Esed ailesinin iktidardaki 50’inci Yılı: Suriye’yi yönetmek için insanların kafalarına basmaktan başka yol yok

ABD’nin dokuz kez başkan değiştirdiği süre zarfında devam eden baba ve oğlun iktidarları boyunca ortaya adet bir polis devleti çıktı

Şam'da 10 Haziran 2000'deki gösterilerde Hafız, Beşşar ve Basil Esed’in resimlerini taşıyan Suriyeliler (AP)
Şam'da 10 Haziran 2000'deki gösterilerde Hafız, Beşşar ve Basil Esed’in resimlerini taşıyan Suriyeliler (AP)
TT

Esed ailesinin iktidardaki 50’inci Yılı: Suriye’yi yönetmek için insanların kafalarına basmaktan başka yol yok

Şam'da 10 Haziran 2000'deki gösterilerde Hafız, Beşşar ve Basil Esed’in resimlerini taşıyan Suriyeliler (AP)
Şam'da 10 Haziran 2000'deki gösterilerde Hafız, Beşşar ve Basil Esed’in resimlerini taşıyan Suriyeliler (AP)

Sevsen Mehanna
Yıllarca Wall Street Journal gazetesinin Şam muhabiri olarak çalışan Sam Dagher, Suriye rejiminin başı Beşşar Esed’in, Suriye'yi 1970'ten beri polis rejimiyle yöneten babası Hafız Esed'in yerine geçmeye hazırlanırken “Suriye’yi yönetmek için insanların kafalarına postallarla basmaktan başka yol yok” ifadelerini kullandığını belirtti.
Beşşar Esed bu sözleri, 1994 yılında trafik kazasında hayatını kaybeden ağabeyi Basil'in ölümünden bir yıl sonra sarf ederken o sıralar, henüz 30 yaşlarında genç bir doktor olan Beşşar’ın askeri okuldan mezun babasından ve iki erkek kardeşi Basil ve Mahir’den ‘farklı’ görünen karakteri üzerine çalışmalar devam ediyordu.
12 Kasım’daki Esed ailesinin iktidara gelişinin 50’nci yıl dönümünde ülke, yaklaşık yarım milyon insanın ölmesine,  6,5 ​​milyondan fazla insanın dünyanın dört bir yanında mülteci konumuna düşmesine ve Suriye ekonomisinin neredeyse tamamen yok olmasına neden olan iç savaş sonucunda bir yıkım ve perişanlık içinde.

“Beşşar, modernist değildi, polis devletinin modern haliydi”
Devlet Başkanlığı görevini üstlenmeden önce genel çerçevede uluslararası toplum, özel ise Suriyelilerin gözleri Londra'da yaşayan ve Batı modernizmini özümsediği ya da en azından ülkeyi babasının dikta rejiminden uzaklaşacağı ümit edilen göz doktoru Beşşar Esed’e çevrildi. Suriye, vatandaşların nispeten özgürce hareket edebildiği, daha demokratik bir şekilde yazıp ifade edebildiği bir dönem yaşadı.
2001-2008 yılları arasında Suriye'nin başkenti Şam'da yaşayan ve Esed iktidarı altındaki Suriye ile ilgili birkaç kitap kaleme alan Alman gazeteci Christine Hilberg, “Beşşar Esed’in ‘umut taşıyan’ imajı bir yanlış anlamaya dayanıyordu. Birçok Suriyeli ve Batılı politikacı, bilgisayar ve internetle ilgilenen ve İngiltere'de eğitim gören herkesin, Suriye gibi ülkeleri yönetmeye uygun olacağını düşünüyordu” ifadelerini kullandı.

Hilberg şöyle devam ediyor:
“Aslında Beşşar bir reformcu değildi. Ne iktidardan vazgeçmeye istekliydi, ne de babasının yönetim yapısını kökten değiştirmeye yetecek gücü vardı. O sadece 50 yaşındaki polis devletinde bir çocuktu ve hala da öyle olmaya devam ediyor. Suriye zalimce ve kaba bir diktatörlük gibi görünmese bile vicdansız bir yönetici aile tarafından yönetiliyor.”


