ABD ile Rusya arasında Suriyeli mülteciler konulu konferans gerilimi

İdlib'in kuzeyinde, Türkiye sınırına yakın bir bölgede, yerlerinden edilenler için kurulan kampın yakınlarından geçen bir Suriyeli (AFP)
İdlib'in kuzeyinde, Türkiye sınırına yakın bir bölgede, yerlerinden edilenler için kurulan kampın yakınlarından geçen bir Suriyeli (AFP)
TT

ABD ile Rusya arasında Suriyeli mülteciler konulu konferans gerilimi

İdlib'in kuzeyinde, Türkiye sınırına yakın bir bölgede, yerlerinden edilenler için kurulan kampın yakınlarından geçen bir Suriyeli (AFP)
İdlib'in kuzeyinde, Türkiye sınırına yakın bir bölgede, yerlerinden edilenler için kurulan kampın yakınlarından geçen bir Suriyeli (AFP)

Washington, 11-12 Kasım tarihlerinde Şam’da yapılması planlanan ‘Suriye Mülteciler Konferansı’ aracılığıyla Moskova’nın ‘Şam’a uygulanan tecriti delme, Suriye hükümetini meşrulaştırma ve askeri başarıları siyasi kabullere dönüştürme’ hedefine ulaşmasını engellemek ve bununla birlikte Avrupa ve Arap ülkeleri ile Birleşmiş Milletler (BM) kurumlarının Moskova’nın eylemlerini boykot etmesini sağlamak için diplomatik çabalarını yoğunlaştırıyor. Washington ayrıca, Rusya’nın mültecilerin geri dönüş süreci ile siyasi süreç ve BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanması konularını bir birinden ayırma girişimini önlemeye çalışıyor.

