Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, ulusa seslendi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)
TT

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, ulusa seslendi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)

Azerbaycan Ordusu, Karabağ’da elde ettiği zafer sonrası yapılan anlaşma kapsamında 28 yıl Ermenistan’ın işgali altında kalan Laçın’a girdi. Ordunun Laçın’da Azerbaycan bayrağı dalgalandırmasının ardından Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, halka hitap etti.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ulusa sesleniş konuşmasında, Laçın'ın Ermeni işgalinden kurtarılmasıyla ilgili Azerbaycan halkını tebrik ederek, “Laçın'da işgal 28 yıl sonra sona erdi. Laçın bölgesinin kurtuluşu tarihi bir olaydır. Tek bir kurşun atmadan Laçın bölgesine döndük. Düşmanı buna zorladık. Savaş sahasında elde ettiğimiz parlak zaferimiz bu harika sonuca yol açtı. Üç bölgemiz Ağdam, Kelbecer ve Laçın bize geri döndü. Tek el ateş etmeden, şehit vermeden bu bölgelere döndük” dedi.
Laçınlıları kısa süre içinde kentlerine geri dönmeleri için çalışmalara başlanacağını belirten Aliyev, “İşgal edilen topraklarda karşılaştığımız manzara büyük üzüntüye neden oldu. Çünkü her şey yıkıldı, altyapı tahrip edildi, binalar yıkıldı, idari binalar yıkıldı. Şu anda, o yerlerde yaşamaya elverişli koşullar yok. Ama o bölgeleri, tüm ilçeleri restore edeceğiz, vatandaşlarımızın normal yaşamı için her adımı atacağız. Bildiğiniz gibi ilk projeler çoktan uygulandı. İlgili fonlar Başkanın yedek fonundan tahsis edilmiştir. Fuzuli-Şuşa karayolu ve Berde-Ağdam demiryolu inşaatına başlandı. Bu da bizim bu çalışmayı maksimum verimlilikle ve aynı zamanda kısa sürede planladığımızı gösteriyor ki tüm işleri zaman kaybetmeden organize edebiliyoruz. Hâlihazırda ilgili bir devlet kurumu oluşturulmuş ve tüm bu çalışmalar koordineli olarak yürütülecektir” diye konuştu.

“Koridor Rus barış gücünün kontrolüne verildi”
Laçın kentinin stratejik öneminin söz konusu bölgeden ve şehir merkezinden Laçın koridorunun geçme olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Aliyev, “Bu koridor, Rus barış gücünün kontrolüne verildi. Koridor uzun yıllar Ermeni silahlı kuvvetlerinin, işgalcilerin kontrolündeydi. 10 Kasım'da imzalanan ortak bildirinin ilk versiyonunda, bu koridorun Ermeni silahlı kuvvetlerinin kontrolü altında kalmasına ilişkin bir madde vardı. Ben buna karşı çıktım ve sonuç olarak koridor Rus barış gücünün kontrolüne verildi. Bunun büyük bir başarı olduğunu düşünüyorum. Laçın koridoru Ermeni işgalci güçlerinden temizlendi. Ayrıca, özellikle Şuşa'nın kurtuluşundan kısa bir süre sonra, anlaşmanın ilk versiyonu üzerinde aktif çalışmaların sürdüğünü de belirtmeliyim. Anlaşmanın ilk versiyonunda Laçın koridorunun genişliğinin 30 kilometre olması öne sürüldü. Buna şiddetle karşı çıktım ve Ermeni tarafının bu iddiasının tamamen asılsız olduğunu söyledim. Koridor içinde güvenlik önlemlerini sağlamak için bu kadar geniş bir koridora ihtiyaç yok. Bu nedenle bunu tamamen kabul edilemez bir teklif olarak değerlendirdim ve fikrimi dile getirdim. Daha sonra ikinci seçenekte Laçın koridorunun genişliği 10 kilometreydi. Bunu da kabul etmedim ve sonuç olarak 5 kilometre genişliğinde bir koridorda anlaşmaya varıldı. 5 kilometre hem bizim hem de Dağlık Karabağ'da yaşayan Ermeniler için ve güvenliğin sağlanması için yeterli genişlikte” dedi.