Suriye’de Esed ailesi iktidarının bir takım dönüm noktaları olmuştur

Esma Esed ya da ‘diktatörlüğün güzel yüzü’
Beşşar Esed'in eşinin rejimin propagandasını yapması ve uluslararası toplum nazarındaki imajını parlatmadaki rolüne ilişkin ‘Esma Esed: Diktatörlüğün güzel yüzü’ adlı bir belgesel film yapıldı. Belgeselde Esma Esed’in, Hafız Esed'in otuz yıllık diktatörlüğünün ardından 2000 yılındaki ölümünden itibaren Suriye'deki hayatın normal bir akışı olduğuna ilişkin bir portre sunduğuna dikkat çekiliyor.
Belgeselin başlangıcında Esed ailesinin ve özellikle Esma Esed’in Devlet Başkanının eşi olarak Batı’ya karşı çizdiği imajdan, tam bir ‘batılı’ olarak nitelendirilen Esma Esed’in İngiltere'de uzun yıllar boyunca ‘Emma’ olarak yaşadığı hayattan, çalışmalarından ve Esma Esed’in batı medyasına verdiği röportajlarda dile getirdiği üzere ‘aradığı aşkı Beşşar’da bulduğu için’ her şeyden vazgeçmeden önce Harvard Üniversitesi'nde okumayı nasıl istediğinden söz ediliyor. Film, Esma Esed’in iyi derecede İngilizce konuşabildiğinin ve Suriye'nin kocasının önderliğinde demokrasiye doğru ilerlediği izlenimi yaratmak için terimleri kullanış şeklinin altını çiziyor.  Burada, Esma'nın modern bir First Lady olarak güzelliği, zarafeti ve şıklığından bahseden Avrupalı ​​yetkililerin, nasıl bir yanılgıya düştükleri ve onu Prenses Diana'ya benzetecek kadar buna inandıkları anlatılıyor.
Öte yandan eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher için başarılı seçim kampanyalarından birini tasarlayan ünlü İngiliz halkla ilişkiler danışmanı Sir Timothy Bell'in bu konudaki rolüne de dikkati çeken belgesel, Esma Esed’in Sir Bell ile bir araya gelerek ona, Laura Bush gibi (eski ABD Başkanı George Bush Jr.'ın karısı) nasıl başarılı bir first lady olabileceğini sorduğunu aktarıyor. Böylece Bell Şam'a giderek Esma'nın ofisini ve ustaca oynadığı rolü tasarladı. Sürekli izlendiğini hissettiği için her şeyin sahte olduğunu anlamadan önce Bell, Esma Esed’i  ‘düzenli ödeme yapan ve düzenli çalışan iyi bir müşteri’ olarak tanımlamıştı. Bell, özellikle Şam'daki saraylarında Esma ile yaptığı görüşmelerde, Esma’nın rejimin kendisi için yazdığı metinden sapmadığını ve yapması gerekenden farklı bir rol oynamamaya özen gösterdiğini belirtti.
Belgesel aynı zamanda Esed’in propaganda yanılsamasının yaratılmasında ve inanılmasında Batı'nın ve Avrupa'nın, sadece Esma'nın Avrupa'da aldığı eğitim açısından bakmanın yanı sıra Avrupalı ​​liderlerin, sivil ve siyasi özgürlüklerin korunması ve rejimin hapishanelerinde kalan tutukluların serbest bırakılması için baskı yapmadan, terörizme karşı ideal bir ortak olarak Suriye ile siyasi ve ekonomik alanlardaki yakınlaşmaları açısından büyük bir sorumluluk taşıdığına işaret ediyor. Belgeselde Şam'ı ziyaret eden Avrupalı ​​politikacıların, ülkedeki insan hakları ihlallerini duydukları, ancak bunun üzerinde düşünmedikleri, sadece böyle yapmayı seçtikleri belirtiliyor.