Hmeymim’den davet
Rusya’nın Suriye’de kullandığı Hmeymim Hava Üssü, Ekim ayı başlarında mültecilerle ilgili bir konferans düzenlemek üzere davetler göndermeye başladı. Şarku’l Avsat’a gönderilen davette de şu ifadeler yer aldı:
“Suriye Arap Cumhuriyeti'ndeki krizi çözmek ve durumu eski haline getirmek, uluslararası gündemin önceliklerinin başında geliyor. Bu bağlamda Rusya, dünyanın dört bir yanındaki mülteciler ve yerinden edilmiş kişilerin anavatanlarına dönmesinin önemli olduğuna inanıyor. Suriye'deki krizin nispeten istikrara kavuştuğu ve mültecilere ev sahipliği yapan ülkeler üzerindeki yüklerin arttığı göz önüne alındığında, uluslararası toplum, ülkelerine dönmek isteyen tüm Suriyelilere kapsamlı destek sağlamak ve yaşamları için uygun koşulları (altyapı, yaşam tesisleri ve insani yardımlar) yaratmak amacıyla çabalarını iki katına çıkarmalıdır. Rusya Federasyonu ve Suriye Arap Cumhuriyeti, dünyanın çeşitli ülkelerindeki mültecilere ve yerinden edilmiş kişilere destek ve Suriye’de barışı sağlamanın yollarını tartışmak üzere 10 - 14 Kasım tarihleri ​​arasında Şam’da uluslararası bir konferans düzenlemeyi öneriyor.”
Ayrıca Rus ve Suriyeli makamlarca yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı tüm koruma önlemlerinin alınması ve katılımcıların güvenliğinin sağlanması amacıyla gerekli tedbirlerin alınacağı belirtilen davette, ‘katılımcıların Rusya-Suriye insani faaliyetlerin yerinde görülmesi ve Humus'ta mülteciler için yapılan geçici barınakların ziyaret edilmesi’ gibi etkinliklerin de olacağı kaydedildi.
Fakat ‘gerek askeri operasyonlar gerekse Rusya’nın düzenlemeleri yoluyla ülkenin kuzeybatısını ve kuzeydoğusunu geri almak’ için bastıran Şam, Rusça metinde geçen ‘Suriye krizinin nispeten istikrarlı olduğu’ ifadesinden pek de memnun değildi. Bu nedenle 20 Ekim’de, Suriye Dışişleri Bakanlığı, Şam'daki diplomatik misyonlara, yurtdışındaki büyükelçilikleri aracılığıyla BM’ye ve diğer yerlere davetin başka bir nüshasını gönderdi. Şarku’l Avsat’a gelen davette ise şu ifadeler yer aldı:
“Suriye Arap Cumhuriyeti’nin geniş bölgelerine güvenlik ve istikrarın yeniden sağlanması, altyapının yeniden inşası ve yenilenmesi, Suriyeli mültecilerin ve yerlerinden edilmiş kişilerin, şehirlerine ve köylerine geri dönebilmeleri için gerekli koşulları sağlamaya yönelik temel bir adımdır. Ayrıca, savaş getirdiği şartlar nedeniyle yasadışı yollardan ülkeyi terk etmeye zorlanan vatandaşlar için bir dizi af ve yerleşim kararı çıkarıldı. Suriye hükümeti bu amaçla, yurt dışından dönen vatandaşlara insan onuruna yakışır bir yaşam sağlamak için her türlü desteği temin etmeye her zaman hazır olduğunu teyit etmektedir. Hükümet, Suriye'de devam eden savaşta en büyük kaybın, Suriye’nin evlatlarının ve usta kadrolarının anavatanlarından ayrılması olduğunu farkındadır. Bu da onların anavatanlarına dönüşlerini ve yeniden inşa çabalarına katılımlarını sağlamak için hiçbir çabadan kaçınılmamasını gerekmektedir. Bu bağlamda hükümet, vatandaşlarının, Suriye'ye dönüşünü kolaylaştırmanın yollarını tartışmak üzere sizi 11-12 Kasım 2020 tarihlerinde Şam'da düzenlenecek mültecilerin dönüşü konulu uluslararası konferansa katılmaya davet etmekten onur duyar. Kovid-19 salgınına karşı tüm sağlık önlemlerinin alındığını ve konferansın yurtdışındaki Suriyelilere ülkelerinin kendilerini beklediğine dair bir umut mesajı vermede başarısını sağlamayı teyit ediyoruz.”
Davette ayrıca 1 Kasım’dan önce konferansa katılım onayının bildirilmesi talep edildi.
Rusya’nın davetinin ardından, Avrupa ülkeleri ve ABD ortak bir toplantı düzenledi ve katılımcılar, oybirliğiyle konferansı boykot etme kararı aldılar. Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından belirlenen standartlara uyulması gerektiğinin altını çizerek, mültecilerin geri dönüş koşullarının ‘sağlanmadığını’ açıkladı. BM tarafından yayınlanan belgede, “Mültecilerin geri dönüşü, genelde Suriye'deki, özelde ise geri dönüşlerin yapılması istenilen bölgelerdeki koşullara ilişkin ilgili ve güvenilir bilgilere dayanarak, özgürce alınan kararlarla ve gönüllü olarak gerçekleşmelidir” ifadeleri yer aldı. BM yetkilileri ayrıca, yerinden edilmiş kişilerin mal varlıklarına ve her bir Suriyelinin ülkesine döndükten sonra yüz dolar ödemesine ilişkin 10 sayılı kanunun kaldırılmasının yanı sıra güvenli bir ortamın sağlanması, geriye dönen mülteciler hakkında soruşturma başlatmama garantisi verilmesi ve BMGK’nın 2254 sayılı kararını uygulamaya yönelik siyasi süreçte ilerleme kaydedilmesi gerektiğini belirttiler.

Kovid-19 salgını , Suriye halkının acıların daha da derinleştirdi
ABD kendisiyle birlikte Suudi Arabistan, Mısır, Fransa, Almanya, Ürdün, Amerika ve İngiltere’den oluşan ‘Küçük Grup’ dışişleri bakanları toplantısında çalışmalarını sürdürdü. 20 Ekim’de yapılan toplantıda katılımcılar, Suriye halkının yaklaşık 10 yıl süren savaşın ardından Kovid-19 salgını ve ekonomik krizle çektikleri acıların ‘daha da derinleştiğine’ işaret ettiler. Tüm Suriyelilerin ‘insani yardımlara güvenli ve engelsiz bir şekilde erişmelerinin öneminin’ vurgulandığı toplantıda, uluslararası topluma ‘Suriyeli mültecileri ve onlara ev sahipliği yapan ülke ve toplumları desteklemeye devam edilmesi, böylece Suriyelilerin kendi ülkelerine güvenli ve onurlu bir şekilde gönüllü olarak dönmelerinin sağlanması’ çağrısında bulunuldu. Çağrıda ayrıca, ‘zorunlu demografik değişimin reddedilmesi ve Suriyeli mülteciler için UNHCR tarafından belirlenen standartlara uymayan herhangi bir çözüm sürecine hiçbir şekilde yardım edilmemesi’ istendi.