“Laçın, Kelbecer ve Şuşa Azerbaycan'a dönmezse anlaşma olmaz”
Ermeni yönetiminin Laçın bölgesini Azerbaycan'a iade etme niyetinin olmadığını belirten Aliyev,“ Bize doğrudan söylenmemiş olsa da, Laçın bölgesinin bir şekilde Ermenistan'da kalması gerektiği düşüncesi her zaman vardı. Ermeni tarafı genel olarak Laçın bölgesinin tamamının kendilerine bir koridor olarak verilmesi gerektiğine inanıyordu. Ne yazık ki bazı Batılı çevreler bu görüşü destekledi. Bu, Ermenistan'ın konumunu daha da uzlaşmaz hale getirdi ve düşman neredeyse tamamen ahlaksız hale geldi. Sonuç olarak Laçın bölgesinde çok ciddi bir yerleşim politikası izlendi. Hep söyledim, Laçın, Kelbecer ve Şuşa Azerbaycan'a dönmezse anlaşma olmaz. Bu tutumum yabancı ülkelerde pek çok kişiyi rahatsız etti. Toprak bütünlüğümüzün yeniden sağlanması gerektiğini söyledim. Savaş seçeneğinin asla göz ardı edilmediğini söyledim. Biz güç topluyorduk, bu gücü demir yumruk haline getirdik, düşmanın belini kırdık ve bugün yeni bir gerçeklik oluşturduk. Bir yıl önce bile bazı insanlar bize mevcut gerçeklikle uzlaşmamızı söyledi, bugün de ben herkesin mevcut gerçeklikle uzlaşması gerektiğini söylüyorum” ifadelerini kullandı.
Yeni koridorun parametreleri belirlendikten sonra, Laçın şehir merkezinin Azerbaycan’a geri verileceğini ifade eden ve 10 Kasım'da imzalanan üçlü anlaşmada yer alan 6. maddeden bahseden Azerbaycan Cumhurbaşkanı, “6. maddede, Ermenistan'ın 15 Kasım'da Kelbecer'i, 1 Aralık'ta ise Laçın'ı boşaltacağı belirtiliyordu. Bildiğiniz üzere Rusya tarafı bize başvuruda bulunarak biraz zaman istedi. Kelbecer kentinin bize dönüşü 15 Kasım'da değil 25 Kasım'da sağlandı. 6. maddenin bu kısmı uygulandı. Laçın kenti Azerbaycan'a verildi. Laçın koridoru, Şuşa kentine dokunmayacak şekilde 5 kilometre genişliğinde Rus barış gücünün kontrolünde kalıyor. Bu maddeden zaten bahsetmiştim. Anlaşmanın ilk versiyonda koridorun genişliği 30 kilometre, daha sonra 10 kilometreydi ve Rus barış gücünün değil, Ermenistan silahlı kuvvetlerinin kontrolü altında kalıyordu, ancak biz bunu anlaşmadan çıkardık. Anlaşmaya göre tarafların onayı ile, Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasında iletişimi sağlayan Laçın koridoru konusunda yeni bir güzergahın inşası için önümüzdeki üç yıl içinde bir plan belirlenecek. Böylece, söz konusu güzergâhın korunması için Rus barış gücünün gelecekte yer değişimi öngörülüyor. Ben bu konuyu da yorumlamak istiyorum. Artık herkes Laçın koridorunun Laçın şehir merkezinden geçtiğini biliyor. Öyle ki Laçın şehir merkezi bu koridorun ortasında kalır. Rusya Devlet Başkanı ile görüşmelerimde Laçın şehir merkezinin de bizde kalması gerektiğini söylüyordum. Bu nedenle biz yeni bir koridor inşa edilmesini öneriyoruz. Dağlık Karabağ'ı Ermenistan'a bağlayan yeni bir koridorun güzergâhı belirlenerek inşa edilsin. Maddede süre de belirtiliyor 3 yıl içinde. Fakat ben bunu daha kısa bir sürede yapabileceğimizi düşünüyorum. Yeni koridorun parametreleri belirlendikten sonra Laçın şehir merkezi de bize geri verilecek. Bu çok önemli bir konu. Çünkü ben bunun anlaşmada yer almasını sağlamasaydım, Laçın koridoru her zaman Laçın şehir merkezini de içine alacaktı” ifadelerini kullandı.

“Bu anlaşma Paşinyan tarafından imzalandı”
Aliyev sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Biz yeni gerçeklik oluşturduk. Zafer kazanarak, düşmanın kafasını ezerek, düşmanı topraklarımızdan kovarak yeni bir gerçeklik oluşturduk. Herkes bu gerçekliği kabullenecek, kabullenmek zorunda kalacak. Tıpkı Ermenistan'ın yaptığı gibi. Bu anlaşma Paşinyan tarafından imzalandı. Paşinyan aslında teslimiyet belgesi imzaladı. Ermenistan ya tamamen yıkılacak ya da anlaşma imzalanacaktı. 10 Kasım'da imzalanan anlaşmaya müdahale etmek isteyen olursa sert mukavemetimizi görecektir. Böyle girişimler var. Bu girişimlerin amacı anlaşmayı ihlal etmektir. Çünkü bu anlaşmayla, yeni bir güvenlik formatının ortaya çıkmış olması bazı insanları rahatsız ediyor. Türk-Rus Ortak Merkezinin kurulması yapılan açıklamayla onaylandı. Düşmanın başını ezmeseydik, kendi rızasıyla bu topraklardan çıkmazdı. Yaklaşık 5 bin kilometre kareyi savaşarak kurtardık, aynı zamanda yaklaşık 5 bin kilometrekareye barışçıl bir şekilde geri döndük. Düşmanın kafasını ezmeseydik, bu topraklardan asla gönüllü olarak çıkmazdı. Düşman bu işgali devam ettirmek istedi ve tüm çirkin işleri bu amaca hizmet etti.”

