Suriye hükümeti Cenevre’de Rusya ve İran dışında herkese ‘ateş açtı’

Cenevre’deki Suriye hükümet heyetinin sunduğu belge (sağ) – Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Şam’a düzenlediği ziyaret sırasında (EPA)
Cenevre’deki Suriye hükümet heyetinin sunduğu belge (sağ) – Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Şam’a düzenlediği ziyaret sırasında (EPA)
TT

Suriye hükümeti Cenevre’de Rusya ve İran dışında herkese ‘ateş açtı’

Cenevre’deki Suriye hükümet heyetinin sunduğu belge (sağ) – Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Şam’a düzenlediği ziyaret sırasında (EPA)
Cenevre’deki Suriye hükümet heyetinin sunduğu belge (sağ) – Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Şam’a düzenlediği ziyaret sırasında (EPA)

Suriye hükümet heyeti başkanı Ahmed el-Kuzberi’nin, Cenevre’deki Anayasa Komitesi toplantılarında sunduğu ve Şarku’l Avsat’ın bir nüshasına ulaştığı belgenin, hükümetin daha önce sunduğu belgelerden daha detaylı ve daha sert bir tutumun yer aldığı görülüyor. Nitekim hükümet, bu belgede, muhalif Suriye Müzakere Heyeti ve sivil toplumun temsilcilerinden “DEAŞ ile İhvan-ı Müslümin’i (Müslüman Kardeşler) eşit görme” dahil olmak üzere “ekonomik terörü” ve “terör eylemlerini reddetmelerini” ve Rusya ile İran’a hiçbir şekilde işaret etmeden “ABD, İsrail ve Türkiye’den yapılan yabancı işgalini kınamalarını” talep ediyor. Hükümet, belgede ayrıca “her türlü ayrılıkçı gündemleri” reddettiğini belirterek, Özerk Yönetim’e karşı olduğunu dile getiriyor.
Suriye hükümeti, muhalefeti ve sivil toplumun katıldığı Anayasa Komitesi toplantılarının dördüncüsü dün sona erdi. 5’inci toplantı 2021’in başlarında yapılacak. Ekim 2019’da Anayasa Komitesi’nin kurulmasının ve “çalışma kriterleri” üzerinde anlaşma sağlanmasının ardından, hükümet heyeti “ulusal parametreleri” tartışmakta ısrar etti. Hükümet heyeti, önceki toplantılar boyunca bu parametrelerin nelerden oluştuğunu, anayasayı tartışmaya geçmeden önce “terör ve işgalleri” reddederek ve Suriye’nin egemenliğine ve birliğine bağlı kaldığını dile getirerek gösterdi. Hükümetin bu tutumu, Komite çalışmalarının Ağustos’ta yapılan üçüncü toplantıdan bu yana donmasına sebep oldu.

