IMF Başkanı Georgieva, Şarku’l Avsat’a konuştu: Borçlu ülkeleri desteklemek için birtakım seçenekler mevcut

IMF Başkanı: Küresel ekonomi sert bir düşüş ve zorlu bir yolculukla karşı karşıya

IMF Başkanı Kristalina Georgieva, küresel ekonominin durumuna ilişkin Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulundu. (Şarku’l Avsat)
IMF Başkanı Kristalina Georgieva, küresel ekonominin durumuna ilişkin Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulundu. (Şarku’l Avsat)
TT

IMF Başkanı Georgieva, Şarku’l Avsat’a konuştu: Borçlu ülkeleri desteklemek için birtakım seçenekler mevcut

IMF Başkanı Kristalina Georgieva, küresel ekonominin durumuna ilişkin Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulundu. (Şarku’l Avsat)
IMF Başkanı Kristalina Georgieva, küresel ekonominin durumuna ilişkin Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulundu. (Şarku’l Avsat)

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, G20 Zirvesi’nde çok taraflılığa olan güveni yeniden tesis eden ve pandemi krizinden en az zararla çıkmayı sağlayan politikaları teşvik etmek için gösterdiği büyük çabalara dikkat çekti. İnsanların hayat şartlarını iyileştirmek, kadınları güçlendirmek, daha yeşil ve daha adil ekonomiler yaratmak için yapılan çalışmalara rağmen küresel ekonominin sert bir düşüş yaşadığını belirten IMF Başkanı, zorlu bir yolculukla karşı karşıya olunmasından duyduğu endişeyi dile getirdi. Bununla birlikte borcu olan ülkeleri desteklemek için çeşitli seçeneklerin yer aldığı bir paket üzerinde çalıştıkları bilgisini verdi.
IMF Başkanı Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda şunları söyledi:
“2020 yılı sonunda küresel ekonominin yılın başına kıyasla yüzde 4,4 küçülmesini bekliyoruz. Bu oran, haziran ayındaki beklentimize göre daha risksiz gibi görünse de küresel ekonomide Büyük Buhran'dan bu yana yaşanan en ağır durgunluğa işaret ediyor. Önümüzdeki yolun yokuş, yolculuğun ise zorlu olacağını biliyoruz.”
Sağlık krizini ele almak ve ekonomiyi korumak için alınan olağanüstü tedbirlerle kısmi ve düzensiz de olsa bir toparlanma olduğunu söyleyen Georgieva sözlerini şöylesürdürdü:
“G20 ülkeleri, ailelere ve işletmelere yaklaşık 12 trilyon dolarlık mali destek sağladı. Bu eşi benzeri görülmemiş para politikası, kredi akışını sürdürerek milyonlarca şirketin ayakta kalmasına yardımcı oldu.”
Georgieva, gelişmiş ekonomilerden gelen çok güçlü politika tepkisinin küresel ekonomi için olumlu bir zemin hazırladığını ve ‘geçmiş krizlerde de görüldüğü gibi’ zararlı makro-mali tepkileri önlediğini belirttiği açıklamasında bunun bol likidite akışı ve düşük faiz oranlarıyla birlikte birçok gelişen piyasada ve gelişmekte olan ekonomide olumlu yansımalara yol açtığını kaydetti. Ayrıca söz konusu ekonomilerin borçlanma kabiliyetini yeniden kazanmasına yardımcı olduğunu vurguladı.

