Eski Irak Dışişleri Bakanı’ndan Amr Musa’nın anılarıyla ilgili açıklama: Ziyaretin ve görüşmenin gerçekleri

Amr Musa, 2002 yılında Bağdat'a yaptığı ilk ziyaret sırasında Naci Sabri ile aynı karede (Getty Images)
Amr Musa, 2002 yılında Bağdat'a yaptığı ilk ziyaret sırasında Naci Sabri ile aynı karede (Getty Images)
TT

Eski Irak Dışişleri Bakanı’ndan Amr Musa’nın anılarıyla ilgili açıklama: Ziyaretin ve görüşmenin gerçekleri

Amr Musa, 2002 yılında Bağdat'a yaptığı ilk ziyaret sırasında Naci Sabri ile aynı karede (Getty Images)
Amr Musa, 2002 yılında Bağdat'a yaptığı ilk ziyaret sırasında Naci Sabri ile aynı karede (Getty Images)

Eski Arap Birliği Genel Sekreteri kardeşim Sayın Amr Musa'nın 7 Aralık 2020 tarihli gazetenizde yayınlanan anılarında, 18 Ocak 2002'de Irak'a yaptığı ziyaret ve o dönemde Irak ile Birleşmiş Milletler (BM) arasında yaşanan krizle ilgili konularda, gerçeklerle çelişen bir takım noktalar bulunuyor. New York'taki ziyaretini başlangıcından itibaren takip ettiğimden ve Bağdat'a geldikten sonra da tüm görüşmelerinde ona eşlik ettiğimden gerçeklere ışık tutmak adına şu noktalara dikkati çekmek istiyorum:
Öncelikle Sayın Musa, anılarında, BM Genel Kurul toplantılarına katılmak üzere New York'a yaptığı ziyarette BM Genel Sekreteri Sayın Kofi Annan ile görüştüğünü, ‘Irak ile ABD arasında yakında patlak vermesi beklenen bir savaşı önlemek için açık bir çaba sarf edilmesine’ ihtiyaç olduğunu vurguladığını belirterek ona, “Önümüzdeki Ocak ayında Irak Devlet Başkanı'nı ziyaret edeceğim. Uluslararası müfettişlerin çalışmalarının yeniden başlamasıyla ilgili sorunu çözmek için kendisine iletebileceğim net bir mesaj istiyorum. Kendisiyle yaptığım görüşmelerde, BM Genel Sekreteri'nden silahların denetlenmesi konusundaki durumu değiştirmeye çağıran açık bir mesajla geldiğimi söylediğimde, olumlu bir şekilde ilgileneceğinden eminim” dediğini ve daha sonra dönemin Irak Dışişleri Bakanı Naci Sabri ile görüşerek Irak ziyareti için gerekli ayarlamaları yaptığını belirtiyor. Bu da ziyaret kararı aldığı, konusunu ve tarihini belirlediği ve ardından ziyaret için gerekli ayarlamaları yapmak üzere benimle görüştüğü anlamına geliyor. Aslında, BM Genel Kurul Toplantısı oturum aralarında Sayın Amr Musa ile görüşmüş ve onunla Irak ve BM arasındaki ilişkide yaşanan krize, Irak'ın egemenliğini, halkının güvenliğini ve ulusal çıkarlarını garanti altına alan barışçıl bir siyasi çözüm bulunmasına acilen ihtiyaç duyulduğu konusunda konuşmuştum. Musa’ya BM Genel Sekreterliği ve Irak’ta faaliyet gösteren misyonları aracılıyla olumlu bir ilişki kurma eğilimimizi ve bunlarla diyalogu, müzakereyi ve etkileşimi sürdürme çabalarımızı anlattım. Çünkü bu, krizi çözme yolundaki ilk önemli adım bu olacaktı. Tutumumuzu anladığını ve desteklediğini hissettim. Ben de ona Arap Birliği'nin bu konuda rol alması gerektiğini önerdim. Bunu yapmaya istekli olduğunu gösterdi.  Kendisine bu role hazırlık için Irak’ı ziyaret etme önerisinde bulundum. Bunun için de ziyaretin, Arap Birliği'nin Irak halkı ile kuşatmanın zorlu koşulları ve sürekli olarak maruz kaldığı saldırılar karşısında dayanışma içerisinde olduğunu göstereceğine dair sembolik ve etkili kanıtlar sundum. Kabul etti ve hemen kendisine resmi bir davet gönderildi. Kahire'ye döndükten sonra ziyaretin tarihini belirlemek üzere benimle iletişime geçti. Biz de ziyaret tarihi olarak 18 Ocak 2002’yi belirledik.
