Lübnanlılar arasında ‘toplu depresyon’ yaşanırken sinir ilaçları bulunamıyor

Uluslararası bir rapora göre Lübnanlılar dünyanın ‘en kötü’ hayatını yaşıyorlar

Lübnanlılar arasında ‘toplu depresyon’ yaşanırken sinir ilaçları bulunamıyor
TT

Lübnanlılar arasında ‘toplu depresyon’ yaşanırken sinir ilaçları bulunamıyor

Lübnanlılar arasında ‘toplu depresyon’ yaşanırken sinir ilaçları bulunamıyor

ABD merkezli Gallup şirketinin dünya endeksine göre Lübnanlılar ‘dünyanın en kötü hayatını’ yaşıyorlar. Gallup tarafından hazırlanan rapora göre Lübnanlıların yalnızca yüzde 4'ü hayatlarını olumlu olarak değerlendiriyor. Bu da Gallup’un herhangi bir ülkede kaydettiği en kötü sonuç olarak gösteriliyor.
Bu sonuç, Gallup'un 2019'da yaptığı bir araştırmaya dayalı olsa da geçtiğimiz yıl Lübnan'da başlayan ve bu yıl özellikle yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve günlük hayatın sıkıntılarını artıran Beyrut Limanı’ndaki büyük patlama sonrasında artan krizler nedeniyle hiçbir Lübnanlıyı şaşırtmıyor.
Tüm bu baskılarla birlikte, sinir ilaçları ve yatıştırıcı ilaçların Lübnan pazarında bulunamaz hale gelen ilk ilaçlar arasında olması garipsenmiyor. Söz konusu ilaçlara verilen sübvansiyonun kaldırılma olasılığına dair söylentilerin ardından Lübnanlılar, bu ilaçları satın almak ve stoklamak için adeta yarışa girdiler. Konuyla ilgili Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Eczaneler Sendikası Başkanı Gassan el-Emin'e göre sinir ilacı tüketiminin yüzdesi, 2015 yılından bu yana yüzde 20 arttı.
Sinir ilacı tüketimindeki artış ile ilgili olarak değerlendirmelerde bulunan klinik psikolog Rania El-Bobo bunun psikolojik düzeyde anlaşılabilir bir durum olduğunu, çünkü Lübnanlıların ‘çözüm aramaktan bıktığını ve bulma umudunu da yitirdiğini’ belirtti. Bu yüzden, vatandaşların çözüm aramak yerine psikoterapiye başvurduğunu söyleyen Bobo, bu durumun ‘yarının belirsizliği’ ile de ilgili olabileceğini vurguladı.

