Biden döneminde Mısır’ı neler bekliyor?

Yeni ABD Başkanı olarak seçilen Joe Biden (AP)
Yeni ABD Başkanı olarak seçilen Joe Biden (AP)
TT

Biden döneminde Mısır’ı neler bekliyor?

Yeni ABD Başkanı olarak seçilen Joe Biden (AP)
Yeni ABD Başkanı olarak seçilen Joe Biden (AP)

İnci Mecdi
Mısır sokaklarında ABD başkanlık seçimleri için yaygın bir beklenti hali mevcut. Sosyal medya organları, daha çok yerel seçimleri takip etmeye benzeyen bir sahnede oy sayma sürecine ilişkin yorumlarla doldu. Ancak Ortadoğu’dan binlerce mil uzaktaki bir ülkede yapılan seçimlere yönelik bu tutku, eski Başkan Barack Obama yönetiminden sonra aynı partiden kazanan adayın geçmişiyle ilgili. Genel olarak Arap halklarının ve özel olarak da Mısırlıların kalbinde ‘Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) Teşkilatıyla ilgili tutumundan dolayı tepki duyulan Obama yönetimi, Temmuz 2013’te İhvan yönetiminin devrilmesine karşı çıkmıştı.
ABD medyası tarafından zaferi ilan edilen yeni ABD Başkanının İhavn konusunda nasıl tavır alacağı ise gelecek 4 yıl içerisinde ABD ile Mısır arasındaki ilişkilerde yaşanabilecek değişiklikle ilgili birçok soruyu gündeme getiriyor. İki taraf arasındaki ilişkiye, seçim sonucuna itiraz etse bile Beyaz Saray’dan gitmeye hazırlanan Başkan Donald Trump yönetimindeki sakinlik ve işbirliği dönemi damgasını vurmuştu.

Eski ilişkiler
ABD Senatosunda senatör, ardından başkan yardımcısı ve iki kez başkan adayı olarak siyasi geçmişi 48 yıl öncesine dayanan Biden, Ortadoğu ve Mısır’a yabancı değil ve Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ile ondan önceki Cumhurbaşkanı Enver Sedat’la çok sayıda fotoğrafa sahip. Hillary Clinton’un, bir bölümü Arap Baharı devrimlerine ayrılan ‘Zor Seçimler’ kitabına göre Ocak 2011 protestoları sırasında Biden, ‘Mübarek’in ani ayrılışının, düpedüz kaosa olmasa bile dostça olmayan bir İslamcı yönetime yol açabileceğine dair endişelerini dile getiren’ Beyaz Saray’daki diğerleri arasındaydı.
Joe Biden, Mübarek’in ABD ile birlikte terörizme karşı koymada ve İsrail ile barışı ve diğer stratejik çıkarları korumada iyi bir iş çıkardığına inanıyordu. Bunun yanı sıra karşı bir halk devrimi gerçekleştiren eski Mısır Cumhurbaşkanını diktatör olarak tanımlamayı reddetmişti. Biden 27 Ocak 2011 tarihinde BBC’ye röportaj veren Biden, “Mübarek pek çok konuda müttefikimizdi. Bölgedeki jeopolitik çıkarlara, Ortadoğu’da barış çabalarına ve Mısır’ın İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda aldığı önlemlere karşı son derece sorumluydu. Ben, ona diktatör demezdim” dedi.

Stratejik ilişki
Başkan Obama’nın ikinci döneminde Mısır ile ABD arasındaki ilişkilere hakim olan gerilime rağmen gözlemciler, iki ülke arasındaki çıkarların ve stratejik ilişkinin, çeşitli ABD idarelerinin Mısır’a yönelik yönelimini kontrol eden ana aktör olduğuna inanıyor. Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Cemal Bayumi, yaptığı özel açıklamada, “ABD’de dış ilişkiler konusunda karar alma dört departman etrafında döner: Başkan, Kongre ve Dışişleri ve Savunma bakanlıkları” ifadelerini kullandı.
Bayumi, ABD’li siyasetçilerin özellikle ABD’in ulusal güvenliği açısından stratejik olarak Mısır ile ilişkilerin önemine inandıklarını ve anlaşmazlığın 2013’te Müslüman Kardeşler yönetiminin devrilmesinden sonra ortaya çıkmasıyla bile Kongre’nin ekonomik yardımlarını kesmediğini dile getirdi. Büyükelçi, Obama yönetiminin iki yıl boyunca 260 milyon dolarlık askeri yardımı dondurmasına ve Kahire’ye baskı yapmak amacıyla Mısır ile ortak askeri tatbikatları da askıya almasına rağmen bu yardımların devam ettiğini kaydetti.
Biden’ın, bu çalkantılı döneme göre yargılanamayacağını söyleyen Cemal Bayumi, “Mısır’daki manzara, o zamanlar net değildi. Mısır’ın kuruluşuna ortak olduğu Afrika Birliği (AfB) bile yaşananların bir halk devrimi olduğu anlaşılana kadar üyeliğimizi askıya aldı” dedi. Aynı şekilde Bayumi, Obama yönetiminin, Müslüman Kardeşler’e verdiği desteğin inandırıcı olmadığını söylerken, “Muhammed Mursi’yi seçenler bizdik. Daha sonra ABD’liler, bu grubun o zamanlar popüler olduğunu gördüler ve bu yüzden onu desteklediler. Hepimiz, bu suçu işledik” değerlendirmesinde bulundu.