Esad ailesinin 50 yıllık iktidarı sonucu ülkede yıkım hüküm sürüyor
ABD’den yayın yapan ABC kanalında 12 Kasım'da Esed ailesinin iktidarıyla ve Hafız Esed’in 13 Kasım 1970'te Suriye’nin 1946'da Fransa'dan bağımsızlığını kazanmasından itibaren iktidarı ele geçirmek amacıyla yapılan bir dizi askeri darbenin ardından kansız bir darbeyle iktidarı nasıl ele geçirdiğiyle ilgili yayınlanan bir haberde, bunun son darbe olacağına inanmak için hiçbir neden olma da Esed ailesinin 50 yıldır halen Suriye'yi yönettiğine dikkat çekildi.
Beşşar Esed yönetiminin, bazı açılardan bakıldığında babasınınkinden ‘farklı’ olarak tanımlandığı haberde aynı zamanda Beşşar’ın iktidarının yarısını savaşta geçirdiğine işaret edildi. Ancak Arap milliyetçiliğini vurgulamak yerine İran ve Rusya gibi müttefikler edinmesine ve buna rağmen sosyalizm yerine yozlaşmış bir kleptokrasi rejimine dayanan Beşşar Esed’in babası gibi baskı, uzlaşmayı reddetme ve acımasızca kan dökme gibi aynı araçları kullandığı vurgulandı. Rejimin ülkenin büyük bir bölümünde kontrolü kaybettiği on yıllık bir iç savaş nedeniyle Suriye’nin şuan harabeye dönmüş olmasına rağmen Beşşar Esad halen geriye kalan bölgelerde sarsılmaz bir hakimiyet sürdürdüğü belirtilen habere göre Küba'da Castro ailesi ve Kuzey Kore'de Kim ailesi gibi, Esed ailesi de kraliyet mensubu olmayan birkaç yöneticinin yapabileceği şekilde isimlerini ülke tarihlerine yazdılar.

Acımasızlık ve kendini yok etme
ABC’nin haberine göre İngiliz Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde (Chatham House) Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı'nda araştırmacı olan Neil Quilliam konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Esed ailesinin vahşet, zulüm ve kendi kendini yok etmenin damgasını vurduğu elli yıllık iktidarının,  ülkeyi parçalanmış ve neredeyse unutulmuş bir hale getirdiğinden şüphe yok” ifadelerini kullandı.
Quilliam Hafız Esed’in 1970 yılında iktidarı ele geçirmesinin ardından otoritesini nasıl pekiştirdiği ile ilgili olarak ise, “Alevi mezhebinden kişileri kilit konumlara yerleştirdi ve Sovyet tarzında, tek partiye bağlı bir polis devleti kurdu. Gücü mutlaktı ve her yerde istihbarat görevlileri vardı” dedi.
1981 yılında ve Irak ile İran arasındaki savaş sırasında baba Esed, daha sonra oğlunu kurtarmaya yardımcı olacak bir ittifak başlatmak üzere Arap dünyasının eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'e verdiği desteğe karşı çıktı. Daha sonra da Saddam Hüseyin'in 1990 yılında işgal ettiği Kuveyt'i kurtarmak için ABD öncülüğündeki koalisyonu destekledi.
Esed'la defalarca kez görüşen eski ABD Başkanı Bill Clinton, günlüğünde Esed’i “Vahşi bir adamdı, ama zekiydi” şeklinde tanımlarken 1982’de Esed güçlerinin Müslüman Kardeşler ayaklanmasını bastırmak için binlerce kişiyi öldürdüğü Hama'daki katliama işaret ederek, “Bir keresinde muhaliflerine ders vermek için bütün bir köyü yok etti” ifadelerine yer verdi. Bu katliam, modern Ortadoğu tarihinin en kötü olaylarından biri olarak kabul edilir. Geriye, yıllar sonra oğluna karşı başlayan ayaklanmanın fitilinin ateşlendiği bir nefret bıraktı.
Sam Dagher, ‘Assad Or We Burn the Country: How One Family's Lust for Power Destroyed Syria’ (Ya Esed ya da ülkeyi yakarız: Bir ailenin güç sevgisi Suriye'yi nasıl yıktı?) adlı kitabında, “Esed rejiminin hayatta kalmasının temel unsurları arasında hoşgörülü olmamak, jeopolitik değişimleri, bölgesel ve küresel ölçekte kullanmak ve düşmanlar teslim olana kadar zaman kazanmaktır” ifadelerine yer veriyor.

