UMH içinde tartışmalar sürüyor

Hafter kuvvetlerinin seferberliğine tanık olunan Sirte’deki bir dükkan. (Reuters)
Hafter kuvvetlerinin seferberliğine tanık olunan Sirte’deki bir dükkan. (Reuters)
TT

UMH içinde tartışmalar sürüyor

Hafter kuvvetlerinin seferberliğine tanık olunan Sirte’deki bir dükkan. (Reuters)
Hafter kuvvetlerinin seferberliğine tanık olunan Sirte’deki bir dükkan. (Reuters)

Fayiz es-Serrac başkanlığındaki Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) bağlı Savunma Bakanlığı, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Ulusal Ordu’yu (LUO) kuvvetlerini Sirte ve Cufra’da, her iki taraftan güçlerin temas alanlarına konuşlandırmakla suçladı. UMH Savunma Bakanı Salah en-Nimruş da başkent Trablus’a ‘silahlıların sızdığı’ uyarısı yaptı.
Savunma Bakanı, “Diğer ülkelerden getirilen işgalci milisler ve paralı askerler tarafından desteklenen ordu kuvvetleri, Sirte ve Cufra bölgelerindeki seferberlik faaliyetlerini halen takip ediyor” dedi. Bakan, başkent Trablus’u çevreleyen bölgelere Hafter liderliğindeki LUO’ya bağlı silahlı adamların sivil örtüsü alında sızdıklarını belirterek söz konusu bilginin kaynağının belirlenemediğini ancak doğru olduklarını ifade etti. Bakanlığın 5+5 komite toplantılarından kararlaştırılanlara bağlı olduğunu kaydeden Salah en-Nimruş, ‘olası bir askeri harekata yönelik herhangi bir ihlal veya eylemin gerçekleşmesi halinde bunun geri püskürtüleceği’ uyarısında bulundu.
UMH heyeti, 5+5 olarak da bilinen Ortak Askeri Komite toplantılarında, geçen perşembe akşamı Serrac’ın yardımcısı Abdusselam Kacman ve Başkanlık Konseyi üyesi Muhammed Amari ile Berlin konferansının sonuçlarına yönelik güvenlik düzenlemelerini tartışmak üzere bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, komite tarafından Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde imzalanan anlaşmanın şartları ve anlaşma ışığında tamamlanacak düzenlemeler de ele alındı.
Hükümetten yapılan açıklamada, toplantıda ‘çalışmaları takip etmek üzere önceki anlaşmaların ayrıntılı prosedürlerinin’ de gündeme geldiği belirtilirken komite ve Başkanlık Konseyi arasında haftalık toplantı yapma hususunda uzlaşı sağlandığı kaydedildi.
Müslüman Kardeşler’e bağlı olan görevinden ihraç edilen Libya Müftüsü Sadık el-Garyani, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şu an Libya’daki duruma dai çekinceleri olduğuna dikkat çekti. Garyani, UMH’nin İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın yankın zamanda Fransa’ya yaptığı tartışmalı ziyaret nedeniyle UMH’ye ‘Erdoğan’dan özür dileme sürecini hızlandırma’ çağrısında bulundu.
Söz konusu gelişmelerle eş zamanlı olarak Serrac ve üst düzey yardımcılarının ve hükümetine bağlı güçlerin bazı liderinin de dahil olduğu bir heyet Türkiye’ye sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri ile görüşmesinde “Bir kez daha, Libyalı kardeşlerimizin yanındayız” dedi. Mişri de ‘iki tarafın, krizi çözmenin tek yolunun barışçıl siyasi yollardan ve tüm tarafların diyalog masasına oturmasından geçtiğini düşündüğü” yönündeki haberlere dikkat çekti.
