Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, ulusa seslendi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)
TT

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, ulusa seslendi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)

Azerbaycan Ordusu, Karabağ’da elde ettiği zafer sonrası yapılan anlaşma kapsamında 28 yıl Ermenistan’ın işgali altında kalan Laçın’a girdi. Ordunun Laçın’da Azerbaycan bayrağı dalgalandırmasının ardından Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, halka hitap etti.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ulusa sesleniş konuşmasında, Laçın'ın Ermeni işgalinden kurtarılmasıyla ilgili Azerbaycan halkını tebrik ederek, “Laçın'da işgal 28 yıl sonra sona erdi. Laçın bölgesinin kurtuluşu tarihi bir olaydır. Tek bir kurşun atmadan Laçın bölgesine döndük. Düşmanı buna zorladık. Savaş sahasında elde ettiğimiz parlak zaferimiz bu harika sonuca yol açtı. Üç bölgemiz Ağdam, Kelbecer ve Laçın bize geri döndü. Tek el ateş etmeden, şehit vermeden bu bölgelere döndük” dedi.
Laçınlıları kısa süre içinde kentlerine geri dönmeleri için çalışmalara başlanacağını belirten Aliyev, “İşgal edilen topraklarda karşılaştığımız manzara büyük üzüntüye neden oldu. Çünkü her şey yıkıldı, altyapı tahrip edildi, binalar yıkıldı, idari binalar yıkıldı. Şu anda, o yerlerde yaşamaya elverişli koşullar yok. Ama o bölgeleri, tüm ilçeleri restore edeceğiz, vatandaşlarımızın normal yaşamı için her adımı atacağız. Bildiğiniz gibi ilk projeler çoktan uygulandı. İlgili fonlar Başkanın yedek fonundan tahsis edilmiştir. Fuzuli-Şuşa karayolu ve Berde-Ağdam demiryolu inşaatına başlandı. Bu da bizim bu çalışmayı maksimum verimlilikle ve aynı zamanda kısa sürede planladığımızı gösteriyor ki tüm işleri zaman kaybetmeden organize edebiliyoruz. Hâlihazırda ilgili bir devlet kurumu oluşturulmuş ve tüm bu çalışmalar koordineli olarak yürütülecektir” diye konuştu.

“Koridor Rus barış gücünün kontrolüne verildi”
Laçın kentinin stratejik öneminin söz konusu bölgeden ve şehir merkezinden Laçın koridorunun geçme olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Aliyev, “Bu koridor, Rus barış gücünün kontrolüne verildi. Koridor uzun yıllar Ermeni silahlı kuvvetlerinin, işgalcilerin kontrolündeydi. 10 Kasım'da imzalanan ortak bildirinin ilk versiyonunda, bu koridorun Ermeni silahlı kuvvetlerinin kontrolü altında kalmasına ilişkin bir madde vardı. Ben buna karşı çıktım ve sonuç olarak koridor Rus barış gücünün kontrolüne verildi. Bunun büyük bir başarı olduğunu düşünüyorum. Laçın koridoru Ermeni işgalci güçlerinden temizlendi. Ayrıca, özellikle Şuşa'nın kurtuluşundan kısa bir süre sonra, anlaşmanın ilk versiyonu üzerinde aktif çalışmaların sürdüğünü de belirtmeliyim. Anlaşmanın ilk versiyonunda Laçın koridorunun genişliğinin 30 kilometre olması öne sürüldü. Buna şiddetle karşı çıktım ve Ermeni tarafının bu iddiasının tamamen asılsız olduğunu söyledim. Koridor içinde güvenlik önlemlerini sağlamak için bu kadar geniş bir koridora ihtiyaç yok. Bu nedenle bunu tamamen kabul edilemez bir teklif olarak değerlendirdim ve fikrimi dile getirdim. Daha sonra ikinci seçenekte Laçın koridorunun genişliği 10 kilometreydi. Bunu da kabul etmedim ve sonuç olarak 5 kilometre genişliğinde bir koridorda anlaşmaya varıldı. 5 kilometre hem bizim hem de Dağlık Karabağ'da yaşayan Ermeniler için ve güvenliğin sağlanması için yeterli genişlikte” dedi.