“Dağlık Karabağ'da bugün yaşayan herkes Azerbaycan vatandaşıdır”
Dağlık Karabağ'da bugün yaşayan herkes Azerbaycan vatandaşı olduğuna vurgu yapan Aliyev, “Tek bir Azerbaycan devletinde hayatlar güzel olacak, sefaletten kurtulacaklar. Dağlık Karabağ'da yaşayan Ermeniler ve oraya mutlaka dönecek olan Azerbaycanlılar yeniden iyi komşuluk koşullarında yaşayacak. Pratik aşamaya girildi. Değerlendirme süreci yakında başlayacak ve hasar hesaplanacak. Yasal düzeyde adımlar atılıyor. Detayları henüz açıklamak istemiyorum. Ancak bu artık bir niyet değil, pratiğe geçmiş bir aşamadır. Onları ifşa etmeye devam edeceğiz. Biz hakkı ve adaleti yeniden kurduk, tarihi adaleti tesis ettik” dedi.
Bu savaşın Azerbaycan’ın şanlı zaferi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Gururluyuz. Bizim görevimiz Ermeni faşizminin bir daha bu bölgede yükselmesini önlemektir. Fransa parlamentosunun bizim meselemizle ne ilgisi var? Fransa, kaç yıldır AGİT Minsk Grubu'nun eş başkanlığını yapıyorsun? Elinizi taşın altına koydunuz mu? Bir sorunu çözmek için pratik bir adım attınız mı? Şimdi sorun çözüldükten sonra neler olduğuna bakın. Fransa Senatosu, Dağlık Karabağ'ı tanıyan bir karar kabul etti. Onlardan hoşlanıyorsanız, savaş sırasında demiştim, Marsilya şehrini verin, adını değiştirin, orada ikinci bir devlet kurun dedim. Ama bizim işimize kimse karışamaz. ‘Dağlık Karabağ sorunu’ teriminin bittiğini bir kez daha söylemek istiyorum. Bu terimin dillerde olmasını tavsiye etmiyorum. Ancak tarih söz konusu olduğunda, terim elbette kullanılabilir” ifadelerini kullandı.

“Ermenistan'ın dış borcu 8 milyar dolar”
Ermeni ordusunun yok edildiğini belirten Aliyev, “Ordularını mahvettik. Bu ordu onlarca yıl içinde kuruldu. Bu orduya ücretsiz silah, cephane, en modern teçhizat verildi. Tüm bunların maliyeti 3 milyardan fazla olarak hesaplanıyor. Bu fakir ülkede bu kadar çok para nereden geliyor? Ermenistan'ın dış borcu 8 milyar dolar. Bu ülke borç içinde. Bu ülkedeki tüm ekonomi şimdi yok ediliyor. Savaştan sonra ulusal para birimi iflas etti. Burası iflas etmiş bir ülke. Bu kadar parayı nereye ödedi? Size bu para transferlerini nasıl yaptığını göstereyim. Bu paranın hangi sözleşmelerle ödendiğini bize bildirmeleri için uluslararası kuruluşlara da başvuracağız. Ödenmiş mi? Ödenmemişse, ücretsiz olarak alınmıştır. Ermenistan'ın otuz yıldır monte ettiği teçhizatı 44 günde imha ettik. Ermeni ordusu artık yok. Şimdi ölen askerler konusunda yanlış rakamlar veriyorlar. Gerekirse, işgal gücünün ne kadar asker kaybettiğini, bu bilgileri dile getireceğiz. Ermeni ordusunu yok ettik. Bu yüzden önümüzde diz çöküp teslimiyet anlaşmasını imzalamak zorunda kaldılar. Bu herkes için bir ders olmalı” diye konuştu.

