İsrail’in Yaser Arafat’a suikast planı

Suikastın düzenlenmesi halinde bugün Ortadoğu’nun tamamen farklı bir görünüme sahip olabileceği belirtiliyor.

Lübnan’daki patlamanın ve yıkımın şiddeti eşi görülmemiş boyutlarda olacaktı. (Getty)
Lübnan’daki patlamanın ve yıkımın şiddeti eşi görülmemiş boyutlarda olacaktı. (Getty)
TT

İsrail’in Yaser Arafat’a suikast planı

Lübnan’daki patlamanın ve yıkımın şiddeti eşi görülmemiş boyutlarda olacaktı. (Getty)
Lübnan’daki patlamanın ve yıkımın şiddeti eşi görülmemiş boyutlarda olacaktı. (Getty)

Emel Şehade
İsrail ordusunun yaptığı askeri tatbikatların perde arkası, bunun Lübnan tarafında tansiyonu yükseltme ihtimali, zamanlaması ve dönemi sona eren ABD Başkanı Donald’ın da dahil olacağı bir başka gerilim ihtimaline ilişkin tartışmaları artırdı. Yediot Aharonot gazetesi, Tel Aviv’in 1982 yılında merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’a suikast düzenlemek üzere Beyrut Stadyumu’nda gerçekleştirmeyi planladığı operasyonun ayrıntılarına ilişkin bir haber yayınladı.
Ancak haberin yayınlanma zamanı ve amacına ilişkin kafalarda bazı soru işaretleri oluştu. Bazıları bunun, şu anki atmosfer ışığında İsrail’in istediği yerde ve istediği zamanda her hedefe ulaşacak güce sahip olduğuna işaret ederek gerginliğin ve tansiyonun yükselme ihtimaline karşı uyarı mahiyetinde bir mesaj olduğu görüşünde.
Söz konusu haberin girişinde “Bu operasyon yürürlüğe konmuş olsaydı Ortadoğu tamamen farklı bir görünüme sahip olurdu” ifadeleri yer aldı. Haberi hazırlayan gazeteci Ronen Bergman, Arafat’ın suikasta kurban gitmesi ve İsrail’in operasyonu yapmış olsaydı başarılı olacağını umduğu çirkin suçu tarihine eklemesi durumunda Ortadoğu’nun nasıl bir görüntüye sahip olacağının ayrıntılarını ise vermedi.
Operasyonun amacı, Beyrut’ta seyircilerin doldurması beklenen stadyumu havaya uçurarak olay yerindeki Yaser Arafat, Ebu Cihad takma adıyla bilinen Halil el-Vezir ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) liderlerini ortadan kaldırmaktı.

Patlama nasıl gerçekleştirilecekti?
Söz konusu haberde Lübnan’daki İsrail “ajanlarının” koltukların altına birkaç kilogram patlayıcı madde yerleştirmeyi, iki ton patlayıcı madde taşıyan üç aracı da stadyumun merdivenlerinin yanına park etmeyi planlandığı belirtildi.
Plana göre koltukların altına yerleştirilen bombaların patlatılmasının üzerinden yaklaşık bir dakika geçtikten sonra patlamanın etkisiyle paniğin zirve yaptığı sırada dehşete düşmüş insanlar dışarı akın ederken bomba yüklü araçlar uzaktan kumanda ile patlatılacaktı. Böylece Bergman’ın ifadelerine göre “operasyon kanlı, büyük bir son” ile kapanışını yapmış olacaktı.
Habere göre söz konusu dönemde İsrail Ordusu Kuzey Bölgesi Komutanlığı’nda üst düzey memur olan bir isim konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Patlamanın ve yıkımın şiddeti, Lübnan’ın standartları açısından bile eşi görülmemiş boyutlarda olacaktı” ifadelerini kullandı.
Gazeteye göre operasyon planı, 1979 yılında Haran ailesinin öldürülmesine karşı intikam almak için yapılmıştı. Semir Kuntar’ın Filistin Kurtuluş Cephesi’nin talimatıyla Nehariya’da yaptığı eylem sonucunda İsrailli bir kişi ile oğlu yaşamını yitirmişti.
Haberde, Haran ailesinin cenazenin ardından dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Rafael Eitan’ın İsrail ordusunun Kuzey Bölgesi Komutanı Yanush Ben-Gal’e “hepsini öldürme” talimatı verdiği belirtildi. Mesaj açıktı:
“Lübnan’daki tüm FKÖ adamları yaptıklarının bedelini kanları ile ödemek zorundalar.”
Habere göre Ben-Gal, 2002-2011 yılları arasında MOSSAD dış istihbarat teşkilatının başkanı olarak görev yapan Meir Dagan’dan yardım istedi.
Dönemin askeri ve güvenlik liderlerinin haberdar olduğu operasyon, genelkurmay üyeleri ve istihbarat biriminin neredeyse tüm üyeleri de dahil olmak üzere ilgili liderlerin hepsine danışılmadan onaylandığı için tartışmalara yol açtı. Belki de başkanın son anda operasyonu iptal etmesinin sebebi de buydu. Zira operasyonun az sayıda gizli ortaktan oluşan küçük bir grup tarafından yürürlüğe konulmasına karar verilmişti.

