Esed ailesinin iktidardaki 50’inci Yılı: Suriye’yi yönetmek için insanların kafalarına basmaktan başka yol yok

ABD’nin dokuz kez başkan değiştirdiği süre zarfında devam eden baba ve oğlun iktidarları boyunca ortaya adet bir polis devleti çıktı

Şam'da 10 Haziran 2000'deki gösterilerde Hafız, Beşşar ve Basil Esed’in resimlerini taşıyan Suriyeliler (AP)
Şam'da 10 Haziran 2000'deki gösterilerde Hafız, Beşşar ve Basil Esed’in resimlerini taşıyan Suriyeliler (AP)
TT

Esed ailesinin iktidardaki 50’inci Yılı: Suriye’yi yönetmek için insanların kafalarına basmaktan başka yol yok

Şam'da 10 Haziran 2000'deki gösterilerde Hafız, Beşşar ve Basil Esed’in resimlerini taşıyan Suriyeliler (AP)
Şam'da 10 Haziran 2000'deki gösterilerde Hafız, Beşşar ve Basil Esed’in resimlerini taşıyan Suriyeliler (AP)

Sevsen Mehanna
Yıllarca Wall Street Journal gazetesinin Şam muhabiri olarak çalışan Sam Dagher, Suriye rejiminin başı Beşşar Esed’in, Suriye'yi 1970'ten beri polis rejimiyle yöneten babası Hafız Esed'in yerine geçmeye hazırlanırken “Suriye’yi yönetmek için insanların kafalarına postallarla basmaktan başka yol yok” ifadelerini kullandığını belirtti.
Beşşar Esed bu sözleri, 1994 yılında trafik kazasında hayatını kaybeden ağabeyi Basil'in ölümünden bir yıl sonra sarf ederken o sıralar, henüz 30 yaşlarında genç bir doktor olan Beşşar’ın askeri okuldan mezun babasından ve iki erkek kardeşi Basil ve Mahir’den ‘farklı’ görünen karakteri üzerine çalışmalar devam ediyordu.
12 Kasım’daki Esed ailesinin iktidara gelişinin 50’nci yıl dönümünde ülke, yaklaşık yarım milyon insanın ölmesine,  6,5 ​​milyondan fazla insanın dünyanın dört bir yanında mülteci konumuna düşmesine ve Suriye ekonomisinin neredeyse tamamen yok olmasına neden olan iç savaş sonucunda bir yıkım ve perişanlık içinde.

“Beşşar, modernist değildi, polis devletinin modern haliydi”
Devlet Başkanlığı görevini üstlenmeden önce genel çerçevede uluslararası toplum, özel ise Suriyelilerin gözleri Londra'da yaşayan ve Batı modernizmini özümsediği ya da en azından ülkeyi babasının dikta rejiminden uzaklaşacağı ümit edilen göz doktoru Beşşar Esed’e çevrildi. Suriye, vatandaşların nispeten özgürce hareket edebildiği, daha demokratik bir şekilde yazıp ifade edebildiği bir dönem yaşadı.
2001-2008 yılları arasında Suriye'nin başkenti Şam'da yaşayan ve Esed iktidarı altındaki Suriye ile ilgili birkaç kitap kaleme alan Alman gazeteci Christine Hilberg, “Beşşar Esed’in ‘umut taşıyan’ imajı bir yanlış anlamaya dayanıyordu. Birçok Suriyeli ve Batılı politikacı, bilgisayar ve internetle ilgilenen ve İngiltere'de eğitim gören herkesin, Suriye gibi ülkeleri yönetmeye uygun olacağını düşünüyordu” ifadelerini kullandı.

Hilberg şöyle devam ediyor:
“Aslında Beşşar bir reformcu değildi. Ne iktidardan vazgeçmeye istekliydi, ne de babasının yönetim yapısını kökten değiştirmeye yetecek gücü vardı. O sadece 50 yaşındaki polis devletinde bir çocuktu ve hala da öyle olmaya devam ediyor. Suriye zalimce ve kaba bir diktatörlük gibi görünmese bile vicdansız bir yönetici aile tarafından yönetiliyor.”


