Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, ulusa seslendi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)
TT

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, ulusa seslendi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (İHA)

Azerbaycan Ordusu, Karabağ’da elde ettiği zafer sonrası yapılan anlaşma kapsamında 28 yıl Ermenistan’ın işgali altında kalan Laçın’a girdi. Ordunun Laçın’da Azerbaycan bayrağı dalgalandırmasının ardından Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, halka hitap etti.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ulusa sesleniş konuşmasında, Laçın'ın Ermeni işgalinden kurtarılmasıyla ilgili Azerbaycan halkını tebrik ederek, “Laçın'da işgal 28 yıl sonra sona erdi. Laçın bölgesinin kurtuluşu tarihi bir olaydır. Tek bir kurşun atmadan Laçın bölgesine döndük. Düşmanı buna zorladık. Savaş sahasında elde ettiğimiz parlak zaferimiz bu harika sonuca yol açtı. Üç bölgemiz Ağdam, Kelbecer ve Laçın bize geri döndü. Tek el ateş etmeden, şehit vermeden bu bölgelere döndük” dedi.
Laçınlıları kısa süre içinde kentlerine geri dönmeleri için çalışmalara başlanacağını belirten Aliyev, “İşgal edilen topraklarda karşılaştığımız manzara büyük üzüntüye neden oldu. Çünkü her şey yıkıldı, altyapı tahrip edildi, binalar yıkıldı, idari binalar yıkıldı. Şu anda, o yerlerde yaşamaya elverişli koşullar yok. Ama o bölgeleri, tüm ilçeleri restore edeceğiz, vatandaşlarımızın normal yaşamı için her adımı atacağız. Bildiğiniz gibi ilk projeler çoktan uygulandı. İlgili fonlar Başkanın yedek fonundan tahsis edilmiştir. Fuzuli-Şuşa karayolu ve Berde-Ağdam demiryolu inşaatına başlandı. Bu da bizim bu çalışmayı maksimum verimlilikle ve aynı zamanda kısa sürede planladığımızı gösteriyor ki tüm işleri zaman kaybetmeden organize edebiliyoruz. Hâlihazırda ilgili bir devlet kurumu oluşturulmuş ve tüm bu çalışmalar koordineli olarak yürütülecektir” diye konuştu.

“Koridor Rus barış gücünün kontrolüne verildi”
Laçın kentinin stratejik öneminin söz konusu bölgeden ve şehir merkezinden Laçın koridorunun geçme olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Aliyev, “Bu koridor, Rus barış gücünün kontrolüne verildi. Koridor uzun yıllar Ermeni silahlı kuvvetlerinin, işgalcilerin kontrolündeydi. 10 Kasım'da imzalanan ortak bildirinin ilk versiyonunda, bu koridorun Ermeni silahlı kuvvetlerinin kontrolü altında kalmasına ilişkin bir madde vardı. Ben buna karşı çıktım ve sonuç olarak koridor Rus barış gücünün kontrolüne verildi. Bunun büyük bir başarı olduğunu düşünüyorum. Laçın koridoru Ermeni işgalci güçlerinden temizlendi. Ayrıca, özellikle Şuşa'nın kurtuluşundan kısa bir süre sonra, anlaşmanın ilk versiyonu üzerinde aktif çalışmaların sürdüğünü de belirtmeliyim. Anlaşmanın ilk versiyonunda Laçın koridorunun genişliğinin 30 kilometre olması öne sürüldü. Buna şiddetle karşı çıktım ve Ermeni tarafının bu iddiasının tamamen asılsız olduğunu söyledim. Koridor içinde güvenlik önlemlerini sağlamak için bu kadar geniş bir koridora ihtiyaç yok. Bu nedenle bunu tamamen kabul edilemez bir teklif olarak değerlendirdim ve fikrimi dile getirdim. Daha sonra ikinci seçenekte Laçın koridorunun genişliği 10 kilometreydi. Bunu da kabul etmedim ve sonuç olarak 5 kilometre genişliğinde bir koridorda anlaşmaya varıldı. 5 kilometre hem bizim hem de Dağlık Karabağ'da yaşayan Ermeniler için ve güvenliğin sağlanması için yeterli genişlikte” dedi.