Son dakikada iptal edildi
Operasyon, dönemin başbakanı olan hasta yatağındaki Menahem Begin tarafından, uygulamaya konulmasına saatler kala iptal edildi. Begin operasyonu planlayanları yanına çağırarak eylemi iptal etmelerini emretti.
Gazete Dagan liderliğinde sadece Genelkurmay Başkanı’nı gelişmelerden haberdar eden “üst düzey gizli bir birimin”, Genelkurmay ve istihbarat biriminin geri kalanına haber vermeden Filistinlilere yönelik saldırılar, “gerilla operasyonları” ve suikastlar yaptığına işaret etti. Hatta bu operasyonların çoğunun dönemin başbakanı Menahem Begin'den saklandığı bilgisine yer verildi.
Habere göre Dagan açıklamasında şu ifadeleri kulandı:
“Operasyon gerçekleştirilseydi FKÖ liderliği o gün oyundan çıkmış olurdu ve 6 ay sonra, 1982 yılında Lübnan Savaşı’ndan ve sayısız birçok sorundan hepimiz kurtulmuş olurduk. Bu operasyonun amacı Lübnan’daki Filistinliler ile Suriyeliler arasında kaos çıkarmak ve onlara güvende olmadıklarını hissettirmekti.”
Dagan, bu tür operasyonlara ilişkin kararlar alma konusunda dönemin en etkili isimlerinden biriydi ve Marjaayoun kasabasında birimi için gizli bir karargah kurmuştu.
Görünen o ki Dagan’ın tutumu, Begin’i Arafat’a suikast düzenlemek üzere başka bir operasyon için istihbarat servisleriyle iletişime geçmeye itti. Rapora göre Begin bir ay sonra başka bir operasyonu onayladı. İstihbarat bilgileri toplandıktan sonra Arafat’ın Lübnan sınırındaki bir ülkede FKÖ liderliğiyle ayda bir kez bir toplantı düzenlediği tespit edildi. İstihbarat birimi, konvoyun Lübnan'dan toplantının yapılacağı ülkeye doğru hareket ettiği sırada bir operasyon düzenlemek için çeşitli bilgileri gözden geçirdi.
1982 yılının şubat ayında operasyonun faaliyete geçirilmesine karar verildi ve İsrail askerleri Lübnan’da konvoyun geçeceği kavşağa gelerek çeşitli yerlere İsrail ordusunun karargahlarından birine doğrudan yayın yapacak şekilde kameralar yerleştirdi. Operasyon tarihi 5 Mart olarak belirlendi ve çok sayıda İsrail askerleri, konvoyun geçeceğini düşündükleri vakitten saatler önce kavşağa geldi. Askerlerin elleri patlayıcı maddelerle doluydu ve bunları yol kenarında kazılmış kuyulara yerleştirdiler. Olay yerindeki askerlerden işaret alınır alınmaz patlayıcıları infilak ettirilip araçlarda bulunan herkesin öldürülmesi planlanıyordu.
Kavşakta bir ağaç belirlendi ve üzerine bir işaret konuldu. Böylece askerler konvoy iyice yaklaştığında patlayıcıların fitilini ateşlemek için buradan bir işaret gönderebilecekti. İsrail istihbaratının elinde, Arafat’ın konvoydaki arabalardan birinde olduğuna dair herhangi bir bilgi yoktu.
Bu sefer ise operasyon, kavşaktan Lübnanlı bir polisin geçmesi ile iptal edildi. Raporda, operasyon sabahı askerlerin olay yerine vardıkları ve daha iyi bir şekilde gözetim yapabilmek için araçlarını birkaç metre uzağa park ettikleri belirtildi.
İçerisinde kimsenin olmadığı araç Lübnan polisinin dikkatini çekti. Araca yaklaştı ve askerlerin bağdaş kurarak oturduklarını gördü. Burada ne yaptıklarını kendilerine sorunca askerler bir düğünden geldiklerini ve bozuk yemek yedikleri için hastalandıklarını söylediler. Haberde “Askerler patlayıcıları gömdükleri kuyunun üzerinde duruyordu. Polis askerlere yaklaşınca hayatlarının tehlikede olduğunu hissettiler ve bir adım daha atarsa polisi vurmaya karar verdiler. Ancak polis biraz laflayıp gitti” ifadeleri yer aldı.
Bölgedeki askeri üslerden birinde bulunan ordu komutanlarına bilgi verildikten sonra askerlerin hayatının tehlikeye girebileceği endişesi ile operasyonun iptal edilmesine karar verildi. Dönemin güvenlik bakanı Ariel Şaron operasyonun iptal edilmesini onayladı ve askerlerin geri çekilmesi emredildi.
Filistinlilerle çalışan Lübnanlıların evleri havaya uçuruldu