“Laçın, Kelbecer ve Şuşa Azerbaycan'a dönmezse anlaşma olmaz”
Ermeni yönetiminin Laçın bölgesini Azerbaycan'a iade etme niyetinin olmadığını belirten Aliyev,“ Bize doğrudan söylenmemiş olsa da, Laçın bölgesinin bir şekilde Ermenistan'da kalması gerektiği düşüncesi her zaman vardı. Ermeni tarafı genel olarak Laçın bölgesinin tamamının kendilerine bir koridor olarak verilmesi gerektiğine inanıyordu. Ne yazık ki bazı Batılı çevreler bu görüşü destekledi. Bu, Ermenistan'ın konumunu daha da uzlaşmaz hale getirdi ve düşman neredeyse tamamen ahlaksız hale geldi. Sonuç olarak Laçın bölgesinde çok ciddi bir yerleşim politikası izlendi. Hep söyledim, Laçın, Kelbecer ve Şuşa Azerbaycan'a dönmezse anlaşma olmaz. Bu tutumum yabancı ülkelerde pek çok kişiyi rahatsız etti. Toprak bütünlüğümüzün yeniden sağlanması gerektiğini söyledim. Savaş seçeneğinin asla göz ardı edilmediğini söyledim. Biz güç topluyorduk, bu gücü demir yumruk haline getirdik, düşmanın belini kırdık ve bugün yeni bir gerçeklik oluşturduk. Bir yıl önce bile bazı insanlar bize mevcut gerçeklikle uzlaşmamızı söyledi, bugün de ben herkesin mevcut gerçeklikle uzlaşması gerektiğini söylüyorum” ifadelerini kullandı.
Yeni koridorun parametreleri belirlendikten sonra, Laçın şehir merkezinin Azerbaycan’a geri verileceğini ifade eden ve 10 Kasım'da imzalanan üçlü anlaşmada yer alan 6. maddeden bahseden Azerbaycan Cumhurbaşkanı, “6. maddede, Ermenistan'ın 15 Kasım'da Kelbecer'i, 1 Aralık'ta ise Laçın'ı boşaltacağı belirtiliyordu. Bildiğiniz üzere Rusya tarafı bize başvuruda bulunarak biraz zaman istedi. Kelbecer kentinin bize dönüşü 15 Kasım'da değil 25 Kasım'da sağlandı. 6. maddenin bu kısmı uygulandı. Laçın kenti Azerbaycan'a verildi. Laçın koridoru, Şuşa kentine dokunmayacak şekilde 5 kilometre genişliğinde Rus barış gücünün kontrolünde kalıyor. Bu maddeden zaten bahsetmiştim. Anlaşmanın ilk versiyonda koridorun genişliği 30 kilometre, daha sonra 10 kilometreydi ve Rus barış gücünün değil, Ermenistan silahlı kuvvetlerinin kontrolü altında kalıyordu, ancak biz bunu anlaşmadan çıkardık. Anlaşmaya göre tarafların onayı ile, Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasında iletişimi sağlayan Laçın koridoru konusunda yeni bir güzergahın inşası için önümüzdeki üç yıl içinde bir plan belirlenecek. Böylece, söz konusu güzergâhın korunması için Rus barış gücünün gelecekte yer değişimi öngörülüyor. Ben bu konuyu da yorumlamak istiyorum. Artık herkes Laçın koridorunun Laçın şehir merkezinden geçtiğini biliyor. Öyle ki Laçın şehir merkezi bu koridorun ortasında kalır. Rusya Devlet Başkanı ile görüşmelerimde Laçın şehir merkezinin de bizde kalması gerektiğini söylüyordum. Bu nedenle biz yeni bir koridor inşa edilmesini öneriyoruz. Dağlık Karabağ'ı Ermenistan'a bağlayan yeni bir koridorun güzergâhı belirlenerek inşa edilsin. Maddede süre de belirtiliyor 3 yıl içinde. Fakat ben bunu daha kısa bir sürede yapabileceğimizi düşünüyorum. Yeni koridorun parametreleri belirlendikten sonra Laçın şehir merkezi de bize geri verilecek. Bu çok önemli bir konu. Çünkü ben bunun anlaşmada yer almasını sağlamasaydım, Laçın koridoru her zaman Laçın şehir merkezini de içine alacaktı” ifadelerini kullandı.

“Bu anlaşma Paşinyan tarafından imzalandı”
Aliyev sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Biz yeni gerçeklik oluşturduk. Zafer kazanarak, düşmanın kafasını ezerek, düşmanı topraklarımızdan kovarak yeni bir gerçeklik oluşturduk. Herkes bu gerçekliği kabullenecek, kabullenmek zorunda kalacak. Tıpkı Ermenistan'ın yaptığı gibi. Bu anlaşma Paşinyan tarafından imzalandı. Paşinyan aslında teslimiyet belgesi imzaladı. Ermenistan ya tamamen yıkılacak ya da anlaşma imzalanacaktı. 10 Kasım'da imzalanan anlaşmaya müdahale etmek isteyen olursa sert mukavemetimizi görecektir. Böyle girişimler var. Bu girişimlerin amacı anlaşmayı ihlal etmektir. Çünkü bu anlaşmayla, yeni bir güvenlik formatının ortaya çıkmış olması bazı insanları rahatsız ediyor. Türk-Rus Ortak Merkezinin kurulması yapılan açıklamayla onaylandı. Düşmanın başını ezmeseydik, kendi rızasıyla bu topraklardan çıkmazdı. Yaklaşık 5 bin kilometre kareyi savaşarak kurtardık, aynı zamanda yaklaşık 5 bin kilometrekareye barışçıl bir şekilde geri döndük. Düşmanın kafasını ezmeseydik, bu topraklardan asla gönüllü olarak çıkmazdı. Düşman bu işgali devam ettirmek istedi ve tüm çirkin işleri bu amaca hizmet etti.”

“Dağlık Karabağ'da bugün yaşayan herkes Azerbaycan vatandaşıdır”
Dağlık Karabağ'da bugün yaşayan herkes Azerbaycan vatandaşı olduğuna vurgu yapan Aliyev, “Tek bir Azerbaycan devletinde hayatlar güzel olacak, sefaletten kurtulacaklar. Dağlık Karabağ'da yaşayan Ermeniler ve oraya mutlaka dönecek olan Azerbaycanlılar yeniden iyi komşuluk koşullarında yaşayacak. Pratik aşamaya girildi. Değerlendirme süreci yakında başlayacak ve hasar hesaplanacak. Yasal düzeyde adımlar atılıyor. Detayları henüz açıklamak istemiyorum. Ancak bu artık bir niyet değil, pratiğe geçmiş bir aşamadır. Onları ifşa etmeye devam edeceğiz. Biz hakkı ve adaleti yeniden kurduk, tarihi adaleti tesis ettik” dedi.
Bu savaşın Azerbaycan’ın şanlı zaferi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Gururluyuz. Bizim görevimiz Ermeni faşizminin bir daha bu bölgede yükselmesini önlemektir. Fransa parlamentosunun bizim meselemizle ne ilgisi var? Fransa, kaç yıldır AGİT Minsk Grubu'nun eş başkanlığını yapıyorsun? Elinizi taşın altına koydunuz mu? Bir sorunu çözmek için pratik bir adım attınız mı? Şimdi sorun çözüldükten sonra neler olduğuna bakın. Fransa Senatosu, Dağlık Karabağ'ı tanıyan bir karar kabul etti. Onlardan hoşlanıyorsanız, savaş sırasında demiştim, Marsilya şehrini verin, adını değiştirin, orada ikinci bir devlet kurun dedim. Ama bizim işimize kimse karışamaz. ‘Dağlık Karabağ sorunu’ teriminin bittiğini bir kez daha söylemek istiyorum. Bu terimin dillerde olmasını tavsiye etmiyorum. Ancak tarih söz konusu olduğunda, terim elbette kullanılabilir” ifadelerini kullandı.

