Sadık Mehdi’nin yerini kim alacak?

Sudan Milli Ümmet Partisi lideri Sadık el-Mehdi'nin cenaze töreninden bir kare
Sudan Milli Ümmet Partisi lideri Sadık el-Mehdi'nin cenaze töreninden bir kare
TT

Sadık Mehdi’nin yerini kim alacak?

Sudan Milli Ümmet Partisi lideri Sadık el-Mehdi'nin cenaze töreninden bir kare
Sudan Milli Ümmet Partisi lideri Sadık el-Mehdi'nin cenaze töreninden bir kare

İsmail Muhammed Ali
Sudan Milli Ümmet Partisi lideri ve Ensar mezhebinin imamı Sadık el-Mehdi’nin, 26 Kasım Perşembe günü Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başkenti Abu Dabi’de koronavirüs nedeniyle hayatını kaybettiği açıklandı. Haberin hemen ardından ise parti liderliğine onun yerine kimin geçeceği ve ülkedeki en büyük dini mezhep olan Ensar’ı kimin yöneteceğine dair sorular tekrarlanmaya başladı. Bu çerçevede Ümmet Partisi ve Ensar mezhebinin birimlerinde, başkanlık ve imamlık pozisyonlarının seçimi için kullanılan temeller ve kriterler nelerdir? Bu iki pozisyonu doldurmak için yapılmış düzenlemeler var mı? Mehdi’nin yokluğunun partizan- dini kurumlara ve onların geleceklerine etkisi nasıl olacak? Aynı şekilde bu yokluğun, tanık olunan zorlu koşullar çerçevesinde istikrarı açısından Sudan düzeyine etkisi nedir? Zira kendisi, 1986 yılında ülkede yapılan son demokratik seçimlere göre ülkesinin en büyük kitle tabanının sahibiydi. Ancak 30 Haziran 1989’da Müslüman Kardeşler’in emriyle eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in önderlik ettiği askeri darbe nedeniyle görev süresini tamamlayamamıştı.
Sudan Milli Ümmet Partisi Siyasi Büro üyesi Osman Dav el-Beyt, “Şu anda Sadık el-Mehdi’nin yokluğunun neden olduğu boşlukla ilgili tüm bu konuları okumak çok zor. Ancak mesele, halkın vizyonunun birleşmesi boyutuna bağlı ve bilindiği gibi net bir vizyon mevcut değil. Parti içerisinde bilinen farklılıklar var. Varlığı döneminde etkisi yoktu, zira tüm görüşleri dinlerdi. İstisnasız herkes tarafından kabul edilen bir görüşle ortaya çıktı. Yokluğunun ardından şu an gerekli olan şey, parti içerisindeki insanların birbirlerini kabul etmeleri ve onları neyin ayırdığı değil, neyin birleştireceği konusunda anlaşmasıdır” açıklamasında bulundu.

Genel Kongre
Dav el-Beyt, “Parti içerisinde pozisyon doldurma ve Ensar’a liderlik etme düzenlemeleri hususunda Ümmet Partisi, kurumlara dayanmaktadır. Eğer süre dolmuşsa genel bir kongre düzenlenir. Sadık el-Mehdi, 2003 yılında kendi bünyesinden Ensar’a imam olarak seçildi. Ayrıca 2004 yılında düzenlenen genel bir kongrede Ümmet Partisi başkanlığına seçildi. Parti açısından başkanlık için şu an 5 milletvekili var. Bunlar sırasıyla Fadlullah Barma, Sıddık İsmail, Muhammed Abdullah ed-Duma, Meryem es-Sadık el-Mehdi ve İbrahim el-Emin. Fadlullah Barma, yeni bir parti lideri seçmek için genel bir kongre düzenlenene kadar bu dönemde partinin başkanlığını üstlenecek. Dini imamlığa gelince, imamın vekili veya yardımcısı yoktur. Ancak Ensar’ın işleri ile ilgili kararlar almak için 50 üyeden oluşan sözde Çözüm ve Sözleşme Konseyi vardır. Ayrıca Ensar İşleri Dairesi adına bir icra dairesi de bulunmaktadır. Bu, Dini Evler olarak biliniyor. Belirli bir isimde uzlaşı varsa, imamlık meselesi aile içerisinde bir meseledir. Sonuç olarak insanlar uyumsuzluk durumunda bir imam seçmek için etrafında toplanır veya genel bir kongre düzenler” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haber analize göre Ümmet Partisi Siyasi Büro Üyesi, “Halihazırda tüm Sudanlıların, hoşgörü ve barış kültürünü benimseyerek, görüş ve diğer görüşleri kabul ederek ülkelerine istikrar getirmeye çabalamaları ve toplumsal uzlaşmaya varmaları önemlidir. Çünkü savaşların ve ayrımcılığın patlak vereceği noktaya ulaşan Sudan dokusunun tahrip edilmesi ve yok edilmesi, sevgiye dayalı önceki söylemlerden farklı bir söylem gerektirir. Ülkeyi ilgilendiren Sudan meselelerinin, bilgelik çerçevesinde çözülmesi zorunludur. Sadık el-Mehdi, konuşmasının kapsamlı olmasının yanı sıra milletin ulusal meselelerini ele alma vizyonuna sahip olduğu için seçildi. Tüm bunları, 1960’ların başından beri uyguladığı, yerel ve küresel düzeydeki üst düzey siyasetçilerin düşündüğü siyaset savaşından elde etti. Bilgelik ve uzlaşı yaklaşımına göre en karmaşık ve zor problemlerle başa çıkmasını sağlayacak uzmanlığa ve tecrübeye sahipti. Aralık 2018’de halk devrimi gerçekleştiğinde ‘orduyu kışkırtmayın, çünkü elimde silahlar var’ dendiği gbi, ‘Hilesini yayan, şehrini mahveder’ sözünü tekrarladı. Herkesin kendisine saygı duymasını sağlayan şefkat ve merhamete sahip olduğu için sokaklarda kan aktığını görmeyi sevmiyordu” değerlendirmesinde bulundu.

