Mısır’ın Gazze - İsrail sınırlarının çizilmesine yönelik adımları

Filistin Otoritesi, Mısır ekibi için haritalar düzenledi.

Gazze’ye ulaşan Mısır heyetinde güvenlik alanından yetkililer yer almadı. (Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia)
Gazze’ye ulaşan Mısır heyetinde güvenlik alanından yetkililer yer almadı. (Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia)
TT

Mısır’ın Gazze - İsrail sınırlarının çizilmesine yönelik adımları

Gazze’ye ulaşan Mısır heyetinde güvenlik alanından yetkililer yer almadı. (Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia)
Gazze’ye ulaşan Mısır heyetinde güvenlik alanından yetkililer yer almadı. (Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia)

İzzeddin Ebu Aşiyye
Filistin, Ürdün ve Mısır dışişleri bakanlarının Kahire’de gerçekleştirdiği üçlü toplantının ardından Mısır’dan askeri ve teknik bir ekip, Filistin Otoritesi ile İsrail arasında çözüme kavuşturulmayı bekleyen sınırların çizilmesine ilişkin dosyayı incelemek üzere Tel Aviv’e gitti. Ekip daha sonra içişleri bakanlığı yetkilileriyle görüşmek üzere Hamas hareketinin kontrolü altındaki Gazze Şeridi’ne geçti.
Gazze Şeridi’ne giden Mısır heyeti bu kez, Hamas ile İsrail arasında ateşkes dosyasıyla ilişkili müzakereleri yürüten önceki güvenlik istihbarat heyetinden farklıydı. Bu, teknik ve askeri şahısların Gazze’ye ilk girişi sayılıyor. Gazze’ye yaptıkları ziyaretin Tel Aviv’deki gibi 5 gün sürmesi planlanıyor.

Abbas’ın toplantılarında onay vermesi görüşüldü
Söz konusu görüşme, Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama çalışmalarına hazırlık amacıyla Filistin topraklarının İsrail ve Mısır ile arasındaki sınırlarının çizilmesini tartışma çerçevesinde gerçekleşti. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Mısırlı mevkidaşı Abdulfettah Sisi ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile 1 Aralık’ta bir araya gelerek Filistin sorunun yanı sıra bu konuyu ele alması da bunu destekliyor.
Filistin, Ürdün ve Mısır dışişleri bakanları (sınır çiziminden sorumlu yetkililer) 20 Aralık’ta bir araya geldiler ve Filistin’in İsrail ve Mısır ile arasındaki sınırların çizimine başlamak için atılacak fiili adımları görüştüler. Heyet daha sonra Gazze Şeridi’ne geçti.
Sisi’nin Abbas’a ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya ikili müzakerelere dönülmesini görüşmek üzere göndermeyi düşündüğü davetin dahi Filistin sınırlarının çizilmesi temelinde olduğu belirtiliyor.

Barış müzakerelerine dönüş
Filistin Yatırım Fonu (PIF) Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Mustafa’ya göre Mısır ve İsrail, Ortadoğu’daki gelişmeler ışığında, Filistin tarafının Gazze Şeridi’ndeki doğalgaz yataklarından faydalanmasını sağlayacak şekilde Filistin’in kara ve deniz sınırlarını çizmek için uzlaşma sağladı.
Coğrafi olarak Filistin’in sınırları kara ve denizden İsrail ve Mısır’a bağlı. Ancak sorun Filistin’in “egemen olmayan bir devlet” sayılması sorun oluşturuyor. Bu nedenle Filistin, pratikte Gazze Şeridi açıklarında keşfedilen ve deniz sınırları içinde bulunan Gazze Marina yataklarından doğalgaz çıkarma çalışmaları yapamıyor.
Başkanlık ofisindeki kaynaklara göre sınırların çizilmesine yönelik adım Abbas’ın “yeni ABD yönetimindeki yetkililerden, Avrupalı ve Rus elçilerden ve Arap liderlerden bir dizi telefon” almasının ardından atıldı. Taraflar Abbas ile yaptıkları görüşmelerde sınır çizme temelinden barış müzakerelerine dönülmesini ve Doğu Akdeniz’de gaz arama faaliyetlerini ele aldılar.
Mısır heyetinin deniz sınırlarını çizmek için Hamas idaresindeki İçişleri Bakanlığı ile diyalog gerçekleştirildiği Gazze Şeridi’ne ziyaret düzenlemesinden önce, İsrail mekanizmaları fiili olarak Gazze ile kara sınırları konusunda uzlaşma çalışmalarına başlamıştı.