Yoksul ülkelere fon sağlama
IMF Başkanı Georgieva yoksul ülkelere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“En yoksul ülkeler için fonlara erişmek zor olmaya devam ediyor. Geçen mart ayından bu yana, Sahra Altı Afrika’daki hiçbir ülke dış borç ödemesi yapamadı. Bu yüzden G20 tarafından onaylanan düşük gelirli ülkeler için Borç Servisini Askıya Alma Girişimi önemliydi. Çünkü halihazırda, 2020'den itibaren yaklaşık 5 milyar dolar olduğu tahmin edilen borç ertelemesi söz konusuydu.”
IMF Başkanı, geleceğe baktıklarında sağlık krizinden şu an için bir çıkış yolu olmadığı için iyileşmenin kısmi ve belirsiz olmasını beklediklerini söyledi:
“Bazı ülkelerde koronavirüs vaka sayısında artış görüyoruz. Bu durum ekonomideki iyileşmeyi yavaşlatabilir. Ancak hükümetler, artışların olduğu alanlara odaklanmayı öğrendiler. Birçoğu şu an krizin başlangıcında olduğundan daha iyi durumda. Artık pandeminin başlangıcında sahip olduğumuzdan daha büyük bir sağlık sistemine sahibiz. Test yapma, temas izleme, karantina, maske takma ve sosyal mesafe kuralının pandemi öncesi seviyelerin altında da olsa ekonomik faaliyetlerin sürmesine olanak tanıdığını gösteren verilerimiz var.”
Georgieva'ya göre pandemiyi tamamen sona erdirecek bir çıkış yolu bulunana kadar aşı çalışmalarını ve tedavileri güvence altına almaya yönelik, uyum içinde sürdürülen küresel çabaların yanı sıra alınan sağlık önlemleri de öncelik olmaya devam edecek. Bununla birlikte politikacılar, olası bir iflas ve işsizlik dalgasını önlemek için verilen mali desteği erken kesmekten kaçınmalılar. Georgieva ayrıca bu desteği ekonomik dönüşümü hızlandırmanın yanı sıra eğitim, sağlık ve sosyal koruma ile iklim değişikliğine karşı yatırım yapmaya yönlendirme fırsatına sahip olduklarını da belirtti.

Avrupa’da üretimin düşmesi
IMF Başkanı Georgieva, bazı Avrupa ülkelerinin pandemi sırasında yaşanan ekonomik kapanmalar çerçevesinde Kıta ekonomisinde yeniden açık görülebileceğine dair tahminleriyle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
“Avrupa için son tahminlerimiz gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) 2020'de yüzde 7 oranında düşeceğine işaret ediyor. Küresel ekonomide olduğu gibi kısmi ve dengesiz bir toparlanma bekliyoruz. Reel GSYİH'nın 2021'de yüzde 4,7 oranında toparlanacağı tahmin ediliyor. Ancak bu toparlanma yine de pandemi öncesinde 2021 yılı için yaptığımız tahminlerimize kıyasla yüzde 6,3 daha düşük olacak. Avrupalıların bu dış şokun etkilerini hafifletmek için oldukça kararlı davrandıklarını düşünüyorum. Gelişmiş Avrupa ekonomileri için GSYİH'nın yüzde 6'sı ve gelişmekte olan ekonomiler için GSYİH'nın yüzde 3'ü oranında gönüllü mali önlemler alındığını gördük. Avrupa ekonomilerinin mevcut krizle mücadele edebilmeleri için Avrupa Birliği (AB) düzeyinde de önlemler alındığına şahit olduk.”
AB’nin 750 milyar euro değerinde bir kurtarma paketi açıkladığına dikkati çeken Georgieva bunun, Avrupalı ​​liderler arasındaki ‘güçlü dayanışmayı’ ortaya koyduğunu belirtti.
Daha önce eşi benzeri görülmeyen bu bir krize verilen aynı eşsizlikteki siyasi tepkinin ‘çok daha kötü bir sonucu’ engellediğinin altını çizen IMF Başkanı buna örnek olarak Avrupa'da en az 54 milyon kişinin daha ciddi sonuçların önlenmesine yardımcı olan programlarla desteklendiğini verdi.
IMF Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle salgının gidişatının belirsizliği ve Avrupa'da ikinci bir enfeksiyon dalgası yaşandığından gelecekte daha büyük riskler olacağını öngörüyoruz. Tüm ülkelerin politikacılarına açıkça, ‘Sağlık krizinden tam bir çıkış ve tüm hızıyla ekonomik toparlanma olmadan önce verilen desteği geri çekmeyin. Çalışanlara ve işverenlere destek verilmesinin yanı sıra gelişmiş sağlık önlemleri alınmaya devam edilmeli’ mesajını veriyoruz.”

