Mağrib El Kaidesi’nin başına radikallerin çekirdeğinden bir Cezayirli getirildi

Ebu Musab Abdulvedud'un Mali'nin kuzeyinde öldürülmesinden 5 ay sonra yerine Ebu Ubeyde Yusuf el-Annabi getirildi. Annabi’nin adı, ABD'nin ‘uluslararası teröristler’ listesinde yer alıyor.

Gerçek adı Abdelmalek Droukdal olan İslami Mağrib El Kaidesi örgütünün eski lideri Ebu Musab Abdulvedud geçtiğimiz Haziran ayında Fransız özel kuvvetleri tarafından düzenlenen operasyonla öldürülmüştü (AFP)
Gerçek adı Abdelmalek Droukdal olan İslami Mağrib El Kaidesi örgütünün eski lideri Ebu Musab Abdulvedud geçtiğimiz Haziran ayında Fransız özel kuvvetleri tarafından düzenlenen operasyonla öldürülmüştü (AFP)
TT

Mağrib El Kaidesi’nin başına radikallerin çekirdeğinden bir Cezayirli getirildi

Gerçek adı Abdelmalek Droukdal olan İslami Mağrib El Kaidesi örgütünün eski lideri Ebu Musab Abdulvedud geçtiğimiz Haziran ayında Fransız özel kuvvetleri tarafından düzenlenen operasyonla öldürülmüştü (AFP)
Gerçek adı Abdelmalek Droukdal olan İslami Mağrib El Kaidesi örgütünün eski lideri Ebu Musab Abdulvedud geçtiğimiz Haziran ayında Fransız özel kuvvetleri tarafından düzenlenen operasyonla öldürülmüştü (AFP)