Filistin sınırlarının netleştirilmesi
Mustafa, pratik adımların ABD arabuluculuğunda ve Birleşmiş Milletler (BM) denetiminde bir yüksek komite tarafından takip edildiğini belirttiği açıklamasında İsrail’in Filistin topraklarının sınırlarını tanımayı ilk kez kabul etmesi nedeniyle sürecin Filistin devletine meşruiyet kazandırdığına işaret etti.
Filistin’in BM kararlarına uygun olarak topraklarının kara ve deniz sınırlarının koordinatlarını içeren haritalar ve bir de yasal dosya hazırlayıp 2015 yılında bunları BM’ye ve Arap Birliği’ne teslim etmesi, sınırlarını çizme konusunda attığı son pratik adımlardı.
Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, 2012 yılında BM’de gözlemci devlet statüsü kazanan ve aynı zamanda 1982 yılında imzalanan BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne ve Doğu Akdeniz Örgütü’ne katılan Filistin'in hukuki statüsünü pekiştirip konumunu güçlendirmeye çalıştıklarını bildirdi.
Sınırların çizilmesi durumunda Gazze Şeridi’nin, kıyıları açıklarında 200 deniz mili (360 kilometre) derinliğinde ve 41 kilometre uzunluğunda bir sahili olacak. Başkanlık ofisinden bir kaynak, Abbas’ın Mısır heyetinin Gazze Şeridi’ndeki faaliyetlerinden haberdar olduğunu ve bu uygulamaları kabul ettiğini doğruladı.
Görünüşe göre Hamas, sınırların çözülmesine yönelik müzakerelere dolaylı olarak katılıyor. Ancak Hamas liderlerinden Hamad er-Rakb duruma dair “Bu konu hakkında bilgiler yok. Bu hükümetin görevi” dedi.

Gazze için doğalgaz boru hattı
Filistin Otoritesi 1998 yılında, İngiliz British Gas (BG Group) ile Filistin Consolidated Constractors International Company (CCC) şirketleri ile Gazze kıyılarında doğalgaz aramak üzere bir sözleşme imzaladı. 36 kilometre uzaklıkta iki tane doğalgaz yatağı bulundu ve yaklaşık 1,4 trilyon metreküplük kapasiteye sahip bu alanlara “Gazze Marinası 1 ve 2” adı verildi.
Yarı resmi bir kurum olan PIF Doğal Kaynaklar ve Doğalgaz Yatakları Birimi Genel Müdürü Muhammed Avartani konuya dair şunları söyledi:
“Sınırların çizilmesi, doğal kaynaklardan yararlanmamızı ve doğalgaz arama çalışmaları yapmamızı sağlayacak. Filistin topraklarına, özellikle Filistin kıyılarının yakınlarında keşfedilen ve Filistinliler için sürdürülebilir enerji kaynakları sağlayabilecek doğalgaz yataklarına yatırımların çekilmesine yardımcı olacak.”
Sınırların çizilmesi, İsrail’den Gazze’ye yılda yaklaşık bir milyar metreküp sevk edecek bir doğalgaz boru hattı sağlayacak. PIF’e göre bu durum, Gazze Şeridi’nin ihtiyacının neredeyse yüzde 55’ini sağladığı İsrail’den elektrik satın almak yerine kendi ihtiyaçlarını karşılamasını da berberinde getirecek.



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.