Biden’ın Beyaz Saray’a gelmesi sonrasında Abbas, Akabe’den Kahire’ye kartları yeniden düzenliyor

Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah es-Sisi, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı Kahire’de kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah es-Sisi, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı Kahire’de kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Biden’ın Beyaz Saray’a gelmesi sonrasında Abbas, Akabe’den Kahire’ye kartları yeniden düzenliyor

Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah es-Sisi, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı Kahire’de kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah es-Sisi, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı Kahire’de kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Ahmed Abdulhekim
Halil Musa
Ürdün'e ait bir askeri uçak, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı, yaklaşık 9 aylık aradan sonra ilk yurt dışı ziyaret turu kapsamında pazar günü öğleden sonra Ürdün’ün Akabe şehrinden Mısır’ın başkenti Kahire’ye götürdü. Abbas, daha sonra pazartesi günü Ramallah’taki karargahına geri döndü.
Filistin yönetimi, 17 Kasım’da İsrail ile güvenlik ve istihbarat koordinasyonunu yeniden başlattı. ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık seçimlerini rakibi Joe Biden karşısında kaybetmesinden birkaç gün sonra Abbas, Filistin davasına daha fazla destek kazanmak için arayışlarını hızlandırdı. Bu arayış, geçen Ocak ayında Trump yönetimi tarafından ilan edilen ve Filistin yönetimi tarafından reddedilen ‘barış planı’ öncesindeki aşamaya geri dönüş amacıyla sergileniyor.
Akabe’de 29 Kasım Pazar günü Ürdün Kralı 2. Abdullah’la görüşen Ebu Mazen ve üst düzey Filistinli yetkililer, 30 Kasım Pazartesi günü Kahire’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile bir araya geldi. Liderler, ‘Filistin meselesine ilişkin gelişmeleri ve Ortadoğu’daki barış sürecinin geleceğini, ABD seçimlerinin bu sürece ilişkin yansımalarını’ ele aldı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre kaynaklar, “Görüşmelerde, uluslararası meşruiyet kararları uyarınca Tel Aviv ile barış müzakerelerinin yeniden başlatılmasını sağlayacak şekilde, konuyu bölgesel ve uluslararası olarak ele almak için Filistin tarafından sunulan farklı eylem planlarının sunulduğu” bilgisini verdi.

İsrail ile güvenlik koordinasyonu
Koronavirüs nedeniyle aylardır durgun olan Filistin Devlet Başkanının dış hareketliliği öncesinde, stratejik Ürdün Vadisi ile temsil edilen Batı Şeria’nın yüzde 30’unu ilhak etme planını protesto etmek için, geçen Mayıs ayından bu yana İsrail ile kesilen güvenlik koordinasyonu yeniden başlatılmıştı. Filistin Sivil İşler İdaresi Başkanı Hüseyin eş-Şeyh, o sıralarda yaptığı açıklamada, “Güvenlik koordinasyonunu yeniden canlandırma adımı, İsrail’in iki taraf arasında daha önce imzalanmış olan anlaşmalara uymaya hazır olduğunu duyurması ve Devlet Başkanı Abbas’ın bu taahhüdü onaylayan resmi ve yazılı mektuplar alması sonrasında gelişti” ifadelerini kullandı.

Söz konusu adım, Filistinlilerin Trump yönetimiyle temaslarını kesmesinden üç yıl sonra Beyaz Saray ile ilişkileri sürdürme arzusuyla, Biden yönetimine bir iyi niyet jesti olarak geldi. Filistinliler, Trump’ı, ‘İsrail aşırı sağının Filistin davasını tasfiye eden ve iki devletli çözümü öldüren ortağı’ olarak tanımlıyor.

Devlet Başkanı Abbas, Trump’ın başkanlık seçimlerindeki yenilgisini, Filistinlilerin reddettiği barış vizyonu da yok ettiği için, memnuniyetle karşıladı. Mahmud Abbas, İsrail’in Batı Şeria’nın üçte birini ilhak etme planını kabul etmediğini, Filistin’e finansal desteği yeniden sağlamaya istekli olduğunu ve Doğu Kudüs’te bir ABD konsolosluğu açılacağını ilan etmesi nedeniyle, Biden yönetimine ilişkin iyimserliğini gizlemiyor.