“Azerbaycan Türkiye ile birleşiyor”
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev konuşmasını şöyle sürdürdü:
“10 Kasım'daki imza töreninin ardından bu anlaşmayı Azerbaycan halkının dikkatine sundum ve tüm çalışmalarımızın şeffaf olduğunu bir kez daha gösterdim. Anlaşmayı halkın önünde imzaladım, büyük bir gururla imzaladım, kazanan olarak imzaladım. Bu açıklamanın tamamını Azerbaycan halkının dikkatine sundum. Azerbaycan, ayrılmaz parçası olan Nahçıvan ile birleşmiştir. Azerbaycan Türkiye ile birleşiyor. Rusya, Azerbaycan, Türkiye, İran ve isterse Ermenistan bu ulaşım koridoruna katılabilir. Böylelikle bölgede beş taraflı yeni bir işbirliği platformu oluşturulabilir. Bu fikri hem Rusya hem de Türkiye Cumhurbaşkanlarına ilettim. Hem Recep Tayyip Erdoğan hem de Vladimir Putin bunu memnuniyetle karşıladı. Bölgede kalıcı barış istiyoruz. Bunu başarmak için güvenlik önlemleriyle birlikte işbirliği geliştirilmelidir. İşbirliği yapmaya hazırız. Bizim için bir numaralı konu, Azerbaycan'ı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ile birleştirmek ve aynı zamanda Azerbaycan ile Türkiye arasında yeni bir ulaşım koridoru oluşturmak bizim için bir numaralı konu. Bu proje gerçekleşirse, eminim yeni bir bağlantı olacak ve bundan beş ülke faydalanabilir. Bölgesel güvenlik ve işbirliği için daha iyi bir proje olabilir mi? Hayır. Bunu başlatan kim? Biz. Bu paragrafı buraya kim koydu? Ben.”
Azerbaycan için yeni bir dönemin başladığını belirten Aliyev, “Ülkemiz için yeni bir dönem başlıyor. Yeni bir kuruculuk dönemi, bir gelişim dönemi, kurtarılmış bölgelerimizin yeniden tesisi dönemi başlıyor. Bu dönemde de Azerbaycan halkının birlik, beraberlik ve güçlü irade göstereceğine inanıyorum. Azerbaycan halkı yeniden birleşecek ve bu yıkılan şehir ve köyleri yeniden kurmak için ellerinden geleni yapacaklar. Bundan sonra büyük ve gururlu bir millet olarak yaşayacağız. Uluslararası arenada söz sahibi olduk, bölgede söz sahibi olduk. İstediğimizi başardık ve bundan sonra halkımızın güvenli ve mutlu bir yaşama sahip olacağına inanıyorum” diye konuştu.
Aliyev, “Eminim ki bundan sonra pek çok durumda halkıma sözlerimi söyleyeceğim. Ama bu dönem hakkındaki seslenişimi her Azerbaycan vatandaşının istediği sözlerle tamamlamak istiyorum. Cebrayıl bizim, Fuzuli bizim, Zengilan bizim, Gubadlı bizim, Ağdam bizim, Kelbecer bizim, Laçın bizim, Şuşa bizim, Karabağ bizim! Karabağ Azerbaycan'dır! Azerbaycan halkına sevgiler! Çok yaşa Azerbaycan!” diye konuştu.



Anlaşmayla ve anlaşmasız İran-Amerikan çatışmasının doğasını yeniden tanımlamak

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İstanbul'da Türk mevkidaşıyla düzenlediği ortak basın toplantısında, 30 Ocak 2026 (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İstanbul'da Türk mevkidaşıyla düzenlediği ortak basın toplantısında, 30 Ocak 2026 (AFP)
TT

Anlaşmayla ve anlaşmasız İran-Amerikan çatışmasının doğasını yeniden tanımlamak

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İstanbul'da Türk mevkidaşıyla düzenlediği ortak basın toplantısında, 30 Ocak 2026 (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İstanbul'da Türk mevkidaşıyla düzenlediği ortak basın toplantısında, 30 Ocak 2026 (AFP)

Hüda Rauf

Washington ve Tahran'ın tehlikeli bir askeri çatışmayı sona erdirebilecek ve nükleer program ve bölgesel güvenliğin geleceği konusunda daha kapsamlı müzakere sürecinin önünü açabilecek bir ön mutabakata yaklaştığına dair artan işaretler var. Batılı çevrelerden sızan bilgilere göre, Donald Trump yönetimi, nihai bir anlaşmadan ziyade çatışmayı sona erdirmek için “bir ön çerçeve” olarak tanımlanan mutabakat zaptına ulaşmaya yakın.

Bu belge, imzalanıp kesinleşirse, ABD-İran çatışmasını sona erdirmeye yönelik bir adım sayılmıyor. Bunun yerine, Tahran'ı kısıtlamaktan ziyade önünü açan çok sayıda belirsiz nokta içeriyor. Önerilen düzenleme, “dondurma karşılığında hafifletme” denklemine dayanıyor; yani İran, 12 yıl boyunca uranyum zenginleştirmeyi askıya alacak, ardından uranyumu yüzde 3,76 oranında zenginleştirmeye başlayacak. Savaştan önce de İran'ın, yüzde 3,67'den daha düşük bir seviyede bile olsa uranyum zenginleştirme hakkını korumayı talep ettiğini belirtmekte fayda var.