Dolayısıyla Sayın Musa’nın Irak ziyareti benim fikrimdir. Görüşmemizden önce bunun hakkında hiçbir fikri yoktu. Ziyaretin konusunu da ona ben önerdim ve BM Genel Kurul toplantısı sırasında onu Irak’a davet etmeye karar verdim. Anılarında iddia ettiği gibi, bana Annan ile görüştüğünü ve ondan Başkan Saddam Hüseyin’e bir mesaj götüreceği ile ilgili hiçbir şey söylemedi. BM Genel Sekreteri'nin Irak Devlet Başkanı’na Amr Musa aracılığıyla bir mesaj gönderdiğini ilk kez duyuyorum. Anıları yazan kişinin (Sayın Musa olduğunu söylemiyorum) herhangi bir uluslararası kuruluşun liderinin, kendi kuruluşu dışından gelen kişiler aracılığıyla ülkelere mesaj göndermediği gerçeğini nasıl gözden kaçırdığını bilmiyorum. Kaldı ki bu kişi, dünyanın en büyük uluslararası kuruluşunun lideri olmasın.
İkinci olarak anılarda, Musa'nın Başkan Saddam Hüseyin ile görüştüğü günde olanlar (heyecanlı üslubu ve propaganda tarzıyla) anlatılıyor. Musa’nın kaldığı misafirhaneden bir ‘askeri karargâha’ ve ardından ‘bir askeri birlik karargâhına’ götürüldüğü belirtilirken, Musa’nın kendisiyle orada tanıştığını iddia ettiği Başkanlık Sekreteri dramatik bir şekilde tarif ediliyor. Ardından onu arabasıyla Başkan ile buluşacağı yere kadar götürdüğü kaydediliyor.
Aslında Sayın Musa ve yardımcıları ile Başkan’la buluşma yerine gitmeden önce Kerade Meryem bölgesindeki Ulusal Konsey binasında bir araya gelmiştik. Sonra Başkanlık Sekreteri Abid Hamid geldi. Arabasıyla bana ve Musa’ya Bağdat'ın güneybatısındaki Rıdvaniye bölgesinde bulunan Başkanlık saraylarından birine kadar eşlik etti. Musa’nın yardımcıları da ikinci bir arabayla bizi takip etti. Ulusal Konsey binası, anılarda belirtildiği gibi bir askeri kışla değildir. Cumhuriyet Sarayı’na 200 metreden daha yakın bir mesafede, Dicle Nehri üzerinde yer alan güzel, klasik tarzda büyük bir binadır. Binada, Başkanlık bünyesinde çalışan sivil idareler yer alır. Dünyanın herhangi bir ülkesinde, Devlet Başkanlığına ait herhangi bir bina gibi yapının dışındaki bir çitle, dış giriş kapısının da birkaç güvenlik görevlisi tarafından korunması son derece doğaldır. Ayrıca anılarda belirtildiği gibi Sayın Musa Başkanlık Sekreteri ile ilk kez burada karşılaşmadı. Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz, Başkanlık Divanı Başkanı Ahmed Hüseyin ve Ticaret Bakanı Dr. Muhammed Mehdi Salih'in de yer aldığı onuruna verilen akşam yemeğine katıldığı bir önceki gece onunla karşılaşmıştı.
Üçüncü olarak ise anılarda Başkan Saddam Hüseyin ile yapılan görüşmede yaşananlar farklı bir şekilde anlatılıyor. Musa'nın öfkelendiği, Başkan Saddam'ın yüzüne haykırırcasına konuştuğu ve Başkan'ın kendisine ‘doktor’ sıfatıyla hitap ettiği iddia ediliyor! Bu ve görüşmede yaşandığı söylenenler kesinlikle doğru değil. Görüşme, Sayın Musa’nın, Arap Birliği’nin Irak’ın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne olan saygısı, Irak’a yönelik ihlallere, tehditlere ve halkı üzerinde süregelen kuşatmaya karşı olduğu yönündeki tutumuna dair konuşmasıyla başladı. Daha sonra, New York'ta kendisiyle kararlaştırdığımız ziyaret çerçevesinde, BM ile ilişkilerde yaşanan krize barışçıl bir siyasi çözüm bulmak için BM Genel Sekreterliği ile iletişime geçerek ve iki taraf arasında bekleyen tüm meselelerin müzakere edilerek çalışmanın önemine değindi. Ardından söz konusu krizden bir çıkış yolu bulmak için Irak'ın, BM ile iletişim ve müzakereleri yeniden başlatarak ilişkileri düzeltmeye yönelik diplomatik yaklaşımını ele aldı.