“Laçın, Kelbecer ve Şuşa Azerbaycan'a dönmezse anlaşma olmaz”
Ermeni yönetiminin Laçın bölgesini Azerbaycan'a iade etme niyetinin olmadığını belirten Aliyev,“ Bize doğrudan söylenmemiş olsa da, Laçın bölgesinin bir şekilde Ermenistan'da kalması gerektiği düşüncesi her zaman vardı. Ermeni tarafı genel olarak Laçın bölgesinin tamamının kendilerine bir koridor olarak verilmesi gerektiğine inanıyordu. Ne yazık ki bazı Batılı çevreler bu görüşü destekledi. Bu, Ermenistan'ın konumunu daha da uzlaşmaz hale getirdi ve düşman neredeyse tamamen ahlaksız hale geldi. Sonuç olarak Laçın bölgesinde çok ciddi bir yerleşim politikası izlendi. Hep söyledim, Laçın, Kelbecer ve Şuşa Azerbaycan'a dönmezse anlaşma olmaz. Bu tutumum yabancı ülkelerde pek çok kişiyi rahatsız etti. Toprak bütünlüğümüzün yeniden sağlanması gerektiğini söyledim. Savaş seçeneğinin asla göz ardı edilmediğini söyledim. Biz güç topluyorduk, bu gücü demir yumruk haline getirdik, düşmanın belini kırdık ve bugün yeni bir gerçeklik oluşturduk. Bir yıl önce bile bazı insanlar bize mevcut gerçeklikle uzlaşmamızı söyledi, bugün de ben herkesin mevcut gerçeklikle uzlaşması gerektiğini söylüyorum” ifadelerini kullandı.
Yeni koridorun parametreleri belirlendikten sonra, Laçın şehir merkezinin Azerbaycan’a geri verileceğini ifade eden ve 10 Kasım'da imzalanan üçlü anlaşmada yer alan 6. maddeden bahseden Azerbaycan Cumhurbaşkanı, “6. maddede, Ermenistan'ın 15 Kasım'da Kelbecer'i, 1 Aralık'ta ise Laçın'ı boşaltacağı belirtiliyordu. Bildiğiniz üzere Rusya tarafı bize başvuruda bulunarak biraz zaman istedi. Kelbecer kentinin bize dönüşü 15 Kasım'da değil 25 Kasım'da sağlandı. 6. maddenin bu kısmı uygulandı. Laçın kenti Azerbaycan'a verildi. Laçın koridoru, Şuşa kentine dokunmayacak şekilde 5 kilometre genişliğinde Rus barış gücünün kontrolünde kalıyor. Bu maddeden zaten bahsetmiştim. Anlaşmanın ilk versiyonda koridorun genişliği 30 kilometre, daha sonra 10 kilometreydi ve Rus barış gücünün değil, Ermenistan silahlı kuvvetlerinin kontrolü altında kalıyordu, ancak biz bunu anlaşmadan çıkardık. Anlaşmaya göre tarafların onayı ile, Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasında iletişimi sağlayan Laçın koridoru konusunda yeni bir güzergahın inşası için önümüzdeki üç yıl içinde bir plan belirlenecek. Böylece, söz konusu güzergâhın korunması için Rus barış gücünün gelecekte yer değişimi öngörülüyor. Ben bu konuyu da yorumlamak istiyorum. Artık herkes Laçın koridorunun Laçın şehir merkezinden geçtiğini biliyor. Öyle ki Laçın şehir merkezi bu koridorun ortasında kalır. Rusya Devlet Başkanı ile görüşmelerimde Laçın şehir merkezinin de bizde kalması gerektiğini söylüyordum. Bu nedenle biz yeni bir koridor inşa edilmesini öneriyoruz. Dağlık Karabağ'ı Ermenistan'a bağlayan yeni bir koridorun güzergâhı belirlenerek inşa edilsin. Maddede süre de belirtiliyor 3 yıl içinde. Fakat ben bunu daha kısa bir sürede yapabileceğimizi düşünüyorum. Yeni koridorun parametreleri belirlendikten sonra Laçın şehir merkezi de bize geri verilecek. Bu çok önemli bir konu. Çünkü ben bunun anlaşmada yer almasını sağlamasaydım, Laçın koridoru her zaman Laçın şehir merkezini de içine alacaktı” ifadelerini kullandı.

“Bu anlaşma Paşinyan tarafından imzalandı”
Aliyev sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Biz yeni gerçeklik oluşturduk. Zafer kazanarak, düşmanın kafasını ezerek, düşmanı topraklarımızdan kovarak yeni bir gerçeklik oluşturduk. Herkes bu gerçekliği kabullenecek, kabullenmek zorunda kalacak. Tıpkı Ermenistan'ın yaptığı gibi. Bu anlaşma Paşinyan tarafından imzalandı. Paşinyan aslında teslimiyet belgesi imzaladı. Ermenistan ya tamamen yıkılacak ya da anlaşma imzalanacaktı. 10 Kasım'da imzalanan anlaşmaya müdahale etmek isteyen olursa sert mukavemetimizi görecektir. Böyle girişimler var. Bu girişimlerin amacı anlaşmayı ihlal etmektir. Çünkü bu anlaşmayla, yeni bir güvenlik formatının ortaya çıkmış olması bazı insanları rahatsız ediyor. Türk-Rus Ortak Merkezinin kurulması yapılan açıklamayla onaylandı. Düşmanın başını ezmeseydik, kendi rızasıyla bu topraklardan çıkmazdı. Yaklaşık 5 bin kilometre kareyi savaşarak kurtardık, aynı zamanda yaklaşık 5 bin kilometrekareye barışçıl bir şekilde geri döndük. Düşmanın kafasını ezmeseydik, bu topraklardan asla gönüllü olarak çıkmazdı. Düşman bu işgali devam ettirmek istedi ve tüm çirkin işleri bu amaca hizmet etti.”

“Dağlık Karabağ'da bugün yaşayan herkes Azerbaycan vatandaşıdır”
Dağlık Karabağ'da bugün yaşayan herkes Azerbaycan vatandaşı olduğuna vurgu yapan Aliyev, “Tek bir Azerbaycan devletinde hayatlar güzel olacak, sefaletten kurtulacaklar. Dağlık Karabağ'da yaşayan Ermeniler ve oraya mutlaka dönecek olan Azerbaycanlılar yeniden iyi komşuluk koşullarında yaşayacak. Pratik aşamaya girildi. Değerlendirme süreci yakında başlayacak ve hasar hesaplanacak. Yasal düzeyde adımlar atılıyor. Detayları henüz açıklamak istemiyorum. Ancak bu artık bir niyet değil, pratiğe geçmiş bir aşamadır. Onları ifşa etmeye devam edeceğiz. Biz hakkı ve adaleti yeniden kurduk, tarihi adaleti tesis ettik” dedi.
Bu savaşın Azerbaycan’ın şanlı zaferi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Gururluyuz. Bizim görevimiz Ermeni faşizminin bir daha bu bölgede yükselmesini önlemektir. Fransa parlamentosunun bizim meselemizle ne ilgisi var? Fransa, kaç yıldır AGİT Minsk Grubu'nun eş başkanlığını yapıyorsun? Elinizi taşın altına koydunuz mu? Bir sorunu çözmek için pratik bir adım attınız mı? Şimdi sorun çözüldükten sonra neler olduğuna bakın. Fransa Senatosu, Dağlık Karabağ'ı tanıyan bir karar kabul etti. Onlardan hoşlanıyorsanız, savaş sırasında demiştim, Marsilya şehrini verin, adını değiştirin, orada ikinci bir devlet kurun dedim. Ama bizim işimize kimse karışamaz. ‘Dağlık Karabağ sorunu’ teriminin bittiğini bir kez daha söylemek istiyorum. Bu terimin dillerde olmasını tavsiye etmiyorum. Ancak tarih söz konusu olduğunda, terim elbette kullanılabilir” ifadelerini kullandı.

