Güney Afrika Devlet Başkanı Ramaphosa Şarku’l Avsat’a konuştu: Gelişmiş dünyayı geçmişin sıkıntılarını ele almaya çağırıyoruz

"Suudi Arabistan, salgının, gelişmekte olan ülkeler üzerindeki olumsuz etkisini önlemek amacıyla uluslararası iş birliğinde önemli bir rol oynuyor"

Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa (Reuters)
Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa (Reuters)
TT

Güney Afrika Devlet Başkanı Ramaphosa Şarku’l Avsat’a konuştu: Gelişmiş dünyayı geçmişin sıkıntılarını ele almaya çağırıyoruz

Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa (Reuters)
Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa (Reuters)

Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa ile yapılan röportaj büyük önem taşır. Zira kendisi birçok bölgesel ve uluslararası etkinlikte ya liderlik yapar ya da önemli bir rol oynar. Bununla birlikte G20'deki tek Afrika ülkesi olan Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Devlet Başkanı olarak, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle çekilen sıkıntıların katlandığı Afrika kıtasındaki çalkantılı bir dönemde Afrika Birliği'nin (AfB) başkanlığını yapmaktadır.
Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Ramaphosa, bu koşulların ‘gelişmiş ülkelerde yoksulluğu ve kıtanın azgelişmişliğini körükleyen geçmişin sıkıntılarını ele almanın’ önemini bir kez daha ortaya koyduğunu düşünüyor. Ramaphosa, bu düşüncesini, 21-22 Kasım tarihlerinde Suudi Arabistan’ın dönem başkanlığında gerçekleştirilecek olan G20 Zirvesi’ne katılan liderler önünde ‘meşru ve acil talep’ olarak dile getirmeyi planlıyor.
Ramaphosa, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, “İklim değişikliğinden orantısız bir şekilde etkilenmiş olanlar, enerji geçişlerinin yükünü taşıyamayacaklarından ötürü iklim değişikliğine ilişkin Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın adil ve sürdürülebilir bir şekilde uygulanmasını sağlayacak araçların (finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme) temin edilmesi için acil olarak dış desteğe ihtiyaç duyuyorlar. Yeni teknolojiler ve endüstrilerle ilerlerken adil bir geçiş sağlanmalı ki kimse geride kalmasın” ifadelerini kullandı.
Ramaphosa’ya göre Afrika ülkeleri arasında ticaretin sağlanmasının yanı sıra su ve enerji kaynakları dahil olmak üzere bölgedeki değerli maden zincirlerini, kamu ve özel sektörün rollerinin dengeli bir şekilde dağıtılarak teşvik edilmesi için bölgesel altyapıyı güçlendirmek amacıyla ‘G20 ile AfB arasında bir uyum’ sağlanmalı.  Kâr transferini ‘ülke içi kaynak seferberliği açısından Afrika kıtası için bir kalkınma sorunu’ olarak gören Ramaphosa, bu önemli konunun G20'de öncelikli olmaya devam etmesi gerektiğini vurguladı.
Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan'ın küresel ham petrol arz ve talep dengesinin sağlanmasında stratejik bir rol oynadığına dikkati çeken Ramaphosa, Suudi Arabistan’ın salgın sonrası herhangi bir toparlanma senaryosunda uluslararası enerji güvenliğinin sağlanmasında daha önemli bir role sahip olacağına işaret etti.
İşte Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa ile yapılan röportajın tamamı:

G20 Zirvesi Suudi Arabistan'ın dönem başkanlığında önümüzdeki Cumartesi ve Pazar günleri yapılacak. Zirvenin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlar ve zorluklar nelerdir?
Uluslararası ekonomik iş birliği için önde gelen küresel bir forum olan G20'nin değeri, küresel liderlik rolüne ve kriz zamanlarında gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomileri bir araya getirme becerisine dayanmaktadır. G20’nin dünyanın en acil sorunlarına çözüm bulmadaki tarihi rolü doğrultusunda tıpkı 2008 yılındaki küresel mali krizin ardından olduğu gibi. Dünya’nın gözü, daha iyi bir iyileşme sağlamak amacıyla Kovid-19 salgınının insanların ve ekonominin üzerindeki olumsuz etkisiyle başa çıkmaya yönelik uluslararası çabalara liderlik etmesi ve bu çabaları koordine etmesi bakımından Riyad'daki G20 Liderler Zirvesi'nde olacak.
Zirvenin, G20'nin kararlı bir şekilde hareket etme ve kriz sonrası için bir plan yapma becerisini göstererek halklarımıza umut ve güven vermesi gerekmektedir. Bunu yaparken de başta sağlık sistemi ve küresel ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri olmak üzere Kovid-19 salgınıyla mücadelenin ele alınması amacıyla G20'nin acil eylemlerle orta ve uzun vadeli sorunlara odaklanması zorunludur.
 Ayrıca, güçlü, sürdürülebilir, dengeli ve kapsamlı bir toparlanma için sağlam temeller atmaya ve daha iyi bir gelecek şekillenmesine yardımcı olmaya yönelik alınacak tedbirlerle G20’nin orta ve uzun vadede toparlanmaya liderlik etmesi sağlanmalıdır.
G20, salgından kaynaklanan acil sorunun üstesinden gelmenin yanı sıra uluslararası toplumun ‘geride kimseyi bırakmama’ vaadini yerine getirmesini sağlamada da önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi ve Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın ileriye dönük yola işaret ettiği iddiasına katılıyorum. 17 sürdürülebilir kalkınma amaçları, özellikle salgının ortaya çıkardığı ve artırdığı başarısızlıkları ele alıyor.
Bununla birlikte iklim değişikliği, uluslararası ticaret ve yatırım, evrensel sağlık sigortası, gelişmekte olan ülkeler ve Afrika'da borç servisi sürdürülebilirliği, adil enerji geçişleri ve kadınların güçlendirilmesi gibi dünyanın karşı karşıya olduğu önemli konularda daha fazla ilerleme sağlayacak olan zirveyi dört gözle bekliyoruz.