ABD: Rusya’nın girişiminde üç hata var
Washington'a göre Rusya’nın girişiminde ‘üç hatalı düşünce’ bulunuyor. Bunlardan birincisi Avrupa ülkelerine, rejimin kontrolü altındaki bölgelere fon temin etme karşılığında mültecilerin geri dönmesi şeklinde bir takas yapmaları için baskı yapılması. ABD’ye göre Rusya’nın Avrupa’nın tutumunun esnek olduğuna dair inancı yanlış, çünkü Avrupa bu konudaki tutumu sabit. İkincisi, ev sahibi ülkeler ile uluslararası toplum arasında bir sürtüşme yaratmak. Rusya ve İran’ın Suriye’nin komşusu olan ülkeler üzerinde baskı uygulamalarına rağmen Arap ülkeleri mültecilerin dönüşü için uygun koşulların oluştuğunu düşünmüyor. Üçüncü hatalı düşünce ise ABD seçimlerinden sonra Washington’da bir değişiklik olacağı iddiası. Çünkü böyle bir değişiklik olsa bile ABD’nin Suriye'ye yönelik politikası değişmeyecek ve yaptırımlar Sezar Yasası çerçevesinde devam edecek.
Batılı bir yetkili konuya ilişkin değerlendirmesinde, mültecilerinden iltica etmelerinin nedenlerini bildiklerini belirterek, “Suriye hükümetinin davranışları değişmedikçe mülteciler geri dönmeyecek. Sorunun sorumlusu Moskova, Tahran ve Şam'dır. Bu yüzden çözümden sorumlu olamazlar. Mültecilerin geri dönüşü için gerekli şartları sağlamanın bir yolu var. O da, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde gerçek bir siyasi çözüm uygulamak ve rejimin halkına yönelik davranışlarını değiştirmektir” ifadelerini kullandı.

Rusya’dan karşı kampanya
Rusya, ABD kampanyasına karşı bir kampanya başlatırken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev, Amman, Beyrut ve Şam'ı ziyaret ederek Arap ülkeleri ve ‘üçüncü taraf ülkeler’ ile konferansa katılmaları için diplomatik temaslarda bulundu. Suriye hükümetinden yapılan resmi açıklamaya göre Lavrentiev, bölgede çok sayıda Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan bir dizi ülkeye yaptığı ziyaretlerin sonuçları ile ilgili Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e bilgi verdi. Lavrentiev ayrıca Rusya’nın bu insani yardım dosyasının kapatılmasına yardımcı olmak için Suriyeli kurumlarla ortak çalışmaya devam etme konusundaki kararlılığını teyit etti. Açıklamada Esed’in, heyet üyelerine ve Rusya Federasyonu'na, konferansın başarıya ulaşması için verdikleri destek ve sarf ettikleri çabalardan dolayı teşekkür ettiği belirtildi. Açıklamada söz konusu konferansın, ‘Suriyeli mültecilerin acı çekmeye devam etmelerine ve anavatanlarına dönmelerinin önlenmesine katkıda bulunan bazı Batılı ülkelerin herhangi bir siyasi istismarından uzak bir şekilde, herkesin bu dosyaya sadece insani bir açıdan bakmaya başlaması için bir fırsat oluşturduğuna’ dair fikir birliği olduğu belirtildi.
İlgili bağlamda Suriye Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen ile geçtiğimiz hafta yaptığı görüşmede, Batı’nın ‘temelsiz argümanlara dayanarak Suriyeli mültecilerin anavatanlarına dönüşlerini engellediğini’ ve bunun ‘insani dosyanın tamamen siyasallaştırılması ve siyasi gündemler için kullanılan bir kart haline getirilmesi’ olduğunu söyledi.

