Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, ulusa seslendi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)
TT

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, ulusa seslendi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)

Azerbaycan Ordusu, Karabağ’da elde ettiği zafer sonrası yapılan anlaşma kapsamında 28 yıl Ermenistan’ın işgali altında kalan Laçın’a girdi. Ordunun Laçın’da Azerbaycan bayrağı dalgalandırmasının ardından Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, halka hitap etti.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ulusa sesleniş konuşmasında, Laçın'ın Ermeni işgalinden kurtarılmasıyla ilgili Azerbaycan halkını tebrik ederek, “Laçın'da işgal 28 yıl sonra sona erdi. Laçın bölgesinin kurtuluşu tarihi bir olaydır. Tek bir kurşun atmadan Laçın bölgesine döndük. Düşmanı buna zorladık. Savaş sahasında elde ettiğimiz parlak zaferimiz bu harika sonuca yol açtı. Üç bölgemiz Ağdam, Kelbecer ve Laçın bize geri döndü. Tek el ateş etmeden, şehit vermeden bu bölgelere döndük” dedi.
Laçınlıları kısa süre içinde kentlerine geri dönmeleri için çalışmalara başlanacağını belirten Aliyev, “İşgal edilen topraklarda karşılaştığımız manzara büyük üzüntüye neden oldu. Çünkü her şey yıkıldı, altyapı tahrip edildi, binalar yıkıldı, idari binalar yıkıldı. Şu anda, o yerlerde yaşamaya elverişli koşullar yok. Ama o bölgeleri, tüm ilçeleri restore edeceğiz, vatandaşlarımızın normal yaşamı için her adımı atacağız. Bildiğiniz gibi ilk projeler çoktan uygulandı. İlgili fonlar Başkanın yedek fonundan tahsis edilmiştir. Fuzuli-Şuşa karayolu ve Berde-Ağdam demiryolu inşaatına başlandı. Bu da bizim bu çalışmayı maksimum verimlilikle ve aynı zamanda kısa sürede planladığımızı gösteriyor ki tüm işleri zaman kaybetmeden organize edebiliyoruz. Hâlihazırda ilgili bir devlet kurumu oluşturulmuş ve tüm bu çalışmalar koordineli olarak yürütülecektir” diye konuştu.

“Koridor Rus barış gücünün kontrolüne verildi”
Laçın kentinin stratejik öneminin söz konusu bölgeden ve şehir merkezinden Laçın koridorunun geçme olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Aliyev, “Bu koridor, Rus barış gücünün kontrolüne verildi. Koridor uzun yıllar Ermeni silahlı kuvvetlerinin, işgalcilerin kontrolündeydi. 10 Kasım'da imzalanan ortak bildirinin ilk versiyonunda, bu koridorun Ermeni silahlı kuvvetlerinin kontrolü altında kalmasına ilişkin bir madde vardı. Ben buna karşı çıktım ve sonuç olarak koridor Rus barış gücünün kontrolüne verildi. Bunun büyük bir başarı olduğunu düşünüyorum. Laçın koridoru Ermeni işgalci güçlerinden temizlendi. Ayrıca, özellikle Şuşa'nın kurtuluşundan kısa bir süre sonra, anlaşmanın ilk versiyonu üzerinde aktif çalışmaların sürdüğünü de belirtmeliyim. Anlaşmanın ilk versiyonunda Laçın koridorunun genişliğinin 30 kilometre olması öne sürüldü. Buna şiddetle karşı çıktım ve Ermeni tarafının bu iddiasının tamamen asılsız olduğunu söyledim. Koridor içinde güvenlik önlemlerini sağlamak için bu kadar geniş bir koridora ihtiyaç yok. Bu nedenle bunu tamamen kabul edilemez bir teklif olarak değerlendirdim ve fikrimi dile getirdim. Daha sonra ikinci seçenekte Laçın koridorunun genişliği 10 kilometreydi. Bunu da kabul etmedim ve sonuç olarak 5 kilometre genişliğinde bir koridorda anlaşmaya varıldı. 5 kilometre hem bizim hem de Dağlık Karabağ'da yaşayan Ermeniler için ve güvenliğin sağlanması için yeterli genişlikte” dedi.

