Biden döneminde Mısır’ı neler bekliyor?

Yeni ABD Başkanı olarak seçilen Joe Biden (AP)
Yeni ABD Başkanı olarak seçilen Joe Biden (AP)
TT

Biden döneminde Mısır’ı neler bekliyor?

Yeni ABD Başkanı olarak seçilen Joe Biden (AP)
Yeni ABD Başkanı olarak seçilen Joe Biden (AP)

İnci Mecdi
Mısır sokaklarında ABD başkanlık seçimleri için yaygın bir beklenti hali mevcut. Sosyal medya organları, daha çok yerel seçimleri takip etmeye benzeyen bir sahnede oy sayma sürecine ilişkin yorumlarla doldu. Ancak Ortadoğu’dan binlerce mil uzaktaki bir ülkede yapılan seçimlere yönelik bu tutku, eski Başkan Barack Obama yönetiminden sonra aynı partiden kazanan adayın geçmişiyle ilgili. Genel olarak Arap halklarının ve özel olarak da Mısırlıların kalbinde ‘Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) Teşkilatıyla ilgili tutumundan dolayı tepki duyulan Obama yönetimi, Temmuz 2013’te İhvan yönetiminin devrilmesine karşı çıkmıştı.
ABD medyası tarafından zaferi ilan edilen yeni ABD Başkanının İhavn konusunda nasıl tavır alacağı ise gelecek 4 yıl içerisinde ABD ile Mısır arasındaki ilişkilerde yaşanabilecek değişiklikle ilgili birçok soruyu gündeme getiriyor. İki taraf arasındaki ilişkiye, seçim sonucuna itiraz etse bile Beyaz Saray’dan gitmeye hazırlanan Başkan Donald Trump yönetimindeki sakinlik ve işbirliği dönemi damgasını vurmuştu.

Eski ilişkiler
ABD Senatosunda senatör, ardından başkan yardımcısı ve iki kez başkan adayı olarak siyasi geçmişi 48 yıl öncesine dayanan Biden, Ortadoğu ve Mısır’a yabancı değil ve Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ile ondan önceki Cumhurbaşkanı Enver Sedat’la çok sayıda fotoğrafa sahip. Hillary Clinton’un, bir bölümü Arap Baharı devrimlerine ayrılan ‘Zor Seçimler’ kitabına göre Ocak 2011 protestoları sırasında Biden, ‘Mübarek’in ani ayrılışının, düpedüz kaosa olmasa bile dostça olmayan bir İslamcı yönetime yol açabileceğine dair endişelerini dile getiren’ Beyaz Saray’daki diğerleri arasındaydı.
Joe Biden, Mübarek’in ABD ile birlikte terörizme karşı koymada ve İsrail ile barışı ve diğer stratejik çıkarları korumada iyi bir iş çıkardığına inanıyordu. Bunun yanı sıra karşı bir halk devrimi gerçekleştiren eski Mısır Cumhurbaşkanını diktatör olarak tanımlamayı reddetmişti. Biden 27 Ocak 2011 tarihinde BBC’ye röportaj veren Biden, “Mübarek pek çok konuda müttefikimizdi. Bölgedeki jeopolitik çıkarlara, Ortadoğu’da barış çabalarına ve Mısır’ın İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda aldığı önlemlere karşı son derece sorumluydu. Ben, ona diktatör demezdim” dedi.

