığında mal takası için ortak bir planın yürürlüğe girmesini onayladığını duyurdu.
Zanganeh, Sanayi ve Tarım bakanlarının yanı sıra Merkez Bankası Başkanı ile yaptığı ortak toplantının ardından ‘takasın, yaptırımlarla mücadele ve ülkelerle dış ticaretin büyümesinin klasik yöntemlerinden biri’ olduğuna dair inancını dile getirdi. Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti ise ABD’nin, mevcut koşullar altında, İran’ın finans ve bankacılık sektörlerini engellemek için tüm kararları aldığını, bu yüzden takasın, İran ekonomisi önündeki düğümü çözebileceğini söyledi. Himmeti, ülkesinin dış ticaret alanında ‘büyük bir değişime’ şahit olmasını beklediğini ifade etti. Geçtiğimiz aylarda Çin, Venezuela ve Suriye’nin isimleri, İran'ın petrol yaptırımlarını atlatma girişimleriyle ilişkilendirilse de Petrol Bakanı Zengene ve Merkez Bankası Başkanı, petrolü mal ile takas etmek isteyen ülkeleri açıklamadılar. Himmeti, cuma günü, Merkez Bankası’nın petrol ve petrol ürünleri fiyatlarındaki düşüşe rağmen son yedi ayda 18,5 milyar dolar tasarruf ettiğini söyledi.
Himmeti, ‘petrol dışı mallara ek olarak ham petrol ve türevleri ihracatı için çeşitli yolları olduğundan’ ve  ‘nakit rezervi ile ilgili koşulların iyileştiğinden’ bahsederken yaptırımların petrol satışları üzerindeki etkisini ve ABD’nin İran ekonomisine yönelik yeni yaptırımlarını küçümseyerek, İran’ın içinde bulunduğu ekonomik kriz çerçevesinde döviz stokundaki iyileşme olduğu konusunda piyasalara güven vermeye çalıştı. Himmeti, dış ticaretin büyümesiyle ve yerli üretim imkânlarının kullanılmasıyla, petrol karşılığında temel ürünlerin takasının artacağını’ söyledi. Himmeti ayrıca Sanayi Bakanlığı’nın da dış ticaretten sorumlu olmasından ötürü fabrikaların ham madde ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli ithalatlar üzerinde çalıştığını sözlerine ekledi.
İran, takas planını, silah ambargosunun kaldırılmasının ardından temel ihtiyaçlarına göre silah satın alabileceğini açıklamasının üzerinden bir haftadan kısa bir süre geçtikten sonra duyurdu. Nükleer anlaşmayı destekleyen Avrupalı ​​çevreler, ABD’nin silah ambargosunun kaldırılması karşıtı tutumunun öneminin yanı sıra Tahran'ın ekonomik sorunlar yaşarken silah satın alma anlaşmaları yapma şansını da azaltmaya çalıştı.
İran’ın ABD yaptırımları ve ekonomik krizin üstesinden gelmek için petrol karşılığında silah satın almaya başvuracağı varsayımı, aylar önce öne sürülen hipotezlerden biriydi.
Bu arada Mali Eylem İzleme Grubu (FATF) cuma günü, İran ve Kuzey Kore'nin küresel finans sistemi için en tehlikeli ülkeler listesinde kalmaya devam edeceklerini duyurdu.
ABD Hazine Bakanlığı’ndan cuma günü yapılan açıklamada, FATF’nin, ABD ve BM yaptırımlarını atlatmayı ve kitle imha silahlarının yayılmasını hedefleyen fonların izlenmesini güçlendirmek amacıyla kriterlerini değiştirmeyi kabul ettiğini söyledi. Bakanlık, FATF’nin geçtiğimiz hafta yaptığı toplantıda yeni kriterleri onayladığını ve bu tür silahların yayılmasını engellemek için küresel tepkiyi güçlendireceğini söyledi.
Bakanlık açıklamasında ayrıca, “Kuzey Kore ve İran, ABD ve BM yaptırımlarından kaçınmak ve ‘tehlikeli amaçlarını’ sürdürmelerine yarayacak fon akışını sağlamak için FATF üyesi pek çok ülkede kurulmuş paravan şirketler de dahil olmak üzere karmaşık mali ağlara sahip” ifadeleri yer aldı.
Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın İran'ın yarı resmi haber ajansı Fars’ın haberine göre İran-Irak Ticaret Odası Başkanı Yahya İshak, doların 300 bin riyalin üzerine çıkarmasını, ‘kullanılmamış altın bir fırsat’ olarak niteledi. İshak, ülkede para yönetimiyle ilgili bir değişiklik yapılması çağrısında bulundu.
İranlı yetkili açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“İhracat kaynaklarının ülke ekonomisine geri döndürülmesine ihtiyaç duyulmasına rağmen, Merkez Bankası’nın ihracat kaynaklarını kontrol etme ve yönetme yöntemi, sadece etkin bir döviz yönetimiyle sınırlı olmamalıdır. Planların mevcut ekonomik gerçeklere dayandırılması da gerekir.”
İshak, ihracat kaynaklarını yönetme kriterinin ‘bu ürünlerin yönetimi ve ithalatı çerçevesinde değil, ekonomi üzerindeki etkileri’ bağlamında olması çağrısında bulundu.
Kötüleşen ekonomik durum, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile muhalifleri muhafazakarlar ve iktidardaki ortakları arasında, dış politikanın gereklilikleri ve ülke yönetimi konusunda yeniden ortaya çıkan bölünmenin ana nedeniydi.
Bu arada Cumhurbaşkanı Ruhani, tarihte Şiilerin ikinci imamı Hasan bin Ali'nin Muaviye bin Ebî Sufyan'la yaptığı barışı hatırlatarak ABD ile müzakere masasına dönme olasılığına dair küçük bir imada bulundu.
Ruhani göreve geldiği günden bu yana, sorgulanması yönündeki çağrılar da dahil olmak üzere daha önce eşi-benzeri görülmemiş eleştirilere maruz kaldı. Dahası, İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politikalar Komisyonu Başkanı Mücteba Zünnur, Ruhani için idam çağrısında bulundu.
Diğer yandan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, cumartesi günü bazı eleştirileri ‘saldırgan’ ve ‘yanlış’ olarak nitelendirerek Cumhurbaşkanı ile muhalifleri arasındaki çatışmayı sonlandırdı.
İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Mahmud Vaizi, Hamaney’in desteğinin ‘hükümet ile tüm siyasi taraflar arasındaki son söz olması’ çağrısında bulundu.
Ülkenin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını krizi ve daha önce eşi-benzeri görülmemiş yaptırımlarla karşı karşıya olduğu bir zamanda, kamuoyunun ‘faydasız meselelerle’ meşgul edilmemesi uyarısında bulunan Vaizi, ‘halihazırda var olan tehlikeli durumları en az zararla’ atlatmanın yanı sıra ‘birlik ve uyumu korumanın’ önemine dikkati çekti.