Belge ayrıca, Washington'un yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş milyarlarca dolarlık İran varlığını serbest bırakmasını, İran'ın da deniz ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer üzerindeki karşılıklı kısıtlamaları hafifletmesini öngörüyor. Ancak bu uzlaşı, daha sonraki bir nihai anlaşmaya bağlı olmayı sürdürüyor ve bu da onu barış ve gerilimi tırmandırma arasında gri bir alana yerleştiriyor. Müzakerelerin tamamlanamaması, basitçe başa dönmek veya daha yoğun bir çatışma anlamına gelecektir.

ABD Başkanı Donald Trump ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'ten gelen olumlu sinyallere rağmen, İranlı yetkililer beklenen İran yanıtına ilişkin olumlu veya olumsuz işaretler taşıyan herhangi bir açıklama yapmadılar. Ancak, önerilen anlaşma bazı konularda belirsizliklerle dolu ve ertelenmiş anlaşmazlıklar barındırıyor. Dahası, nihai hale gelirse, birçok konuda İran için bir kısıtlamadan ziyade bir kazanç olacaktır. İçerdiği en önemli belirsizlik Hürmüz Boğazı'nın kaderiyle ilgili. Savaş bittikten hemen sonra boğazda seyrüsefer özgürlüğünden ne kastedildiği belirsiz. Savaş öncesindeki durumuna geri dönüş mü kastediliyor? Yoksa İranlı yetkililerin savaş sonrasında da devam edeceğini defalarca belirttiği, “boğazda yeni yönetim ve oluşan denklem” olarak tanımlanan yeni bir durumla mı karşı karşıyayız?

Daha önce bu köşede “Washington-Tahran Görüşmeleri Monroe Doktrini'ni Hürmüz'e Taşıyacak mı?” başlığı altında bundan ve Trump'ın boğazda İran ile ortak yönetim istediğine dair imaları göz önüne alındığında, Monroe Doktrini'ni Batı Yarımküre'de Körfez bölgesine de uygulama olasılığından bahsetmiştim. İran'dan gelen bazı haberler, Trump'ın gerçekten de bunu talep ettiğini, ancak İran'ın bunu reddederek Washington ile değil, Çin ile ortak yönetim önerdiğini doğruluyor. Haberler ayrıca, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Çin ziyaretinin, bölgesel ve uluslararası iş birliği öneren bir İran girişimini koordine etmek amacıyla yapıldığına işaret ediyor. Bu girişim, Çin'in Hürmüz Boğazı'nın yönetimi için bölgesel bir plan geliştirme girişiminde bulunmasını içeriyor; bu plan Amerika Birleşik Devletleri ile sınırlı olmayan daha geniş bir bölgesel çerçeveye giriyor. Dahası, İran, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasından en olumsuz etkilenen tarafın Çin olduğu kozundan yararlanmaya çalışarak Çin'in uluslararası garantör olmasını istiyor.

Öte yandan, zenginleştirme sorunu anlaşmazlığın özü ve en önemli çıkmaz noktası olmaya devam ediyor. Nükleer zenginleştirmenin askıya alınma süresi hâlâ çözüme kavuşturulmuş değil. İran, dondurulmuş varlıklarını geri alması ve tüm yaptırımların kaldırılması, dahası süre sona erdikten yüzde 3,67 oranında zenginleştirmeye geri dönmesi şartıyla, 12 yıl veya daha kısa bir süre için zenginleştirmeyi askıya almayı kabul edebilir. Ancak, Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre asıl anlaşmazlık noktası, Tahran'ın Washington'a teslim etmeyi reddettiği yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti etrafında dönüyor. Trump'ın İran’ın elindeki yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu kendisine teslim edeceği konusundaki tekrarlanan ve gösterişli açıklamalarına rağmen, Tahran Washington'a teslim etmeyi reddedebilir. Ama İran’ın uranyumu Rusya'ya veya başka güvenilir bir tarafa teslim etmeye bir itirazı yok. İran, böylelikle Trump'ın herhangi bir şekilde zafer kazanmasını ve Barack Obama'dan daha güçlü bir anlaşma yapmakla övünmesini engellemek istiyor. Ancak kesin olan husus, uranyumun akıbetinin tartışmalı bir konu olmaya devam ettiğidir.

