ABD ‘Afrika’ , İsrail ise ‘doğu’ ülkesidir

Trump demokrasiye duyulan güveni sarsarken Netanyahu da kendini korumak için Knesset’i iki yıl içerisinde dördüncü kez seçimlere sürüklüyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (Reuters)
TT

ABD ‘Afrika’ , İsrail ise ‘doğu’ ülkesidir

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (Reuters)

Refik Huri
Alexander Hamilton, bağımsızlığın başlarında “ABD’yi dünyanın bir toplumun korku yerine özgürlük prensipleri üzerine inşa edilip edilemeyeceğini görmek için takip ettiği bir deney” olarak nitelendiriyordu. ABD’nin eski Başkanı Barack Obama, Alexis de Tocqueville'in 19’uncu yüzyılda yayınlanan “ABD’de Demokrasi” adlı kitabı için “ABD’nin aslında eski bir dünyadan kopmuş olduğunu bizlere hatırlattı” demişti.
ABD şu an Başkan Donald Trump ve onun tuhaf ve şaşırtıcı davranışları ile daha çok bir başkanın seçimleri kaybedip koltuğunu vermeyi reddettiği bir “Afrika” ülkesine benziyor. ABD ve Avrupa’da, onlarca yıl boyunca süren propaganda çerçevesinde İsrail’e doğudaki “bir batı” ülkesi olarak bakıldı. Ancak bugün Binyamin Netanyahu ile birlikte İsrail’in tamamen bir “doğu ülkesi” olduğu ortaya çıktı.
Sermayesi korku, bölme ve kutuplaştırma olan Trump, bunları Beyaz Saray’a ulaşmak amacıyla kullandıktan sonra koltuğunda kalmak için de yine bunlara sarılıyor.
Rüşveti ve gücünü şahsi çıkarları için kullanmakla suçlanan Netanyahu, başbakanlık dokunulmazlığını kaybetmemek için İsrail’i iki yıl içinde dördüncü kez seçimlere sürüklüyor.
En tehlikelisi de ABD halkı ve Cumhuriyetçi Parti’den büyük bir kesimin hezeyanında bile Trump’ı desteklemesiydi. Zira bu kesim, Trump’ın milliyetçilik duygularını nasıl manipüle edip onların temsilcisi olacağını bildiği “ABD’li bir hasta” konumundadır. Aynı şekilde diğer en büyük tehlike de İsrail’in suçlarının ve toprakları gasp etmesinin ötesinde dini ve seküler aşırı sağcı bir kesimin yolsuzlukla suçlanan ve yargılanan bir adaya başbakan olarak kalma fırsatı vermesidir. Zira Netanyahu, İsrail’in kurucusu David Ben Gurion’un iktidarından daha uzun süre koltuğunda kalarak bir rekora imza attı.
Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Beyaz Saray anılarına dair yazdığı kitabında Netanyahu’nun kendisine “Kissinger’ın başarısız olduğu yerde Jared Kushner nasıl başarılı oluyor?” sorusunu yönelttiğini aktarıyor. Bu gayet aşikar. Eskiden müteahhitlik yapan, Ortadoğu ve Arap-İsrail çatışması hakkında hiçbir şey bilmeyen ve aynı zamanda Trump’ın damadı ve yardımcısı olan Kushner’e Trump’ın Roosevelt’ten bu yana ABD başkanlarının tüm kırmızı çizgilerini çiğnemesi ve devletin tüm gücünü ve nüfuzunu Netanyahu’nun barışı ve iki devletli çözümü reddettiği günlerde şu ana kadar dört Arap ülkesini İsrail ile barış yapmaya teşvik etmek için kullanması yardımcı oldu.
Bob Woodward “Rage” (Öfke) adlı kitabında eski Ulusal Güvenlik Müdürü Dan Coats’ın kendisine “Trump’a göre yalan, yalan değildir. Düşündüğü şey bu. Gerçek ve yalan arasındaki farkı bilmiyor” dediğini söylüyor. Ancak aslında Trump aradaki farkı biliyor. Zira basın mensuplarını yalan söylemekle itham ederek haberleri “asılsız” olarak nitelendirmeye devam etmesinin sebebi kendisine sorulduğunda şu yanıtı vermesidir:
“Benim hakkımda olumsuz bir hikaye yazdıklarında kimsenin onlara inanmaması için güvenilirliklerini sarsmak istiyorum.”
Trump, önünde haftalar kala başkanlık görevlerini ihmal ederek gece gündüz danışmanları ile seçimlerin sonuçlarını tersine çevirecek araçlar ve yollar oluşturmaya çalışıyor. Trump, Joe Biden kendisini 7 milyon oy ile geçmiş olsa da “Seçimleri kaybetmem imkansız” diyor. Affettiği eski danışmanı Michael Flynn ile sıkıyönetim ilan edip ordunun gözetiminde yeniden seçim yapma seçeneğini gözden geçiriyor. Seçimlerin “arkasında Çin’in, Demokratların ve Hillary Clinton’ın olduğu büyük bir komplodan ibaret” olduğunu düşünen garip kişilikli avukat Sidney Powell’ın kendisine yardım etmesini umut ediyor. Trump diğer danışmanlarla birlikte oy sayma makinelerinin “mayınlı” olduğunu ve böylece oylarının rakibi lehine döndüğünü öne sürüyor. Cumhuriyetçi Parti’den milletvekilleri 6 Ocak’ta yapılması planlanan Kongre toplantısında seçim sonuçlarına itiraz edilmesine yönelik çağrıda bulunurken Trump’ın destekçilerini de Kongre çevresinde “büyük bir miting” düzenlemeye teşvik ediyor. Trump, Steve Bannon’ın sözde dolandırıcılık iddialarını araştırmanın yanı sıra seçilmiş başkanın oğlu Hunter Biden’ın dosyasına özel dedektifler atanmasına yönelik tavsiyesine yöneliyor. Adalet Bakanı William Barr bu tavsiyeyi kabul etmemişti.
Trump’ın sonuç alacağına dair ümidi yok. Ancak seçimlere ve demokrasiye duyulan güveni kırıp dünyanın ilgisini ABD’nin üzerine çekerek yaptığı şeyi tamamlıyor. Aynı zamanda ABD’yi eğlence konusu yaptığı kadar kendisini ve başkanlık makamını alaya almıyor. ABD’yi halen demokratik açıdan geri kalmış ve gelişmiş Afrika ülkelerine yetişememiş bir ülke olarak lanse ediyor.
Radikal dalganın, İsrail’i kurucusu Mapai Partisi’nin varisi olan İşçi Partisi’ni siyasi haritadan sildiği göz önüne alınırsa sağcı kesimin Netanyahu’yu desteklemeye devam etmesi ve İsrail’in kaderini onun ellerine bırakması garip değil. Ancak Jewish Chronicle'dan Shmuel Rosner konuya dair "Netanyahu iktidarda kalmış olsa bile dönemi sona erdi" dedi.
Cambridge Üniversitesi’nde tarih profesörü olan ve “Hitler: A Global Biography” (Hitler: Küresel bir Biyografi)  adlı kitabın yazarı Brendan Simms, Avrupa ve ABD’deki radikal sağcı akımlarla Trump’ın, Netanyahu’nun ve bir dizi liderin davranışları kıyaslandığında “Hitler bugün 30 yıl öncesine göre daha az tuhaf görünüyor” ifadelerini kullanmakta haklı gibi.
Hitler zaten “Halklar küçük yalanlardan ziyade büyük yalanın etkisi altına girer” sözleri ile birçok yöneticinin öğretmeni değil mi?