Başkan Saddam Hüseyin, Irak’ın BM ile ilişkiler konusundaki tutumunu açıklayarak ve ABD ile İngiltere'nin BMGK’da dayattığı keyfi kararları, Irak'ın egemenliğine yönelik ihlallerini, vatandaşlarına ve mekanlarına yönelik saldırılarını ve halka uygulanan ablukayı sürdürme ısrarlarına değinerek yanıt verdi. Savaş ve Irak’ı işgal etmeye yönelik tehditlerinden ve BM müfettişlerinin Irak'ın egemenliğini ve güvenliğini ihlal eden uygulamalarından bahsetti. Genel Sekreterlikle müzakerelerin yeniden başlamasına itiraz etmedi. Görüşme Sayın Musa’nın, Irak ve BM arasındaki kapsamlı müzakerelerin mümkün olan en kısa sürede yeniden başlaması için gerekli düzenlemelerle ilgili uzlaşmak üzere BM Genel Sekreteri ile temasa geçilmesi sözüyle sona erdi. Nitekim Sayın Annan ile 7 Mart 2002’de New York'taki BM Genel Merkezi’nde müzakerelere başlama konusunda anlaştık.
Ancak tuhaf olan notlarda, Sayın Musa’nın öfkesinden, Başkan Saddam Hüseyin’e sesini yükselttiğinden ve diğer bahsedilenlerdi.  Amr Kardeş, anılarının yer aldığı kitapta birinin bu apaçık yalanı kendisine atfetmesini nasıl kabul etti?  Başarılı bir diplomatın nezaket, kibarlık ve güzel konuşma gibi özellikleriyle çelişen bu iddialarla, köklü geleneklere sahip Mısır diplomasisinin geleceğine bir şeyler atfedilmiştir. Bu ifadeler Musa’ya atfedilerek, yukarıdaki özelliklerin yanı sıra iyi huyluluğu, bilgeliği, sakinliği, duygularını kontrol etmesi ve duygulanmaktan ve öfkelenmekten kaçınmasıyla da bilinen müzakereci bir diplomatın tabiatıyla çelişiyor.
Dördüncü ve son olarak da Amr Musa'ya atfedilen anılar, Irak ziyaretinin Başkan Saddam Hüseyin'i BM müfettişlerinin yeniden Irak’a gelmelerine ikna etmek için olduğu ve Başkan'ın müfettişlerin gelmesini kabul ettiği, kendisine de Irak adına konuşma yetkisi verdiği belirtiliyor.
Ancak gerçek şu ki, görüşme sırasında müfettişlerin geri dönmesi konusu hiç gündeme gelmedi. Aynı şekilde 7 Mart 2002 günü, New York'taki BM Genel Merkezi’nde Irak heyetine başkanlık ettiği müzakerelerin ilk turunda da gündeme gelmedi. Yine 2 Mayıs 2002’de aynı yerde yapılan ikinci turda da konu gündeme getirilmedi. ABD istihbarat birimlerinin Irak heyetindeki üyelere yönelik tacizinden uzak durma ricamla birlikte 7 Mayıs 2002’de BM Genel Merkezi’nde düzenlenen üçüncü turda da gündeme gelmedi. Üçüncü turun sonuna doğru, Sayın Kofi Annan ile özel olarak bir araya geldim. Bizden Irak hükümetinin müfettişlerin geri dönüşünü değerlendireceğine dair bir söz alması gerektiğini, böylece müzakerelere devam edebileceğini ve bizimle dördüncü turda anlaşabileceğini söyledi. Fakat kendisinden özür dileyerek hükümetimin bana böyle bir yetki vermediğini belirttim.
