Sadık Mehdi’nin yerini kim alacak?

Sudan Milli Ümmet Partisi lideri Sadık el-Mehdi'nin cenaze töreninden bir kare
Sudan Milli Ümmet Partisi lideri Sadık el-Mehdi'nin cenaze töreninden bir kare
TT

Sadık Mehdi’nin yerini kim alacak?

Sudan Milli Ümmet Partisi lideri Sadık el-Mehdi'nin cenaze töreninden bir kare
Sudan Milli Ümmet Partisi lideri Sadık el-Mehdi'nin cenaze töreninden bir kare

İsmail Muhammed Ali
Sudan Milli Ümmet Partisi lideri ve Ensar mezhebinin imamı Sadık el-Mehdi’nin, 26 Kasım Perşembe günü Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başkenti Abu Dabi’de koronavirüs nedeniyle hayatını kaybettiği açıklandı. Haberin hemen ardından ise parti liderliğine onun yerine kimin geçeceği ve ülkedeki en büyük dini mezhep olan Ensar’ı kimin yöneteceğine dair sorular tekrarlanmaya başladı. Bu çerçevede Ümmet Partisi ve Ensar mezhebinin birimlerinde, başkanlık ve imamlık pozisyonlarının seçimi için kullanılan temeller ve kriterler nelerdir? Bu iki pozisyonu doldurmak için yapılmış düzenlemeler var mı? Mehdi’nin yokluğunun partizan- dini kurumlara ve onların geleceklerine etkisi nasıl olacak? Aynı şekilde bu yokluğun, tanık olunan zorlu koşullar çerçevesinde istikrarı açısından Sudan düzeyine etkisi nedir? Zira kendisi, 1986 yılında ülkede yapılan son demokratik seçimlere göre ülkesinin en büyük kitle tabanının sahibiydi. Ancak 30 Haziran 1989’da Müslüman Kardeşler’in emriyle eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in önderlik ettiği askeri darbe nedeniyle görev süresini tamamlayamamıştı.
Sudan Milli Ümmet Partisi Siyasi Büro üyesi Osman Dav el-Beyt, “Şu anda Sadık el-Mehdi’nin yokluğunun neden olduğu boşlukla ilgili tüm bu konuları okumak çok zor. Ancak mesele, halkın vizyonunun birleşmesi boyutuna bağlı ve bilindiği gibi net bir vizyon mevcut değil. Parti içerisinde bilinen farklılıklar var. Varlığı döneminde etkisi yoktu, zira tüm görüşleri dinlerdi. İstisnasız herkes tarafından kabul edilen bir görüşle ortaya çıktı. Yokluğunun ardından şu an gerekli olan şey, parti içerisindeki insanların birbirlerini kabul etmeleri ve onları neyin ayırdığı değil, neyin birleştireceği konusunda anlaşmasıdır” açıklamasında bulundu.

Genel Kongre
Dav el-Beyt, “Parti içerisinde pozisyon doldurma ve Ensar’a liderlik etme düzenlemeleri hususunda Ümmet Partisi, kurumlara dayanmaktadır. Eğer süre dolmuşsa genel bir kongre düzenlenir. Sadık el-Mehdi, 2003 yılında kendi bünyesinden Ensar’a imam olarak seçildi. Ayrıca 2004 yılında düzenlenen genel bir kongrede Ümmet Partisi başkanlığına seçildi. Parti açısından başkanlık için şu an 5 milletvekili var. Bunlar sırasıyla Fadlullah Barma, Sıddık İsmail, Muhammed Abdullah ed-Duma, Meryem es-Sadık el-Mehdi ve İbrahim el-Emin. Fadlullah Barma, yeni bir parti lideri seçmek için genel bir kongre düzenlenene kadar bu dönemde partinin başkanlığını üstlenecek. Dini imamlığa gelince, imamın vekili veya yardımcısı yoktur. Ancak Ensar’ın işleri ile ilgili kararlar almak için 50 üyeden oluşan sözde Çözüm ve Sözleşme Konseyi vardır. Ayrıca Ensar İşleri Dairesi adına bir icra dairesi de bulunmaktadır. Bu, Dini Evler olarak biliniyor. Belirli bir isimde uzlaşı varsa, imamlık meselesi aile içerisinde bir meseledir. Sonuç olarak insanlar uyumsuzluk durumunda bir imam seçmek için etrafında toplanır veya genel bir kongre düzenler” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haber analize göre Ümmet Partisi Siyasi Büro Üyesi, “Halihazırda tüm Sudanlıların, hoşgörü ve barış kültürünü benimseyerek, görüş ve diğer görüşleri kabul ederek ülkelerine istikrar getirmeye çabalamaları ve toplumsal uzlaşmaya varmaları önemlidir. Çünkü savaşların ve ayrımcılığın patlak vereceği noktaya ulaşan Sudan dokusunun tahrip edilmesi ve yok edilmesi, sevgiye dayalı önceki söylemlerden farklı bir söylem gerektirir. Ülkeyi ilgilendiren Sudan meselelerinin, bilgelik çerçevesinde çözülmesi zorunludur. Sadık el-Mehdi, konuşmasının kapsamlı olmasının yanı sıra milletin ulusal meselelerini ele alma vizyonuna sahip olduğu için seçildi. Tüm bunları, 1960’ların başından beri uyguladığı, yerel ve küresel düzeydeki üst düzey siyasetçilerin düşündüğü siyaset savaşından elde etti. Bilgelik ve uzlaşı yaklaşımına göre en karmaşık ve zor problemlerle başa çıkmasını sağlayacak uzmanlığa ve tecrübeye sahipti. Aralık 2018’de halk devrimi gerçekleştiğinde ‘orduyu kışkırtmayın, çünkü elimde silahlar var’ dendiği gbi, ‘Hilesini yayan, şehrini mahveder’ sözünü tekrarladı. Herkesin kendisine saygı duymasını sağlayan şefkat ve merhamete sahip olduğu için sokaklarda kan aktığını görmeyi sevmiyordu” değerlendirmesinde bulundu.