Vatan adeta bir hapishaneye dönüştü
Gallup'un raporuna göre mutsuz olan Lübnanlıların yüzdesi 2018-2019 yılları arasında ikiye katlanarak yüzde 43'e ulaşırken anksiyete (kaygı bozukluğu) yaşayanların sayısında yüzde 40 ve baskı hissedenlerin sayısında yüzde 61 yükseliş yaşandı. Bobo’ya göre ülkede ‘toplumsal düzeyde depresyon’dan bahsetmek mümkün. Lübnan'da yaşayan herkesin ‘her zaman bir korku, endişe, boşluk ve karanlık düşünceler’ ile yaşadığını söyleyen Bobo, “Bu durum Lübnanlıların günlük yaşamlarında ve başkalarıyla, özellikle de aileleriyle ilişkilerinde ifade ettikleri bir tür toplu depresyon yaşamasına neden oluyor. Bu da aile içi şiddet vakalarında ve geçiş hakkı gibi basit nedenlerle meydana gelebilecek suçlarda artışa hatta intiharı düşünenlerin sayısında bir yükselişe yol açabilir” ifadelerini kullandı.
Lübnanlı Kadınlar Ulusal Komisyonu (NCLW), Şubat ve Ekim ayları arasında aile içi şiddet vakalarının bildirmek için telefon hattına gelen ihbar sayısının yüzde 51 arttığını açıkladı. Suçlarla ilgili olarak Beyrut merkezli araştırma şirketi Information International, 2020’nin ilk 9 ayında ölüm sayısının 2019'un aynı dönemine kıyasla yüzde 100 arttığını bildirdi. İntihar vakaları açısından ise Lübnan, herhangi bir artışa tanık olmadı. Ancak geçtiğimiz Temmuz ayında iki gün içinde dört intihar vakasının olması dikkat çekti.
Lübnanlıların kendilerini güvende ve kendisini koruyan bir yönetimin varlığını hissetmediğini, zincirlenmiş gibi hissettiğini söyleyen Bobo, “İnsanlar vatan topraklarında hapsedilmiş gibi. Kovid-19 salgını ile ilgili dünyadaki havalimanı prosedürleri nedeniyle ülkeden ayrılması yasak. Ülkelerin büyük çoğunluğu, salgın veya diğer siyasi nedenlerle Lübnanlıları topraklarına almıyorlar. En zor olanı ise, vatandaşın içinde bulunduğu hayat şartlarını kontrol eden, onu gıda güvenliği ve sağlık hizmetleri eksikliği ile tehdit eden ve bir iradeden mahrum olduğunu hissettiren bir yönetim ile bir hapishanede zincirlenmiş gibi hissetmesidir. Yasadığı olarak deniz yoluyla ölüm teknelerine binerek göç etmeye karar veren Lübnanlıların olduğu gibi tamamen tehlikelerle dolu olsa bile bir umut arayışı içerisindeler” şeklinde konuştu.
Birleşmiş Milletler (BM) istatistiklerine göre geçtiğimiz Temmuz ve Ekim ayları arasında yaklaşık 30 tekne Lübnan'dan ayrıldı.  Yerlerinden edilmiş Suriyelilerin yanı sıra, özellikle Trablus (Trablusşam) kentinden (Lübnan’ın kuzeyinde bulunuyor ve Akdeniz'in en fakir şehirlerinden biri olarak nitelendiriliyor) çok sayıda Lübnanlı, zor koşullara dayanamayarak ölen çocuklarını denize atmak zorunda kaldılar.
Tam bir insanlık felaketi durumu yaşandığına dikkati çeken Bobo, "Lübnanlılar bu insanlık dışı sahnelere alışıyor ve olumsuz bir şekilde uyum sağlıyor. Bu da insanların psikolojik durumunun kötüleştiğini gösteriyor” dedi. Bobo mevcut durumun böyle devam etmesinin ‘ruhsal hastalıklarda bir artışa, tükenmişliğe veya kaybetmekten korkacak hiçbir şey kalmadığı için toplumsal bir patlamaya’ yol açabileceğine işaret etti.

Toplu hayal kırıklıkları ve şoklar
Lübnan Gallup'un Olumlu Deneyim Endeksi listesinde geçtiğimiz yıl önemli ölçüde gerilerken gerileme bu yıl da devam etti. Esasen mevcut durum bir raporun bu verileri vermesini gerektirmiyor. Bunun için patlamadan kurtulan genç Firas'ın da söylediği gibi artık insanları sürekli korku duymalarına ve gergin hissetmelerine neden olan liman patlaması olayından bahsetmek yeterli. Patlamanın olduğu gün Firas, limanın yakınında bir noktadaydı. Bugüne kadar sesini unutamadığı o patlamanın etkisiyle metrelerce savrulan arabasının camından patlamadan önce çıkan yangından yükselen bulutları çekiyordu. Firas patlama sesiyle arabanın tüm camlarının kırıldığını söyledi.
Firas, patlamanın olduğu gün arabada yanında olan eşinin, herhangi bir ses duyduğunda nasıl korkuya kapıldığını ve bir başka patlama olabileceği korkusuyla günlerce merdivenlerden inerken nasıl büyük korkuyla koştuğunu anlattı.



Kan şekeri kontrolünde muz mu, tatlı patates mi daha faydalı?

Olgunlaşmamış muzlarda dirençli nişasta daha yüksek miktarda bulunur (Pixabay).
Olgunlaşmamış muzlarda dirençli nişasta daha yüksek miktarda bulunur (Pixabay).
TT

Kan şekeri kontrolünde muz mu, tatlı patates mi daha faydalı?

Olgunlaşmamış muzlarda dirençli nişasta daha yüksek miktarda bulunur (Pixabay).
Olgunlaşmamış muzlarda dirençli nişasta daha yüksek miktarda bulunur (Pixabay).

Muz ve tatlı patates, sağlıklı ve dengeli beslenmeye katkı sağlayan çeşitli besin öğeleri içeriyor. Ancak kan şekerini dengede tutmayı hedefleyenler için tatlı patates daha iyi bir seçenek olabilir.

Tatlı patates kan şekerini dengelemek için neden daha iyi?

Tatlı patatesin içerdiği lif, protein ve kompleks karbonhidratlar, kan şekeri seviyelerinin kontrol altında tutulmasına yardımcı olabilir.

