İsrail’in Yaser Arafat’a suikast planı

Suikastın düzenlenmesi halinde bugün Ortadoğu’nun tamamen farklı bir görünüme sahip olabileceği belirtiliyor.

Lübnan’daki patlamanın ve yıkımın şiddeti eşi görülmemiş boyutlarda olacaktı. (Getty)
Lübnan’daki patlamanın ve yıkımın şiddeti eşi görülmemiş boyutlarda olacaktı. (Getty)
TT

İsrail’in Yaser Arafat’a suikast planı

Lübnan’daki patlamanın ve yıkımın şiddeti eşi görülmemiş boyutlarda olacaktı. (Getty)
Lübnan’daki patlamanın ve yıkımın şiddeti eşi görülmemiş boyutlarda olacaktı. (Getty)

Emel Şehade
İsrail ordusunun yaptığı askeri tatbikatların perde arkası, bunun Lübnan tarafında tansiyonu yükseltme ihtimali, zamanlaması ve dönemi sona eren ABD Başkanı Donald’ın da dahil olacağı bir başka gerilim ihtimaline ilişkin tartışmaları artırdı. Yediot Aharonot gazetesi, Tel Aviv’in 1982 yılında merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’a suikast düzenlemek üzere Beyrut Stadyumu’nda gerçekleştirmeyi planladığı operasyonun ayrıntılarına ilişkin bir haber yayınladı.
Ancak haberin yayınlanma zamanı ve amacına ilişkin kafalarda bazı soru işaretleri oluştu. Bazıları bunun, şu anki atmosfer ışığında İsrail’in istediği yerde ve istediği zamanda her hedefe ulaşacak güce sahip olduğuna işaret ederek gerginliğin ve tansiyonun yükselme ihtimaline karşı uyarı mahiyetinde bir mesaj olduğu görüşünde.
Söz konusu haberin girişinde “Bu operasyon yürürlüğe konmuş olsaydı Ortadoğu tamamen farklı bir görünüme sahip olurdu” ifadeleri yer aldı. Haberi hazırlayan gazeteci Ronen Bergman, Arafat’ın suikasta kurban gitmesi ve İsrail’in operasyonu yapmış olsaydı başarılı olacağını umduğu çirkin suçu tarihine eklemesi durumunda Ortadoğu’nun nasıl bir görüntüye sahip olacağının ayrıntılarını ise vermedi.
Operasyonun amacı, Beyrut’ta seyircilerin doldurması beklenen stadyumu havaya uçurarak olay yerindeki Yaser Arafat, Ebu Cihad takma adıyla bilinen Halil el-Vezir ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) liderlerini ortadan kaldırmaktı.

Patlama nasıl gerçekleştirilecekti?
Söz konusu haberde Lübnan’daki İsrail “ajanlarının” koltukların altına birkaç kilogram patlayıcı madde yerleştirmeyi, iki ton patlayıcı madde taşıyan üç aracı da stadyumun merdivenlerinin yanına park etmeyi planlandığı belirtildi.
Plana göre koltukların altına yerleştirilen bombaların patlatılmasının üzerinden yaklaşık bir dakika geçtikten sonra patlamanın etkisiyle paniğin zirve yaptığı sırada dehşete düşmüş insanlar dışarı akın ederken bomba yüklü araçlar uzaktan kumanda ile patlatılacaktı. Böylece Bergman’ın ifadelerine göre “operasyon kanlı, büyük bir son” ile kapanışını yapmış olacaktı.
Habere göre söz konusu dönemde İsrail Ordusu Kuzey Bölgesi Komutanlığı’nda üst düzey memur olan bir isim konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Patlamanın ve yıkımın şiddeti, Lübnan’ın standartları açısından bile eşi görülmemiş boyutlarda olacaktı” ifadelerini kullandı.
Gazeteye göre operasyon planı, 1979 yılında Haran ailesinin öldürülmesine karşı intikam almak için yapılmıştı. Semir Kuntar’ın Filistin Kurtuluş Cephesi’nin talimatıyla Nehariya’da yaptığı eylem sonucunda İsrailli bir kişi ile oğlu yaşamını yitirmişti.
Haberde, Haran ailesinin cenazenin ardından dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Rafael Eitan’ın İsrail ordusunun Kuzey Bölgesi Komutanı Yanush Ben-Gal’e “hepsini öldürme” talimatı verdiği belirtildi. Mesaj açıktı:
“Lübnan’daki tüm FKÖ adamları yaptıklarının bedelini kanları ile ödemek zorundalar.”
Habere göre Ben-Gal, 2002-2011 yılları arasında MOSSAD dış istihbarat teşkilatının başkanı olarak görev yapan Meir Dagan’dan yardım istedi.
Dönemin askeri ve güvenlik liderlerinin haberdar olduğu operasyon, genelkurmay üyeleri ve istihbarat biriminin neredeyse tüm üyeleri de dahil olmak üzere ilgili liderlerin hepsine danışılmadan onaylandığı için tartışmalara yol açtı. Belki de başkanın son anda operasyonu iptal etmesinin sebebi de buydu. Zira operasyonun az sayıda gizli ortaktan oluşan küçük bir grup tarafından yürürlüğe konulmasına karar verilmişti.