75. Libya Siyasi Diyalog Forumu üyeleri, geçen perşembe günü video konferans aracılığıyla düzenlenen, 65 kişinin katıldığı, 10 üyenin ise bulunmadığı bir oturumda aralarındaki anlaşmazlıkları çözmekte başarısız oldu. Üyeler, yeni bir yürütme otoritesi seçmek üzere yeni bir mekanizma üzerinde de anlaşmaya varamadı. BM misyonunun, seçim mekanizmalarının ikinci ve üçüncü seçenekleri arasındaki tartışmayı çözmek için üyeleri bir oylama oturumuna davet etmesi bekleniyor.
BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Genel Sekreter Vekili Stephanie Williams yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Misyon, BM forumunun tüm üyelerine eşit fırsatlar sağlama taahhüdüne bağlı olarak bu toplantıya katılamayan tüm üyelerle iletişim kuracak. Yürütme otoritesini belirlemek için bir mekanizma seçmenin en uygun yolu hakkında görüşlerini dinleyecek ve böylece yol haritasını uygulamada bir sonraki adıma geçeceğiz.”
Williams, 11 Aralık’ta yaptığı açıklamada, ‘görüş ayrılıklarına rağmen, ciddiyet ve yüksek derece farkındalık ile karakterize edilen yapıcı tartışmalar’ dolayısıyla memnuniyetini dile getirdi. Stephanie Williams açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İleriye doğru adımları hızlandırma gereğine dikkat çeken birçoğunuzu dinledim. Bu olumlu bir durum. Süreç, Libyalıların kendi ellerinde. Mevcut siyasi süreçte Libya halkının umudunu geri getirecek somut bir ilerleme sağlamak için bu fırsattan yararlanmaları gerekiyor.”
BM Cenevre Ofisi Sözcüsü Alessandra Vellucci de “Williams, siyasi reformları görüşmek üzere gelecek pazartesi ve salı günleri Cenevre’de Ekonomik Çalışma Grubu’nun bir toplantısına başkanlık edecek” dedi. Vellucci, toplantıya eş başkan sıfatıyla Mısır, ABD ve Avrupa Birliği’nin (BM) de katılacağı görüşmelerde Libya’nın önde gelen kurumlarının temsilcilerinin de yer alacağı bilgisini verdi.
Aynı şekilde Adalet Bakanlığı ve Trablus’taki paralel Temsilciler Meclisi, bakanlığında finansal varlıklarının yolsuzluk nedeniyle doldurulması sonrasında, Başağa’nın seyahat yasağı getirmesi karşısında Libya Merkez Bankası Başkanı Sıddık el-Kebir’e destek oldu. Trablus Temsilciler Meclisi Başkanı Hammude Seyyale yaptığı açıklamada “Başağa tarafından yayınlananlar yasa dışıdır ve herhangi bir yasal karşılığı yoktur.  Başsavcı Vekili de ‘bu olayla ilgili gerekli yasal önlemlerin alınması ve tekrarının önlenmesi’ çağrısında bulundu” dedi.
UMH’ye bağlı Adalet Bakanı Muhammed Lamlum, Başağa’nın ‘Libyalıların serbest dolaşım özgürlüğünü kısıtlama’ kararını eleştirerek bu önlemlerin yalnızca yargı makamlarının bilgisi dahilinde alındığını vurguladı.
Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Muhammed el-Hafi, Serrac’a yönelik mesajında “Hiçbir güvenlik makamı arananlar, şüpheli isimler ya da takip listesine girenler dışında kimsenin seyahat etmesini veya Libya’ya girişini yasaklayamaz” dedi.
Libya Merkez Bankası’nın, Başağa’nın aldığı seyahat yasağını kınadı. Banka, söz konusu tedbirlerin keyfi ve yasa dışı olduğunu, yetkilerini ve Yüksek Yargı Konseyi’nin kararlarını ihlal ettiğini kaydetti.
Diğer yandan LUO’nun serbest bıraktığını duyurmasından birkaç saat sonra Jamaika bandıralı Türk ticaret gemisi, Libya’nın batısındaki Misrata şehrine doğu yolculuğuna devam etti. Gemi, geçen cumartesi gününden bu yana ‘talimatlara uymadığı’ iddiasıyla alıkoyulmuştu. Anadolu Ajansı, yerel Libyalı yetkililerden aktardığı haberinde, geminin sahibinin Türk vatandaşı olduğunu, ilaç ve tıbbi malzeme taşıdığını belirtti.