“Ermenistan'ın dış borcu 8 milyar dolar”
Ermeni ordusunun yok edildiğini belirten Aliyev, “Ordularını mahvettik. Bu ordu onlarca yıl içinde kuruldu. Bu orduya ücretsiz silah, cephane, en modern teçhizat verildi. Tüm bunların maliyeti 3 milyardan fazla olarak hesaplanıyor. Bu fakir ülkede bu kadar çok para nereden geliyor? Ermenistan'ın dış borcu 8 milyar dolar. Bu ülke borç içinde. Bu ülkedeki tüm ekonomi şimdi yok ediliyor. Savaştan sonra ulusal para birimi iflas etti. Burası iflas etmiş bir ülke. Bu kadar parayı nereye ödedi? Size bu para transferlerini nasıl yaptığını göstereyim. Bu paranın hangi sözleşmelerle ödendiğini bize bildirmeleri için uluslararası kuruluşlara da başvuracağız. Ödenmiş mi? Ödenmemişse, ücretsiz olarak alınmıştır. Ermenistan'ın otuz yıldır monte ettiği teçhizatı 44 günde imha ettik. Ermeni ordusu artık yok. Şimdi ölen askerler konusunda yanlış rakamlar veriyorlar. Gerekirse, işgal gücünün ne kadar asker kaybettiğini, bu bilgileri dile getireceğiz. Ermeni ordusunu yok ettik. Bu yüzden önümüzde diz çöküp teslimiyet anlaşmasını imzalamak zorunda kaldılar. Bu herkes için bir ders olmalı” diye konuştu.

“Azerbaycan Türkiye ile birleşiyor”
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev konuşmasını şöyle sürdürdü:
“10 Kasım'daki imza töreninin ardından bu anlaşmayı Azerbaycan halkının dikkatine sundum ve tüm çalışmalarımızın şeffaf olduğunu bir kez daha gösterdim. Anlaşmayı halkın önünde imzaladım, büyük bir gururla imzaladım, kazanan olarak imzaladım. Bu açıklamanın tamamını Azerbaycan halkının dikkatine sundum. Azerbaycan, ayrılmaz parçası olan Nahçıvan ile birleşmiştir. Azerbaycan Türkiye ile birleşiyor. Rusya, Azerbaycan, Türkiye, İran ve isterse Ermenistan bu ulaşım koridoruna katılabilir. Böylelikle bölgede beş taraflı yeni bir işbirliği platformu oluşturulabilir. Bu fikri hem Rusya hem de Türkiye Cumhurbaşkanlarına ilettim. Hem Recep Tayyip Erdoğan hem de Vladimir Putin bunu memnuniyetle karşıladı. Bölgede kalıcı barış istiyoruz. Bunu başarmak için güvenlik önlemleriyle birlikte işbirliği geliştirilmelidir. İşbirliği yapmaya hazırız. Bizim için bir numaralı konu, Azerbaycan'ı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ile birleştirmek ve aynı zamanda Azerbaycan ile Türkiye arasında yeni bir ulaşım koridoru oluşturmak bizim için bir numaralı konu. Bu proje gerçekleşirse, eminim yeni bir bağlantı olacak ve bundan beş ülke faydalanabilir. Bölgesel güvenlik ve işbirliği için daha iyi bir proje olabilir mi? Hayır. Bunu başlatan kim? Biz. Bu paragrafı buraya kim koydu? Ben.”
Azerbaycan için yeni bir dönemin başladığını belirten Aliyev, “Ülkemiz için yeni bir dönem başlıyor. Yeni bir kuruculuk dönemi, bir gelişim dönemi, kurtarılmış bölgelerimizin yeniden tesisi dönemi başlıyor. Bu dönemde de Azerbaycan halkının birlik, beraberlik ve güçlü irade göstereceğine inanıyorum. Azerbaycan halkı yeniden birleşecek ve bu yıkılan şehir ve köyleri yeniden kurmak için ellerinden geleni yapacaklar. Bundan sonra büyük ve gururlu bir millet olarak yaşayacağız. Uluslararası arenada söz sahibi olduk, bölgede söz sahibi olduk. İstediğimizi başardık ve bundan sonra halkımızın güvenli ve mutlu bir yaşama sahip olacağına inanıyorum” diye konuştu.
Aliyev, “Eminim ki bundan sonra pek çok durumda halkıma sözlerimi söyleyeceğim. Ama bu dönem hakkındaki seslenişimi her Azerbaycan vatandaşının istediği sözlerle tamamlamak istiyorum. Cebrayıl bizim, Fuzuli bizim, Zengilan bizim, Gubadlı bizim, Ağdam bizim, Kelbecer bizim, Laçın bizim, Şuşa bizim, Karabağ bizim! Karabağ Azerbaycan'dır! Azerbaycan halkına sevgiler! Çok yaşa Azerbaycan!” diye konuştu.