Akabe görüşmesi

Ürdün Kralı 2. Abdullah, Akabe’de Abbas ile yaptığı görüşmede, ‘iki devletli çözüm temelinde Filistin- İsrail anlaşmazlığını sona erdirmek için uluslararası çabaların yoğunlaştırılması’ çağrısında bulundu.

Kral 2. Abdullah, “Ürdün, adil ve meşru haklarına ulaşmaları, 4 Haziran 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve yaşanabilir devletlerini kurmalarında tüm gücüyle ve imkanlarıyla Filistinli kardeşlerinin yanında yer almaktadır” ifadelerini kullandı.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi Üyesi Ahmed Macdalani, Abbas’ın turunun, Biden göreve başlamadan önce koşulları düzenlemek için Amman ve Kahire ile istişare ve koordinasyon sağlamayı amaçladığını dile getirdi. Macdalani, Biden’ın ‘ABD’nin dünyaya ilişkin dış politikasına ve Ortadoğu’daki barış sürecine’ dair farklı bir yaklaşımı olduğunu vurguladı.

Ahmed Macdalani, “FKÖ, ABD’nin tek taraflı gözetiminde eski müzakere formülüne dönüşün, geçmişte kaldığını kabul ediyor. İhtiyaç duyulan şey, uluslararası meşruiyet kararlarına ve çoklu uluslararası desteğe dayalı olarak müzakereleri başlatan uluslararası bir barış konferansıdır” dedi.

Kartların yeniden düzenlenmesine doğru

Mısır Cumhurbaşkanlığının pazartesi günü yaptığı açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Sisi ve Filistinli mevkidaşı, Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve Genel İstihbarat Başkanı Tümgeneral Abbas Kamil’in de katılımıyla Filistin davasına ilişkin son gelişmeleri ve Ortadoğu barış sürecini ele aldı. Toplantıda, Filistin tarafından ise Sivil İşler Genel Kurulu Başkanı Hüseyin eş-Şeyh, Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tuğgeneral Macid Farac ve Filistin’in Kahire Büyükelçisi Diyab el-Luh yer aldı.

Mısır Cumhurbaşkanlığı resmi sözcüsü Bessam Radi, “Mısır Cumhurbaşkanı, Filistin meselesinin Mısır siyasetinde öncelik sahibi olmaya devam edeceğini, Filistin halkını uluslararası meşruiyet referanslarına göre meşru haklarına kavuşturmak ve 4 Haziran 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız devletlerini kurmak için Kahire’nin sürekli çaba sarf ettiğini vurguladı” dedi. Radi, Cumhurbaşkanının ayrıca, ‘mevcut aşamanın dayanışmayı ve barış süreci müzakerelerini yeniden başlatmak için Arap çabalarının yoğunlaştırılmasını gerektirdiğini’ vurguladığına da dikkat çekti.

Abbas, ‘davanın tanık olduğu gelişmeler’, ‘son dönemde bölgesel ve uluslararası arenalarda ortaya çıkan değişimler çerçevesinde genel durum ve Filistin pozisyonunun belirleyicileri’ hususunda Mısır ile istişare ve koordinasyonun önemine dikkat çekti. Aynı şekilde Bessam Radi, “Müzakere yoluna dönülerek mevcut durumun çözülmesi için gelecek dönemde atılacak adımlar takip edilerek, iki cumhurbaşkanı arasında yoğun istişarelerin ve koordinasyonun sürdürülmesi kararlaştırıldı” açıklamasında bulundu.

Ebu Mazen ile görüşmesinin arifesinde Mısır Cumhurbaşkanı, Filistin Devlet Başkanı ile Akabe’de görüşen Ürdün Kralı 2. Abdullah’tan bir telefon aldı. Mısır Cumhurbaşkanlığı, telefon görüşmesinde ‘Filistin meselesine ilişkin son gelişmelere, barış süreci ve müzakerelerin canlandırılması çabalarına görüş alışverişinde bulunulduğunu belirtti.