Sizce Suudi Arabistan’ın, bölgesel ve küresel ekonomilerdeki rolün boyutu nedir? Zirvenin sürdürülebilir kalkınma programlarını güçlendirmek için Suudi Arabistan yönetimi tarafından yönetilen reformlar ne kadar önemli?
G20 ülkelerinin ekonomileri gibi, Suudi Arabistan ekonomisi de Kovid-19 salgından etkilendi. Fakat Suudi Arabistan, dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olarak bölgesel ve küresel bir lider olmaya devam ediyor. Küresel ham petrol için arz ve talep arasında bir denge sağlamada stratejik bir rol oynuyor. Suudi Arabistan, salgın sonrası herhangi bir kurtarma senaryosunda, uluslararası enerji güvenliğinin sağlanması konusunda daha önemli bir role sahip olacaktır.
Güney Afrika Cumhuriyeti, sürdürülebilir kalkınmayı G20 Zirvesi’nin gündeminin en üstü sırasında tutmaya devam ediyor. 2010 yılından bu yana G20 Kalkınma Çalışma Grubu’nun (KÇG) daimi eş başkanıyız. G20'nin Afrika ile ortaklığını güçlendirdik. BM birçok defa başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere birçok ülkenin, 2030'a kadar Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı uygulama konusunda ‘yoldan çıkmış durumda’ oldukları uyarısında bulundu. Bu bağlamda, diğer konuların yanı sıra, eşitsizliği azaltma, evrensel sağlık sigortasını hayata geçirme, antibiyotik direnci sorununu ele alma ve daha fazla cinsiyet eşitliği, yetkilendirme ve dijital uçurumun kapatılması için çabalarımızı iki katına çıkarmamız gerekiyor.

AfB’nin mevcut başkanı olarak G20 Zirvesi’ne üyeliğiniz dışında neler sunuyorsunuz?
Afrika ülkeleri arasında ticaretin sağlanmasının yanı sıra su ve enerji kaynakları dahil olmak üzere bölgedeki değerli maden zincirlerini, kamu ve özel sektörün rollerinin dengeli bir şekilde dağıtılarak teşvik edilmesi için bölgesel altyapıyı güçlendirmek için G20 ve AfB arasında uyum olması gerektiğini vurguladık. Suudi Arabistan G20 dönem başkanlığı, başta Afrika olmak üzere gelişmekte olan ülkelerde Kovid-19 salgınına müdahale ve kurtarma planları için G20’de acil durum desteğinin geliştirilmesine öncülük etti. Bunların zirvede de benimsenmesini sabırsızlıkla bekliyoruz.
Güney Afrika Cumhuriyeti, yerli kaynakların kullanılması ve bu önemli konunun G20'de bir öncelik olmaya devam etmesini sağlamak açısından Afrika için bir kalkınma sorunu olan kâr transferinin yanı sıra yasadışı para akışlarına dikkat çekmeyi sürdürecek.

Başkan Donald Trump liderliğindeki mevcut ABD yönetimi ile Joe Biden liderliğindeki muhtemel yönetim arasında bir kıyas yapıldığında sizce G20 Zirvesi sırasında iklim meselesinin daha iyi bir şekilde ele alınabilir mi?
G20 Zirvesi, inisiyatife bağlı kalmalı ve iklim değişikliği konusunda iddialı bir mesaj göndermelidir. Bu bizim için büyük bir öncelik. Çünkü Afrika kıtası iklim değişikliğinden orantısız bir şekilde etkileniyor ve en az emisyon katkısına sahip ülkeler Afrika kıtasında yer almaktadır.
Afrika kıtası ülkeleri Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın adil ve sürdürülebilir bir şekilde uygulanmasını sağlayacak araçların (finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme) temin edilmesi için acil olarak dış desteğe ihtiyaç duyuyorlar. Yoksulluğu, eşitsizliği ve azgelişmişliği körükleyen geçmiş ve güncel sıkıntıların ele alınması gerekiyor. Bunları, (dengesizlikleri) ele alınması, Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın adil ve sürdürülebilir bir şekilde uygulanmasına katkıda bulunacaktır.
Enerji geçişiyle birlikte, uygun fiyatlı, güvenilir ve sürdürülebilir enerjiye erişim, yoksulluğu azaltmak ve kapsayıcı ekonomik büyümeyi teşvik etmek için çok önemlidir. Hem sürdürülebilir enerji geçişleri hem de enerji erişimi, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına ulaşmak için kritik bir öneme sahip olacaktır.
‘Adil enerji geçişleri’ yaklaşımının gelişmekte olan ülkeler için kritik olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle, küresel çaptaki müzakereler ve enerji müdahalelerinin dengeli ve eşitlikçi bir sistemde ilerlemesi ve daha temiz enerji sistemlerine götürebilecek çeşitli yolların olduğunun kabul edilmesi gerekiyor. İklim değişikliğinden orantısız şekilde etkilenenlerin enerji geçişlerinin yükünü taşıyamayacaklarından ötürü bizim açımızdan bu oldukça önemli bir konudur. Yeni teknolojiler ve endüstrilerle ilerlerken adil bir geçiş sağlanmalı ki kimse geride kalmasın.

Terör eylemlerinin artmasını ve bazı ülkelerin, diğer ülkelerdeki hedeflerine ulaşmak için nükleer silah edinme yarışını nasıl görüyorsunuz?
Güney Afrika Cumhuriyeti, her zaman, bazı ülkeler nükleer silaha sahip oldukları sürece, başkalarının da nükleer silah edinmeye çalışacaklarını ifade etmiştir. Teröristlerin nükleer silahlar veya nükleer silah mesabesindeki malzemeler edinme olasılığından kaynaklanan ek riskler, yalnızca nükleer silahsızlanmanın hızlandırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yerli nükleer silah gücünü gönüllü olarak yok eden tek ülke olduğu göz önüne alındığında, bu silahlardan arınmış bir dünya için çabalamamız şaşırtıcı bir durum değildir. Bu bağlamda, nükleer enerjinin barışçıl kullanımının devredilemez bir hak olduğunu da teyit eden Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nı (NPT) nükleer silahsızlanma ve nükleer silahların yayılmasını önleme sisteminin temeli olarak görmeye devam ediyoruz. Ancak, NPT’nin 6’ncı Maddesi kapsamındaki nükleer silahsızlanma yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinden dolayı, anlaşmada her şeyin yolunda olmadığı endişesi taşıyoruz.