İsrail raporuna göre üst düzey bir MOSSAD yetkilisi şunları söyledi:
“Şaron’un desteğiyle, Filistinlilerle çalışan Lübnanlıların evlerinin bombalanması da dahil olmak üzere korkunç şeyler yapıldı. Kaos çıkarmak ve sivilleri paniğe sevk etmek için toplu katliam yapıldığından söz ediyorum.”
Aynı zamanda söz konusu raporda eskiden MOSSAD’da görevli olan Rafi Eitan’ın şu sözlerine yer verildi:
“1980’lerin ortalarından Lübnan’ın işgaline kadar iki yıl boyunca Filistinlilere karşı onlarca operasyon gerçekleştirdik. Bunların başında askerler tarafından hazırlanan patlayıcıların Lübnan’ın güneyindeki mülteci kamplarına, Filistin tesislerine ve araçlarına yerleştirilmesi geliyor.”
Haberde geçen ifadelere göre Şaron, Filistinlilerin bu operasyonlara karşılık İsrail’e füzeler fırlatacağını ve bu şekilde de Lübnan’ı işgal etmek için bir bahaneleri olacağını düşünüyordu.
Ronen Bergman “İlk önce ayağa kalk ve öldür... İsrail suikast operasyonlarının gizli tarihi” başlıklı bir kitap çıkardı ve içerisinde “efsanevi suikastçı Meir Dagan” ifadelerine yer verdi. Kitapta, Yaser Arafat’ın uçağını düşürme ve İranlı nükleer bilim adamlarını öldürme operasyonları da dahil olmak üzere suikast planları yer aldı.



Washington, Bağdat Havalimanı’ndaki diplomatik ve lojistik merkezini Irak’a devredecek

(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)
(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)
TT

Washington, Bağdat Havalimanı’ndaki diplomatik ve lojistik merkezini Irak’a devredecek

(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)
(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)

Irak Dışişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamaya göre ABD, Ortadoğu’daki savaş sırasında İran yanlısı silahlı gruplar tarafından defalarca hedef alınan Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki diplomatik ve lojistik merkezini Irak’a devredecek.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Bakanlık, Dışişleri Bakanlığı İkili İlişkiler Müsteşarı ile ABD Maslahatgüzarının dün ABD’nin Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki Büyükelçilik Diplomatik Destek Sahası’nın Irak Hükümetine Devri Anlaşması’nı imzaladığını duyurdu.

Açıklamada, söz konusu adımın ‘Irak hükümetinin Uluslararası Koalisyonun misyonunu ve Irak’taki yabancı askeri varlığını 30 Eylül 2026 olarak belirlenen takvime uygun şekilde sonlandırmaya yönelik prosedürleri tamamlama çabaları kapsamında’ atıldığı belirtildi.

İran ile müttefik olan gruplar, yıllardır Washington liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu bünyesinde Irak’ta konuşlu yabancı güçlerin çekilmesi çağrısında bulunuyor ve ülkedeki ABD tesisleri ile çıkarlarını hedef alıyordu.

Ortadoğu’daki savaş süresince bu gruplar, Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki tesis de dahil olmak üzere ABD mevzilerini 600’den fazla kez hedef aldı.

Iraklı bir güvenlik yetkilisi ve diplomatik bir kaynak, bu ayın başlarında AFP’ye yaptıkları açıklamada ABD güçlerinin tesisi tahliye ettiğini bildirdi.

Bağdat ve Washington, radikal örgütün Irak’ın kuzeyi ve batısında geniş alanları ele geçirmesinin ardından 10 yıl önce başlatılan koalisyon misyonunu sonlandırma konusunda 2024 yılında anlaşmaya varmıştı.

Koalisyon güçleri şu anda yalnızca Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’deki havalimanında konuşlanmış durumda.

Koalisyonun varlığı, özellikle DEAŞ’ın 2017 sonlarında mağlup edilmesinden bu yana Irak makamları ile gruplar arasında sürekli bir gerilim kaynağı oluşturuyordu.