Stratejik ilişki
Başkan Obama’nın ikinci döneminde Mısır ile ABD arasındaki ilişkilere hakim olan gerilime rağmen gözlemciler, iki ülke arasındaki çıkarların ve stratejik ilişkinin, çeşitli ABD idarelerinin Mısır’a yönelik yönelimini kontrol eden ana aktör olduğuna inanıyor. Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Cemal Bayumi, yaptığı özel açıklamada, “ABD’de dış ilişkiler konusunda karar alma dört departman etrafında döner: Başkan, Kongre ve Dışişleri ve Savunma bakanlıkları” ifadelerini kullandı.
Bayumi, ABD’li siyasetçilerin özellikle ABD’in ulusal güvenliği açısından stratejik olarak Mısır ile ilişkilerin önemine inandıklarını ve anlaşmazlığın 2013’te Müslüman Kardeşler yönetiminin devrilmesinden sonra ortaya çıkmasıyla bile Kongre’nin ekonomik yardımlarını kesmediğini dile getirdi. Büyükelçi, Obama yönetiminin iki yıl boyunca 260 milyon dolarlık askeri yardımı dondurmasına ve Kahire’ye baskı yapmak amacıyla Mısır ile ortak askeri tatbikatları da askıya almasına rağmen bu yardımların devam ettiğini kaydetti.
Biden’ın, bu çalkantılı döneme göre yargılanamayacağını söyleyen Cemal Bayumi, “Mısır’daki manzara, o zamanlar net değildi. Mısır’ın kuruluşuna ortak olduğu Afrika Birliği (AfB) bile yaşananların bir halk devrimi olduğu anlaşılana kadar üyeliğimizi askıya aldı” dedi. Aynı şekilde Bayumi, Obama yönetiminin, Müslüman Kardeşler’e verdiği desteğin inandırıcı olmadığını söylerken, “Muhammed Mursi’yi seçenler bizdik. Daha sonra ABD’liler, bu grubun o zamanlar popüler olduğunu gördüler ve bu yüzden onu desteklediler. Hepimiz, bu suçu işledik” değerlendirmesinde bulundu.

Yasal dosya
Birçok gözlemci, birbirlerini takip eden ABD yönetimlerinin müttefikleriyle devamlı ve aleni şekilde ele aldıkları insan hakları meselesinin yeni yönetimde değişeceğine inanıyor. Biden, 12 Temmuz’da bir tweet atarak, Mısır’da hapsedilen bir ABD’li- Mısırlı vatandaşın serbest bırakılması hakkında yorum yaparken, dış politikada öncelik olarak demokrasiyi ve insan haklarını teşvik etme taahhüdünde bulundu.
Adaylarının ön seçimleri kaybetmesi sonrasında Biden’ı destekleyen, Demokrat Parti’nin radikal sol kanadı gibi bir dizi ilerici açısından Biden’in taahhüdü, heyecan verici ve önemli. Ancak Politico gazetesine göre Washington merkezli ulusal güvenlik alanında aktif olan ‘Savaşsız Zafer’ grubu müdür Steven Miles, Biden’ın başkan olarak yaptıklarıyla başkan adayı sıfatıyla yaptığı konuşmalar arasında fark olduğunu vurguladı.

Çıkar önceliği
Carnegie Kuruluşu’nda Araştırma Birimi Başkan Yardımcısı ve Ürdün’ün eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Mervan el-Muaşer, dünyadaki herhangi bir ülkenin dış dünya ile ilişkilerinde değerlerini çıkarlarının üstüne koymasının nadir bir durum olduğunu dile getirdi. Muaşer, “ABD de bu konuda diğer ülkelerden farklı değil. Ancak Trump’ın iktidardaki varlığı, insani değerlerin ve insan haklarının kendisinde herhangi bir ilgi uyandırmadığı konusunda dünyaya kesin bir izlenim verdi” dedi. ABD’nin, dışsal olarak çıkarlarını insani değerlere göre önceliklendirmeye devam ettiğini söyleyen Muaşer, en azından bölgedeki birçok ülkenin bazı politikaları derinleştirmek için varsaydığı yeşil ışığın azalacağını kaydetti.
ABD medyasına göre ise eski ABD’li yetkililer, yeni ABD Başkanının Trump’ın uzağında ve bir dereceye kadar Obama’nın solunda bir orta yol bulmasını bekliyor. Ancak bu yol, bazı ilericilerin görmek isteyeceklerine yakın olmayacak. Mısır açısından ise Biden’ın, askeri yardımın tamamını veya önemli bir bölümünü keserek ilişkiyi kökten değiştirmesi pek olası değil. Ama bazı iç politikaları muhtemelen daha fazla eleştirecek.
Foreign Policy dergisi, daha önce Senatör Bernie Sanders liderliğindeki ilerici radikal sol kanadın ‘yeni yönetimde radikal politikalar ve kişilikler için’ baskı yapma girişimleri konusunda uyarıda bulunurken, Politico ise bu kanadın veya sözde ‘ilericilerin’ homojen bir grup olmadığına dikkat çekti. Dergiye göre ilericiler, dış politikadaki en endişe verici ikilemlerden birinde kendi aralarında ayrışıyorlar. 

