Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nden salgına karşı mücadelede kararlılık mesajı

Veliaht Prens Muhammed bin Selman G20 Liderler Zirvesi sonunda konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Veliaht Prens Muhammed bin Selman G20 Liderler Zirvesi sonunda konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nden salgına karşı mücadelede kararlılık mesajı

Veliaht Prens Muhammed bin Selman G20 Liderler Zirvesi sonunda konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Veliaht Prens Muhammed bin Selman G20 Liderler Zirvesi sonunda konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdulaziz, Suudi Arabistan’ın G20 başkanlığını sırasında çabalarını daha güçlü, daha sağlam ve sürdürülebilir bir dünya inşa etmeye adadığını vurguladı. Ayrıca bunun, Krallığın Vizyon 2030 projesi çerçevesinde tanık olduğu büyük ekonomik ve sosyal dönüşüme paralel olduğunu belirtti. 
Veliaht Prens, G20 Liderler Zirvesi sırasında G20'nin şu andan itibaren biri sanal, biri yıl ortasında olmak üzere iki zirve düzenlemeyi önerdiğini ve ülkesinin yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı herkes için aşı ve tedavi sağlamaya yönelik uluslararası çabaları adil ve uygun bir şekilde desteklemeye devam edeceğini vurguladı. Ayrıca bunu başarmak için uluslararası ortaklar ve önümüzdeki yıl G20 Başkanlığı’na gelecek İtalya ile birlikte çalışacaklarını kaydetti.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın açıklamaları, G20 Zirvesi'nin sona ermesinin ardından yaptığı G20 Başkanlığı açıklamasında geldi. Prens Selman, koronavirüs salgını ve sağlık, ekonomik ve sosyal alanları etkileyen sonuçları çerçevesinde yaptığı açıklamada, “Bu dönemde işbirliğimiz her zamankinden daha önemliydi. İnsan hayatının, geçim kaynaklarının korunması, pandeminin neden olduğu zararların azaltılması ve gelecekteki krizlerle mücadelede hazırlığın artırılması sorumluluğu konusunda ciddi şekilde birlikte çabaladık” ifadelerini kullandı.
Veliaht Prens, pandeminin sınır tanımadığını, tüm ülkelere ulaştığını ve dünyada yaşayan her insanı doğrudan veya dolaylı olarak etkilediğini, bunun da G20'nin oynadığı önemli rolün etkinleştirilmesini gerektirdiğini vurguladı. Bu amaçla, G20 Grubu’nun kuruluşundan bu yana bir ilk olarak tek bir başkanlık sırasında G20 liderlerinin iki kez bir araya geldiğini belirtti.
Prens Selman, tüm insanlığın tanık olduğu bu küresel tehditle mücadele etme konusunda şu değerlendirmelerde bulundu:
"Grubun ülkeleri, pandemi ve sonuçlarıyla başa çıkmak için eşi benzeri görülmemiş ve işbirliği içerisinde önlemler aldı. Bu istisna yılın sonuna gelmiş bulunuyoruz. G20 grubu bazı öncelikler belirledi ve bunu uygulamak için birlikte çalıştık. Bunların başında salgının sağlık, ekonomi ve sosyal alanlardaki etkilerini iyileştirmek ve hayatları, geçim kaynaklarını korumak ve en muhtaç grupları desteklemek için gerekli olan tüm önlemleri almak geliyor. Grup, bunu başarmak için aşağıdaki öncelikleri belirledi:

Gerekli kaynaklar
Veliaht Prens konuyla alakalı yaptığı açıklamada, "Koronavirüs ile mücadele etmek için ön saflarda bulunanlara derhal gerekli kaynakları sağladık" dedi. Ayrıca, pandeminin başlangıcında G20 ülkelerinin acil finansman ihtiyaçlarını karşılamak için özellikle teşhis araçları, aşılar ve etkili tedaviler geliştirilmesi amacıyla 21 milyar dolardan fazla taahhütte bulunduklarını belirtti. "Krallık, bu çabaları desteklemek için 500 milyon dolar katkıda bulundu."
Prens Muhammed bin Selman, açıklamasında şunları kaydetti:
“G20'de, koronavirüse karşı herkesin aşı, teşhis araçları ve tedavileri adil ve uygun maliyetli bir şekilde elde etmesi için uygun koşullar yaratmak amacıyla hiçbir çabadan kaçınmadık. Hala bunlar üzerinde çalışıyoruz.”