ABD’nin Iraklı Kürtleri yüzüstü bırakması İran’ın işine yarıyor

 Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
TT

ABD’nin Iraklı Kürtleri yüzüstü bırakması İran’ın işine yarıyor

 Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)

John Bolton

ABD’nin tarihsel müttefiki olan Kürt Peşmerge güçleri; Trump’ın ‘bitmeyen savaşları sona erdirme’ vaadini yerine getirme kılıfı altında, Ortadoğu’daki askeri varlığı azaltmayı hedefleyen izolasyon yanlısı Amerikalı yetkililerin yürüttüğü politikanın son kurbanı oldu.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) yönelik ABD askeri yardımları daha önce görülmemiş bir tehdit altında. BBC tarafından hazırlanan bir rapora göre Amerikalı yetkililer, Kürt makamlarına yardımların -bütün ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesine paralel olarak- 30 Eylül’de kesileceğini bildirdi. Daha önceki raporlarda güvenlik yardımlarının sonlandırılabileceği ihtimalinden bahsedilmiş olsa da net bir son tarihin belirlenmesi, bu ihtimali uygulanmaya her zamankinden daha yakın hale getiriyor.

Washington’un İran ile savaş sonrası döneme ilişkin strateji geliştirmesi beklenen bir zamanda, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaş sürecinde net hedeflerden yoksun olması bu yöndeki her türlü ciddi çabayı engelliyor gibi görünüyor. Bölgeye yönelik tutarlı bir vizyon hazırlamak yerine, yönetim içindeki izolasyon yanlısı yetkililer, Trump’ın ‘bitmeyen savaşları sona erdirme’ vaadini yerine getirme kılıfı altında, Ortadoğu’daki ABD askeri varlığını ne pahasına olursa olsun azaltmaya çalışıyor. ABD’nin tarihsel müttefiki olan Kürt Peşmerge güçleri de bu politikanın son kurbanı olmuş gibi görünüyor.

Gözlemciler, kademeli ABD çekilmesinin sadece devam eden İran tehditleri nedeniyle değil, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamını yeniden canlandırmaya yönelik bölgesel hırsları sonucunda da büyük riskler taşıdığı uyarısında bulunuyor. Bölgede devam eden çatışmalar ve manevralar gölgesinde, bölgesel veya uluslararası güçlerin Kürtlerin bir asırlık acılarını yeniden değerlendirmeye niyetli olmadığı görülüyor. Ancak aynı zamanda, başta ABD olmak üzere etkili aktörler, İran rejiminin 1979’da İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana en zayıf döneminden geçtiği bir sırada, Tahran’ın çıkarına hizmet edecek kararlar almanın sonuçlarını göz ardı edemez.

ABD’deki ara seçim kampanyaları şu anda Beyaz Saray’ın tüm dikkatini çekse de bu süreç 3 Kasım’da sona erecek ve Trump’ın Ortadoğu’daki çalkantılarla yüzleşmekten başka seçeneği kalmayacak.

İran’ın, İsrail ve Körfez Arap ülkelerine karşı uyguladığı ‘ateş çemberi’ stratejisi artık bir enkazdan ibaret; askeri-endüstriyel kompleksinin büyük bir kısmı ise felç olmuş veya imha edilmiş durumda. Buna rağmen Washington’un kafa karışıklığı ve çelişkilerle dolu hamleleri, tatmin edici olmaktan çok uzak bir sonuç doğurdu. ABD’nin hedefleri belirsizdi; saldırı öncesi hazırlıklar, planlama ve siyasi destek toplama çabalarının tamamı yetersiz kaldı. Askeri eylemlerin kendisi tamamlanmamış olarak kalırken, İran içindeki geniş muhalefeti harekete geçirmedeki başarısızlık, belirgin bir siyasi ve askeri üstünlüğe sahip olmalarına rağmen ABD ve İsrail’i kesin bir zafer kazanmaktan mahrum bıraktı. Tahran’a karşı savaş bu derece kötü yönetilmiş olsa da rejim değişikliği ihtimali dahil olmak üzere başarıya ulaşmak hâlâ mümkün.

İranlı Kürtlerin, rejime karşı iç muhalefeti mobilize etmeyi amaçlayan her türlü çabaya dahil edilmesi, bu yaklaşımı savunanların gözünde kritik bir unsur olarak görülüyor. Nitekim Kürtler, İran nüfusunun yüzde 8 ila 10’unu oluşturuyor ve ağırlıklı olarak ülkenin kuzeybatısında yoğunlaşmış durumdalar.