İsrailli göstericiler, muhalefetten Netanyahu’yu devirmek için Arap partileriyle ittifak kurulmasını talep ediyor

Tel Aviv’deki Habima Meydanı’nda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya destek vermek üzere toplanan kalabalık (AFP)
Tel Aviv’deki Habima Meydanı’nda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya destek vermek üzere toplanan kalabalık (AFP)
TT

İsrailli göstericiler, muhalefetten Netanyahu’yu devirmek için Arap partileriyle ittifak kurulmasını talep ediyor

Tel Aviv’deki Habima Meydanı’nda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya destek vermek üzere toplanan kalabalık (AFP)
Tel Aviv’deki Habima Meydanı’nda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya destek vermek üzere toplanan kalabalık (AFP)

Yüzlerce İsrailli dün, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmak amacıyla muhalefetin Arap partileriyle ittifak kurmasını talep etmek üzere sokaklarda gösteri düzenledi. Netanyahu, ülkedeki Arap azınlığın liderlerine yönelik saldırılarını ise yoğunlaştırdı.

Arapların çoğunlukta olduğu partiler, salı günü düzenlenen seçimlerde önemli kazanımlar elde etti. Bu başarıda, Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümetinin söz konusu azınlığı hedef alan söylemlerine yönelik öfke etkili oldu. Ancak muhalefet lideri Gadi Eisenkot, Arap partileriyle koalisyon kurmaya çalışıp çalışmayacağı konusunda henüz karar vermedi.

Tel Aviv’deki gösteriye katılanlardan Ayelet Raz, İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Arap azınlığın siyasi hayata katılma hakkına sahip olduğunu söyledi.

60 yaşındaki psikolog Raz, “Gerçek bir değişim yaratmak için son fırsat” ifadesini kullandı. İsrail’de en uzun süre başbakanlık yapan Netanyahu’nun ‘usta bir manipülatör’ olduğu uyarısında bulunan Raz, “Barışa bir şans vermeliyiz. Aksi takdirde sonsuza kadar kan dökülmeye devam edecek” dedi.