“Ermenistan'ın dış borcu 8 milyar dolar”
Ermeni ordusunun yok edildiğini belirten Aliyev, “Ordularını mahvettik. Bu ordu onlarca yıl içinde kuruldu. Bu orduya ücretsiz silah, cephane, en modern teçhizat verildi. Tüm bunların maliyeti 3 milyardan fazla olarak hesaplanıyor. Bu fakir ülkede bu kadar çok para nereden geliyor? Ermenistan'ın dış borcu 8 milyar dolar. Bu ülke borç içinde. Bu ülkedeki tüm ekonomi şimdi yok ediliyor. Savaştan sonra ulusal para birimi iflas etti. Burası iflas etmiş bir ülke. Bu kadar parayı nereye ödedi? Size bu para transferlerini nasıl yaptığını göstereyim. Bu paranın hangi sözleşmelerle ödendiğini bize bildirmeleri için uluslararası kuruluşlara da başvuracağız. Ödenmiş mi? Ödenmemişse, ücretsiz olarak alınmıştır. Ermenistan'ın otuz yıldır monte ettiği teçhizatı 44 günde imha ettik. Ermeni ordusu artık yok. Şimdi ölen askerler konusunda yanlış rakamlar veriyorlar. Gerekirse, işgal gücünün ne kadar asker kaybettiğini, bu bilgileri dile getireceğiz. Ermeni ordusunu yok ettik. Bu yüzden önümüzde diz çöküp teslimiyet anlaşmasını imzalamak zorunda kaldılar. Bu herkes için bir ders olmalı” diye konuştu.

“Azerbaycan Türkiye ile birleşiyor”
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev konuşmasını şöyle sürdürdü:
“10 Kasım'daki imza töreninin ardından bu anlaşmayı Azerbaycan halkının dikkatine sundum ve tüm çalışmalarımızın şeffaf olduğunu bir kez daha gösterdim. Anlaşmayı halkın önünde imzaladım, büyük bir gururla imzaladım, kazanan olarak imzaladım. Bu açıklamanın tamamını Azerbaycan halkının dikkatine sundum. Azerbaycan, ayrılmaz parçası olan Nahçıvan ile birleşmiştir. Azerbaycan Türkiye ile birleşiyor. Rusya, Azerbaycan, Türkiye, İran ve isterse Ermenistan bu ulaşım koridoruna katılabilir. Böylelikle bölgede beş taraflı yeni bir işbirliği platformu oluşturulabilir. Bu fikri hem Rusya hem de Türkiye Cumhurbaşkanlarına ilettim. Hem Recep Tayyip Erdoğan hem de Vladimir Putin bunu memnuniyetle karşıladı. Bölgede kalıcı barış istiyoruz. Bunu başarmak için güvenlik önlemleriyle birlikte işbirliği geliştirilmelidir. İşbirliği yapmaya hazırız. Bizim için bir numaralı konu, Azerbaycan'ı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ile birleştirmek ve aynı zamanda Azerbaycan ile Türkiye arasında yeni bir ulaşım koridoru oluşturmak bizim için bir numaralı konu. Bu proje gerçekleşirse, eminim yeni bir bağlantı olacak ve bundan beş ülke faydalanabilir. Bölgesel güvenlik ve işbirliği için daha iyi bir proje olabilir mi? Hayır. Bunu başlatan kim? Biz. Bu paragrafı buraya kim koydu? Ben.”
Azerbaycan için yeni bir dönemin başladığını belirten Aliyev, “Ülkemiz için yeni bir dönem başlıyor. Yeni bir kuruculuk dönemi, bir gelişim dönemi, kurtarılmış bölgelerimizin yeniden tesisi dönemi başlıyor. Bu dönemde de Azerbaycan halkının birlik, beraberlik ve güçlü irade göstereceğine inanıyorum. Azerbaycan halkı yeniden birleşecek ve bu yıkılan şehir ve köyleri yeniden kurmak için ellerinden geleni yapacaklar. Bundan sonra büyük ve gururlu bir millet olarak yaşayacağız. Uluslararası arenada söz sahibi olduk, bölgede söz sahibi olduk. İstediğimizi başardık ve bundan sonra halkımızın güvenli ve mutlu bir yaşama sahip olacağına inanıyorum” diye konuştu.
Aliyev, “Eminim ki bundan sonra pek çok durumda halkıma sözlerimi söyleyeceğim. Ama bu dönem hakkındaki seslenişimi her Azerbaycan vatandaşının istediği sözlerle tamamlamak istiyorum. Cebrayıl bizim, Fuzuli bizim, Zengilan bizim, Gubadlı bizim, Ağdam bizim, Kelbecer bizim, Laçın bizim, Şuşa bizim, Karabağ bizim! Karabağ Azerbaycan'dır! Azerbaycan halkına sevgiler! Çok yaşa Azerbaycan!” diye konuştu.



