Gorbaçov, SSCB dönemindeki politikaları nedeniyle eleştirilerin hedefinde

Gorbaçov, SSCB dönemindeki politikaları nedeniyle eleştirilerin hedefinde
TT

Gorbaçov, SSCB dönemindeki politikaları nedeniyle eleştirilerin hedefinde

Gorbaçov, SSCB dönemindeki politikaları nedeniyle eleştirilerin hedefinde

Rusya da dahil tüm dünya, koronavirüs salgınının ikinci dalgası ve bunun neden olduğu ekonomik yankılar ve ağır yaşam şartları ile yüzleşiyor. Bu nedenle Sovyetler Birliği'nin (SSCB) dağılmasının ve iki kutuplu uluslararası düzenin sona ermesinin 29’uncu yıl dönümü sessiz sedasız geçti. Tüm gözler, zamanın önde gelen küresel politika yapıcılarından biri olan eski Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'a çevrildi. Gorbaçov, 29 yıl önce bugün görevinden ve yetkilerinden feragat edeceğini açıkladığında Sovyetler Birliği’nin ölüm belgesini de imzalamıştı..
Gorbaçov, 25 Aralık 1991 akşamı yaptığı bir televizyon konuşmasında devlet başkanlığı görevini bırakacağını duyurdu. Gorbaçov’un duyurusu, aynı ay peşi sıra gelen gelişmelerin ardından yaşandı. Ayın başında Sovyetler Birliği’nin Anayasa Gözetim Komitesi, "Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Kuruluş Anlaşması’nın" imzalanmasını kınamıştı. Sovyetler Birliği'ni sona erdiren ve kısaca “Belovejsk Antlaşması” olarak bilinen bu anlaşma Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya arasında imzalanmıştı. Komite temsilcileri, bazı cumhuriyetlerin diğer cumhuriyetlerin hak ve çıkarlarıyla ilgili konularda karar verme hakkına sahip olmadığını belirttiler.
Sovyetler Birliği içerisindeki tartışmaların yoğunlaşmasıyla rota hızla birliğin feshi kararının onaylanmasına çevrildi. 24 Aralık'ta, Cumhuriyeçiler Meclisi Başkanı yazar Anurbek Alimjanova Sovyetler Birliği’ni sona erdirmek için belirlenecek yasal prosedür hakkında bir karar alınması gerektiğini açıkladı.
Parçalanmış ve yetkisiz bir ülkenin başkanı olan Gorbaçov, olan biteni onaylamaktan başka bir şey yapamadı. Televizyonda yaptığı bir konuşmada görevlerini bırakacağını duyurdu. Bir kararname imzalayarak Sovyetler Birliği Silahlı Kuvvetleri Yüksek Komutanlığı görevinden istifa etti. Kremlin'den Sovyetler Birliği bayrağı indirildi ve yerine Rus bayrağı çekildi.
Sovyetler Birliği Yüksek Sovyeti’ne tabi Cumhuriyet Konseyi 26 Aralık 1991’de,  Bağımsız Devletler Topluluğu'nun kurulması nedeniyle SSCB'nin varlığının sona erdirilmesine ilişkin bildirgeyi kabul etti.
O zamandan bu yana siyasi sahnenin ön saflarında yer almayan Gorbaçov, Rusya'nın tanık olduğu tüm gelişmelerde en az görünen kişi olarak kaldı. Ancak ismi her fırsatta tekrar edilir oldu. Gorbaçov son olarak bir televizyon programında yakalandığı koronavirüsün semptomları sebebiyle zayıf düşmüş bir şekilde görüldü. Bir zamanlar dünyada değişimin seyrini başlatan, duvarları ve Avrupa Kıtası’nın iki ucu arasındaki çelik perdeyi kaldıran adam olarak kabul ediliyordu. Şimdi Moskova'da etrafı ağaçlarla çevrili ve yüksek duvarların bulunduğu, dışarıdan görülemeyen bir alanda, kocaman bir evde tek başına yaşıyor.
Gorbaçov, devlet tarafından ömür boyu kullanım için ikamet izni verilen geniş evinin oturma odasından, evinin önündeki zarif meydanda yağan karı seyrediyor. Burada basit günlük ilgi alanlarıyla dünya haberlerini takip ediyor. Salgının patlak vermesi nedeniyle ortaya çıkan “kapatma ve tecrit” haberleri bu sefer kendisini de yakından ilgilendiriyor.