Öte yandan Ebu Mazen, geçen pazar akşamı Kahire’de Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ve Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ile de bir araya geldi. Filistin Devlet Başkanlığı açıklamasında, görüşmelerde Filistin davasıyla ilgili gelişmeler ve ABD seçim sonuçlarının konuya etkilerinin yanı sıra Filistinlilere yönelik uluslararası desteği harekete geçirmek için siyasi ve diplomatik olarak gösterilen çabaların ele alındığı belirtildi.

Arap Birliği açıklamasına göre ise görüşmelerde, ABD seçim sonuçları başta olmak üzere son gelişmelerin ardından Filistin meselesinin çeşitli yönlerden kapsamlı bir incelemesi yapıldı. Açıklamada “Onaylanan uluslararası referanslara ve Filistin ile İsrail arasında imzalanan anlaşmalara dayalı olarak yeni ABD yönetiminin, iki devletli çözümün uygulanması için ABD’nin daha aktif ve olumlu bir rol kazanmasının önünü açabileceği kabul edildi” ifadelerine yer verildi.

Doğrudan müzakerelere doğru bir çözüm var mı?

Mısırlı ve Filistinli kaynaklar, Mısır liderliği ve Filistin yönetimi arasında doğrudan barış müzakerelerini yeniden ilerletmek için bir vizyon geliştirilmesi hususunda fikir birliği olduğunu açıkladı.

Mısırlı resmi bir kaynağa göre, “Kahire, Filistin yönetimini bir Filistin vizyonu ortaya koymak için teşvik ediyor ve Mısır’ın pozisyonu ve tercihlerine tam destek verdiğini teyit ediyor” dedi. Mısır, bir yandan BAE ve Bahreyn, diğer yandan da İsrail arasında imzalanan barış anlaşmalarını memnuniyetle karşıladı. Bu çerçevede Mısır Cumhurbaşkanı, Twitter üzerinden iki önemli adımı takdir ederek, Filistin sorununun adil ve kalıcı bir şekilde çözüme kavuşturulması için Ortadoğu’da istikrar ve barışın tesisine yönelik adımların atılacağına dair umudunu dile getirdi.

Filistin’in eski Kahire Büyükelçisi Berekat el-Farra, yaptığı açıklamada “Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın hamleleri, bir sonraki aşamada atılabilecek adımlarla ilgili olarak Arap başkentleriyle yapılan sürekli istişare ve koordinasyonun öneminden kaynaklanmaktadır. Geçen Eylül ayında Birleşmiş Milletler’in (BM) son Genel Kurulu’nda Devlet Başkanı Ebu Mazen tarafından başlatılan girişime göre konuyu, uluslararası meşruiyet temelinde çözmek için BM gözetiminde uluslararası bir konferans düzenleme faaliyetleri de bu istişareler kapsamında yer alıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Farra, “Beyaz Saray’da meydana gelen değişim, iyimserlik gerektiriyor ve bir sonraki aşamaya geçmek için kartların yeniden düzenlenmesini gerekli kılıyor. Filistin liderliğinin, Biden’ın ekibinden gelen olumlu sinyaller ve mesajlar ışığında fark ettiği şey bu” dedi.

Kudüs Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü Eymen el-Ragab, “Ebu Mazen’in dış hamleleri, esas olarak Arap kartlarını yeniden düzenlemeye çalışıyor. Önümüzdeki günlerde ve haftalarda ABD başkanı seçilen Joe Biden yönetimini, Filistinliler ve İsrailliler arasında doğrudan barış müzakerelerine devam etmeye teşvik için vizyonlar ortaya koyuyor. Aynı şekilde uluslararası dörtlüden (Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya) daha fazla katılımla uluslararası bir barış konferansı düzenleme olasılığını gündeme getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Ragab, “Filistin meselesini çevreleyen tüm bölgesel ve uluslararası gelişmelere rağmen Filistin yönetimi, özellikle yeni başkanın iki devletli çözüme olan inancı nedeniyle, Biden’ın Beyaz Saray’a geliş ve Trump’ın çıkış kapısından kendisi için bir ivme kazanmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Netanyahu, yakın bir zamanda Kahire’yi ziyaret edebilir

İsrail’de yayın yapan Maariv gazetesi, geçen pazartesi günü ismini vermediği siyasi bir kaynaktan alıntı yaptığı haberinde, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun gelecek haftalarda Mısır Cumhurbaşkanı ile görüşmek üzere Kahire’yi ziyaret etmesinin beklendiğini bildirdi. Gazete, aralarındaki görüşmelerin odak noktasının, Tel Aviv’in Kahire ile ekonomik ilişkileri güçlendirme faaliyetleri kapsamında ekonomik meseleler olacağına işaret etti.