Trump, petrol elde etmek için ülkeleri Hürmüz Boğazı'nı kontrol altına almaya çağırdı

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, petrol elde etmek için ülkeleri Hürmüz Boğazı'nı kontrol altına almaya çağırdı

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün, İsrail ve ABD’nin İran’a karşı sürdürdüğü savaşın devam ettiği bir ortamda, «Hürmüz Boğazı nedeniyle uçak yakıtı temin edemeyen» ülkeleri eleştirdi.

Trump, sosyal medya platformu «Truth Social» üzerinden şunları yazdı: “Hürmüz Boğazı nedeniyle uçak yakıtı temin edemeyen tüm ülkelere, örneğin, İran'ı zayıflatmak için müdahale etmeyi reddeden Birleşik Krallık'a bir önerim var: Birincisi, ABD'den satın alın, çünkü bizde yeterince var. İkincisi, yeterince cesaret gösterin, boğaza gidin ve onu ele geçirin.”

Şöyle devam etti: “O zaman kendinizi nasıl savunacağınızı öğrenmeniz gerekecek, çünkü tıpkı sizin bize yardım etmek için orada olmadığınız gibi, Amerika Birleşik Devletleri de size yardım etmek için orada olmayacak. İran temelde yok edildi ve zor kısım bitti. Gidin ve kendi petrolünüzü çıkarın!”

Son haftalarda, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından İran’ın bu su yolunu neredeyse tamamen kapatmasıyla Hürmüz Boğazı’ndaki nakliye trafiği yavaşladı; İran ise boğazın “dost ülkelerin” gemilerine açık olduğunu belirtti.

ABD Başkanı, “Truth Social” platformunda yayınladığı başka bir gönderide Fransa'yı özellikle eleştirdi ve şunları söyledi: “Fransa, İsrail'e giden ve askeri malzeme taşıyan uçakların kendi hava sahasından geçmesine izin vermedi. Fransa, başarıyla ortadan kaldırılan ‘İran kasabı’ konusunda hiç iş birliği yapmadı! ABD bunu asla unutmayacak!”


Siyaset kumarhanesinde kan ve savaş üzerine bahisler

Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)
Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)
TT

Siyaset kumarhanesinde kan ve savaş üzerine bahisler

Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)
Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)

Kötü şöhretli ‘savaş ağaları’ terimi yeni bir şekilde geri dönmüş gibi görünüyor. Ticaret alanındaki hareketliliğin azalması ve sahip oldukları ürünlere olan yoğun ihtiyacı istismar ederek silah ve erzak satışı yoluyla servet kazanan kriz tüccarları, fiyatları ikiye katlıyor. Servetlerini biriktirmek için felaketin devam etmesini isteyen bu tüccarlar, artık çok kolay hale gelen ve ‘olasılık ticareti’ ile ilgili olan bu işte farklı bir kılığa bürünüyorlar. Belki de tahminler kisvesi altında gizlenen gizli bilgiler de bu pazarın son aylarda hayal edilemeyecek boyutlarda büyümesine katkıda bulunuyor. En son raporlara göre 250 milyar doları aşan bu rakamın, kısa sürede ikiye katlanacağı tahmin ediliyor.

Buradaki bahisler, başta spor olmak üzere birçok alanı kapsıyor. Ancak örneğin Financial Times gazetesindeki uzmanların analizlerine ve ticaret sitelerine göre bu sıçramanın ardındaki başlıca neden olarak siyasi krizler karşımıza çıkıyor. Bunların başında da örneğin, geçtiğimiz ocak ayı başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun kaçırılması ve İsrail'in desteğiyle İran'a karşı başlatılan geniş çaplı askeri operasyon gibi ABD'nin son dönemde yürüttüğü askeri operasyonlar geliyor.

Bu durum, devasa bir sanal siyaset kumarhanesine benziyor. Trump’ın konuşmalarının içeriğinden suikast planlarına kadar her şeye bahis oynanabiliyor ve tüm tarafların cinayet işleme potansiyelinin sınırları zorlanıyor. Listeye pek çok isim yazıldı ve herkesin ölümünü sabırsızlıkla bekleyen bahisçiler rekabet ediyor, çünkü kan, anında yüzbinlerce dolara dönüşüyor ve belki de milyonlara dönüşüyor. ABD'deki en ünlü bahis uygulamalarıyla bağlantılı hesaplarında, bir dizi şüphelerin ardından yeni bir denetim aşamasına girildi. Karar verme çevresine yakın politikacıların, çaba harcamadan muazzam karlar elde etmek için bilgilerini ticarete dönüştürdükleri ve bunun arkasında bir tür manipülasyon olduğu düşünülüyor.

Bu durum, devasa bir sanal siyasi kumarhaneye benziyor. Trump’ın konuşmalarının içeriğinden suikast planlarına kadar her şeye bahis oynanabiliyor ve tüm tarafların cinayet işleme potansiyelinin sınırları zorlanıyor. Listeye birçok isim eklendi ve herkesin ölümünü sabırsızlıkla bekleyen bahisçiler rekabet ediyor, çünkü kan hiç vakit kaybetmeden yüzbinlerce, belki de milyonlarca dolara dönüşüyor. ABD'deki en ünlü bahis uygulamalarıyla bağlantılı hesaplarda, bazı şüphelerin dile getirilmesinin ardından yeni bir denetim süreci başlatıldı. Karar vericilere yakın politikacıların, çaba harcamadan muazzam karlar elde etmek için bilgilerini ticarete dönüştürdükleri ve bunun arkasında bir tür manipülasyon olduğu düşünülüyor.

