Faslı partiler İsrail ile barış konusunda yorum yapmaktan kaçınıyor

Fas, İsrail ile diplomatik ilişkilerin yeniden başladığını duyurdu. (AFP)
Fas, İsrail ile diplomatik ilişkilerin yeniden başladığını duyurdu. (AFP)
TT

Faslı partiler İsrail ile barış konusunda yorum yapmaktan kaçınıyor

Fas, İsrail ile diplomatik ilişkilerin yeniden başladığını duyurdu. (AFP)
Fas, İsrail ile diplomatik ilişkilerin yeniden başladığını duyurdu. (AFP)

Nevfel eş-Şarkavi
ABD Başkanı Donald Trump'ın Fas’ın Batı Sahra üzerindeki hâkimiyetini tanıdığını açıklaması ve Fas ile İsrail arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının sonucu olarak barış anlaşması imzalanmasıyla ilgili Fas’taki çeşitli akımlardan partilerin tepkileri belirsizliğini koruyor.

Farkındalık ve görmezlikten gelme
Ülkede ister hükümet koalisyonu içerisinde olsun ister muhalefet saflarında, siyasi partilerin çoğu İsrail ile normalleşme adımından memnun. Fas Kraliyet Sarayı’ndan yapılan açıklamada ‘Fas'ın Filistin davasını savunma konusundaki kararlılığı, Ortadoğu bölgesinde adil ve kalıcı bir barışın tesisi için yapıcı’ olmaya devam ettiği, ‘güven ve barış içinde bir arada yaşayan iki devletli çözümü desteklediği’ vurgulandı.
Açıklamada ‘Fas'ın bölge halklarını bir araya getirmede ve Ortadoğu'da güvenlik ve istikrarı desteklemede oynadığı tarihi rolün önemine dikkat çekildi. İsrail'dekiler de dâhil olmak üzere Fas kökenli Yahudilerle olan özel bağlar göz önüne bulundurulduğunda, Fas kökenli Yahudiler ve İsrailli turistler için iki ülke arasındaki seyahatlerin kolaylaştırılması amacıyla doğrudan uçuşların yanı sıra en kısa sürede resmi ikili temasları ve diplomatik ilişkileri yeniden başlatılmasının planlandığı’ belirtildi. Açıklamada ayrıca ‘ekonomik ve teknolojik alanlarda yenilikçi ilişkiler geliştirmek ve bu amaçla ileriki süreçte tıpkı geçmişte olduğu gibi iki ülkede de irtibat bürolarının yeniden açmak için çalışılacağı’ kaydedildi.

Birkaç önemli nokta
Ancak gözlemciler birkaç nedenden dolayı Faslı partilerin iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği hakkında konuşmaktan kaçındığı görüşündeler. ABD’nin Connecticut Eyaleti’ndeki Trinity College’de görevli Faslı siyaset bilimci ve akademisyen İzzeddin el-Azmani konuya ilişkin değerlendirmesinde, ABD’nin Fas’ın Batı Sahra üzerindeki hâkimiyetini tanıması konusuna odaklanılarak anlaşmaya ilişkin sessiz kalınmasının bazı nedenleri olduğunu belirtti. Azmani’ye göre bu nedenlerden ilki, toprak bütünlüğü talebi ile anlaşmanın koşulu arasındaki bağın utandırmış olması. Durumun belirsizliği, geride durmaya ve meselelerin sonucunu beklemeye yol açtı. İkinci neden de devletin anlaşmanın sonuçlarının kabul görmesine ve dışlanmamasına yönelik yürüttüğü bir strateji gibi görünen durum. Bu yeni bir durum değil. Daha ziyade önceki bir gidişatın yenilenmesi olduğunu düşünen Azmani, Faslı partilerin toprak bütünlüğü dosyasını yönetmenin Fas Kralı’na ayrılan alan içinde olduğunu bildiklerini ve aynı açıklanan eğilimleri benimsemekten başka bir seçenekleri olmadığını kaydetti.
Üçüncü nedeni, anlaşmayı Fas için bir güvenlik ve kimlik tehdidi olarak gören bazı partilerin önde gelenlerinden biri olan Adalet ve Kalkınma Partisi ile ilişkilendiren Azmani’ye göre parti, mevcut hükümetin görev süresinin sona erdiğinde devletin pragmatik seçeneklerine mümkün olan en geniş ölçüde uyum sağlama yeteneğini göstermek istiyor.
Azmani’ye göre dördüncü neden de koronavirüs (Kovid-19) salgınına rağmen anlaşmaya karşı çıkan siyasi partilerin veya insan hakları kuruluşlarının protesto gösterileri başlatmasına karşı devletin sergilediği sağlam duruş. Bu konuda yapılan kamuoyu yoklamaları, halkın İsrail ile normalleşme adımına güçlü bir şekilde karşı olduğunu gösterdi. Anketlere göre Faslıların sadece yüzde 3'ü İsrail ile diplomatik ilişkiler kurulmasını destekliyor. Bununla birlikte normalleşmeye karşı durmak için ise dini argümanlar değil, daha ziyade İsrail devletinin işgali ve şiddeti ile ilgili siyasi ve insan hakları başlıkları öne sürülüyor.
Faslı siyaset bilimci ve akademisyen Azmani ayrıca siyasi çevrelerin ve toplumun tüm kesiminin bir sürprizle karşı karşıya olduğuna inanıyor. Azmani’ye göre özellikle eğer yakın gelecekte ABD’nin Fas’ın Batı Sahra üzerindeki hâkimiyetini tanınmasından pratik kazanımlar elde etme pahasına anlaşmanın uygulanmasında hızlı davranılırsa İsrail ile normalleşmeye karşı çıkan insan hakları kuruluşları ve siyasi partiler bir takım girişimler başlatabilirler.