IMF’nin rolü
Georgieva, IMF'nin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını krizindeki rolüne ilişkin de açıklamalarda bulundu:
“IMF, küresel finansal güvenlik ağının merkezinde bulunuyor. Krizin geldiğini gördüğümüz andan itibaren hızlı bir şekilde hareket ettik. Politika tavsiyeleri vererek, kapasite geliştirerek ve finansal kaynaklar sağlayarak kararlılıkla ilerledik. Pandeminin başlamasından bu yana 48'i düşük gelirli olmak üzere 81 ülkeye 100 milyar dolardan fazla finansman sağladık. Üyelerimizin acil durum fonlarından yararlanma imkanlarını artırdık. Düşük gelirli 29 üye ülkenin borç servisini askıya aldık. Faizsiz kredi kaynağı olarak 21 milyar dolar ayırdık.  Tüm bunlar sadece üye ülkelerin cömert desteği sayesinde mümkün oldu.”
IMF’nin içinde bulunulan oldukça belirsiz koşullarda ülkeleri desteklemek için borç verme seçeneklerinin çeşitlendirildiği bir paket üzerinde çalıştığı bilgisi veren Georgieva geleceğe yönelik şu değerlendirmelerde bulundu:
 “Üye ülkelerin insana, dijital ve ve yeşil ekonomiye yatırım yaparak salgın sonrası dünyada ilerleme kaydetmelerine yardımcı olmaya hazırız. 190 üyemiz de IMF’ye güvenebilir.”



ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları devam ederken petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara çıkması bekleniyor

Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara ulaşacağına dair beklentiler artıyor. (Reuters)
Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara ulaşacağına dair beklentiler artıyor. (Reuters)
TT

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları devam ederken petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara çıkması bekleniyor

Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara ulaşacağına dair beklentiler artıyor. (Reuters)
Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara ulaşacağına dair beklentiler artıyor. (Reuters)

Petrol piyasalarındaki çok sayıda uzman ve analist, ABD-İsrail tarafı ile İran arasında karşılıklı saldırıların tırmanmasıyla birlikte varil başına petrol risk priminin 10 doların üzerinde artabileceği öngörüsünde bulundu. Bazı değerlendirmelerde ise Brent petrolün varil fiyatının 100 dolar seviyesini görebileceği ifade edildi.

ABD ile İsrail’in dün İran’a düzenlediği saldırılarda İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldüğü belirtilirken, gelişmeler Ortadoğu’yu yeni bir çatışma sürecine soktu.

Bölgede saldırıların daha da artabileceğine yönelik endişeler güç kazanırken, bu durum bazı büyük petrol şirketleri ile önde gelen ticaret firmalarının Hürmüz Boğazı üzerinden ham petrol ve yakıt sevkiyatını durdurmasına yol açtı.

Varil başına 100 dolar

RBC Capital’in Emtia Araştırmaları Başkanı Helima Croft, “Askeri operasyonların petrol fiyatları üzerindeki nihai etkisi, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) hava saldırısı karşısında teslim olup olmayacağına veya Washington’un iki aydan biraz fazla bir sürede gerçekleştirdiği ikinci rejim değişikliği operasyonunun maliyetini önemli ölçüde artıracak önlemler almaya devam edip etmeyeceğine bağlı olacak” dedi.

dsvfv
Bazı ülkeler, arzda aksama olması durumunda petrol rezervlerinden yararlanmaya hazırlanıyor. (Reuters)

Croft, Reuters’a yaptığı değerlendirmede, bölge liderlerinin Washington’u İran’la yeni bir çatışmanın riskleri konusunda uyardığını ve petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkmasının açık ve yakın bir tehlike olduğunu ifade ettiklerini aktardı.

Croft ayrıca, OPEC+ üreticilerinin Suudi Arabistan dışında büyük ölçüde azami üretim kapasitesine ulaştığını söyledi. Bu nedenle, OPEC+ tarafından sağlanabilecek ilave arz artışının, fiili üretim kapasitesi sınırlamaları nedeniyle etkisinin sınırlı kalacağını vurguladı.

Barclays Bankası enerji analistleri ise petrol piyasalarının pazartesi günü en kötü senaryolarla karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Mevcut koşullarda Brent petrolün varil fiyatının 100 dolara ulaşabileceğini kaydeden analistler, piyasaların Ortadoğu’daki güvenlik koşullarının kötüleşmesi nedeniyle arz kesintisi ihtimalini fiyatladığını ifade etti.