“Laçın, Kelbecer ve Şuşa Azerbaycan'a dönmezse anlaşma olmaz”
Ermeni yönetiminin Laçın bölgesini Azerbaycan'a iade etme niyetinin olmadığını belirten Aliyev,“ Bize doğrudan söylenmemiş olsa da, Laçın bölgesinin bir şekilde Ermenistan'da kalması gerektiği düşüncesi her zaman vardı. Ermeni tarafı genel olarak Laçın bölgesinin tamamının kendilerine bir koridor olarak verilmesi gerektiğine inanıyordu. Ne yazık ki bazı Batılı çevreler bu görüşü destekledi. Bu, Ermenistan'ın konumunu daha da uzlaşmaz hale getirdi ve düşman neredeyse tamamen ahlaksız hale geldi. Sonuç olarak Laçın bölgesinde çok ciddi bir yerleşim politikası izlendi. Hep söyledim, Laçın, Kelbecer ve Şuşa Azerbaycan'a dönmezse anlaşma olmaz. Bu tutumum yabancı ülkelerde pek çok kişiyi rahatsız etti. Toprak bütünlüğümüzün yeniden sağlanması gerektiğini söyledim. Savaş seçeneğinin asla göz ardı edilmediğini söyledim. Biz güç topluyorduk, bu gücü demir yumruk haline getirdik, düşmanın belini kırdık ve bugün yeni bir gerçeklik oluşturduk. Bir yıl önce bile bazı insanlar bize mevcut gerçeklikle uzlaşmamızı söyledi, bugün de ben herkesin mevcut gerçeklikle uzlaşması gerektiğini söylüyorum” ifadelerini kullandı.
Yeni koridorun parametreleri belirlendikten sonra, Laçın şehir merkezinin Azerbaycan’a geri verileceğini ifade eden ve 10 Kasım'da imzalanan üçlü anlaşmada yer alan 6. maddeden bahseden Azerbaycan Cumhurbaşkanı, “6. maddede, Ermenistan'ın 15 Kasım'da Kelbecer'i, 1 Aralık'ta ise Laçın'ı boşaltacağı belirtiliyordu. Bildiğiniz üzere Rusya tarafı bize başvuruda bulunarak biraz zaman istedi. Kelbecer kentinin bize dönüşü 15 Kasım'da değil 25 Kasım'da sağlandı. 6. maddenin bu kısmı uygulandı. Laçın kenti Azerbaycan'a verildi. Laçın koridoru, Şuşa kentine dokunmayacak şekilde 5 kilometre genişliğinde Rus barış gücünün kontrolünde kalıyor. Bu maddeden zaten bahsetmiştim. Anlaşmanın ilk versiyonda koridorun genişliği 30 kilometre, daha sonra 10 kilometreydi ve Rus barış gücünün değil, Ermenistan silahlı kuvvetlerinin kontrolü altında kalıyordu, ancak biz bunu anlaşmadan çıkardık. Anlaşmaya göre tarafların onayı ile, Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasında iletişimi sağlayan Laçın koridoru konusunda yeni bir güzergahın inşası için önümüzdeki üç yıl içinde bir plan belirlenecek. Böylece, söz konusu güzergâhın korunması için Rus barış gücünün gelecekte yer değişimi öngörülüyor. Ben bu konuyu da yorumlamak istiyorum. Artık herkes Laçın koridorunun Laçın şehir merkezinden geçtiğini biliyor. Öyle ki Laçın şehir merkezi bu koridorun ortasında kalır. Rusya Devlet Başkanı ile görüşmelerimde Laçın şehir merkezinin de bizde kalması gerektiğini söylüyordum. Bu nedenle biz yeni bir koridor inşa edilmesini öneriyoruz. Dağlık Karabağ'ı Ermenistan'a bağlayan yeni bir koridorun güzergâhı belirlenerek inşa edilsin. Maddede süre de belirtiliyor 3 yıl içinde. Fakat ben bunu daha kısa bir sürede yapabileceğimizi düşünüyorum. Yeni koridorun parametreleri belirlendikten sonra Laçın şehir merkezi de bize geri verilecek. Bu çok önemli bir konu. Çünkü ben bunun anlaşmada yer almasını sağlamasaydım, Laçın koridoru her zaman Laçın şehir merkezini de içine alacaktı” ifadelerini kullandı.