Sahadaki mevcut gelişmeler çerçevesinde Ortadoğu'da barışı güçlendirmek için farklı bir vizyonla anlaşmalar yapmaya yönelik bir hareketlilik var. Sizce bu anlaşmalar Filistinlilere nasıl bir güven verilebilir?
Güney Afrika Cumhuriyeti, daima Filistin halkının yanındadır ve kendi kaderlerini tayin hakkına sahip olduklarını bir kez daha vurgulamaktadır.
Daha önce Filistin sorununun barışçıl bir şekilde ve müzakere yoluyla çözülmesi çağrısında bulunduk. Uluslararası arenada bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik çabaları desteklemeye devam ediyoruz. Tüm ilgili BM kararlarına, uluslararası hukuka ve uluslararası kabul görmüş ilkelere uygun olarak, uluslararası kabul görmüş 4 Haziran 1967 sınırları içinde İsrail ile barış içinde yan yana yaşayan ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletini destekliyoruz.
Libya'daki son durum, müzakerelerdeki son gelişmelere rağmen halen kırılgan olmaya devam ediyor. Şimdiye kadar yaşanan gelişmeleri nasıl görüyorsunuz?
Özellikle Sirte ve çevresinde son haftalarda devam eden çatışmalar ve askeri gerginlikler bizim için büyük bir endişe kaynağı. Bu yüzden, Libya’daki mevcut durum bizi derinden endişelendiriyor. Dış aktörlerin devam eden müdahalesi, Libya'nın toprak bütünlüğüne ve egemenliğine karşı bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Bu nedenle, tüm tarafları çatışmaları derhal sona erdirmeye ve kalıcı ateşkes çağrılarına yanıt vermeye davet ediyoruz. Bu çağrılara yanıt verilmesinin, Libyalıların yönettiği siyasi bir sürece giden yolun önünü açmak için kapsamlı bir diyalog ortamı yaratacağına inanıyoruz.
Seçimlerin yapılması önerisine gelince, Mart 2021 gibi erken bir tarihte seçimlerin yapılacağının duyurulmasını memnuiyetle karşılıyoruz. AfB Barış ve Güvenlik Konseyi ve Libya ile ilgili yüksek komite ve ona bağlı irtibat grubu aracılığıyla barış sürecini desteklemeye devam ediyoruz. Ayrıca AfB Libya Özel Temsilcisi de Libya’daki önemli ortaklarla temaslarına devam ediyor. Bölgedeki ve uluslararası arenadaki aktörlerin, 2510 sayılı BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararıyla onayladığı, Libya konulu Berlin Konferansı’nın çıktılarına uygun çabalarını da memnuniyetle karşılıyoruz.
Libya’da petrol üretiminin ve ihracatın tam kapasitede yeniden başlatılması çağrılarını destekledik. Böylece ülkenin son derece ihtiyaç duyduğu gelirlerin elde edilmesiyle ekonomik ve mali durum tüm Libyalıların yararına olacak şekilde iyileştirecek. Libya’da insan hakları ihlallerinin ele alınmasına yönelik uluslararası bir araştırma misyonunun kurulması önerisini destekliyoruz. Barış sürecinin Libya halkı tarafından yönetilmesi ve desteklenmesi gerektiğine inancımız ise tamdır.

Yemen krizine nasıl bakıyorsunuz?
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, Yemen’deki insani durumla ilgili duyduğu derin endişeler devam ediyor. Tam çatışan tarafları, Yemen halkını korumak için uluslararası insan hakları ve uluslararası insani hukukla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyoruz.  Yemen halkını gerçekten korumanın tek yolu, tüm Yemenliler için güçlü bir ekonomik ve politik gelecek sağlayan kapsamlı bir siyasi çözüm bulmaktır. Bu siyasi çözüm yine Yemenlilerin öncülüğünde olmalı. BM Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi’nin Yemen’de çözüme yönelik çabalarını desteklemeye devam edeceğiz.

Sizce İran bölgede ve Ortadoğu'da ne ölçüde istikrarsızlığa neden oluyor? Nükleer programı ne kadar tehlikeli?
Güney Afrika Cumhuriyeti, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nı (KOEP) tüm tarafların çıkarlarına hizmet eden tarihi bir anlaşma ve diplomatik bir başarı olarak memnuniyetle karşıladı. Ancak, ABD'nin 2018'de KOEP’ten çekilmesiyle gergilim arttı. İran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile hem KOEP hem de UAEA ile yaptığı koruma önlemleri anlaşması çerçevesinde devam eden iş birliğinin, nükleer programının barışçıl doğası konusunda uluslararası topluma güven aşılamanın yolu olmaya devam ettiğine inanıyoruz.
BM Dünya Gıda Programı (WFP), Kovid-19 salgının Afrika’daki artışı ve milyonlarca mültecinin Avrupa'ya doğru ilerleyişi konusunda uyardı. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kovid-19 salgını, uluslararası toplumun sırasıyla açlığı ve yoksulluğu ortadan kaldırmaya yönelik birinci ve ikinci sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşamama riskiyle karşı karşıya olduğu bir dönemde patlak verdi. Sonuç olarak virüs, mevcut sosyo-ekonomik sorunları ve insani hayat koşullarının zorlukları arttırdıkça, benim ülkem ve Afrika kıtası da dahil olmak üzere tüm dünyada hali hazırda savunmasız olanların durumlarını daha da kötüleştirdi.
Özellikle Afrika, uzun süredir gıda güvensizliği, yetersiz beslenme ve açlık gibi zorlukların yanı sıra ekonomi, göç, ithalat ve ihracat üzerindeki kısıtlamalarla daha da ağırlaşan sorunlarla karşı karşıyadır. Kıtanın genelinde görülen bu sorunların yanı sıra Kovid-19 salgını da kendine özgü zorluklarıyla durumu daha da güçleştiriyor. Gıda güvenliği Afrika için her zaman bir öncelik olmuştur. Bu yüzden AfB ve kıta, sürdürülebilir geçim kaynakları sağlamanın yollarını araştırmaya devam ediyor.
Ancak salgın sırasında gıda güvensizliği, Afrika'ya özgü bir durum olmaktan çıktı ve birçok ülke gıda güvensizliği ve ciddi ekonomik etkilerle karşılaştı. Sonuç olarak, mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan ülkeler, bulundukları yere bakılmaksızın benzer güvensizliklerle ve istikrarsızlıklarla karşı karşıya kalacaklar.
Güney Afrika Cumhuriyeti, kimsenin geride kalmaması için mültecilerin korunmasında uluslararası iş birliğini ve yükün paylaşılması gerektiğini savunmaya devam ediyor. Milyonların Avrupa'ya taşınacağından emin olmadığımı ve kıtanın kendi içinde çok fazla göç dalgası yaşandığını söyleyebilirim. Araştırmalar, kıta içinde kıta dışındakinden daha fazla göç olduğunu ortaya koymuştur. G20 ülkeleri olarak, mültecilerin korunmasına katkıda bulunmaya ve uluslararası insan hakları ve koruma hukuku çerçevesinde gıda güvenliğini sağlamaya yönelik rolümüzü üstlenmemiz büyük önem taşıyor.

