Gelişmiş ülkelere göç edenler fark yaratıyor

Hükümetlerin, siyasi hırsları ve bölgesel hesapları bir yana, bu ülkelerin bilim adamları ve doktorları bir yana

İki Türk asıllı Almanya vatandaşı doktor Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci, BioNTech şirketinin bir grup çalışanı ile birlikte (Nasdaq)
İki Türk asıllı Almanya vatandaşı doktor Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci, BioNTech şirketinin bir grup çalışanı ile birlikte (Nasdaq)
TT

Gelişmiş ülkelere göç edenler fark yaratıyor

İki Türk asıllı Almanya vatandaşı doktor Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci, BioNTech şirketinin bir grup çalışanı ile birlikte (Nasdaq)
İki Türk asıllı Almanya vatandaşı doktor Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci, BioNTech şirketinin bir grup çalışanı ile birlikte (Nasdaq)

Fidel Spiti
Dağlık Karabağ'da Türk ve Ermeni orduları arasında savaş devam ederken, Akdeniz'de Yunanistan ile Türkiye arasında petrol arama konusunda anlaşmazlık yaşanırken Türk, Yunan ve Ermeni bilim insanları, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı aşı bulmak için hiç durmaksızın yorulmadan çalışıyorlar. Hükümetlerin, siyasi tutkuları ve bölgesel hesapları bir yana, bu ülkelerin bilim insanları ve doktorları bir yanadır.

Göçmen bilim insanları
Ölümcül virüse karşı dünyaya aşı temin edecek olan ABD merkezli ilaç şirketi Moderna’nın Yönetim Kurulu Başkanı Nubar Afeyan, 10 yıl önce şirketini ABD topraklarında kuran Lübnan asıllı ABD vatandaşı bir Ermenidir. Moderna tarafından geliştirilen aşının Kovid-19’a karşı etkinliğinin yüzde 94,5 olduğu kanıtlandı. Şirket, Ağustos ayında, 100 milyon doz aşı temin etmek için ABD hükümeti ile 1,5 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı.


ABD merkezli ilaç şirketi Moderna’nın Yönetim Kurulu Başkanı Nubar Afeyan Lübnan asıllı ABD vatandaşı bir ermenidir (Getty İmages)

Rakip tarafta ise iki Türk asıllı Almanya vatandaşı doktor Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci, şirketleri BioNTech'te dünyayı kasıp kavuran ve ekonomisini ciddi şekilde tehdit eden virüse karşı bir aşı bulmak için çalışıyorlardı. Geçtiğimiz haftalarda dev ilaç şirketi Pfizer ile iş birliği yapan BioNTech, Kovid-19’a karşı etkinliği yüzde 90 olduğu kanıtlanan bir aşı geliştirdiklerini duyurdu. Dr. Şahin, bir röportajda “Kovid-19 salgınının sonunun başlangıcına gelmiş olabiliriz” dedi. Fakat bu iki şirket arasındaki ilişki, Dr. Şahin’in Türk asıllı, Pfizer'in CEO'su Albert Burla’nın ise Yunan asıllı olması nedeniyle oldukça ironiktir.
İki aşıyı bulanlar, Türkiye, Yunanistan ve Ermenistan başta olmak üzere birbirleriyle problem yaşayan ülkelerden ve milletlerden gelip insanlığı tehdit eden virüse karşı savaşında dünyaya yardımcı olmak için Moderna ve Pfizer şirketlerinde iş birliği yapıyorlar. Bu durum, siyasetin ötesine geçilmesine ve milli, etnik veya dini köklerin yarattığı sınırların aşınmasına yol açtı. Bilim ve bilimsel iş birliği, insanları ortak bir yarar için birleştirebileceklerini bir kez daha kanıtladılar.
Afeyan ile Dr. Şahin ve eşi Dr. Türeci’nin bu tür eylemleri gerçekleştirmelerine katkıda bulunan şeyin, doğdukları ülkelerden ABD’ye ve Almanya’ya göç etmeleri olduğunu söylemekte yarar var. Gittikleri bu ülkelerde, yeteneklerinin yanı sıra maddi ve manevi yönden desteklenirken hayallerini gerçekleşebileceklerine inanıldığından bunu başardılar. Kendi ülkelerinde kalsalardı bunlar gerçekleşmeyecekti. Bu durum aslında, kendi ülkelerindeki savaşlardan, yoksulluktan, açlıktan ve işsizlikten kaçan, kendi ülkelerinin üniversitelerinde eğitim alıp çalışsalar dahi elde edemeyecekleri birçok başarıya başka ülkelerde ulaşabilen, yeteneklerini ve güçlerini keşfetmelerine, mesleki ve pratik yaşamlarında ilerlemelerine ve keşiflerine ulaşmalarına yardımcı olacaklarına inandıkları ülkelerin hükümetlerine güvenen dünyadaki birçok göçmenin biyografisi niteliğindedir.