Ekonomik ilişkiler
İlericilerin, son aylarda diplomasi için daha fazla kaynak ayırma karşılığında ‘ABD’nin savunma harcamaları ile ABD’nin küresel askeri müdahalesini azaltmak ve sınır ötesi zorluklar hususunda müttefikler ve ortaklarla daha fazla etkileşim kurmak’ gibi, en önemli önceliklere karar verdikleri belirtildi. Ilımlı Demokratlar veya geleneksel Cumhuriyetçilerle karşılaştırıldığında ilerici dış politika düşünürleri, ticaret anlaşmalarının etkisi gibi ekonomik konuları stratejilerinin merkezine koyma eğilimi gösteriyor.
Bu durum, özellikle Doğu Akdeniz bölgesindeki gaz keşifleri ve Mısır’ın bölgesel bir enerji ihracat merkezine dönüşmesi çerçevesinde, Mısır’ın ABD ile ilişkilerinde sahip olduğu özel ekonomik önemle de tutarlı.
Bu bağlamda Bayumi, ‘Örneğin Mısır’ın ABD’den yaptığı ithalat hacminin, Washington’un yıllık olarak sağladığı ekonomik yardım hacminin 66 katına eşit olduğunu göreceğiz. Bunun yanı sıra Mısır, ABD çıkarlarını ve bölgenin istikrarını korumada önemli. Bundan daha da fazlası Doğu Akdeniz gazı açısından önemli. Hatta Washington, geçen yıl Mısır ve bölgedeki yedi ülke tarafından kurulan Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na gözlemci üye olarak katılmayı talep etti” dedi.
Mısır Ticaret ve Sanayi Bakanı Nevin Camia’nın Ekim ayında yaptığı bir açıklamaya göre Mısır’daki ABD yaptırımları, çeşitli sanayi, hizmet, inşaat, finansman, tarım, turizm, iletişim ve bilgi teknolojisi sektörlerinde yaklaşık 21,8 milyar doları buluyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Ekonomik Büyüme, Enerji ve Çevre Bakanı Yardımcısı Keif Karak liderliğindeki bir ABD heyetiyle yaptığı görüşme sırasında Camia, geçen yıl ticaret hacminin, 2018 yılındaki 7 milyar 530 milyon dolara kıyasla, 8 milyar 618 milyon dolar olduğunu belirtti.



Şam’ın Rakka’daki gözaltılar ne anlama geliyor? Eski rejim ve SDG’ye yakın isimler hedefte çok katmanlı güç mücadelesi derinleşiyor  mu?

Kürtlerin liderliğindeki SDG'ye bağlı unsurlar, geçtiğimiz ocak ayında Rakka'da Suriye hükümetiyle statülerini düzenlemeye dair çalışmalar çerçevesinde sıraya girerken (Reuters)
Kürtlerin liderliğindeki SDG'ye bağlı unsurlar, geçtiğimiz ocak ayında Rakka'da Suriye hükümetiyle statülerini düzenlemeye dair çalışmalar çerçevesinde sıraya girerken (Reuters)
TT

Şam’ın Rakka’daki gözaltılar ne anlama geliyor? Eski rejim ve SDG’ye yakın isimler hedefte çok katmanlı güç mücadelesi derinleşiyor  mu?

Kürtlerin liderliğindeki SDG'ye bağlı unsurlar, geçtiğimiz ocak ayında Rakka'da Suriye hükümetiyle statülerini düzenlemeye dair çalışmalar çerçevesinde sıraya girerken (Reuters)
Kürtlerin liderliğindeki SDG'ye bağlı unsurlar, geçtiğimiz ocak ayında Rakka'da Suriye hükümetiyle statülerini düzenlemeye dair çalışmalar çerçevesinde sıraya girerken (Reuters)

Yerel kaynaklar, Suriye güvenlik güçlerinin geçtiğimiz birkaç gün içinde Rakka’da aralarında Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) yakın üç Kürt vatandaşın da bulunduğu kişileri tutukladığını bildirdi.

Rakka genelinde eski rejimin üst düzey isimleri de tutuklandı. Bununla ilgili ne hükümet ne de SDG tarafından resmi bir doğrulama yapıldı. Bu gelişmeler, Suriye güvenlik güçlerinin eski rejiminin sembol isimlerini takip etmeyi sürdürdüğü bir dönemde yaşandı.

Suriye basınında dün yer alan, ancak resmi makamlarca doğrulanmayan haberlere göre Şam’ın batı kırsalındaki Saasa beldesinde 220. Şube Komutanı Tuğgeneral Tellal el-Ali ve 155. Tümen'deki Scud Füze Sistemleri Sorumlusu ‘Kimyasal Albay’ lakabıyla tanınan Tuğgeneral Murhaf el-Selame'nin tutuklandığı bildirildi. Ancak Şarku’l Avsat, haberleri güvenilir kaynaklardan teyit edemedi.

