Olası İstanbul depremi maksimum 7.4 olacaktır

Fotoğraf (İHA)
Fotoğraf (İHA)
TT

Olası İstanbul depremi maksimum 7.4 olacaktır

Fotoğraf (İHA)
Fotoğraf (İHA)

Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Haluk Selim İstanbul’un en önemli konu başlıklarından biri olan deprem ile ilgili, “Yaklaşık 100 kilometre uzunluğundaki Kuzey Marmara Fay Hattı’nın 5 metrelik bir stres atım biriktirdiğini var sayarsak, maksimum ile minimum aralığı 7.2 ile 7.4’dur. Bunun hesabı bellidir. Anadolu Yakası’nın yüzde 40’ı Avrupa Yakası’nın da yüzde 60’ı risk altındadır” dedi.

30 Ekim tarihinde Sisam Adası'nın kuzeyinde meydana gelen 6.6 büyüklüğündeki deprem sonrası gözler yine beklenen olası İstanbul depremine çevrildi. 1999 yılından bu yana Kuzey Marmara Fay Hattı'nda enerjisini biriktiren ve Marmara bölgesinde özellikle İstanbul'u etkilemesi muhtemel deprem ile ilgili uzmanlar gerek nüfus yoğunluğu gerekse eski binaların fazla olmasından dolayı yıkımın fazla olması noktasında uyarılarına devam ediyor. Bu anlamda Kuzey Marmara Fay Hattı'nda yürütülen çalışmaların içinde olmuş ve 1999 depremini birebir yaşayan İstanbul Gelişim Üniversitesin'den Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Haluk Selim bilimsel araştırmalar ve veriler ışığında tüm İstanbul'un en önemli konu başlıklarından biri olan deprem ile ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Haluk Selim, “115 kilometre uzunluğundaki Kuzey Marmara Fay Hattı'nın 5 metrelik bir stres atım biriktirdiğini var sayarsak, maksimum ile minimum aralığı 7.2 ile 7.4'dur bunun hesabı bellidir” dedi. Asya ve Avrupa yakaları için de değerlendirmelerde bulunan Selim, “Anadolu Yakası'nın yüzde 40'ı, Avrupa Yakası'nın da yüzde 60'ı risk altında” şeklinde konuştu.
Daha önce meydana gelen büyük depremlerden de örnekler veren Selim, deprem büyüklüklerinin uzunluk ve biriken stres atımlarına bağlı olduğunu ifade ederek sözlerine şu şekilde devam etti;
“Rahmetli Aykut Barka bundan 20 yıl önce tarihsel depremlerle ilgili çalışmalarını başlatmıştı. Ben de o çalışmanın içerisinde yer almıştım. 250 yıllık bir deprem periyotu veriyordu. Bu 250 yıllık periyota baktığınızda 99 depreminden sonra herhangi bir deprem medyana gelmedi ve bu 115 kilometrelik kırık, hala sismik boşluk olarak yerinde duruyor. Olası bir depremde kırılacak olursa İstanbul için yaklaşık 100 kilometre uzunluğunda bir faydan bahsediyoruz, 5 metrelik bir stres atım biriktirdiğini de var sayarsanız, maksimum ile minimum aralığı 7.2 ile 7.4'dur bunun hesabı bellidir, örnekleri de vardır. Gölcük Depremi'ni hatırlayın, Doğu Marmara İzmit Depremi'ni hatırlarsanız, 100 kilometrelik bir uzunluğa sahipti bu fay ve 7.4'lük bir büyüklük medyana getirdi. Barka, Adapazarı'ndaki atımı ölçtüğünde 4.85 cm uzunluğa sahip atımları ölçmüştü. Dolayısıyla bir depremin büyüklüğü atımla da bağlantılıdır. O yüzden bu veriler ışığında olası İstanbul depreminin büyüklüğü 7.2 ile 7.4 aralığını geçmez diye düşünüyorum. 7.4'ün üzerinde olmaması gerekiyor, çünkü 5 metrelik bir atımda, 100 kilometrelik bir fayda 7.4'ün üzerinde bir deprem olması mümkün gözükmüyor.”