Ermenistan'dan Lübnan'a oradan da Amerikan rüyasına
Kovid-19’a karşı aşısının piyasaya sürüldüğünü haftalar önce duyuran Amerikan ilaç devi Moderna’nın Yönetim Kurulu Başkanı Nubar Afeyan, Ermeni bir ailenin çocuğu olarak Lübnan’da dünyaya geldi. Ailesi 1976’da Beyrut'tan Kanada’nın Montreal şehrine taşındığında 13 yaşındaydı. Afeyan, 1983 yılında McPhail Üniversitesi’nin  Kimya Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu. Eğitimine Massachusetts Institute of Technology'de devam eden Afeyan, 1987 yılında biyomühendislik alanında doktorasını tamamladı. Henüz 24 yaşındayken ilk küçük işini kurdu.
Afeyan, 1999 yılında, sağlık ve tıp şirketlerine yatırım yapmaya yönelik bir yatırım fonu olan Flagship Ventures'ı (bu isim daha sonra Flagship Pioneering olarak değiştirildi) kurdu. Şirket, toplam değeri 30 milyar dolar olarak tahmin edilen 100'den fazla bilimsel projeye yatırım yapıyor. Binlerce patent tescil ettiren şirket, çok sayıda ilaç geliştiriyor. Afeyan’ın kurucu ortağı olduğu ve yönetim kurulu başkanlığını yaptığı Moderna, Flagship Ventures bünyesindeki en başarılı projelerden biridir. 2009 yılında kurulan Moderna’nın merkezi Massachusetts eyaletinin Cambridge şehrinde bulunuyor. Şirketin değerinin 3 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
Nubar Afeyan 2016 yılında Carnegie Endowment tarafından bilim alanındaki olağanüstü katkılarından dolayı yabancı kökenli bir Amerikalı olarak ‘Büyük Göçmen’ madalyası ile ödüllendirildi. 2017'de ise International Institute of New England (IINE) tarafından ‘Altın Kapı’ ödülüne layık görüldü.

Türkiye’den Almanya’ya
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Dr. Uğur Şahin, Hatay şehrinden ailesiyle birlikte dört yaşındayken babasının çalıştığı Ford Otomobil Fabrikası'nın bulunduğu Almanya'nın Köln şehrine göç etti. Köln Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olan Dr. Şahin, 1993 yılında aynı üniversitede ‘tümör hücrelerinde immünoterapi’ üzerine yaptığı çalışmalardan dolayı doktora derecesi aldı.
Dr. Şahin gibi BioNTech’in kurucusu olan eşi Dr. Özlem Türeci, Almanya'da doğdu. Türeci, göçmen bir Türk doktorun kızıdır. BioNTech, 2018 yılında, ABD’li ilaç devi Pfizer ile ortaklık kurdu. Bill & Melinda Gates Vakfı da geçtiğimiz yıl BioNTech’e HIV virüsü ve tüberküloz için yaptığı araştırmaları desteklemek için 55 milyon dolarlık yatırım yaptı.