Dürüstlüğe yönelik şüpheler

Reuters’ın internet sitesinde yer alan habere göre bazı yatırımcıların örneğin, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun iktidardan indirilmesi gibi hassas olaylar gerçekleşmeden önce bu olaylara bahis oynayarak büyük meblağlar kazandıkları iddiaları üzerine Kaliforniya Eyaleti, eyalet yetkililerinin, bu tür piyasalarda içeriden alınan bilgileri kullanmasını yasaklayan bir karar yayınladı.

Bu sitelerin şartları arasında politikacıların kumar oynamasına baştan itibaren izin verilmemesi yer alsa da Financial Times, görevde olan kişilerin takma adlar kullanma olasılığına işaret ederken, gözlemciler bu durumun, söz konusu bilgilerin tanıdıklara ve yakınlara sızdırılarak onların paravan olarak kullanılması yoluyla da gerçekleşebileceğine dikkat çekti.

Son birkaç gündür bahisçiler arasında, şu anda İran'da devam eden savaşla ilgili siyasi ve askeri gelişmelere yönelik çeşitli bahislerden 1 milyon doları aşan kazanç elde etmeyi başaran (kimliği bilinmeyen) bir kullanıcı hakkında konuşuluyor. Bahisçilerin tahminleri o kadar isabetliydi ki, New York City merkezli küresel kripto para tabanlı tahmin piyasası platformhu Polymarket’in yetkilileri, olan bitenlerden şüpheye düştü. Söylentilere göre bu kullanıcı 35'ten fazla hesap yönetirken, kazançlarını tek bir banka hesabına aktarıyor ve tahminlerinin çoğu doğru çıkıyor.

sdcds
Siyasi bahisler, suikast planları ve arananlar listesine girdi (Reuters)

Bunun üzerine bahis uygulamaları daha sıkı denetimler uygulamaya başladı. Prosedürel karmaşıklıklar nedeniyle ABD'de halen yasadışı olarak faaliyet gösteren Polymarket şirketi, doğrudan açıklamalar ve resmi bildirimler yoluyla bilgilerin kötüye kullanılması durumunda cezai önlemler almaktan çekinmeyeceğini belirtti. Aynı şekilde Tahmin piyasası platformu Kalshi de standartlarını yükseltme yönündeki kararlılığını vurguladı ve sıradan kullanıcılar arasında daha dürüst bir ortam sağlamak amacıyla hile yaptığı ve bilgileri çaldığı kanıtlanan kişileri yasaklayacağını belirtti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre çalışma mekanizması, belirli zamanla bağlantılı bir olaya para yatırarak bahis oynamaya dayanan basit ve geleneksel bir sistemdir. Tahmin doğru çıkarsa kullanıcı para kazanır, aksi takdirde tahmini tutmazsa bahis tutarını platforma ödemek zorunda kalır.

Bu uygulamaların, yetkililerinin bahsettiği şeffaflık bilinci artmış olsa da bu alandaki düzenlemelerin önündeki zorluklar devam ediyor. Özellikle de birçok uygulama temelden şifrelenmiş olduğundan, belirli kişilerin erişimini zorlaştırıyor. Ayrıca, bazılarının kripto para birimlerini kullanması, izlenmelerini güçleştiriyor. Bunun yanı sıra belirli bir kâr elde edildikten veya çoğunlukla sızdırılan bilgilere dayanan tahminler gerçekleştirildikten sonra hesabın kolayca kapatılması gibi yaygın bir eğilim de bulunuyor. Dikkat çeken bir diğer nokta ise bahisçilerin İsrail istihbaratının askeri hareketlerini ve suikast planlarını zamanlaması açısından doğru bir şekilde tahmin etmelerinin ardından, İsrail istihbaratında soruşturmalar yapıldığına dair çok sayıda haberin olmasıydı. Buna karşın sıradan kullanıcıları rahatlatmak amacıyla aynı platformlarda yüzlerce benzer soruşturma yürütülüyor.

Spordan ekonomiye ve siyasete

Belirgin bir şekilde önemli spor müsabakalarıyla, Nobel ve Oscar gibi büyük ödüllerle, hatta ekonomik ve mali kararlarla ve ABD başkanlık seçimleri adaylarının isimlerini tahmin etmekle ilişkilendirilen bu bahisler, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaştan İsrail’in Gazze'de yürüttüğü savaşa ve hatta İran'daki kanlı askeri operasyonlara kadar, bu bahisleri gündeme taşıdı. Bu hareketlerin hızlanması bahis severlerin ağzını sulandırırken, örneğin, gemilerin Hürmüz Boğazı'na geri döneceği ve boğazı kimin kontrol edeceği, Trump'ın İran savaşının sona erdiğini ne zaman ilan edeceği, Mücteba Hamaney'in akıbeti, kara kuvvetlerinin İran ve Lübnan'a giriş tarihi ve ayrıca Tahran'da sahneden kaybolacak bir sonraki yetkilinin kim olacağı gibi tahminler içeren bahis listeleri büyük rağbet gördü.

sa
Yatırımcılar, hassas olaylar gerçekleşmeden önce bu olaylara bahis oynayarak büyük paralar kazanıyor (Reuters)

Tüm bunlar, her kesimden sivillerin yaşadığı insani trajedileri tamamen göz ardı ediyor. Geleneksel sosyal medya platformlarının kullanıcılarının çoğu, bir askeri harekatın ne kadar yasal veya meşru olduğu konusunda tartışmalara dalarken, bahis platformlarının kullanıcıları farklı bir yaklaşım sergiliyor ve bir felaketin meydana gelme olasılığıyla ilgili sorulara ‘evet’ veya ‘hayır’ şeklinde yanıt veriyor. Böylece artık yetkililerin de isimlerini içeren, bir nevi ‘insan hedef bankası’ ortaya çıktı. Kullanıcılar, aralarından kimin ilk önce sahneden silineceğine dair bahislerde yarışıyor. Tartışmalı platformlar, öldürme ya da suikast yerine, görevden ayrılma veya yerini terk etme gibi ifadeler kullanmayı tercih ediyor.