Kara harekâtı ve hava saldırısı seçenekleri... Pentagon, İran’a yönelik ‘nihai darbeyi’ değerlendiriyor

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Caine, Pentagon’da düzenlenen basın toplantısında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Caine, Pentagon’da düzenlenen basın toplantısında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kara harekâtı ve hava saldırısı seçenekleri... Pentagon, İran’a yönelik ‘nihai darbeyi’ değerlendiriyor

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Caine, Pentagon’da düzenlenen basın toplantısında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Caine, Pentagon’da düzenlenen basın toplantısında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Pentagon, İran’a yönelik ‘nihai darbe’ olarak tanımlanan olası askeri seçenekleri inceliyor. Bu gelişme, Washington ile Tahran arasındaki diplomatik çabaların sürdüğü, ABD’nin doğrudan tehditlerde bulunduğu ve bölgede yoğun askerî hareketliliğin devam ettiği bir döneme denk geliyor. Uzmanlar, müzakereler somut bir ilerleme kaydetmezse askeri tırmanış ihtimalinin yüksek olduğunu belirtiyor.

ABD’li yetkililere göre Pentagon, İran’da kara güçlerinin kullanımı ve geniş çaplı hava saldırıları içerebilecek ‘nihai darbe’ planlarını hazırlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre, diplomatik görüşmelerde ilerleme sağlanamazsa, özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması durumunda askeri tırmanışın daha olası hale geleceği öngörülüyor.

Ateşkes çıkmaza girdi

İran ve ABD arasındaki savaşın durdurulması hâlâ her iki tarafın karşılıklı şartlarına bağlı olarak beklemede.

Tahran, savaşın sona erdirilmesinin tamamen İran’a ait bir karar olacağını ve bu kararın ABD Başkanı Donald Trump’ın önerdiği takvime bağlı olmadığını açıkladı.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Pakistan’ın ABD’nin önerisini İran’a ilettiğini ve Pakistan veya Türkiye’nin gerilimi azaltmaya yönelik olası görüşmelere ev sahipliği yapmayı teklif ettiğini belirtti. Bazı kaynaklar, Trump’ın 15 maddelik bir plan sunduğunu, bu planın savaşın sona erdirilmesini ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını içerdiğini aktardı.

Buna karşılık Tahran resmi olarak görüşmelerin olmadığını duyurdu ve herhangi bir ateşkesin, İran’ın şartları yerine getirilmeden mümkün olmayacağını vurguladı. Bu şartlar arasında saldırıların durdurulması, savaşın tekrarının önlenmesi, tazminat ödenmesi, tüm cephelerde çatışmanın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı üzerinde İran ‘egemenliğinin’ tanınması yer alıyor.

Batılı kaynaklar ise Washington’un uranyum zenginleştirmesinin durdurulması, yüksek zenginleştirilmiş uranyum stoklarının imha edilmesi, füze programının kısıtlanması ve Tahran’ın bölgedeki müttefiklerine verilen desteğin kesilmesi konularında ısrarcı olduğunu belirtiyor.

Pentagon, ABD’nin bölgedeki seçeneklerini genişletmek amacıyla 82. Hava İndirme Tümeni’nden binlerce askeri bölgeye gönderme kararı aldı.

Askeri güç ve barış müzakereleri üzerindeki etkisi

ABD’li yetkililer Axios’a verdikleri demeçte, çatışmayı sona erdirmek için baskın bir güç gösterisinin barış görüşmelerinde daha fazla etki sağlayabileceğini veya Başkan Donald Trump’a zafer ilan etme imkânı sunabileceğini belirtti.

Ayrıca, İran’ın savaşın nasıl sona erdirileceği konusunda kendi görüşüne sahip olduğu ve gündeme gelen birçok senaryonun çatışmanın süresini uzatıp tırmanışa yol açabileceği, dramatik bir son getirmeyebileceği ifade edildi.

‘Nihai darbe’ seçenekleri

Axios’a göre, yetkililer ve iç tartışmalardan bilgi sahibi kaynaklar, Trump’ın tercih edebileceği ‘nihai darbe’ için dört ana seçenek belirledi:

- İran petrol ihracatının merkezi olan Harg Adası’na saldırı veya abluka.

- İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü güçlendirmesine yardımcı olan Lark Adası’na saldırı. Ada, İran’ın tahkimatlarına, ticaret gemilerini hedef alabilecek saldırı teknelerine ve boğaz trafiğini izleyen radar sistemlerine ev sahipliği yapıyor.

- Boğazın batı girişine yakın konumda bulunan Ebu Musa Adası ve iki küçük adanın kontrolünün ele geçirilmesi.

- Boğazın doğu tarafından İran petrolü taşıyan gemilerin ablukası veya ele geçirilmesi.

Kara harekâtı ve hava saldırısı seçenekleri

ABD ordusu, yüksek zenginleştirilmiş uranyuma erişimi engellemek amacıyla İran’daki nükleer tesislerde kara operasyonları planları da hazırladı.

Axios’a göre, bu tür karmaşık ve riskli bir operasyon yerine, ABD’nin İran’ın nükleer materyallere ulaşmasını engellemek için geniş çaplı hava saldırıları düzenleyebileceği belirtiliyor.

Axios’un aktardığına göre, Başkan Donald Trump henüz bu senaryolardan herhangi biri için karar vermiş değil. Beyaz Saray yetkilileri, olası kara operasyonlarını ‘varsayım’ olarak nitelendiriyor. Ancak kaynaklar, İran ile yürütülen görüşmeler yakın zamanda somut sonuç vermediği takdirde Trump’ın gerilimi tırmandırmaya hazır olduğunu söylüyor. Trump ilk adım olarak, enerji santralleri ve petrol tesislerine yönelik bombardıman tehdidini hayata geçirebilir.

Trump cehennemin kapılarını açmaya hazır

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt dün İran’ı uyararak, Trump’ın bir anlaşmaya varılamaması durumunda ‘her zamankinden daha güçlü’ bir darbe için hazır olduğunu belirtti.

Leavitt, “Başkan kimseyi yanıltmıyor ve cehennemin kapılarını açmaya hazır. İran bir kez daha yanlış hesap yapmamalı… Bu noktadan sonra herhangi bir şiddet, tamamen İran rejiminin anlaşmaya yanaşmamasının sonucu olacak” ifadelerini kullandı.