Lavrentiev’in ziyaret turu Türkiye’yi kapsamadı
Öte yandan Lavrentiev’in ziyaret turu, Astana Süreci’nin garantörlerinden biri olduğu için kendisi ile koordine edilmeden yapılacak düzenlemelerin ‘hayal kırıklığı’ yarattığını ifade eden ve dünyada en fazla Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye'yi kapsamadı. UNHCR istatistiklerine göre Türkiye, Lübnan, Irak, Ürdün ve Mısır'daki toplam Suriyeli mülteci sayısı 5,6 milyonu bulurken 3,5 milyonu (yüzde 63,8’i) Türkiye'de, 952 bini Lübnan'da ve 673 bini Ürdün'de bulunuyor. Bununla birlikte yaklaşık 7 milyon kişi ülke içinde yerinden edilmiş durumda.
Bu arada Tahran, konferansı desteklediğini açıklayarak Beyrut'a da konferansa katılmasını ‘tavsiye etti’. İran Dışişleri Bakanı'nın Siyasi İşlerden sorumlu Özel Asistanı ve Suriye ile Yemen Özel Temsilcisi Büyükelçi Ali Asgar Haci, pazartesi günü ‘uluslararası toplumu konferansa aktif olarak katılmaya’ çağırarak, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’e, mülteci sorununa insani bir sorun olarak çözüm bulmanın ve Suriyeli taraflar arasında güveni yeniden inşa etmenin yanı sıra bu krize siyasi bir çözüm bulmanın önemi vurgulanan bir mesaj gönderdi.



Avn ve Selam, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakereye hazır olup olmadığını görüştü

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
TT

Avn ve Selam, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakereye hazır olup olmadığını görüştü

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam bugün yaptıkları görüşmede, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakerelere hazır olup olmadığını ele aldı. Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre görüşme, ülkenin güneyine yerinden edilenlerin akınının sürdüğü ve Hizbullah ile İsrail arasında ikinci gününe giren ateşkes süreciyle eş zamanlı gerçekleşti.

Açıklamada, Avn ve Selam’ın ‘ateşkes sonrası aşamaya ve bunun kalıcı hale getirilmesine yönelik çabalara dair değerlendirme’ yaptığı, ayrıca İsrail ile yapılması beklenen müzakereler için ‘Lübnan’ın hazırlık durumunu’ ele aldığı belirtildi.

Görüşme, Avn’ın bir gün önce Lübnan halkına ve adını anmadan Hizbullah’a hitaben yaptığı sert tonlu konuşmanın ardından geldi. Avn konuşmasında, Lübnan’ın İsrail ile ‘kalıcı anlaşmalar’ hedefiyle yeni bir aşamanın eşiğinde olduğunu ifade ederken, doğrudan müzakerelerin ‘taviz’ anlamına gelmediğini vurguladı.

Hizbullah ile İsrail arasında, ABD Başkanı Donald Trump tarafından ilan edilen 10 günlük ateşkes kapsamında, perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısından itibaren kırılgan bir ateşkes yürürlükte bulunuyor. 2 Mart’ta başlayan çatışmalarda yaklaşık 2 bin 300 kişi hayatını kaybederken, özellikle Lübnan’ın güneyi ve Beyrut’un güney banliyölerinden olmak üzere 1 milyondan fazla kişi yerinden edildi.

Hizbullah ve destekçileri, İsrail ile doğrudan müzakerelere karşı çıkmayı sürdürürken, daha önce de 2024 savaşı sonrasında Lübnan hükümetinin örgütün silahsızlandırılmasına yönelik kararını reddetmişti.

Öte yandan Hizbullah Siyasi Konseyi Başkan Yardımcısı Mahmud Kamati Al Jadeed TV’ye verdiği demeçte, “Cumhurbaşkanı’nın sözleri şok ediciydi” ifadesini kullanarak, konuşmada İran’a teşekkür edilmemesini eleştirdi. İran, Lübnan’daki ateşkesin Washington ile varılan ateşkes mutabakatının ‘bir parçası’ olduğunu açıklamıştı.

Lübnan’ın güneyindeki kasaba ve köylerine doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş insanların araçları (Reuters)Lübnan’ın güneyindeki kasaba ve köylerine doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş insanların araçları (Reuters)

Ateşkesin ikinci gününde, özellikle Lübnan’ın güneyine doğru, yerinden edilenlerin akını sürüyor. Güneyi birbirine bağlayan sahil yolu, sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun trafikle kilitlendi.