İsrail’deki 120 sandalyeli parlamentoda iki bloktan hiçbiri çoğunluğu sağlayamadı.

Netanyahu karşıtı Yahudi çoğunluklu partiler 48 sandalye kazanırken, Arap çoğunluklu iki parti olan Birleşik Arap Listesi (Ra’am) ve Ortak Liste toplam 19 sandalye elde etti.

İki blok arasında kurulacak bir ittifak, Netanyahu karşıtı cepheye 67 sandalyeyle rahat bir çoğunluk sağlayabilir. Ancak bazı muhalefet partileri bu fikre karşı çıkıyor.

Tel Aviv’de yaklaşık 500 göstericinin taşıdığı pankartlarda, “Araplar ve Yahudiler ancak birlikte kazanabilir” ve “Değişim için çoğunluk var” sloganları yer aldı.

Arap partileri, İsrail hükümetinde resmî olarak yalnızca bir kez yer aldı. Birleşik Arap Listesi (Ra’am) lideri Mansur Abbas, 2021-2022 yılları arasında görev yapan ve kısa ömürlü olan bir koalisyona katılmıştı. Abbas, aynı adımı yeniden atmaya hazır olduğunu ifade etti.

Ortak Liste’den Yusuf Cebbarin ise AFP’ye yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki savaş da dahil olmak üzere çeşitli kaygılarına dikkat çekerek, hükümete katılmadan parlamentoda Eisenkot’u desteklemeye hazır olduğunu söyledi.

Eski bir komutan olan ve siyasi kariyerine kısa süre önce başlayan 66 yaşındaki Eisenkot, güvenlik meselelerinde büyük ölçüde Netanyahu ile aynı görüşleri paylaşıyor. Bu konular arasında, Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırısından bu yana İsrail’in harabeye çevirdiği Gazze de bulunuyor.

Eisenkot dün yaptığı açıklamada yalnızca ‘Siyonist bir hükümet’ kuracağını yineledi. Eisenkot, bu hükümetin üyelerinin ‘İsrail’i Yahudi, demokratik ve liberal bir devlet olarak tanımaları’ ve ‘Hamas’ı terör örgütü olarak kabul etmeleri’ gerektiğini belirtti. Arap liderler daha önce bu şartları kabul etmeyi reddetmişti.

Diğer yandan sol görüşlü Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, Arap partilerinin desteğini alan bir hükümet kurulması ihtimaline güçlü destek verdi. Golan, Arap partilerinin dışlanmasının ırkçılık olacağını savundu ve perşembe günü Abbas ile görüştü.

Netanyahu, seçim günü Arap partilerinin seçimlerde hile yaptığı yönündeki iddiaları gündeme getirmeye çalıştı. Netanyahu, bazı Arap partilerinin nakit para içeren zarflarla yakalandığını öne sürdü.

Polis, üç şüphelinin gözaltına alındığını açıklarken Seçim Komisyonu, olayı yerel düzeyde yaşanan münferit bir vaka olarak nitelendirdi.

Netanyahu daha sonra Arap siyasetçilerin Katar’dan yasa dışı yollarla destek aldığı yönündeki iddialarını da yineledi.

Netanyahu dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Arap partileriyle iş birliğinin ‘İsrail için bir felaket’ olacağını yazdı.

Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un perşembe gününe kadar parti liderlerinden birine hükümeti kurma görevini vermesi bekleniyor. Görevlendirilen liderin hükümeti kurmak için 28 günü olacak; bu süre 14 gün daha uzatılabilecek.


Vance’in mesajı ve İran’ın savaş hazırlığı… Askeri saldırı neyi değiştirebilir?

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz nisan ayında Pakistan ve İran temsilcileriyle yaptığı toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşurken Witkoff ve Kushner onu dinliyor. (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz nisan ayında Pakistan ve İran temsilcileriyle yaptığı toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşurken Witkoff ve Kushner onu dinliyor. (AFP)
TT

Vance’in mesajı ve İran’ın savaş hazırlığı… Askeri saldırı neyi değiştirebilir?