Suudi Arabistan ile Güney Afrika Cumhuriyeti arasındaki ilişkilere ilişkin değerlendirmeniz nedir? Aralarındaki en önemli iş birliği alanları nelerdir?
İki ülke, 1994 yılında diplomatik ilişkilerin resmileştirilmesinin ardından, Temmuz 2018'deki resmi ziyaretimden sonra stratejik düzeyde güçlü ikili ilişkilerini sürdürüyor.
İş birliğimiz geleneksel olarak güçlü ekonomik bağlara dayanmaktadır. Bu aramızdaki iş birliğinin güçlü bir yönüdür. Bu nedenle Ortak Ekonomik Komite (JEC) ortaklığımız, en enerjik ikili mekanizma olmuştur. Suudi Arabistan’ın Güney Afrika'daki, özellikle enerji sektöründeki kapsamlı yatırımlarını memnuniyetle karşılıyoruz.
İş birliğimiz tarihsel olarak enerji alanına dayanmaktadır. Ancak son zamanlarda madencilik sektöründe heyecan verici gelişmeler yaşanarak yeni bir iş birliği alanı haline geldi. Güney Afrika, madencilik sektörünü geliştirme alanındaki uzmanlığını Suudi Arabistan’a sunmaktadır. Aynı şekilde ulaşım, tarım, turizm ve sağlık alanlarında da iki ülke arasında iş birliği vardır.
Güney Afrika Cumhuriyeti, Suudi Arabistan'ın bölgesel ve uluslararası barış, güvenlik ve istikrar konusunda oynadığı stratejik rolün yanı sıra İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK)ve İslam Kalkınma Bankası'ndaki (İKB) etkili rolünün farkındadır.
Şuan G20'nin dönem başkanlığını yapan Suudi Arabistan, Kovid-19 salgınının gelişmekte olan ülkeler üzerindeki olumsuz etkisini önlemek amacıyla çok taraflı iş birliğini teşvik etmede önemli bir rol oynamaktadır. İki ülke ayrıca, en az gelişmiş ülkelerin gerekli yardımı almasını sağlamak için bu konuda yakın bir iş birliği içinde çalışmaktadır.
Güçlenerek devam eden siyasi iş birliği seviyesi ve bölgemizde oynadığımız önemli rol göz önüne alındığında, Suudi Arabistan ile ilişkimizin sağlam bir temele dayandığına, ikili ve çok taraflı düzeylerde iş birliğinin artırılmasına imkan verdiğine inanıyoruz. Bunun, bölgesel iş birliklerini güçlendirmesi ve bölgenin istikrarını ve gelecekte kalkınmaya elverişli bir ortam sağlaması umuluyor.



Trump, ikinci döneminin ilk yılında Amerikan devletini yeniden şekillendiriyor

Majalla
Majalla
TT

Trump, ikinci döneminin ilk yılında Amerikan devletini yeniden şekillendiriyor

Majalla
Majalla

Akile Abbas

ABD Başkanı Donald Trump, kısa bir süre önce The New York Times gazetesine verdiği röportajda, her zamanki şok edici samimiyetiyle konuştu. İnsanların onun sıra dışı söylemlerine alışmış olması yarattığı şok etkisini hafifletmiyor. Röportaj sırasında bir konuya değinen Trump, “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok, insanlara zarar vermek istemiyorum” dedi. Aynı röportajda karar verme sürecinde önündeki engeller hakkında konuşan ABD Başkanı, “Evet, tek bir şey var. O da benim ahlakım ve benim zekam. Beni durdurabilecek tek şey bu” ifadelerini kullandı.

Başkanın sözleri, ABD ordusunun Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu devirip onu federal uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla New York'taki bir ABD hapishanesine götürme operasyonunun ardından, yönetiminin dış politikası bağlamında söylenmiş olsa da bu sözler hem iç hem de dış politikada genel siyasi karakterini doğru bir şekilde yansıtıyor. Trump ister geleneksel ister yasal olsun, olağan sınırlara uymayan, yönetiminin çıkarları gerektirdiğinde ya da bu tür ihlaller onun mücadeleci ve açık sözlü ideolojik karakteriyle uyumlu olduğunda her ikisini de kolayca ihlal eden bir politikacı.

“Trump, Amerikan devletini, üç devlet organının etkileşiminin bir ürünü olmaktan ziyade, başkanın vizyonunu ve isteklerini yansıtacak şekilde yeniden şekillendiriyor.

Muhaliflerine tahammülü olmayan hırslı bir başkan

Geçtiğimiz yıl eylül ayında, Make America Great Again (Amerikayı Yeniden Harika Yap/MAGA) hareketinin önde gelen isimlerinden ve Trump'ın güçlü destekçilerinden biri olan evanjelik aktivist Charlie Kirk'ün cenazesi sırasında, Trump'ın yanında duran Kirk'ün eşi Erica Kirk, kocasına veda ederken dokunaklı bir konuşma yaptı.

Birkaç gün önce kocasını ve iki çocuğunun babasını kaybeden kadın, etkileyici konuşmasında şunları söyledi:

O adamı, o genç adamı affediyorum, çünkü İsa da öyle yapardı, Charlie de öyle yapardı. Cevap nefret etmek değil. İncil'in verdiği cevabın sevgi olduğunu biliyoruz, her zaman sevgi, düşmanlarımıza ve bizi zulmedenlere karşı sevgi."

Erica Kirk’ün konuşmasının hemen ardından konuşan Trump, bu cümle üzerinde durarak "O, düşmanlarından nefret etmiyordu. Onlar için en iyisini istiyordu. Bu konuda Charlie ile aynı fikirde değilim. Ben rakiplerimden nefret ediyorum ve onlar için en iyisini istemiyorum. Üzgünüm Erica, bunun doğru olmadığına beni ikna edebilirsin, ama düşmanlarıma tahammül edemiyorum” ifadelerini kullandı.

Trump'ın bu sözleri mecazi değildi. Cesurca konuşan Trump, başkan olarak elindeki birçok aracı kullanarak sözlerini yerine getiriyor. Bu yüzden Adalet Bakanlığı, eski FBI Direktörü James Comey, eski New York Başsavcısı Letitia James ve diğerleri gibi kendisiyle aynı fikirde olmayan bazı eski ve mevcut yetkililer hakkında soruşturma başlattı.

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland'deki Joint Base Andrews'da Florida'ya gitmek üzere Air Force One uçağına binişi sırasında el sallarken, 16 Ocak 2026 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump, Maryland'deki Joint Base Andrews'da Florida'ya gitmek üzere Air Force One uçağına binişi sırasında el sallarken, 16 Ocak 2026 (Reuters)

Başkanın ekonomi, göç, çevre ve diğer önemli iç meselelerde ikinci döneminde izlediği geleneksel muhafazakar politikalara benzer politikaların hakim olduğu ilk döneminin aksine mücadeleci karakteri, ikinci döneminde en belirgin şekilde ortaya çıktı.

İki yönetim döneminin temel farkı, politikaların genel benzerliğine rağmen, bu politikaların ikinci dönemindeki uygulanışında yatıyor. İkinci dönemde başkana verilen yürütme yetkileri yasal ve anayasal sınırları aşacak şekilde mümkün olan en geniş ölçüde genişletildi.

Birçok gözlemci ve insan hakları örgütünün Amerikan tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş bir yürütme diktatörlüğüne yaklaştığını söylediği bu tabloda Trump, Amerikan devletini, hükümetin üç kolunun etkileşiminin bir ürünü olmaktan ziyade, ülkenin 200 yılı aşkın varlığı boyunca biriken anayasal ilkeler ve hukuki ve kurumsal gelişmeler bağlamında başkanın vizyonunu ve isteklerini yansıtacak şekilde yeniden şekillendiriyor.