Cezayir güvenlik servisleri, İslami Mağrib El Kaidesi örgütünün (Tanzim el-Kaide fi Bilad el-Mağrib el-İslami) yeni liderinin Ebu Ubeyde Yusuf el-Annabi adıyla bilinen Yezid Mubarek’in getirildiğini duyurdu. Annabi, 1990'ların başlarından bu yana faaliyet gösteren aşırılık yanlısı grupların çekirdeğinden gelen son terörist ve en az 20 yıldır en çok arananlardan biri.
Dünyanın dört bir yanındaki aşırılık yanlısı grupların faaliyetlerini izleyen ABD merkezli SITE Intelligence Group’ internet sitesi El Kaide’nin Kuzey Afrika ve Sahel kolunun, gerçek adı Abdelmalek Droukdal olan lideri Ebu Musab Abdulvedud’un geçtiğimiz Haziran ayında Mali’nin kuzeyinde Cezayir sınırına yakın bir bölgede Fransız Özel Kuvvetleri tarafından öldürülmesinin ardından Ebu Ubeyde Yusuf el-Annabi’yi yeni lideri olarak atadığını bildirdi. Ebu Musab Abdulvedud’un öldürüldüğü bölge, aşırılık yanlısı faaliyetlerin ve sınır ötesi insan kaçakçılığı ağlarının merkezi olan çöl kasabası Tessalit. Bu kasaba Mali hükümetinin kontrol sağlamakta zorlandığı bir bölge olarak biliniyor.
SITE Intelligence Group sitesi, Yezid Mubarek'in aşırılık yanlısı örgütün lideri olarak atanmasıyla ilgili kendilerine bir video kaydı gönderildiğini ve Mubarek’in Cezazyir’in Annaba şehrinden bir Cezayirli olduğunu belirtti. Site Mubarek’in aynı zamanda Afganistan savaşına katılmış ve İslami Kurtuluş Cephesi’nin kazandığı seçimlerin sonuçlarının iptal edilmesi için 1992 yılı başlarında ordunun müdahalesine karşı 1993 yılında kurulan Silahlı İslami Grup'a (El-Cemaat El-İslamiye El-Musallaha - GIA) ilk katılanlardan biri ve Cezayir Cumhurbaşkanı Eş-Şazili Bin Cedid’i istifaya zorlayanlar arasında olduğu bilgisini aktardı.
Adı, Eylül 2015'ten bu yana ABD'nin ‘uluslararası teröristler’ listesinde yer alan Annabi, son yıllarda örgütün medya şefliği görevini yürütüyordu. Annabi, örgütün yayınladığı propaganda görüntülerinde düzenli olarak yer aldı ve basına röportajlar verdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Mağrip El Kaidesi’nin (AQIM) yeni liderini özel bir şekilde sınıflandırılmış uluslararası bir terörist olarak nitelendirirken Birleşmiş Milletler (BM) de onun terör örgütünün ‘faaliyetlerinin finanse edenlerden biri olduğunu’ söylüyor.
Öte yandan Annabi, birçok karışıklıkla karşı karşıya. Bunlardan ilki AQIM’e bağlı gruplar ile Büyük Sahra DEAŞ'ı ile bağlantılı gruplar arasında yaşanan ciddi savaştır. Bu savaş, Mali, Nijer ve Burkina Faso'da aylardır devam ediyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik kaynağı, Annabi’nin (58), bazı örgüt liderlerinin sivilleri hedef almasına tepki olarak silahlı gruptan ayrılan Selefi Vaaz ve Savaş Grubu’nun (GSPC) (1998) kurucularından biriydi. Aynı kaynağa göre Annabi, GSPC’nin ilk lideri Abdulmecid Dişu adıyla bilinen Ebu Musab Abdulmecid’in ve halefi Nebil Sahravi'nin yakın arkadaşlarından biri. Annabi’nin ayrıca örgütün önde gelen lideri Hasan Hattab'ın sağ kolu olduğunu belirten kaynak, Hattab ile Yezid arasında 2005 yılında dönemin Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika'nın milislere önerdiği ‘ulusal uzlaşı projesi’ çerçevesinde GSPC liderinin silah bırakmaya niyetli olması nedeniyle ‘Ebu Hamza’ adlı bir anlaşmazlık çıktığını belirtti. Daha sonra Ebu Hamza’nın gruptan ayrılmasıyla anlaşmazlığın sona erdiğini belirten kaynak, Ebu Hamza’nın aftan yararlanarak normal hayatına döndüğünü kaydetti.
Annabi’nin GSPC’nin 2007 yılı başlarında AQIM’e dönüştüren bir ‘projenin’ en büyük meraklılarından biri olduğunu söyleyen kaynağa göre Annabi, GSPC lideri Abdelmalek Droukdal ile birlikte El Kaide ve GSPC’nin kaynaşmasına yol açan temaslarda bulundu. Bu yüzden bir gün örgütün lideri olması kaçınılmazdı.
Annabi’nin istihbarat servislerinin kendisini tutuklamak için yaptığı sayısız girişimin ardından en az on yıl önce Cezayir’den ayrıldığını belirten kaynak, Annabi’nin ayrıca birçok suikasttan da kurtulduğunu ifade etti. Annabi’nin örgütün lideri olmasının örgüt içinde Cezayirlilerin hakimiyetini güçlendirdiğine dikkati çeken kaynak, şer’i bilimlerde uzman olan Cezayirli Annabi’nin, örgüt lideri Ebu Musab Abdulvedud’un Cezayir güvenlik birimleri tarafından aranırken 2012 yılında kendilerine sığındığı Tuareg kabilesinin tavsiyesi üzerine Mali’nin kuzeyindeki gelenekselci kasabalara yerleştiğini söyledi.
Güvenlik uzmanlarına göre Mali'deki askeri güçlerin yanı sıra Batılı ülkelerin Burkina Faso ve Nijer'deki varlıklarını hedef alan birçok terör eyleminin planlanmasının arkasında Annabi bulunuyor.
Uzmanlar, Annabi’nin DEAŞ ile nüfuz mücadelesinde benimseyeceği yaklaşımı öğrenmek için sabırsızlanırken Droukdel'in eskiden bol miktarda bağımsızlık ve özgürlük verdiği Sahel bölgesinde Annabi’nin El Kaide’ye bağlı örgütlerle kuracağı ilişki de dahil olmak üzere birçok sorun ortaya çıkıyor.
Öte yandan Mali'de konuşlandırdığı ‘Barkhane Operasyonu’ adlı 5 bin kişilik askeri birliğiyle terörle mücadelede G5 Sahel ülkelerine (Moritanya, Mali, Nijer, Çad ve Burkina Faso) destek veren Fransa, Sahel ülkeleriyle iş birliği içinde gerçekleştirilen askeri operasyonlarda onlarca teröristin öldürüldüğünü duyurdu. Son olarak Fransa, Nijerya ve Mali askeri güçlerinin geçtiğimiz Ekim ayı boyunca Mali ve Nijer sınırlarında, Sahra Çölü'nde düzenledikleri operasyonda onlarca teröristin öldürüldüğü bildirildi.
Diğer yandan, Mali'nin kuzeyinde BM’nin 15 bin askerlik bir barış koruma gücü konuşlu. Barış gücünde görev yapan yüzlerce Avrupalı ​​asker, Mali ordusunu terörle mücadele için eğitiyor. Ancak El Kaide ve DEAŞ üyeleri, son yıllarda binlerce sivilin ölümüne neden olan ve on binlerce kişinin yerinden eden terörist saldırılarına devam ediyor.



Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
TT

Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)

Gazze'de Filistinli gruplar içindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Hamas ile silah meselesi konusunda "genel istişarelerin" devam ettiğini doğruladı. Bir kaynak, "özellikle Gazze Şeridi'ndeki hükümet operasyonlarının (Gazze İdari Komitesi'ne) devredilmesiyle birlikte, grupların silahları konusunda arabulucularla daha ciddi görüşmelerin önümüzdeki günlerde başlayacağını" ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılmasını ateşkesin ikinci aşamasının uygulanması için temel bir koşul olarak görürken, Filistin hareketi silahlarının akıbetini bu konuda "ulusal bir uzlaşmaya" bağlıyor.

Hamas'tan bir kaynak Şarku’l Avsat'a, silahların akıbeti konusunun "kamuoyu istişareleri" aşamasında olduğunu söyledi.

Kaynaklar, "kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçeve" oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı. Ayrıca, "Filistinli gruplarla bazı istişarelerin yapıldığını ve bu konuyu ele alacak ciddi görüşmeler sırasında arabuluculara sunulmak üzere bir önerinin hazırlandığını" vurguladılar.


İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
TT

İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)

Irak sahnesinde derin bir siyasi kriz, ülkenin iç işlerine yönelik açık bir ABD müdahalesi ve komşu İran’da olası bir savaş riski bulunuyor. Bu tablo karşısında, Irak’ın geçmişte yaşadığı ve ancak kısmen toparlanabildiği yeni bir istikrarsızlık sürecine yeniden sürüklenip sürüklenmeyeceği sorusu gündeme geliyor.

Yıllar boyunca ülkeyi yıkım ve kaosa sürükleyen çatışmaların ardından Irak son dönemde görece bir istikrar yaşamaya başladı. Ancak siyasi alandaki derin görüş ayrılıkları ve İran ile ABD arasındaki ilişkilerde denge kurmanın zorluğu, bu kırılgan istikrarı tehdit etmeyi sürdürüyor.

Bağdat’ta hükümet kurma süreci, çoğu zaman Tahran ve Washington’un çıkarları ile siyasi nüfuzundan etkilenen karmaşık bir süreç olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta yaptığı açıklamada, eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi hâlinde Washington’un Bağdat’a yönelik tüm desteğini keseceğini dile getirdi. ABD yönetiminden bazı temsilcilerin de kulislerde Iraklı siyasetçiler üzerinde aynı yönde baskı kurduğu belirtiliyor.

erregt
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Siyaset analisti İhsan eş-Şemmeri’ye göre“Başkan Trump’ın yönetimi İran ile Irak arasında bir ayrım yapmıyor; iki ülkeyi tek bir dosya olarak ele alıyor ve aralarında net bir çizgi çekmiyor.”