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz nisan ayında Pakistan ve İran temsilcileriyle yaptığı toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşurken Witkoff ve Kushner onu dinliyor. (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz nisan ayında Pakistan ve İran temsilcileriyle yaptığı toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşurken Witkoff ve Kushner onu dinliyor. (AFP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai’ye gönderdiği mektup ile ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper’ın Başkan Donald Trump’a sunduğu brifing arasında, müzakereleri yeniden canlandırma girişimi ile İran’a karşı savaşı yeniden başlatma hazırlıkları arasındaki mesafe giderek daralıyor.

Ancak iki sürecin eş zamanlı ilerlemesi, en önemli soruya yanıt vermiyor: Washington, askerî üstünlüğünü İranlı liderliğin taviz verebileceği bir anlaşmaya dönüştürebilecek mi, yoksa her iki taraf da arabuluculuk fırsatları tükenene kadar karşı tarafın geri adım atmasını mı bekleyecek?

ABD’ye ait 10 askeri kargo uçağının İsrail’e ulaştığına ilişkin haberler ise tehditlere somut bir boyut kazandırıyor. Bununla birlikte, savaşa hazırlık yapılması kararın kesinleştiği anlamına gelmediği gibi, İran’daki sertlik yanlısı isimlerden biriyle iletişim kanalı açılması da onun bir uzlaşmaya varabilecek kapasiteye sahip olduğunu garanti etmiyor. Bu iki olasılık arasında bölge, bedelini ödemek zorunda kaldığı ancak sona erdirme kararını tek başına veremediği bir ‘ne savaş ne barış’ durumunda sıkışıp kalıyor.

Karar verme yetkisine sahip İranlı bir yetkili

Washington Post ve Wall Street Journal gazetelerine göre Vance’in Rızai’ye hitap etmesi, İran’da fiilî karar alma merkezine ulaşma girişimini yansıtıyor. Vance, Rızai ile şahsen görüşmeyi teklif ederken nükleer dosyayı ele almak üzere yetkili müzakereciler görevlendirilmesini istedi. Bu yaklaşım, ABD’nin eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı’nın güç odaklarını bir anlaşma etrafında bir araya getirebileceği yönündeki değerlendirmesine dayanıyor.

xcsdrgvt
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in Tahran’da gerçekleştirdikleri bir önceki görüşmeden (İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi)

Vance, mesajında ABD’nin çıkarını İran’ın nükleer silah edinmesini önlemekle, İran’ın çıkarını ise savaş ve yaptırımların yıprattığı ekonomiyi yeniden inşa etmek ve egemenliğini korumakla ilişkilendirdi. Rızai’nin tercih edilmesi, daha önce Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile yürütülen girişimin sonuçsuz kalmasının ardından geldi.

Ancak Washington Enstitüsü araştırmacısı Patrick Clawson, bu beklentiye temkinli yaklaşıyor. Clawson, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sorunun Washington’ın İran’daki iktidar yapısını yanlış anlamakla suçlanmasının ötesine geçtiğini belirterek, bu yapının işleyişinin ‘İran içinde bile belirsiz ve yeterince anlaşılmamış olduğunu, ülke dışında ise durumun daha da karmaşıklaştığını’ söyledi.

Rızai’nin rolünün önemini kabul etmekle birlikte, onun yeni bir anlaşmaya bağlı kalınmasını sağlayabileceği düşüncesini ‘iyimser bir bakış açısı’ olarak değerlendiren Clawson, Rızai’nin haziran ayında imzalanan mutabakat zaptının ardından yaşanan gelişmeler üzerinde tam kontrole sahip olup olmadığının kesinlikle açık olmadığını belirtti. Clawson, sertlik yanlısı bazı çevrelerin Rızai’nin bilgisi, hatta onayı olmadan harekete geçmiş olabileceği ihtimalini de yüksek görüyor. Ona göre mevcut iktidar yapısı, bağımsız hareketlere geniş bir alan tanıyor. Bu da müzakere yürütebilme kapasitesi ile varılan anlaşmanın uygulanmasını garanti edebilme gücünün birbirinden farklı olduğu anlamına geliyor.

Bununla birlikte Clawson, söz konusu güç odaklarının kontrol altına alınabileceği ihtimalini de dışlamıyor. İran’ın aylardır İsrail’e saldırı düzenlememesini örnek gösteren Clawson, bunu yetkililerin belirli bir yol üzerinde uzlaşabildiğinin ve bu çizgiyi herkese kabul ettirebildiğinin göstergesi olarak değerlendiriyor. Aynı durumun Washington ile yapılacak bir anlaşma için de geçerli olabileceğini söylüyor. Bu değerlendirme, Rızai’nin nüfuzunun kesin bir güvenceye dönüşmediği, ancak yine de bir uzlaşma ihtimalinin bulunduğu sonucunu ortaya koyuyor.