Ziyaret tarihini ve ziyaret süresini belirtmeyen aynı gazeteye göre Cumhurbaşkanı Sisi’nin iktidara gelmesinden yaklaşık iki yıl sonra, 2016 kışında Kahire’yi ziyaret etmeyi planlayan Netanyahu, Mayıs 2018’de gizlice Mısır’a ziyarette bulunmuş ve yaklaşan ziyaretinin halka açık şekilde olmasına karar vermişti. Mısır ve İsrail, konuya ilişkin olarak henüz resmi bir açıklama yapmadı.

 



Ürdün, diplomatik temsilciliğinin tamamını Tahran'dan tahliye etti

Tahran'ın merkezinde hava saldırıları sonucu hasar görmüş bir binanın önünden bir erkek ve bir kadın geçiyor (AFP)
Tahran'ın merkezinde hava saldırıları sonucu hasar görmüş bir binanın önünden bir erkek ve bir kadın geçiyor (AFP)
TT

Ürdün, diplomatik temsilciliğinin tamamını Tahran'dan tahliye etti

Tahran'ın merkezinde hava saldırıları sonucu hasar görmüş bir binanın önünden bir erkek ve bir kadın geçiyor (AFP)
Tahran'ın merkezinde hava saldırıları sonucu hasar görmüş bir binanın önünden bir erkek ve bir kadın geçiyor (AFP)

Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi bugün yaptığı açıklamada, beş gündür devam eden savaş nedeniyle ülkesinin tüm diplomatik personelini Tahran'dan tahliye ettiğini duyurdu.

Safadi dün Temsilciler Meclisi'ne yaptığı açıklamada, "Tahran'daki Ürdün Büyükelçiliği personelimiz Amman'a ulaştı" dedi.

"Durum kötüleşince tahliye sürecini başlattık. Azerbaycan üzerinden Ürdün'e döndüler ve tüm büyükelçilik personeli şu anda Krallık'ta güvende" diye belirtti.

Safadi, İran'ın Ürdün ve Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak, bunları "haksız, gereksiz ve sebepsiz" olarak nitelendirdi ve "Ne biz ne de kardeşlerimiz bu savaşın tarafı değildik" iadesini kullandı.

Tahran, cumartesi gününden bu yana İsrail-ABD'nin kendisine yönelik saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkeleri ve Ürdün'e saldırılar düzenliyor.

İran, ülkelerin kendilerini değil, ülkeler içindeki Amerikan üslerini hedef aldığını iddia ediyor. Ancak İran füzeleri ve insansız hava araçları (İHA), Amerikan üslerini ve büyükelçiliklerini, ayrıca havaalanlarını, limanları, otelleri, konut binalarını ve enerji tesislerini hedef almıştır.

Saldırılarda Körfez'de yedi sivil de dahil olmak üzere 13 kişi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsat’ın Kamu Güvenliği Müdürlüğü'nden aktardığına göre Ürdün'de 5 kişi yaralandı, 19 ev ve 11 araç hasar gördü.


Hizbullah, Tahran ile ilişkilerinde ikilemle karşı karşıya

 İsrail bombardımanından kaçan Lübnanlılar, Beyrut’taki Corniche el-Manara’da konaklıyor. (EPA)
İsrail bombardımanından kaçan Lübnanlılar, Beyrut’taki Corniche el-Manara’da konaklıyor. (EPA)
TT

Hizbullah, Tahran ile ilişkilerinde ikilemle karşı karşıya

 İsrail bombardımanından kaçan Lübnanlılar, Beyrut’taki Corniche el-Manara’da konaklıyor. (EPA)
İsrail bombardımanından kaçan Lübnanlılar, Beyrut’taki Corniche el-Manara’da konaklıyor. (EPA)

