Başkanlık seçimleri: Trump’ın Amerikan siyasi hayatı üzerindeki etkisi

Halkın içerisinde kendi kitlesini oluşturarak milyonların sadakatini kazandı

Başkanlık seçimleri: Trump’ın Amerikan siyasi hayatı üzerindeki etkisi
TT

Başkanlık seçimleri: Trump’ın Amerikan siyasi hayatı üzerindeki etkisi

Başkanlık seçimleri: Trump’ın Amerikan siyasi hayatı üzerindeki etkisi

ABD Başkanı Donald Trump seçim yarışını kaybettiği takdirde bu, 28 yıldan beri görevdeki bir başkanın ilk yenilgisi olmuş olacak. Ancak kesin olan bir şey var o da; Trump kaybetse de kazansa da sahneden sessizce çekilmeyecek.
Hiç olmazsa Cumhuriyetçi Başkanın yetkisini uygun gördüğü şekilde kullanmak için 76 günü daha var. Yenilip öfkelenmesi halinde isteklerini arzuladığı gibi yerine getirmede başarısız olan Federal Soruşturma Bürosu FBI Direktörü Christopher A. Wray ve hükümetin en kıdemli bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. Anthony Fauci gibi çeşitli üst düzey yetkilileri yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ortasında görevine son verebilir ya da açığa alabilir.
Trump, 20 Ocak’ta Beyaz Saray’dan ayrılmak zorunda kalırsa, muhtemelen beklenenden daha dirençli çıkacak ve kesinlikle Amerikan hayatının güçlü bir unsuru olarak hafızalardan silinmeyecek. Rakamlar, Trump’ın en az 68 milyon oy aldığını gösteriyor. Bu da Trump’ın 2016 seçimlerinde topladığı oyun 5 milyon fazlasına denk geliyor. Yani Trump halk oylarının neredeyse yüzde 48’ini elde etmiş oldu ki bu, dört yıllık skandallar, başarısızlıklar, azil soruşturması ve 233 binden fazla ABD’linin ölümüne yol açan Kovid-19 salgınına rağmen halkın neredeyse yarısının desteğini koruduğu anlamına geliyor.
Bu da Trump’a, Jimmy Carter ve George Bush gibi ikinci bir dönem kazanma çabaları boşa giden diğer başkanların oynamadığı bir rolü oynaması için güçlü bir destek kitlesi sağlıyor. Trump, Fox News’e rakip olacak kendisine ait bir televizyon ağı kurma fikrine her zaman değinmişti. Son zamanlarda 2024 yılı başkanlık seçimlerinde tekrar aday olma düşüncesi ortaya atıldı. Ancak kendisi o zaman 78 yaşında olmuş olacak. Bir başkan adayı olarak günleri sona ermiş olsa bile Twitter’daki 88 milyon takipçisi kendisini sağcıların üzerinde etkili bir ses kılmaya yetiyor. Bu da onu yükselen Cumhuriyetçi isimler arasında iktidarı belirleyen bir isim haline getiriyor.
Arizona’da son dört yılda Trump ile yollarını ayıran birkaç Cumhuriyetçi Ofis üyelerinden biri olan eski Senatör Jeff Flake “Seçim sonuçlarından çıkarılacak net bir şey varsa, o da başkanın çok sayıda destekçisi olduğu ve yakın zamanda sahayı terk etmeye hiç niyeti olmadığıdır” dedi.
Bu büyük sayılar, Trump’ın ekonomiyi yeniden inşa etmek ve Cumhuriyetçi Parti’yi kendi tarzına göre yeniden şekillendirmek için ikinci bir dönem ve bir dört yıl daha kazanmasını sağlayabilir. Bununla birlikte başkanlık koltuğunda oturmazken bile, Senato’da çoğunluğu koruyan Cumhuriyetçi senatörlere her fırsatta Biden’e direnmeleri için baskı yapmaya çalışabilir ve onları siyasi tabanını yatıştırma ya da kızdırma arasında seçim yapmaya zorlayabilir.
Yeni nesil Cumhuriyetçiler öne çıkıncaya dek Trump, gelecekteki adayların bir şekilde ulaşmak isteyecekleri destekçileri hakkında oldukça büyük bir bilgi veri tabanını kullanarak kendisini partinin fiili lideri olarak gösterebilir.
Başkanın bu seçim devresindeki ilk kampanya yöneticisi olan Brad Parscale, “Ne Twitter hesabı ne de haber devresini kontrol etme gücü duracak. Başkan Trump, bir siyasetçinin topladığı en büyük veriye sahip. Bunun önümüzdeki yıllarda rekabet ve siyaset üzerinde etkisi olacak” dedi.
