Trump, Biden ve ‘kırmızı çizgi’ Suriye

27 Ekim’de Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir petrol tesisi yakınındaki ABD askeri devriyesi (AFP)
27 Ekim’de Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir petrol tesisi yakınındaki ABD askeri devriyesi (AFP)
TT

Trump, Biden ve ‘kırmızı çizgi’ Suriye

27 Ekim’de Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir petrol tesisi yakınındaki ABD askeri devriyesi (AFP)
27 Ekim’de Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir petrol tesisi yakınındaki ABD askeri devriyesi (AFP)

Suriyeli şahıs ve varlıklara yönelik son ABD yaptırımları haftalar önce hazırdı. Washington'da bu ‘dosyadan’ sorumlu kişiler, yaptırımların ilanını ayın başındaki ABD başkanlık seçimleri sonrasına erteleme kararı almıştı. Amaç ise ABD'de yönetim değiştiği taktirde Suriye'ye yönelik politikanın değişmeyeceği, iki parti ve kurumlar arasında bu ‘dosya’ üzerine siyasi uzlaşı olduğunu söylemekti. Peki bu doğru mu? Donald Trump yönetimi ile Joe Biden'ın olası yönetimi arasındaki birleşme ve çatışma noktaları neler?
Petrol endüstrisiyle bağlantılı ekonomik kuruluş ve şahıslar, güvenlik alanındaki isimler, Ulusal Savunma Kuvvetleri’ndeki resmi, askeri ve lider şahıslar, siyasi isimler, son seçimlere göre Halk Meclisi (parlamento) üyelerine yönelik son yaptırımların bulunduğu liste, Ceaser (Sezar) Suriye Sivil Koruma Yasası’nın Haziran ayı ortalarında uygulanmaya başlamasının ardından gelen beşinci listeydi. Aynı zamanda, Suriye dosyasındaki yetkililerin 90'dan fazla kişi ve kurumu etkileyen ‘Ceaser yasası’ ile ilgili söylediklerini tamamlar nitelikteydi. Yetkililerin ifade ettiğine göre, siyasi mesaj, baskı kampanyasının devam edeceği, bu kampanyanın Biden yönetiminin gelişiyle değişmeyeceği yönündeydi. Zirâ bu dosyada nasıl ilerleneceği tartışmalı değil, siyasi bölünmeleri kenara koyan bir konu. Başkan Trump’ın onayladığı Ceaser Yasası, Kongre’de hem Cumhuriyetçi, hem de Demokratlar tarafından onaylanmıştı. 
Washington’a göre Ceaser Yasası, Fırat'ın doğusundaki ve et-Tanf Üssü’ndeki askeri varlığı, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ekonomik kaynaklar açısından zengin ve stratejik bir bölgeyi kontrol etmesine destek olmak, Arap ülkelerinin ve Avrupalı diplomatların Şam ile normalleşmesini engellemeyi sürdürmek, Şam rejimini yeniden yapılanma ve normalleşme için ihtiyacı olan fonlardan mahrum etmek gibi sahip olduğu araçlardan biri sayılıyor. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Hazine Bakanı Stephen Mnuchin, Washington'un Suriye rejimi ve destekçileri üzerinde ekonomik baskı uygulamaya devam etme niyetini gizlemedi.
Washington, buradan hareketle, Arap ve Avrupa ülkelerini Suriyeli mültecilerle ilgili Şam'da düzenlenecek konferansa katılmamaya, Şam’ı Arap Birliği’ne geri almak için acele etmemeye çağırmıştı. Nitekim konferans boykot edildi. Arap Birliği yetkilileri ise Suriye’nin birliğe geri dönmesi üzerine Arap fikir birliğinin bulunmadığını, Şam’ın bize yardım edin ki size yardım edelim ilkesine göre ilk adımı atması gerektiğini belirtti.
Peki ABD hedefleri neler? Washington, sahip olduğu araçları şu üç hedefe ulaşmak için kullanmak istediğini söylüyor: DEAŞ’ın daimi yenilgisi, İran güçlerinin Suriye'den ihraç edilmesi ve 2254 sayılı karar çerçevesinde siyasi bir çözüme ulaşılması. Nitekim ABD’li yetkililer, Birleşmiş Milletler’in Suriye'deki Suriye misyonuna “Anayasa Komitesi'nin çalışmalarını engelleme sorumluluğunu üstlenme konusunda daha şeffaf” olması, 2254 sayılı kararın tüm unsurları üzerindeki çalışmanın yoğunlaştırılması gerektiği tavsiyesinde bulunacak kadar ileri gitti. Suriye düzeyinde kapsamlı bir ateşkes, BM gözetiminde mültecilerin ve ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin de katılımıyla seçimlerin düzenlenmesine hazırlık, kayıp ve tutuklular sorununu çözme ve güven artırıcı önlemler de bu unsurlar arasında yer alıyor.