Anadolu yakasının yüzde 40'ı ve Avrupa yakasının yüzde 60'ının yeniden yapılanması lazım  
Selim ayrıca yapmış olduğu bilgilendirmelere İstanbul için Asya ve Avrupa yakalarını da değerlendirmelerine katarak, “Anadolu Yakasında çok sağlam zeminlere ve yapı stokuna sahip olan yerler var, buna karşı zayıf zemine ve yapı stokuna sahip yerler de var. Hemen hemen söylemek gerekirse, üç aşağı beş yukarı bir tahminle Anadolu Yakasının yüzde 40'i maalesef yeniden depreme hazırlanması lazım. Tabi bu konuda değişik görüşler var ama ben Tuzla ile Kadıköy arasından bahsediyorum. Avrupa Yakası'na baktığınızda da durum tersine biraz daha nüfusun yoğunluğu, yapı stokundaki farklılıklardan dolayı yüzde 60 hemen hemen kötü durumda ve yenilenmesi gerekir” dedi.
Bölgeler risk altında olsa bile zemin ve sağlam bina faktörlerinin çok önemli olduğuna dikkat çeken ve yıkımların da buna göre olacağını vurgulayan Selim, “İzmir'i vuran depremde karadaki aktif fayların etkisi olmamıştır. Buna karşılık İstanbul'da karada bu büyüklükte deprem üretecek fay yok. Kuzey Anadolu Fayının kuzey kolu çalışacak. Dolayısıyla bu zayıf zeminle yapı bina ilişkileri ortaya çıkacaktır. Risk taşıyan bölgedeki bütün binalar tabiki yıkılmaz. İzmir ve Adapazarı'ndaki depremlerde de aynısı oldu aynı müteahhitten aynı malzemeden yapılmış olan aynı sitedeki binalardan belki bir iki tanesi yıkıldı. Zeminlerin deprem dalgalarına karşı bazı davranışları var. Hepsinde binalar yıkılmayabilir. Fakat binaları sağlamlaştırmak, deprem öncesi önlemlerden en önemlisini teşkil ediyor, burada yerel yönetimlerle halkımız iş birliği halinde olmalılar. Özellikle kentsel dönüşüm planlamasının bir an önce uygulanması gerekir. Apartman sakinleri olarak yerel yönetimlerden hizmet alalım onlara yardımcı olalım” diye konuştu.

Zemine göre bina yapımı önemli faktör
Kaliteli bir binanın zayıf bir zeminde bile ayakta kalabileceğini söyleyen Selim, “Zeminlerin sağlam olması da önemli değil zayıf olması da burada zemine göre binayı yapmakta fayda var. Onların da teknikleri var; fore kazık sistemi, radye temel, tünel kalıp, perde beton, yani kaliteli bina yaparsanız, zayıf bir zeminde o binanız ayakta kalacaktır. Asıl risk, yenilenmemiş, donatılardaki korozyon ya da 35-40 senelik binalardır” şeklinde konuştu.

Depremin zamanını asla tespit edemeyiz
Deprem ile ilgili yapılan zaman tahminlerinin mümkün olmadığını da sözlerine ekleyen Selim, “Bilim deprem zamanını verebilecek bir yerde değil. Zaten bilimsel çalışmalarda zaman vermek çok yanlış. Dolayısıyla fayın ne zaman çalışacağı belli değil. Ancak 99 depreminden sonra 115 kilometrelik bu segment risk taşıyor, onun da maksimum oluşturacağı etki maksimum 7.4'tür minimum da 7.2 aralığında olacaktır. Fakat zaman veremeyiz asla veremeyiz” diye konuştu.

Büyük Deprem, öncesinde haber verebilir
Son olarak daha önceki depremlerde de olduğu gibi büyük depremler öncesinde daha küçük depremlerin haberci niteliği taşıyabileceğini ve yaşanan bazı depremlerin de büyük depremi engelleyebileceğini söyleyen Selim, “6 büyüklüğünde birçok depremin oluşması, 7 ve üzeri depremi tabi ki etkileyecektir. Daha doğrusu 6 büyüklükte çok fazla depremin meydana gelmesi 7 ve üzerinde bir depremin olmasını önleyecektir. Deprem öncesi haber verme çalışmaları ile ilgili birçok çalışma var ancak bazı depremler var ki, ülkemizde de yaşandı, bunlardan bir tanesi 1971 Burdur Depremi'dir; 7 civarında bir deprem oluşmuştu ondan 1 dakika önce bir öncüsü var. Yine 1964 Manyas Depreminde de 1 buçuk dakika önce 5.1'lik bir öncü yaşandı. Her deprem bunu anlatmıyor, vermiyor ama Marmara Denizi'nde 5.9'luk ya da 6.0'lik bir deprem olursa biraz düşünmek lazım, bunun öncü olduğunu fark etmek gerekir, bu büyüklükte bir deprem olursa arkasının gelebileceğini düşünerek dikkatli olmak lazım. 99 depreminden 2 ay sonra Sapanca'da 5.8'lik bir deprem gerçekleşti. Ben de o esnada İzmit'teydim ve hemen İzmit'i terk ettim. Ertesi gün 12 Kasım 1999, Düzce'de ise 7.2'lik deprem meydana geldi. 5.8'lik deprem aslında büyük depremin öncüsüydü diyebiliriz. Ama bu durum her zaman yaşanmaz. Bunu iyi tahlil etmek gerekir” diyerek sözlerini sonlandırdı.
 



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.