Son dakikada iptal edildi
Operasyon, dönemin başbakanı olan hasta yatağındaki Menahem Begin tarafından, uygulamaya konulmasına saatler kala iptal edildi. Begin operasyonu planlayanları yanına çağırarak eylemi iptal etmelerini emretti.
Gazete Dagan liderliğinde sadece Genelkurmay Başkanı’nı gelişmelerden haberdar eden “üst düzey gizli bir birimin”, Genelkurmay ve istihbarat biriminin geri kalanına haber vermeden Filistinlilere yönelik saldırılar, “gerilla operasyonları” ve suikastlar yaptığına işaret etti. Hatta bu operasyonların çoğunun dönemin başbakanı Menahem Begin'den saklandığı bilgisine yer verildi.
Habere göre Dagan açıklamasında şu ifadeleri kulandı:
“Operasyon gerçekleştirilseydi FKÖ liderliği o gün oyundan çıkmış olurdu ve 6 ay sonra, 1982 yılında Lübnan Savaşı’ndan ve sayısız birçok sorundan hepimiz kurtulmuş olurduk. Bu operasyonun amacı Lübnan’daki Filistinliler ile Suriyeliler arasında kaos çıkarmak ve onlara güvende olmadıklarını hissettirmekti.”
Dagan, bu tür operasyonlara ilişkin kararlar alma konusunda dönemin en etkili isimlerinden biriydi ve Marjaayoun kasabasında birimi için gizli bir karargah kurmuştu.
Görünen o ki Dagan’ın tutumu, Begin’i Arafat’a suikast düzenlemek üzere başka bir operasyon için istihbarat servisleriyle iletişime geçmeye itti. Rapora göre Begin bir ay sonra başka bir operasyonu onayladı. İstihbarat bilgileri toplandıktan sonra Arafat’ın Lübnan sınırındaki bir ülkede FKÖ liderliğiyle ayda bir kez bir toplantı düzenlediği tespit edildi. İstihbarat birimi, konvoyun Lübnan'dan toplantının yapılacağı ülkeye doğru hareket ettiği sırada bir operasyon düzenlemek için çeşitli bilgileri gözden geçirdi.
1982 yılının şubat ayında operasyonun faaliyete geçirilmesine karar verildi ve İsrail askerleri Lübnan’da konvoyun geçeceği kavşağa gelerek çeşitli yerlere İsrail ordusunun karargahlarından birine doğrudan yayın yapacak şekilde kameralar yerleştirdi. Operasyon tarihi 5 Mart olarak belirlendi ve çok sayıda İsrail askerleri, konvoyun geçeceğini düşündükleri vakitten saatler önce kavşağa geldi. Askerlerin elleri patlayıcı maddelerle doluydu ve bunları yol kenarında kazılmış kuyulara yerleştirdiler. Olay yerindeki askerlerden işaret alınır alınmaz patlayıcıları infilak ettirilip araçlarda bulunan herkesin öldürülmesi planlanıyordu.
Kavşakta bir ağaç belirlendi ve üzerine bir işaret konuldu. Böylece askerler konvoy iyice yaklaştığında patlayıcıların fitilini ateşlemek için buradan bir işaret gönderebilecekti. İsrail istihbaratının elinde, Arafat’ın konvoydaki arabalardan birinde olduğuna dair herhangi bir bilgi yoktu.
Bu sefer ise operasyon, kavşaktan Lübnanlı bir polisin geçmesi ile iptal edildi. Raporda, operasyon sabahı askerlerin olay yerine vardıkları ve daha iyi bir şekilde gözetim yapabilmek için araçlarını birkaç metre uzağa park ettikleri belirtildi.
İçerisinde kimsenin olmadığı araç Lübnan polisinin dikkatini çekti. Araca yaklaştı ve askerlerin bağdaş kurarak oturduklarını gördü. Burada ne yaptıklarını kendilerine sorunca askerler bir düğünden geldiklerini ve bozuk yemek yedikleri için hastalandıklarını söylediler. Haberde “Askerler patlayıcıları gömdükleri kuyunun üzerinde duruyordu. Polis askerlere yaklaşınca hayatlarının tehlikede olduğunu hissettiler ve bir adım daha atarsa polisi vurmaya karar verdiler. Ancak polis biraz laflayıp gitti” ifadeleri yer aldı.
Bölgedeki askeri üslerden birinde bulunan ordu komutanlarına bilgi verildikten sonra askerlerin hayatının tehlikeye girebileceği endişesi ile operasyonun iptal edilmesine karar verildi. Dönemin güvenlik bakanı Ariel Şaron operasyonun iptal edilmesini onayladı ve askerlerin geri çekilmesi emredildi.
Filistinlilerle çalışan Lübnanlıların evleri havaya uçuruldu