İsrail’in, diğer muhalif unsurlara dağıtılacak silahlar da dahil olmak üzere Kürtlerin bu doğrultuda hareket etmesine yardım etmeyi ve onlara silah sağlamayı planladığı bildirilmişti. Ancak aktarılanlara göre Erdoğan, Trump’ı arayarak operasyonu durdurması konusunda ikna etti ve bu planı boşa çıkardı.

Böylece Kürt kartı devreye sokulmadığı gibi Washington veya Tel Aviv iç muhalefeti harekete geçirecek alternatif bir program da başlatmadı. Önlenmesi mümkün olan bu başarısızlıklara rağmen, ABD ve İsrail hava saldırıları, henüz dengesini kazanamamış olan rejimde derin çatlaklar yarattı.

Bu bağlamda Peşmerge güçlerine sağlanan yardımın kesilmesi, ABD’nin bölge genelinde Kürtlerle olan bağlarını koparma sürecinde olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilecektir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Erdoğan gibi politikalar izleyen diğer liderler de konuyu aynı şekilde görecektir; zira zor zamanlarda müttefikleri terk etmek asla akılcı bir karar değildir.

Gerek İran içinde gerekse dışında Kürt askeri kapasitesinin zayıflatılması, doğrudan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ve rejim içindeki şahin kanadın çıkarına hizmet edecektir. Bu kesim, ABD’nin iradesindeki gerilemenin Washington içindeki izolasyonist seslerin nüfuzuyla birleştiğinde, ABD’nin kendileriyle yüzleşme yeteneğini azalttığına inanıyor.

Bu durum, şahinlerin iktidara tutunma ve dolayısıyla Hürmüz Boğazı ile Ortadoğu’nun daha geniş alanlarında hakimiyet kurma, ayrıca İslam dünyasındaki varlıklarını güçlendirme şeklindeki uzun vadeli hedeflerine ulaşma kararlılığını artıracaktır. Kısa vadede bu gelişme, İran’ın IKBY’deki hedeflere yönelik saldırılarını artırmasına da yol açabilir.

Irak içinde ise Peşmerge’nin zayıflaması Kudüs Gücü için Tahran’ın tüm terör kolları arasında en az zarar gören grubu olan Haşdi Şabi güçlerini güçlendirmeye devam etme yönünde bir teşvik oluşturacaktır.

Haşdi Şabi, özellikle kalan ABD askeri personelinin 30 Eylül’e kadar ülkeden ayrılmaya hazırlandığı bu dönemde, ülkelerinin egemenliğini ve bağımsızlığını korumaya çalışan Irak toplumunun tüm farklı unsurları için gerçek bir tehdit oluşturuyor. Kongre’deki bazı Cumhuriyetçilerin aynı süre zarfında İran yanlısı milislerin silahsızlandırılması yönündeki çağrılarına rağmen, bu hedefe ulaşılması oldukça uzak bir ihtimal olarak görünüyor.

Tahran bir yandan İran içindeki kapasitesini yeniden inşa etmeyi, diğer yandan da Haşdi Şabi’yi Hizbullah’ın daha güçlü ve etkili versiyonuna dönüştürerek pekiştirmeyi başarırsa, ‘ateş çemberi’ yapılanmasını çok daha güçlü bir şekilde yeniden kurma yolunda büyük bir mesafe kat etmiş olacak.

Olası yansımalar yalnızca İran’ın nüfuzuyla da sınırlı değil; Kürt güçlerinin zayıflatılması, DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de saflarını yeniden toparlamasına yardımcı olacak koşulları da hazırlayabilir.

Bu perspektiften bakıldığında, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yeni Suriye ordusuna entegre edilmesi ilave bir endişe kaynağı yaratıyor. Önümüzdeki süreçte Kürt çıkarlarının yeterince korunup korunmayacağı ve Kürt lider Mazlum Abdi’nin Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın danışmanı sıfatıyla gerçekten etkili bir rol oynayıp oynamayacağı belirsizliğini koruyor.