Kamuoyu araştırmaları Trump’ın partisi içerisinde güçlü bir desteğe sahip olduğunu gösterdi. Nitekim Trump, Cumhuriyetçi seçmenlerin oylarının yüzde 93’ünü almayı başardı. Aynı zamanda, genellikle bazılarının ırkçı olarak gördüğü söylemlerine rağmen siyahi seçmenler (yüzde 12) ve İspanyol seçmenler (yüzde 32) arasında dört yıl öncesine göre bir dereceye kadar daha başarılı oldu. Çekişmeli seçim bölgelerindeki güçlü performansının ardından geç karar veren seçmenler Trump’ın tarafına kaydı.
Trump’ın bazı delillerinin, parti üyeleri arasında önemli bir ağırlığı vardı. Kovid-19 salgını ve bununla birlikte gelen ekonomik kayıplara rağmen, seçmenlerin yüzde 41’i Trump’ın göreve geldiğinden beri daha iyi durumda olduklarını söylerken, yalnızca yüzde 20’si şu anda daha kötü bir durumda olduklarını ifade etti. Trump’ın önceliklerini onaylayarak, seçmenlerin yüzde 35’i ekonomiyi en önemli sorun olarak nitelendirdi. Bu da pandemiyi en önemli sorun olarak görenlerin iki katına tekabül ediyor. Seçmenlerin yüzde 49’u ekonominin iyi ya da mükemmel olduğunu söylerken yüzde 48’i Trump yönetiminin virüs ile mücadele yöntemini onayladı.
Trump’ın 2016 seçim kampanyasında stratejik planlamacı olarak görev yapan Sam Nunberg, “Başkan yenilirse partinin seçmenlerinin ve partiye kazandırdığı yeni seçmenlerin daimi sadakatini koruyacak. Başkan Trump, Cumhuriyetçi seçmenlerin gözünde bir kahraman olarak kalacak ve 2024 Cumhuriyetçi Parti’nin başkanlık ön seçimlerinin galibi ya Başkan Trump ya da ona oldukça benzeyen bir aday olacak” açıklamasında bulundu.
Bununla birlikte bütün Cumhuriyetçiler aynı fikirde değil. Trump hiç şüphesiz açık bir şekilde konuşmaya ve kamu sahasında kendini göstermeye devam edecek olsa da bazı Cumhuriyetçiler Trump’ın kaybettiği takdirde partinin onu geride bırakmaya çalışmaktan mutlu olacağını ve yalnızca partinin doğal seyrinden sapmış biri olarak hatırlanacağını dile getirdiler.
Florida’dan eski Temsilci Carlos Curbelo, “Başka bir Trump asla olmayacak. Taklitçiler başarısızlığa uğrayacak. Trump yavaş yavaş kaybolsa da ABD tarihindeki bu çalkantılı dönemin izleri asla silinmeyecek” dedi.
Aslında Trump, halk oylarını Hillary Clinton’a kaptırdığında bile bir Seçici Kurul içerisinde zafer elde ettiği 2016 yılı seçimlerindeki başarısını yeniden elde edemedi. Şu an başkan olarak sahip olduğu bütün avantajlara rağmen, geçen dönem kazanamadığı eyaletlerin hiçbirini kazanamadı. Hatta çarşamba günü önceki seçimlerde kendisine destek veren 2-3 eyaleti de kaybetti.
Genelde bir dönem ya da daha kısa bir süre sonra Beyaz Saray’dan ayrılan diğer başkanlar -1976’da Gerald R. Ford, 1980’de Carter ve 1992’de Bush gibi- siyasi gölgelerde kaybolup kendi kabuklarına çekilmeyi tercih ettiler. Ford kısa bir süre geri dönmeyi düşündü. Carter zaman zaman haleflerini eleştirdi ve Bush oğullarını destekleyen kampanyalara katıldı ancak hiçbiri partileri içerisinde uzun süre etkili siyasi unsurlar olarak kalmadı. En azından siyasi açıdan hepsi farklı derecelerde bitmiş bir güç olarak görüldü.
Herbert Hoover, görevini bıraktıktan sonra kudret simsarı rolünü oynamaya çalışan son hezimete uğramış başkandı ve 1932 yılında Franklin Roosevelt’e karşı kaybettikten sonra tekrar aday olmaya hazırlanmış ve Cumhuriyetçi Parti’nin muhafazakar kanadının açık sözlü bir lideri olmuştu. Hoover’ın yıllarca büyük bir nüfuzu olsa da bu, partinin adaylığını tekrar kazanmaya ya da tarihin onun hakkındaki yargısını değiştirmeye yetmedi.
“Kazanmayı” neredeyse her şeyden daha çok önemseyen Trump’a gelince kaybeden olarak bilinmek onun için katlanılmaz olacaktır. Zira seçim günü, kampanya merkezini ziyaret ettiği sırada bunu yüksek sesle dile getirmişti. Basın mensuplarına ve çalışanlara yaptığı konuşmada “Kazanmak kolaydır. Kaybetmek ise asla kolay değildir. Benim için değil” demişti.