“Bu anlaşma Paşinyan tarafından imzalandı”
Aliyev sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Biz yeni gerçeklik oluşturduk. Zafer kazanarak, düşmanın kafasını ezerek, düşmanı topraklarımızdan kovarak yeni bir gerçeklik oluşturduk. Herkes bu gerçekliği kabullenecek, kabullenmek zorunda kalacak. Tıpkı Ermenistan'ın yaptığı gibi. Bu anlaşma Paşinyan tarafından imzalandı. Paşinyan aslında teslimiyet belgesi imzaladı. Ermenistan ya tamamen yıkılacak ya da anlaşma imzalanacaktı. 10 Kasım'da imzalanan anlaşmaya müdahale etmek isteyen olursa sert mukavemetimizi görecektir. Böyle girişimler var. Bu girişimlerin amacı anlaşmayı ihlal etmektir. Çünkü bu anlaşmayla, yeni bir güvenlik formatının ortaya çıkmış olması bazı insanları rahatsız ediyor. Türk-Rus Ortak Merkezinin kurulması yapılan açıklamayla onaylandı. Düşmanın başını ezmeseydik, kendi rızasıyla bu topraklardan çıkmazdı. Yaklaşık 5 bin kilometre kareyi savaşarak kurtardık, aynı zamanda yaklaşık 5 bin kilometrekareye barışçıl bir şekilde geri döndük. Düşmanın kafasını ezmeseydik, bu topraklardan asla gönüllü olarak çıkmazdı. Düşman bu işgali devam ettirmek istedi ve tüm çirkin işleri bu amaca hizmet etti.”

“Dağlık Karabağ'da bugün yaşayan herkes Azerbaycan vatandaşıdır”
Dağlık Karabağ'da bugün yaşayan herkes Azerbaycan vatandaşı olduğuna vurgu yapan Aliyev, “Tek bir Azerbaycan devletinde hayatlar güzel olacak, sefaletten kurtulacaklar. Dağlık Karabağ'da yaşayan Ermeniler ve oraya mutlaka dönecek olan Azerbaycanlılar yeniden iyi komşuluk koşullarında yaşayacak. Pratik aşamaya girildi. Değerlendirme süreci yakında başlayacak ve hasar hesaplanacak. Yasal düzeyde adımlar atılıyor. Detayları henüz açıklamak istemiyorum. Ancak bu artık bir niyet değil, pratiğe geçmiş bir aşamadır. Onları ifşa etmeye devam edeceğiz. Biz hakkı ve adaleti yeniden kurduk, tarihi adaleti tesis ettik” dedi.
Bu savaşın Azerbaycan’ın şanlı zaferi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Gururluyuz. Bizim görevimiz Ermeni faşizminin bir daha bu bölgede yükselmesini önlemektir. Fransa parlamentosunun bizim meselemizle ne ilgisi var? Fransa, kaç yıldır AGİT Minsk Grubu'nun eş başkanlığını yapıyorsun? Elinizi taşın altına koydunuz mu? Bir sorunu çözmek için pratik bir adım attınız mı? Şimdi sorun çözüldükten sonra neler olduğuna bakın. Fransa Senatosu, Dağlık Karabağ'ı tanıyan bir karar kabul etti. Onlardan hoşlanıyorsanız, savaş sırasında demiştim, Marsilya şehrini verin, adını değiştirin, orada ikinci bir devlet kurun dedim. Ama bizim işimize kimse karışamaz. ‘Dağlık Karabağ sorunu’ teriminin bittiğini bir kez daha söylemek istiyorum. Bu terimin dillerde olmasını tavsiye etmiyorum. Ancak tarih söz konusu olduğunda, terim elbette kullanılabilir” ifadelerini kullandı.