Başkanın Amerikan devletini içeriden yeniden şekillendirme çabalarından biri de birçok bağımsız federal kurumu Beyaz Saray'ın doğrudan yetkisi altına almaya çalışması oldu.

Kısa bir yılda uzun bir sicil

Trump, ikinci döneminin ilk yılında, bu yeniden tanımlama süreci çerçevesinde ABD’nin iç politikasını büyük ölçüde değiştirdi. Bu süreç, Heritage Vakfı’nın Trump'ın bazı yakın arkadaşlarının katkılarıyla yazdığı Proje 2024’te özetlenen Amerikan aşırı sağının ideolojik vizyonuna kadar uzanıyor. Trump'ın bilgisi olmadığını iddia ettiği yüzlerce sayfalık bu proje, hem dış hem de iç politika alanlarında, önceki yönetiminde de daha az ölçüde olmakla birlikte, mevcut Trump yönetiminde uygulamaya konulan birçok politika için ayrıntılı öneriler içeriyor. Birçok yetkiyi yürütme organının elinde toplama ve bunları Kongre ve bağımsız federal kurumlardan alma yoluyla ABD devletinin yeniden yapılandırılmasını açıkça talep eden proje, Trump'ın Beyaz Saray'daki ilk yılında olanları özetliyor. Zira Trump, başkanlık yetkilerinin önemli ve eşi görülmemiş bir şekilde genişletilmesine dayalı olarak başkanlık yetkisini kullanarak geleneksel kurumları neredeyse sürekli olarak atlattı.

Trump'ın seçim kampanyası kapsamındaki bir mitinginin başlaması öncesinde MAGA şapkaları takan katılımcılar, 4 Kasım 2024 (Reuters)Trump'ın seçim kampanyası kapsamındaki bir mitinginin başlaması öncesinde MAGA şapkaları takan katılımcılar, 4 Kasım 2024 (Reuters)

Başkan Trump'ın yetkilerini genişletme niyeti, göreve başladığı ilk günlerde, ocak ayında Savunma, Enerji ve Dışişleri Bakanlığı gibi önemli federal kurumlarda görev yapan 18 genel müfettişi kovmasıyla ortaya çıktı. Bu hamle, Kongre içinde ve dışında geniş çapta eleştirilere yol açtı.

ABD Kongresi, 1976 yılında, yaygın bir yetki suistimali vakası olan Watergate Skandalı’nın ardından, bu tür suistimallere karşı ek bir önlem almak amacıyla bazı genel müfettişlik ofisleri kurdu. Bu ofisler güçlendirildi ve çeşitli federal kurumlara yayıldı. Çalışma yöntemleri 1978'de yürürlüğe giren önemli bir yasa (1978 Genel Müfettişlik Yasası) temelinde standartlaştırıldı. Bu yasa ve sonraki değişikliklere göre başkan genel müfettişliklere bir ismi aday gösterir ve Senato adaylığı oylamaya sunar. Başkan, genel müfettişi ancak Senato'ya 30 gün önceden bildirimde bulunarak ve görevden alma nedenini açıklayarak görevden alabilir, ancak Trump bunu yapmadı. Yasada öngörüldüğü üzere bağımsız ve Beyaz Saray'a sadık olmayan yeni adayları Senato'ya sunmak yerine, Trump, görevden alınan müfettişlerin yerine bu kurumların içinden çalışanları atadı ve onları resmi sıfatlarıyla değil, vekaleten görevlendirdi, bu da bu kurumların denetim yetkilerini açıkça zayıflattı!

Bağlı kurumlar bağımsızlıklarını savunuyor

Başkanın Amerikan devletini içeriden yeniden şekillendirme çabalarından biri de birçok bağımsız federal kurumu Beyaz Saray'ın doğrudan yetkisi altına almaya çalışması oldu. Yasa, bu kurumların belirli şartlar dahilinde özerk bir şekilde yönetilmesini öngörüyor. Bu şartlar arasında Kongre'nin denetimi ve Beyaz Saray'dan bağımsızlık yer alıyor. Beyaz Saray'ın yetkileri büyük ölçüde Senato'nun onayına veya reddetmesine sunulacak üst düzey yetkililerin aday gösterilmesiyle sınırlı. Trump'ın ABD Merkez Bankası (Federal Rezerv/FED) Başkanı Jerome Powell ile kamuoyuna yansıyan gerilimi, bu boyun eğdirme girişimlerinin bir örneği oldu. Yasa (1913 tarihli Federal Rezerv Yasası ve değişiklikleri), bu önemli finans kurumuna finansal piyasaları istikrara kavuşturmak için takdir ve düzenleme yetkisi veriyor.

Trump ve Heritage Vakfı'nın ekonomi alanında kıdemli misafir araştırmacısı Steve Moore, Washington’daki Beyaz Saray'da, gerçek hane halkı gelirindeki değişimi gösteren bir grafiğe işaret ederken, 7 Ağustos 2025 (Reuters)Trump ve Heritage Vakfı'nın ekonomi alanında kıdemli misafir araştırmacısı Steve Moore, Washington’daki Beyaz Saray'da, gerçek hane halkı gelirindeki değişimi gösteren bir grafiğe işaret ederken, 7 Ağustos 2025 (Reuters)

Bu yetkinin en doğru yorumuna göre bu konuda uzun bir tarihsel geçmişle desteklenen bu kurum, Beyaz Saray'ın müdahalesi olmaksızın, ülkenin mali durumuna ilişkin profesyonel ve bağımsız değerlendirmelerine dayanarak faiz oranlarını belirleme hakkına sahip. Bu kayıtlara ve yasalara aykırı olarak Trump, Powell'a, ihracatı teşvik etmek ve yerli üretimi desteklemek üzerine kurulu yönetimin ekonomik yaklaşımını desteklemek amacıyla (yönetimin buradaki temel hedefi Çin ile ticaret rekabeti) önemli faiz indirimleri (yani doların yabancı para birimleri karşısındaki değerinin düşürülmesi) yapması için kamuoyu önünde baskı uyguluyor. Öte yandan, FED, Başkan’ın ekonomiye ilişkin siyasi gündemini takip etmek yerine, elindeki ekonomik veriler ve finansal bilgilere dayanarak enflasyonu frenlemek ve iş piyasasını desteklemek için kademeli, ihtiyatlı ve ılımlı faiz indirimlerini tercih ediyor. Trump ile FED Başkanı Powell arasındaki gerilim, özellikle Adalet Bakanlığı'nın Powell hakkında soruşturma başlatmasının ardından, halen çözülmeyi bekliyor.

Birçok gözlemci, Trump'ın ikinci döneminin kalan üç yılının çok uzun geçeceğini ve bunun bazı olumsuz etkilerinin uzun süreli olacağını, mevcut başkanlık döneminin ötesine uzanacağını düşünüyor.