İsrail raporuna göre üst düzey bir MOSSAD yetkilisi şunları söyledi:
“Şaron’un desteğiyle, Filistinlilerle çalışan Lübnanlıların evlerinin bombalanması da dahil olmak üzere korkunç şeyler yapıldı. Kaos çıkarmak ve sivilleri paniğe sevk etmek için toplu katliam yapıldığından söz ediyorum.”
Aynı zamanda söz konusu raporda eskiden MOSSAD’da görevli olan Rafi Eitan’ın şu sözlerine yer verildi:
“1980’lerin ortalarından Lübnan’ın işgaline kadar iki yıl boyunca Filistinlilere karşı onlarca operasyon gerçekleştirdik. Bunların başında askerler tarafından hazırlanan patlayıcıların Lübnan’ın güneyindeki mülteci kamplarına, Filistin tesislerine ve araçlarına yerleştirilmesi geliyor.”
Haberde geçen ifadelere göre Şaron, Filistinlilerin bu operasyonlara karşılık İsrail’e füzeler fırlatacağını ve bu şekilde de Lübnan’ı işgal etmek için bir bahaneleri olacağını düşünüyordu.
Ronen Bergman “İlk önce ayağa kalk ve öldür... İsrail suikast operasyonlarının gizli tarihi” başlıklı bir kitap çıkardı ve içerisinde “efsanevi suikastçı Meir Dagan” ifadelerine yer verdi. Kitapta, Yaser Arafat’ın uçağını düşürme ve İranlı nükleer bilim adamlarını öldürme operasyonları da dahil olmak üzere suikast planları yer aldı.



İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
TT

İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)

İsrail ordusu dün, Lübnan'ın güneyindeki sahil yolunda bulunan Kastmiye Köprüsü'nü hedef aldı. Bu saldırı, Litani Nehri üzerindeki köprülerin yıkılacağına dair yapılan açıkntehditlerin ardından gerçekleşti ve sınır şeridindeki köyleri Sur şehrine bağlayan en hayati arterlerden birini doğrudan etkiledi.