Tuğgeneral Tellal el-Ali'nin tutuklandığına dair haber, Suriye’nin kıyısı kesimindeki Tartus ilinin Baniyas bölgesine bağlı köyü Hataniye'de yayılmıştı. Ali, Askeri İstihbarat Genel Müdürlüğü'ne bağlı Saasa Şubesi'nin başındaydı ve Şam’ın batı kırsalı ile Kuneytra ilinin güvenliğini denetliyordu.

Bu gelişme, Ali'den önce 220. Şube'nin başında bulunan ve ‘Cephe Şubesi’ olarak bilinen bu birimi yöneten Tuğgeneral Ali Edib Süleyman'ın tutuklanmasından yaklaşık dört ay sonra yaşandı. Söz konusu şube, Şam’ın batı kırsalındaki Kanaker beldesinden başlayarak işgal altındaki Golan Tepeleri ile olan sınır bölgelerine uzanan bir alanın güvenliğinden sorumluydu.

Haber doğrulanamadı, ancak Ali gerçekten tutuklandıysa bu, eski rejimin İsrail ile ilişkileri ve aynı zamanda Hizbullah ve İran ile olan bağlantıları ile ikmal ve kaçakçılık yollarının koordinasyonuna dair değerli bir bilgi hazinesi ele geçirilmesi anlamına gelir.

Aynı bağlamda yerel kaynaklar doğrulanmamış haberlere dayanarak Suriye makamlarının dün Şam kırsalındaki Kutayfe bölgesinde bulunan 155. Tümen'deki Scud Füze Sistemleri Sorumlusu Tuğgeneral Murhaf el-Selame'yi tutukladığını bildirdi. Scud füzeleri isabetsiz olmakla birlikte büyük tahribat yaratma kapasitesine sahiptir. Beşşar Esed rejiminin menzili 440 mile ulaşan yaklaşık 700 Scud füzesi bulunuyordu. Rejim bu füzeleri başta Rakka ve İdlib olmak üzere muhalefet bölgelerini bombalamak için kullandı ve yüzlerce sivilin hayatını kaybetmesine yol açtı.

ergregr
PKK’nın Suriye kolunun üst düzey yöneticilerinden Fethi Ali Muslim (Sosyal medya)

Rakka'daki Kürt çevrelerinde SDG'ye yakın üç kişinin tutuklandığına ilişkin bilgilerin yayılmasının ardından temkinli bir bekleyiş hâkim oldu. Tutuklananlar arasında PKK'nın Suriye kolunun üst düzey liderlerinden biri olarak değerlendirilen Fethi Ali Muslim yer alıyordu. Rakka'daki kaynaklar, Muslim'in bir müteahhit olduğunu belirterek tutuklanmasının nedeninin Rakka'daki tünel kazı çalışmalarını yürütmesiyle bağlantılı olabileceğini ve altyapıya zarar vermeyle ilgili suçlamalarla karşılaşabileceğini öne sürdü.

Tutuklananlar arasında SDG’li İyad Ketkani de bulunuyor. Ayrıca Ayn İsa şehrinde SDG'ye bağlı Kürt güçlerinin tahkimat ve askeri tünel operasyonlarından sorumlu Huker Şeyho da tutuklandı.

vdfvf
Eski Suriye rejimi yetkililerinden Tuğgeneral Atıf Necib, Şam'da görülen duruşması için mahkeme salonuna girerken, 26 Nisan 2026 (EPA)

Bu tutuklamalardan önce Rakka'nın Meşlab mahallesinde ‘Ahmer el-Nuveran’ lakabıyla bilinen ve SDG istihbaratında komutan olduğu ileri sürülen Ahmed Mustafa el-Nuveran tutuklandı. Rakka halkı onu, SDG’nin Rakka’da nüfuzunun var olduğu dönemde ihlallere karışmakla suçluyor. Öte yandan Rakka kırsalında, savaş döneminde Ulusal Savunma Komutanlığı’ndan sorumlu önde gelen Baasçılardan Muhammed İsmail el-Cuveyd de gözaltına alındı.