Beşşar’ın kaçırdığı fırsatlar
Beşşar Esed, 2000 yılında babasının ölümünden sonra oyunu çoğunlukla kurallarına göre oynadı. Ancak eleştirmenler, babasının aksine, birçok fırsatı kaçırdığını ve çok ileri gittiğini düşünüyorlar. Başlangıçta bir reformcu ve modernleştirici olarak karşılanan Beşşar, Suriye'yi dış dünyaya açtı ve siyasi tartışmalara izin verdi.  Ancak zorluklar ve hızla değişen dünya karşısında süratle geri adım attı. ABD’de 11 Eylül 2001'deki saldırılarının ardından Amerikalıların 2003 yılında Irak'ı işgali sonrası sıranın kendisine geleceğinden korkan Beşşar, yabancı savaşçıların Suriye toprakları üzerinden Irak'a girmesine izin verdi. ABD’nin bölgedeki askeri varlığına karşı ayaklanmaları körükledi ve Washington'u kızdırdı.
Şam'ın eski Başbakan Refik Hariri'ye suikast düzenlemekle suçlanması üzerine Beşşar Suriye’nin Lübnan üzerinde uzun yıllar süren egemenliğine son vermek zorunda kaldı. Buna rağmen Hizbullah ile bağlarını güçlendirdi.
Beşşar Esed, tıpkı babası gibi, ailenin genç üyelerine Esedlerin gücünü pekiştirmeleri için üst düzey mevkilerde görevler verdi. Fakat Suriyelilere göre Beşşar, servet biriktirme konusunda babasından daha açgözlü.
Esed ailesi için en büyük zorluk, bölgeyi kasıp kavuran ve Mart 2011’de Suriye'ye ulaşan ‘Arap Baharı’ ayaklanmalarıydı. Suriye güvenlik güçleri, barışçıl olarak düzenlenen protestolara başlarda herhangi bir müdahalede bulunmadı. Fakat protestolar büyüdü ve daha sonra orduda bir bölünme yaşandı. Bu bölünme, Türkiye, ABD ve Körfez ülkeleri tarafından desteklenen silahlı bir isyana dönüştü.
Esed çöküşün eşiğine gelirken, topraklarını Rus ve İran ordularına ve onların vekillerine açtı. Şehirler yıkıldı, kendi halkına karşı kimyasal silah kullanmakla suçlandı. Muhaliflerini ya öldürttü ya da hapse attırdı. Milyonlarca insan komşu ülkelere (Lübnan, Ürdün ve Türkiye), Avrupa'ya ve dünyanın diğer bölgelerine kaçtı.

Kötünün iyisi
Beşşar Esed dünyanın pek çok yerinde dışlanmış bir kişi haline gelse de savaşı ustaca, ya laik yönetim ya da DEAŞ dahil İslamcı aşırılık yanlıları arasında bir seçim yapmak olarak resmetti. Suriyelilerin çoğu ve hatta Avrupa ülkeleri, bunun ‘kötünün iyi’ olduğuna ikna oldu. Sonuç olarak Eded, kendisine yönelik askeri tehdidi etkili bir şekilde ortadan kaldırdı. Suriye'de kendi yönetimi altında kalan kısmında önümüzdeki yıl yapılması planlanan başkanlık seçimlerini kazanacağından da emin.

Esed ailesinin iktidarda olduğu süre zarfında ABD’de 9 kez başkan değişti
Son ABD başkanlık seçimlerinin sonuçlarının gelmeye başlamasıyla birlikte Suriye muhalefetinin Esed ailesinin halen iktidarda oluşuna dair yorumlarında alaycı bir şekilde bu süre zarfında ABD’de Başkan Richard Nixon döneminden itibaren 9 başkanın göreve geldiğine dikkat çekildi.
1989 yılında Suriye'den ayrılan ve ABD’nin Şikago şehrine yerleşen Suriye asıllı ABD vatandaşı doktor Zahir Sahlul, “Akranım olan Suriyeli meslektaşlarım, hayatları boyunca dört kez oy pusulasındaki tek başkan adayına oy vermek zorunda kaldılar. Bunlar Hafız Esed ve halen devlet başkanı olan oğlu Beşşar Esed’di. ABD’ye göç ettikten sonra, altı farklı başkana oy verdim. Umarım ülkem bir gün özgür seçimlere tanık olur” ifadelerini kullandı.
Son olarak araştırmacı Neil Quilliam, “Eğer Hafız Esed, oğlu Beşşar'ı kendi izinden gitmeye zorlamasaydı, bugün bıraktığı miras tamamen farklı görünebilirdi. Büyük bir zulüm, ülkenin kasıtlı olarak yıkımı ve güzel bir halka acımasızca muamele edilmesiyle anılacak olan Beşşar'ın mirası, Hafız Esed'in mirasını gölgede bırakacak” dedi.



İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
TT

İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)

İsrail ordusu dün, Lübnan'ın güneyindeki sahil yolunda bulunan Kastmiye Köprüsü'nü hedef aldı. Bu saldırı, Litani Nehri üzerindeki köprülerin yıkılacağına dair yapılan açıkntehditlerin ardından gerçekleşti ve sınır şeridindeki köyleri Sur şehrine bağlayan en hayati arterlerden birini doğrudan etkiledi.

İsrail ordusu sözcüsü Avichaiy Adraee, "takviye birliklerinin ve savaş teçhizatının transferini engellemek için kıyı otoyolu köprüsü olan Kasımiye Köprüsü'ne saldırı düzenleneceğini" duyurdu ve bölge sakinlerini Zahrani Nehri'nin kuzeyine taşınmaya çağırdı. Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise bunu "bir tampon bölge oluşturma ve işgalin gerçekliğini pekiştirme yönündeki şüpheli planlar çerçevesinde gerçekleşen tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirdi.

Bu arada, Lübnan-Amerikan ateşkes görüşmeleri "uzun süreli askıya" alındı.

Bu bağlamda, emekli Tuğgeneral Halil el-Hilu, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Güney Lübnan'daki köprüleri hedef almanın "kesin bir askeri hedef sağlamadığını" söyledi. "Hizbullah, mühimmatı karayolları veya köprüler üzerinden taşımaya güvenmez, bunun yerine İsrail'in hava üstünlüğü altında açık hareket etmenin tehlikesini bilerek, konuşlandığı bölgelerdeki yeraltı depolarında depolar" diye açıkladı. "Köprülerin yıkılmasının askeri ikmal hatlarını kestiği iddiası yanlıştır, çünkü parti kolayca bozulabilecek geleneksel bir ikmal hattı modeline göre hareket etmez" diye vurguladı.


Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
TT

Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

Türk kaynakları, önümüzdeki aylarda Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan "Roj" kampından 250'den fazla Türk uyruklu kadın ve çocuğun nakli için Şam ile görüşmeler yapıldığını açıkladı.

Haberlere göre, el-Hol kampının tahliyesinin ardından DEAŞ'a katılan Türk kadın ve çocuklar Türkiye'ye gelmeye başladı. Bazı kadınların çocuklarıyla birlikte sınırı yasa dışı yollarla geçtiği, diğerlerinin ise Türkiye'de avukat tutarak "etkin pişmanlık yasasından" yararlanmaya çalıştığı bildiriliyor.

Türk medyasında yer alan haberlere göre, kadınların çoğu İdlib'de bulunuyor. Bazıları sınırı geçerken, diğerleri teslim olup "etkin pişmanlık yasasından" yararlanma ve DEAŞ'ın yapısı ve Suriye'deki üyelerinin faaliyetleri hakkında bilgi verme arzusunu dile getirdi.

Şam ile Müzakereler

“Kısa Dalga” gazetesi, Ankara ve Şam arasında yapılan müzakereler sonucunda Türk yetkililerinin önümüzdeki aylarda “Roj” kampında tutulan 250'den fazla kadını, DEAŞ üyelerinin eşlerini ve çocuklarını ülkelerine getireceğini bildirdi.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

DEAŞ savaşçılarının eşlerini, dul eşlerini ve çocuklarını barındıran Roj kampı, Suriye hükümet güçlerinin kuzeydoğudaki Haseke ve Kamışlı şehirlerine girmesi, Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) el-Hol kampını ele geçirmesi, kapatması ve yabancı sakinlerini Irak'a transfer etmesinin ardından gündeme geldi.

El-Hol'den sonra en tehlikeli ikinci kamp olarak kabul edilen Roj kampı, Suriye'nin en kuzeydoğusunda, Türkiye, Irak ve Suriye arasındaki sınır üçgenine yakın bir konumda bulunuyor.

Bu kampı diğerlerinden ayıran özellik, burada yaşayanların yıllarca DEAŞ saflarında savaşmış militanlarla evlenmiş kadınlar olmasıdır; bu kadınlardan bazıları, terör örgütünü takip eden o dönemde ünlü kadın güvenlik birimi olan "Hisbe teşkilatında" önemli roller üstlenmiş, ancak sonunda bu kapalı kampta yaşamaya ve çoğu yetim olan çocuklara bakmaya başlamışlardır.