Suriye’de Esed ailesi iktidarının bir takım dönüm noktaları olmuştur

Esma Esed ya da ‘diktatörlüğün güzel yüzü’
Beşşar Esed'in eşinin rejimin propagandasını yapması ve uluslararası toplum nazarındaki imajını parlatmadaki rolüne ilişkin ‘Esma Esed: Diktatörlüğün güzel yüzü’ adlı bir belgesel film yapıldı. Belgeselde Esma Esed’in, Hafız Esed'in otuz yıllık diktatörlüğünün ardından 2000 yılındaki ölümünden itibaren Suriye'deki hayatın normal bir akışı olduğuna ilişkin bir portre sunduğuna dikkat çekiliyor.
Belgeselin başlangıcında Esed ailesinin ve özellikle Esma Esed’in Devlet Başkanının eşi olarak Batı’ya karşı çizdiği imajdan, tam bir ‘batılı’ olarak nitelendirilen Esma Esed’in İngiltere'de uzun yıllar boyunca ‘Emma’ olarak yaşadığı hayattan, çalışmalarından ve Esma Esed’in batı medyasına verdiği röportajlarda dile getirdiği üzere ‘aradığı aşkı Beşşar’da bulduğu için’ her şeyden vazgeçmeden önce Harvard Üniversitesi'nde okumayı nasıl istediğinden söz ediliyor. Film, Esma Esed’in iyi derecede İngilizce konuşabildiğinin ve Suriye'nin kocasının önderliğinde demokrasiye doğru ilerlediği izlenimi yaratmak için terimleri kullanış şeklinin altını çiziyor.  Burada, Esma'nın modern bir First Lady olarak güzelliği, zarafeti ve şıklığından bahseden Avrupalı ​​yetkililerin, nasıl bir yanılgıya düştükleri ve onu Prenses Diana'ya benzetecek kadar buna inandıkları anlatılıyor.
Öte yandan eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher için başarılı seçim kampanyalarından birini tasarlayan ünlü İngiliz halkla ilişkiler danışmanı Sir Timothy Bell'in bu konudaki rolüne de dikkati çeken belgesel, Esma Esed’in Sir Bell ile bir araya gelerek ona, Laura Bush gibi (eski ABD Başkanı George Bush Jr.'ın karısı) nasıl başarılı bir first lady olabileceğini sorduğunu aktarıyor. Böylece Bell Şam'a giderek Esma'nın ofisini ve ustaca oynadığı rolü tasarladı. Sürekli izlendiğini hissettiği için her şeyin sahte olduğunu anlamadan önce Bell, Esma Esed’i  ‘düzenli ödeme yapan ve düzenli çalışan iyi bir müşteri’ olarak tanımlamıştı. Bell, özellikle Şam'daki saraylarında Esma ile yaptığı görüşmelerde, Esma’nın rejimin kendisi için yazdığı metinden sapmadığını ve yapması gerekenden farklı bir rol oynamamaya özen gösterdiğini belirtti.
Belgesel aynı zamanda Esed’in propaganda yanılsamasının yaratılmasında ve inanılmasında Batı'nın ve Avrupa'nın, sadece Esma'nın Avrupa'da aldığı eğitim açısından bakmanın yanı sıra Avrupalı ​​liderlerin, sivil ve siyasi özgürlüklerin korunması ve rejimin hapishanelerinde kalan tutukluların serbest bırakılması için baskı yapmadan, terörizme karşı ideal bir ortak olarak Suriye ile siyasi ve ekonomik alanlardaki yakınlaşmaları açısından büyük bir sorumluluk taşıdığına işaret ediyor. Belgeselde Şam'ı ziyaret eden Avrupalı ​​politikacıların, ülkedeki insan hakları ihlallerini duydukları, ancak bunun üzerinde düşünmedikleri, sadece böyle yapmayı seçtikleri belirtiliyor.