Hürmüz Boğazı

Hürmüz Boğazı’nın kapanması halinde alternatif güzergâhlara ilişkin değerlendirmede bulunan Rystad Energy Jeopolitik Analiz Başkanı Jorge Leon, Ortadoğu’daki alternatif altyapının boğaz üzerinden geçen akışları kısmen telafi edebileceğini belirtti. Ancak Leon, net etkinin günlük 8 ila 10 milyon varil ham petrol arzında fiili kayıp anlamına geleceğini vurguladı. Günde 100 milyon varilin üzerinde tüketimin olduğu küresel piyasada, stratejik petrol rezervlerine sahip ülkelerin, boğazdaki aksamanın yayılma riski görülmesi halinde stoklardan çekim yapabileceğini ifade eden Leon, “Gerilimin hızla düşeceğine dair işaretler ortaya çıkmadıkça, haftanın başında petrol fiyatlarında belirgin bir yukarı yönlü yeniden fiyatlama bekliyoruz” dedi.

vfgbgfb
Hürmüz Boğazı’nı geçen petrol tankerleri (Arşiv – Reuters)

Singapur merkezli Mizuho’da Asya Makroekonomik Araştırmalar Bölüm Başkanı Vishnu Varathan ise petrol fiyatlarının yüksek kalmasının muhtemel olduğunu söyledi. Varathan, üretim ve sevkiyatın saldırı ve kesintilere açık olmaya devam ettiğini belirterek, OPEC’in kayıpları telafi etmek amacıyla üretimi artırması yönünde baskı görebileceğini ifade etti. Petrol fiyatlarında yüzde 10 ila 25 arasında bir risk priminin şaşırtıcı olmayacağını kaydeden Varathan, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının risk primini kolaylıkla yüzde 50 seviyesine taşıyabilecek bir gelişme olacağını dile getirdi.

Reuters’a konuşan Eurasia Group enerji analistleri de petrol fiyatlarının pazartesi günü piyasaların açılmasıyla birlikte sert şekilde yükselebileceğini belirtti. Analistler, çatışmanın pazar günü boyunca sürmesi halinde, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve tanker trafiğinin aksaması senaryosuna bağlı olarak, petrol fiyatlarının mevcut 73 dolarlık referans seviyenin 5 ila 10 dolar üzerine çıkabileceğini bildirdi.

Ani tepki

Singapur merkezli OCBC’de analist olarak görev yapan Christopher Wong, “Saldırı, piyasalar pazartesi açılışına yaklaşırken jeopolitik risk primlerini artırıyor. İlk tepki büyük ölçüde öngörülebilir: Altın gibi güvenli liman varlıklarında yukarı yönlü bir fiyat boşluğu görülebilirken, petrol fiyatları da arz kesintisi endişeleri nedeniyle yükselebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Wong, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Riskli varlıklar ve yüksek oynaklığa sahip para birimleri, özellikle başlıklar misilleme veya bölgesel yayılma ihtimaline işaret ederse, ilk etapta dalgalanma yaşayabilir” ifadesini kullandı.

Vantage Point Asset Management Baş Yatırım Sorumlusu Nick Ferres ise “Enerji hâlâ ucuz. Pazartesi günü yükseliş görecek en belirgin sektör bu. Altın da öyle” şeklinde konuştu.


İran Savaşı Sonrası OPEC+ üretim artışını yeniden başlatacak mı?

OPEC’in, 28. Taraflar Konferansı COP28’deki standı (DPA)
OPEC’in, 28. Taraflar Konferansı COP28’deki standı (DPA)
TT

İran Savaşı Sonrası OPEC+ üretim artışını yeniden başlatacak mı?

OPEC’in, 28. Taraflar Konferansı COP28’deki standı (DPA)
OPEC’in, 28. Taraflar Konferansı COP28’deki standı (DPA)

Enerji piyasalarında dikkatler, bugün yapılacak OPEC+ sanal toplantısına odaklandı. Gözlemciler, İran merkezli gerilimin bölgesel bir çatışmaya dönüşmesi sonrasında, sekiz ülkeden oluşan gönüllü grubun üretim artışlarını nisan itibarıyla yeniden başlatabileceği görüşünde.

Geçen yıl Suudi Arabistan, Rusya, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Kazakistan, Cezayir ve Umman’dan oluşan grup, üretimini günlük yaklaşık 2,9 milyon varil artırmış; ardından artışlara üç ay süreyle ara verildiğini açıklamıştı.