Hizbullah’ın askeri kanadı İslami Direniş tarafından fırlatılan ve hem siyasi hem de halk nezdinde sonuçları olan yanlış yönlendirilmiş füzeler, öncelikle Genel Sekreter Naim Kasım’ın, ‘ağabeyi’ olarak nitelendirilen Meclis Başkanı Nebih Berri nezdindeki kredisini zedeledi. Zira Kasım’ın, İran’a destek amacıyla savaşa müdahil olunmayacağı yönünde verdiği taahhüdü ihlal ettiği değerlendirmesi yapıldı. Söz konusu füze saldırılarının, İsrail’in Litani Nehri’nin güneyinde 15 kilometre derinliğe kadar bir kara harekâtı tehdidinde bulunmasıyla birlikte, Şii toplumu ve ülkeyi ciddi bir risk çemberine soktuğu belirtildi. Füzelerin bu bölgeden atılmadığına dikkat çekilirken, Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın ‘Beşli Komite’ ülkelerinin büyükelçilerine bu yönde güvence verdiği ve söz konusu ülkelerin hükümetin Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini yasaklama kararına desteklerini yineledikleri aktarıldı.

Siyasi açıdan bakıldığında ise füze atışlarının, yalnızca Lübnan kamuoyu ve devletin üst kademeleri nezdinde değil, aynı zamanda stratejik müttefiki Nebih Berri karşısında da Kasım’a ağır bir darbe niteliği taşıdığı ifade edildi.

Hizbullah’ta kararları kim veriyor?

‘Şii İkili’ olarak anılan siyasi bloktan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, söz konusu füze saldırıları Hizbullah içinde karar alma mekanizmasının akıbetine ve nihai kararın kim tarafından verildiğine ilişkin ciddi soru işaretleri doğurdu. Kaynak, Kasım’ın İran’a destek amacıyla müdahil olunmayacağı yönündeki taahhüdünü koruyamamasının bu tartışmaları derinleştirdiğini belirtti. Kaynak ayrıca, ilk füze salvo­sunun Litani Nehri’nin kuzeyinde, Sayda’ya bağlı köylerden atıldığına işaret ederek, bu adımın arkasında Hizbullah içindeki bir kanadın bulunup bulunmadığının ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Hizbullah’ı iç ve dış kamuoyu önünde zor durumda bırakma amacıyla sürece dahil olup olmadığının sorgulandığını aktardı. İlk etapta bu saldırılardan uzak durduğu yönünde iddialar ortaya atılan Hizbullah liderliğinin, kısa süre sonra saldırıyı üstlendiğine dikkat çekildi. Kaynağa göre, açık bir çatışma ortamında Kasım’ın öncelikle Hizbullah’ı koruyacak bir tutum sergilemesi beklenirdi.

dsfvegthy
İsrail hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AP)

Kaynak, Kasım’a yönelik ‘siyasi tokadın’ ilk olmadığını, daha önce de hükümet programında silahların yalnızca devletin elinde olması ilkesini destekleme taahhüdünden geri adım atmasıyla benzer bir durum yaşandığını ifade etti. Hizbullah’ın bu program temelinde iki bakanla hükümete katıldığı hatırlatıldı. Nebih Berri’nin konuya ilişkin kamuoyuna açıklama yapmamasının, duyduğu rahatsızlığı gizlemediğini belirten kaynak, Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın Beyrut’taki ABD Büyükelçisi Michel Issa aracılığıyla Washington’dan bir mesaj aldığını aktardı. Mesajda, Lübnan tarafından herhangi bir düşmanca adım atılmadığı sürece İsrail’in ülkeye yönelik bir operasyon planlamadığı ifade edildi.