Kasım ayında yapılan parlamento seçimlerinin ardından yaşanan uzun siyasi çekişmeler sonrasında, Tahran’a yakın Şii partileri bünyesinde barındıran ve parlamentodaki en büyük blok konumundaki Koordinasyon Çerçevesi, cumartesi günü Nuri el-Maliki’yi yeni hükümetin başbakanlığına aday gösterdiğini duyurdu.

75 yaşındaki Maliki, 2006-2014 yılları arasında iki dönem başbakanlık yapmış; bu süreçte ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi, mezhep temelli şiddetin tırmanması ve DEAŞ’ın ülkenin geniş kesimlerini ele geçirmesi gibi kritik gelişmeler yaşanmıştı. İkinci döneminde Washington ile ilişkileri soğurken, İran ile bağları güçlenmişti.

Trump, salı günü Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda Maliki’yi “son derece kötü bir seçenek” olarak nitelendirerek, “çılgın politikaları ve ideolojisi” nedeniyle seçilmesi hâlinde ABD’nin Irak’a gelecekte hiçbir yardım sağlamayacağını söyledi.

dwfrgty6
Nuri el-Maliki (Reuters)

AFP’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın bir kaynağa dayandırdığı habere göre Trump’ın açıklamalarının ardından ittifak içinde önümüzdeki döneme ilişkin yoğun görüşmeler yürütülüyor. Siyasi kaynaklar, ittifak içinde bir bölünme yaşandığını; bazı liderlerin Irak’ı Trump’ın tehditlerinden korumak için Maliki’ye geri çekilme çağrısı yaptığını, bazılarının ise ABD müdahalesini reddederek tutumlarını sürdürmekte ısrar ettiğini aktarıyor.

Maliki’ye yakın bir Iraklı yetkili ise, Maliki’nin ABD yönetimiyle “çatışma arayışında olmadığını”, ekibinin Washington ile “uzlaşı yolları bulmaya çalıştığını” söyledi. Yetkili, “Durum zor ama imkânsız değil; bunun için zamana ihtiyaç var” dedi.

ABD’nin nüfuzu

ABD, Irak üzerinde önemli bir nüfuza sahip. Özellikle Irak’ın petrol ihracatından elde edilen gelirlerin, 2003’te Saddam Hüseyin rejimini deviren ABD işgalinin ardından yapılan bir düzenleme uyarınca New York’taki ABD Merkez Bankası’nda tutulması bu etkinin başlıca unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Son yıllarda birçok ABD’li şirket Irak’ta büyük ölçekli yatırımlara imza atarken, Washington ile iyi ilişkilere sahip olan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti de özellikle ülke gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını sağlayan petrol sektöründe yeni yatırımlar çağrısı yapıyor.

fgt
Muhammed Şiya es-Sudani (DPA)

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynak, Maliki’nin yeniden başbakan olması hâlinde Trump’ın Irak’a yönelik yaptırımlar uygulamasından ciddi endişe duyulduğunu belirtti. Ekonomik büyümede zorluklar yaşayan Irak için, daha önce İran’a yaptırımları delmeye yardımcı olmakla suçlanan Iraklı kuruluşlara yaptırım uygulayan ABD’nin yeni cezai adımlar atması büyük bir risk olarak görülüyor.

Şemmeri, Irak’ın bir sonraki hükümette “İran merkezli bir çizgide ilerlemesi” durumunda ülkenin “büyük bir kırılma noktasına” sürükleneceğini, bunun da Trump’ın uyguladığı “azami baskı politikası” kapsamında ekonomik ve mali alanları kapsayan bir izolasyona yol açabileceğini ifade ediyor.

İran’da savaş ihtimali

Irak için komşu İran’ı denklemin dışında tutmak zor görünüyor. Özellikle Tahran’ın, son yirmi yılda bölgesel nüfuzunu genişletmede kilit rol oynayan Irak’taki kazanımlarını koruma çabası ve Gazze savaşı sonrası bölgedeki müttefiklerinin ağır kayıplar vermesi bu durumu daha da karmaşık hâle getiriyor.