Esad ailesinin 50 yıllık iktidarı sonucu ülkede yıkım hüküm sürüyor
ABD’den yayın yapan ABC kanalında 12 Kasım'da Esed ailesinin iktidarıyla ve Hafız Esed’in 13 Kasım 1970'te Suriye’nin 1946'da Fransa'dan bağımsızlığını kazanmasından itibaren iktidarı ele geçirmek amacıyla yapılan bir dizi askeri darbenin ardından kansız bir darbeyle iktidarı nasıl ele geçirdiğiyle ilgili yayınlanan bir haberde, bunun son darbe olacağına inanmak için hiçbir neden olma da Esed ailesinin 50 yıldır halen Suriye'yi yönettiğine dikkat çekildi.
Beşşar Esed yönetiminin, bazı açılardan bakıldığında babasınınkinden ‘farklı’ olarak tanımlandığı haberde aynı zamanda Beşşar’ın iktidarının yarısını savaşta geçirdiğine işaret edildi. Ancak Arap milliyetçiliğini vurgulamak yerine İran ve Rusya gibi müttefikler edinmesine ve buna rağmen sosyalizm yerine yozlaşmış bir kleptokrasi rejimine dayanan Beşşar Esed’in babası gibi baskı, uzlaşmayı reddetme ve acımasızca kan dökme gibi aynı araçları kullandığı vurgulandı. Rejimin ülkenin büyük bir bölümünde kontrolü kaybettiği on yıllık bir iç savaş nedeniyle Suriye’nin şuan harabeye dönmüş olmasına rağmen Beşşar Esad halen geriye kalan bölgelerde sarsılmaz bir hakimiyet sürdürdüğü belirtilen habere göre Küba'da Castro ailesi ve Kuzey Kore'de Kim ailesi gibi, Esed ailesi de kraliyet mensubu olmayan birkaç yöneticinin yapabileceği şekilde isimlerini ülke tarihlerine yazdılar.

Acımasızlık ve kendini yok etme
ABC’nin haberine göre İngiliz Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde (Chatham House) Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı'nda araştırmacı olan Neil Quilliam konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Esed ailesinin vahşet, zulüm ve kendi kendini yok etmenin damgasını vurduğu elli yıllık iktidarının,  ülkeyi parçalanmış ve neredeyse unutulmuş bir hale getirdiğinden şüphe yok” ifadelerini kullandı.
Quilliam Hafız Esed’in 1970 yılında iktidarı ele geçirmesinin ardından otoritesini nasıl pekiştirdiği ile ilgili olarak ise, “Alevi mezhebinden kişileri kilit konumlara yerleştirdi ve Sovyet tarzında, tek partiye bağlı bir polis devleti kurdu. Gücü mutlaktı ve her yerde istihbarat görevlileri vardı” dedi.
1981 yılında ve Irak ile İran arasındaki savaş sırasında baba Esed, daha sonra oğlunu kurtarmaya yardımcı olacak bir ittifak başlatmak üzere Arap dünyasının eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'e verdiği desteğe karşı çıktı. Daha sonra da Saddam Hüseyin'in 1990 yılında işgal ettiği Kuveyt'i kurtarmak için ABD öncülüğündeki koalisyonu destekledi.
Esed'la defalarca kez görüşen eski ABD Başkanı Bill Clinton, günlüğünde Esed’i “Vahşi bir adamdı, ama zekiydi” şeklinde tanımlarken 1982’de Esed güçlerinin Müslüman Kardeşler ayaklanmasını bastırmak için binlerce kişiyi öldürdüğü Hama'daki katliama işaret ederek, “Bir keresinde muhaliflerine ders vermek için bütün bir köyü yok etti” ifadelerine yer verdi. Bu katliam, modern Ortadoğu tarihinin en kötü olaylarından biri olarak kabul edilir. Geriye, yıllar sonra oğluna karşı başlayan ayaklanmanın fitilinin ateşlendiği bir nefret bıraktı.
Sam Dagher, ‘Assad Or We Burn the Country: How One Family's Lust for Power Destroyed Syria’ (Ya Esed ya da ülkeyi yakarız: Bir ailenin güç sevgisi Suriye'yi nasıl yıktı?) adlı kitabında, “Esed rejiminin hayatta kalmasının temel unsurları arasında hoşgörülü olmamak, jeopolitik değişimleri, bölgesel ve küresel ölçekte kullanmak ve düşmanlar teslim olana kadar zaman kazanmaktır” ifadelerine yer veriyor.