Cumartesi günü çatışmaların başlamasından önce dahi piyasalar, aylardır bölgede süren ABD askeri yığınağı nedeniyle jeopolitik risk primindeki yükselişi fiyatlamıştı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı verilere göre Brent petrolün varil fiyatı cuma günü yüzde 3’ten fazla artarak 73 doların üzerine çıktı. Yılın başında fiyat 61 dolar seviyesindeydi.

İsviçre merkezli UBS Bankası analisti Giovanni Staunovo, ocak ayı başından bu yana petrol arzı üzerinde baskı oluşturan başka gelişmelerin de yaşandığını belirtti. Staunovo, ABD’de ocak ayında görülen soğuk hava dalgasının üretimde geçici kesintilere yol açtığını, Rusya’da insansız hava aracı saldırılarıyla bağlantılı aksaklıklar yaşandığını ve Kazakistan’da Tengiz petrol sahasında elektrik kesintisi nedeniyle üretimin durduğunu ifade etti.

Bu nedenle, cumartesi günkü saldırılardan önce dahi piyasalar günlük 137 bin varillik bir kota artışı bekliyordu.

Kpler şirketi analisti Homayoun Falakshahi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Bu görece yüksek fiyatlar, OPEC+ için üretim artışlarını yeniden başlatmak adına iyi bir teşvik” değerlendirmesinde bulundu.

Falakshahi, hafta sonu öncesinde yaptığı değerlendirmede ise ABD’nin İran’a yönelik saldırısının OPEC+ kararını mutlaka değiştirmeyebileceğini, grubun piyasaya planlanandan daha fazla arz eklemeden önce petrol akışlarına etkileri değerlendirmeyi tercih edebileceğini söyledi.

Falakshahi, kısa vadede ABD saldırısının “fiyatlarda büyük bir sıçramaya” yol açmasının muhtemel olduğunu, sonrasının ise çatışmanın tırmanma düzeyine bağlı olacağını kaydetti.

İran önemli bir petrol üreticisi konumunda bulunuyor. Ancak en büyük risk, dünya ham petrolünün yaklaşık yüzde 20’sine denk gelen ve günlük 20 milyon varilin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli olarak kapatılması ihtimali olarak görülüyor.

Capital Economics Gelişen Piyasalar Başekonomisti William Jackson ise, “Saldırılar sınırlı kalsa dahi Brent petrolün varil fiyatının 73 dolardan yaklaşık 80 dolara yükselmesini bekliyoruz. Bu seviye, Haziran 2025’teki 12 Gün Savaşı sırasında görülen zirveye yakın” ifadelerini kullandı.

Jackson, çatışmaların uzaması ve özellikle Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapanması halinde fiyatların çok daha sert yükselebileceğini belirterek, “Bu durum petrol fiyatlarında yaklaşık 100 dolara varan bir sıçramaya yol açabilir” değerlendirmesinde bulundu.


Reuters: Türkiye'de çoğu yastık altındaki altının değeri 750 milyar doları aşarak GSYH'nin yarısına ulaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Reuters: Türkiye'de çoğu yastık altındaki altının değeri 750 milyar doları aşarak GSYH'nin yarısına ulaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Jeopotilik endişelerin de etkisiyle 5 bin doların üzerine yükselen altın, çoğu yastık altı olmak üzere Türkiye'deki toplam altın varlığını da, 1.5 trilyon dolarlık toplam GYSH'nin yarısına ulaştırdı. Bu sürecin yarattığı servet artışı ve harcama etkisi ise dezenflasyonu yavaşlatan bir etken oldu.

Altın fiyatlarının, nadiren görülen yüzde 80'e yakın rekor artış gösterdiği son 1 yılda altın kaynaklı servet etkisi ise 300 milyar doların üzerine çıktı. 

Servet etkisi başta otomotiv ve konut olmak üzere harcama kanalı ile iç talebin istenen ölçüde yavaşlamamasına neden oldu. Para politikasının kontrol alanı dışında kalan bu etki zaten kırılgan olan dezenflasyonu yavaşlatan önemli bir etken oldu.

Merkez Bankası, Türkiye'deki altının 600 milyar dolar ile büyük bölümünün yastık altı – yani hanehalkı ve şirketler tarafından bankacılık sistemi dışında tutulan – altından oluştuğunu hesaplıyor. Ekonomistlerin hesaplamaları da benzer yönde.