“Ermenistan'ın dış borcu 8 milyar dolar”
Ermeni ordusunun yok edildiğini belirten Aliyev, “Ordularını mahvettik. Bu ordu onlarca yıl içinde kuruldu. Bu orduya ücretsiz silah, cephane, en modern teçhizat verildi. Tüm bunların maliyeti 3 milyardan fazla olarak hesaplanıyor. Bu fakir ülkede bu kadar çok para nereden geliyor? Ermenistan'ın dış borcu 8 milyar dolar. Bu ülke borç içinde. Bu ülkedeki tüm ekonomi şimdi yok ediliyor. Savaştan sonra ulusal para birimi iflas etti. Burası iflas etmiş bir ülke. Bu kadar parayı nereye ödedi? Size bu para transferlerini nasıl yaptığını göstereyim. Bu paranın hangi sözleşmelerle ödendiğini bize bildirmeleri için uluslararası kuruluşlara da başvuracağız. Ödenmiş mi? Ödenmemişse, ücretsiz olarak alınmıştır. Ermenistan'ın otuz yıldır monte ettiği teçhizatı 44 günde imha ettik. Ermeni ordusu artık yok. Şimdi ölen askerler konusunda yanlış rakamlar veriyorlar. Gerekirse, işgal gücünün ne kadar asker kaybettiğini, bu bilgileri dile getireceğiz. Ermeni ordusunu yok ettik. Bu yüzden önümüzde diz çöküp teslimiyet anlaşmasını imzalamak zorunda kaldılar. Bu herkes için bir ders olmalı” diye konuştu.

“Azerbaycan Türkiye ile birleşiyor”
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev konuşmasını şöyle sürdürdü:
“10 Kasım'daki imza töreninin ardından bu anlaşmayı Azerbaycan halkının dikkatine sundum ve tüm çalışmalarımızın şeffaf olduğunu bir kez daha gösterdim. Anlaşmayı halkın önünde imzaladım, büyük bir gururla imzaladım, kazanan olarak imzaladım. Bu açıklamanın tamamını Azerbaycan halkının dikkatine sundum. Azerbaycan, ayrılmaz parçası olan Nahçıvan ile birleşmiştir. Azerbaycan Türkiye ile birleşiyor. Rusya, Azerbaycan, Türkiye, İran ve isterse Ermenistan bu ulaşım koridoruna katılabilir. Böylelikle bölgede beş taraflı yeni bir işbirliği platformu oluşturulabilir. Bu fikri hem Rusya hem de Türkiye Cumhurbaşkanlarına ilettim. Hem Recep Tayyip Erdoğan hem de Vladimir Putin bunu memnuniyetle karşıladı. Bölgede kalıcı barış istiyoruz. Bunu başarmak için güvenlik önlemleriyle birlikte işbirliği geliştirilmelidir. İşbirliği yapmaya hazırız. Bizim için bir numaralı konu, Azerbaycan'ı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ile birleştirmek ve aynı zamanda Azerbaycan ile Türkiye arasında yeni bir ulaşım koridoru oluşturmak bizim için bir numaralı konu. Bu proje gerçekleşirse, eminim yeni bir bağlantı olacak ve bundan beş ülke faydalanabilir. Bölgesel güvenlik ve işbirliği için daha iyi bir proje olabilir mi? Hayır. Bunu başlatan kim? Biz. Bu paragrafı buraya kim koydu? Ben.”
Azerbaycan için yeni bir dönemin başladığını belirten Aliyev, “Ülkemiz için yeni bir dönem başlıyor. Yeni bir kuruculuk dönemi, bir gelişim dönemi, kurtarılmış bölgelerimizin yeniden tesisi dönemi başlıyor. Bu dönemde de Azerbaycan halkının birlik, beraberlik ve güçlü irade göstereceğine inanıyorum. Azerbaycan halkı yeniden birleşecek ve bu yıkılan şehir ve köyleri yeniden kurmak için ellerinden geleni yapacaklar. Bundan sonra büyük ve gururlu bir millet olarak yaşayacağız. Uluslararası arenada söz sahibi olduk, bölgede söz sahibi olduk. İstediğimizi başardık ve bundan sonra halkımızın güvenli ve mutlu bir yaşama sahip olacağına inanıyorum” diye konuştu.
Aliyev, “Eminim ki bundan sonra pek çok durumda halkıma sözlerimi söyleyeceğim. Ama bu dönem hakkındaki seslenişimi her Azerbaycan vatandaşının istediği sözlerle tamamlamak istiyorum. Cebrayıl bizim, Fuzuli bizim, Zengilan bizim, Gubadlı bizim, Ağdam bizim, Kelbecer bizim, Laçın bizim, Şuşa bizim, Karabağ bizim! Karabağ Azerbaycan'dır! Azerbaycan halkına sevgiler! Çok yaşa Azerbaycan!” diye konuştu.



Dünyanın en güçlü nükleer bombalarına kim sahip?