* Bu yazı Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İngiltere, ABD'nin İran hedeflerine yönelik saldırılar düzenlemek için üslerini kullanma yetkisi verdi

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (EPA)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (EPA)
TT

İngiltere, ABD'nin İran hedeflerine yönelik saldırılar düzenlemek için üslerini kullanma yetkisi verdi

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (EPA)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (EPA)

Reuters haber ajansının bildirdiğine göre, İngiliz hükümeti bugün ABD'ye, Hürmüz Boğazı'ndaki gemileri hedef alan İran füze mevzilerine saldırı düzenlemek üzere İngiltere'deki askeri üsleri kullanma izni verdi.

Downing Street'ten yapılan açıklamada, İngiliz bakanların bugün İran'la savaş ve Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması konusunu görüşmek üzere bir araya geldiği belirtildi.

Açıklamada, “Bölgenin kolektif savunması için ABD'nin İngiliz üslerini kullanmasına izin veren anlaşmanın, Hürmüz Boğazı'ndaki gemilere saldırmak için kullanılan füze mevzileri ve kapasitelerini imha etmeye yönelik ABD savunma operasyonlarını da kapsadığını teyit ettiler” denildi.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer bu hafta, Londra'nın İran'a karşı bir savaşa sürüklenmeyeceğini açıklamıştı.

Başlangıçta, herhangi bir askeri harekatın meşruiyetinden emin olunması gerektiği gerekçesiyle, İran'a saldırı düzenlemek için İngiliz üslerinin kullanılması yönündeki ABD talebini reddetmişti.