Bu durum, Türklerin altını güvenli, taşınabilir ve somut bir servet koruma aracı olarak görme geleneğinin de bir yansıması. Düğünlerde takılan ve nesilden nesile aktarılan altın hem dini nedenlerle hem de enflasyondan korunmak için yıllardır ülkedeki bir numaralı yatırım tercihi. 

Altında yıllardır görülmeyen bu sert yükseliş ise servet etkisiyle harcamaları artıran bir etken oldu. Ekonomistler ve Merkez Bankası, bunun dezenflasyon sürecini karmaşık hale getirdiğini söylüyor.

Sadece Ocak ayında, altın fiyatları dolar bazında yaklaşık %25 yükseldi ve sadece bir ayda Türkiye'deki altın kaynaklı servet etkisi 80 milyar dolar oldu.

QNB ekonomik araştırmalar tarafından yayımlanan günlük notta, "Ocak ayı itibarıyla son 1 yıllık dönemde altın stokundan elde edilen toplam kâr 311 milyar dolara ulaşmıştır. Bu tutar, GSYH'ye oranla %19.3 ile tarihsel olarak rekor yüksek bir seviyeye işaret etmektedir... Bulgular, altın fiyatları kaynaklı gelir etkisinin iç talep üzerinde belirgin biçimde artırıcı rol oynadığını göstermektedir" denildi.

Harcama artışı

Türkiye, Hindistan, Almanya ve Vietnam'la birlikte hanehalkı altın sahipliğinin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alırken altın jeopolitik endişelerle geçen ay ons başına 5,000 dolara ulaştı. 

İstanbul'da bir kuyumcudan gram altın satın alan 21 yaşındaki klima teknisyeni Furkan araba almak amacıyla altın biriktirdiğini belirterek, "Bir yıldır fiziksel altına yatırım yapıyorum, ne zaman para biriktirsem parça parça alıyorum" dedi.

Yasık altında tutulanların dışında, bankacılık sisteminde 80 milyar doların üzerinde altın cinsi mevduat ve fon bulunuyor. Ayrıca Merkez Bankası'nın kendi sahip olduğu altın rezervlerinin değeri de 80 milyar doların üzerinde. Bu hesaba göre Türkiye'nin toplam altın stoku 760 milyar dolar civarında. Bu da ülkenin GSYH'sinin yüzde 49'u anlamına geliyor. Hem altın varlığındaki yastıkaltı pay hem de bunun ekoomiye oranı olarak Türkiye diğer ülkelerden oldukça farklı bir konumda.

TCMB'nin faiz indirim hızı oldukça düştü

Merkez Bankası geçtiğimiz yıl yayımladığı bir blog yazısında, küresel altın rallisinin başladığı 2023'ün son çeyreğinden itibaren altın mevduatlarının payının yüksek olduğu illerde konut fiyatlarının diğer bölgelere kıyasla çok daha hızlı arttığını tespit etti. 

TCMB çalışanlarının görüşlerini paylaştığı Merkezin Güncesi adlı blog'da yer alan analizde süreç altın kaynaklı "belirgin bir servet etkisinin göstergesi” olarak nitelendirdirildi. 

Pahalı krediler nedeniyle tüketim eğiliminin zayıfladığı bir dönemde yastıkaltı altın birikimi lokallerin tüketim için yeni bir alan açmış oldu. TCMB analizine göre bu alan, "Eylül 2023 sonrası dönemde altın fiyatlarındaki keskin artış konut ve otomobil piyasalarında talep artışına neden oldu."

İstanbul'da kuyumcu olan Asım Gürsel, son bir yılda müşterilerin giderek daha fazla otomobil veya ilk ev almak için altın sattığını, geçmişteki "ev satıp altın alma" eğiliminin tersine döndüğünü söyledi. Gürsel fiyatlardaki sert artış sonrası satışların daha çok arttığını da söyledi.

Altın kaynaklı servet etkisi ve bu etkinin tüketim eğiliminde yarattığı artış para politikasının etkisinin de oldukça sınırlı kaldığı bir alan.

Sadece Ocak ayına bakıldığında, küresel altın fiyatlarının artışı yüzde 25 ile tarihi bir rekor kırdı.. Bu sadece Ocak'ta 80 milyar dolarlık servet etkisi anlamına geliyor. Son bir yılda dolar cinsi altın fiyatının artışı yüzde 80'e yakın. Son 2 yıla baktığımızda ise artış %150 seviyesinde.

Reuters,Independent Türkçe