Demokratik muhaliflerin peşine düşmek

Başkan, geçtiğimiz mart ayında yayınladığı ve Amerikalıların oy kullanmak üzere kayıt yaptırmaları için belirli resmi belgeler talep eden bir başkanlık kararnamesiyle Cumhuriyetçi Parti lehine ve Demokrat Parti aleyhine seçimleri yeniden tanımlamak için yetkilerini aşmaya çalıştı. Bu yetki normalde Kongre ve eyalet meclislerine ait. Bunun gerekçesinin yasadışı göçmenlerin ve ABD vatandaşı olmayanların seçimlerde oy kullanmasını önlemek olduğu belirtildi. İlgili kuruluşlara göre Trump, bunu destekleyecek kanıt olmamasına rağmen sık sık bu argümanı tekrarlıyor. Trump, bağımsız Seçim Yardım Komisyonu'na, Amerikalıların vatandaş olduklarını ve dolayısıyla oy kullanma hakkına sahip olduklarını kanıtlamak için pasaportlarını veya doğum belgelerini kullanmalarını gerektiren yasadışı bir kararname çıkardı. Oysa bu tür belgelerin sunulmasını gerektirmeyen mevcut kolay, sorunsuz ve doğru bir süreç mevcut.

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofisi'nde, 14 Ocak 2026 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofisi'nde, 14 Ocak 2026 (Reuters)

Bu kararnamenin imzalanması, milyonlarca vatandaşın oy kullanma hakkından fiilen mahrum kalacağı anlamına geliyor. Amerikalıların neredeyse yarısının pasaportu yok ve birçok evli kadın, evlendikten sonra diğer resmi belgelerini güncellemeden soyadını değiştiriyor, bu da uğraşılması ve masraf edilmesini gerektiriyor. Birçok kişi, özellikle sınırlı gelire sahip olanlar, doğum belgelerini saklamıyor yahut saklasalar bile bunlara kolayca erişemiyor (ve bu iki grup genellikle Demokratlara oy veriyor).

Trump'ın kararı federal mahkemeye götürüldü. Mahkeme, diğer kurumların yetkilerini aştığı gerekçesiyle yürütme emrini askıya almaya karar verdi. Ancak, yönetim bu kararı, muhafazakâr çoğunluğu nedeniyle önceki davalarda Başkana daha sempatik davranan Yüksek Mahkeme'de itiraz etmeyi planlıyor.

Trump’ın yetkilerini genişletme çabalarından endişe duyan birçok gözlemci, bu iradeli adamın ikinci döneminin kalan üç yılının çok uzun geçeceğini ve bazı olumsuz etkilerin uzun süreli olacağını ve mevcut başkanlığın ötesine uzanacağını düşünüyor.


Kaostan kontrole... Trump, 2025 yılında Beyaz Saray'ı nasıl yeniden şekillendirdi?

Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)
Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)
TT

Kaostan kontrole... Trump, 2025 yılında Beyaz Saray'ı nasıl yeniden şekillendirdi?

Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)
Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)

Beyaz Saray, artık yalnızca yürütme kararlarının alındığı bir merkez olmaktan çıktı; Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılı boyunca sert milliyetçi politikaların kalesine dönüştü. Bu süreçte Trump, ABD’nin iç ve dış politikasını yeniden şekillendirmeye yöneldi. Yürütme erkini yasama ve yargı organları pahasına güçlendirmekle yetinmeyen Trump, Beyaz Saray’ın kurumsal yapısında ve kullandığı araçlarda köklü değişiklikler yaptı; ilk döneminden çıkardığı derslerden yararlanarak daha düzenli, zaman zaman ise daha saldırgan bir gündem dayattı.

‘Önce Amerika’ sloganı altında 2025 yılı, başkanlık kararnamelerinin kullanımında dikkat çekici bir artışa, sert gümrük tarifelerinin uygulanmasına ve göçle mücadele ile sınır güvenliği konularında derin kutuplaşmalara sahne oldu. Buna ek olarak, tehdit ve askeri müdahale düzeyine varan uluslararası gerilimler yaşandı; bu gelişmeler Washington’un hem müttefikleriyle hem de rakipleriyle olan ilişkilerini yeniden biçimlendirdi.

Bu tabloya paralel olarak, yönetim kadroları içinde de bir rekabetin öne çıktığı görülmekte. Özellikle Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasındaki çekişme, 2028 başkanlık seçimlerinde Trump’ın olası halefliği etrafında yaşanabilecek güç mücadelelerinin erken bir işareti olarak değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat, görüşlerine başvurduğu uzmanlar ve eski ABD’li yetkililerin, Trump’ın ikinci döneminin ilk yılının ABD’yi ekonomik ve siyasi açıdan daha içe kapanık bir çizgiye oturttuğu uyarısında bulunduğunu aktardı. Uzmanlar, uluslararası gerilimlerin ve iç bölünmelerin arttığı bir dönemde izlenen bu yaklaşımın, başkanlık makamının kişisel bir güç aracına dönüşmesi riskini beraberinde getirdiğini; demokrasinin aşınması ve ABD siyasetinde ‘güç doktrini’ olarak anılan anlayışın kalıcı hale gelmesi yönündeki endişeleri artırdığını ifade etti.

Kaostan düzene

Trump’ın ilk başkanlık dönemi (2017-2021), hızlı atamalar ve ani görevden almalarla yansıyan belirgin bir idari düzensizlikle karakterize edilmişti. Buna karşılık ikinci dönemi, daha hazırlıklı ve daha organize bir görünüm sergilemekte. Bu süreçte, başta Heritage Vakfı (The Heritage Foundation) tarafından hazırlanan ve muhafazakâr sağ politikaların güçlendirilmesini ve yürütme yetkilerinin genişletilmesini hedefleyen ‘Proje 2025’ olmak üzere, net bir ajandadan yararlanıldığı görülüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 2 Nisan 2025 tarihinde Beyaz Saray’da yeni gümrük vergisi listesini açıkladı. (AP)ABD Başkanı Donald Trump, 2 Nisan 2025 tarihinde Beyaz Saray’da yeni gümrük vergisi listesini açıkladı. (AP)

2025 yılının aralık ayı ortasına kadar Trump, 220’nin üzerinde başkanlık kararnamesi imzaladı. Bu sayı, ilk döneminin tamamında çıkardığı başkanlık kararnamelerinin toplamını aşarak, Franklin D. Roosevelt döneminden bu yana bu yetkinin en yoğun kullanıldığı dönemlerden birine işaret etti. Söz konusu kararnameler, Kongre’yi devre dışı bırakmak, çeşitlilik ve eşitlik politikaları gibi programları yürürlükten kaldırmak, güney sınırında güvenliği sıkılaştırmak ve göçe sert kısıtlamalar getirmek amacıyla kullanıldı. İlk dönemde daha çok doğaçlama nitelikte olan kararların aksine, ikinci dönemde ekonomi ve güvenlik ön plana çıktı; federal bürokrasinin küçültülmesi, ekonomik önceliklerin yeniden düzenlenmesi ve iş insanları ile teknoloji sektöründeki büyük aktörlerin yönetim içindeki rolünün artırılması hedeflendi.