Meyve ve sebzelerde fruktoz ve glikoz olarak bilinen basit karbonhidratlar, yani şekerler bulunur. Vücut bu karbonhidratları parçalayarak hızla kullanır. Bu süreç, kan şekeri seviyelerinde geçici yükselişlere yol açabilir.

Muz, tatlı patatese kıyasla çok daha fazla basit karbonhidrat içerir.

Buna karşılık tatlı patates, sindirimi daha uzun süren kompleks karbonhidratlar açısından iyi bir kaynaktır. Bu özellik, kan şekerinin ani yükselmesini sınırlamaya yardımcı olabilir.

Bununla birlikte muz ve tatlı patatesin, diyabet hastaları veya kan şekerini dengede tutmaya çalışan kişiler için kötü seçenekler olmadığını belirtmek gerekir. Aşırı olgunlaşmış muzlardan kaçınıldığında, her iki besinin de glisemik indeksi düşük kabul edilir.

Kan şekeri kontrolüne yönelik faydaları artırmak için dirençli nişasta bakımından zengin muz ve tatlı patates tercih edilebilir. Dirençli nişasta, ince bağırsakta parçalanmayan ve sindirime direnç gösteren bir karbonhidrat türüdür.

Dirençli nişasta, olgunlaşmamış muzlarda ve pişirildikten sonra soğumaya bırakılan tatlı patateslerde daha yüksek miktarda bulunur.

Tatlı patates kilo vermek için daha avantajlı

Meyve ve sebzeler genel olarak düşük kalorili ve az yağlı oldukları için kilo vermek isteyenler açısından uygun seçeneklerdir.

Bununla birlikte tatlı patatesin içerdiği besin öğeleri, kilo kontrolü konusunda bu sebzeye avantaj sağlayabilir.

Protein ve lif tüketimi, tokluk hissinin artmasıyla ilişkilidir. Başka bir deyişle lif ve protein bakımından zengin besinler, fazla kalori almadan daha uzun süre tok kalmaya yardımcı olur.

Muzun lif içeriği olgunluk derecesine göre değişse de tatlı patates, bu açıdan genellikle daha avantajlıdır.

Muz ve tatlı patatesin besin değerleri karşılaştırması

Muz ve tatlı patates, sağlıklı beslenme açısından iyi seçeneklerdir. Ancak her biri farklı besin öğeleri ve sağlık yararları sunar.

Potasyum: Muz potasyum içeriğiyle tanınsa da tatlı patates bu mineral bakımından daha zengindir. Orta boy fırınlanmış bir tatlı patates yaklaşık 542 miligram potasyum içerirken orta boy bir muzda bu miktar 422 miligramdır. Potasyum, sağlıklı kan basıncının korunmasına ve vücudun sıvı dengesinin düzenlenmesine yardımcı olur.

C vitamini: Tatlı patates, muzun içerdiği C vitamininin yaklaşık iki katını sağlar. C vitamini bağışıklık sisteminin işleyişini destekler, kolajen üretimine katkıda bulunur ve vücutta antioksidan görevi görür.

A vitamini: Tatlı patatese turuncu rengini veren bitkisel pigment beta karoten, vücutta A vitaminine dönüştürülür. A vitamini, göz sağlığının ve bağışıklık sisteminin korunmasına yardımcı olur. Tatlı patates, beta karoten bakımından muza kıyasla oldukça zengindir.

Folik asit: B grubu vitaminlerinden biri olan folik asit, DNA ve diğer genetik materyallerin oluşumu için gereklidir. Orta boy bir muz 23,6 mikrogram folik asit içerirken fırınlanmış bir tatlı patateste bu miktar 6,84 mikrogramdır.

Hangisini tercih etmelisiniz?

Muz ve tatlı patates, beslenme düzenine eklenebilecek faydalı gıdalardır. Kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutmak veya kilo vermek isteyenler için tatlı patatesi muzdan daha sık tüketmek daha uygun olabilir.

Bununla birlikte en doğru tercih, kişinin sağlık hedeflerine bağlıdır.

- Hızlı ve sağlıklı bir atıştırmalık için: Muz, kolay taşınması, doğal tatlılığı ve herhangi bir hazırlık gerektirmemesi nedeniyle oldukça popülerdir.