- New York Times



Çin “Üçüncü Cephe’yi” yeniden mi açıyor?

Çin yönetimi, özellikle Hint-Pasifik'teki jeopolitik risklere karşı hazırlanıyor (Reuters)
Çin yönetimi, özellikle Hint-Pasifik'teki jeopolitik risklere karşı hazırlanıyor (Reuters)
TT

Çin “Üçüncü Cephe’yi” yeniden mi açıyor?

Çin yönetimi, özellikle Hint-Pasifik'teki jeopolitik risklere karşı hazırlanıyor (Reuters)
Çin yönetimi, özellikle Hint-Pasifik'teki jeopolitik risklere karşı hazırlanıyor (Reuters)

Çin, Soğuk Savaş'ta uyguladığı "Üçüncü Cephe" stratejisini tekrar devreye sokuyor.

1964'te Mao Zedong'un başlattığı "Üçüncü Cephe" projesi, ABD ve Sovyetler Birliği'nden gelebilecek saldırılara karşı iç ve dağlık bölgelerde gizli sanayi ve savunma altyapısı kurulmasını hedefliyordu.

15 milyon kişinin çalıştığı dev proje, 1970'lerin sonundan itibaren ABD'yle ilişkilerin yumuşamasıyla rafa kaldırıldı. Bugün bu eski tesisler harabeye dönmüş durumda, çevrelerindeki yerleşimlerin büyük bölümü de boşalmış halde.

Ancak Guardian'ın analizine göre ABD-Çin ilişkilerinin yeniden gerilmesiyle Pekin yönetimi, iç bölgeleri tekrar stratejik bir "yedek sanayi ve savunma alanı" olarak konumlandırıyor.

Çin Komünist Partisi (ÇKP), Temmuz 2024'te "Çin'in stratejik hinterlandını geliştirme ve kilit sektörler için yedek planlar oluşturma" kararı almıştı.

Bu kapsamda, işgal tehdidine veya uluslararası pazarlardan izole olma riskine karşı dayanıklılığı artırmak için Çin'in uzak iç bölgelerindeki eyaletlerin kullanılması gerektiği vurgulanmıştı.