 ABD ve Rusya, tarihteki en güçlü nükleer bombalara sahip olmalarıyla öne çıkıyor. (Reuters)
ABD ve Rusya, tarihteki en güçlü nükleer bombalara sahip olmalarıyla öne çıkıyor. (Reuters)
TT

Dünyanın en güçlü nükleer bombalarına kim sahip?

 ABD ve Rusya, tarihteki en güçlü nükleer bombalara sahip olmalarıyla öne çıkıyor. (Reuters)
ABD ve Rusya, tarihteki en güçlü nükleer bombalara sahip olmalarıyla öne çıkıyor. (Reuters)

Sami Halife

ABD ve Rusya’nın yanı sıra Çin, Fransa, Birleşik Krallık, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail de büyük miktarda nükleer silaha sahip bulunuyor. Uzmanlara göre bu silahların kullanılması, hayal edilmesi güç ölçekte bir felakete yol açabilir. ABD ile Rusya ise dünyanın en güçlü nükleer bombalarını envanterlerinde bulundurmalarıyla öne çıkıyor.

ABD’nin 1945 yılında Japonya’nın Hiroşima kentine attığı ve yaklaşık 15 kiloton gücünde olduğu belirtilen Little Boy adlı atom bombası, yaklaşık 140 bin kişinin ölümüne neden olmuş ve şehri saniyeler içinde harabeye çevirmişti. Buna karşın, ABD ve Rusya’nın cephaneliğinde gücü 10 megatonu aşan ve Hiroşima’daki yıkımın yüzlerce katına ulaşabilecek nükleer bombalar bulunuyor.

Çar Bombası

Sovyetler Birliği, 30 Ekim 1961’de Kuzey Kutup Dairesi’nin kuzeyindeki Novaya Zemlya takımadalarında tarihin en güçlü nükleer silah denemesini gerçekleştirdi. Çar Bombası olarak bilinen silahın patlama gücü 50 megaton olarak ölçüldü. Bu rakam, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 3 bin 300 katına denk geliyor.

dfergty
1945’te ABD tarafından Japonya’nın Hiroşima kentine atılan Little Boy bombasının yaklaşık 15 kilotonluk bir patlama gücüne sahip olduğu tahmin ediliyor. (AFP)

Uzmanlara göre bombanın gücü aslında çok daha yüksek olabilirdi. İlk tasarımda patlama kapasitesinin 100 megatona ulaşması planlanmıştı. Patlama sonucu oluşan ateş topunun çapı yaklaşık 9,7 kilometreye ulaştı. ABD’li bilim insanları, bu büyüklüğün Washington ya da San Francisco kent merkezinin tamamını kapsayabilecek ölçekte olduğunu belirtti.

219 numaralı test

Sovyetler Birliği, 24 Aralık 1962’de Novaya Zemlya takımadalarında yer alan nükleer test sahasında bir nükleer bomba daha denedi. Kuzey Kutbu’ndaki en büyük ikinci buz kütlesini de barındıran bölgede gerçekleştirilen patlamanın gücünün 24,2 megaton olduğu bildirildi. Bu değer, Çar Bombası’nın yarısından daha düşük olmasına rağmen, tarihte patlatılan en güçlü ikinci nükleer silah olarak kayıtlara geçti. Söz konusu bomba, Hiroşima’ya atılan bombadan yaklaşık bin 600 kat daha güçlüydü.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Çar Bombası gibi özel bir isimle anılmayan bu deneme, kaynaklarda yalnızca ‘219 numaralı test’ olarak geçiyor. Bu patlama, Sovyetler Birliği’nin havadan gerçekleştirdiği son nükleer denemelerden biri oldu. 1963 yılında imzalanan Nükleer Denemelerin Kısmi Yasaklanması Antlaşması ile atmosferde nükleer testler yasaklandı ve sonraki denemelerin yer altına taşınması zorunlu hale geldi.

147 numaralı test

Sovyetler Birliği, 5 Ağustos 1962’de Novaya Zemlya takımadalarında 21,1 megaton gücünde bir nükleer bomba denemesi gerçekleştirdi. Tarihteki üçüncü en güçlü nükleer patlama olarak kabul edilen bu test, ‘147 numaralı test’ olarak biliniyor. Patlamanın gücünün, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık bin 400 katına denk geldiği belirtiliyor.