Şii topluluğunda bölünme

Aynı kaynak, füze atışlarının Hizbullah’ın İran ile ilişkisini sorunlu bir zemine taşıdığını belirterek, DMO’nun askeri kanadı bu adıma teşvik etmesinin, Hizbullah’ın hem kendi tabanı nezdindeki güvenilirliğini sarstığını hem de İsrail’e gerekçe sunduğunu ifade etti.

rtbht
İsrail bombardımanından kaçmak için evlerini terk eden Lübnan’ın güneyinden gelen yerinden edilmiş kişiler, Beyrut şehir merkezine sığındı. (EPA)

Bu çerçevede, ülkedeki siyasi bölünmede tarafsız konumda bulunan bir başka siyasi kaynak, ilk ve devamındaki füze atışlarının İran üzerindeki ABD-İsrail askeri baskısını hafifletmeye ya da sahadaki güç dengesini değiştirmeye yönelik herhangi bir sonuç doğurmadığını kaydetti. Kaynak, buna karşılık söz konusu adımların güney bölgelerinden, Beyrut’un güney banliyölerinden ve Bekaa’ya kadar uzanan hatta eşi görülmemiş bir göç dalgasına yol açtığını vurguladı. Bu gelişmenin, Hizbullah’ın toplumsal tabanı içinde de bir kırılmaya neden olduğu; Hizbullah yönetiminin, yerinden edilenler için alternatif barınma imkânları sağlamadan aldığı bu ‘hesaplanmamış karar’ nedeniyle açık biçimde eleştirildiği aktarıldı.

İranlı diplomatların sınır dışı edilmesi

Aynı kaynak, ABD’nin İsrail adına Lübnan hükümetinden Beyrut’taki İran Büyükelçiliği’nde görev yapan çok sayıda İranlı diplomatı sınır dışı etmesini talep ettiğini açıkladı. Söz konusu kişilerin İran diplomatik pasaportlarıyla ülkeye giriş yaptıkları, ancak fiilen DMO’ya bağlı Kudüs Gücü mensubu oldukları ve Hizbullah ile Hamas ve İslami Cihad hareketleriyle askeri koordinasyon yürütmekle görevlendirildikleri iddia edildi. Bu kişilerin, İsrail ile süren askeri çatışma dosyasının yönetimini denetleme rolü üstlendikleri öne sürüldü.

Kaynak, bu isimlerin Hizbullah’ın askeri kanadını füze atışlarına teşvik etmiş olabileceğini de dışlamadı. Söz konusu saldırıların, Naim Kasım’ı zor durumda bıraktığı ve DMO’nun Hizbullah kararları üzerindeki belirleyici etkisi nedeniyle daha sonra saldırıları sahiplenmek zorunda kaldığı ifade edildi. Bu gelişmenin ise Nebih Berri ile ilişkilerin sarsılmasına yol açtığı kaydedildi.

Kasım ve Nasrallah arasında

Kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, Naim Kasım ile selefi Hasan Nasrallah arasındaki fark, Kasım’ın DMO’nun Hizbullah üzerindeki baskısını azaltamaması ve buna karşı koyamamasıyla ortaya çıkıyor. Bu durum, Kasım’ın kararların Lübnan iç siyaseti ve Hizbullah’a olası zararlarını göz önünde bulundurmasını zorlaştırıyor. Selefi Nasrallah ise İran’ın taleplerine her zaman boyun eğmeyerek, yerel sahadaki etkileri azaltmak ve iç durumu mümkün olduğunca gözetmek için tartışma ve müzakere zemini yaratabiliyordu.

hgyhgd
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

Kaynağa göre Kasım, kendi tabanına Nasrallah’ın suikastına karşı İslami Direniş’in neden yanıt veremediğini açıklayacak bir gerekçe bulamıyor. Kasım, yanıt vermemesini ateşkes anlaşmasına bağlıyor; bu tutum, İsrail’in tekrar eden ihlalleri, saldırıları ve önde gelen siyasi ve askeri liderlerin öldürülmesi karşısındaki yaklaşımına da yansıyor.

Kaynak, “Kasım kendi tabanına, tekrar eden İsrail saldırılarına yanıt vermemeyi nasıl gerekçelendirecek? Oysa İran’a destek sağlamakta tereddüt etmedi. Bu durum, Şii toplumu ve diğer topluluklar önünde, ayrıca partisinin içinde yer aldığı hükümet nezdinde ona ciddi bir utanç yaşatmıyor mu?” diye sordu. Özellikle Hizbullah’ı hükümette temsil eden iki bakan, Muhammed Haydar ve Rakkan Nasreddin’in, füzelerin atılmasına şaşırdığı ve Hizbullah’ın İran lehine müdahale etmeyeceğine kesin inandıkları kaydedildi.