Nisan 2025’te Trump, genel olarak yüzde 10 oranında gümrük tarifeleri uygulamaya koydu; bu oran Çin ve bazı diğer ülkeler için yüzde 50 ile 145 arasında değişen seviyelere yükseltildi. Amaç, dış ticaret açığını azaltmak olarak açıklandı. Ancak uzmanlara göre bu politikalar, sanayi sektöründe kısmi bir durgunluğa yol açtı ve Trump’ın seçim kampanyasında vadettiği ‘ekonomik refahın’ aksine, ABD orta sınıfını zayıflattı.

Uzmanlar, Trump’ın ikinci döneminin ilk yılında Beyaz Saray’ın iç çekişmelerin yaşandığı bir alandan, daha çok kontrol ve yönlendirme aracına dönüştüğünü belirtiyor. Gözlemcilere göre, Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles, başkanın karar alma süreçlerinde ve siyasi intikam eğilimlerini yönetmede önemli bir etkiye sahip. Aynı şekilde, 28 yaşındaki Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt’in de medya mesajlarının oluşturulması ve eleştirilere karşı duruşta artan bir rol üstlendiği ifade ediliyor. Her iki isim de Trump yönetimi içinde kadınların güçlü temsiline örnek olarak gösteriliyor.

ABD müdahaleleri devam ediyor

ABD’nin eski Suriye özel temsilcisi emekli büyükelçi James Jeffrey, Ortadoğu’da uluslararası müdahaleyi destekleyen bir çizginin etkili olduğuna işaret etti. Bu çizginin Steve Witkoff, Jared Kushner, Tom Barrack ve Morgan Ortagus’tan oluşan bir ekipten meydana geldiğini belirten Jeffrey, bu grubun Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile ittifak halinde olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda Jeffrey, yönetim ile doğrudan Başkan Donald Trump’la bağlantılı güçlü ticari çıkarların bulunduğuna dikkat çekerek, bunun Ortadoğu’da askeri, ticari ve diplomatik angajmanın yoğun biçimde sürmesine yol açtığını ifade etti.

Beyaz Saray tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, ABD Başkanı ve yönetim kadrosunun 3 Ocak'ta Venezuela'daki askeri operasyonu izlediği görülüyor.Beyaz Saray tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, ABD Başkanı ve yönetim kadrosunun 3 Ocak'ta Venezuela'daki askeri operasyonu izlediği görülüyor.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda kıdemli araştırmacı olan ve Demokrat ve Cumhuriyetçi birçok ABD yönetiminde görev yapmış bulunan Aaron David Miller ise Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılının pragmatizm ve hızlı anlaşmalar yapmaya odaklanma ile karakterize edildiğini savundu. Şarku’l Avsat’a konuşan Miller, Trump’ın sekiz çatışmayı sona erdirdiğini iddia etmesine rağmen, krizlerin derin nedenlerini ele almakla ilgilenmediğini; çatışmaları yalnızca yüzeysel biçimde sonlandırmakla yetindiğini söyledi.

Miller, değerlendirmesinde Gazze’ye özel bir parantez açarak, ateşkes sağlanmasına ve rehinelerin serbest bırakılmasına rağmen bölgenin ‘işlevsel bir istikrara’ yaklaşmadığını belirtti. İran konusunda ise ABD saldırılarının nükleer programı geciktirdiğini, ancak tamamen ortadan kaldırmadığını ifade etti. Venezuela’yı da ‘hızlı zafer’ anlayışının bir yansıması olarak tanımlayan Miller, Trump’ın demokratik bir geçiş için koşullar yaratmayı değil, Nicolas Maduro ve eşinin ‘kaçırılması’ yoluyla askeri güç gösterisi yapmayı hedeflediğini, buna karşın mevcut rejimin ayakta bırakıldığını ileri sürdü.

Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles, 23 Eylül'de New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei arasında yapılan toplantıya katıldı. (Reuters)Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles, 23 Eylül'de New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei arasında yapılan toplantıya katıldı. (Reuters)

Miller, Trump’ın Amerikan kararlılığını ve gücünü yeniden tesis etme fikrini öne çıkardığını; bunun da dünya liderlerini hızla kendisiyle temas kurmaya yönelttiğini belirtti. Buna göre bazı liderler, Kolombiya Devlet Başkanı örneğinde olduğu gibi korku nedeniyle; bazıları, Maria Machado liderliğindeki Venezuela muhalefetinde görüldüğü üzere dışlanmışlık hissiyle; bazıları ise Avrupa Birliği (AB) örneğinde olduğu gibi iç bölünmeler sebebiyle Trump’la iletişime geçme arayışına girdi. Miller, Trump’ın dış politikasına yönelik yaygın bir öfke ve hayal kırıklığı bulunduğunu, buna karşılık dünya liderlerinin onu yatıştırmaya ve yakınlaşmaya yönelik çabalarının da eş zamanlı olarak arttığını gözlemlediğini ifade etti.

En büyük kaygısının ise ‘Amerikan siyasi sisteminin işlemez hale gelmesi’ olduğunu vurgulayan Miller, bu yapının onarılmasının ‘uzun zaman alacağını’ söyledi.

‘Önce Amerika’ hareketine duyulan hayal kırıklığı

ABD Başkanı’nın Venezuela’daki kısa süreli operasyonlardan Nijerya’da terörle mücadele kapsamında düzenlenen hava saldırılarına, oradan da Grönland üzerinde kontrol sağlama girişimlerine kadar uzanan dış müdahaleleri, Trump yönetimi içindeki izolasyoncu kanatta hayal kırıklığına yol açtı. Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nde araştırmacı olan Scott Abramson, Trump’ın seçim tabanının ve yönetiminin, başkanın mayıs ayında Riyad’da yaptığı ve ‘anlamadıkları karmaşık toplumlara müdahale edenleri’ eleştirdiği konuşmayı memnuniyetle karşıladığını hatırlattı.

ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ocak'ta Beyaz Saray'da (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ocak'ta Beyaz Saray'da (Reuters)

Ancak Abramson, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu konuşmadan bu yana ABD’nin dış angajmanının genişlediğine dikkat çekti. Abramson’a göre bu süreç, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış anlaşmasına arabuluculuktan Gazze’de ateşkes anlaşmasına, İsrail ile Suriye arasında bir uzlaşı sağlama girişimlerine kadar uzandı.