Hava köprüsü

İsrail Yayın Kurumu, ABD’ye ait 10 askeri kargo uçağının Teksas eyaletinden gelerek Necef’teki Ovda ve Nevatim üslerine indiğini bildirdi. ABD’den resmi bir doğrulama gelmezken, uçakların taşıdığı yükün niteliği de açıklığa kavuşmadı. Kurumun aktardığı İsrailli bir yetkili, yakın koordinasyonun sürdüğünü ve Trump’ın verebileceği çeşitli kararlara karşı hazırlıklı olduklarını belirtti.

Bu hareketlilik, Wall Street Journal gazetesinin aktardığı daha kapsamlı hazırlıkların bir parçası. Söz konusu hazırlıklar arasında hava savunmasının güçlendirilmesi, mühimmat ve ikmal stoklarının artırılması, bazı askerlerin saldırılara açık bölgelerdeki mevzilerden uzaklaştırılması ve İsrail’e ek bir Patriot hava savunma bataryasının gönderilmesi yer alıyor.

Ayrıca bazı haberlerde, kasım ayında bölgeye ilave bir uçak gemisinin ulaşmasının beklendiği belirtildi. Savunma amaçlı takviyeler, İran’ın verebileceği olası bir karşılığa ve bu karşılığın ABD üsleriyle bölgedeki tesislere yayılma ihtimaline karşı hazırlık yapıldığını gösteriyor. Bu da saldırıyı başlatma kapasitesine sahip olmanın, savaşı sona erdirme kararını verme veya çatışmanın sınırlarını kontrol etme gücüne sahip olmak anlamına gelmediğini ortaya koyuyor.

cdsfrgth
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan fotoğrafta, Ortadoğu bölgesi üzerinde uçtuğu belirtilen bir F-16 savaş uçağı görülüyor.

Şarku'l Avsat'ın Axios'tan aktardığı habere göre Cooper’ın Trump’a verdiği brifingde askeri hazırlıkların yanı sıra deniz ablukasının etkinliğinin, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol tankerlerinin çıkışının engellenmesinin ve ABD Hazine Bakanlığı ile eş güdüm içinde yürütülen ekonomik baskının da ele alındığını bildirdi. Ancak toplantı, askeri alternatiflerin değerlendirilmesinin yanı sıra mevcut baskı araçlarının da gözden geçirildiği bir değerlendirme niteliği taşıyordu. Başka bir ifadeyle, abluka siyasi bir değişim sağlayabilir mi, yoksa anlaşmaya giden yolu açmadan yıpratma sürecini mi uzatır?

Washington Enstitüsü araştırmacısı Farzin Nadimi ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ablukanın süresiz olarak sürdürülebilmesi mümkün olsa da İran’ı bir noktada buna sert bir karşılık vermeye itebileceğini söyledi. Nadimi, Beyaz Saray’ın, yaptırımlara rağmen Tahran’ın füze kapasitesini ve nükleer programıyla bağlantılı yeteneklerini yeniden geliştirdiğini düşündüğünü belirtti. Bunun ve muhtemel diğer etkenlerin Trump’ı acil bir karar almaya yöneltebileceğini ifade etti. Nadimi’ye göre, taraflardan hiçbirinin istemediği büyük bir tırmanışı önlemek amacıyla arabuluculuk çabaları ilerliyor. Ancak ona göre böyle bir tırmanışın gerçekleşmesi giderek daha kaçınılmaz hale geliyor.

Stratejisiz saldırılar

Bu noktada Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü araştırmacısı Brian Katulis, ABD’nin yaklaşımının temelini sorguluyor. Katulis, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin İran politikasını ‘istikrarsız’ olarak nitelendirerek son gelişmelerin ‘çaresizlik koktuğunu’ söyledi. Bu gelişmelerin, Washington’ın kendi çıkarlarına ve bölgedeki ortaklarının menfaatlerine hizmet edecek tutarlı ve etkili bir diplomatik stratejiden yoksun biçimde hareket ettiğini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.

Katulis’e göre, yeni bir dizi saldırı tehdidinin stratejik durumu köklü biçimde değiştirmesi ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki nüfuzu, nükleer programı ve balistik füze cephaneliği gibi temel sorunları çözmesi pek olası değil.