Şüphecilerin güvenilirliği sarsıldı
İki uluslararası ilaç şirketi olan Moderna ve Pfizer da yapılan aşı denemelerinin başarısının ve diğer ülkelere dağıtılmaya başlanacağının duyurusu, uluslararası basında birinci haber oldu. Bunun olması son derece doğal. Çünkü bu haberler, uluslararası toplumun büyük sıkıntılar çektiği zorlu bir dönemin, yani yaklaşık bir yıl önce küresel pandemi olarak ilan edilen Kovid-19 salgının sonunun geldiği anlamına geliyordu.
Ancak Avrupa ve ABD’deki birçok medya kuruluşu, bu gelişmelere başka bir yönden daha bakıyordu. Bu göçmenlere karşı şüpheci bir şekilde yaklaşanların güvenilirliğinin sarsıldığını, dünya çapında göçün toplumların kanını tazelendiğini, insanlar arasında kültür alışverişinin sağlandığını ve aralarından yeni katıldıkları topluma yardımı olacak büyük yeteneklere sahip olanların ortaya çıktığı göçmenlere olan ilgi ve sunulan fırsatların güvence altına alınması için onlara güvenilmesi gerektiğini vurgulayan bir bakış açısıydı.
Örneğin Almanya'da, Başbakan (Angela) Merkel'in göç kapılarını açtığını duyurmasından bu yana, Dışişleri Bakanlığı'nın verilerine göre Suriye, Irak, Afganistan ve diğer ülkelerdeki savaş ve krizlerden kaçan yüz binlerce göçmenin göç ettikleri ülkelere entegrasyonu giderek daha önemli bir hale geldi. Bu durum, göçmenlerin eğitimi, barınması, yeni yerde ikamet etme hakkına sahip olanları barındıracak yasal çerçevenin sağlanması ve sağlık sigortasına yönelik özel programlar aracılığıyla açıkça görülüyor. Bununla birlikte Merkel'in kararına karşı Almanlar arasında büyük bir muhalefet olsa da karardan geri adım atılmadı.
ABD’de göçmenlere yönelik çalışmalarda da özellikle ABD Başkanı'nın çok sayıda ülkeden göçü durduracağını ve birçok Amerikalının ‘çılgınlık’ olarak nitelendirdiği adımlar atarak Meksika sınırına ayırma duvarı inşa edeceğini duyurduktan sonra aynı durum söz konusu.

“İki Türk göçmen, insanlığı içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarabilir”
Bununla birlikte Danimarka’da Berlingske Tidende gazetesi, ‘İki Türk göçmen, insanlığı içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarabilir’ başlığı ile bu durumu vurguladı.
Son olarak insanların ırklarının ve doğdukları ülkelerin farklı olması temelinde ayrımcılık, popülist söylemler ve sanrılar arasında birbiriyle çatışan ülkelere mensup bu bilim insanlarının, Kovid-19’a karşı birlikte aşı geliştirmeleri, kökenleri ne olursa olsun bilimin insanları birleştirdiğini ve onları ayıran tüm sınırları aştığını teyit etmektedir.



Neden ters döndüğü anlaşılamayan ötegezegen keşfedildi

GJ 3090 b'nin alışılmadık yörüngesine neyin yol açtığı bilim insanlarının kafasını kurcalıyor (NASA)
GJ 3090 b'nin alışılmadık yörüngesine neyin yol açtığı bilim insanlarının kafasını kurcalıyor (NASA)
TT

Neden ters döndüğü anlaşılamayan ötegezegen keşfedildi

GJ 3090 b'nin alışılmadık yörüngesine neyin yol açtığı bilim insanlarının kafasını kurcalıyor (NASA)
GJ 3090 b'nin alışılmadık yörüngesine neyin yol açtığı bilim insanlarının kafasını kurcalıyor (NASA)

Gökbilimciler, anlaşılmayan bir nedenle yıldızı etrafında ters dönen bir ötegezegen keşfetti.

Gezegen sistemleri, bir gaz ve toz bulutunun kendi içine çökmesiyle oluşuyor. Sürecin ilk aşamasında maddenin merkeze doğru çökmesiyle yıldız meydana geliyor. 

Ardından yıldızın etrafında dönen bulut ön gezegen diski adı verilen bir yapıya dönüşüyor ve gezegenler de bu diskin içinden doğuyor.

Gezegen ve yıldızlar aynı gaz ve toz bulutu içinden çıktığı için genellikle aynı yöne doğru dönüyor. Ancak Güneş Sistemi'ndeki Venüs gibi, yıldızına ters yönde dönen gezegenler de var. 

Bilim insanları, Avrupa Güney Rasathanesi'nin Şili'deki 3,6 metrelik teleskobuna kurulan NIRPS kızılötesi spektrografını kullanarak ilk kez bir M-tipi cüce yıldızın çevresinde ters yönde dönen gezegen saptadı. Soğuk ve küçük yıldızlar olan M-tipi cüceler, Samanyolu Galaksisi'ndeki en yaygın yıldız türü. 