Analize göre 2024'teki bu kararlar, yeni bir "Üçüncü Cephe" stratejisinin devreye sokulduğunu gösteriyor.

Şi Cinping yönetiminin artan riskler karşısında savaş senaryolarına hazırlık yaptığına dikkat çekiliyor.

Çin tarihine odaklanan araştırmacı Covell Meyskens, Asya devinin eskiye kıyasla çok daha güçlü olduğunu vurgulayarak, ordusunun ABD güçleriyle savaşabilecek seviyede olduğunu hatırlatıyor.

ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi verilerine göre Şi'nin iktidara geldiği 2012'de Çin'in savunma harcamaları ABD'nin 6'da biri düzeyindeyken, 2024 itibarıyla bu oran üçte bire yükselerek 317,6 milyar dolara ulaştı.

Ayrıca Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'ne göre Çin'in silah ithalatı 2021-2025 döneminde önceki 5 yıla kıyasla en az yüzde 70 azaldı. Bu da ülkenin yerli üretim kapasitesindeki artışı gösteriyor.

Tarihçi Meyskens, bölgesel risklerin arttığına ve "Üçüncü Cephe" ideolojisinin yeniden canlandığına işaret ederek şunları söylüyor:

Kesinlikle yeniden düşmanca bir ortama dönülüyor. Bir tür soğuk savaşın içindeyiz.

Pekin ve Tokyo yönetimleri arasındaki gerginlikler de Tayvan meselesi nedeniyle son dönemde artıyor.

Japonya Savunma Bakanlığı, Kumamoto eyaletine Çin anakarasına ulaşabilecek iki uzun menzilli füze yerleştirildiğini bugün duyurdu.

Açıklamada bunun güvenlik ve savunma amacıyla yapılmış olduğu savunulsa da ÇKP'ye ait İngilizce yayın yapan Global Times'da bugün yayımlanan makalede Tokyo'nun hamlesi eleştirildi.

Analizde, Type 12 füzelerinin etkili bir saldırı kapasitesine sahip olduğu, Japonya'nın "barışçıl Anayasası'ndan uzaklaştığı" vurgulandı.

Independent Türkçe, Guardian, Global Times


NASA'nın şimdiden tarih yazan Artemis ekibinde kimler var?

Artemis 2 mürettebat üyeleri (soldan sağa) Jeremy Hansen, Christina Koch, Reid Wiseman ve Victor Glover, NASA'nın 1972'den beri Ay'a gönderdiği ilk kişiler (Chris O'Meara/AP)
Artemis 2 mürettebat üyeleri (soldan sağa) Jeremy Hansen, Christina Koch, Reid Wiseman ve Victor Glover, NASA'nın 1972'den beri Ay'a gönderdiği ilk kişiler (Chris O'Meara/AP)
TT

NASA'nın şimdiden tarih yazan Artemis ekibinde kimler var?

Artemis 2 mürettebat üyeleri (soldan sağa) Jeremy Hansen, Christina Koch, Reid Wiseman ve Victor Glover, NASA'nın 1972'den beri Ay'a gönderdiği ilk kişiler (Chris O'Meara/AP)
Artemis 2 mürettebat üyeleri (soldan sağa) Jeremy Hansen, Christina Koch, Reid Wiseman ve Victor Glover, NASA'nın 1972'den beri Ay'a gönderdiği ilk kişiler (Chris O'Meara/AP)

NASA, 50 yıldan uzun süren bir aranın ardından 4 astronotu Ay'a göndermeye hazırlanıyor ve geri sayım resmen başladı.

İnsanlığın 1972'den bu yana ilk kez uyduyu ziyaret edeceği Artemis 2 görevinin, çeşitli ertelemelerden sonra 1 Nisan Çarşamba günü EDT 18.24'te (TSİ 2 Nisan 01.24) Florida'daki Kennedy Uzay Merkezi'nden fırlatılması bekleniyor. 

NASA'nın bu sefer Ay'a göndereceği ekipse, Apollo programıyla bu yolculuğu yapan 24 astronottan epey farklı.