- Bağışıklık sistemini desteklemek için: Tatlı patates, C ve A vitaminleri açısından iyi bir kaynaktır. Orta boy fırınlanmış bir tatlı patates, kadınların günlük C vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 30'unu, erkeklerin ise yüzde 25'ini karşılar. Ayrıca yetişkinlerin günlük A vitamini ihtiyacının yüzde 100'ünden fazlasını sağlar. Her iki vitamin de bağışıklık sisteminin sağlıklı işleyişinde önemli rol oynar.

- Egzersiz sonrasında: Sağlıklı proteinler, karbonhidratlar ve potasyum içeren besinler, vücudun yoğun egzersiz sonrasında toparlanmasına yardımcı olur. Hem muz hem de tatlı patates bu amaçla tüketilebilir.

- Kalp sağlığını desteklemek için: Her iki besin de kalp sağlığı açısından faydalıdır. Fırınlanmış bir tatlı patates, günlük önerilen potasyum ihtiyacının yaklaşık yüzde 12'sini karşılarken bir muz yaklaşık yüzde 9'unu sağlar. Potasyum tüketiminin artırılması ve beslenmede sodyum miktarının azaltılması, kalp ve damar hastalıkları riskinin düşürülmesine katkıda bulunabilir.

- Bağırsak sağlığını iyileştirmek için: Muz ve tatlı patates, lif ve dirençli nişasta içerir. Özellikle daha az olgunlaşmış muzlar bu açıdan öne çıkar. Lif ve dirençli nişasta sindirim sisteminde yavaş ilerleyerek bağırsaklardaki yararlı bakterilerin beslenmesine yardımcı olur.


Bir İtalyan köyünde uzun ömür araştırması: 100 yaşını aşanların ortak noktaları

İtalya’nın Bolotana köyünde 100 yaşını aşmış çok sayıda kişi yaşıyor (Pixabay)
İtalya’nın Bolotana köyünde 100 yaşını aşmış çok sayıda kişi yaşıyor (Pixabay)
TT

Bir İtalyan köyünde uzun ömür araştırması: 100 yaşını aşanların ortak noktaları

İtalya’nın Bolotana köyünde 100 yaşını aşmış çok sayıda kişi yaşıyor (Pixabay)
İtalya’nın Bolotana köyünde 100 yaşını aşmış çok sayıda kişi yaşıyor (Pixabay)

İtalya’nın Sardinya Adası’ndaki küçük bir köyde 100 yaşını aşan çok sayıda kişi yaşıyor. Bu durum, National Geographic’ten bir araştırma ekibini, ileri yaşlara kadar hayatta kalma oranlarının yüksekliğini açıklayabilecek etkenleri araştırmak üzere köy sakinlerinin yaşam biçimlerini incelemeye yöneltti. Uzun yaşam oranlarının yüksek olduğu bölgeler olarak bilinen “Mavi Bölgeler”e yönelik ilgi de giderek artıyor.

Şarku’l avsat’ın ABD merkezli Fox News kanalından aktardığı habere göre araştırmacılar, Bolotana köyünün “Mavi Bölgeler” listesine girmeye aday olduğunu belirtti. 2024 yılı verilerine göre, nüfusu 2 bin 262 olan köyde 100 yaşını doldurmuş veya bu yaşı aşmış 10 kişi bulunuyor. Bu oran, Sardinya ortalamasının yaklaşık 10, ABD ortalamasının ise 11 katı.

Araştırmacılar, Bolotana’daki asırlık çınarların günlük yaşamlarında ortak olan üç alışkanlık belirledi.

Ağır egzersizler yerine günlük hareketlilik

Bolotana sakinleri her gün yürümeye özen gösteriyor. Köyün yokuşlu sokakları, sakinleri mağazalara, kafelere, iş yerlerine ve arkadaşlarının evlerine ulaşmak için yürümeye yönlendiriyor. Köy içinde otomobil kullanımı da sınırlı kalıyor.

Uzun yaşam araştırmaları yapan Blue Zones şirketinin kurucusu ve National Geographic araştırmacısı Dan Buettner, gün içine doğal biçimde yayılan hareketliliğin spor salonlarına gitmekten daha önemli olabileceğini düşünüyor.

Buettner, “Bu tür kendiliğinden gerçekleşen yürüyüşler, uzun yaşam açısından spor salonuna gitmekten daha önemlidir” dedi.

Köy sakinlerinin bilinçli olarak ömürlerini uzatmaya çalışmadığını belirten Buettner, “Bunlar ortalama genetik özelliklere sahip sıradan insanlar. Olağanüstü bir disipline ya da daha iyi genlere sahip, insanüstü kişiler değiller” ifadelerini kullandı.