Füze atışları, bakanlar için kafa karıştırıcı oldu; zira her iki bakan da hükümetin Hizbullah’ın askeri ve güvenlik faaliyetlerini yasaklayan kararına karşı çıkmıştı. Bu karar, Hizbullah’ın askeri kanadının feshi ve siyasi kanadının diğer siyasi güçler gibi bırakılmasını öngörüyordu.

Kaynak, bakanların hükümet oturumunda uluslararası talebin Hizbullah’a ait askeri faaliyetlerin tamamen yasaklanması olduğu ve geri adım atılamayacağı bilgisini aldıklarını; özellikle Berri’ye yakın bakanların desteğiyle, hükümetin uygulamayı tereddütsüz üstlenmek zorunda kaldığını aktardı.

Yeni sınır şeridi

Kaynağa göre Hizbullah kendi hesaplarını gözden geçirmek yerine füze atışlarına yöneldi ve bu adım Lübnan’ı açık bir savaşın içine soktu. Söz konusu gelişme, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam’ı, İsrail’in savaşın kapsamını genişletme ve Litani Nehri güneyindeki bölgeyi ‘nüfussuz yeni bir sınır şeridi’ haline getirme tehdidine karşı bir dizi temas başlatmaya zorladı. Güvenlik kaynaklarına göre İsrail, Lübnan topraklarında kara, deniz ve hava yoluyla kontrolünü fiilen uyguluyor ve Hizbullah’ın füzeleri onu durduramıyor.

efer
ABD-İsrail ile İran arasındaki çatışmanın ardından Hizbullah ile gerginliğin artması üzerine Lübnan sınırında konuşlandırılan İsrail askeri araçları (Reuters)

Kaynak, İsrail’in saldırılarını genişleterek, Lübnan üzerinde baskı kurmak ve Hizbullah’ın silahlarını fiilen etkisiz hale getirmeye başlamak niyetinde olduğunu belirtti. Aynı zamanda İsrail’in, Şii topluluğunu Hizbullah’a karşı kışkırtmayı hedeflediğini, Güney Lübnan ve Beyrut’un güney banliyösünün neredeyse tamamen nüfussuz kalabileceğini, planın Bekaa’daki Şii çoğunluğa sahip bölgeleri de kapsayabileceğini öngördü.

Kaynak, İsrail’in Lübnan’a yönelik olası son savaşını öngörse de, Hizbullah’ın İran’ı destekleyerek askeri bir değerlendirmede hata yapıp yapmadığı sorusunu gündeme getirdi. Hizbullah, savaşın uzun sürmeyeceğini ve biraz direnç göstererek ateşkes ve müzakerelerde yer alabileceğini düşünmüş olabilir. Kaynak, bu ihtimali ‘imkânsız’ olarak nitelendirerek, bunun Lübnan-İran ilişkilerini uçuruma sürükleyebileceğini; özellikle Körfez ülkelerinin Tahran ile diplomatik ilişkilerini kesme kararı alması durumunda ciddi sonuçlar doğuracağını ifade etti.


Suriye ordusu, Lübnan ve Irak sınırlarında konuşlanmasını güçlendiriyor

Haseke vilayetinin kırsal kesiminde devriye gezen Suriye askerleri (EPA)
Haseke vilayetinin kırsal kesiminde devriye gezen Suriye askerleri (EPA)
TT

Suriye ordusu, Lübnan ve Irak sınırlarında konuşlanmasını güçlendiriyor

Haseke vilayetinin kırsal kesiminde devriye gezen Suriye askerleri (EPA)
Haseke vilayetinin kırsal kesiminde devriye gezen Suriye askerleri (EPA)

Suriye hükümet ordusu, Lübnan ve Irak ile olan Suriye sınırları boyunca konuşlanmasını güçlendirdiğini duyurdu.

Bu durum, bir yanda ABD ve İsrail, diğer yanda İran arasında dört gündür devam eden ve giderek artan gerilimlerin ortasında gerçekleşti.