İsrail ordusu sözcüsü Avichaiy Adraee, "takviye birliklerinin ve savaş teçhizatının transferini engellemek için kıyı otoyolu köprüsü olan Kasımiye Köprüsü'ne saldırı düzenleneceğini" duyurdu ve bölge sakinlerini Zahrani Nehri'nin kuzeyine taşınmaya çağırdı. Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise bunu "bir tampon bölge oluşturma ve işgalin gerçekliğini pekiştirme yönündeki şüpheli planlar çerçevesinde gerçekleşen tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirdi.

Bu arada, Lübnan-Amerikan ateşkes görüşmeleri "uzun süreli askıya" alındı.

Bu bağlamda, emekli Tuğgeneral Halil el-Hilu, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Güney Lübnan'daki köprüleri hedef almanın "kesin bir askeri hedef sağlamadığını" söyledi. "Hizbullah, mühimmatı karayolları veya köprüler üzerinden taşımaya güvenmez, bunun yerine İsrail'in hava üstünlüğü altında açık hareket etmenin tehlikesini bilerek, konuşlandığı bölgelerdeki yeraltı depolarında depolar" diye açıkladı. "Köprülerin yıkılmasının askeri ikmal hatlarını kestiği iddiası yanlıştır, çünkü parti kolayca bozulabilecek geleneksel bir ikmal hattı modeline göre hareket etmez" diye vurguladı.


Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
TT

Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

Türk kaynakları, önümüzdeki aylarda Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan "Roj" kampından 250'den fazla Türk uyruklu kadın ve çocuğun nakli için Şam ile görüşmeler yapıldığını açıkladı.

Haberlere göre, el-Hol kampının tahliyesinin ardından DEAŞ'a katılan Türk kadın ve çocuklar Türkiye'ye gelmeye başladı. Bazı kadınların çocuklarıyla birlikte sınırı yasa dışı yollarla geçtiği, diğerlerinin ise Türkiye'de avukat tutarak "etkin pişmanlık yasasından" yararlanmaya çalıştığı bildiriliyor.

Türk medyasında yer alan haberlere göre, kadınların çoğu İdlib'de bulunuyor. Bazıları sınırı geçerken, diğerleri teslim olup "etkin pişmanlık yasasından" yararlanma ve DEAŞ'ın yapısı ve Suriye'deki üyelerinin faaliyetleri hakkında bilgi verme arzusunu dile getirdi.

Şam ile Müzakereler

“Kısa Dalga” gazetesi, Ankara ve Şam arasında yapılan müzakereler sonucunda Türk yetkililerinin önümüzdeki aylarda “Roj” kampında tutulan 250'den fazla kadını, DEAŞ üyelerinin eşlerini ve çocuklarını ülkelerine getireceğini bildirdi.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

DEAŞ savaşçılarının eşlerini, dul eşlerini ve çocuklarını barındıran Roj kampı, Suriye hükümet güçlerinin kuzeydoğudaki Haseke ve Kamışlı şehirlerine girmesi, Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) el-Hol kampını ele geçirmesi, kapatması ve yabancı sakinlerini Irak'a transfer etmesinin ardından gündeme geldi.

El-Hol'den sonra en tehlikeli ikinci kamp olarak kabul edilen Roj kampı, Suriye'nin en kuzeydoğusunda, Türkiye, Irak ve Suriye arasındaki sınır üçgenine yakın bir konumda bulunuyor.

Bu kampı diğerlerinden ayıran özellik, burada yaşayanların yıllarca DEAŞ saflarında savaşmış militanlarla evlenmiş kadınlar olmasıdır; bu kadınlardan bazıları, terör örgütünü takip eden o dönemde ünlü kadın güvenlik birimi olan "Hisbe teşkilatında" önemli roller üstlenmiş, ancak sonunda bu kapalı kampta yaşamaya ve çoğu yetim olan çocuklara bakmaya başlamışlardır.