Beşşar’ın kaçırdığı fırsatlar
Beşşar Esed, 2000 yılında babasının ölümünden sonra oyunu çoğunlukla kurallarına göre oynadı. Ancak eleştirmenler, babasının aksine, birçok fırsatı kaçırdığını ve çok ileri gittiğini düşünüyorlar. Başlangıçta bir reformcu ve modernleştirici olarak karşılanan Beşşar, Suriye'yi dış dünyaya açtı ve siyasi tartışmalara izin verdi.  Ancak zorluklar ve hızla değişen dünya karşısında süratle geri adım attı. ABD’de 11 Eylül 2001'deki saldırılarının ardından Amerikalıların 2003 yılında Irak'ı işgali sonrası sıranın kendisine geleceğinden korkan Beşşar, yabancı savaşçıların Suriye toprakları üzerinden Irak'a girmesine izin verdi. ABD’nin bölgedeki askeri varlığına karşı ayaklanmaları körükledi ve Washington'u kızdırdı.
Şam'ın eski Başbakan Refik Hariri'ye suikast düzenlemekle suçlanması üzerine Beşşar Suriye’nin Lübnan üzerinde uzun yıllar süren egemenliğine son vermek zorunda kaldı. Buna rağmen Hizbullah ile bağlarını güçlendirdi.
Beşşar Esed, tıpkı babası gibi, ailenin genç üyelerine Esedlerin gücünü pekiştirmeleri için üst düzey mevkilerde görevler verdi. Fakat Suriyelilere göre Beşşar, servet biriktirme konusunda babasından daha açgözlü.
Esed ailesi için en büyük zorluk, bölgeyi kasıp kavuran ve Mart 2011’de Suriye'ye ulaşan ‘Arap Baharı’ ayaklanmalarıydı. Suriye güvenlik güçleri, barışçıl olarak düzenlenen protestolara başlarda herhangi bir müdahalede bulunmadı. Fakat protestolar büyüdü ve daha sonra orduda bir bölünme yaşandı. Bu bölünme, Türkiye, ABD ve Körfez ülkeleri tarafından desteklenen silahlı bir isyana dönüştü.
Esed çöküşün eşiğine gelirken, topraklarını Rus ve İran ordularına ve onların vekillerine açtı. Şehirler yıkıldı, kendi halkına karşı kimyasal silah kullanmakla suçlandı. Muhaliflerini ya öldürttü ya da hapse attırdı. Milyonlarca insan komşu ülkelere (Lübnan, Ürdün ve Türkiye), Avrupa'ya ve dünyanın diğer bölgelerine kaçtı.

Kötünün iyisi
Beşşar Esed dünyanın pek çok yerinde dışlanmış bir kişi haline gelse de savaşı ustaca, ya laik yönetim ya da DEAŞ dahil İslamcı aşırılık yanlıları arasında bir seçim yapmak olarak resmetti. Suriyelilerin çoğu ve hatta Avrupa ülkeleri, bunun ‘kötünün iyi’ olduğuna ikna oldu. Sonuç olarak Eded, kendisine yönelik askeri tehdidi etkili bir şekilde ortadan kaldırdı. Suriye'de kendi yönetimi altında kalan kısmında önümüzdeki yıl yapılması planlanan başkanlık seçimlerini kazanacağından da emin.