Suriye Ordusu Operasyonlar Müdürlüğü, Şarku’l Avsat'a yaptığı yazılı açıklamada, "Bu takviye, devam eden bölgesel savaşın tırmanmasıyla birlikte sınırları korumak ve kontrol altında tutmak için yapılıyor" ifadelerini kullandı.

Açıklamada, konuşlandırılan birliklerin sınır muhafız güçlerine ve sınır faaliyetlerini izlemek ve kaçakçılıkla mücadele etmekle görevli keşif taburlarına ait olduğu bildirildi.

Reuters, dün akşamı sekiz Suriyeli ve Lübnanlı kaynağa atıfta bulunarak, bölgede İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışma da dahil olmak üzere artan çatışmaların ortasında Suriye'nin Lübnan ile olan sınırını füze birlikleri ve binlerce askerle güçlendirdiğini bildirdi.

Kaynaklar arasında, isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuşan beş Suriyeli subay, bir Suriyeli ve iki Lübnanlı güvenlik yetkilisi yer alıyor.

Suriyeli subaylar, Suriye takviye birliklerinin şubat ayında gelmeye başladığını, ancak son günlerde hızlandığını bildirdi.

Aralarında yüksek rütbeli bir subayın da bulunduğu Suriyeli subaylar, bu hamlenin silah ve uyuşturucu kaçakçılığını önlemenin yanı sıra İran destekli Hizbullah'ın veya diğer silahlı grupların Suriye'ye sızmasını engellemeyi amaçladığını ifade etti.

Suriyeli bir subay, 52. ve 84. Tümenler de dahil olmak üzere Suriye ordusunun çeşitli tümenlerinden askeri birliklerin, Humus'un batısındaki kırsal kesimde ve Tartus'un güneyinde sınır boyunca varlıklarını güçlendirdiğini bildirdi.

Yetkili, takviyelerin piyade birlikleri, zırhlı araçlar ve kısa menzilli Grad ve Katyusha roketatarlarını içerdiğini açıkladı.

Suriyeli bir güvenlik yetkilisi, Şam'ın herhangi bir komşu ülkeye karşı askeri harekât planlamadığını belirtti. "Ancak Suriye, kendisine veya müttefiklerine yönelik herhangi bir güvenlik tehdidiyle başa çıkmaya hazırdır" ifadesini kullandı.

Ancak bu hamle, bazı Avrupalı ​​ve Lübnanlı yetkililer arasında olası bir işgal konusunda endişelere yol açtı.

Suriye askeri yetkilileri, bu tür planları şiddetle reddederek, Suriye'nin Lübnan'daki önemli etkisi ve Hizbullah'ın 14 yıllık iç savaş sırasında eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed hükümetine verdiği destekten kaynaklanan, on yıllarca süren gergin ilişkilerin ardından Lübnan ile dengeli ilişkiler kurmayı hedeflediğini belirtti.

Suriye güçleri, 1976'dan 2005 yılına kadar Lübnan'da konuşlanmıştı; bu dönem, 1990'da sona eren Lübnan İç Savaşı'nı da kapsıyordu.

Hizbullah, 2014'te aylarca süren savaşı sona erdiren ateşkes anlaşmasından bir yıldan fazla bir süre sonra, pazartesi günü İsrail'e roket saldırılarına yeniden başladı. İsrail o zamandan beri Lübnan'a neredeyse her gün hava saldırıları düzenlemeye devam ediyor.

İsrail bu hafta Lübnan'ın güneyinin büyük bir bölümü için tahliye emri verdi ve on binlerce sakini yerinden etti. İsrail'in Lübnan'ın güneyine ve Beyrut'un güneyine düzenlediği hava saldırılarında onlarca kişi öldü.

Lübnanlı üst düzey bir güvenlik yetkilisi, Suriye makamlarının Beyrut'a, Suriye'nin Lübnan ile Suriye arasındaki doğu sınırını oluşturan dağlar boyunca roketatar konuşlandırmasının, Hizbullah'ın Suriye'ye karşı başlatabileceği herhangi bir eylem veya saldırıya karşı savunma amaçlı bir önlem olduğunu bildirdiğini söyledi.