Fransa merkezli yayın kuruluşu France 24'te yer alan habere göre ABD'nin New Jersey eyaletindeki Rutgers Üniversitesi'nde görev yapan araştırmacı ve istihbarat analisti Alex Goldenberg, bu yarışta insani felaketlerin para kazandıran mallara ve araçlara dönüştüğünü düşünüyor. Goldenberg, şüpheli hesapların işleyişini ticaret piyasalarında olanlara benzeterek, çalınan veya sızdırılan bilgilere göre hareket edildiğini, işlem geçmişi veya geçmişi olmayan yeni hesaplar aracılığıyla, ancak son derece hassas bir zamanda darbe vurduğunu belirtiyor.

Ahlaki bir soru

Öyleyse mesele çoğu zaman sadece iyi bir olay, bir tesadüf ya da bir kez tutup çoğu kez tutmayan düşüncesiz bir tahmin, siyasi ya da askeri analiz sanatında keskin bir zeka ya da duruma ilişkin bilimsel bir değerlendirme, hatta sadece eğlence amaçlı bir spekülasyondan ziyade tam anlamıyla bir gölge oyunu olabilir. En tehlikeli yanı da bunun bir cinayet borsasına dönüşmesi olur.

scd
Bahis uygulamaları, her kesimden sivillerin yaşadığı insani trajedileri görmezden geliyor (Reuters)

Los Angeles Times gazetesinde yayınlanan uzun bir haber, bu pazarın yüzde 80'ini elinde bulunduran tahmin piyasası platformları Kalchi ve Polymarket’in işleyiş mekanizmalarını ele alırken, sermayenin gözünden kaçan bir konuya, yani yabancı liderlere yönelik suikast veya bir savaşın patlak vermesi gibi ölüm ve yıkım üzerine bahis oynayabilme olanağının ne kadar meşru ve ahlaki olduğuna da değindi.

Dikkati çeken bir diğer nokta ise bu pazarın gördüğü büyük ilginin ardından, daha önce hiç görülmemiş bir şekilde mercek altına alınması ve hatta geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha kesin bir gösterge olarak görülmeye başlanmasıdır. Birçok pazarlama kurumu, bahisçilerin eğilimlerini anlık olarak takip etmek için ortaklıklar kurdu. Bu da bölgesel ve ulusal dengelerle, hatta ulusal güvenlikle yakından ilgili olan askeri ve siyasi karmaşıklıklar karşısında kamuoyunun görüşünün nasıl şekillendiğini anlamanın bir yolu olarak görülüyor.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Güney ülkeleri ve yeni bir uluslararası düzenin oluşumu

BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)
BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)
TT

Güney ülkeleri ve yeni bir uluslararası düzenin oluşumu

BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)
BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)

Nebil Fehmi

Mevcut uluslararası sistem bugün bir belirsizlik ve istikrarsızlık dönemi yaşıyor, bu çok açık. Öyle ki, bu sistemin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi ihtiyacı olduğu üzerinde uluslararası alanda neredeyse tam bir fikir birliği var. Ancak bu fikir birliği, arzu edilen reformun niteliğine, önceliklerine veya mekanizmalarına değinmiyor. Herkes değişim talep ediyor, ancak her biri kendi konumundan ve çıkarlarına göre çoğu zaman farklı, hatta bazen çelişen yönlerde.

Mevcut uluslararası sistemdeki en etkili güç olan ABD, siyasi, güvenlik ve ekonomik açıdan en büyük yükü üstlendiğini düşünüyor. Bu yüzden de ciddi bir reformun, farklı uluslararası güçler arasında yük ve sorumlulukların daha dengeli bir şekilde dağıtılmasına yol açması gerektiğini savunuyor. Buna karşın Rusya ve Çin, mevcut sistemi, Batı'nın siyasi ve ideolojik hakimiyetini dayatmak için bir araç olarak görüyor. İki ülkeye göre bu sistem aracılığıyla uluslararası meşruiyet kuralları, Batı'nın çıkarlarına ve vizyonuna hizmet edecek şekilde yönetiliyor.

Gelişmekte olan ülkeler ya da artık genel bir terim olarak Güney ülkeleri ise daha farklı ve derin bir bakış açısına sahip. Bu ülkeler, büyük sanayileşmiş ülkelerin on yıllardır dünyanın doğal kaynaklarından yararlandığını, çevreye ve iklime ciddi zararlar veren üretim ve tüketim biçimlerini yaygınlaştırdığını düşünüyor. Bugün ise gelişmekte olan ülkelere, meşru kalkınma haklarını sınırlayabilecek yeni kısıtlamalar ve standartlar dayatılıyor. Dolayısıyla bu ülkeler, haklı olarak gelişmiş ülkelerin ister çevresel uyum çabalarını destekleyerek ister teknolojik dönüşümü finanse ederek isterse gelişmekte olan ekonomilerin daha verimli ve çevreye daha az zarar veren üretim araçlarıyla modern gelişme dalgalarına yetişmelerini sağlayarak, tarihi sorumluluklarının payını üstlenmelerini talep ediyorlar. Aynı zamanda, uluslararası yönetici kurumların ve mekanizmaların, günümüzün uluslararası gerçekliğini daha iyi yansıtacak ve herkesin çıkarlarını daha adil olarak koruyacak bir şekilde reformdan geçirilmesini istiyorlar.