Abramson, ABD’nin İran’ın nükleer programını hedef almada elde ettiği başarıların ve Tahran’ın Batı yarımküredeki en yakın müttefiki olan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun devrilmesinin, Trump’ın uluslararası alanda Amerikan gücünü kullanma eğilimini güçlendirdiğini savundu. Buna karşılık, Trump’ın seçim tabanındaki izolasyoncu kesimlerin bu yönelimden rahatsız olduğunu ve bunun ‘Önce Amerika’ sloganıyla çeliştiğini düşündüklerini belirtti.

Aaron David Miller ise bu sloganı farklı yorumladı. Miller’a göre ‘Önce Amerika’, bir izolasyon politikasından ziyade Trump’ın güç ve kontrol duygusunu, ABD’nin her yerde nüfuz sahibi olduğunu kanıtlama arzusunu yansıtıyor. Miller, başkanlık yetkilerinde ‘emsalsiz bir şişme’ yaşandığını, Amerikan norm ve kurumlarının zayıflatıldığını, yolsuzluk ve kayırmacılığın arttığını ve bunun ABD yönetiminin temel dokusuna zarar verdiğini ifade etti.

‘Güç, hak oluşturur’

Washington’daki Arap-Amerikan Enstitüsü Başkanı James Zogby, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılını ‘korkutucu’ olarak nitelendirerek, Amerikan demokrasisi ile iç ve dış politikaya verilen zararlar konusundaki endişesini dile getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Zogby, Trump’ın ‘anayasal korumaları parçaladığını, emirlerini yerine getiren güçleri serbest bıraktığını, protestoları bastırdığını ve binlerce federal çalışanın işten çıkarılmasına yol açan bir ekonomik program uyguladığını’ söyledi.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 15 Ocak'ta Minneapolis'te tahrip edilen bir ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu aracının fotoğrafını gösteriyor. (Reuters)Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 15 Ocak'ta Minneapolis'te tahrip edilen bir ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu aracının fotoğrafını gösteriyor. (Reuters)

Zogby’ye göre Trump’ın ilk dönemi farklıydı; çünkü generaller, kararlarını sınırlayacak mekanizmalar oluşturmuştu. İkinci döneminde ise Trump, ‘Proje 2025’ vizyonuna ve isteklerini yerine getirmeye hazır bir sadık kadroya güvenerek hareket etti; bu kadro siyasi hırs veya pozisyonlarını kaybetme korkusuyla Başkan’ın taleplerini uyguluyordu.

Zogby, Trump’ın uluslararası hukuktan uzaklaşması ve ‘kendi ahlak anlayışına’ dayanması durumunun, gücün hak oluşturduğu bir anlayışı pekiştirdiğini ifade etti. Zogby, Trump’ın Amerikalılara Venezuela petrolünden faydalanacakları yönündeki vaatlerinin gerçeğe dayalı olmadığını; ağır petrol altyapısının onarımının yıllar alacağını belirtti.

Beyaz Saray'daki rekabetçi atmosfer

Seçim kampanyaları yaklaşırken, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında belirgin bir rekabet göze çarpıyor. MAGA tabanına yakınlığıyla bilinen Vance, etkisini iç politikadaki hamlelerle güçlendirirken, Rubio ise açık bir rekabet olmadığını belirtip ülkesinin uluslararası alandaki varlığını artırmaya odaklanıyor.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında (EPA)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında (EPA)

Vance, 2028 başkanlık seçimleri için güçlü bir aday olarak görülürken, bu rekabet Cumhuriyetçi Parti içindeki milliyetçi ve geleneksel kanatlar arasındaki daha derin bir mücadelenin yansıması olarak değerlendiriliyor.

Zogby’ye göre bu çatışma esasen politika farklılıklarından ziyade nüfuz ve mevki mücadelesi etrafında şekilleniyor. Zogby, Trump’ın sadakat temelli atamaları ve ismini ulusal kurumların önüne koyma eğiliminin, ‘hırslı bir otoriter sistem’ inşasına işaret ettiğini ve bunun önümüzdeki yıllarda Amerikan demokrasisi üzerinde derin etkiler yaratabileceğini vurguladı.


Trump: Britanya, Chagos Adaları'nı Mauritius'a devrederek aptalca bir hata yaptı

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump: Britanya, Chagos Adaları'nı Mauritius'a devrederek aptalca bir hata yaptı

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün yaptığı açıklamada, kendisinin Danimarka'ya ait Grönland adasının kontrolünü ele geçirmeye çalıştığı bir dönemde, İngiltere'nin Hint Okyanusu'ndaki Chagos Adaları'nı Mauritius'a devretmeyi öngören 2024 tarihli anlaşmayı imzalamasının "büyük bir aptallık" olduğunu söyledi.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, "İngiltere'nin bu kadar hayati bir bölgeyi vermesi çok aptalca bir hareket ve Grönland'ı ele geçirmemiz için ulusal güvenlik nedenlerinin çok uzun listesindeki bir diğer madde" ifadelerini kullandı.

Bu, Trump'ın daha önce anlaşmayı desteklediği göz önüne alındığında, pozisyonunda önemli bir değişikliğe işaret ediyor.

2024 yılında Britanya, eski sömürgesi Mauritius'un Chagos Adaları üzerindeki egemenliğini tanıyan ve takımadaların en büyük adası olan Diego Garcia'da kira sözleşmesiyle ortak bir İngiliz-Amerikan askeri üssünü elinde tutan "tarihi bir anlaşmaya" imza attı.

Britanya, eski sömürgesinin 1960'larda bağımsızlığını kazanmasının ardından Chagos Adaları üzerindeki kontrolünü elinde tutmuştu.

Trump şunları yazdı: “Şaşırtıcı bir hamleyle, büyük NATO müttefikimiz Birleşik Krallık, hayati önem taşıyan bir ABD askeri üssüne ev sahipliği yapan Diego Garcia'yı hiçbir sebep yokken Mauritius'a devretmeyi planlıyor.”

Şöyle devam etti: “Çin ve Rusya'nın bu tam bir zayıflık gösterisine karşı tetikte olduklarından şüphe yok” diyerek “Bunlar sadece gücü anlayan uluslararası güçlerdir; bu yüzden, benim liderliğim altında, sadece bir yıl içinde, Amerika Birleşik Devletleri daha önce hiç olmadığı kadar saygı görüyor.”

Trump, Chagos'u Grönland'a benzeterek, "Danimarka ve Avrupalı ​​müttefikleri doğru olanı yapmalı" diye yazdı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Chagos anlaşması geçen mayıs ayında Londra'da imzalandı ve o dönemde Washington tarafından onaylandı.

 ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, anlaşmayı Twitter üzerinden övdü ve Diego Garcia üssünün "uzun vadeli, istikrarlı ve etkili kullanımını sağladığını" ve bunun "bölgesel ve küresel güvenliğin temel taşı" olduğunu belirtti.