Tahran, yıllardır Irak’ta; başbakanların belirlenmesinde etkili olan Şii partiler veya direniş ekseninin bir parçası olan ve ABD ile İsrail karşıtı silahlı gruplar aracılığıyla belirleyici bir etkiye sahip. Bu gruplar, İran’ı savunmak için müdahalede bulunacaklarını sık sık dile getirmiş olsa da, örneğin haziran ayında 12 gün süren İsrail-İran çatışmasında fiilen devreye girmediler.

Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale tehdidini yinelemesi ve Tahran’ın “ezici bir karşılık” sözü vermesi üzerine, bu hafta Irak’taki iki önde gelen silahlı grup olan “Hizbullah Tugayları” ve “Nüceba Hareketi”, İran’a destek amacıyla “kapsamlı savaşa” hazır olduklarını açıkladı ve “düşmanlara” karşı “intihar operasyonları” için gönüllü başvuru merkezleri kurduklarını duyurdu.

Şemmeri, ABD’nin İran’a yönelik olası bir savaşının Irak’ı “bir savaş alanına, bir misilleme platformuna ya da askeri baskı sahasına” dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Washington’un “İran rejimini devirmek, dini lider Ali Hamaney’i hedef almak ve askeri saldırı düzenlemek” yönündeki tehditlerinin Irak iç siyasetinde her düzeyde güçlü yankılar uyandıracağını belirtiyor.

Şemmeri’ye göre İran’da rejimin çökmesi hâlinde Irak’taki müttefik güçler askeri ve siyasi düzeyde “varoluşsal bir mücadeleye” girmek zorunda kalacak. Bu durumun ise Irak’ta siyasi sistemin yeniden şekillendiği yeni bir senaryonun önünü açabileceği ifade ediliyor.


Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın yakında açılacağına dair açıklamalara rağmen, Kahire ile Tel Aviv arasında yapılan son istişareler, giriş-çıkış sayıları konusunda ciddi görüş ayrılıklarını ortaya koydu. Mısır’ın, Filistinlilerin zorla göç ettirilmesine yönelik olası planların önüne geçmek amacıyla giriş ve çıkış sayılarının eşit olması gerektiği konusunda ısrarcı olduğu bildirildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu, perşembe günü söz konusu anlaşmazlıklara dikkat çekerken, Filistin Yönetimi’ne yakın bir Filistinli kaynak da bu bilgileri Şarku’l Avsat’a doğruladı. Kaynak, çarşamba günü yapılan toplantıda Kahire’nin, “çıkış yapanların sayısının giriş yapanlardan fazla olmaması” konusunda net ve kararlı bir tutum sergilediğini, bunun da zorla göçe kapı aralayabilecek her ihtimali ortadan kaldırmayı amaçladığını söyledi.

Aynı kaynak, en büyük sorunun İsrail’in, Refah Kapısı yakınında geri dönenleri denetlemek amacıyla yeni bir kontrol noktası kurma girişimi olduğunu belirtti. Bu planın Mısır, Filistin ve Arap tarafları tarafından reddedildiğini vurgulayan kaynak, konunun hâlen müzakere edildiğini, ancak bunun kapının açılış tarihini etkilemeyeceğini; kapının cuma günü, olası gecikmeler durumunda ise pazar günü açılabileceğini ifade etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’na göre pazar günü her iki yönde açılması beklenen Refah Kapısı’nda giriş-çıkış sayıları konusunda Kahire ile Tel Aviv arasında anlaşmazlık bulunuyor. İsrail, çıkış yapanların sayısının daha fazla olmasını isterken, Mısır eşit oran konusunda ısrar ediyor ve Gazze’den “sessiz bir göçü teşvik etme” girişiminden endişe ediyor. Tarafların bu anlaşmazlıkları çözmeye çalıştığı belirtiliyor.