Geniş ittifak
Öte yandan Sudanlı siyasi analist Abdullah Adem Hatir, “Sadık el-Mehdi, İbrahim Abbud rejimine karşı 1964 Ekim Devrimi’nden sonra Sudan’ın içinde ve dışındaki gelişmelere duyarlı şekilde, merkezi geleneksellikten moderniteye doğru bir değişime yöneldi. Ümmet Partisi’ni demokratik bir çerçevede görmeyi seviyordu, Mehdi ailesiyle sınırlı kalmayarak, bu değişime inanan partinin tüm iç güçlerinin, özellikle ademimerkeziyet ve ekonomik kalkınma meselesine katılımıyla, liderlik tabanını genişletmek ve çeşitlendirmek için çabalamıştı. İdari ve ekonomik teoriler yoluyla modernleşmeye çalıştı” dedi. Hatir, Cafer Muhammed en-Numeyri rejimini 1985’te deviren halk ayaklanmasının ardından Sadık el-Mehdi’nin, Ümmet Partisi tabanı dışında bile uzlaşı sağlamış geniş bir liderliği temsil ettiğine dikkat çekti. Hatir ayrıca, Sadık el-Mehdi’nin, ulusal bir lider olarak kabul edildiğini belirtti.
Abdullah Adem Hatir, “Eski rejim özgürlükler üzerindeki vidaları sıkılaştırırken Sadık el-Mehdi için en büyük zorluk, ülkenin karşı karşıya olduğu güçlükler ve sorunlar ışığında her zaman değişim şemsiyesi olmaya çalışmasıydı. Ancak şimdi vefatı sonrasında öyle görünüyor ki Ümmet Partisi, başkalarının beklediği parti olmayacak. Genellikle başkanın vefatı öncesinde resmettiği, hukukun üstünlüğü ve demokrasi olarak defalarca bahsettiği hedefleri gerçekleştirmek için federal bir ittifak şeklinde, bölgesel kökleri olan diğer partilerle ittifaklara dönüşecektir” açıklamasında bulundu. Hilafetin, siyasi açıdan aile temelleri üzerine sunulacağını kabul etmeyen analist, Mehdi ailesinin, Sudan siyasetindeki amaçlarını tükettiğini ve Mehdi’nin kendisinin, liderliğinin tüm Sudanlıları kapsadığına inandığını dile getirdi.
Analist, “Mehdi'yi endişelendiren konulardan biri de, liderliğinde üçüncü bir Mehdi bulundurarak Mehdiciliği yenilemeye çalışmasıydı. Bu nedenle Mehdi’nin ailesinden veya dışarıdan bir kişinin alternatif lider olmaya hazır olması çok zordur. Liderlik meselesi, partinin eski durumuna nasıl dönebileceğini düşünmeye yetkili kişilerin yer aldığı bir entelektüel atölyede gündeme gelebilir. Ama bana göre geniş bir ittifak olmadan gelecekte Ümmet Partisi’nin, İngiltere’deki İşçi Partisi ve ABD’deki Demokrat Parti gibi bir koalisyon partisi olması çok zor” ifadelerini kullandı.

Ümmet Partisi’nin tarihi
Sudan Milli Ümmet Partisi’nin kökleri, Sudan’ın modern tarihinin en önemli ulusal devrimi olarak kabul edilen, 19’uncu yüzyılda İmam Muhammed Ahmed el-Mehdi önderliğindeki Mehdici Devrimi’ne dayanmaktadır.
Ümmet Partisi, Şubat 1945’te baba Mehdi’nin tek oğlu İmam Abdurrahman el-Mehdi döneminde, Mehdicilik fikrini destekleyen Ensar oluşumu ve 1956’daki Sudan’ın bağımsızlığını talep eden bazı milliyetçi entelektüellerin bir karışımı ile kurulmuş, ekonomik ve toplumsal faaliyetleri başlamış, ardından siyasi eyleme geçmiştir.
Ümmet Partisi, İngiliz sömürgeciliğine karşı ulusal mücadele döneminde ‘Bağımsızlar’ olarak biliniyordu. Partinin gücü, ‘Ensar’ grubuna dayanıyor. ‘Bağımsızlar’, İmam Muhammed Ahmed el-Mehdi’nin yandaşlarından oluşuyor ve Sudan tüm bölgelerine yayılmış durumdalar. Beyaz Nil, Darfur, Kordofan bölgeleri ve Doğu Sudan’daki bazı eyaletler partinin etki alanları olarak kabul ediliyor.
Partinin Ensar grubundan olan yandaşları, onun vurucu gücü olarak kabul ediliyor. Ensar, partinin lideri Sadık el-Mehdi’ye ölümünden önce mutlak sadakatte bağlı savaşçılar olarak biliniyor.
 



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.