Bu yıldızın etrafındaki GJ 3090 b isimli gezegen, 2022'de NASA'nın Geçiş Halindeki Ötegezegen Araştırma Uydusu'yla (TESS) keşfedilmişti.

Dünya'dan 73 ışık yılı uzaklıktaki GJ 3090 b, gezegenimizin 2,2 katı yarıçapa ve 4,5 katı kütleye sahip.

Son gözlemleri yapan bilim insanları, gökcisminin eksen eğikliğini hesaplamaya çalışıyordu. Eksen eğikliği, bir gezegenin dönme ekseniyle yörünge ekseni arasındaki açıyı ifade ediyor. Bu açı Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerde üçle 7 derece arasında değişiyor.

Ancak Queen Mary Üniversitesi'nden Andrew Winter liderliğindeki ekibin hesaplamaları, GJ 3090 b'nin eksen eğikliğinin 136 derece olduğunu ortaya çıkardı. 

Bulguları hakemli dergi Astronomy & Astrophysics'te 21 Eylül Pazartesi yayımlanan çalışmaya göre bu alışılmadık açı, gezegenin yıldızının etrafında geriye doğru hareket ettiğini doğruluyor. 

Winter, "Bu çarpıcı bir gezegen sistemi çünkü gezegen sadece yıldızına göre eğik değil, aynı zamanda yörüngede ters yönde dönüyor" diyerek ekliyor:

Bu durum, böylesine alışılmadık bir yörüngenin nasıl oluşmuş olabileceği sorusunu akla getiriyor.

Bilim insanları, GJ 3090 b'nin ters yönde dönmesinin büyük kütleli bir gezegen veya başka bir yıldızdan kaynaklanabileceğini düşündü. Bu hem gezegenin yörüngesini bozabilir hem de eksen eğikliğini zaman içinde ciddi derecede artırabilir. 

Ancak ne bir yoldaş yıldız ne de devasa bir gezegen buldular. Gözlemler, GJ 3090 b'nin tek olduğuna işaret ediyor.

Bu durum karşısında şaşkına dönen ekip, aradıkları yanıtın gezegen sisteminin oluşum sürecinde saklı olabileceğini düşünüyor.

Araştırmacılar bu yıldızın, çevresindeki ortamdan yanlış hizalanmış ikinci bir gaz ve toz diski edinmiş olabileceği ihtimalini değerlendiriyor. Bu ikinci diskte oluşan gezegenler, GJ 3090 b gibi sıradışı ve ters yönlü yörüngelere sahip olabilir.

Cenevre Üniversitesi'nden çalışmanın ortak yazarı Vincent Bourrier, "Bir gezegen sisteminde, farklı yönde hizalanmış ikinci bir diskten yeni gezegenler oluşabileceği fikri özellikle heyecan verici" diyerek ekliyor:

Bu, genç bir yıldızın çevresindeki ortamın, gezegenlerinin yapısını belirlemede beklediğimizden çok daha büyük bir rol oynayabileceğini gösteriyor.

Araştırmacılar bu teorinin doğrulanması için daha fazla gözleme ihtiyaç duyulduğunu söylüyor. Ayrıca yeni bulgular, evrende böyle bir süreçten geçmiş başka gezegen sistemleri olabileceği ihtimalini de gündeme getiriyor.

Independent Türkçe, Space.com, Discover Magazine, Astronomy & Astrophysics


Çin'de uzun pençeli yeni bir dinozor türü keşfedildi

Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)
Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)
TT

Çin'de uzun pençeli yeni bir dinozor türü keşfedildi

Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)
Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)

Araştırmacılar Çin'de bulunan fosilleşmiş bir iskeletten yola çıkarak "benzersiz özelliklere" sahip, uzun pençeli yeni bir dinozor türü tanımladı.

Kayrasaurus changliensis, devasa el pençelerine sahip iki ayaklı dinozorlardan oluşan ve terizinozorlar diye bilinen gruba dahil. Bu tür, kendi grubundaki en büyük dinozor.

Daha önce keşfedilen terizinozorlar nispeten küçük kafalar, uzun boyunlar, yaprak şekilli dişler ve ön uzuvlarındaki keskin pençeleriyle sıradışı özellikler sergiliyor.