Sonuç olarak, Kürtlerin konumunu zayıflatan ABD adımlarının uzun vadeli vahim sonuçları olacaktır. IKBY onlarca yıldır çalkantılı bir bölgede istikrar vahası olmayı sürdürmüştür; bu da ABD’nin bölgeye sağladığı askeri desteğin vazgeçilmek yerine, korunması gereken stratejik bir tercih olduğunu göstermektedir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Suriye'nin Süveyda kentinde "yol haritası" yeniden gündemde: Çözüm umudu ve yönteme ilişkin endişeler bir arada

Eylül 2025'te Süveyda yol haritasına ilişkin düzenlenen basın toplantısında Şeybani, Safedi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bir arada. (Arşiv-EPA)
Eylül 2025'te Süveyda yol haritasına ilişkin düzenlenen basın toplantısında Şeybani, Safedi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bir arada. (Arşiv-EPA)
TT

Suriye'nin Süveyda kentinde "yol haritası" yeniden gündemde: Çözüm umudu ve yönteme ilişkin endişeler bir arada

Eylül 2025'te Süveyda yol haritasına ilişkin düzenlenen basın toplantısında Şeybani, Safedi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bir arada. (Arşiv-EPA)
Eylül 2025'te Süveyda yol haritasına ilişkin düzenlenen basın toplantısında Şeybani, Safedi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bir arada. (Arşiv-EPA)

Suriye'nin Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Süveyda vilayetindeki krizin çözümüne yönelik "yol haritası" sürecinin son günlerde ABD, bölge ülkeleri ve yerel aktörlerin diplomasi gündemine güçlü biçimde yeniden dönmesi, vilayet halkının büyük bölümünde olumlu karşılandı. Sürecin yeniden canlanması çözümün yakın olduğu yönünde umut yaratırken, "çözümün nasıl uygulanacağına" ilişkin endişeler de devam ediyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 18 Ocak 2026'da Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile tokalaşırken. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 18 Ocak 2026'da Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile tokalaşırken. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Süveyda'daki "Dürzi Tevhidciler Dış Bürosu" ise ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın geçen pazar günü krizin çözüm sürecine ilişkin açıklamalarından sonra yaptığı ilk değerlendirmede, "radikal güçler" olarak nitelendirdiği gruplarla "zorla entegrasyon çözümleri" dayatılması veya dışarıdan vesayet kurulmasına yönelik her türlü girişimin "başarısız olmaya mahkûm olduğunu ve sahadaki güçlü iradeyle karşılaşacağını" belirtti.

Suriye'nin Süveyda kentinin girişinden bir görüntü. (SANA)
Suriye'nin Süveyda kentinin girişinden bir görüntü. (SANA)

Yol haritası yeniden canlanıyor

Süveyda krizinin, ABD ve Ürdün'ün desteğiyle Eylül 2025'in ortalarında Şam'da açıklanan "yol haritası" doğrultusunda çözümüne yönelik sürecin yeniden canlandığı değerlendirmeleri yapılırken, Barrack geçen pazar günü X hesabından yaptığı paylaşımda, "yol haritasının Süveyda vilayetinin onurunu koruyarak, Suriye'ye yeniden entegre edilmesine yönelik bir süreç olduğunu" ifade etti.

Barrack, Dürzi toplumunun bütün haklara sahip olması ve vatandaşlık yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi gerektiğini ifade ederek, bunun "sorunlara geri dönmek dışında herhangi bir yere ulaşmanın tek yolu" olduğunu kaydetti.

Bu açıklamanın ardından Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani de ertesi gün Şam'ın "Süveyda'da barışı tesis etmek ve istikrarı güvence altına almak amacıyla yol haritasını kararlılıkla uygulamaya devam ettiğini" belirtti.

Şeybani, hükümetin vilayetin ulusal bütünleşme içindeki yerini yeniden tesis etmek ve bu asli topluluğun üyelerinin bütün vatandaşlık haklarından yararlanmasını ve yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak için çalıştığını kaydetti. Devletin bu süreci baltalamaya yönelik girişimlere karşı kararlı biçimde duracağını vurgulayan Şeybani, "silahın tek elde bulunması ve caydırıcılık kararının yalnızca devlete ait olmasının mutlak bir egemenlik hakkı" olduğunu ifade etti.

Süveyda kentinde Hicri'ye bağlı silahlı gruplardan militanlar. (Süveyda 24 Ağı)
Süveyda kentinde Hicri'ye bağlı silahlı gruplardan militanlar. (Süveyda 24 Ağı)

Süveyda Valisi Mustafa el-Bekkur'un salı günü yaptığı açıklama da iyimserliği artırdı. El-Bekkur, "Çözüm yönünde ciddi adımlar var. Yavaş ilerlese de umut mevcut ve gelecek daha iyi olacak" ifadelerini kullandı.