Devam eden arabuluculuk ve müzakere çabaları

Axios’a göre, ABD ile İran arasındaki müzakerelerin başlatılması çabalarına katılan bir kaynak, Pakistan, Mısır ve Türkiye’nin hâlâ iki taraf arasında bir görüşme organize etmeye çalıştığını açıkladı.

Kaynak, İran’ın ABD’nin ilk talepler listesini reddettiğini, ancak müzakereleri tamamen dışlamadığını belirtti.

Kaynak ayrıca, sorunun güven eksikliğinde yattığını vurgulayarak, “İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) liderleri son derece şüpheci, ancak arabulucular pes etmedi” ifadesini kullandı.


İspanya Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan’ın yanındayız... İran’ın saldırıları haksız

İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares (İspanya Dışişleri Bakanlığı)
İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares (İspanya Dışişleri Bakanlığı)
TT

İspanya Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan’ın yanındayız... İran’ın saldırıları haksız

İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares (İspanya Dışişleri Bakanlığı)
İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares (İspanya Dışişleri Bakanlığı)

İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, bölgedeki gerilimin artmasına dair uyarıların yükseldiği bir dönemde, ülkesinin Suudi Arabistan’ın yanında durduğunu açıkladı. Albares, İran’ın Suudi Arabistan ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik saldırılarını ‘haksız’ olarak nitelendirdi.

Albares, Avrupa’daki bazı ülkelerle koordineli şekilde Ortadoğu ülkeleriyle yürütülen hızlı diplomatik girişimleri anlatarak, amacın gerilimin artmasını önlemek, diyaloğu ve diplomasiyi öne çıkarmak ve ABD-İsrail-İran eksenindeki olası çatışmaları sona erdirmek olduğunu söyledi.

Albares, “İspanya, İran saldırılarını açık ve net biçimde kınadı. İran Büyükelçisi’ni çağırarak şiddeti kesin bir dille reddettiğimizi ilettik ve bu saldırıların derhal durdurulmasını talep ettik” ifadelerini kullandı. Albares, ülkesinin Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle tam dayanışma içinde olduğunu vurgulayarak, saldırıları ‘tamamen haksız’ olarak nitelendirdi.

Albares, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın birkaç gün önce İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile telefonda görüştüğünü belirterek, Madrid’in Suudi Arabistan’a yönelik haksız saldırılar karşısında desteğini ve dayanışmasını ifade ettiğini söyledi. Albares, İspanya’nın tutumunun güç siyasetine değil, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler (BM) ilkelerine dayandığını kaydetti.

Görüşmenin, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Lübnan, Irak, Ürdün, Türkiye ve Mısır’ı kapsayan daha geniş bir diplomatik girişimin parçası olduğunu ifade eden Albares, “Bölgedeki ortaklarımız bu zor dönemde İspanya’ya güvenebilir” dedi.

Albares, İspanya’nın İran saldırısına uğrayan ülkelere açık dayanışma mesajları ilettiğini, toprak bütünlüğü ve istikrarlarını desteklediğini belirterek, bu mesajların Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Umman, Katar, Ürdün, Türkiye, Mısır, Özbekistan ve Azerbaycan’ı kapsadığını aktardı.

Gerginliği azaltma ve müzakere etme... Acil bir gereklilik

İspanya Dışişleri Bakanı, İspanya’nın açık bir şekilde gerilimin azaltılmasını, müzakere masasına dönüşü ve uluslararası hukuka saygıyı savunduğunu vurguladı. Bakan, “Ortadoğu’da ülkeler arası ilişkilerde savaşın bir araç ya da güç dengesi oluşturma mekanizması haline gelmesini kabul edemeyiz. Şiddet ne barış ne istikrar ne de demokrasi getirir; yalnızca kaosu artırır” ifadelerini kullandı.

Bakan Albares, İspanya’nın duruşunun, barış ve dayanışma değerlerine dayandığını ve bu değerlerin İspanyol toplumu ile Avrupa’nın büyük çoğunluğu tarafından paylaşıldığını belirtti. Albares, ülkesinin kararlarını Avrupa Birliği (AB) ilkeleri, BM Şartı ve uluslararası hukuka uygun şekilde aldığını söyledi.

Albares, mevcut çatışmanın etkilerinin Ortadoğu dışına da taşındığını, Türkiye’ye füzelerin fırlatıldığını ve Kıbrıs’ta güvenlik sorunlarına yol açtığını ifade ederek, gerilimin devam etmesinin çatışmanın alanını genişleteceği ve bölgesel istikrara yönelik riskleri artıracağı uyarısında bulundu.

Bakan, “Bu konuda bölge ortaklarımız, AB ve BM ile iletişim halindeyiz. Bölge ve dünya açısından öngörülemeyen sonuçlar doğuracak bir askeri tırmanışla karşı karşıyayız. Bu nedenle İspanya, savaşı kesin bir dille reddediyor ve gerilimin azaltılması ile müzakereye dönülmesini talep ediyor” dedi.

Albares, çatışmanın uluslararası ticaret ve enerji üretimi üzerinde de etkisi olduğunu, savaşın genişlemesinin küresel ekonomi üzerinde doğrudan etkiler bırakacağını belirterek, gerilimin azaltılması için kolektif çaba çağrısı yaptı.

Bakan, “Füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) savaşa dahil olmayan Ortadoğu ülkelerine saldıran bir rejimle karşı karşıyayız. Bu durum çatışmanın bölge dışına taşınma riskini artırıyor” dedi.

Özellikle Körfez ülkelerine yönelik saldırılar konusunda Albares, bu saldırıların çatışmanın beklenmedik etkilerini ortaya çıkardığını ve Ortadoğu’nun, özellikle hedef alınan Körfez ülkelerinin güvenliği ile istikrarı açısından durumu son derece tehlikeli hale getirdiğini kaydetti.