Olağanüstü önlemler
Veliaht Prens açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:
“Ekonomilerimizi ve halklarımızı desteklemek için olağanüstü önlemler aldık ve bu yıl G20 eylem planının bir parçası olarak, şirketleri desteklemek ve bireylerin geçim kaynaklarını korumak için küresel ekonomiye 11 trilyon dolardan fazla para sağladık. Bu, G20 Grubu'nun daha önce eşi görülmemiş bir katkısı oldu. Ayrıca, işlerini ve gelir kaynaklarını kaybedenleri korumak için sosyal koruma ağlarını da genişlettik."

Acil durum desteği
Veliaht Prens, borçların ödenmesi durumunu askıya alma girişimine atıfta bulunarak şu ifadelerini kullandı:
"Pandemi, onlarca yıllık kalkınma çabalarını boşa çıkarmakla tehdit ettiği için dünyadaki en savunmasız ülkelere acil destek sağladık. Nüfusu bir milyarı aşan risk altındaki çoğu ülkenin borç yükünü azaltmak için 14 milyar dolardan fazla destek verdik. Ayrıca bu girişimi uzattık ve yeniden uzatma durumu gerektiren bir şey olup olmadığını görmek için durumu değerlendirmeye devam edeceğiz.”
"Buna ek olarak, gelişmekte olan ve düşük gelirli ülkelere yardım etmek için G20 Grubu ile birlikte çalışan kalkınma bankaları, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası  aracılığıyla 300 milyar dolardan fazla destek sağlandı. Gücümüz, birliğimizde yatıyor ve aslında bu G20’nin de dünya ülkelerinin tüm kıtalardan bir araya gelerek bu çağın acil zorluklarıyla mücadele edip bunlara karşı etkili ve ortak çözümler alması için kurulma amaçlarından biri. 

Salgınlardan korunma
Veliaht Prens, "Gelecekte olası pandemilerden daha iyi korunmanın öneminin artık farkındayız ve ayrıca bu krizden dersler almalıyız. Bunu başarmak için Krallık G20 Başkanlığı sırasında salgınlarla mücadeleye yönelik araçlara erişime katkıda bulunan bir girişim önerdi" dedi.
Girişimin 3 hedefe ulaşmayı amaçladığını belirten Veliaht Prens Muhammed bin Selman bunu, “Tüm bulaşıcı hastalıklar için teşhis araçlarının, tedavilerin ve aşıların araştırılmasını, geliştirilmesini ve dağıtımını teşvik etmek, küresel pandemiye hazırlık için uluslararası finansmanı teşvik etmek ve kolaylaştırmak, ayrıca dünyanın her yerindeki epidemiyologların eğitimini desteklemek” şeklinde açıkladı. 

Daha güçlü bir dünya inşa etmek
Prens Muhammed bin Selman, Krallığın G20 başkanlığı sırasında çabalarını daha güçlü, daha sağlam ve sürdürülebilir bir dünya inşa etmeye adadığını vurguladı. “Bu, tüm vatandaşlarımızın, özellikle de kadın ve gençlerin 21. yüzyılın fırsatlarını yakalayarak güçlendirilmesini sağlamayı amaçlayan Krallığın 2030 vizyonu çerçevesinde kaydettiği büyük ekonomik ve sosyal dönüşümü ile paralel bir durum.”
Veliaht Prens'in bildirdiklerine göre, Suudi Arabistan’ın G20 başkanlığı çerçevesinde G20 üyeleri, küresel bir toparlanmanın temellerini atacak bir dizi hayati inisiyatif üzerinde anlaştılar. Prens Selman, bunların önümüzdeki on yıllar boyunca etkilerinin devam edeceğini umduğunu dile getirdi.