Biden yönetimi bu hedeflerde farklılık göstermeyecek, ancak baskı ve müzakere yolunda atılan adımlarda olduğu gibi önceliklerin farklılık göstereceği tahmin ediliyor. Örneğin, Fırat'ın doğusundaki askeri varlığın Biden yönetiminde daha istikrarlı ve daha az değişken olacağına, hem SDG, hem de başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa ile bölgedeki koordinasyonların daha derin olacağına inanılıyor. Yani, Washington’un müttefiklerinde, Batılı elçilerin istikrar projelerini tartışmak için Ekim ayında Kamışlı'yı ziyaret ettikleri sırada Trump'ın verdiği çekilme kararına şaşırmaları gibi bir durum gerçekleşmeyecek.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ekim ayında Trump'tan Barış Pınarı Harekatı bölgesinin kurulmasına sadık Suriyeli gruplar ve Türk ordusunun önünden geri çekilme sözü alması gibi bir durum yeniden yaşanmayacak. Nitekim tüm göstergeler, Biden'ın Trump'ın aksine Türkiye'ye uzak, Kürtlere ise daha yakın bir tutum takındığına işaret ediyor. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in yerine Türkiye’nin Suriye’deki rolüne muhalefet eden ABD eski temsilcisi Brett McGurk’un getirilirse bunun açık bir ifadesi olacaktır. Jeffrey ve McGurk Suriye dosyasında zıtlar taraflarda bulunuyorlar.
Ulusal Güvenlik Konseyi eski üyesi Alexander Bick’in de Suriye dosyasında rol alma ihtimali mevcut. Bick ise tutum açısından McGurk ile Jeffrey’in ortasında bir yerlerde bulunuyor. Ancak, yeni ekibin, sahip olduğu araçları gerek Cenevre’de gerek bölgesel ve uluslararası oyuncularla müzakerelerle ilişkilendirerek siyasi sürece daha fazla yatırım yapacağı üzerine bir fikir birliği var. Ankara'nın gerçekleşmesini daha önce engellediği gibi, siyasi süreçte Washington’un Fırat'ın doğusundaki müttefiklerini temsil etmesi yönünde daha fazla baskı uygulayabilir.
Kapsamlı başlık, ABD'nin Ceaser Yasası, askeri mevcudiyet ve normalleşme ve yeniden inşayı yem olarak kullanma gibi baskı araçlarından faydalanmaya hazırlıklı olmasıdır. Ankara ve Şam üzerinde daha fazla baskı, Moskova ve Tahran ile ise müzakere yolu. Suriye dosyasının bölgesel ve uluslararası meselelerle bağlantılı olduğu açık hale gelecek. Nitekim İran, Biden yönetiminin bölgesel müdahale araştırmalarını da içeren düzeltilmiş nükleer anlaşmaya geri dönmesini istiyor. Türkiye ise Kürt varlığı ‘eklemlerini parçalamayı’, Rusya ile işbirliği ve rekabet içinde bölge dahilinde hem kara hem de denizden genişlemek istiyor. Diğer yandan, Arap ülkeleriyle anlaşmalar imzalayan İsrail de İran'ın Suriye'deki nüfuzunu azaltmak ve ‘mevzilerini engellemek’ istiyor. Tüm bunlara Ukrayna ve Belarus dosyaları, Rusya ile Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın yenilenmesi, Türkiye sebebiyle teorikte Suriye sınırında bulunan NATO’nun geleceği dosyaları ekleniyor.
Suriye'de ilk testleri başlatmanın muhtemelen iki yolu var: 2012'de Suriye'de kaybolan Amerikalı gazeteci Austin Tice’ın kaderini öğrenmek için müzakerelere başlamak; Şam ile Tel Aviv arasında ikili ve bölgesel içerikli bir barış anlaşması için müzakerelere başlamanın nabzını tutmak. Analistlerin "üçüncü Obama yönetimine" liderlik edeceğine inandıkları Biden, 2013’de başkanı ‘kırmızı çizgi’ koyduğu ve verdiği sözlere uymadığı sırada oradaydı. ‘Kırmızı çizgi gölgesinin’ Washington'da olduğuna inananlar var.