Bu noktada uluslararası manzara karmaşık bir hal almaktadır; değişimin gerekliliği konusunda bir mutabakat vardır, ancak bu değişimin yönü konusunda mutabakat yoktur. Bu gerçek, bir yandan önemli fırsatlar yaratırken, diğer yandan da ciddi zorluklar doğuruyor.

Ben de tıpkı diğerleri gibi, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ayrıcalıklarını pekiştiren büyük devletlerin, uluslararası sistemdeki dengesizlikleri düzeltmek için inisiyatif almasını defalarca kez talep ettim. Çünkü sistemin birçok düzenlemesi, artık 21. yüzyıldaki güç dengelerini veya uluslararası adaletin gerekliliklerini karşılayamıyor. Bu dengesizlik, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) açıkça görülüyor. Zira BMGK’nın bazı daimî üyelerinin temsili, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasındaki güncel fiili rollere değil, zamanın gerisinde kalan tarihi hususlara dayanmaya devam ediyor. Ayrıca daimi üyelerin toplu performansı, çoğu zaman BM Şartı'nın kendilerine yüklediği sorumluluğun seviyesine ulaşamazken, tutumları, standartların uygulanmasında büyük ölçüde ikiyüzlülük ve ilkelerin yorumlanmasında seçicilikle lekelendi.

Dört yıldan fazla süren diplomatik ve siyasi deneyimlerime dayanarak, reform ve düzeltmenin artık sadece meşru bir talep olmaktan çıkıp, asgari düzeyde uluslararası istikrarı korumak için vazgeçilmez bir gereklilik haline geldiğini güvenle söyleyebilirim. Ancak aynı zamanda, bu gerekliliğin, her ne kadar haklı olsa da tek başına değişimi gerçekleştirmek için yeterli olmadığını açıkça görüyorum. Uzun yıllar geçti; bu süre zarfında çağrılar tekrarlandı, girişimler çoğaldı ve ciddi ve dengeli fikirler ortaya atıldı, ancak kayda değer gerçek bir ilerleme sağlanamadı.

Kırk yılı aşkın bir süreye dayanan diplomatik ve siyasi deneyimlerime dayanarak, reform ve düzeltmenin artık sadece meşru talep olmaktan çıkıp, asgari düzeyde uluslararası istikrarı korumak için vazgeçilmez bir gereklilik haline geldiğini güvenle söyleyebilirim. Ancak aynı zamanda bu gerekliliğin, her ne kadar haklı olsa da tek başına değişimi gerçekleştirmek için yeterli olmadığını açıkça görüyorum. Uzun yıllar geçti. Bu süre zarfında çağrılar tekrarlandı, girişimler çoğaldı ve ciddi ve dengeli fikirler ortaya atıldı, ancak kayda değer gerçek bir ilerleme sağlanamadı.

Bana göre bunun nedeni açık. Köklü bir reform, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası sistemi şekillendiren ve halen bu sistemin temel ayrıcalıklarından yararlanan ülkelerden kendiliğinden gelmeyecek. Çıkarları gereği, bu güçler nüfuzun yeniden dağıtılması veya temsil kurallarının değiştirilmesi konusunda acele etmeyecekler. Dolayısıyla asıl umut Güney ülkeleri, yani gelişmekte olan ülkeler ve tarihi olarak tarafsızlık ve adil çok taraflılık ilkelerine inanan güçlerin önderliğinde, organize ve etkili bir harekete bağlı olmalı.

Ancak bu hareket sloganlara değil, uluslararası desteği toplayabilecek pratik bir vizyona dayandırılmalı. Önemli olan sadece mevcut düzene karşı çıkmak değil, gerçekçi ve akıllı alternatifler sunmaktır.

Bu alternatifler siyasi ve entelektüel olarak yaygınlaştırılabilir; düşünce ve araştırma merkezleri ile sivil toplumun bu alternatifleri şekillendirme ve savunma rolünü canlandırmak da önemli. Ben de daha akılcı ve daha az çatışmacı uluslararası ilişkiler çağrısında bulunan ABD merkezli Quincy Enstitüsü ile iş birliği içinde bu çabalardan birine şahsen katıldım. Bu girişim, BMGK ve uluslararası kuruluşların reformu, BM Şartı'nın çerçevesi dışında güç kullanımının sınırlandırılması ve kolektif güvenlik kavramının yeniden değerlendirilmesi konusunda bazı önemli tavsiyelere ulaştı. Ayrıca, başta Arap-İsrail çatışması ve Ukrayna'daki savaş olmak üzere, devam eden çatışmalara yönelik pratik yaklaşımlar da ortaya koydu.

Öyleyse sorun, fikirlerin eksikliğinden değil, bunların nasıl etkili bir siyasi ivmeye dönüştürüleceğinden kaynaklanıyor. Bu noktada tarihe bir göz atmak faydalı olur. Uluslararası sistemin yapısındaki büyük değişiklikler, sadece bunların gerekliliğine dair teorik bir inanç nedeniyle değil, belirli bir hedef etrafında ortak çıkarların şekillenmesine olanak tanıyan elverişli uluslararası koşulların oluşmasıyla gerçekleşti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Milletler Cemiyeti kuruldu, ardından patlak veren İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra da BM kuruldu. Daha sonra silahlanmanın sınırlandırılması, stratejik silahların düzenlenmesi ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi için önemli anlaşmalar imzalandı. Ayrıca ekonomi ve uluslararası hukuk üzerinde etkili uluslararası antlaşmalar da yapıldı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre tüm bu aşamaların ortak noktası, uygun uluslararası anı iyi yakalamak ve fikri müzakere sürecine, ardından da kurumsal bir gerçekliğe dönüştürmeyi mümkün kılan asgari düzeyde bir uzlaşı veya ivme sağlamaktı.