Çarşamba günü ise "yol haritasının" uygulanması, Şam'da Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi'nin katılımıyla gerçekleştirilen iki ülke hükümetleri arasındaki "Yüksek Koordinasyon Konseyi"nin üçüncü toplantısının ana gündem maddelerinden biri oldu.

Süveyda'nın bazı bölgeleri hâlâ yerel silahlı grupların kontrolünde

Temmuz 2025'te Dürziler ile bölgede yaşayan aşiretler arasında çıkan ve hükümet güçlerinin de müdahil olduğu çatışmaların şiddet olaylarına dönüşmesinden bu yana Süveyda kentinin yanı sıra vilayetin bazı bölgeleri yerel silahlı grupların kontrolünde bulunuyor.

Süveyda, ülkenin tamamında kontrolünü tesis etmeye çalışan yeni Suriye yönetiminin hâlen tam anlamıyla hâkimiyet kuramadığı son bölgeler arasında yer alıyor.

Bu gruplardan biri, yeni Suriye yönetiminin en sert muhaliflerinden biri olan Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri'ye bağlı "Ulusal Muhafızlar". Hicri, "kendi kaderini tayin etme hakkı" talep ediyor ve İsrail'in desteğiyle Süveyda'da "Başan Devleti" olarak adlandırdığı bir yapı kurulmasını savunuyor. Hicri ayrıca kısa süre önce Dürzi topluluğunun "İsrail Devleti'nin ayrılmaz bir parçası" olduğunu ileri sürdü.

Halkta çözüm umudu, yönteme ilişkin kaygı

Süveyda kentindeki yerel kaynaklar, Barrack ve Şeybani'nin açıklamalarının "olumlu bir etki yarattığını" belirtti.

Yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a, "Yol haritasının yeniden gündeme gelmesi, çözümün bu çerçevede yakın olduğu yönündeki umudu yeniden canlandırdı. Şeybani'nin ciddi çözüm çabalarının sürdüğünü vurgulaması da genel bir rahatlama yarattı" değerlendirmesinde bulundu.

Bununla birlikte bazı yerel kaynaklar, halk arasında "önümüzde ne olacağına ilişkin bir kaygının" hâkim olduğunu aktardı.

Kaynaklardan biri, "Herkes çözümün artık yakın olduğuna ikna olmuş durumda, ancak çözümün yöntemine ilişkin endişeler var. Bazıları Temmuz 2025'te yaşananların tekrarlanmasından, bazıları ise iç çatışmadan korkuyor" dedi.

Kaynak, kendi kaderini tayin hakkını savunan kesimlerde ise "kışkırtma, kaygı yaratma, çatışma çağrıları ve diyaloğu reddetme tutumunun" sürdüğünü belirterek, bu grupların "çözümün kendi sonları anlamına geleceğine inandıkları" değerlendirmesinde bulundu.

Yol haritasının maddeleri

Daha önce Hicri ve "Ulusal Muhafızlar" tarafından reddedilen yol haritası, aralarında sivillere ve onların mülklerine saldıranların hesap vermesinin sağlanması, insani ve tıbbi yardımların sürdürülmesi, zarar görenlerin zararlarının tazmin edilmesi ve köy ile kasabaların yeniden imar edilmesinin de bulunduğu bir dizi madde içeriyor.

Plan ayrıca temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını, normal yaşamın yeniden başlaması için gerekli koşulların oluşturulmasını, yolların korunması ve ulaşım ile ticaretin güvence altına alınması amacıyla hükümet güçlerinin konuşlandırılmasını öngörüyor.

Bunun yanı sıra kayıp kişilerin akıbetinin ortaya çıkarılması, gözaltında tutulan ve kaçırılan kişilerin ailelerine teslim edilmesi ve Süveyda'nın bütün topluluklarından halkın katılımıyla bir iç uzlaşma sürecinin başlatılması da yol haritasında bulunuyor.

Barrack'ın pazar günkü paylaşımında "Yönetimin olmadığı yerde boşluğu çeteler doldurur" ifadelerini kullanmasına ilişkin Süveyda'daki kaynaklar, Barrack'ın "mevcut durumu doğru teşhis ettiğini" belirtti.