Yeni bir saldırı turunun büyük olasılıkla ‘stratejisiz saldırılar’ olacağı uyarısında bulunan Katulis, bunun hedefleri açık biçimde belirlenmemiş bir askerî harekât anlamına geleceğini ifade etti.

scdfgt
Ortadoğu sularındaki USS Rafael Peralta destroyerinin güvertesinden havalanan bir helikopter (CENTCOM)

Askerî açıdan değerlendirmelerde bulunan Nadimi ise kısa ve yoğun bir harekâtla arzu edilen tüm sonuçların elde edileceğine dair ‘hiçbir garanti bulunmadığını’ vurguladı. Ciddi askerî ve ardından siyasi hedeflere ulaşmak için genellikle kesin zaman sınırları belirlemekten ve bunları karşı tarafa açıklamaktan kaçınmak gerektiğini belirten Nadimi, resmen savaş ilan edilmeden yürütülen operasyonların süresine ilişkin anayasal kısıtlamaların da dikkate alınması gerektiğini ifade etti.

Nadimi, İran’a karşı gerçekleştirilecek herhangi bir ‘kısa ve yoğun’ askerî harekâtın başlı başına tehlikeli bir tırmanış anlamına geleceği ve büyük olasılıkla tüm bölgeyi çatışmanın içine çekeceği uyarısında bulundu. Böylece mesele, Washington’ın yalnızca saldırıyı gerçekleştirme kapasitesi değil, saldırının sonuçlarını kontrol altında tutup tutamayacağı sorusuna dönüşüyor.

ABD ile İsrail arasındaki görüş ayrılıkları da tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Haaretz gazetesinin haberine göre İsrail askerî kurumları, Washington’ın hızlı bir saldırı turunun ardından İsrail’in hedeflerini karşılamayan bir anlaşmayla süreci sonlandırmasından endişe ediyor.

İsrail tarafı, kısa süreli saldırıların ne rejimi devireceğini ne de İran’ın nükleer programını durduracağını düşünüyor. Bu kaygılar, iki ülke arasındaki yoğun askerî koordinasyonun yanıtlayamadığı bir soruyu gündeme getiriyor: Amaç, bir anlaşmanın şartlarını iyileştirmek mi, yoksa bu anlaşmayı imzalayacak rejimi değiştirmek mi? Bu soruya verilecek yanıtın farklı sonuçları bulunurken, ABD’deki ara seçimlere günler kala askerî hareketliliğin zamanlaması da her iki sürecin üzerindeki baskıyı artırıyor.

Haberlere göre seçimlerin ardından bir harekât düzenlenmesine yönelik hazırlıklar yapılıyor. Ancak bu hazırlıkların seçim takvimiyle ilişkilendirilmesi, harekâtın siyasi hedeflerini açıklığa kavuşturmadığı gibi Washington’ın öngördüğü sınırlar içinde kalacağını da garanti etmiyor.

Güven ve meydan okuma

Ancak Clawson, müzakerelerdeki çıkmazı İran’daki iktidar çevreleri arasındaki bölünmelerle sınırlı görmüyor. Taviz verilmesinin önündeki iki temel engel belirliyor: İranlıların krizleri iyi yönettiklerine, ABD’den daha uzun süre dayanabileceklerine ve bölge ülkelerini korkutmayı başardıklarına inanmaları; ayrıca ABD yönetimine, özellikle de Trump’a güven duymamaları.

Clawson, ikilemi şu soruyla özetliyor: Washington karşılıklı taahhütlerini yerine getirmeyecekse taviz vermenin ne anlamı var? Ona göre bu iki faktör, İranlı seçkinlerin yeni bir anlaşmaya destek vermesini iç bölünmelerden daha fazla sınırlıyor.

 dvfb
Tahran’daki Azadi Meydanı’nda İran füze sisteminin yanında Trump’ın resminin yer aldığı bir afiş (Reuters)

Üç uzmanın değerlendirmeleri, çıkmazın farklı boyutlarını ortaya koyuyor. Clawson, Tahran’ın bir anlaşmayı uygulayacağının garanti edilemeyeceğine dikkat çekerken İran’ın dayanma gücüne duyduğu güveni ve Washington’a yönelik güvensizliğini vurguluyor. Katulis, saldırıları siyasi kazanımlara dönüştürebilecek bir stratejinin varlığını sorguluyor. Nadimi ise harekâtın kısa tutulmasının tırmanışın genişlemesini engellemeyeceği uyarısında bulunuyor. Tüm bu değerlendirmelerin ortasında temel soru varlığını koruyor: Tahran’da uzlaşma kararını kim alabilir ve uygulayabilir? Washington savaş yoluyla neyi değiştirebilir ve ardından bu değişimi müzakereler yoluyla nasıl kalıcı hale getirebilir?