Esed ailesinin iktidarda olduğu süre zarfında ABD’de 9 kez başkan değişti
Son ABD başkanlık seçimlerinin sonuçlarının gelmeye başlamasıyla birlikte Suriye muhalefetinin Esed ailesinin halen iktidarda oluşuna dair yorumlarında alaycı bir şekilde bu süre zarfında ABD’de Başkan Richard Nixon döneminden itibaren 9 başkanın göreve geldiğine dikkat çekildi.
1989 yılında Suriye'den ayrılan ve ABD’nin Şikago şehrine yerleşen Suriye asıllı ABD vatandaşı doktor Zahir Sahlul, “Akranım olan Suriyeli meslektaşlarım, hayatları boyunca dört kez oy pusulasındaki tek başkan adayına oy vermek zorunda kaldılar. Bunlar Hafız Esed ve halen devlet başkanı olan oğlu Beşşar Esed’di. ABD’ye göç ettikten sonra, altı farklı başkana oy verdim. Umarım ülkem bir gün özgür seçimlere tanık olur” ifadelerini kullandı.
Son olarak araştırmacı Neil Quilliam, “Eğer Hafız Esed, oğlu Beşşar'ı kendi izinden gitmeye zorlamasaydı, bugün bıraktığı miras tamamen farklı görünebilirdi. Büyük bir zulüm, ülkenin kasıtlı olarak yıkımı ve güzel bir halka acımasızca muamele edilmesiyle anılacak olan Beşşar'ın mirası, Hafız Esed'in mirasını gölgede bırakacak” dedi.



Washington, Bağdat Havalimanı’ndaki diplomatik ve lojistik merkezini Irak’a devredecek

(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)
(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)
TT

Washington, Bağdat Havalimanı’ndaki diplomatik ve lojistik merkezini Irak’a devredecek

(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)
(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)

Irak Dışişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamaya göre ABD, Ortadoğu’daki savaş sırasında İran yanlısı silahlı gruplar tarafından defalarca hedef alınan Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki diplomatik ve lojistik merkezini Irak’a devredecek.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Bakanlık, Dışişleri Bakanlığı İkili İlişkiler Müsteşarı ile ABD Maslahatgüzarının dün ABD’nin Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki Büyükelçilik Diplomatik Destek Sahası’nın Irak Hükümetine Devri Anlaşması’nı imzaladığını duyurdu.

Açıklamada, söz konusu adımın ‘Irak hükümetinin Uluslararası Koalisyonun misyonunu ve Irak’taki yabancı askeri varlığını 30 Eylül 2026 olarak belirlenen takvime uygun şekilde sonlandırmaya yönelik prosedürleri tamamlama çabaları kapsamında’ atıldığı belirtildi.

İran ile müttefik olan gruplar, yıllardır Washington liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu bünyesinde Irak’ta konuşlu yabancı güçlerin çekilmesi çağrısında bulunuyor ve ülkedeki ABD tesisleri ile çıkarlarını hedef alıyordu.

Ortadoğu’daki savaş süresince bu gruplar, Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki tesis de dahil olmak üzere ABD mevzilerini 600’den fazla kez hedef aldı.

Iraklı bir güvenlik yetkilisi ve diplomatik bir kaynak, bu ayın başlarında AFP’ye yaptıkları açıklamada ABD güçlerinin tesisi tahliye ettiğini bildirdi.

Bağdat ve Washington, radikal örgütün Irak’ın kuzeyi ve batısında geniş alanları ele geçirmesinin ardından 10 yıl önce başlatılan koalisyon misyonunu sonlandırma konusunda 2024 yılında anlaşmaya varmıştı.

Koalisyon güçleri şu anda yalnızca Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’deki havalimanında konuşlanmış durumda.

Koalisyonun varlığı, özellikle DEAŞ’ın 2017 sonlarında mağlup edilmesinden bu yana Irak makamları ile gruplar arasında sürekli bir gerilim kaynağı oluşturuyordu.

Bu yıl göreve gelmesinden bu yana Başbakan Ali ez-Zeydi, silahların devletin elinde toplanması ve grupların cephaneliklerini teslim etmesi sözü verdi.

Yetkililer, koalisyon misyonunun sona ermesinin, söz konusu grupların silahlarını ellerinde tutmak için dayandıkları temel gerekçelerden birini ortadan kaldırdığını belirtiyor.


Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
TT

Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)

ABD Başkanı Donald Trump ile Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin New York’ta gerçekleştirdiği görüşme, Irak heyetinin üyelerinin tamamının toplantıda bulunmaması nedeniyle soru işaretlerine yol açtı. Görüşme, silahların devletin kontrolünde toplanması planının tamamlanmasının Haziran 2027’ye erteleneceğinin açıklanmasından bir gün sonra gerçekleşti.