Bugün, yeniden gözden geçirme gerektiren bir dönüm noktasına yaklaşıyor gibi görünüyoruz. Zira büyük savaşların felaketlerini önlemek amacıyla kurulan BM, kendini silahlı çatışmaların sayısında ve şiddetinde tehlikeli bir artış, güce başvurmanın artması ve uluslararası hukuk kurallarına saygının azalması gibi gelişmelerle karşı karşıya buldu. Bu gelişmeler sadece uluslararası kurumların etkinliğini zayıflatmakla kalmıyor, aynı zamanda krizleri yönetme ve patlamayı önleme konusundaki yeteneklerine duyulan güveni de tehdit ediyor.

Bu bağlamda, Güney ülkelerinin daha sonra değil, hemen şimdi harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorum. BM’nin kuruluşunun 80’inci yıldönümü ve Bandung Konferansı’nın 70’inci yıldönümü gibi son derece önemli siyasi ve sembolik anlamlardan yararlanarak harekete geçmeleri gerekiyor. Bandung Konferansı, Bağlantısızlar Hareketi’nin entelektüel ve siyasi temelini oluşturmuş ve başta egemenliğe saygı, hegemonyayı reddetme, barış içinde bir arada yaşama ve devletler arası eşitlik olmak üzere günümüzde de geçerliliğini koruyan ilkeleri pekiştirmiştir.

Bu hareketin birbiriyle bağlantılı üç adımla başlatılabileceğini düşünüyorum:

1- Sınırlı sayıda ve etkin bir öncü grubun oluşturulması: Girişim, Küresel Güney’in farklı bölgelerini temsil eden, güvenilir ve çeşitli taraflarla iletişim kurma becerisine sahip küçük bir ülke grubu tarafından başlatılmalı.

Bu grubun amacı fikri tekelleştirmek değil, hareketin ilk çerçevesini oluşturmak, önceliklerini ve mekanizmalarını kararlaştırmak ve ardından katılım çemberini kademeli olarak genişletmektir.

2- Hedeflerin açık ve net bir şekilde belirlenmesi: Baştan amacın mevcut uluslararası düzeni yıkmak değil, onu ıslah etmek ve düzeltmek olduğunu açıkça ifade etmek gerekir. BM, tüm eksikliklerine rağmen, daha dengeli bir uluslararası düzenin birleştirici çerçevesi olmaya devam etmelidir. Bu bağlamda öncelikler şunları içerebilir:

a- Temsil ve performans açısından daha adil ve etkili bir çok taraflı sistemi inşa etmek.

BMGK’nın işleyişinin, mevcut güçleri dışlamak suretiyle değil, özellikle gelişmekte olan ülkelerin temsil edilmesi için tabanını geliştirilmesi şeklinde olması gerekiyor. Bu da seçilmiş üye sayısının artırılması veya daha uzun süreli üyelik için yeni formüllerin geliştirilmesi yoluyla gerçekleştirilebilir.

b- Yeni daimi üyelere veto hakkı verilmesinden kaçınmak ve aynı zamanda mevcut daimi üyelerin veto hakkını kullanmasını ister usul kısıtlamaları getirerek ister kullanımını belirli konularla sınırlayarak, azaltmaya çalışmak.

c- Uluslararası sistemi yönetmesi gereken temel ilkeleri yeniden teyit etmek.

Bunların çoğu Bandung Konferansı’ndan çıkan devletlerin egemenliğine saygı, BM Şartı'na uygun olarak güç kullanımının kabul edilebilirliği, güç yoluyla toprak ele geçirilmesinin reddi, insan hakları ve vatandaşlık haklarının korunması ve tüm devletlerin ne bağlı ne de marjinalleştirilmiş, kapsayıcı bir uluslararası sistemin ortakları olarak ele alınması şeklindeki 10 ilkeye dayanıyor.

3- İstişare çemberini genişletmek ve uluslararası destek oluşturulması: Güney ülkeleri arasında uzlaşmak yeterli değildir; bu vizyonu çok taraflı kurumlara, başta BM Genel Kurulu olmak üzere, ardından BMGK ve diğer ilgili uluslararası kuruluşlara aktarmadan önce, ilkeler ve hedefler konusunda mümkün olduğunca geniş bir mutabakat oluşturmak amacıyla doğu, batı, kuzey ve güneydeki uluslararası çok taraflılığı destekleyen ülkelerle kapsamlı istişareler başlatmalılar. Sonuçta sadece bir reform belgesi sunmak değil, reform konusunu uluslararası gündeme taşımak ve çeşitli tarafları akılcı değişimin gereklilikleriyle daha uyumlu tutumlara itecek olumlu ve baskı yaratan bir siyasi ivme yaratmak isteniyor.

Günümüzde dünya, uluslararası düzeni yıkmaya değil, onu durgunluktan, seçicilikten ve kurumlarına duyulan güvenin aşınmasından kurtarmaya ihtiyaç duyuyor. Eğer büyük güçler ayrıcalıklarından gönüllü olarak vazgeçmeye hazır değilse, tarihi sorumluluk zorunlu olarak Güney ülkelerine geçer. Bu ülkelerin şikâyet etmekten inisiyatif almaya, tepki vermekten harekete geçmeye, geçmişteki haksızlıkları hatırlatmaktan, daha adil, daha temsili ve herkesin barış, güvenlik ve ortak çıkarlarını korumaya daha muktedir yeni bir uluslararası dengenin oluşturulmasına fiilen katkıda bulunmaya geçme zamanı geldi.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.