Kınamalar hız kazandı
Filistin davasını destekleyen gençlik örgütü Sosyal Demokrat Öncü Parti’nin de aralarında olduğu bazı partiler ve kuruluşlar, anlaşmayı hiçbir gerekçeyle pazarlık konusu olmayan Batı Sahra meselesiyle ilişkilendirme girişimine karşı odlularını duyurdular. Sosyal Demokrat Öncü Parti, Batı Sahra gibi Filistin meselesinin de ulusal bir konu olduğunu vurguladı.
Yasaklı ‘Adalet ve Hayırseverlik’ örgütü ise anlaşmayı ‘Filistin davasının sırtından bıçaklanması ve Filistin halkının hayal kırıklığına uğratılması’ olarak niteledi. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin savunma kanadı olan Birleşme ve Reform Hareketi de Fas'ın birliğini savunmak için gösterilen ulusal çabaları överken anlaşmaya karşı olduğunu ve kınadığını vurguladı.
Diğer yandan Fas hükümeti, Yahudiliğin Fas kimliğinin bir parçası olduğunu ve İsrail ile ilişkileri yeniden kurma adımının Filistin davasına hizmet etmeyi amaçladığını vurgulayarak tanımların geliştirilmesinin bağlamsal yönüne saygı duyulması gerektiğini bildirdi. Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita, Fas bağlamıyla aynı olmayan kavramları kullanmaktan kaçınılması gerektiğini ifade ettiği açıklamasında “Fas Anayasası, Yahudiliğin Fas kimliğinin kollarından biri olduğunu ve Fas'ın 1990'lardan bu yana İsrail'i tanıdığını belirtir” dedi. Bakan Burita, ülkesinin ‘sabiteler açısından Filistin davasına hizmet ettiğine inandığı her şeyi kullandığını’ kaydetti.

Görüş ayrılıkları
Anlaşmaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan bir diğer isim, Faslı yazar ve araştırmacı Nureddin el- Bekravi de Fas halkının geçmişten bu yana Filistin davasını savunduğuna dikkat çektiç. Buna rağmen anlaşmanın Faslıları kırk yılı aşkın süredir meşgul ve rahatsız eden, aralarında büyük bir çatlak açan ve destekçileri ile muhalifleri arasında fikir ayrılığına düşüren bir konuyla çakıştığını söyledi.
Bekravi, devletin egemen kararını ve üstün menfaatlerini destekleyenlerin, merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat'ın ve mevcut Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın yanı sıra Filistinli diğer liderlerin büyük bölümünün İsrail ile barışı desteklediğini düşündüklerini belirtti. Bununla birlikte Müslümanların ve Arapların kanını döken ve onlarca yıldır sömüren emperyalist ülkelerle olan diğer tüm ilişkiler gibi bu anlaşmanın da diplomatik, ticari ve kültürel düzeyde olduğuna inandıklarını vurguladı.



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.