İsrail Büyükelçisi'nin Somaliland'a gelişi Afrika Boynuzu'ndaki gerilimi artırıyor

Somaliland Bölgesi Başkanı, geçen eylül ayında ABD'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi ile bir araya geldi. (Bölge Başkanlığı'nın X hesabı)
Somaliland Bölgesi Başkanı, geçen eylül ayında ABD'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi ile bir araya geldi. (Bölge Başkanlığı'nın X hesabı)
TT

İsrail Büyükelçisi'nin Somaliland'a gelişi Afrika Boynuzu'ndaki gerilimi artırıyor

Somaliland Bölgesi Başkanı, geçen eylül ayında ABD'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi ile bir araya geldi. (Bölge Başkanlığı'nın X hesabı)
Somaliland Bölgesi Başkanı, geçen eylül ayında ABD'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi ile bir araya geldi. (Bölge Başkanlığı'nın X hesabı)

Afrika Boynuzu'nda, İsrail'in Somaliland bölgesindeki fiilî varlığıyla birlikte yeni bir dönem başlıyor. İsrail'in ilk büyükelçisi Michael Lotem, görevini yürütmek ve Tel Aviv'in büyükelçiliğini açmak üzere Hargeisa'ya geldi.

İsrail'in bölgedeki fiilî varlığı, Somaliland'ın daha geniş uluslararası tanınma elde etme ihtimalini artırabilir. Ancak Afrika işleri uzmanlarına göre bu gelişme, İsrail'in bölgedeki nüfuzunu genişletme girişimleriyle birlikte Afrika Boynuzu'ndaki gerilimi de artırabilir. Somali, Mısır, Cibuti ve Türkiye'nin başını çektiği bölge ülkelerinden endişe ve itirazların gelmesi bekleniyor.

İsrail'den yeni hamle

Somaliland Today adlı internet haber sitesi, İsrail'in ilk büyükelçisi Michael Lotem'in Cuma günü Hargeisa'ya gelerek Somaliland Başkanı Abdurrahman Arro'ya güven mektubunu sunacağını bildirdi. Site, bu gelişmeyi “ikili ilişkiler açısından tarihî bir gün” olarak nitelendirdi.

Habere göre, güven mektubunun sunulmasının ardından yetkililer, Hargeisa'da yeni İsrail büyükelçiliğinin temel atma törenine ev sahipliği yapacak.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesine ilk büyükelçisi olarak Michael Lotem'i nisan ayında atamıştı. Bu adım, Somaliland yönetiminin şubat ayında Muhammed Hacı'yı İsrail nezdinde büyükelçi olarak görevlendirmesinin ardından geldi.

İki ay sonra Somaliland Başkanı, Kudüs'te İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile görüştü. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamaya göre Arro, ziyaretin önemine dikkat çekerek, “Bu ziyaret özel bir önem taşıyor. Somaliland Cumhurbaşkanı'nın başka bir ülkeye gerçekleştirdiği ilk resmî devlet ziyareti” ifadelerini kullandı.

Somalilandlı siyasi analist Abdülkerim Said Salih, Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, İsrail büyükelçisinin bölgeye gelişinin, Tel Aviv'in özellikle Aden Körfezi kıyılarında ve Babülmendeb Boğazı yakınlarında Afrika Boynuzu'ndaki nüfuzunu genişletme isteğini yansıttığını söyledi.

Salih'e göre İsrail, Somaliland'ı potansiyel bir stratejik ortak olarak görüyor. Somaliland açısından ise bu yakınlaşma, uluslararası ilişkilerini güçlendirmek ve daha geniş çaplı tanınma elde etme çabalarına destek sağlamak için bir fırsat oluşturuyor.

Afrika işleri uzmanı Abdülveli Cami Berri de Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, İsrail büyükelçisinin gelişinin Afrika Boynuzu'ndaki dengeler açısından önemli bir değişime işaret ettiğini belirtti. Berri, İsrail'in Aden Körfezi ve Kızıldeniz'deki siyasi ve güvenlik nüfuzunu genişletmeye yöneldiğini, bu bölgelerin Babülmendep Boğazı ve Yemen'e yakınlıkları nedeniyle stratejik önem taşıdığını ifade etti.

dfrgthyj
Somaliland Bölgesi Başkanı, geçtiğimiz eylül ayında ABD ziyareti sırasında İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi ile bir araya geldi. (Somaliland Başkanlığı'nın X hesabı)

Berri'ye göre bu yakınlaşma Somaliland'a uluslararası alandaki varlığını güçlendirme fırsatı sunarken, İsrail'e de coğrafi açıdan son derece önemli bir bölgede ortak kazandırıyor.