Peki, anılarda nasıl Sayın Başkan'ın müfettişlerin geri dönüşünü onayladığı ve Sayın Amr Musa'ya Irak adına konuşma yetkisi verdiği söyleniyor? Dünyada, nüfusu Bağdat'ın mahallelerinden birinin nüfusunu geçmese dahi, kendi vatandaşı olmayan, topraklarında ikamet etmeyen veya kendi adına resmi bir konumda olmayan bir kişiyi devletlerle ve uluslararası kuruluşlarla ilişkilerinde kendisini temsil etme yetkisi veren bir ülke var mıdır?
9 Eylül 2002 tarihinde BM Genel Kurulu'nun 57’inci oturumuna katılmak üzere New York'a gitmeden önce Başkan Saddam Hüseyin ile bir araya geldim. Ona müfettişlerin geri dönmesiyle ​​ilgili herhangi yeni bir tutumu olup olmadığını sordum. Bana beklememi söyledi. Yani ret cevabı halen geçerliydi. BM Genel Merkezi’ne ulaşmamın ardından Arap Birliği Genel Sekreterliği, 15 Eylül 2002 tarihinde BM Genel Merkez binasındaki bir salonda Arap dışişleri bakanlarının toplanması çağrısında bulundu. Salona girmeden önce, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın, müfettişlerin dönüşünün reddedilmesi bahanesiyle herhangi bir ülkeye, Irak'a savaş açma yetkisi veren bir BMGK karar taslağı hazırlamak için hukuk danışmanlarıyla istişarelere başladığını öğrendim. Karar taslağı, Irak'a kısa süreler içinde yerine getirilmesi gereken ve Irak uymak istese bile karşılaması imkânsız olan talepler dayatıyordu. Bunun üzerine müfettişlerin geri dönmesi gerektiğinden emin oldum. Arap bakanlar toplantısının ana gündem maddesi Irak krizi ve BM’ydi. Genel Sekreter ve bakanlar, krizi çözmek ve BMGK kararlarını esnek bir şekilde ele almak için Irak'a birkaç çağrı yaptılar. Merhum eski Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal’ın dokunaklı bir şekilde yaptığı çağrıyı çok iyi hatırlıyorum.
Toplantı sonunda Sayın Musa bana ne yapacağımı sordu. Bende “Müfettişlerin geri dönmesine izin vereceğiz” dedim. Bu cevabımı memnuniyetle karşıladı. Müfettişlerin geri dönüşüne izin verme kararının, BM’nin devredilemez haklarına saygı çerçevesinde ve BM Tüzüğü, BMGK kararları ve uluslararası hukuk uyarınca insanlık dışı ablukayı kaldırma hakkını da kapsaması için Genel Sekreter’den benimle birlikte kararın düzenlenmesi çalışmalarına katılmasını istedim. Buna hazır olduğunu söyledi. Derhal Başkan Saddam Hüseyin'e şifreli bir mesaj gönderdim ve müfettişlerin koşulsuz olarak geri dönmelerine izin verilmesi için onayını talep ettim. Aynı günün akşamı yaklaşık 3 saat sonra, Sayın Amr Musa’nın Bağdat'a yaptığı ziyaretin üzerinden dokuz ay geçmesinin ardından onayı aldım. Oysa anılarda, Sayın Başkanın bu süre zarfında kendisine müfettişlerin geri dönüşünü kabul ettiğiyle ilgili bilgilendirdiği iddia ediliyor!
Sayın Amr'ı aradım ve Sayın Annan'ın yanına giderek kararı ilettik.  Daha sonra, Sayın Annan'la koordineli olarak Irak’ın müfettişlerin geri dönüşüne izin veren karar metni son haline ulaşana kadar yapılan gerekli tüm temaslarda bana katıldı. Kararın son halini, 16 Eylül 2002 akşamı kendisine sundum.  Amr Musa kardeş ile beni bir araya getiren iyi ve dostane çalışma ilişkisi, ABD'nin Irak'ı işgalinin başlamasından sonra 25 Mart 2003 tarihinde Arap Birliği Genel Merkezi’nde katıldığım son Arap Dışişleri Bakanları toplantısına kadar devam etti. Toplantı bitirdikten sonra,  Sayın Amr benimle vedalaşmak için binanın ana caddedeki dış kapısına geldi.