Her iki tarafın da açıklamadığı birçok belirsiz konu var ve görünüşe göre temel endişeleri, savaşı derhal sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması karşılığında İran'a uygulanan ablukayı kaldırmaktır. İki taraf arasında bir anlaşmaya varılsın ya da varılmasın, Trump'ın başlattığı savaş, bölgedeki çatışmanın dinamiklerini temelden şu şekilde değiştirdi:

Askerî harekâtın açıklanan hedefleri İran'da rejim değişikliği ve nükleer programının ortadan kaldırılması iken, müzakerelerin asıl odağı artık Hürmüz Boğazı'nın savaştan önce olduğu gibi seyrüsefere açılması haline geldi.

İran, çatışmayı yeniden tanımlamaya çalışıyor. Askeri olan çatışmayı jeopolitik ve ekonomik bir mücadeleye dönüştürdü. Bu konudaki en önemli kozları Hürmüz Boğazı, enerji ve uluslararası su yolları üzerindeki etkisiydi. Böylece anlaşmayı nükleer müzakerelerden çatışmanın doğasını yeniden şekillendirmeye kaydırdı. Dolayısıyla bir anlaşmaya varılırsa, bu sadece nükleer bir çözüm değil, çatışmanın kendisinin temelden yeniden yapılandırılması olacaktır. Doğrudan askeri çatışma yerine rekabet ekonomi, jeopolitik ve bölgesel etkiyle ilgili diğer alanlara kayabilir.

Enerji bu çatışmada belirleyici faktör olduğundan, Arap Körfezi'nden petrol ve doğalgaz akışında herhangi bir aksama küresel ekonomiyi anında etkilemektedir. Bu nedenle, bölgesel istikrar sadece siyasi hedef değil, küresel bir ekonomik zorunluluk ve aynı zamanda İran'ın gelecekte herhangi bir gerilim karşısında oynayabileceği bir koz.

İran, deniz ablukasını kırmak veya deniz yollarına olan yoğun bağımlılığını azaltarak etkilerini hafifletmek istiyor. Bu durum baskıyı daha da artırabilir ve İran'ı sadece ablukayla doğrudan yüzleşmeye değil, aynı zamanda Kuzey-Güney Koridoru ile Kuşak ve Yol Girişimi gibi kara koridorları geliştirerek oyunun kurallarını değiştirmeye de zorlayabilir. Ayrıca, deniz taşımacılığına bağımlılığı azaltacak, ticaret yollarını çeşitlendirecek ve baskıya karşı kendisini daha dirençli hale getirecek yeni kara yolları ve güzergahlar aramaya itebilir. Bu nedenle, İran Dışişleri Bakanlığı komşu ülkelerle istişareleri yoğunlaştırmaya başladı.

Tahran, çatışma ve anlaşma yoluyla Ortadoğu'yu tek bir gücün egemen olduğu bölgesel bir sistemden çok taraflı bir düzene dönüştürmeye çalışıyor. Bugün yaşananlar sadece nükleer program üzerine müzakereler değil, aynı zamanda İran'ın kendisini çok taraflı uluslararası sisteme katkıda bulunan bir ülke olarak yeniden konumlandırma çabasının bir parçası. Dahası, İran, güvenlik tehditlerini stratejik fırsatlara dönüştürme fırsatını değerlendirerek, Körfez’in güvenliğine dair vizyonunu dayatma ve yeni pazarlık kozları elde etme olanağı bulurken, savunma stratejisinin en önemli sütunları olan milis güçlerini ve balistik füze programını da tehlikeye atmıyor. Soru, anlaşmanın imzalanıp imzalanmayacağı değil, çatışmanın bu aşaması sona erdikten sonra İran'ın Ortadoğu'daki stratejisinin nasıl olacağıdır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Hürmüz'de bin 500 gemi ve 22 bin denizci mahsur kalmış durumda

Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş bir konteyner gemisi (AFP)
Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş bir konteyner gemisi (AFP)
TT

Hürmüz'de bin 500 gemi ve 22 bin denizci mahsur kalmış durumda

Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş bir konteyner gemisi (AFP)
Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş bir konteyner gemisi (AFP)

ABD tarafından hazırlanan raporlar, Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan ticari gemi sayısının bin 550 ile bin 600 arasında olduğunu ve ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine'e göre bu gemilerde ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalan 22 binden fazla denizci ve teknisyenin bulunduğunu ortaya koydu.

28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail'in İran'a karşı askeri operasyonları başlamasından bu yana, İran'ın füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla karşılık vermesi üzerine, dünya ekonomisinin bu hayati damarı neredeyse tamamen kapalı durumda. İran Devrim Muhafızları, boğazdan geçişi yasaklayan uyarılar yayınlayarak ticari gemilere saldırı düzenleyeceğini duyurdu. ABD güçleri, İran güçlerinin boğaza mayın döşediğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump, gemileri boğazdan geçirmek amacıyla ‘insani nitelik taşıdığını’ söylediği ‘Özgürlük Projesi’ adlı bir operasyon başlattı. Ancak yalnızca 48 saat süren ve sadece iki geminin çıkışına yardımcı olan bu operasyondan kısa sürede geri adım attı. Trump, Pakistan’ın arabuluculuğuyla sürdürülen ABD-İran müzakerelerine ilave süre tanımak istediğini açıkladı.