 ABD Başkanı Donald Trump (AFP)ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Ancak Starmer, İran'ın Ortadoğu'daki İngiliz müttefiklerine saldırılar düzenlemesinin ardından tutumunu değiştirdi ve ABD'nin Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait Fairford Hava Üssü ile Hint Okyanusu'ndaki ortak ABD-İngiltere üssü Diego Garcia'yı kullanabileceğine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump, çatışmanın başlamasından bu yana Starmer'a defalarca saldırdı ve onun yeterli destek sağlamadığını söyledi.

Trump pazartesi günü, “bazı ülkelerin beni büyük ölçüde hayal kırıklığına uğrattığını” söyledi ve ardından bir zamanlar “ABD'nin en iyi müttefikleri” olarak nitelendirdiği İngiltere'yi özellikle zikretti.

Bugün yayınlanan Downing Street bildirisi, «gerginliğin acilen azaltılması ve savaşa hızlı bir çözüm bulunması» çağrısında bulundu.

İngiltere’deki kamuoyu yoklamaları, savaş konusunda yaygın bir şüphe olduğunu gösteriyor; YouGov’un yaptığı ankete katılanların yüzde 59’u, ABD-İsrail saldırılarına karşı olduklarını belirtti.


Trump neden Hark Adası'nı işgal etmek istiyor? Tahran'ı Hürmüz Boğazı'nı açmaya zorlamak

Majalla
Majalla
TT

Trump neden Hark Adası'nı işgal etmek istiyor? Tahran'ı Hürmüz Boğazı'nı açmaya zorlamak

Majalla
Majalla

Önümüzdeki günler çok önemli. Fiyatlar yükseliyor ve gemiler Körfez'den uzak duruyor. Bu sadece bölgesel bir çatışma değil; küresel enerjinin geleceği üzerine bir kumar

Körfez'deki çatışmanın çehresini değiştirebilecek bir hamleyle, istihbarat raporları ve resmi ABD açıklamaları, Başkan Donald Trump yönetiminin, Tahran rejiminin petrol can damarı olan Hark Adası'nın tam kontrolünü ele geçirmek için cesur bir amfibi operasyona hazırlandığını ortaya koyuyor.

Bu haberler, ABD güçlerinin 13-14 Mart 2026'da adada İran Devrim Muhafızları'na ait füzeler, radarlar, mayın depoları ve deniz üsleri de dahil olmak üzere 90'dan fazla askeri hedefi imha etmesinin ardından geldi.

Beyaz Saray şu anda, amfibi hücum gemileriyle desteklenen 2.500-5.000 ABD Deniz Piyadesi ile karadan işgal seçeneğini görüşüyor.

Trump, adayı “kıracağımız taç” olarak nitelendirerek şu uyarıda bulundu: “Eğer Hürmüz Boğazı'nı açmaz ve nakliyeyi engellemeyi bırakmazlarsa, tüm petrol altyapısını yok edeceğiz!”

Peki, neden özellikle Hark Adası?

Trump yönetimi, Hürmüz Boğazı'ndaki baskıyı kırmayı başaramadıktan sonra, bu küçük adayı (sadece 20 kilometrekarelik bir alan) işgal etmenin en büyük silahı olduğuna inanıyor. Bunun, İran rejimini geri adım atmaya ve dünyanın petrolünün yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmaya zorlayacak ve on yıllardan beri yaşanan en büyük küresel enerji krizine neden olan engellemeye son verecek bir “ekonomik darbe” olacağını düşünüyor.

Washington, operasyonu İran'ın gelirinin yüzde 40'ını besleyen damarı keserek “rejimin ekonomik olarak durdurulması” olarak tanımlıyor.

Avrupa Uzay Ajansı'nın Copernicus Sentinel-2 uydusu tarafından çekilen, İran'ın Hark Adası'na ait görüntü, 2 Mart 2026 (AFP)Avrupa Uzay Ajansı'nın Copernicus Sentinel-2 uydusu tarafından çekilen, İran'ın Hark Adası'na ait görüntü, 2 Mart 2026 (AFP)

Çatışma ve muazzam güç dengesizliği

Çatışma olasılığı oldukça yüksek, ancak eşitsiz. Deniz Piyadeleri ve Beşinci Filo liderliğindeki ABD kuvvetleri, ezici hava ve deniz üstünlüğüne sahip: F-35 savaş uçakları, güdümlü füze destroyerleri ve denizaltılar.