K. changliensis, Liaoning'in batısındaki Jehol Biyotası'nda neredeyse eksiksiz bir kafatasını da içeren, iyi korunmuş bir fosilin gün yüzüne çıkarılmasının ardından ayrı bir tür olarak tanımlandı.

Çin'in kuzeydoğusunda yer alan ve günümüzden 135 ila 121 milyon yıl öncesine tarihlenen bu oluşum, özellikle tüylü türler olmak üzere birçok ünlü dinozor fosili barındırmasıyla tanınıyor.

K. changliensis'e ait fosil örneği, baştan kuyruğa yaklaşık 3,6 metre uzunluğunda, tam yetişkinliğe henüz ulaşmamış bir bireye aitti.

Fosilde bacak kemikleri bulunmadığından, araştırmacılar dinozorun ağırlığını yalnızca yakın akrabalarıyla yapılan karşılaştırmalara dayanarak tahmin edebildi ve ağırlığının 117 kg ila 274 kg olduğunu belirtti. Araştırmacılar, bu türün yetişkin bireylerinin muhtemelen daha ağır olduğunu ifade etti.

Bilim insanları dinozorun dişlerinin küçük ve sık olduğunu, alt çenesinde 45'ten fazla diş bulunduğunu tespit etti.

Bu dinozor, sırtındakilerden daha uzun boyun omurları ve el pençelerinde yukarı doğru uzanan, "dudak" benzeri karakteristik bir çıkıntı gibi başka tuhaf özelliklere de sahipti.

Görsel kaldırıldı.
L. sihedangensis, daha yüksek bir koşma yeteneğine işaret eden bir duruşla gösteriliyor. J. yixianensis, güçlü dil kemiği yapısıyla uyumlu olacak şekilde beslenirken tasvir ediliyor. B. inexpectus ise sağlam yapılı ve koşmaya daha az elverişli bir vücut yapısı sergiliyor. K. changliensis daha büyük vücudunu ve öngörülen beslenme stratejisini yansıtacak şekilde, daha yüksekteki bitkilerle beslenirken resmediliyor (Kōhei Futaka/Journal of Systematic Palaeontology 2026).

Araştırmacılar, Journal of Systematic Palaeontology adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada, "K. changliensis'teki birden fazla benzersiz özelliğin bir araya gelmesi, Jehol grubundaki çağdaş terizinozorların morfolojik çeşitliliğini gözler önüne seriyor" ifadesini kullandı.

Araştırmacılar, dinozorun yakın akrabalarına kıyasla muhtemelen daha güçlü yapılı ancak daha az çevik bir gövdeye ve daha güçlü ısırıklara uygun çenelere sahip olduğunu söyledi.

Çalışmada, "Bu takson, diğer Jehol terizinozorlarından belirgin şekilde daha büyük ve benzersiz bir özellik kombinasyonu sergiliyor" denerek, son derece küçük ve sık dişler, boyun omurlarının sırt omurlarından belirgin şekilde daha uzun olması ve pençelerde yukarı uzanan bir "dudak" benzeri yapıdan bahsedildi.

Araştırmacılara göre bu keşif "Jehol Biyotası'ndaki terizinozorların morfolojik evrimi ve ekolojik adaptasyonlarına dair yeni bilgiler" sağlıyor.

Bilim insanları, "Bu hipotezleri sınamak ve geliştirmek için daha fazla fosil keşfi ve ayrıntılı anatomik çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu" belirtiyor.

Ayrıca bu gizemli dinozor grubunun kökenini ve çeşitliliğini daha iyi anlamak için "sürekli saha çalışmaları, yeni fosil keşifleri ve biyomekanik analizlerin" öneminin altını çiziyorlar.

Independent Türkçe


Eski ABD Başkanı'nın kölesinden çocuk yaptığı doğrulandı

Fotoğraf: Wikipedia
Fotoğraf: Wikipedia
TT

Eski ABD Başkanı'nın kölesinden çocuk yaptığı doğrulandı

Fotoğraf: Wikipedia
Fotoğraf: Wikipedia

Yeni bir DNA araştırması, Amerika'nın üçüncü başkanı Thomas Jefferson'ın köleleştirdiği bir kadından iki çocuğu olduğunu ortaya koyarak ülkenin en eski ve en tartışmalı meselelerinden birini çözüme kavuşturdu.