Ön cephedeki ülkeler

İspanya Dışişleri Bakanı Albares, bazı bölge ülkelerindeki durumlara da değindi. Albares, Lübnan’da artan can kayıpları, sağlık sisteminin çökmesi, bir milyondan fazla kişinin yerinden edilmesi ve altyapının geniş çapta tahrip edilmesiyle ülkenin trajik bir durumla karşı karşıya olduğunu belirtti. Bakan, “Lübnan halkının yaşamı gözler önünde yok oluyor” dedi.

Albares, Hizbullah saldırılarını kınadıklarını ifade ederken, İsrail’in de saldırgan tutumuyla gerilimi artırdığını ve şu anda kara operasyonu yürüttüğünü vurguladı. Bakan, “Bu, büyük acılar yaşamış bir ülke için ciddi bir hata” ifadesini kullandı. Ayrıca, İspanya’nın önemli katkı sağladığı BM Lübnan Geçici Görev Gücü’ne (UNIFIL) yönelik saldırıların da göz ardı edilemeyeceğini belirtti.

Bakan, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki gerilimin sürmesinden duyduğu endişeyi dile getirerek, net bir çözüm vizyonunun olmaması, insani yardımların erişiminin kısıtlanması, yerleşimci şiddetinin artışı ve Batı Şeria’daki yerleşim genişlemeleri ile Gazze’de ikinci aşama barış planının bulunmamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini kaydetti.

Öngörülemeyen tehlikeli bir durum

Albares, mevcut gerilimin Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini ve enerji altyapısını tehdit ettiğini belirterek, bunun küresel enerji güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Albares, “Çok tehlikeli bir durumla karşı karşıyayız. Öngörülemez bir çatışma söz konusu ve etkileri dünyanın dört bir yanında hissediliyor” dedi.

Bakan, İspanya’nın Körfez ülkelerinin savaşın etkilerine dair endişelerini anladığını vurguladı. İran tarafından gerçekleştirilen füze ve İHA saldırılarının İspanya tarafından sert şekilde kınandığını, bu saldırıların durumu daha karmaşık hale getirdiğini ve riskleri artırdığını ifade etti.

Albares, Hürmüz Boğazı’ndaki durumun enerji güvenliği ve uluslararası ticaret üzerindeki doğrudan etkileri nedeniyle ciddi kaygı yarattığını belirterek, gerilimin kontrol altına alınmaması halinde savaşın etkilerinin daha da artacağını söyledi.

Bakan, çatışmanın insani boyutlarının, özellikle can kayıpları ve yerinden edilmelerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Yerinden edilmelerin Avrupa üzerinde de doğrudan sonuçları olabileceğini belirten Albares, dayanışmaya dayalı bir çözüm bulunmasının zorunlu olduğunu ifade etti.

Albares, “Bu kriz ortamında uzun vadeyi düşünmek zor. Ancak şu anda yaşananların bölge halkının barış umutları, gelecek beklentileri, çocuklarının geleceği ve bizim çocuklarımızın geleceği üzerinde etkisi olacak. Bu nedenle hızlı bir şekilde diyalog yolları bulunmalı ve durum sakinleştirilmeli” şeklinde konuştu.

Ortak tutum

İspanya Dışişleri Bakanı Albares, savaşın genişleme olasılığına ilişkin olarak, uluslararası toplumun tutumunun birleştirilmesi gerektiğini vurgulayarak, çözümün gerilimin azaltılması, diplomasi ve müzakerelere dönmekte yattığını belirtti.

Albares, İspanya’nın savaşın herhangi bir aşamasına katılıp katılmayacağı sorusuna yanıt olarak şöyle dedi: “İspanya’nın tutumu net: Çatışmanın şiddetini azaltmak için yoğun çaba göstermeliyiz. Mevcut çatışmayı derinleştirecek veya savaşı tırmandıracak her eylem yalnızca acıyı artırır.”

Mevcut durumun daha geniş bir savaşa dönüşme ihtimali ve kontrolünün zorluğu konusunda ise Albares, “İsrail’in eylemlerinin ve İran’ın yanıtlarının sonuçları öngörülemez… Tırmanışın nereye varacağını ve nihai etkilerini belirlemek oldukça güç” ifadelerini kullandı.

Bakan, İspanya’nın uluslararası çabaları desteklemeye devam edeceğini ve BM’nin rolünü güçlendireceğini belirterek, bölge ve dünya güvenliğini koruyacak şekilde hızlı bir diyalog ve sakinleştirme süreci bulunması gerektiğini vurguladı.


İran'ın ardından Türkiye'yi ‘bir sonraki düşman’ olarak gören İsrail neden korkuyor?

Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
TT

İran'ın ardından Türkiye'yi ‘bir sonraki düşman’ olarak gören İsrail neden korkuyor?

Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)

Ragida Atme

Ortadoğu’nun tamamının, bölgedeki güvenlik ve siyasi dengeleri yeniden şekillendirebilecek açık bir çatışmaya sürükleneceğine dair endişeler artarken Türkiye, ulusal güvenliğini etkileyebilecek her türlü gelişmeye karşı askeri hazırlık seviyesini yükseltti. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) askeri varlığını altı adet F-16 savaş uçağı konuşlandırarak güçlendirirken Milli Savunma Bakanlığı, gerginliğin tırmanmasıyla hava sahasını etkileyebilecek olası tehditlere karşı hava ve füze savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla güneyde Malatya'ya gelişmiş uzun menzilli Patriot Hava Savunma Füze Sistemi konuşlandırdığını duyurdu. Türkiye'nin askeri hazırlık düzeyini artırmaya yönelik açık eğilimleri, NATO ile koordinasyon çerçevesinde gerçekleşmiş olsa da İsrail nezdinde ciddi güvenlik ve askeri imalar taşıyor. Onlarca İsrailli bakan, yetkili ve analist, Türkiye'yi İran'ın ardından ‘bir sonraki düşman’ olarak görmeye başladı. Ancak insansız hava araçlarından (İHA) tanklara ve deniz toplarına kadar çeşitli alanlardaki gelişmiş savunma yetenekleri, Türkiye'yi son yıllarda küresel silah pazarının başlıca aktörlerinden biri haline getirdi.