Analistler: Fas ve Etiyopya arasındaki askeri iş birliği Mısır’ı endişelendirmiyor

Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)
Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)
TT

Analistler: Fas ve Etiyopya arasındaki askeri iş birliği Mısır’ı endişelendirmiyor

Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)
Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)

Fas ve Etiyopya arasındaki askeri iş birliği konusunda yapılan bir toplantı, özellikle Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın su güvenliğine yönelik tehdidi konusunda Addis Ababa ile anlaşmazlık yaşayan Mısır'ın tutumu hakkında soru işaretlerine yol açtı.

Dün Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı bir kaynak, Kahire'nin henüz resmi olarak yorum yapmadığı Fas-Etiyopya askeri iş birliğinin ‘Kahire'yi endişelendirmediğini ve bu konuda Rabat ile sessiz diplomatik görüşmeler yapılacağını’ söyledi.

Mısır ordusunda eski üst düzey bir subay olan bir askeri uzman da bu görüşe katılıyor. Bu iş birliğinin ‘Kahire için endişe kaynağı olmadığını’ doğrulayan uzman, Fas'ın ‘şu anda Kahire'nin düşmanı ve su haklarına karşı çıkan’ Etiyopya ile iş birliği yapmasına şaşırdığını belirtti.

dfrgt6y
Büyük Etiyopya Rönesans Barajı (Etiyopya Başbakanı'nın Facebook sayfası)

Ancak Etiyopyalı bir milletvekili Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Fas ile yapılan bu işbirliğinin Kahire'ye yönelik olmadığını veya herhangi bir tehdit mesajı ya da çatışma niyeti taşımadığını belirtti.

Addis Ababa'nın ülkesinin yeniden doğuşuna ve kalkınmasına odaklandığını ve kimseyle askeri çatışmaya girmeye niyetli olmadığını belirtti.

Tartışmalı toplantı

Fas gazetesi Hespress, bu ayın ortalarında, Fas-Etiyopya Ortak Askeri Komitesi'nin ilk toplantısını Addis Ababa'da yaptığını ve toplantıda ‘iki ülke arasında askeri ve savunma iş birliği alanında bir eylem planının’ tartışıldığını bildirdi.

Aynı kaynağa göre 2025 yılının haziran ayında Rabat'ta imzalanan askeri iş birliği anlaşması, eğitim, bilimsel araştırma ve askeri tıp alanlarında iş birliğinin yanı sıra bu ortak askeri komitenin kurulmasını da öngörüyordu. Etiyopya Haber Ajansı (ENA) bir sonraki gün, Addis Ababa ve Rabat'ın çeşitli askeri alanlarda ikili iş birliğini güçlendirmek amacıyla ilk ortak savunma komitesi toplantısını gerçekleştirdiğini bildirdi.

ENA’nın haberine göre görüşmelerde ‘iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin, savunma kurumları, eğitim ve öğretim, savunma sanayii, teknoloji transferi ve diğer askeri faaliyet alanlarında karşılıklı fayda sağlayacak şekilde teşvik edilmesi’ konuları ele alındı.

Etiyopya Ulusal Savunma Kuvvetleri (ENDF) Dış İlişkiler ve Askeri İşbirliği Genel Müdürü Teshome Gemechu, o dönemde Etiyopya ile Fas arasındaki ilişkilerin birçok sektörde istikrarlı bir şekilde güçlendiğini ve iki ülke arasındaki uzun soluklu dostluğun Afrika dayanışmasını ve karşılıklı çıkarlar için birlikte çalışma konusundaki ortak taahhüdü yansıttığını vurguladı.