12'si Ay'da yürüyen bu grubun tamamı Amerikalı beyaz erkeklerden oluşuyordu. 

Artemis 2'nin 4 kişilik mürettebatında ise bir kadın, bir siyah ve bir Kanadalı var.

Bu ekip Ay'a iniş yapmayacak ve hatta yörüngesine bile çıkmayacak. Ancak gidiş-dönüş yolculuklarında Apollo astronotlarından binlerce kilometre daha derinlere giderek Ay'ın karanlık tarafının eşi benzeri görülmemiş manzaralarıyla karşılaşacaklar. 

İşte gelecekteki Ay inişlerinin önünü açması hedeflenen Artemis 2 görevindeki astronotlar:

Reid Wiseman

10 günlük görevin liderliğini üstlenecek 50 yaşındaki Reid Wiseman, iki kızını tek başına büyütmeyi hayatının en büyük ve en tatmin edici mücadelesi olarak görüyor.

Emekli bir ABD Deniz Kuvvetleri kaptanı olan Wiseman, 2009'da NASA'ya astronot olarak katıldı.

2014'te Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 5 aydan uzun süre kaldı ve 2020-2022 döneminde Astronot Ofisi'nin başkanlığını yaptı.

dsvfr
Artemis 2, NASA'nın Space Launch System (Uzay Fırlatma Sistemi) roketi ve Orion uzay aracının ilk insanlı görevi (NASA)

2020'de eşini kanser nedeniyle kaybeden Wiseman'ın kızları, babalarının yeniden uzaya gitmesi fikrine başlangıçta pek sıcak bakmamış.

Wiseman durumu "Bunu konuştuk ve ben de 'Bakın, şu anda Dünya'daki tüm insanlar arasında, Ay'ın etrafında uçabilecek konumda olan sadece 4 kişi var. Bu fırsata hayır diyemem' dedim" diye anlatıyor.

Ardından kızlarının desteğini alan Wiseman, en zor kısmın onlardan ayrılmak değil "onlara yüklediği stres" olduğunu söylüyor.

2023'te göreve seçilen astronot o zaman yaptığı açıklamada NASA'nın Ay'a neden gittiği sorusuna "Çünkü insanları Mars'ta görmek istiyoruz" diye yanıt vermişti.

NASA'nın astronotlara yanlarında taşıma izni verdiği kişisel eşyalar arasında Wiseman, görev sırasında düşüncelerini not edebilmek için küçük bir not defteri götürmeyi planlıyor.

Victor Glover

12 yıldır NASA astronotu olarak görev yapan Glover, Artemis 2'de pilot koltuğunda oturacak.

Eski bir ABD Deniz Kuvvetleri savaş pilotu ve test pilotu olan Glover, ABD uzay ajansının az sayıdaki siyah astronotundan biri.

Test uçuşu mühendisliği de dahil üç yüksek lisans derecesi bulunan astronot, aynı zamanda Ay'a giden ilk siyah kişi olacak.

Evli ve 4 çocuk babası olan 49 yaşındaki Glover, "NASA beni hazırlamak için ne kadar zaman ve emek harcıyorsa, ben de ailemi hazırlamak için aynı ölçüde çaba gösteriyorum" diyor.

Ayrıca görev süresince mürettebatın aileleriyle yakın temas kuracak bir astronotun Dünya'da görevlendirilmesinden memnun olduğunu söylüyor.

Göreve hazırlanırken 1960'lardaki görevlerin makalelerini inceleyen pilot, astronotları ve onların ailelerini düşünmeye başladığını belirtiyor.

Glover "Kendimizi keşfetmeye itmek, kimliğimizin özüdür" diyerek ekliyor:

İnsan olmanın bir parçası... Nerede olduğumuzu, neden burada bulunduğumuzu ve evrendeki yerimize dair büyük soruları anlamak için keşfe çıkıyoruz.