Çarşamba günkü toplantıya ilişkin bilgilere sahip olan Filistinli kaynak, kapının haftada beş gün, sabah 09.00 ile akşam 17.00 saatleri arasında açılmasının planlandığını, ilk aşamada yalnızca hastalar ve refakatçilerinin çıkışına izin verileceğini aktardı. Buna göre, Filistin Yönetimi’ne bağlı ve Eyad Nasr başkanlığındaki sınır kapısı idaresine sunulacak listeler Mısır tarafına iletilecek; Avrupa Birliği misyonu ise İsrail’e isimleri bildirecek.

Kaynak, zorla göç endişelerinin tamamen ortadan kalkmadığını, ancak ilk aşamada çıkışların yalnızca sayıları 20 bini aşan hastalar ve refakatçileriyle sınırlı olması nedeniyle bu riskin daha düşük olduğunu söyledi. İlerleyen aşamalarda ise, sınır kapısı idaresine ve Mısır makamlarına önceden başvuru yapılmadan kimsenin seyahat etmesine izin verilmeyeceğini, her aşamanın kendine özgü düzenlemeleri olacağını kaydetti. Öte yandan Mısır’ın, daha önce kendi topraklarında tedavi gören kişilerin Gazze’ye dönüşü için de listeler hazırladığı belirtildi.

Kaynak ayrıca, İsrail’in geri dönenleri denetlemek üzere kapı yakınında yeni bir kontrol noktası kurma isteğinin şu an zorla göçten daha büyük bir sorun teşkil ettiğini ve bu konuda Mısır, Filistin ve Arap taraflarının itirazlarının sürdüğünü söyledi.

ft6u7
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım yüklü kamyonlar (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail işleri uzmanı siyaset analisti Said Akkaşe’ye göre zorla göç meselesi İsrail’in vazgeçmeyeceği ve anlaşma sürecini oyalamak ya da aksatmak için kullandığı araçlardan biri. Akkaşe, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu yaklaşımın silahsızlandırma, yeniden imar ve İsrail’in çekilmesi gibi diğer dosyalarda da tekrar edileceğini belirtti. Mısır’ın tutumunun giriş-çıkışta denge ve sayısal eşitlik ilkesine dayandığını vurgulayan Akkaşe, İsrail’in zaman çizelgelerini bilinçli olarak uzattığını, örneğin 10 gün sürmesi öngörülen bir maddenin iki aya yayılabildiğini ifade etti.

Kuzey Sina Valisi Halid Mecavir ise çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, Refah Kapısı’nın Mısır tarafının bağlı olduğu vilayetin tüm olası senaryolara hazır olduğunu söyledi. Kriz yönetim odasının, kapının açılması da dâhil olmak üzere, gelişmelere göre yardım girişini kapsayan tüm senaryolar üzerinde çalıştığını belirtti.

Mecavir, “Büyük bir hareketlilik var ve işler arzu ettiğimiz yönde ilerliyor” diyerek, Kuzey Sina’nın uzun süredir kapının açılmasına hazır olduğunu, Kahire’deki ve farklı devlet kurumlarını kapsayan kriz yönetim odasıyla koordinasyon içinde çalıştıklarını ifade etti. Gazze’den yaralıların kabulü ve insani yardımların girişine yüzde 100 hazır olduklarını da sözlerine ekledi.

Öte yandan, aralarında dokuz Avrupa ülkesi ile Kanada ve Japonya’nın da bulunduğu ülkeler, çarşamba günü yayımladıkları ortak bildiride İsrail hükümetine Gazze ile tüm sınır kapılarını açma ve uluslararası hukuka uygun şekilde insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırma çağrısında bulundu.

Akkaşe, Refah Sınır Kapısı’nın İsrail kaynaklı olası engellemelerden korunabilmesi için Mısır ve Avrupa’nın ortak gözetimi altında faaliyet göstermesinin beklendiğini vurguladı. Avrupa tarafının sahada yer alması durumunda kapının açılma ihtimalinin güçleneceğini belirten Akkaşe, mevcut anlaşmazlıkların ise daha sonraki müzakere süreçlerine bırakılabileceğini ifade etti.