Kaynaklar, Barrack'ın "diyaloğun alternatifinin uzun sürecek bir yas olacağı" yönündeki sözlerinin, özellikle diyaloğu reddeden tarafların tutumu nedeniyle ciddi endişelere yol açtığını ifade etti.

Dürzi gruptan zorla entegrasyon tepkisi

Öte yandan Süveyda'daki "Dürzi Tevhidciler Dış Bürosu", bölgesel ve uluslararası siyasi aktörlerin, Süveyda'nın "radikal ve terörist güçlerin devamı olarak gördükleri bir yönetim sistemine zorla yeniden entegre edilmesine" yönelik açıklamalar yaptığını belirtti.

Süveyda'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun fotoğrafı ile Şeyh Hikmet el-Hicri'nin fotoğrafı birlikte. (Arşiv – sosyal medyada dolaşımda)
Süveyda'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun fotoğrafı ile Şeyh Hikmet el-Hicri'nin fotoğrafı birlikte. (Arşiv – sosyal medyada dolaşımda)

Büro, bu açıklamaların "halkın iradesini ve verdiği mücadeleyi kasıtlı olarak görmezden geldiğini" savundu.

Yazılı açıklamada, "Süveyda halkı, evlatlarının kanı ve güvenliği uğruna ağır bedeller ödedi. Süveyda'nın bir kurban veya Temmuz 2025 öncesine döndürecek bölgesel anlaşmaların pazarlık kozu olarak kullanılmasını kabul etmeyeceğiz" ifadeleri kullanıldı.

Büro, "bağların koparılması ve kendi kaderini tayin etme seçeneğinin bir müzakere manevrası değil, varoluşsal bir gereklilik ve toplumlarını ve topraklarını terör tehdidi ile zorunlu bağımlılıktan korumak için doğal bir hak" olduğunu savundu.

Açıklamada, dışarıdan vesayet kurulmasına veya "radikal güçler" olarak tanımlanan taraflarla "entegrasyon çözümlerinin" zorla dayatılmasına yönelik her türlü girişimin "sahadaki güçlü iradeyle karşılaşacak başarısız bir girişim" olacağı kaydedildi.

Büro, "Dağın geleceğine yalnızca kendi topraklarındaki evlatları karar verir; büyükelçilikler veya kapalı kapılar ardında hazırlanan anlaşmalar değil" ifadelerini kullandı.


Suriye’nin, ‘bölgesel istikrar’ noktasına geçişi şekillendirmek amacıyla yürüttüğü diplomatik faaliyetler

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suriye’nin, ‘bölgesel istikrar’ noktasına geçişi şekillendirmek amacıyla yürüttüğü diplomatik faaliyetler

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani salı akşamı Ankara’yı ziyaret ederek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile ayrı ayrı görüşmesinin ardından, çarşamba günü Şam’da Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi’yi kabul etti. Suriye Dışişleri Bakanlığı, görüşmede iki ülke arasındaki ilişkilerin, tüm alanlarda iş birliğinin geliştirilmesinin yanı sıra Suriye’nin güneyindeki gelişmelerin ve Suveyda vilayetine ilişkin Suriye, Ürdün ve ABD arasındaki üçlü yol haritasının uygulanma sürecinin ele alındığını bildirdi.