Bu arada, Stockholm Mahkemesi’nin dün Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin (FHKC) eski lideri Mahmud Suveydan'ı 2014 yılında Şam'daki Yermuk Mülteci Kampı'nda savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlemekten mahkûm ederek ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdığı belirtildi.

Şam'ın geçtiğimiz ay geçiş dönemi adaleti sürecini başlattığını ilan etmesinin ardından eski rejimin sembol isimlerinin ve bu rejimin iktidarı döneminde ağır suçlar ile ihlaller işlediğinden şüphelenilenlerin takibinin hızı belirgin biçimde arttı.

Eski Dera Askeri İstihbarat Şubesi Başkanı Atıf Necip'in ikinci duruşmasının yüz yüze, eski rejimin diğer sembol isimlerinin ise gıyabında görüleceği duruşmanın 10 Mayıs’ta gerçekleşmesi bekleniyor.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Burhan'ın açıklamaları Sudanlı doktorların endişelerini artırdı

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, cumartesi günü yanında Sağlık Bakanı Heysem Muhammed İbrahim ile Sağlık Forumu'na hitap ederken (Sudan Sağlık Bakanlığı Facebook sayfası)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, cumartesi günü yanında Sağlık Bakanı Heysem Muhammed İbrahim ile Sağlık Forumu'na hitap ederken (Sudan Sağlık Bakanlığı Facebook sayfası)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Burhan'ın açıklamaları Sudanlı doktorların endişelerini artırdı

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, cumartesi günü yanında Sağlık Bakanı Heysem Muhammed İbrahim ile Sağlık Forumu'na hitap ederken (Sudan Sağlık Bakanlığı Facebook sayfası)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, cumartesi günü yanında Sağlık Bakanı Heysem Muhammed İbrahim ile Sağlık Forumu'na hitap ederken (Sudan Sağlık Bakanlığı Facebook sayfası)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Hartum'daki sağlık ekiplerini överken, tıp kadrolarının ordunun şehir üzerindeki kontrolü yeniden sağlamasına büyük katkı sunan destekleyici bir taraf olduğunu söyledi. Ancak bu açıklamalar, tıp camiasında ‘tarafsızlıklarının’ sorgulanması ve dolayısıyla hedef alınma korkusuyla kısa sürede kaygı ve endişeye yol açtı.

Orgeneral Burhan, Sağlık Bakanlığı'nın Hartum'da düzenlediği forumda yaptığı konuşmada, “Tıp kadroları savaşın dehşetini herkesle birlikte göğüsledi” dedi. Orgeneral Burhan, tıp kadrolarının ‘düşmanın Hartum’un güneyindeki bölgelerde hareketleri ve araçlarına ilişkin ilgili makamlara bilgi sağlamak suretiyle o bölgelerin kontrolünü yeniden ele geçirmede büyük bir rol’ oynadığını vurguladı.

Forumun tavsiyelerini hayata geçireceğine ve orduya ait hastanelerin rehabilitasyonuna başlanacağına dair taahhütlerde bulunan Orgeneral Burhan, çevre bölgelerdeki kadroların ikramiyeler ve destek sağlanarak tutulmasını emretti.

Ancak Orgeneral Burhan'ın açıklamaları Sudan'daki doktorlar, sağlık çalışanları ve insani yardım çevrelerinde geniş rahatsızlığa yol açtı. Mesleğin tarafsızlığına ilişkin etik yükümlülüklerinin sorgulanması ve tehlikeye maruz kalma endişesi bu rahatsızlığın temel nedenleri arasında yer aldı.

Şarkul Avsat'a konuşan Sudan Doktorlar Sendikası üyesi Veliyuddin en-Nur el-Faki, bu açıklamanın şoke edici olduğunu, doktorları tehlikeye atabileceğini ve tarafsızlıklarını zedeleyebileceğini söyledi.

Faki, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sudanlı doktorlar, savaşın patlak vermesinden bu yana kutuplaşmadan uzak biçimde hayat kurtarma görevlerini sürdürdüler.”

Tıp kadrolarının istihbarat ya da askeri faaliyetlere dahil edildiği iddialarını reddeden Faki şöyle devam etti:

“Görevimiz salt insani niteliktedir. Tüm tarafları tıbbın tarafsızlığına saygı göstermeye ve sağlık tesislerini korumaya davet ediyoruz; böylece çaresiz sivillere hayat kurtaran hizmetin ulaşmasının önünü açabiliriz.”