Eski Irak Dışişleri Bakanı (2001 - 2003)

Yorum, açıklama ve onay

Amr Musa: Saddam Hüseyin uluslararası müfettişlere onay verdi, ancak ABD Irak'ta savaşa girme kararını almıştı



İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
TT

İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)

İsrail ordusu dün, Lübnan'ın güneyindeki sahil yolunda bulunan Kastmiye Köprüsü'nü hedef aldı. Bu saldırı, Litani Nehri üzerindeki köprülerin yıkılacağına dair yapılan açıkntehditlerin ardından gerçekleşti ve sınır şeridindeki köyleri Sur şehrine bağlayan en hayati arterlerden birini doğrudan etkiledi.

İsrail ordusu sözcüsü Avichaiy Adraee, "takviye birliklerinin ve savaş teçhizatının transferini engellemek için kıyı otoyolu köprüsü olan Kasımiye Köprüsü'ne saldırı düzenleneceğini" duyurdu ve bölge sakinlerini Zahrani Nehri'nin kuzeyine taşınmaya çağırdı. Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise bunu "bir tampon bölge oluşturma ve işgalin gerçekliğini pekiştirme yönündeki şüpheli planlar çerçevesinde gerçekleşen tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirdi.

Bu arada, Lübnan-Amerikan ateşkes görüşmeleri "uzun süreli askıya" alındı.

Bu bağlamda, emekli Tuğgeneral Halil el-Hilu, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Güney Lübnan'daki köprüleri hedef almanın "kesin bir askeri hedef sağlamadığını" söyledi. "Hizbullah, mühimmatı karayolları veya köprüler üzerinden taşımaya güvenmez, bunun yerine İsrail'in hava üstünlüğü altında açık hareket etmenin tehlikesini bilerek, konuşlandığı bölgelerdeki yeraltı depolarında depolar" diye açıkladı. "Köprülerin yıkılmasının askeri ikmal hatlarını kestiği iddiası yanlıştır, çünkü parti kolayca bozulabilecek geleneksel bir ikmal hattı modeline göre hareket etmez" diye vurguladı.


Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
TT

Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

Türk kaynakları, önümüzdeki aylarda Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan "Roj" kampından 250'den fazla Türk uyruklu kadın ve çocuğun nakli için Şam ile görüşmeler yapıldığını açıkladı.

Haberlere göre, el-Hol kampının tahliyesinin ardından DEAŞ'a katılan Türk kadın ve çocuklar Türkiye'ye gelmeye başladı. Bazı kadınların çocuklarıyla birlikte sınırı yasa dışı yollarla geçtiği, diğerlerinin ise Türkiye'de avukat tutarak "etkin pişmanlık yasasından" yararlanmaya çalıştığı bildiriliyor.

Türk medyasında yer alan haberlere göre, kadınların çoğu İdlib'de bulunuyor. Bazıları sınırı geçerken, diğerleri teslim olup "etkin pişmanlık yasasından" yararlanma ve DEAŞ'ın yapısı ve Suriye'deki üyelerinin faaliyetleri hakkında bilgi verme arzusunu dile getirdi.

Şam ile Müzakereler

“Kısa Dalga” gazetesi, Ankara ve Şam arasında yapılan müzakereler sonucunda Türk yetkililerinin önümüzdeki aylarda “Roj” kampında tutulan 250'den fazla kadını, DEAŞ üyelerinin eşlerini ve çocuklarını ülkelerine getireceğini bildirdi.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

DEAŞ savaşçılarının eşlerini, dul eşlerini ve çocuklarını barındıran Roj kampı, Suriye hükümet güçlerinin kuzeydoğudaki Haseke ve Kamışlı şehirlerine girmesi, Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) el-Hol kampını ele geçirmesi, kapatması ve yabancı sakinlerini Irak'a transfer etmesinin ardından gündeme geldi.

El-Hol'den sonra en tehlikeli ikinci kamp olarak kabul edilen Roj kampı, Suriye'nin en kuzeydoğusunda, Türkiye, Irak ve Suriye arasındaki sınır üçgenine yakın bir konumda bulunuyor.

Bu kampı diğerlerinden ayıran özellik, burada yaşayanların yıllarca DEAŞ saflarında savaşmış militanlarla evlenmiş kadınlar olmasıdır; bu kadınlardan bazıları, terör örgütünü takip eden o dönemde ünlü kadın güvenlik birimi olan "Hisbe teşkilatında" önemli roller üstlenmiş, ancak sonunda bu kapalı kampta yaşamaya ve çoğu yetim olan çocuklara bakmaya başlamışlardır.