‘Ulusal ilkelere bir daha dönülmesin’ talebi reddedildi
Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, geçen ay Moskova, Şam ve diğer bazı ziyaretlerinin ardından ilgili taraflarla yazılı bir anlaşmaya vardı. Bu anlaşmada, dördüncü turda, üçüncü turun gündeminin aynısının takip edileceği kabul ediliyor. Anlaşmanın ilgili maddesinde, dördüncü turda “Komitenin yetkilerine, Anayasa Komitesi tüzüğünün referans kriterlerine ve temel unsurlarına göre ulusal temeller ve ilkeler tartışılır” ifadeleri kullanılıyor. Ancak beşinci turun gündemi ile ilgili maddede “(150 kişilik komiteden 45 üyenin bulunduğu) Küçük grup Anayasa Komitesi’nin yetkilerine, tüzüğün referans kriterleri ve temel unsurları ile uyumlu olarak, anayasal ilkeleri (anayasanın temel ilkeleri) tartışacak” deniliyor.
Hükümet heyeti, süre noktasında bir üst sınır olmadan görüşmeleri “ulusal ilkeler” çerçevesinde sürdürmeyi isterken, Müzakere Heyeti ise anayasanın giriş kısmıyla ilgili görüşmelere geçmeyi istiyor. Pedersen’in taraflar arasında yaptığı son anlaşma, muhalefetin, dördüncü turdan sonra “ulusal ilkelerin” tartışılmasına bir daha dönülmemesi talebiyle ilgili onaylama ibaresi içermiyor.
Bununla birlikte, Kuzberi’nin önceki gün sunduğu ve Şarku’l Avsat’ın bir nüshasına ulaştığı iki sayfalık belgedeki 8 madde, “ulusal ilkelerin esaslarını” detaylı bir şekilde açıklıyor. Belgenin birinci maddesinde, “DEAŞ, En-Nusra ve İhvan-ı Müslimin dahil olmak üzere terör örgütlerinin ve Suriye topraklarının tamamında bu örgütlerle irtibatı olan veya sahada ittifak kuran kişilerin yaptığı ve yapmakta olduğu terör eylemlerini tamamen reddetme” ve “ekonomik terör de dahil (Batı’nın yaptırımlarına atı yapılıyor) bazı ülkelerin Suriye halkına uyguladığı terörü… ve tek taraflı zorlayıcı önlemleri reddetme” yoluyla “terörün tüm tezahürleriyle mücadelenin sürdürülmesi” ifadelerine yer veriliyor.
“Türkiye, İsrail ve ABD’den Suriye topraklarına yapılan yabancı işgalinin kınanması ve mümkün olan tüm yollarla bu işgalin sonlandırılması, işgal ile ayakta duran ve her ne sebeple olursa olsun yabancı müdahalesi çağrısında bulunan otoritelerin tanınması veya ilişki kurulmasının suç sayılması” ifadelerinin kullanıldığı ikinci maddede, İran ve Rusya’nın varlığına değinilmiyor. Şam, söz konusu iki ülkenin Suriye hükümetinin talebi üzerine Suriye topraklarında bulunduğunu söylüyor.
Belgenin üçüncü maddesinde, Komite’ye katılanlardan “Suriye Arap Ordusu’nun görevlerini yerine getirmesi için orduyu tüm yollardan desteklemesi” talep ediliyor. Dördüncü maddede “yapısı ne olursa olsun her türlü ayrılıkçı veya yarı ayrılıkçı projeyi ve oldubittiyi empoze etme girişimlerini reddetme” ifadeleri kullanılıyor. Belgenin devamında bu maddenin 3 yolla yapılacağı belirtiliyor: “Toprak bütünlüğüne zarar veren her türlü siyasi veya askeri eylemi reddetme, her türlü ayrılıkçı veya yarı ayrılıkçı projeyi düşürmek, ayrılıkçı olan her türlü eğitim, öğretim, kültürel, toplumsal, siyasi veya askeri tedbirin reddedilmesi ve herhangi bir ayrılıkçı projeyi destekleyen ve arkasında duran örgütler ve gruplarla savaşılması ve bunların suçlu kabul edilmesi.”
Belgenin, dördüncü maddede Özerk Yönetim’e işaret ettiği düşünülüyor. ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun desteklediği ve Arap ve Kürt bileşenlerden oluşan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kurduğu Özerk Yönetim, Suriye’nin kuzeydoğusunda ülke toprakların dörtte birini kontrol ediyor. SDG’nin kontrolündeki bölgeler, doğal kaynaklar bakımından zengin bölgelerden oluşuyor.