Glover yanına bir İncil, evlilik yüzükleri ve aile yadigarlarının yanı sıra Apollo 9 astronotu Rusty Schweickart tarafından derlenen ilham verici alıntılar koleksiyonunu almayı planlıyor.

Christina Koch

Görev uzmanı olarak Artemis 2'de yer alan Christina Koch, 2019'da Uluslararası Uzay İstasyonu'nda 328 gün geçirerek tek seferde uzayda en uzun süre kalan kadın rekorunu kırdı.

Bu dönemde tamamen kadınlardan oluşan ilk uzay yürüyüşüne de katıldı.

47 yaşındaki mühendis ve fizikçi, 2013'te NASA'ya katılarak daha sonra Maryland'deki Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nde Dünya gözlem uyduları üzerinde çalıştı.

Koch'un Ay'a gidecek ilk kadın olma yolculuğu bir fotoğrafla başlamış. Apollo 8 görevindeki Bill Anders'ın ünlü "Dünya'nın doğuşu" fotoğrafını odasına asmış ve deklanşöre otomatik bir kameranın değil, bir insanın bastığını öğrendiğinde astronot olmaya karar vermiş.

NASA tarafından çağrılmadan önce Koch, Güney Kutbu'ndaki bir araştırma istasyonunda bir yıl geçirdi.

Bilim insanı 2020'de yaptığı bir açıklamada "Beni küçük hissettiren, evrenin büyüklüğünü, evrendeki yerimi düşünmemi sağlayan şeyleri çok severim" demişti.

Koch geçmiş görevleri sayesinde ailesini ve arkadaşlarını duruma alıştırdığını söylüyor:

Şu ana kadar çevremdekilerden pek endişe duyan olmadı. Belki köpeğim hariç ama ona bunun sadece 10 gün süreceğini açıkladım. Geçen seferki kadar uzun sürmeyecek.

Ayrıca iletişim, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki kadar rahat olmayacağı için eşinin evde bir şeyi bulamadığında kendisini arayamayacağını söyleyerek espri yapıyor.

Koch uzaya giderken, yakın olduğu kişilerin elleriyle yazdığı notları alıyor.

Jeremy Hansen

İlk uzay yolculuğuna çıkmaya hazırlanan Jeremy Hansen, aynı zamanda böyle bir göreve seçilen ilk Kanadalı olmanın sorumluluğunu da taşıyor.

Kanada Kraliyet Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış eski bir savaş pilotu ve fizikçi olan Hansen, 2009'da Kanada Uzay Ajansı'na katıldı.

Daha önce hiç uzaya gitmese de NASA'nın Johnson Uzay Merkezi'nde yeni astronotların eğitiminde önemli bir rol oynadı.

Evli ve üç çocuğu olan fizikçi, uzaya duyduğu hayranlığının kökenini tıpkı Koch gibi Apollo 8'e borçlu. 
 

vd
Artemis görevindeki başka bir mürettebatın 2028'de Ay yüzeyine inmesi planlanıyor

Kanada'nın kırsal kesiminde büyüyen Hansen, Buzz Aldrin'in Ay yüzeyinde durduğu bir fotoğrafı gördükten sonra ağaç evini hayali bir uzay gemisine dönüştürmüş.

Görev uzmanı olarak ekibe katılan astronot, Apollo görevinde insanları Ay'a göndermenin ne kadar büyük bir çaba gerektirdiğini ancak şimdi anladığını söylüyor.

Hansen "Şimdi dışarı çıkıp Ay'a baktığımda, bana eskisinden biraz daha uzak geliyor" diyerek ekliyor:

Videolarını izlerken düşündüğümden çok daha zor olduğunu ayrıntılarıyla anlıyorum.

Kanadalı astronot, eşi ve çocuklarına hediye ettiği, Ay şeklindeki kolye uçlarının yanı sıra akçaağaç şurubu ve akçaağaç kurabiyelerini de uzaya götürecek.