Danimarkalı dev nakliye şirketi Maersk, ABD ordusunun boğazdan çıkış için yönlendirdiği iki gemiden birinin kendisine ait olduğunu teyit etti. Şirket, söz konusu geminin ‘savaşın başlamasından bu yana’ Körfez'den çıkamadığını da kaydetti.

Bir gemi takip sitesinde, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi hareketlerini gösteren büyük bir ekran (AFP)Bir gemi takip sitesinde, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi hareketlerini gösteren büyük bir ekran (AFP)

İran “saldırganlığı”

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Özgürlük Projesi’nin Hürmüz Boğazı'nı ticari gemilere yeniden açmayı hedeflediğini ve ‘Destansı Öfke Operasyonu’ndan bağımsız olduğunu açıkladı.

Hegseth, yaptığı açıklamada, "İran'ın masum ülkelerin ve mallarının uluslararası bir su yoluna erişmesini engellemesine izin verilemez" ifadelerini kullandı. ABD’li Bakan, İran'ın ‘sivil gemileri taciz eden, tüm ülkelerden denizcileri ayrım gözetmeksizin tehdit eden ve hayati öneme sahip bir geçiş noktasını kendi mali çıkarları için kullanan saldırgan bir ülke’ olduğunu vurguladı.

ABD'nin planına rağmen, «Lloyd's List Intelligence» tarafından yapılan bir analiz, boğazdan geçen gemi sayısının geçen hafta 44'ten 36'ya düştüğünü ortaya koydu. Normal günlerde bu koridordan 120'den fazla gemi geçiyor ve bunların çoğu küresel petrol arzının yüzde 20'sini taşıyor. Yetkililer, 21 mil (33 kilometre) uzunluğundaki su yolunun üzerinde füzelerin varlığının devam etmesi nedeniyle nakliye şirketlerinin geçiş riskini üstlenmek istememelerini bu durumun nedeni olarak gösterdi. Uzmanlar, uzun vadeli istikrar sağlanana kadar Hürmüz'deki nakliye trafiğinin tam olarak yeniden başlamayacağını belirterek, güvencelerle desteklenen uzun vadeli bir anlaşma olmadan tıkanıklık sorununun çözülemeyeceğini vurguladılar.

Dünyanın önde gelen nakliye şirketlerinden biri olan Hapag-Lloyd'un İletişim Direktörü Nils Haupt, şirketin Özgürlük Projesi askıya alınmadan önce boğazda mahsur kalan dört gemisini çıkarmak için ABD ordusundan yardım almayı değerlendirdiğini söyledi. Haupt, açıklamasında “Durum yeniden değiştiğine göre bu adımın fizibilitesini ve nasıl hayata geçirileceğini yeniden incelememiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

ABD Genelkurmay Başkanı General Caine ise şu an Körfez'de yaklaşık 22 bin 500 denizciyle birlikte bin 500'den fazla geminin mahsur kaldığını teyit etti.

General Caine, açıklamasında şunları söyledi:

“Son yedi hafta boyunca İran, ticari deniz ulaşımını kesmek ve küresel ekonomiye zarar vermek amacıyla boğazdaki ticari gemileri defalarca tehdit etti ve saldırıya geçti. Dünya petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini tıkayarak İran, küresel tedarik zincirini bir silaha dönüştürüyor.”

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Genel Sekreteri Arsenio Dominguez, Panama'da yaptığı konuşmada, ‘şu an yaklaşık bin 500 gemi ve 20 bin mürettebatın Hürmüz Boğazı’nda mahsur kalmış durumda olduğunu’ belirterek deniz taşımacılığının dünyada tüketilen toplam ürünlerin yüzde 80'inden fazlasını taşıdığını hatırlattı.

Hürmüz Boğazı'na bakan İran kıyıları ve Kiş Adası'nın havadan görünümü. (Reuters)Hürmüz Boğazı'na bakan İran kıyıları ve Kiş Adası'nın havadan görünümü. (Reuters)

10 kişi öldü

Savaşın doruk noktasında 32 gemi füze saldırısına uğradı. Şarku’l Avsat’ın IMO’dan aktardığına göre bu saldırılarda en az 10 kişi hayatını kaybetti ve 12 kişi de yaralandı. IMO, gemileri azami dikkat göstermeye çağırmayı sürdürürken, askeri refakatle sağlanan deniz korumasının uzun vadede sürdürülebilir bir çözüm olmadığını vurguladı.