Irak hükümetinin basın ofisince çarşamba akşamı yayımlanan fotoğrafta, Zeydi’nin görüşme sırasında tek başına olduğu görülürken, Trump’a ABD yönetiminin üst düzey yetkilileri, aralarında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in de bulunduğu isimler eşlik etti.

Zeydi’nin ofisinden yapılan açıklamada, görüşmede Irak ve ABD’nin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarı güçlendirmek için yürüttüğü çalışmaların ele alındığı belirtildi.

Irak hükümeti, Dışişleri, Maliye ve Elektrik bakanları ile diğer yetkililerden oluşan Irak heyetinin görüşmede neden bulunmadığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)

ABD’de rahatsızlık

Iraklı bazı yorumcular, Zeydi’nin toplantıya tek başına katılmasını, ABD tarafının, Irak heyetindeki bazı isimlerin İran’a yakın “Koordinasyon Çerçevesi” ittifakında siyasi temsile sahip olması nedeniyle iki lider arasındaki görüşmelerin sızdırılabileceğine ilişkin şüpheleriyle ilişkilendirdi.

“Devlet Yönetimi Koalisyonu” liderliğine yakın Iraklı bir siyasetçi, görüşmenin bu şekilde gerçekleştirilmesinin, “özellikle Trump açısından, silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda şu ana kadar atılan adımların sekteye uğramasından duyulan Amerikan rahatsızlığının bir ifadesi” olduğunu söyledi.

Resmî açıklamalara göre, 30 Eylül tarihi Irak’ta silahların devletin kontrolünde toplanmasının tamamlanacağı tarih olmayacak; bunun yerine gelecek yılın haziran ayına kadar sürecek yeni bir sürecin başlangıcı olacak.

New York’u ziyaret eden Başbakan Ali Zeydi’nin, özellikle ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın yeni tarihi benimsemesinin ardından, silahların devletin kontrolüne alınması için ABD tarafından ek süre verilmesini sağlamayı başardığı anlaşılıyor.

Bağımsız Iraklı siyasetçi Salah el-Arabavi, “Ay sonunda açıklanacak takvimin, silahlı grupların silahları üzerindeki siyasi mücadelenin taraflarından herhangi birinin konumunu güçlendirip güçlendirmeyeceğine karar vermek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Arabavi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Irak’taki siyasi güçlere “silah meselesine akılcı ve sakin bir şekilde yaklaşmaları” çağrısında bulundu. Arabavi, Zeydi’nin “en azından şu ana kadar, son haftalarda sekteye uğrayan silahların devletin kontrolüne alınması planını yeniden düzenlemeyi başardığını” belirtti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

İlişkilerin yeniden yapılandırılması

Bununla birlikte uzmanlar, silahların devletin kontrolüne alınması planında son dönemde gündeme gelen değişikliklerin Irak-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için bir fırsata dönüşebileceğini düşünüyor.

Araştırmacı Abbas Abbud, Irak ile ABD arasındaki ilişkilerin, ABD Başkanı’nın Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Irak ve Suriye dosyalarını birlikte ele almasıyla yeniden yapılandırıldığını söyledi.

Abbud, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Irak’ın Washington’ın bölgedeki müttefikleriyle ilişkileri, Irak’ın İran’la bağlarını koparması temelinde artık Beyaz Saray üzerinden yürütülüyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak “Irak’ın parçalanmasının önüne geçmek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Bu açıklama, Irak hükümetine silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskıların arttığı bir dönemde geldi.

Rubio, Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına ABD’nin desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini vurguladı.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının devam etmesinin Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li bakanın açıklamaları, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesine yaklaşılırken ve Bağdat silahların devletin kontrolüne alınması sürecinin takvimini yeniden düzenlerken yapıldı.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırı düzenlemeyi bırakacağı 90 günlük bir aşamanın başlatılmasını ve silahların devletin kontrolüne devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.


Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.