Buettner, sözlerini şöyle sürdürdü: “Onlar uzun yaşamın peşinden koşmuyor. Uzun yaşam, içinde bulundukları çevrenin bir sonucu.”

Ağırlıklı olarak bitkisel beslenme

Beslenme düzeni, Bolotana’daki yaşamın öne çıkan özelliklerinden biri. Köy sakinleri başta baklagiller, sebzeler, buğday, zeytin ve zeytinyağı olmak üzere bitkisel gıdalarla besleniyor; peynir ve eti ise daha sınırlı miktarlarda tüketiyor.

Buettner, köyde 100 yaşını aşan kişilerin beslenme düzeninin yaklaşık yüzde 90’ının bitkisel gıdalardan oluştuğunu belirterek, “Proteine odaklanmıyorlar, bunun yerine kompleks karbonhidratlara ağırlık veriyorlar” dedi.

Köy sakinleri genellikle ekmek, peynir, zeytin ve kahveden oluşan sade bir kahvaltı yapıyor. Öğleden sonra erken saatlerde yenilen öğle yemeği ise günün ana öğününü oluşturuyor. Bu öğünde çoğunlukla mevsim sebzeleri ve fasulyeyle hazırlanan minestrone çorbası gibi yemekler tüketiliyor.

Buettner, baklagillerin önemine dikkati çekerek, “Baklagiller, burada uzun yaşamla ilişkilendirilen beslenme düzeninin temel taşını oluşturuyor” dedi. Köy sakinlerinin nohut, mercimek ve beyaz fasulye gibi çeşitli baklagilleri tükettiğini belirtti.

Geçmişte köy halkı eti ayda yaklaşık beş kez, çoğunlukla kutlama ve özel günlerde tüketiyordu. Yemeklerin hazırlanmasında ise yaşlı zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağı kullanılıyordu.

Bilim insanları, bu yağda bulunan bazı nadir yağ asitlerinin yüksek seviyelerinin uzun yaşamla ilişkili olup olmadığını araştırıyor. Ancak şu ana kadar bu konuda kesin bir sonuca ulaşılmış değil.

Güçlü sosyal bağları korumak

Bolotana sakinlerinin ortak alışkanlıkları yalnızca hareketlilik ve beslenmeyle sınırlı değil. Aile üyeleri, arkadaşlar ve komşularla sürekli iletişim kurmak da günlük yaşamın önemli bir parçasını oluşturuyor. Birlikte yenilen yemekler ve toplumsal etkinlikler, bu ilişkilerin sürdürülmesine katkı sağlıyor.

Buettner, köydeki kadınların güçlü sosyal bağlara sahip olduğunu gözlemledi. Kadınlar düzenli olarak kütüphanede bir araya geliyor, birlikte ekmek ve tatlı yapıyor, dini ve sosyal etkinliklere katılıyor.

Buettner ayrıca erkeklerin ev işlerine daha fazla katılmasının kadınların üzerindeki yükü hafifletebileceğine dikkati çekti. Bunun kadınlar arasında uzun yaşam oranlarının yüksek olmasını açıklayabilecek olası etkenlerden biri olduğunu belirten Buettner, söz konusu değerlendirmenin bilimsel olarak kanıtlanmış bir sonuç olmadığını vurguladı.


Uzmanlar uyardı: Zayıflama iğneleri besin eksikliklerine yol açabilir

Bu yıl yayımlanan bir araştırmaya göre zayıflama amacıyla GLP-1 ilaçlarının kullanılması, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde temel besin maddelerinin eksikliğiyle ilişkilendirildi (AFP)
Bu yıl yayımlanan bir araştırmaya göre zayıflama amacıyla GLP-1 ilaçlarının kullanılması, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde temel besin maddelerinin eksikliğiyle ilişkilendirildi (AFP)
TT

Uzmanlar uyardı: Zayıflama iğneleri besin eksikliklerine yol açabilir

Bu yıl yayımlanan bir araştırmaya göre zayıflama amacıyla GLP-1 ilaçlarının kullanılması, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde temel besin maddelerinin eksikliğiyle ilişkilendirildi (AFP)
Bu yıl yayımlanan bir araştırmaya göre zayıflama amacıyla GLP-1 ilaçlarının kullanılması, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde temel besin maddelerinin eksikliğiyle ilişkilendirildi (AFP)

Julia Musto Bilim ve İklim Muhabiri

Giderek artan sayıda araştırmaya göre GLP-1 kullanıcıları, genel sağlıklarını etkileyebilecek besin yetersizlikleri yaşıyor.