Endişelerin artması bekleniyor

Somali ve bölge ülkeleri söz konusu son gelişmeye ilişkin henüz açıklama yapmadı. Ancak İsrail'in Somaliland'ı tanıma kararından bu yana çok sayıda Arap ülkesi, Mogadişu yönetiminin bölgenin tanınmasına karşı çıkan tutumuna destek verdi ve İsrail'in kararını kınayan açıklamalar yayımladı.

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland yönetiminin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açma niyetini açıklamasını kınayan ülkeler arasında yer aldı. Arap Birliği de o dönemde bu adımın “Afrika Boynuzu'ndaki gerilim odaklarını derinleştirebileceği” uyarısında bulundu.

İsrail büyükelçisinin Somaliland'a gelişinin Mogadişu ve bölge ülkelerinin hesaplamalarına etkisini değerlendiren Salih, bu gelişmenin Somali hükümetinin toprak bütünlüğü ve egemenliğine ilişkin endişelerini artırabileceğini söyledi. Salih, bölgedeki rekabet halindeki siyasi, ekonomik ve güvenlik çıkarları nedeniyle Etiyopya, Mısır, Türkiye ve Cibuti'nin de hesaplarının etkilenebileceğini belirtti.

İsrail ile Somaliland arasındaki yakınlaşmanın yeni güvenlik ve askerî düzenlemelerin önünü açıp açmayacağına ilişkin ise Salih, istihbarat paylaşımı, askerî eğitim, deniz güvenliği ve gemi trafiğinin izlenmesini kapsayan bir iş birliğinin genişletilmesinin mümkün olduğunu ifade etti. Ancak güvenlik iş birliği ile askerî üs kurulması arasında ayrım yapılması gerektiğini vurgulayan Salih, Berbera Limanı'nda İsrail askerî üssü kurulacağına ilişkin resmî bir doğrulama bulunmadığını kaydetti.

Bu yakınlaşmanın Kızıldeniz güvenliğine olası etkilerine değinen Salih, Somaliland'ın deniz ulaşımının korunmasındaki stratejik önemini artırabileceğini, ancak bölgedeki askerî ve güvenlik rekabetini de yoğunlaştırabileceğini söyledi.

Salih, gelişmenin Afrika Boynuzu'ndaki jeopolitik dengelerde önemli bir değişimi yansıttığını belirterek, Somaliland'ın uluslararası görünürlüğünü artırmak için İsrail ile ilişkilerini değerlendirmeye çalıştığını, İsrail'in ise dünyanın en önemli deniz ticaret yollarından birinin yakınında nüfuzunu genişletmeyi hedeflediğini ifade etti. Yakınlaşmanın sonuçlarının, iki taraf arasındaki iş birliğinin niteliğine ve bölge ülkelerinin çıkarları ile Kızıldeniz güvenliği üzerindeki etkilerine bağlı olacağını dile getirdi.

Berri ise söz konusu hamlenin Somali açısından toprak bütünlüğü ve ulusal egemenliğe yönelik bir meydan okuma oluşturduğunu, federal hükümetin onayı olmadan yabancı güvenlik ve askerî düzenlemeler yapılması ihtimalinin endişe yarattığını belirtti.

Berri'ye göre Mısır, gelişmeleri Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı'nın güvenliği açısından değerlendiriyor. Eritre, Kızıldeniz'deki güvenlik dengesinin korunmasına odaklanırken Cibuti ise limanlar, deniz nüfuzu ve bölgesel ticaret alanlarında rekabetin doğuracağı sorunlarla karşı karşıya kalabilir.

Yakınlaşmanın özellikle Berbera Limanı ve Havalimanı çevresinde istihbarat iş birliği, askerî eğitim ve lojistik kolaylıklar şeklinde gelişebileceğini belirten Berri, olası bir İsrail askerî üssünün Husiler ve İran ile gerilimi artırabileceğini, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde askerî hareketliliği yoğunlaştırabileceğini ve uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini etkileyebileceğini savundu.