Lübnan ordusu ile yerel yetkililer, İsrail bombardımanı nedeniyle kapanan yolları yeniden ulaşıma açmak için çalışmalarını sürdürüyor.

Beyrut’un güney banliyösünde ise geniş çaplı yıkımın yaşandığı bölgede aileler, evlerini kontrol etmek ve ihtiyaçlarını almak üzere geri dönüyor. Ancak AFP muhabirlerine göre, bölgenin iç kesimlerindeki bazı mahalleler hâlâ büyük ölçüde boş durumda; birçok kişi geri dönmek için beklemeyi tercih ediyor.

Bu kişilerden biri olan ve dört çocuğuyla birlikte Beyrut sahilinde kurulu bir çadırda kalan Semah Haccul, güvenlik endişeleri nedeniyle henüz evine dönmeye hazır olmadıklarını söyledi.

Haccul, “Gece bir şey olmasından ve çocuklarımı alıp kaçamamaktan korktuğumuz için kendimizi güvende hissetmiyoruz” dedi.

Evine kısa süreliğine gittiğini belirten Haccul, Beyrut’un güneyindeki el-Leyleki bölgesindeki evinde hafif hasar tespit ettiğini, ‘çocukları yıkamak ve artan sıcaklıklar nedeniyle yazlık kıyafetler almak’ için eve uğradığını ifade etti. Ateşkesin gidişatını izlemek istediklerini vurgulayan Haccul, “Ateşkes kalıcı hale gelirse evlerimize döneceğiz” dedi ve çevredeki çadırlarda kalan onlarca ailenin de aynı yaklaşımı benimsediğini aktardı.

Selam ise Avn ile görüşmesinde, ateşkesin kalıcı hale gelmesi durumunda yerinden edilenlerin en kısa sürede güvenli şekilde evlerine dönebilmesini umduğunu dile getirdi. Selam, Lübnan devletinin bu dönüşü kolaylaştırmak için ‘yıkılan köprülerin onarılması, yolların açılması ve geri dönüşün mümkün olduğu bölgelerde gerekli ihtiyaçların sağlanması’ yönünde çalıştığını belirtti.


Macron, Lübnan'ın güneyinde bir Fransız askerinin öldüğünü üç askerin yaralandığını belirterek, saldırıdan Hizbullah'ı sorumlu tuttu

Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
TT

Macron, Lübnan'ın güneyinde bir Fransız askerinin öldüğünü üç askerin yaralandığını belirterek, saldırıdan Hizbullah'ı sorumlu tuttu

Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Lübnan'ın güneyinde düzenlenen saldırıda bir Fransız askerinin öldüğünü duyurarak, ölümünden Hizbullah'ı sorumlu tuttu.

Macron, X internet sitesinde yayınladığı paylaşımda, üç askerin de yaralandığını ve tahliye edildiğini belirterek, Lübnan hükümetini saldırıdan sorumlu olanlara karşı harekete geçmeye çağırdı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise Fransız güçlerini hedef alanlardan sorumlu olanların yargılanacağını belirtti.


Hamas'a Gazze'nin silahsızlandırılmasına razı olması için yoğun baskı uygulanıyor

Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)
Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)
TT

Hamas'a Gazze'nin silahsızlandırılmasına razı olması için yoğun baskı uygulanıyor

Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)
Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)

Hamas, Gazze Şeridi'nde faaliyet gösteren grupların, özellikle de silahlı kanadı "Kassam Tugayları"nın silahsızlandırılması planı üzerinde müzakereye başlamadan önce, arabulucular ve diğer taraflardan "Barış Konseyi" belgesini, en azından prensipte de olsa, kabul etmesi yönünde büyük bir baskıyla karşı karşıya.

Gazze Şeridi dışındaki iki Hamas kaynağı Şarku’l Avsat’a, bazı arabulucu ülkelerin, Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından yaklaşık iki hafta önce hareketin liderliğine sunulan ve şartlarının daha sonra başka bir aşamada müzakere edileceği anlayışıyla hazırlanan plana ilk yazılı onayı vermeleri için hareketi ikna etme girişimleri olduğunu söyledi.

İki kaynak, İsrail'i ateşkes anlaşmasının ilk aşamasını uygulamaya mecbur eden net garantiler alınmadan önce bu onayın alınması yönünde girişimler olduğunu açıkladı. Müzakere ekibinin, ikinci aşamayı müzakere etmeye geçmeden önce ilk aşamanın tamamının uygulanmasını sağlamayı amaçlayan pozisyonuna bağlı kalmakta ısrar ettiğini belirttiler.