Devletin sembolleri
Belgenin beşinci maddesinde, “Her türlü dini, mezhep, bölgesel, kabile ve etnik aidiyetin üstünde olan ulusal kimlik, tüm Suriyeliler için birleştirici potayı temsil ediyor” denilerek, bu kimliğin 5 durumda “ortaya çıktığı” belirtiliyor. Belgede 5 durum şöyle tarif ediliyor:
1- Devletin ismi: Suriye Arap Cumhuriyeti
2- Resmi dil: Arapça
3- Vatana bağlılık ve vatanın savunmasına sadakat göstermek
4- Bireyin vatan toprağının tamamı için genel bir aidiyet hissetmesi
5- Bayrak ve milli marş gibi ulusal sembollere zarar verilmemesi
Belgenin altıncı maddesinde “ulusal birliği güçlendirme özelliğine sahip olan kültürel çeşitliliğin korunmasının” önemine vurgu yapılıyor. Yedinci madde, “mültecilerin dönüşlerinin mümkün olan her yoldan teşvik edilmesi ve bu hakkın teminat altına alınmasına, bazı grupların ve hükümetlerin bunu zayıf gerekçelerle engellemesi veya dönüşü siyasi gündemlerle irtibatlandırmasını reddetmeye” odaklanıyor. Yedinci maddede ayrıca “uluslararası toplumdan, Suriye Devleti’nin dönüş için uygun koşullar hazırlama çabalarını desteklemesi” talep ediliyor.
Belgenin sekizinci maddesi, insani durumlara tahsis ediliyor. Bu maddede, “Suriye Devleti’nin, yaklaşık 10 yıldır dayatılan sistematik terör savaşının sebep olduğu sıkıntıları Suriye halkının üzerinden kaldırma çabalarının desteklenmesi” talebi dile getiriliyor. Ayrıca bu meselenin siyaset malzemesi olarak kullanılmasının kınanması gerektiği ifade ediliyor.
Suriye Politik Araştırmalar Merkezi (SCPR), savaşla geçen 9 yılda Suriye’deki toplam ekonomik zararın 530 milyar dolar olduğunu açıkladı. Merkez’in raporuna göre, bu süreçte ülke altyapısının yüzde 40’ı zarar gördü, sayıları yaklaşık 22 milyona ulaşan Suriyeliler arasında yoksulluk oranı yüzde 86’ya ulaştı. Çatışmalarda 690 bin kişi öldü, 570 bini doğrudan katıldığı savaş sonucunda hayatını kaybetti. Savaş, 13 milyon kişinin evini terk etmesine ve mülteci konumuna düşmesine neden oldu. Ülke içinde 2,4 milyon çocuk eğitimden mahrum. Bunların yaklaşık yüzde 35’i okul çağındaki çocuklardan oluşuyor. Benzer oranlar ülke dışındaki Suriyeli çocuklar için de geçerli.
Cenevre’de bulunan kaynaklar, söz konusu belgenin dağıtılmasının ardından hükümet ve muhalefet temsilcileri arasında sert tartışmaların meydana geldiğini bildirdi. Kaynakların aktardığına göre, Müzakere Heyeti temsilcileri, Anayasa Komitesi’nin anayasayı tartışması gerektiğine vurgu yapan İlkeler ve Prosedürler Anlaşması’na bağlı kalınmasını talep etti. BM Temsilcisi Pedersen’in ekibinin bu tartışmalara katılmadığı ve katılımcıların çalışma referanslarını dile getirmediği belirtiliyor. Pedersen iki ay önce BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı bir konuşmada, Şam ve muhalefet heyetlerinin üzerinde uzlaştığı İlkeler ve Prosedürler Anlaşması’na bağlı kalınmasının önemini vurgulamıştı.
Muhaliflerden bazı katılımcılar, fikirler için "anayasal güvence" talep ederek "tartışmayı" anayasal alana taşımaya çalıştı ve bu çerçevede mültecilerin ve yerinden edilenlerin durumlarıyla ilgilenecek bağımsız ulusal bir heyetin kurulması, söz konusu kişilerin evlerine dönmesi için güvence verilmesi ve uygun ortamın hazırlanması ve İnsan Hakları Bağımsız Ulusal Heyet’in kurulması gibi somut öneriler sundu.
Dördüncü turun kapanışının ardından gözler 2021’in başlarında düzenlenecek beşinci tura çevrildi. Zira beşinci tur, ABD’de yeni yönetimin başa geleceği tarihlere denk geliyor. Yeni yönetim, seçim döneminde “siyasi sürece daha fazla yatırım yapma” sözü vermişti. Özellikle Suriye’de başkanlık seçimlerinin 2021’in ortasına denk gelmesi göz önüne alındığında, beşinci tur görüşmelerindeki tartışmaların, 2254 sayılı karar uyarınca seçimlere hazırlık amacıyla anayasal reformlara yaklaşıp yaklaşmayacağı sorusunun cevabı önem kazanacak.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.