 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)

BM uzmanlarına göre Roj kampında yaklaşık 3 bin kadın ve çocuk barınıyor ve bunların %65'ini çocuklar oluşturuyor. Ayrıca, Şubat 2023'te Cenevre'deki BM İnsan Hakları Ofisi tarafından yayınlanan bir rapora göre, kuzeydoğu Suriye genelindeki hapishanelerde ve sözde rehabilitasyon merkezleri de dahil olmak üzere diğer gözaltı tesislerinde 850'den fazla erkek çocuğu özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.

BM uzmanları, kuzeydoğu Suriye'deki tüm devletleri ve diğer aktörleri bu çocukların korunmasını ve refahını sağlamaya çağırdı.

Rehabilitasyon programları

Uluslararası Aşırıcılık Gözlemevi Başkanı Dr. Hilmi Demir, Türkiye'de şu açıklamayı yaptı: "Bildiğim kadarıyla, Türkiye'de DEAŞ'a bağlı kadın ve çocuklar için uygulanan bir rehabilitasyon veya radikalleşmeyi önleme programının varlığına dair herhangi veri bulunmamaktadır."

DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)

Haberlere dayanarak, Din İşleri Başkanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu konuyla ilgili bazı çalışmalar yürüttüğünden haberdar olduğunu, ancak belirli bir süre boyunca belirli sayıda kadın ve çocukla yürütülen açık ve doğrulanabilir veriler içeren radikalleşmeyle mücadele programının uygulandığına dair herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ifade etti.

Radikalleşmenin önlenmesi programları, radikalleşmiş veya radikalleşme riski taşıyan bireyleri rehabilite etmeyi ve şiddet içeren radikalleşme ideolojisine karşı dirençlerini güçlendirmeyi amaçlayan önleyici ve iyileştirici stratejilerdir; bu programlar sosyal entegrasyon, dijital eğitim ve diyalog gibi unsurları içerir.

Irak'tan “DEAŞ'lılar”In iadesi

Bu bağlamda Iraklı yetkililer, Ankara'nın, Suriye'deki IŞİD kampları ve hapishanelerinin kapatılmasının ardından Suriye'den Irak'a nakledilen binlerce IŞİD üyesi tutukludan Türk vatandaşlarını teslim almayı kabul ettiğini açıkladı.

Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)

Irak, “YPG”nin çekilmesinin ve yaklaşık on yıldır “DEAŞ”a üye olduğundan şüphelenilen kişileri barındıran kamplarını ve hapishanelerini kapatmasının ardından, ABD ile koordineli olarak düzenlenen bir operasyon kapsamında tutukluları kabul etti.

Bağdat, Irak yargı sistemine göre şüphelileri “terör” suçlamalarıyla yargılayacağını açıkladı, ancak diğer ülkeleri defalarca bu tutuklular arasından kendi vatandaşlarını teslim almaya çağırdı.

Bir Türk diplomatik kaynak, geçen ay Ankara'nın Bağdat'ın Suriye'den Irak'a 5 bin 700'den fazla DEAŞ tutuklusunu nakletmek için gösterdiği son çabaları takdir ettiğini söyledi.

Kaynak, “Görünüşe göre bu tutuklular arasında Türk vatandaşları da bulunuyor... Türkiye, Türk vatandaşları konusunda Irak makamlarıyla iş birliği yapmaya hazır” ifadesini kullandı.

Şöyle devam etti: «Irak’ın çabaları uluslararası toplum için bir örnek teşkil etmelidir ve tüm ülkelerin yabancı savaşçılarını geri alması şarttır.»

Tahminlere göre Türkiye’de bombalı saldırılar ve terör eylemlerine karıştıkları için arananlar da dahil olmak üzere, yaklaşık 180 Türk vatandaşı DEAŞ üyesi Irak’a nakledilmiştir.

Türkiye, 2013 yılında DEAŞ'ı terör örgütleri listesine dahil etti. Örgüt, 2015-2017 yılları arasında 300'den fazla kişinin ölümüne neden olan saldırıları gerçekleştirdi veya bu saldırılar örgüte atfedildi. Türk silahlı kuvvetleri, bu tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla Türkiye içinde ve Suriye'de operasyonlar düzenledi.


Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.