Şarku'l Avsat'ın al Majalladan aktardığı analize göre Devrim Muhafızları'nın 112. Deniz Tugayı tarafından yönetilen adadaki İran savunmasının ise sadece 500-1000 askerden oluştuğu tahmin ediliyor ve bu savunma hattı ABD saldırılarıyla ağır hasar gördü.

Ancak, İran anakarasına sadece 25 km uzaklıkta olması, Tahran'ın adayı dakikalar içinde balistik füzeler, insansız hava araçları ve gemisavar füzelerle bombalayabileceği anlamına geliyor.

Uzmanlar uyarıyor: “Burayı işgal etmek, Hürmüz Boğazı'nın tamamen kapanması veya Körfez'deki ABD üslerine asimetrik saldırılar riskiyle birlikte, minyatür bir Vietnam kabusuna dönüşebilir.”

Hark, tırmanan gerilimi sonlandırabilecek veya daha büyük bir küresel petrol savaşını ateşleyecek nokta olabilir mi? Önümüzdeki günler çok önemli, fiyatlar yükseliyor ve gemiler Körfez'den uzak duruyor

Adanın petrol açısından önemi: Rejimin hayatı buna bağlı

 Hark sadece bir ada değil, aynı zamanda İran'ın ana ihracat tesisi. İran'ın ham petrol ihracatının yüzde 94'ü buradan geçiyor (toplam 1,5-1,7 milyon varilin yaklaşık 1,5-1,55 milyon varili).

Kapasite: Günde 7 milyon varil yükleme ve 30-31 milyon varil depolama.

Son ABD saldırılarından sonra bile, İran’ın petrol ihracatı yangınlar arasında devam etti.

resim

Önemli bilgiler

Adanın Konumu: Buşehr'e 2 km uzaklıkta, 8 km uzunluğunda küçük bir mercan resifi. Tatlı su kaynakları ve bir havaalanı bulunuyor.

- İran Kuvvetleri: Yüzlerce Devrim Muhafızı, karadan havaya füzeler ve gemisavar füzeleri hasar gördü.

- Nüfus: Çoğunluğu petrol işçisi olmak üzere 8 bin sivil.

Hark, tırmanan gerilimi sonlandırabilecek veya daha büyük bir küresel petrol savaşını ateşleyecek nokta olabilir mi? Önümüzdeki günler çok önemli, fiyatlar yükseliyor ve gemiler Körfez'den uzak duruyor. Bu sadece bölgesel bir çatışma değil; küresel enerjinin geleceği üzerine bir kumar.


Hamaney ve Trump'tan meydan okuma mesajları...İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli bir saldırı düzenledi

Hamaney ve Trump'tan meydan okuma mesajları...İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli bir saldırı düzenledi
TT

Hamaney ve Trump'tan meydan okuma mesajları...İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli bir saldırı düzenledi

Hamaney ve Trump'tan meydan okuma mesajları...İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli bir saldırı düzenledi

İsrail, bu sabah İran'a yeni bir saldırı dalgası başlattı. Bu saldırılar, Başkan Donald Trump'ın İran'ın doğalgaz altyapısına yönelik saldırılarını tekrarlamaması yönündeki çağrısından bir gün sonra gerçekleşti. İran'ın bölgedeki enerji tesislerine yönelik misilleme saldırıları, yakıt fiyatlarında keskin bir artışa yol açmış ve ABD-İsrail savaşında önemli bir tırmanışa işaret etmişti.

İsrail ordusu sözcüsü bu sabah "İsrail ordusu, Tahran'ın kalbindeki İran terörist rejiminin altyapısına karşı bir dizi saldırı başlattı" dedi ancak ayrıntı vermedi.

ABD Başkanı, "İran liderliğinin ortadan kaldırılacağını" ve Tahran rejiminin "yeni liderler aradığını" teyit ederek, "İran üzerindeki etkisi kötü olacak ve bunu yakında bitireceğiz" dedi.

Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde yükselen yakıt fiyatlarından etkilenecek olan Trump, dünyanın petrol üretiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanması konusunda yardım taleplerine temkinli yanıt veren müttefiklerini korkaklıkla eleştirdi. Bununla birlikte, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan enerji altyapısına yönelik saldırıyı tekrarlamamasını istediğini söyledi.

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hamaney ise bugün yaptığı açıklamada, İran'ın İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı yürüttüğü savaşta düşmanlarına "kesin bir darbe" indirdiğini söyledi.

İran'ın Umman ve Türkiye'yi hedef alan son saldırılardan sorumlu olmadığını belirtti.