Gemechu, ayrıca, ortak komite toplantısının ‘Etiyopya-Fas ilişkilerinde tarihi bir dönüm noktası olduğunu ve mutabık kalınan iş birliği alanlarının pratik olarak uygulanması için yeni bir aşama açtığını’ belirtti.

ENA, Fas Silahlı Kuvvetleri Tedarik Direktörü Tuğgeneral Abdulkadir Osman'ın toplantı sırasında varılan anlaşmayı ‘askeri ilişkilerde önemli bir gelişme’ olarak nitelendirdiğini aktardı.

Tuğgeneral Osman, ‘Fas'ın Etiyopya ile savunma iş birliğini daha da güçlendirmeye kararlı olduğunu’ vurguladı.

“Sessiz diplomasi”

Bu konuda Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Mısırlı bir kaynak, Fas-Etiyopya iş birliğinin ‘açıklığa kavuşturulması gerektiğini, ancak genel olarak endişe verici olmadığını, özellikle de Kahire'nin Rabat ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu’ söyledi.

Kaynak, Rabat ile ‘sessiz diplomasi’ yaklaşımının benimseneceğini ve bu konuyla ilgili tartışmaların ‘suçlama bağlamında değil, sorunun doğasını anlamak ve Mısır'ın bu konudaki endişelerini tartışmak amacıyla’ yapılacağını düşünüyor.

Fas-Etiyopya görüşmesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu ayın ortalarında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'ye gönderdiği mektupla aynı zamana denk geldi. Trump, mektupta “Nil Nehri'nin suyunun paylaşımı sorununu temelden ve sonsuza kadar çözmek için Mısır ve Etiyopya arasında ABD'nin arabuluculuğunu yeniden başlatmaya hazırım” ifadelerini kullandı. Trump, daha önce de defalarca kez, yönetiminin Kahire ile Addis Ababa arasında bir savaşı önlediğini söylemiş, ancak daha fazla ayrıntı vermemişti.

Mısırlı kaynak, Etiyopya'nın Mısır'a mesajlar göndermeye çalıştığına inanıyor. Bu mesajlar, Mısır ve Sudan'ın duyarlılığı ve Addis Ababa'nın yorum yapmaması üzerine Trump'ın arabuluculuk açıklamasının ardından artacak.

Öte yandan Etiyopyalı Milletvekili Muhammed Nur Ahmed, Fas ile iş birliğinin sadece askeri alanda değil, ticaret ve diplomasiyi de kapsadığını ve kimseye tehdit oluşturmaktan ziyade, bölge ülkeleriyle ilişkileri güçlendiren mesajlar taşıdığını düşünüyor.

Etiyopyalı Milletvekili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Mısır'ın Etiyopya’nın ortaklarından biri olduğunu vurgulayarak “Mısır ile savaşmadılar ve savaşmayacaklar, özellikle de Addis Ababa ilerleme ve refahla ilgileniyor ve Mısır veya başka bir ülkeyle savaşma niyetinde değil” dedi.

Buna karşın Mısırlı askeri stratejist Tümgeneral Samir Ferec, Etiyopya'nın bu gerekçelerini reddetti. Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Tümgeneral Ferec, Addis Ababa'yı ‘Mısır'ın su haklarının düşmanı’ olarak nitelendirdi.

Mısır'ın ‘bu iş birliğinden endişe duymadığını” belirten Tümgeneral Ferec, “Arap Birliği üyesi bir ülke, Mısır'ın çıkarlarını tehdit eden başka bir ülkeyle nasıl iş birliği yapabilir?” diye sordu.

Etiyopya'nın bu toplantılardan çıkan mesajlarının Mısır'ı güvenlik veya askeri açıdan etkilemeyeceğini düşünen Mısırlı askeri stratejist, Mısır'ın bu konuyu Rabat ile hemen gündeme getirmeyeceğini, ancak iki ülke arasında gelecekte yapılacak toplantılarda ‘Mısır-Fas ilişkilerine önemli bir etkisi olmadan tutumunu ifade edeceğini’ tahmin ediyor.