Independent Türkçe, Science Alert, CNN, BBC, NASA


İran savaşı etkisi: Almanya’da radikal sağcılar Rusya’dan enerji tedariki istiyor

Almanya'nın Rusya'dan enerji tedarikini durdurma hamleleri ülkede tartışma yaratmaya devam ediyor (Reuters)
Almanya'nın Rusya'dan enerji tedarikini durdurma hamleleri ülkede tartışma yaratmaya devam ediyor (Reuters)
TT

İran savaşı etkisi: Almanya’da radikal sağcılar Rusya’dan enerji tedariki istiyor

Almanya'nın Rusya'dan enerji tedarikini durdurma hamleleri ülkede tartışma yaratmaya devam ediyor (Reuters)
Almanya'nın Rusya'dan enerji tedarikini durdurma hamleleri ülkede tartışma yaratmaya devam ediyor (Reuters)

Almanya'da radikal sağcılar, yükselen akaryakıt fiyatları nedeniyle Rusya'dan enerji tedarikinin artırılması gerektiğini savunuyor.

Almanya için Alternatif (AfD) partisi, bu ayki eyalet seçimlerinde önemli sonuçlar elde ettikten sonra, Rusya'dan ucuz enerji tedariki için uzun süredir devam eden çağrılarını yeniden gündeme getirdi.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a karşı saldırılarıyla patlak veren savaşın başından bu yana Almanya'da benzin fiyatları yüzde 15'in üzerinde arttı.

AfD'nin yükselen akaryakıt fiyatları üzerinden kurduğu söylem, ülkenin otomotiv endüstrisinin merkezi olan Baden-Württemberg'deki seçmenler arasında büyük yankı buldu.

Radikal sağcı partinin eyaletteki başbakan adayı Markus Frohnmaier, seçim kampanyasında bu meseleye odaklandıklarını belirtiyor:

Almanya ekonomisinin şu anki durumu vahim. Almanya'nın enerji bağımsızlığı ve uygun fiyatlı elektrik için yeniden Rus doğalgazı ve petrolü ithal etmeye başlaması hayati önem taşıyor.

2022'de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından önce Moskova, Almanya'nın ham petrol ithalatının üçte birinden fazlasını ve doğalgaz ihtiyacının yarısından fazlasını karşılıyordu.

Ancak Kuzey Akım'a sabotaj düzenlenmesi ve Avrupa Birliği'nin Rusya'ya yönelik yaptırımları nedeniyle Berlin yönetimi Norveç, Hollanda ve Belçika'dan enerji tedarik ediyor.

Alman istatistik kurumunun verilerine göre, az miktarda sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) dolaylı ithalatı dışında Rus petrolü ve doğalgazı alınmıyor.

AfD uzmanı Johannes Hillje, "Bu argüman, soyut jeopolitik açıklamalara kıyasla insanların günlük yaşamlarıyla çok daha yakından bağlantılı" diyor.

Ancak Başbakan Friedrich Merz'in muhafazakar Hıristiyan Demokratlar (CDU) partisinden Parlamento Dışişleri Komisyonu üyesi Roderich Kiesewetter, AfD'nin bu çağrıları tekrar gündeme getirmesini eleştiriyor:  

AfD, Almanya'da kasıtlı olarak Rus söylemlerini yaygınlaştırıyor. Rusya'dan petrol ve doğalgaz ithalatının artması, Avrupa'nın güvenliği ve ortaklarımızın güveni açısından felaket olur.

Almanya'nın güneybatısındaki Baden-Württemberg eyaletinde 8 Mart'ta düzenlenen Meclis seçiminde, Yeşiller partili Cem Özdemir zafer kazanarak ilk Türk kökenli eyalet başbakanı olmuştu.

Diğer yandan AfD'nin oy oranını neredeyse ikiye katlayarak yüzde 18,8'e çıkarması dikkat çekmişti. Genelde doğu eyaletlerinde yüksek oy toplayan parti, bir batı eyaletinde şimdiye kadar aldığı en yüksek oy oranına ulaşmıştı.

Independent Türkçe, Reuters, DW Türkçe