Jefferson, "Tüm insanların eşit yaratıldığını, Tanrı tarafından kendilerine devredilemez bazı haklar bahşedildiğini ve bunlar arasında yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışının yer aldığını" ifade eden Bağımsızlık Bildirgesi'nin başlıca yazarıydı.

Buna rağmen Monticello'daki malikanesinde ve diğer mülklerinde 600'den fazla insanı köleleştirmişti.

Jefferson'ın başkan seçilme sürecinde, hiç özgür bırakmadığı Sally Hemings'ten çocukları olduğuna dair söylentiler yayılmaya başlamıştı. ABD'nin kurucu babası bu iddiaya hiçbir zaman doğrudan yanıt vermedi. Ailesi ise iddiayı reddederek, bunun yerine Hemings'in çocuklarının babasının Jefferson'ın yeğenleri veya diğer aile üyeleri olabileceğini ima etti.

1801'den 1809'a kadar başkanlık yapan Jefferson, daha önce ABD'nin ilk Dışişleri Bakanı ve ikinci Başkan Yardımcısı olmuştu.

Tarihçiler ve biyografi yazarları, herhangi bir görgü tanığı ifadesinin bulunmamasını gerekçe göstererek Jefferson'ın Hemings'in çocuklarının babası olma ihtimalini reddediyordu. Ancak 1998'de yapılan çığır açıcı bir araştırma, Jefferson'ın yüksek ihtimalle Hemings'in 6 çocuğundan en az birinin biyolojik babası olduğu sonucuna varmıştı.

Araştırmanın vardığı sonuç hararetli tartışmalara yol açmıştı. Pek çok kişi çalışmada sunulan kanıtların, Eston Hemings'in babasının Jefferson'ın kardeşi Randolph gibi bir akrabası olma ihtimalini elemediğini savunmuştu.

Smithsonian'dan bilim insanları tartışmayı çözüme kavuşturmak amacıyla Jefferson'dan alınan küçük bir saç tutamı üzerinde son teknoloji DNA analizleri gerçekleştirdi ve bu örnekleri, eski başkanın soyundan gelen ve hayatta olan 13 kişinin yanı sıra Hemings'in çocukları Madison ve Eston'dan alınan genetik örneklerle karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıl süren araştırmanın ardından bilim insanları, Jefferson'ın Madison ve Eston'ın babası olmama ihtimalinin "yüzde 0,001'den az" olduğunu tespit etti.

Araştırmacılar, PNAS adlı akademik dergide yayımlanması planlanan ve henüz hakem değerlendirmesinden geçmeyen çalışmada şunları ifade etti:

Müze koleksiyonunda bulunan, köksüz birden fazla saç örneğinden DNA elde etmek için yenilikçi bir teknik geliştirdik. Bu saçların kaynağı, mitokondriyal genomları ve birbirleriyle olan kimlik eşleşmeleri, saçların ve DNA'larının Thomas Jefferson'a ait olduğunu gösteriyor. Thomas Jefferson'ın DNA'sının elde edilmesiyle birlikte ortaya çıkan gen kanıtları, Sally Hemings'in çocuklarının babasının Thomas Jefferson olduğuna işaret eden güçlü tarihsel bulguları daha da pekiştiriyor.

Araştırmacılar Jefferson'ı, kardeşi Randolph ve Randolph'un oğullarını içeren babalık senaryolarına dair 20 bin simülasyon gerçekleştirdi.

Analizler Jefferson'ın, Madison'ın veya Eston'ın babası olmama ihtimalinin binde 1'den düşük olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, "Hem eşi Martha Wayles Jefferson'ın hem de Sally Hemings'in soyundan gelenlerde Thomas Jefferson'a ait genetik izlere dair açık kanıtlar bulduk" diye yazdı.

Bu bulgular, soyları ister Martha Wayles Jefferson'a ister Sally Hemings'e dayansın, atalarından ister kölelik ister özgürlük mirası kalmış olsun, 'kurucu baba' Thomas Jefferson'ın soyundan gelenlerin kendilerini aynı karmaşık Amerikan ailesinin parçası olarak görmelerine imkan tanıyabilir.

Independent Türkçe