 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)

BM uzmanlarına göre Roj kampında yaklaşık 3 bin kadın ve çocuk barınıyor ve bunların %65'ini çocuklar oluşturuyor. Ayrıca, Şubat 2023'te Cenevre'deki BM İnsan Hakları Ofisi tarafından yayınlanan bir rapora göre, kuzeydoğu Suriye genelindeki hapishanelerde ve sözde rehabilitasyon merkezleri de dahil olmak üzere diğer gözaltı tesislerinde 850'den fazla erkek çocuğu özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.

BM uzmanları, kuzeydoğu Suriye'deki tüm devletleri ve diğer aktörleri bu çocukların korunmasını ve refahını sağlamaya çağırdı.

Rehabilitasyon programları

Uluslararası Aşırıcılık Gözlemevi Başkanı Dr. Hilmi Demir, Türkiye'de şu açıklamayı yaptı: "Bildiğim kadarıyla, Türkiye'de DEAŞ'a bağlı kadın ve çocuklar için uygulanan bir rehabilitasyon veya radikalleşmeyi önleme programının varlığına dair herhangi veri bulunmamaktadır."

DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)

Haberlere dayanarak, Din İşleri Başkanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu konuyla ilgili bazı çalışmalar yürüttüğünden haberdar olduğunu, ancak belirli bir süre boyunca belirli sayıda kadın ve çocukla yürütülen açık ve doğrulanabilir veriler içeren radikalleşmeyle mücadele programının uygulandığına dair herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ifade etti.

Radikalleşmenin önlenmesi programları, radikalleşmiş veya radikalleşme riski taşıyan bireyleri rehabilite etmeyi ve şiddet içeren radikalleşme ideolojisine karşı dirençlerini güçlendirmeyi amaçlayan önleyici ve iyileştirici stratejilerdir; bu programlar sosyal entegrasyon, dijital eğitim ve diyalog gibi unsurları içerir.

Irak'tan “DEAŞ'lılar”In iadesi

Bu bağlamda Iraklı yetkililer, Ankara'nın, Suriye'deki IŞİD kampları ve hapishanelerinin kapatılmasının ardından Suriye'den Irak'a nakledilen binlerce IŞİD üyesi tutukludan Türk vatandaşlarını teslim almayı kabul ettiğini açıkladı.

Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)

Irak, “YPG”nin çekilmesinin ve yaklaşık on yıldır “DEAŞ”a üye olduğundan şüphelenilen kişileri barındıran kamplarını ve hapishanelerini kapatmasının ardından, ABD ile koordineli olarak düzenlenen bir operasyon kapsamında tutukluları kabul etti.

Bağdat, Irak yargı sistemine göre şüphelileri “terör” suçlamalarıyla yargılayacağını açıkladı, ancak diğer ülkeleri defalarca bu tutuklular arasından kendi vatandaşlarını teslim almaya çağırdı.

Bir Türk diplomatik kaynak, geçen ay Ankara'nın Bağdat'ın Suriye'den Irak'a 5 bin 700'den fazla DEAŞ tutuklusunu nakletmek için gösterdiği son çabaları takdir ettiğini söyledi.

Kaynak, “Görünüşe göre bu tutuklular arasında Türk vatandaşları da bulunuyor... Türkiye, Türk vatandaşları konusunda Irak makamlarıyla iş birliği yapmaya hazır” ifadesini kullandı.

Şöyle devam etti: «Irak’ın çabaları uluslararası toplum için bir örnek teşkil etmelidir ve tüm ülkelerin yabancı savaşçılarını geri alması şarttır.»

Tahminlere göre Türkiye’de bombalı saldırılar ve terör eylemlerine karıştıkları için arananlar da dahil olmak üzere, yaklaşık 180 Türk vatandaşı DEAŞ üyesi Irak’a nakledilmiştir.

Türkiye, 2013 yılında DEAŞ'ı terör örgütleri listesine dahil etti. Örgüt, 2015-2017 yılları arasında 300'den fazla kişinin ölümüne neden olan saldırıları gerçekleştirdi veya bu saldırılar örgüte atfedildi. Türk silahlı kuvvetleri, bu tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla Türkiye içinde ve Suriye'de operasyonlar düzenledi.


Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.