Riyad Girişimi
Muhammed bin Selman açıklamasının devamında şunları kaydetti:
"Dünya Ticaret Örgütü'nün reformu için gerekli desteği sağlamak üzere Dünya Ticaret Örgütü'nün geleceği konusunda Riyad girişimini başlattık. Ayrıca kaliteli eğitim ve finansal katılım sağlayarak kadınları ve gençleri güçlendirmeye yönelik çabaları sürdürdük. Krallık, başkanlığı sırasında çevreyi korumaya büyük önem verdi."
"G20 Grubu ile, ekonominin tüm sektörlerinde karbon emisyonlarının yönetimini iyileştirmek ve daha temiz, daha sürdürülebilir ve daha uygun fiyatlı enerjiye erişim sağlamak için döngüsel bir karbon ekonomisi yaklaşımı üzerinde anlaştık. Ayrıca arazi bozulmasını azaltmak ve mercan resiflerini korumak için G20 girişimini başlattık. Ayrıca, dünyadaki her bir insan için güvenli bir şekilde yönetilen temiz su sağlamak için toplu çabaları yoğunlaştırdık. artan talep ve çevresel baskıların olduğu bir zamanda herkes için gıda güvenliğini sağlamanın temel zorluğuyla mücadele ettik. 

İstisnai bir zorluk
“Bu zorluklarla geçen yılda G20 başkanlığını devralmak istisnai bir zorluk ve aynı zamanda gerçek bir onur oldu. Bu zirvenin, köklü tarihi, asil halkı ve müreffeh geleceğiyle gurur duyan bir ulusun öyküsünü anlatan başkent Riyad'da sanal olarak düzenlenmesini umuyorduk.”
Prens Muhammed bin Selman konuşmasında, "Bugün bu zirveyi sonlandırıyoruz. Salgının üstesinden gelmek için önlemler almaya ve ortak çalışmaya devam etmeye kararlıyız. Ülkelerimize ve genel olarak dünyaya umut ve güvence veriyoruz. Bu yıl başardıklarımızdan gurur duyuyoruz ve hala yapacak çok işimiz olduğunu biliyoruz" ifadelerini kullandı. Ayrıca, Krallığın koronavirüse karşı geliştirilen aşıların ve tedavilerin herkes için erişilebilir olması ve adil ve uygun bir şekilde sağlanmasıyla ilgili uluslararası çabaları desteklemeye devam edeceğini vurguladı.
Veliaht Prens, ülkesiyle bu taahhüdü paylaşan pek çok kişi olduğuna dikkati çekerek şunları kaydetti: 
“Bunu başarmak için önümüzdeki yıl uluslararası ortaklarımız ve G20'ye başkanlık edecek İtalya ile birlikte çalışacağız. Krallık, Grup üyeleriyle birlikte 21. yüzyılın zorluklarını ele almaya yönelik küresel çağrılara karşılık vermeye devam edecek. Önümüzdeki yıl G20 Başkanlığı’na gelecek İtalya için başarılar dilerim.”



Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
TT

Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Dr. Faris bin Muteb el-Meşrafi, Suudi Arabistan’ın ‘Kuruluş Günü’nde ciddi tarih yazımının olayları anlatmak veya başlangıçları yüceltmekle sınırlı olmadığını, daha çok devletin araçlarını, yetkililerin nasıl düşündüklerini, kendilerini nasıl tanımladıklarını ve siyasi ve idari varlıklarını nasıl kullandıklarını ortaya koyan küçük işaretleri ispat etme eğiliminde olduğunu vurguladı. Bu araçlar arasında mühür, devlet kavramını tek bir eser içinde özetleyen, anlam açısından zengin bir materyal belge olarak öne çıkıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Meşrafi, “Mühür, siyasi ve idari bağlamından ayrı görülemeyeceğinden yapısını ve ifadesini incelemek, onu üreten devletin doğasını daha derinlemesine anlamanın kapısını açar. Birinci Suudi Devleti’nin üçüncü imamı olan İmam Suud bin Abdulaziz'e (ö. 1229 H/1814 M) atfedilen mühür, 13. yüzyılın ilk on yılında Şam Valisi’ne hitaben yazılmış bir mektup da dahil olmak üzere resmi yazışmaları tasdik etmek için kullanıldı. Mühürün ortasında, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ve hicri 1223 tarihi yazarken bütünlük ve kesinlik ifade eden dairesel bir çerçeve bulunuyor. Mühür, süs amaçlı değil, resmi tanıma amacıyla yapılmıştır. Mühürün varlığı, kararlarını ve yazışmalarını belgelendirmesi gereken merkezi bir otorite ve temsil bilincine sahip bir idare olduğunu gösteriyor. Mühürlenmiş her mektup, dolaylı olarak şunu belirtir: Bu, kendi adına konuşan bir devlet ve bir meşruiyet sistemidir. Mektubun gücü, yalnızca içeriğinden değil, üzerine basılan mühürden de kaynaklanıyor” dedi.

rgtbgrt
Kanuni Sultan Süleyman'ın altın ve mavi mürekkeple yazılmış tuğrası (1520 –1566 yılları arasında hüküm sürdü)

Dr. Meşrafi, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesinin kişisel boyutunu aşarak siyasi meşruiyet diline girdiğini, ‘Abdullah’ kelimesinin seçilmesinin dini otoriteden ayrılamaz bir otorite anlayışını yansıttığını, liderliğin siyasi bir ayrıcalık değil ahlaki bir görev olarak sunulduğunu belirtti. Dr. Meşrafi’ye göre bu dil kendiliğinden ortaya çıkan bir dil değil, siyasi iktidarın ahlaki meşruiyet olmadan eksik olduğunu ve devletin inanç sisteminin ötesine geçmediğini, aksine bu sistem içinde işlediğini savunan bir yönetim modelinin ifadesiydi.

Mühürün hem içeride hem de dışarıda devlet işlevleri

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, mührün yerel alanın dışındaki Şam Valisi’ne yazılan mektuplarda da kullanıldığını öğrendiğimizde mührün öneminin kat kat arttığını vurguluyor. Burada mühür, dış siyasi ilişkilerin bir aracı haline gelirken erken dönem Suudi devletinin, o dönemin siyasi yazışmalarında kabul gören resmi bir dilde iletişim kuran, hitap eden ve kendini tanıtan bir siyasi aktör olarak kendinin farkında olduğunu gösteriyor. Zira mühür, sadece iç kullanım için değil, aynı zamanda yurtdışında da egemenliğini ifade ediyordu.

Aynı zamanda, mühürde hicri tarihin bulunması resmi bir ayrıntı değil, idari işlerin ‘zamansallaştırılmasının’ bir göstergesi olduğuna dikkati çeken Dr. Meşrafi, “Belgelerine tarih ekleyen bir devlet, sıra, öncelik ve argümantasyonun önemini kabul eden ve siyasi eylemin zamana bağlı olmadan tamamlanamayacağını anlayan bir devlettir. Burada, Birinci Suudi Devleti’nin idari zihniyetinin ilk belirtilerini görüyoruz” diye konuştu.