Üst düzey askeri komutan Aden'deki bombalı saldırıdan sağ kurtuldu

Hamdi Şukri es-Subeyhi, özellikle Lahic'de, güçlerinin kontrolündeki bölgelerde güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynuyor (X)
Hamdi Şukri es-Subeyhi, özellikle Lahic'de, güçlerinin kontrolündeki bölgelerde güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynuyor (X)
TT

Üst düzey askeri komutan Aden'deki bombalı saldırıdan sağ kurtuldu

Hamdi Şukri es-Subeyhi, özellikle Lahic'de, güçlerinin kontrolündeki bölgelerde güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynuyor (X)
Hamdi Şukri es-Subeyhi, özellikle Lahic'de, güçlerinin kontrolündeki bölgelerde güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynuyor (X)

Dün, Yemen'in geçici başkenti Aden'de, Amalika Tugayları İkinci Tugay Komutanı ve Aden'de güvenliğin sağlanmasındaki kilit isimlerden biri olan Tuğgeneral Hamdi Şukri es-Subeyhi’nin konvoyuna bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi. Gelen haberlere göre Tuğgeneral Subeyhi, askeri konvoyun trafiğin yoğun olduğu Dar Sad bölgesinin Caule beldesinden geçerken meydana gelen patlamadan sağ kurtuldu.

Saldırı, Hadramut'un en büyük şehri Mukelle'deki yerel yetkililerin, yaklaşık üç hafta önce Yemen'den çekilen Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından yönetilen Güney Geçiş Konseyi (GGK) gruplarının gözetiminde bulunan gizli hapishaneleri ve suikastlarda kullanılan patlayıcıları ortaya çıkarmasından bir gün sonra meydana geldi.

Olay, Yemen’deki Meşruiyeti destekleyen Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’nun GGK’yı feshetmesinin ardından ülkenin güney illerinde istikrarı yeniden tesis etmeye ve askeri ve güvenlik güçlerini birleştirmeye çalıştığı bir dönemde güvenlik endişelerini yeniden gündeme getirdi.


Eş-Şebab, Somali'deki stratejik öneme sahip bir adaya saldırı başlattı

"Gençlik Hareketi" üyeleri (Arşiv- AFP)
"Gençlik Hareketi" üyeleri (Arşiv- AFP)
TT

Eş-Şebab, Somali'deki stratejik öneme sahip bir adaya saldırı başlattı

"Gençlik Hareketi" üyeleri (Arşiv- AFP)
"Gençlik Hareketi" üyeleri (Arşiv- AFP)

Çeşitli kaynaklara göre, eş-Şebab militanları dün Somali'nin güneyindeki stratejik bir adaya saldırdı ve yarı özerk Cubaland bölgesinde konuşlanmış askeri birliklerle çatıştı.

Yaklaşık yirmi yıldır El-Kaide ile bağlantılı olan eş-Şebab, Somali hükümetiyle savaşıyor.

Cubaland yetkilileri saldırıyı püskürttüklerini açıkladı, ancak grup daha önce operasyonları için bir fırlatma noktası olarak hizmet veren Kuday Adası'ndaki bir askeri üssü ele geçirdiklerini iddia etti.

Kismayo sahil kentindeki bir topluluk lideri AFP'ye verdiği demeçte, militanların "Kuday kasabasının dışındaki askeri üsse baskın düzenledikten sonra adayı kuşattıkları" bilgisini aldığını belirterek, "şu anda neler olduğunun ayrıntılarını bilmenin hala zor olduğunu" ifade etti.

Kismayo'dan askerlere yardım etmek için birkaç tekne gönderildiğini, ancak Cubaland güçlerinin yardım çağrısı yapmasından kısa bir süre sonra adadaki iletişimin kesildiğini söyledi.

Cubaland yetkilileri tarafından yapılan açıklamada, "güvenlik güçleri düşmana ağır kayıplar verdirdi ve saldırıda kullanılan birçok askeri aracı imha etti" denildi.

“Eş-Şebab Hareketi” ise savaşçılarının “ada içinde ve dışında 3 askeri üssün tam kontrolünü ele geçirmeyi başardığını” duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Kismayo'nun yaklaşık 130 kilometre güneybatısında bulunan Kuday Adası, 2015 yılının başlarında Somali Ulusal Ordusu'nun Kenya Savunma Kuvvetleri ile iş birliği içinde gerçekleştirdiği bir operasyonla "Eş-Şebab" hareketinin elinden kurtarıldı.