Orgeneral Burhan’ı destekleyen mesleki bir örgüt olan Sudan Doktorlar Sendikası da dün yayımladığı açıklamada söz konusu ifadelerin içeriğini kınadı. Bu konuşmanın doktorların insani misyonuyla çeliştiğini ve henüz sona ermemiş bir savaş ortamında sağlık çalışanlarının hayatını ciddi tehlikeye attığını vurgulayan sendika, askeri tarafları doktorları çatışmaya dahil etmekten vazgeçmeye davet ederek, doktorların Sudan halkının bir parçası olarak savaşın ağır bedelini ödediğine dikkat çekti. Sendika, ciddi kaynak kıtlığı ve güvenlik koşullarının bozulması dahil son derece ağır koşullar altında çalışan doktorların korunmasını ve hayat kurtaran hizmetleri sunabilmeleri için güvenli bir ortamın sağlanmasını talep etti.

Sudan Doktorlar Sendikası Hazırlık Komitesi de doktorların istihbarat ve askeri faaliyetlere dahil edilmesi konusunda uyarıda bulunarak bunun doktorların güvenliğini tehdit ettiğini ve insani çalışmayı zedelediğini vurguladı. Komite dün yayımladığı açıklamada, uluslararası insancıl hukuka bağlılığını teyit ederek sağlık tesislerinin hedef alınması ve tıp kadrolarının çatışmaya sürüklenmesinin uluslararası hukuk ihlali oluşturduğuna dikkati çekti.

Tüm tarafları doktorları ve sağlık tesislerini korumaya ve onları herhangi bir askeri faaliyette kullanmaktan kaçınmaya çağıran komite, aksi takdirde hem hayatlarının tehlikeye gireceğini hem de sivillerin tıbbi hizmetlerden yoksun kalacağını vurguladı.

Öte yandan Muhalif gönüllü bir insan hakları grubu olan Acil Durum Avukatları da benzer bir açıklama yaparak, ‘Hartum’un güneyinde’ doktorların orduya askeri bilgi sağladığına dair ifadenin savaş ortamında onları gerçek bir tehlikeyle yüz yüze getirebileceğini belirtti.


Gazze halkı, savaş tehditleri ve ‘silahsızlanmanın’ reddedilmesi nedeniyle endişeli

Dün Gazze şehrinde, pazar günü İsrail tarafından öldürülen Musa el-Abyad'ın cenaze törenine katılan Filistinliler (Reuters)
Dün Gazze şehrinde, pazar günü İsrail tarafından öldürülen Musa el-Abyad'ın cenaze törenine katılan Filistinliler (Reuters)
TT

Gazze halkı, savaş tehditleri ve ‘silahsızlanmanın’ reddedilmesi nedeniyle endişeli

Dün Gazze şehrinde, pazar günü İsrail tarafından öldürülen Musa el-Abyad'ın cenaze törenine katılan Filistinliler (Reuters)
Dün Gazze şehrinde, pazar günü İsrail tarafından öldürülen Musa el-Abyad'ın cenaze törenine katılan Filistinliler (Reuters)

Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler, Hamas Hareketi liderliğinin ‘hareketin silahsızlandırılması’ konusunu müzakere etmeyi reddetmesi ve İsrail'in harekete yönelik askeri baskıyı yoğunlaştırdığına ilişkin açıklamalar yapmasının ardından savaşın yeniden başlaması ihtimalinden duydukları endişeyi dile getirdiler.

Hamas Siyasi Büro üyesi Basim Naim silah dosyasının müzakere edilmesini reddederken İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ‘Hamas’ın silahsızlandırma görevini engellemesi halinde ordunun savaşı şiddetle yeniden başlatacağı’ tehdidinde bulundu.

Gazze'nin orta kesimlerindeki Deir el-Belah'ta yerinden edilmiş bir Filistinli olan Bahaa et-Telbani, Şarkul Avsat'a yaptığı açıklamada, “Savaşın yeniden başlaması, Gazze'de geriye kalanların yok edilmesi anlamına gelir. Kaldı ki bu İsrail'in çıkarına olur. Hamas ve diğer grupların silahlarının bunu engelleyemeyeceğini anlamaları ve halkın yüce çıkarları adına düşünme zamanının geldiğini kavramaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Gazze'de acil insani yardımların sağlanması ve askeri faaliyetlerin azaltılması konularını görüşmek amacıyla dün İsrail'e gitti.