Bu yıl göreve gelmesinden bu yana Başbakan Ali ez-Zeydi, silahların devletin elinde toplanması ve grupların cephaneliklerini teslim etmesi sözü verdi.

Yetkililer, koalisyon misyonunun sona ermesinin, söz konusu grupların silahlarını ellerinde tutmak için dayandıkları temel gerekçelerden birini ortadan kaldırdığını belirtiyor.


Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
TT

Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)

ABD Başkanı Donald Trump ile Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin New York’ta gerçekleştirdiği görüşme, Irak heyetinin üyelerinin tamamının toplantıda bulunmaması nedeniyle soru işaretlerine yol açtı. Görüşme, silahların devletin kontrolünde toplanması planının tamamlanmasının Haziran 2027’ye erteleneceğinin açıklanmasından bir gün sonra gerçekleşti.

Irak hükümetinin basın ofisince çarşamba akşamı yayımlanan fotoğrafta, Zeydi’nin görüşme sırasında tek başına olduğu görülürken, Trump’a ABD yönetiminin üst düzey yetkilileri, aralarında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in de bulunduğu isimler eşlik etti.

Zeydi’nin ofisinden yapılan açıklamada, görüşmede Irak ve ABD’nin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarı güçlendirmek için yürüttüğü çalışmaların ele alındığı belirtildi.

Irak hükümeti, Dışişleri, Maliye ve Elektrik bakanları ile diğer yetkililerden oluşan Irak heyetinin görüşmede neden bulunmadığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)

ABD’de rahatsızlık

Iraklı bazı yorumcular, Zeydi’nin toplantıya tek başına katılmasını, ABD tarafının, Irak heyetindeki bazı isimlerin İran’a yakın “Koordinasyon Çerçevesi” ittifakında siyasi temsile sahip olması nedeniyle iki lider arasındaki görüşmelerin sızdırılabileceğine ilişkin şüpheleriyle ilişkilendirdi.

“Devlet Yönetimi Koalisyonu” liderliğine yakın Iraklı bir siyasetçi, görüşmenin bu şekilde gerçekleştirilmesinin, “özellikle Trump açısından, silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda şu ana kadar atılan adımların sekteye uğramasından duyulan Amerikan rahatsızlığının bir ifadesi” olduğunu söyledi.

Resmî açıklamalara göre, 30 Eylül tarihi Irak’ta silahların devletin kontrolünde toplanmasının tamamlanacağı tarih olmayacak; bunun yerine gelecek yılın haziran ayına kadar sürecek yeni bir sürecin başlangıcı olacak.

New York’u ziyaret eden Başbakan Ali Zeydi’nin, özellikle ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın yeni tarihi benimsemesinin ardından, silahların devletin kontrolüne alınması için ABD tarafından ek süre verilmesini sağlamayı başardığı anlaşılıyor.

Bağımsız Iraklı siyasetçi Salah el-Arabavi, “Ay sonunda açıklanacak takvimin, silahlı grupların silahları üzerindeki siyasi mücadelenin taraflarından herhangi birinin konumunu güçlendirip güçlendirmeyeceğine karar vermek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Arabavi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Irak’taki siyasi güçlere “silah meselesine akılcı ve sakin bir şekilde yaklaşmaları” çağrısında bulundu. Arabavi, Zeydi’nin “en azından şu ana kadar, son haftalarda sekteye uğrayan silahların devletin kontrolüne alınması planını yeniden düzenlemeyi başardığını” belirtti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

İlişkilerin yeniden yapılandırılması

Bununla birlikte uzmanlar, silahların devletin kontrolüne alınması planında son dönemde gündeme gelen değişikliklerin Irak-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için bir fırsata dönüşebileceğini düşünüyor.

Araştırmacı Abbas Abbud, Irak ile ABD arasındaki ilişkilerin, ABD Başkanı’nın Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Irak ve Suriye dosyalarını birlikte ele almasıyla yeniden yapılandırıldığını söyledi.

Abbud, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Irak’ın Washington’ın bölgedeki müttefikleriyle ilişkileri, Irak’ın İran’la bağlarını koparması temelinde artık Beyaz Saray üzerinden yürütülüyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak “Irak’ın parçalanmasının önüne geçmek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Bu açıklama, Irak hükümetine silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskıların arttığı bir dönemde geldi.

Rubio, Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına ABD’nin desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini vurguladı.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının devam etmesinin Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li bakanın açıklamaları, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesine yaklaşılırken ve Bağdat silahların devletin kontrolüne alınması sürecinin takvimini yeniden düzenlerken yapıldı.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırı düzenlemeyi bırakacağı 90 günlük bir aşamanın başlatılmasını ve silahların devletin kontrolüne devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.


Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.