Dr. Meşrafi, mührü çağdaş bölgesel bağlamında ele alarak, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün öneminin, 18’inci yüzyıl sonu ve 19’uncu yüzyıl başlarında çağdaş İslam devletlerinin mühürleriyle karşılaştırıldığında daha net hale geldiğini açıkladı. Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahlık mührünün, padişahın adını ve unvanlarını görsel olarak yoğun bir formülasyonla taşıyan ve prosedürel boyutun ötesinde imparatorluk statüsünü ve idari hiyerarşiyi vurgulayan son derece sembolik bir işleve sahip olan bileşik bir egemenlik imzası olarak kullanıldığını söyleyen Dr. Meşrafi, dolayısıyla mührün -o dönemin dilinde- belgeleme aracı olduğu kadar egemenliğin görsel bir ifadesi haline geldiğini belirtti. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, benzer şekilde, Kaçar Hanedanlığı İran'ında resmi mühürler, Şah'ın adı ve unvanlarıyla ilişkilendirilmiş görünür ve kişisel markalaşma ve kraliyet meşruiyetinin açık bir varlığıyla, mührü tarafsız bir idari kontrol aracından ziyade hükümdarın prestijinin bir uzantısı ve devletin sembolik temsili haline getirdiğinin altını çizdi.

Dr. Meşrafi, Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın idaresi döneminde, idari modernleşmenin ilk belirtilerinin görülmesine rağmen, resmi mührün sadece bir mühür olarak değil, padişahın Osmanlı valisi olarak ait olduğu egemen yapıdan da kaynaklanan bir otorite ve statü dilinde işlevini sürdürdüğünü belirtti.

Dr. Meşrafi’ye göre Mehmed Ali Paşa ‘Abdullah Mehmed Ali’ formülünü kullandığında bile, bu ifade meşruiyetin temel tanımı olarak değil, Osmanlı yazım gelenekleri içinde usule ilişkin bir formalite olarak işlev görüyordu. Bu aynı zamanda mührün tonunu yumuşattı, ancak hükümdarın konumunu ve işlevini tanımlayan resmi unvanlar ve rütbeler sistemi aracılığıyla, örneğin Osmanlı idari ve askeri hiyerarşisinde yüksek bir rütbe olan ‘paşa’ unvanı ve ‘Mısır Valisi’ unvanı gibi protokol ifadeleri dışında, tanınmış yasal ve egemen unvanı olarak kullanıldı. Bu yüzden Mısır örneğinde mühür, bir belge aracı olduğu kadar siyasi statünün bir beyanı olarak da kalır ve hükümdarın konumunun ve işlevinin belirlendiği üst otorite sisteminden ayrılamaz.

scdfergthy
Sultan 2. Abdulhamîd Han’ın tuğrası (1861–1978 yılları arasında hüküm sürdü)

Bu modellerin aksine Suudi mührünün farklı bir formüle sahip olduğunu vurgulayan Dr. Meşrafi’ye göre ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesi ve hicri tarih, sembolik gösteriler veya abartılı unvanlar olmadan ve devletin kendi çerçevesi dışındaki daha yüksek bir egemenliğe atıfta bulunmadan resmi tanınma ve idari belgeleme işlevini yerine getirmek için yeterli. Burada mühür, statü beyanından ziyade bir devlet aracı olarak işlev görür ve sembollerin ekonomisi, temsilin netliği ve idari kontrol üzerine kurulu bir egemenlik modelini vurgular. Bu, Birinci Suudi Devleti’nin doğasını ve erken oluşum mantığını anlamada önemli bir farktır, çünkü bu devlet kendini sadece sembollerin ihtişamıyla değil, işlevi ve uygulamalarıyla tanımlıyor.

Mühür ve Birinci Suudi Devleti’ndeki işlevi

Dr. Meşrafi, bu bölgesel karşılaştırma çerçevesinde İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün yalnızca izole bir idari belge olarak yorumlanamayacağını, aksine Birinci Suudi Devleti’nin işlevi bağlamında anlaşılması gerektiğini belirtti. Bu devlet, törensel veya sembolik bir varlık olarak değil, kontrol, uygulama, güvenlik ve iç ve dış ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgilenen bir otorite olarak kurulmuştu.