Yaklaşık 30 milyon Amerikalı zayıflama veya diyabet tedavisi amacıyla bu ilaçları kullanıyor. Ancak iştahı bastıran bu iğneler birçok kişinin ciddi miktarda kilo vermesine yardımcı olsa da bazı olumsuz yan etkileri de var.

Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu ve Kopenhag Üniversitesi'nin birden fazla araştırmayı inceleyerek ağustosta yayımladığı çalışma, GLP-1 kullanıcılarının sinirleri koruyan B12 vitamini, kaslarla organları onaran protein ve sindirim sistemini destekleyen lif açısından eksiklik yaşadığını ortaya koydu.

Araştırmacılar, "GLP-1 ilaçları, farklı ve çoğu zaman kaynakları yetersiz klinik ortamlarda milyonlarca hastaya reçete ediliyor. Bu nedenle beslenmeyi bu bakım modeline dahil etmek yalnızca önerilen bir yaklaşım değil, acil bir gereklilik" diye vurguluyor.

Ohio Eyalet Üniversitesi'nden araştırmacılara göre toplamda 10 milyon Amerikalı yeterli miktarda B12 almıyor.

B12 genellikle hayvansal gıdalarda bulunduğu için bitki bazlı beslenen kişilerin, GLP-1 ilaçları kullanıyorsa eksiklik yaşama riski daha yüksek.

İncelemede ayrıca GLP-1 kullanıcılarının yüzde 43'ünün yeterli protein tüketmediği ve düşük lif alımının mide bulantısı, şişkinlik ve kabızlığa yol açarak "hastaların daha da az yemek yediği bir döngü yaratabileceği" tespit edildi.

Mayo Clinic'e göre vücudun sağlıklı bir kiloyu koruması ve diyabet riskini artırabilecek, kan şekerindeki ani yükselmelerle mücadele etmesi için lifin yanı sıra proteine de ihtiyacı var. 

GLP-1 ilaçları kullanırken besin yetersizliği yaşayanlar sadece yetişkinler de değil. ABD'de 12 yaşından küçük çocukların obezite tedavisi için GLP-1 ilaçlarını kullanma oranı, 7 yıl öncekinin 300 katına çıktı. Northwestern Üniversitesi'nin eylülde yayımlanan araştırmasına göre, bir yıl boyunca GLP-1 ilaçları kullanan 10-17 yaşlarındaki çocukların neredeyse 6'da birinde besin eksikliği teşhis edildi.

En sık görülen komplikasyon D vitamini eksikliğiydi. Süt ve kahvaltılık gevreklere eklenen bu vitamin, kemiklerin sağlıklı kalmasına yardımcı oluyor ve bağışıklık sistemini destekliyor.

Çalışmanın yazarları şu ifadeleri kullanıyor:

D vitamini, demir ve kalsiyum gibi besinler, ergenlik çağında özellikle önem taşır. Bu dönemde ortaya çıkan eksiklikler, iskelet sağlığı ve genel gelişim üzerinde kalıcı etkiler bırakabilir.

Orta yaşlı ve yaşlı yetişkinlerde de benzer bir D vitamini eksikliği gözlemlendi. Bu besin maddesi, özellikle kemiklerin zayıflamaya başladığı yaşam evrelerinde kemiklerin sağlam kalması için gerekli olduğundan, bu da endişe verici bir durum.

Ocak ayında yayımlanan bir incelemede, bir yıl boyunca bu ilaçları kullanan 480 binden fazla yetişkinin yüzde 13,6'sında D vitamini eksikliği saptandı.

Sonuç olarak, bu besin maddelerinden herhangi birinin eksikliği, kilo kaybının ötesinde zarara yol açabilir. Daha fazla araştırmaya ihtiyaç var fakat Cleveland Clinic, GLP-1'lerle bağlantılı olmayan besin eksikliklerinin, kemiklerin yumuşamasına ve büyüme geriliğine yol açabildiğini belirtiyor.

Böyle bir durumdan etkilenmiş olabileceğinizi gösteren belirtiler arasında halsizlik, yorgunluk, dikkat dağınıklığı, kuru cilt veya kızarıklıklar, saç dökülmesi ve kırılgan saçlar, enfeksiyonlar, düşük vücut ısısı ve kalp atış hızında yavaşlama yer alıyor.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news