Los Angeles Limanı Genel Direktörü Gene Seroka, yaptığı açıklamada, "Ticari nakliye topluluğunun güvenini ancak hayata geçirilip etkinliği kanıtlanmış gerçek bir barış anlaşması sağlayabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Seroka, ABD ordusu bölgede konuşluyken dahi yüklerini ve personelini nakletmeye hazır tek bir nakliye yöneticisiyle görüşemediğini ifade etti. ABD ordusu gemilere eşlik etse bile nakliye şirketlerinin ‘son derece dikkatli bir değerlendirme’ yapması gerektiğinin altını çizen Seroka, “Bu adımı atmadan önce boğazdan geçişin güvenliğine daha fazla güvenmeleri gerekecek” dedi.

Seroka, Ortadoğu'nun en büyük nakliye şirketlerinden American President Lines bünyesinde 5 yıl çalışmıştı.

İki ayı aşkın bir süredir nakliye şirketleri boğazdan çıkış için fırsat kolluyor. Fakat artık gemilerin boğazdan ayrılmasına izin vermek yük ve personeli tehlikeye atmak anlamına geliyor. Milyonlarca dolarlık değer biçilen bir geminin uğrayacağı her türlü hasarın şirketlere ağır mali ve lojistik kayıplar yaşatacağına şüphe yok. Sigorta şirketlerinin sözleşmelerinde, savaş dönemlerine ilişkin özel maddeler bulunuyor ve bu maddeler, şirketleri savaşın ortasında mahsur kalan gemileri sigortalama yükümlülüğünden muaf tutuyor. Dolayısıyla söz konusu mali güvence olmadan gemilerin boğazdan çıkışı son derece yüksek maliyetler doğurma riskini de beraberinde getiriyor.


Hackerlar, ABD'deki binlerce eğitim kurumunun kullandığı bir platforma erişimi engelledi

Paris'te korsanlıkla mücadele tatbikatı sırasında bir mühendislik öğrencisi (AFP)
Paris'te korsanlıkla mücadele tatbikatı sırasında bir mühendislik öğrencisi (AFP)
TT

Hackerlar, ABD'deki binlerce eğitim kurumunun kullandığı bir platforma erişimi engelledi

Paris'te korsanlıkla mücadele tatbikatı sırasında bir mühendislik öğrencisi (AFP)
Paris'te korsanlıkla mücadele tatbikatı sırasında bir mühendislik öğrencisi (AFP)

Harvard Universitesi ve Stanford Universitesi dahil olmak üzere bazı ABD üniversiteleri, daha önce gerçekleşen veri ihlalinin ardından dün büyük çaplı bir siber saldırının hedefi oldu.

En az 2019’dan bu yana faaliyet gösterdiği belirtilen fidye yazılımı ve siber şantaj grubu ShinyHunters tarafından üstlenilen saldırı nedeniyle eğitim platformu “Canvas”a erişim kesildi.

Öğrenci gazetesi The Harvard Crimson ve sosyal medya paylaşımlarına göre, dün platforma giriş yapmaya çalışan öğrenciler, “Canvas”ın çatı şirketi olan Instructure sunucularının “yeniden” hacklendiğini belirten bir mesajla karşılaştı.

Siber korsanlar mesajlarında, “Sorunu çözmek için bizimle iletişime geçmek yerine bizi görmezden geldiler ve bazı güvenlik güncellemeleri yaptılar” ifadelerini kullandı.

Açıklamada ayrıca, “Listede yer alan eğitim kurumlarından herhangi biri verilerinin yayımlanmasını önlemek istiyorsa, bir siber güvenlik danışmanlık şirketiyle görüşmeli ve bizimle özel olarak iletişime geçerek anlaşma müzakeresi yürütmelidir” denildi.

Grup, eğitim kurumlarının 12 Mayıs’a kadar iletişime geçmemesi halinde çalınan tüm verilerin yayımlanacağı uyarısında bulundu.

Stanford Universitesi, yaptığı açıklamada “Canvas” platformunun “tedarikçi kaynaklı bir sorun” nedeniyle şu anda kullanılamadığını bildirdi. Üniversite ayrıca Instructure şirketinin kısa süre önce ülke genelinde etkili olan bir güvenlik sorununu tespit ettiğini ve bunun kontrol altına alındığını duyurduğunu belirtti.

Bununla birlikte Stanford, yeni kesintinin yalnızca kendi sistemlerini değil, ülke çapında birçok eğitim kurumunu da etkilediğini ifade etti.

Instructure, ilk veri ihlalinde çalınan bilgiler arasında isimler, e-posta adresleri, öğrenci kimlik numaraları ve kullanıcılar arasında paylaşılan özel mesajların da bulunduğunu açıkladı.