Geniş ittifak
Öte yandan Sudanlı siyasi analist Abdullah Adem Hatir, “Sadık el-Mehdi, İbrahim Abbud rejimine karşı 1964 Ekim Devrimi’nden sonra Sudan’ın içinde ve dışındaki gelişmelere duyarlı şekilde, merkezi geleneksellikten moderniteye doğru bir değişime yöneldi. Ümmet Partisi’ni demokratik bir çerçevede görmeyi seviyordu, Mehdi ailesiyle sınırlı kalmayarak, bu değişime inanan partinin tüm iç güçlerinin, özellikle ademimerkeziyet ve ekonomik kalkınma meselesine katılımıyla, liderlik tabanını genişletmek ve çeşitlendirmek için çabalamıştı. İdari ve ekonomik teoriler yoluyla modernleşmeye çalıştı” dedi. Hatir, Cafer Muhammed en-Numeyri rejimini 1985’te deviren halk ayaklanmasının ardından Sadık el-Mehdi’nin, Ümmet Partisi tabanı dışında bile uzlaşı sağlamış geniş bir liderliği temsil ettiğine dikkat çekti. Hatir ayrıca, Sadık el-Mehdi’nin, ulusal bir lider olarak kabul edildiğini belirtti.
Abdullah Adem Hatir, “Eski rejim özgürlükler üzerindeki vidaları sıkılaştırırken Sadık el-Mehdi için en büyük zorluk, ülkenin karşı karşıya olduğu güçlükler ve sorunlar ışığında her zaman değişim şemsiyesi olmaya çalışmasıydı. Ancak şimdi vefatı sonrasında öyle görünüyor ki Ümmet Partisi, başkalarının beklediği parti olmayacak. Genellikle başkanın vefatı öncesinde resmettiği, hukukun üstünlüğü ve demokrasi olarak defalarca bahsettiği hedefleri gerçekleştirmek için federal bir ittifak şeklinde, bölgesel kökleri olan diğer partilerle ittifaklara dönüşecektir” açıklamasında bulundu. Hilafetin, siyasi açıdan aile temelleri üzerine sunulacağını kabul etmeyen analist, Mehdi ailesinin, Sudan siyasetindeki amaçlarını tükettiğini ve Mehdi’nin kendisinin, liderliğinin tüm Sudanlıları kapsadığına inandığını dile getirdi.
Analist, “Mehdi'yi endişelendiren konulardan biri de, liderliğinde üçüncü bir Mehdi bulundurarak Mehdiciliği yenilemeye çalışmasıydı. Bu nedenle Mehdi’nin ailesinden veya dışarıdan bir kişinin alternatif lider olmaya hazır olması çok zordur. Liderlik meselesi, partinin eski durumuna nasıl dönebileceğini düşünmeye yetkili kişilerin yer aldığı bir entelektüel atölyede gündeme gelebilir. Ama bana göre geniş bir ittifak olmadan gelecekte Ümmet Partisi’nin, İngiltere’deki İşçi Partisi ve ABD’deki Demokrat Parti gibi bir koalisyon partisi olması çok zor” ifadelerini kullandı.

Ümmet Partisi’nin tarihi
Sudan Milli Ümmet Partisi’nin kökleri, Sudan’ın modern tarihinin en önemli ulusal devrimi olarak kabul edilen, 19’uncu yüzyılda İmam Muhammed Ahmed el-Mehdi önderliğindeki Mehdici Devrimi’ne dayanmaktadır.
Ümmet Partisi, Şubat 1945’te baba Mehdi’nin tek oğlu İmam Abdurrahman el-Mehdi döneminde, Mehdicilik fikrini destekleyen Ensar oluşumu ve 1956’daki Sudan’ın bağımsızlığını talep eden bazı milliyetçi entelektüellerin bir karışımı ile kurulmuş, ekonomik ve toplumsal faaliyetleri başlamış, ardından siyasi eyleme geçmiştir.
Ümmet Partisi, İngiliz sömürgeciliğine karşı ulusal mücadele döneminde ‘Bağımsızlar’ olarak biliniyordu. Partinin gücü, ‘Ensar’ grubuna dayanıyor. ‘Bağımsızlar’, İmam Muhammed Ahmed el-Mehdi’nin yandaşlarından oluşuyor ve Sudan tüm bölgelerine yayılmış durumdalar. Beyaz Nil, Darfur, Kordofan bölgeleri ve Doğu Sudan’daki bazı eyaletler partinin etki alanları olarak kabul ediliyor.
Partinin Ensar grubundan olan yandaşları, onun vurucu gücü olarak kabul ediliyor. Ensar, partinin lideri Sadık el-Mehdi’ye ölümünden önce mutlak sadakatte bağlı savaşçılar olarak biliniyor.
 



Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
TT

Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)

ABD Başkanı Donald Trump ile Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin New York’ta gerçekleştirdiği görüşme, Irak heyetinin üyelerinin tamamının toplantıda bulunmaması nedeniyle soru işaretlerine yol açtı. Görüşme, silahların devletin kontrolünde toplanması planının tamamlanmasının Haziran 2027’ye erteleneceğinin açıklanmasından bir gün sonra gerçekleşti.

Irak hükümetinin basın ofisince çarşamba akşamı yayımlanan fotoğrafta, Zeydi’nin görüşme sırasında tek başına olduğu görülürken, Trump’a ABD yönetiminin üst düzey yetkilileri, aralarında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in de bulunduğu isimler eşlik etti.

Zeydi’nin ofisinden yapılan açıklamada, görüşmede Irak ve ABD’nin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarı güçlendirmek için yürüttüğü çalışmaların ele alındığı belirtildi.

Irak hükümeti, Dışişleri, Maliye ve Elektrik bakanları ile diğer yetkililerden oluşan Irak heyetinin görüşmede neden bulunmadığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)

ABD’de rahatsızlık

Iraklı bazı yorumcular, Zeydi’nin toplantıya tek başına katılmasını, ABD tarafının, Irak heyetindeki bazı isimlerin İran’a yakın “Koordinasyon Çerçevesi” ittifakında siyasi temsile sahip olması nedeniyle iki lider arasındaki görüşmelerin sızdırılabileceğine ilişkin şüpheleriyle ilişkilendirdi.

“Devlet Yönetimi Koalisyonu” liderliğine yakın Iraklı bir siyasetçi, görüşmenin bu şekilde gerçekleştirilmesinin, “özellikle Trump açısından, silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda şu ana kadar atılan adımların sekteye uğramasından duyulan Amerikan rahatsızlığının bir ifadesi” olduğunu söyledi.

Resmî açıklamalara göre, 30 Eylül tarihi Irak’ta silahların devletin kontrolünde toplanmasının tamamlanacağı tarih olmayacak; bunun yerine gelecek yılın haziran ayına kadar sürecek yeni bir sürecin başlangıcı olacak.

New York’u ziyaret eden Başbakan Ali Zeydi’nin, özellikle ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın yeni tarihi benimsemesinin ardından, silahların devletin kontrolüne alınması için ABD tarafından ek süre verilmesini sağlamayı başardığı anlaşılıyor.

Bağımsız Iraklı siyasetçi Salah el-Arabavi, “Ay sonunda açıklanacak takvimin, silahlı grupların silahları üzerindeki siyasi mücadelenin taraflarından herhangi birinin konumunu güçlendirip güçlendirmeyeceğine karar vermek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Arabavi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Irak’taki siyasi güçlere “silah meselesine akılcı ve sakin bir şekilde yaklaşmaları” çağrısında bulundu. Arabavi, Zeydi’nin “en azından şu ana kadar, son haftalarda sekteye uğrayan silahların devletin kontrolüne alınması planını yeniden düzenlemeyi başardığını” belirtti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

İlişkilerin yeniden yapılandırılması

Bununla birlikte uzmanlar, silahların devletin kontrolüne alınması planında son dönemde gündeme gelen değişikliklerin Irak-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için bir fırsata dönüşebileceğini düşünüyor.

Araştırmacı Abbas Abbud, Irak ile ABD arasındaki ilişkilerin, ABD Başkanı’nın Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Irak ve Suriye dosyalarını birlikte ele almasıyla yeniden yapılandırıldığını söyledi.

Abbud, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Irak’ın Washington’ın bölgedeki müttefikleriyle ilişkileri, Irak’ın İran’la bağlarını koparması temelinde artık Beyaz Saray üzerinden yürütülüyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak “Irak’ın parçalanmasının önüne geçmek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Bu açıklama, Irak hükümetine silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskıların arttığı bir dönemde geldi.

Rubio, Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına ABD’nin desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini vurguladı.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının devam etmesinin Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li bakanın açıklamaları, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesine yaklaşılırken ve Bağdat silahların devletin kontrolüne alınması sürecinin takvimini yeniden düzenlerken yapıldı.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırı düzenlemeyi bırakacağı 90 günlük bir aşamanın başlatılmasını ve silahların devletin kontrolüne devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.


Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.