İsrail hükümetine bağlı Ulusal Güvenlik Riskleri Değerlendirme Danışma Kurulu (Nagel Komitesi) raporunda, Ankara'nın bölgedeki nüfuzunu yeniden tesis etmeye yönelik politikasının İsrail için ‘artan bir stratejik tehlike’ oluşturduğu uyarısında bulunuldu. Raporda, Tel Aviv hükümeti, Türkiye ile doğrudan bir çatışma çıkma olasılığına hazırlıklı olması uyarısı yapıldı. Sosyal araştırmalar şirketi Areda Survey tarafından ‘Dış Politika ve Savunma Sanayii’ başlığı altında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre katılımcıların yüzde 60,1'i İsrail'in bir gün Türkiye'ye saldırabileceğini düşünürken, yüzde 54,7'si geçtiğimiz yıl İstanbul'da düzenlenen Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nın kendilerine dış tehditlere karşı güven verdiğini belirtti.

Gerginliklerin tırmanması

İsrail'in eski Başbakanı Naftali Bennett'in, Türkiye'nin bölgede “yeni bir İran” haline geldiğini söylediği ve Ankara'nın, kendi ifadesiyle ‘İsrail'i kuşatmayı amaçlayan düşmanca bir Sünni eksen oluşturma’ çabalarına karşı uyarıda bulunduğu tartışmalı açıklamalarına rağmen Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma çıkma olasılığının son derece düşük olduğunu vurguladı. Güler, özellikle herhangi bir tırmanışın veya istenmeyen bir durumun ortaya çıkmasının önlenmesi amacıyla İsrail tarafıyla iletişim ve koordinasyon kanalları oluşturulduğunu belirtti.

Olası gerginliklerin veya çatışmaların, doğrudan bir çatışmaya yol açabilecek herhangi bir tırmanışı önlemek amacıyla diplomatik ve askeri kanallar aracılığıyla son derece dikkatli bir şekilde ele alındığını belirten Güler, son yıllarda Ortadoğu’da tırmanan gerginliklerin Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkilediğinin altını çizdi. Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’na (SETA) göre Ankara, Batı ile ilişkileri ile bölgesel çıkarları arasında hassas bir denge kurmaya çalışırken, uygun koşullar sağlandığında diplomatik arabulucu rolünü üstlenme olasılığını da açık tutuyor.

dfrvfdv
Türkiye, askeri bağımsızlığını sağlama konusunda olağanüstü bir yetenek sergiledi ve dünya pazarında en önemli silah ihracatçılarından biri haline geldi (TSK)

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nden (INSS) İsrailli araştırmacı Gallia Lindenstrauss, bu ayın başlarında kaleme aldığı bir makalede, bazı bölgesel alanlarda İsrail'in stratejik rakibi olarak görülen Türkiye'nin, İran'a karşı doğrudan askeri müdahaleye ya da rejimin devrilmesine, Kürt sorununun tırmanmasına ya da bölgesel dengelerin bozulmasına yol açabilecek olası güvenlik sonuçlarından korktuğu için istekli olmadığını belirtti.

İsrail gazetesi Yediot Aharonot tarafından yayınlanan karamsar İsrail tahminlerine göre Türkiye'nin söylemi Tel Aviv'e yönelik sert eleştirilerle dolu olmaya devam ediyor. Türk yetkililer İsrail'i bölgedeki istikrarı bozmakla suçlamaya devam ederken, İran’dan Türkiye topraklarına atılan 3 füze düşürüldü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da NATO'nun devam eden savaş sırasında İran'dan fırlatılan üçüncü bir füzeyi önlemesinin ardından, savaşa karışmaktan kaçınacağını ve kendi ifadesiyle ‘provokasyonlara ve komplolara kapılmayacağını’ taahhüt etmekle yetindi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD merkezli Hudson Enstitüsü'nden araştırmacı Zeynep Rabee, İran'a karşı bir savaşın Türkiye'nin konumunu şüphesiz büyük ölçüde değiştireceğini düşünüyor. Rabee’ye göre İran'ın gücünün azalması, Ankara'ya bölgesel ve uluslararası nüfuzunu güçlendirmek için geniş bir alan açacak ve bu da İsrail'de, Türkiye'nin çeşitli bölgelerdeki varlığını genişletmesi konusunda gerçek endişeler yaratacak.

Stratejik ortaklar

Türkiye’nin askeri kapasitesini gözden geçirip hava savunma, füze ve siber güvenlik alanlarını güçlendirmesinin ardından, ileri düzey caydırıcılık kapasitelerine sahip olmak için çaba sarf etmesiyle, güç dengesini İsrail’in lehine yeniden ayarlamak amacıyla Tel Aviv, Türkiye’nin rakiplerini sadece sınırlı ortaklardan stratejik ortaklara dönüştürmeye çalışıyor.

İsrail'in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan ile son dönemde yaptığı iş birliği, sadece Akdeniz'de üçlü ortaklığı güçlendirmek ve Türkiye'nin nüfuz alanını daraltmak amacıyla değil, aynı zamanda bu iki ülkenin İsrail'e Türkiye kıyılarına yakın bir askeri varlık kurma fırsatı sunması amacını da taşıyor. Ankara ile Washington arasında son aylarda olumlu bir ilişki olmasına rağmen İsrail, ABD nezdindeki nüfuzunu kullanarak Türkiye'nin silahlanma programlarını ve siyasi ve ekonomik projelerini engellemeye çalışıyor. Türkiye'nin 2016 yılında Rus yapımı S-400 Hava Savunma Sistemi’ni satın almasının ardından Tel Aviv, Ankara'nın ilk altı savaş uçağının bedelini zaten ödemiş olduğu ABD'nin F-35 savaş uçağı programından çıkarılması için çabaladı.