 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)

BM uzmanlarına göre Roj kampında yaklaşık 3 bin kadın ve çocuk barınıyor ve bunların %65'ini çocuklar oluşturuyor. Ayrıca, Şubat 2023'te Cenevre'deki BM İnsan Hakları Ofisi tarafından yayınlanan bir rapora göre, kuzeydoğu Suriye genelindeki hapishanelerde ve sözde rehabilitasyon merkezleri de dahil olmak üzere diğer gözaltı tesislerinde 850'den fazla erkek çocuğu özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.

BM uzmanları, kuzeydoğu Suriye'deki tüm devletleri ve diğer aktörleri bu çocukların korunmasını ve refahını sağlamaya çağırdı.

Rehabilitasyon programları

Uluslararası Aşırıcılık Gözlemevi Başkanı Dr. Hilmi Demir, Türkiye'de şu açıklamayı yaptı: "Bildiğim kadarıyla, Türkiye'de DEAŞ'a bağlı kadın ve çocuklar için uygulanan bir rehabilitasyon veya radikalleşmeyi önleme programının varlığına dair herhangi veri bulunmamaktadır."

DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)

Haberlere dayanarak, Din İşleri Başkanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu konuyla ilgili bazı çalışmalar yürüttüğünden haberdar olduğunu, ancak belirli bir süre boyunca belirli sayıda kadın ve çocukla yürütülen açık ve doğrulanabilir veriler içeren radikalleşmeyle mücadele programının uygulandığına dair herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ifade etti.

Radikalleşmenin önlenmesi programları, radikalleşmiş veya radikalleşme riski taşıyan bireyleri rehabilite etmeyi ve şiddet içeren radikalleşme ideolojisine karşı dirençlerini güçlendirmeyi amaçlayan önleyici ve iyileştirici stratejilerdir; bu programlar sosyal entegrasyon, dijital eğitim ve diyalog gibi unsurları içerir.

Irak'tan “DEAŞ'lılar”In iadesi

Bu bağlamda Iraklı yetkililer, Ankara'nın, Suriye'deki IŞİD kampları ve hapishanelerinin kapatılmasının ardından Suriye'den Irak'a nakledilen binlerce IŞİD üyesi tutukludan Türk vatandaşlarını teslim almayı kabul ettiğini açıkladı.

Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)

Irak, “YPG”nin çekilmesinin ve yaklaşık on yıldır “DEAŞ”a üye olduğundan şüphelenilen kişileri barındıran kamplarını ve hapishanelerini kapatmasının ardından, ABD ile koordineli olarak düzenlenen bir operasyon kapsamında tutukluları kabul etti.

Bağdat, Irak yargı sistemine göre şüphelileri “terör” suçlamalarıyla yargılayacağını açıkladı, ancak diğer ülkeleri defalarca bu tutuklular arasından kendi vatandaşlarını teslim almaya çağırdı.

Bir Türk diplomatik kaynak, geçen ay Ankara'nın Bağdat'ın Suriye'den Irak'a 5 bin 700'den fazla DEAŞ tutuklusunu nakletmek için gösterdiği son çabaları takdir ettiğini söyledi.

Kaynak, “Görünüşe göre bu tutuklular arasında Türk vatandaşları da bulunuyor... Türkiye, Türk vatandaşları konusunda Irak makamlarıyla iş birliği yapmaya hazır” ifadesini kullandı.

Şöyle devam etti: «Irak’ın çabaları uluslararası toplum için bir örnek teşkil etmelidir ve tüm ülkelerin yabancı savaşçılarını geri alması şarttır.»

Tahminlere göre Türkiye’de bombalı saldırılar ve terör eylemlerine karıştıkları için arananlar da dahil olmak üzere, yaklaşık 180 Türk vatandaşı DEAŞ üyesi Irak’a nakledilmiştir.

Türkiye, 2013 yılında DEAŞ'ı terör örgütleri listesine dahil etti. Örgüt, 2015-2017 yılları arasında 300'den fazla kişinin ölümüne neden olan saldırıları gerçekleştirdi veya bu saldırılar örgüte atfedildi. Türk silahlı kuvvetleri, bu tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla Türkiye içinde ve Suriye'de operasyonlar düzenledi.


Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.