Şam’daki kaynaklara göre Suriye’nin diplomatik hareketliliği, Suriye ve bölgede istikrarın güçlendirilmesi, bölgesel çatışma sahalarına dahil olmaktan kaçınılması ve ülkenin bölgesel istikrar unsuru haline gelmesi hedefleri etrafında şekilleniyor. Bu çerçevede Suriye, Yemen’deki gerilim nedeniyle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz ulaşım hatlarında yaşanan aksamalardan yararlanarak jeopolitik bir alternatif ve ticaret için güvenli bir geçiş güzergâhı olma konumunu da etkinleştirmeye çalışıyor. Şam’daki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Suriye diplomasisinin, ‘pozitif tarafsızlık’ politikasına dayanan yeni Suriye’nin rolünün şekillendirilmesine dahil olduğunu belirtti. Bu politikanın öncelikleri arasında başta sınırların kontrolü olmak üzere çeşitli temel dosyalar bulunuyor. Sınır güvenliği dosyası ise Irak, Türkiye, Lübnan ve Ürdün gibi komşu ülkelerle iş birliğiyle bağlantılı olarak ele alınıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Şam’da Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Şam’da Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Şam, başta ABD olmak üzere uluslararası toplumdan daha fazla destek alarak Suriye topraklarının silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ile sevkiyat güzergâhı olarak kullanılmasını engellemeye çalışıyor. İkinci ve daha önemli dosyayı ise Suriye’nin güneyinde istikrarın sağlanması oluşturuyor. Şam, ABD arabuluculuğuyla ‘İsrail ile saldırı ve ihlallerin sona erdirilmesi, 1974 Ateşkes Hattı’na dönülmesi konusunda bir mutabakat formülüne’ ulaşmayı hedefliyor. Ayrıca Suveyda dosyasının, devletin Suriye topraklarının tamamı üzerindeki egemenliğinin tesis edilmesi ve istikrarın kalıcı hale getirilmesinin bir parçası olarak çözülmesi için çaba gösteriliyor.

Suriye’nin yoğun diplomatik girişimleri, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin eski rejimin devrilmesinden bu yana yürüttüğü yoğun faaliyetlerin devamı niteliğinde. Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu faaliyetlerin ‘bölgedeki gerilimin arttığı bir ortamda’ yürütüldüğünü belirtti.

Zeydan, “Şam’ın istediği, bölgesel ve uluslararası barış ile istikrarın sütunlarından biri olmak. Bunun en açık göstergesi, onlarca yıl boyunca devrik suçlu rejimin oluşturduğu, istikrarsızlığın ve kaos ekseninin temel direğinin ortadan kaldırılmasıdır” dedi.

Bugün Şam’ın ‘barış ve istikrarın adresi’ olduğunu vurgulayan Zeydan, Suriye’nin istikrar ve barışı güçlendirmek amacıyla Arap komşularının ve Körfez ülkelerinin yanında durduğunu ifade etti. Zeydan, Suriye’nin geçmişte ülkeyi kontrol eden milis yönetimine son vermesinin, ‘bölgeye felaket ve sıkıntılardan başka bir şey getirmeyen milisler çağının bölgede sona ermesinin başlangıcı’ olacağını söyledi. Zeydan, “Arap ve İslam dünyasındaki çevremizle yürüttüğümüz bu kesintisiz hareketlilik sayesinde istikrarı güçlendirmeyi ve kaosu küçültmeyi umuyoruz” ifadesini kullandı.

ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack da salıyı çarşambaya bağlayan gece Ankara’da geç saatlere kadar süren görüşmenin ardından Suriye Dışişleri Bakanı’nı övdü. Barrack, Şeybani’yi ‘çalışkan, ileri görüşlü ve gerilimi düşürme konusunda ciddi’ bir ortak olarak nitelendirdi.

Barrack, X platformundaki paylaşımında, “Diplomasi bir gösteri değildir; olaylar tersine dönüp herkes aleyhine bir yöne ilerlemeden önce çıkarların sabırla uyumlaştırılmasıdır” ifadelerini kullandı. Suriye Dışişleri Bakanı ile yürütülen diyaloğun şeffaflığı ve samimiyeti için büyük minnettarlık duyduğunu belirten Barrack, Şeybani’nin ‘itidal ve diyaloğun da gücün iki farklı biçimi olduğunu’ çok iyi anladığını vurguladı.

Şeybani, Ankara’da Türk mevkidaşı Hakan Fidan ile de görüşmeler gerçekleştirdi. İçeriği resmi olarak açıklanmayan görüşme, Şeybani’nin 6 Ağustos’ta gerçekleştirdiği benzer ziyaretin üzerinden yaklaşık bir ay geçmesinin ardından yapıldı. Suriye Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerde ikili iş birliği ile Suriye ve bölgedeki güvenlik ve siyasi gelişmelerin ele alındığını, ayrıca Suriye ile Türkiye arasında Yüksek Koordinasyon Konseyi kurulması, Dört Deniz Komitesi’nin etkinleştirilmesinin hızlandırılması ve demiryolu bağlantısı projesinin tamamlanmasının teşvik edilmesi konusunda mutabakata varıldığını açıkladı.