Dersler ve çıkarımlar

İsrail ile İran arasında geçtiğimiz yılın haziran ayında başlayan ve 12 gün süren savaşla ilgili kapsamlı analizlerin ardından, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bünyesinde kurulan Millî İstihbarat Akademisi (MİA), Türk hükümeti için önemli bir çalışma yayınladı. Çalışmada, İsrail'in son savaşta mutlak hava üstünlüğü sergilemesi üzerine çok katmanlı bir hava savunma sistemi kurulmasının gerektiği belirtildi. Çalışma, Türkiye'nin balistik ve hipersonik füzelere yönelik yatırımlarını artırmasını ve hızlandırmasını, savunma silahı üretiminde bunlara en yüksek önceliği vermesini tavsiye etti. Bu öneri, İran'ın 12 günlük savaşta gösterdiği, çok sayıda olmasına rağmen İran'ın ‘hipersonik’ füzelerine karşı koymaya yetmeyen İsrail hava savunma sistemlerini delme gücünden kaynaklanıyor.

vfdvfd
Türk savunma ve havacılık sanayisi, geçen yılın sonunda eşi benzeri görülmemiş tarihi bir sıçrama kaydetti (İsrail Ordusu)

İran ile İsrail arasındaki 12 günlük savaşta İran'ın geleneksel savunmasının İsrail'in elektronik savaşına karşı koyamadığının ortaya çıkmasının ardından, insansız sistemlere ve elektronik savaş teknolojilerine öncelik verilmesi gerektiğini tavsiye eden çalışma, Türk hükümetinin dikkatini, olası hava saldırılarına karşı erken uyarı sistemlerinin kurulması ve stratejik tesislerde gerekli teknik donanıma sahip sığınaklar ile özellikle büyük şehirlerde erişimi kolay toplu sığınaklar inşa edilmesi gerektiğine çekti. İsrail'in İran'a yönelik saldırılarında iç kaynaklı unsurların önceki savaşta büyük rol oynaması nedeniyle çalışma, Türkiye'nin iç güvenliğini etkileyebilecek ekonomik, siyasi ve sosyal faktörlere özel önem vererek, benzer operasyonların önünü kesmenin önemini vurguladı. Çalışmada geçtiğimiz yıl yaşanan 12 günlük savaş, kara, hava ve deniz ile siber ve elektromanyetik alanları bir araya getiren ve sivil teknolojinin yoğun kullanımıyla geleneksel olmayan savaş yönetimi yöntemlerinin uygulandığı karmaşık bir ‘çok boyutlu operasyon’ örneği oluşturduğu belirtildi.

Büyük bir gelişme

İsrail’deki araştırma merkezleri, medya kuruluşları ve yetkililer, son on yıldır, Türkiye’nin savunma sanayi alanında kaydettiği dikkat çekici gelişmeyle ilgili ciddi endişelerini gizlemediler. Türkiye, askeri bağımsızlık konusunda üstün bir yetkinlik sergilemiş ve dünya pazarında en önemli silah ihracatçılarından biri haline geldi.

Türkiye Savunma Sanayii Kurumu Başkanı Haluk Görgün'ün açıklamasına göre Türkiye'nin savunma ve havacılık sanayisi, geçtiğimiz yılın sonlarında eşi benzeri görülmemiş tarihi bir sıçrama kaydetti.

İhracat değeri tarihinde ilk kez 10 milyar dolar barajını aşan sektör, 2024 yılında 7,1 milyar dolar olan ihracatına kıyasla yüzde 48'lik muazzam bir büyüme kaydetti. Gözlemcilere göre bu durum, Ankara'nın silah pazarında güvenilir bir küresel tedarikçi olarak konumunu pekiştiriyor.  Resmi verilere göre savunma sektörünün Türkiye'nin toplam ihracatındaki payı 2022'de yüzde 1,7'den 2025'te yüzde 3,7'ye sıçradı. Bu sıçrama, sektörün Türk ekonomisinin temel bir ayağı olarak artan stratejik önemini yansıtıyor. Gözlemcilere göre toplam ihracatın yüzde 56'sını NATO, AB ülkeleri ve ABD'nin oluşturması, büyük askeri güçlerin Türk savunma teknolojisine duyduğu güveni teyit ediyor. Türk savunma sanayisinin kaydettiği hızlı ilerlemeyi yansıtan dikkat çekici açıklamalardan biri de Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tarafından yapıldı. Bir televizyon röportajında, Türkiye’nin dünya çapında askeri insansız hava aracı pazarının yüzde 65'ini tekelinde tuttuğunu açıklayan Kacır, bu konumun Türkiye'yi, dünya çapında ilginin giderek arttığı insansız sistemlerin geliştirilmesi ve üretimi alanında en deneyimli ve öne çıkan ülkeler arasına yerleştirdiğini vurguladı.

Analistler, mevcut savaşın sonuçlarının bir yandan İsrail ve ABD ile diğer yandan İran arasındaki güç dengesi ile sınırlı kalmayacağını, aksine bu savaşın gidişatını izleyen tüm bölgesel güçlerin ve ülkelerin tutumlarına da yansıyacağını düşünüyor. Bu yüzden Tel Aviv’in, başta Türkiye olmak üzere söz konusu ülkelerin tutumlarını ve çevresindeki ve çatışmalardan etkilenen bölgesel aktörleri dikkate alarak, siyasi ve güvenlik hesaplamalarını yeniden gözden geçiren uzun vadeli analizlere girişeceğine şüphe yok.