Mührün tasarımının sadeliği, unvanların azlığı ve hicri takvimle birlikte kullanılması, iktidarı egemenliğin bir göstergesi olarak değil, sorumlu bir görev olarak gören bir devletin unsurları olduğunu belirten Dr. Meşrafi, “Sembollerini en aza indiren bir devlet, retorikten çok eylemi, süslemeden çok organizasyonu ve temsilden çok işlevi önceliklendiren bir devlettir. Dolayısıyla mühür, imamın şahsının bir işareti olarak değil, tarih yazan, iletişim kuran, yükümlülükler getiren ve kayıt tutan bir devletin aracı olarak okunur” ifadelerini kullandı.

Bu anlamda, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün, Birinci Suudi Devleti’nin, sergilediği değil, yaptıklarıyla kendini tanımlayan ve sadece sembolik ihtişamla değil, idari ve hukuki kontrol yoluyla varlığını ortaya koyan, eylem halindeki bir devlet olduğu gerçeğinin kanıtı haline geldiğini vurgulayan Dr. Meşrafi, Kuruluş Günü’nde bu mührü anmanın, eski bir kalıntıyı kutlamak değil, Suudi devletini meşru ve siyasi temsil bilincine sahip organize bir varlık olarak şekillendiren anı bilinçli bir şekilde okumak olduğunun altını çizdi. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı’na göre mühür böylece, ‘işte bir devlet ve işte kendini tanıyan ve varlığını nasıl ortaya koyacağını bilen bir otorite var’ diyen tarihi bir tanık haline geliyor.


Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)

Suudiler bugün, İmam Muhammed bin Suud'un 22 Şubat 1727 tarihinde Dir'iya'da Birinci Suudi Devleti’ni kurmasının 299’uncu yılını kutluyor.

Suudi liderler, bu tarihi olayda liderler ve üst düzey yetkililerden çok sayıda tebrik ve iyi dilek mesajı aldı.

Kuruluş günü, Suudi devletinin derin tarihi köklerini ve yaklaşık üç yüzyıldır devam eden kesintisiz genişlemeyi ve ayrıca ulusal kimliğe duyulan gururu ve devletin varlığını koruyan ve kuruluşundan itibaren güvenliğini ve ilerlemesini sağlayan liderlikle olan bağı temsil ediyor. Bu liderlik, Kral Salman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman bin Abdulaziz’in yönetimi döneminde başlatılan ‘2030 Vizyonu’ ile devam ediyor.

Şarku’l Avsat, tarihi kayıtları inceleyen ve bu vesileyle vurgulanmaya değer tarihi açıları seçen araştırmacılarla ve uzmanlarla görüştü. Bu görüşmeler, sözlü tarihin önemine, savaşta kadınların rolüne ve Birinci Suudi Devleti döneminde mührün anlamı ve sembolizmine dair incelemeler şeklinde gerçekleşti. Ayrıca, tarihte Dir'iya'da ekonomi ve istikrarın ilk kez bir araya gelmesi de ele alındı.

Kral Suud Üniversitesi’nden tarih profesörü Dr. Fatıma el-Kahtani, kadınların dayanıklılığı üzerine bir sunum yaptı ve bunun askeri alanla sınırlı olmadığını, sosyal alana da uzandığını vurguladı.

Suudi Arabistan Tarih Derneği Genel Sekreteri Dr. Hala el-Mutairi, Suudi Arabistan’ın kuruluşunun ilk aşamalarında siyasi ve ekonomik istikrarın sağlandığını ve İmam Muhammed bin Suud'un Dir'iya'yı mal ve ürünlerin ticaretine elverişli bir ortama dönüştürdüğünü vurguladı. İmam Muhammed bin Suud'un ekonomik faaliyetlerin sürekliliğini sağlamak ve çalışma ve üretim değerlerini yerleştirmek için gerekli temelleri attığını belirten Dr. Mutairi, ekonomik istikrarı dini ve ahlaki bağlılıkla ilişkilendirdi.


Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.