ABD’nin Castle Bravo testi

ABD, 1 Mart 1954’te Marshall Adaları’ndaki Bikini Atolü’nde 15 megaton gücünde bir nükleer silah denemesi gerçekleştirdi. Castle Bravo adı verilen bu test, beklenenden yaklaşık 2,5 kat daha güçlü bir patlamaya yol açtı. Patlamanın ardından ortaya çıkan radyoaktif serpinti, Pasifik Okyanusu’nda yaklaşık 18 bin 130 kilometrekarelik bir alana yayıldı. Bu durum, Marshall Adaları’ndaki sivillerin, ABD askerlerinin ve Japon balıkçı gemisi mürettebatının yüksek düzeyde radyasyona maruz kalmasına neden oldu. Sonrasında adalarda yaşayan halk arasında kanser vakalarında artış gözlemlendi.

dvdfvfd
ABD, Mart 1954’te Marshall Adaları’ndaki Bikini Atolü’nde ‘Castle Bravo’ adı verilen bir denemede 15 megaton gücünde bir nükleer bomba patlattı. (AFP)

Castle Bravo testi ve yol açtığı etkiler, nükleer denemelere karşı küresel protestolara neden oldu. Takip eden yıllarda ABD hükümeti adada yaşayanlara tazminat ödedi. 1984 yılında ise bazı emekli ABD askerleri, radyasyon riskinin küçümsendiği gerekçesiyle hükümete karşı dava açtı.

Castle Yankee testi

ABD, 5 Mayıs 1954’te Bikini Atolü yakınlarında bir savaş gemisi üzerinde yeni bir nükleer deneme gerçekleştirdi. Castle Yankee adı verilen bu testte patlama gücünün 13,5 megaton olduğu bildirildi. Bu değer, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 900 katına karşılık geliyor.

Deneme sonucunda yaklaşık 43 kilometre yüksekliğe ulaşan mantar şeklinde bir bulut oluştu. Bikini Atolü sakinleri, nükleer testlerden önce tahliye edilmişti ancak ada, yoğun radyoaktif kirlilik nedeniyle sonradan yeniden yerleşime açılamadı ve uzun süre yaşanamaz durumda kaldı.

Castle Romeo testi

ABD, 27 Mart 1954’te Marshall Adaları’nda yeni bir termonükleer deneme gerçekleştirdi. Bu test, kısa süre önce yapılan ve adalarda radyoaktif serpinti yayılmasına yol açan Castle Bravo testinden sadece birkaç hafta sonraydı. Patlama gücünün 11 megaton olduğu bildirilen bu test, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 730 katına eşdeğer yıkım potansiyeline sahipti. Test, Pasifik Okyanusu’nda geniş çaplı radyoaktif kirliliğe yol açtı.

Ivy Mike testi

ABD, 1 Kasım 1952’de Marshall Adaları’ndaki Enewetak Atolü’nde Ivy Mike veya kısaca Mike adlı ilk tam işlevli termonükleer (hidrojen) bombasını denedi. Patlama gücünün 10,4 megaton olduğu bildirilen bu test, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 690 katına eşdeğer bir yıkım yarattı. Deneme, Kore Savaşı’nın devam ettiği ve ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki nükleer silahlanma yarışının hız kazandığı bir dönemde gerçekleştirildi.

Ivy Mike testi, dünyada başarılı bir hidrojen bombası testinin ilk örneği oldu ve nükleer parçalanma temelli silahlardan füzyon teknolojisine geçişin simgesi olarak değerlendirildi. Aynı zamanda, Sovyetler Birliği’nin termonükleer programını hızlandırmasına yol açtı. Kaynaklara göre, hidrojen bombası geliştirme konusu, ABD Başkanı Harry Truman yönetiminde tartışmalı bir gündemdi; bazı yetkililer projeye karşı çıkarken, diğerleri destekliyordu. Sonunda Başkan Truman, bombanın geliştirilmesine onay verdi.