Gazze'deki yıkım (Arşiv- AFP)Gazze'deki yıkım (Arşiv- AFP)

İki kaynak, “Arabulucular ve çeşitli taraflar, birinci aşamanın istisnasız olarak eksiksiz bir şekilde uygulanması karşılığında, ikinci aşamanın da eş zamanlı olarak derhal uygulanmaya başlanmasını sağlamaya yönelik girişimlerde bulunuyorlar. Bu hareket bir anlaşmaya yol açabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Bir kaynak, Hamas liderliğinin, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'nin, hareketin ikinci aşamayla ilgili belgeyi imzalama konusundaki ilk anlaşmasını istismar ederek, hareketin orijinal planda hâlâ reddettiği ve açık değişiklikler talep ettiği adımlara zorlayacakları yönünde ciddi endişeler taşıdığını belirtti.

Kaynak, bazı arabulucu ülkelerin Hamas'ın pozisyonunu ve endişelerini anladığını ve bu konuda güven verici mesajlar iletmeye çalıştığını, ancak hareket içindeki ve Filistinli gruplarla olan iç temasların ve görüşmelerin hala devam ettiğini kaydetti.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir fraksiyon kaynağına göre bazı gruplar, arabulucuların desteğiyle, Gazze Şeridi'ndeki nüfusun insani ve yaşam koşullarındaki iyileşmeden faydalanmak amacıyla ikinci aşamanın 8 aydan 3 veya 4 aya indirilmesini önerdi. Özellikle, evleri yıkılan ve çok zor ve çetin koşullarda yaşayan yerinden edilmiş kişilerin yaşamlarının giderek kötüleşmesi göz önüne alındığında, yeniden yapılanma aşamasının acilen başlatılması gerektiği vurgulandı.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta bir kız çocuğu su taşıyor (Arşiv- AFP)Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta bir kız çocuğu su taşıyor (Arşiv- AFP)

Etkili kaynak, ikinci aşamanın uygulama süresinin kısaltılma amacının, başta iç işlerini düzene koymaya, halkın ihtiyaçlarına dikkat etmeye ve bütünleşik bir Filistin ulusal sistemi inşa etmeye çalışan Filistinliler olmak üzere tüm taraflara hizmet edecek daha ileri aşamalara geçmek olduğunu değerlendiriyor. Ayrıca, Arap ülkelerinin yanı sıra Türkiye de dahil olmak üzere İslam ülkelerinden de Filistin ulusal diyaloğuna geri dönülmesi yönünde çabalar sarf edildiğini, ancak şu ana kadar yakın zamanda toplantı yapılacağına işaret edebilecek bir ilerleme olmadığını, buna rağmen çabaların devam ettiğini belirtti.

Silahların kısıtlanması konusunda gruplar arasında bir mutabakat olduğunu, ancak önerilen şekilde olmadığını ifade etti. Grupların temel teklife eklemek istedikleri değişiklikler olduğunu ve ikinci aşamaya ilişkin ciddi görüşmeler başlarsa, değişikliklerini sunmak için mevcut temasların nereye varacağını bekleyeceklerini söyledi.

Bu durum, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki gerilimi artırmaya devam ettiği ve Filistinli kayıpların sayısının arttığı bir dönemde yaşandı.

Bu sabah, Gazze Şehri'nin doğusunda ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'nin doğusunda açılan ateş sonucu birinin durumu ağır, 4 Filistinli yaralandı.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta ve kuzeydeki bölgelerde sivilleri ve yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan bir dizi saldırısında dün 3 Filistinli öldürüldü. Kurbanlar arasında, UNICEF'in desteğiyle yerinden edilmiş kişilere su taşıyan kamyonu kullanan iki Filistinli kardeş de bulunuyordu. Olayın ardından UNICEF, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki faaliyetlerini askıya aldığını duyurdu.

10 Ekim 2025'te yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ndeki Filistinli kurbanların sayısı 773 kişiyi aşarken, 2 bin 15'ten fazla kişi de yaralandı. 7 Ekim 2023'ten bu yana toplam ölü  sayısı ise 72 bin 500 kişiyi geçti.