Yasal dosya
Birçok gözlemci, birbirlerini takip eden ABD yönetimlerinin müttefikleriyle devamlı ve aleni şekilde ele aldıkları insan hakları meselesinin yeni yönetimde değişeceğine inanıyor. Biden, 12 Temmuz’da bir tweet atarak, Mısır’da hapsedilen bir ABD’li- Mısırlı vatandaşın serbest bırakılması hakkında yorum yaparken, dış politikada öncelik olarak demokrasiyi ve insan haklarını teşvik etme taahhüdünde bulundu.
Adaylarının ön seçimleri kaybetmesi sonrasında Biden’ı destekleyen, Demokrat Parti’nin radikal sol kanadı gibi bir dizi ilerici açısından Biden’in taahhüdü, heyecan verici ve önemli. Ancak Politico gazetesine göre Washington merkezli ulusal güvenlik alanında aktif olan ‘Savaşsız Zafer’ grubu müdür Steven Miles, Biden’ın başkan olarak yaptıklarıyla başkan adayı sıfatıyla yaptığı konuşmalar arasında fark olduğunu vurguladı.

Çıkar önceliği
Carnegie Kuruluşu’nda Araştırma Birimi Başkan Yardımcısı ve Ürdün’ün eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Mervan el-Muaşer, dünyadaki herhangi bir ülkenin dış dünya ile ilişkilerinde değerlerini çıkarlarının üstüne koymasının nadir bir durum olduğunu dile getirdi. Muaşer, “ABD de bu konuda diğer ülkelerden farklı değil. Ancak Trump’ın iktidardaki varlığı, insani değerlerin ve insan haklarının kendisinde herhangi bir ilgi uyandırmadığı konusunda dünyaya kesin bir izlenim verdi” dedi. ABD’nin, dışsal olarak çıkarlarını insani değerlere göre önceliklendirmeye devam ettiğini söyleyen Muaşer, en azından bölgedeki birçok ülkenin bazı politikaları derinleştirmek için varsaydığı yeşil ışığın azalacağını kaydetti.
ABD medyasına göre ise eski ABD’li yetkililer, yeni ABD Başkanının Trump’ın uzağında ve bir dereceye kadar Obama’nın solunda bir orta yol bulmasını bekliyor. Ancak bu yol, bazı ilericilerin görmek isteyeceklerine yakın olmayacak. Mısır açısından ise Biden’ın, askeri yardımın tamamını veya önemli bir bölümünü keserek ilişkiyi kökten değiştirmesi pek olası değil. Ama bazı iç politikaları muhtemelen daha fazla eleştirecek.
Foreign Policy dergisi, daha önce Senatör Bernie Sanders liderliğindeki ilerici radikal sol kanadın ‘yeni yönetimde radikal politikalar ve kişilikler için’ baskı yapma girişimleri konusunda uyarıda bulunurken, Politico ise bu kanadın veya sözde ‘ilericilerin’ homojen bir grup olmadığına dikkat çekti. Dergiye göre ilericiler, dış politikadaki en endişe verici ikilemlerden birinde kendi aralarında ayrışıyorlar. 

Ekonomik ilişkiler
İlericilerin, son aylarda diplomasi için daha fazla kaynak ayırma karşılığında ‘ABD’nin savunma harcamaları ile ABD’nin küresel askeri müdahalesini azaltmak ve sınır ötesi zorluklar hususunda müttefikler ve ortaklarla daha fazla etkileşim kurmak’ gibi, en önemli önceliklere karar verdikleri belirtildi. Ilımlı Demokratlar veya geleneksel Cumhuriyetçilerle karşılaştırıldığında ilerici dış politika düşünürleri, ticaret anlaşmalarının etkisi gibi ekonomik konuları stratejilerinin merkezine koyma eğilimi gösteriyor.
Bu durum, özellikle Doğu Akdeniz bölgesindeki gaz keşifleri ve Mısır’ın bölgesel bir enerji ihracat merkezine dönüşmesi çerçevesinde, Mısır’ın ABD ile ilişkilerinde sahip olduğu özel ekonomik önemle de tutarlı.
Bu bağlamda Bayumi, ‘Örneğin Mısır’ın ABD’den yaptığı ithalat hacminin, Washington’un yıllık olarak sağladığı ekonomik yardım hacminin 66 katına eşit olduğunu göreceğiz. Bunun yanı sıra Mısır, ABD çıkarlarını ve bölgenin istikrarını korumada önemli. Bundan daha da fazlası Doğu Akdeniz gazı açısından önemli. Hatta Washington, geçen yıl Mısır ve bölgedeki yedi ülke tarafından kurulan Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na gözlemci üye olarak katılmayı talep etti” dedi.
Mısır Ticaret ve Sanayi Bakanı Nevin Camia’nın Ekim ayında yaptığı bir açıklamaya göre Mısır’daki ABD yaptırımları, çeşitli sanayi, hizmet, inşaat, finansman, tarım, turizm, iletişim ve bilgi teknolojisi sektörlerinde yaklaşık 21,8 milyar doları buluyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Ekonomik Büyüme, Enerji ve Çevre Bakanı Yardımcısı Keif Karak liderliğindeki bir ABD heyetiyle yaptığı görüşme sırasında Camia, geçen yıl ticaret hacminin, 2018 yılındaki 7 milyar 530 milyon dolara kıyasla, 8 milyar 618 milyon dolar olduğunu belirtti.



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.