İran savaşın tamamen sona ermesini istiyor

Muhrip USS John Finn, muhrib USS Milius, ikmal gemisi USNS Carl Brashear ve uçak gemisi USS George H.W. Bush'un arkasında Arap Denizi'nde seyrediyor. (CENTCOM)
Muhrip USS John Finn, muhrib USS Milius, ikmal gemisi USNS Carl Brashear ve uçak gemisi USS George H.W. Bush'un arkasında Arap Denizi'nde seyrediyor. (CENTCOM)
TT

İran savaşın tamamen sona ermesini istiyor

Muhrip USS John Finn, muhrib USS Milius, ikmal gemisi USNS Carl Brashear ve uçak gemisi USS George H.W. Bush'un arkasında Arap Denizi'nde seyrediyor. (CENTCOM)
Muhrip USS John Finn, muhrib USS Milius, ikmal gemisi USNS Carl Brashear ve uçak gemisi USS George H.W. Bush'un arkasında Arap Denizi'nde seyrediyor. (CENTCOM)

İran, savaşı sona erdirmeye yönelik son ABD teklifine verdiği yanıtı dün Pakistanlı arabulucuya iletti. Tahran yönetimi, özellikle Lübnan başta olmak üzere “tüm cephelerde kapsamlı bir ateşkes” sağlanmasını ve Basra Körfezi ile Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliğinin garanti altına alınmasını şart koştu. Bu gelişme, kırılgan ateşkesin artan deniz gerilimleri nedeniyle baskı altında olduğu bir dönemde yaşandı.

İran’ın yanıtı, Katar açıklarında bir yük gemisinin alev alması ve Kuveyt ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin düşman insansız hava araçlarına (İHA) müdahale ettiği dönemde geldi. İran ordusu ise ABD yaptırımlarını uygulayan ülkelere ait gemileri Hürmüz Boğazı’ndan geçiş sırasında “sorunlarla” karşılaşabilecekleri konusunda uyardı.

İran Devrim Muhafızları da İran tankerleri veya gemilerinin hedef alınması halinde ağır karşılık verileceği tehdidinde bulundu. İran Dışişleri Bakanlığı ise Fransız ve İngiliz savaş gemilerine, ABD’nin bölgedeki hareketlerine eşlik etmemeleri yönünde uyarıda bulundu.

Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yaptığı telefon görüşmesinde, Hürmüz Boğazı’nın baskı aracı olarak kullanılmasının Körfez krizini daha da derinleştireceği uyarısında bulundu.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin iki hafta içinde İran’daki “her hedefi” vurabilecek kapasitede olduğunu söyledi. ABD Enerji Bakanı ise İran’ın nükleer programının sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise İran’daki zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılmaması halinde savaşın “sona ermeyeceğini” ifade etti.


Trump İran’ın yanıtını reddetti... Tahran: Washington’un talepleri makul değil

Trump İran’ın yanıtını reddetti... Tahran: Washington’un talepleri makul değil
TT

Trump İran’ın yanıtını reddetti... Tahran: Washington’un talepleri makul değil

Trump İran’ın yanıtını reddetti... Tahran: Washington’un talepleri makul değil

ABD Başkanı Donald Trump, savaşı sona erdirmek amacıyla Washington’un sunduğu barış görüşmeleri teklifine İran’ın verdiği yanıtı reddetti. Bu sırada, Hürmüz Boğazı’nın büyük ölçüde kapalı kalmasının yarattığı çıkmaz ortamında petrol fiyatları varil başına 4 dolar yükseldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise İran’ın ABD’ye sunduğu teklifin “abartılı olmadığını” belirterek, Washington’un hâlâ “makul olmayan taleplerde” bulunduğunu söyledi.

İran resmi medyasında pazar günü yer alan haberlere göre Tahran’ın yanıtı, özellikle Lübnan cephesi başta olmak üzere tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesine ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığının güvence altına alınmasına odaklanıyor. Ancak hayati öneme sahip su yolunun ne zaman ve nasıl yeniden açılacağına ilişkin herhangi bir ayrıntıya yer verilmedi.

Öte yandan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Tahran’ın elinde hâlâ zenginleştirilmiş uranyum bulunduğunu belirterek İran’a karşı savaşın “henüz sona ermediğini” söyledi.

İngiliz hükümeti ise Birleşik Krallık ve Fransa’nın, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ticaretini yeniden canlandırmaya yönelik askeri planları ele almak üzere onlarca ülkenin savunma bakanlarının katılacağı toplantıya salı günü ortak başkanlık edeceğini açıkladı.