“SSCB Başkanı” unvanını ilk elde eden ve birkaç ay sonra dağılmış olan devletin "ilk ve son" başkanı olan Gorbaçov, sadece koronavirüs semptomlarını ve zorunlu izolasyon koşullarını değil, aynı zamanda siyasi performansının tarihsel “incelemelerini” ve kendisine yöneltilen sert eleştirileri de takip ediyor. Gorbaçov’a yönelik bu eleştiriler Avrupa ile dünyayı bölebilecek yeni bir "Soğuk Savaş" bulutlarının etrafı kaplaması ve silahlanma yarışının ve ittifakların tekrar konuşulmaya başlaması sebebiyle yapıldı.
Rusya dışında yaşayan torunları tarafından ziyaret edilmesinin bir gün yasaklanacağı Gorbaçov'un aklına dahi gelmezdi. Kapatma ve tecrit kararları sonucunda son bir yıldır kendisini ziyaret edemediler. Bu, politikacının yaşadığı tecrit atmosferini iki kat zorlaştırdı. Eski yardımcılarından yalnızca biri Gorbaçov ile doğrudan iletişime geçebiliyor. Yardımcısı Gorbaçov'un önümüzdeki Mart ayında akrabalarının da katılımıyla 90’ıncı yaş gününü kutlamasını umduğunu ancak bu kutlamanın sanal olarak gerçekleşme ihtimalinin de bulunduğunu aktardı.
Gorbaçov, tanınmış Rus yönetmen Vitaly Mansky tarafından belgesele dönüştürülen röportajında bazen yavaş bazen belirsiz ifadelerle konuşan, sorulardan kaçan, gülen, sohbetten yorulan, konuyu değiştiren yaşlı bir kişi olarak göründü. Yönetmenin planı, kahramanın anlatacağı bir otobiyografi sunmaktı. Ancak bunu yapamadı. Gorbaçov yorgun görünüyor, özel tasarlanan bir cihaz yardımıyla evinde zar zor hareket ediyor ve ikinci kata geçmek için asansörü kullanması gerekiyor.
Bununla birlikte, belgesel önemli unsurları da yansıtıyordu. Gorbaçov, "eski Sovyet cumhuriyetlerinin halklarının kurtuluşuna" katkıda bulunmaktan gurur duymakla birlikte aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin çöküşünden pişmanlık duyan belirsiz pozisyonunu sürdürüyordu.
Gorbaçov iki durumdan birini seçmesi gerektiği fikrini inatla reddetti. Yönetmen ise bunun "ikileme henüz bir çözüm bulamayan Rus siyasetinin ve Rus tarihinin durumu" olduğunu dile getirdi.
Gorbaçov, güçlükle ve biraz kafa karışıklığıyla, mümkün olan en kısa sürede iktidarı (Rusya Devlet Başkanı Boris) Yeltsin'e nasıl devrettiğini anlatıyor. Ancak anlattıkları, iktidarının ilk zamanları, hatta selefi Leonid Brejnev dönemiyle ilgiliydi.
Kendisine ısrarla "özgür adam" diyor ve "başkalarına özgürlük tanıdıktan sonra özgürlüğü kendisi için arzuladığını" saklamıyor. Koltuğu bir özgürlük tezahürü olarak bıraktığını söylüyor.
Kafasını meşgul eden ikinci konu ise yaş, yaşlanma ve hayatın yavaşlaması... Mansky bazen bu nedenle pencerenin dışındaki hava ve siyasi iklime kayıtsız göründüğünü söylüyor. Ancak bu uzun sürmüyor. Hemen 30 yıl önceki politikalarına yönelik dile getirilen sert eleştirilerle yüzleşiyor.
Moskova, son zamanlarda Gorbaçov'un hamlelerinin Berlin Duvarı'nın çöküşüyle ve Soğuk Savaş'a bir son vermenin yolunun açılmasıyla sonuçlandığı şeklindeki yaygın tartışmalara tanık olmuştu. Bu hamlelerin Berlin Duvarı’nın yıkılmasının üzerinden iki yıl geçtikten kısa bir süre sonra, dünyadaki iki kutuplu sistemin altının oyulmasına ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasına yol açtığı öne sürüldü.
Rus siyasi çevreleri eski defterleri açtılar ve o dönemde Sovyet liderliğinin Batı ile ilişkilerinde ciddi hatalar yaptığını gösteren açıklamalar ile karşılaştılar. Söz konusu siyasi çevreler, Sovyet liderliğinin Batı'nın vaatlerini yerine getirmede "saflık" gösterdiği görüşündeler. Bu kanıya varmalarında daha önce Gorbaçov'un performansına hiç benzer bir eleştiri getirmemiş olan Devlet Başkanı Vladimir Putin'in açıklamaları etkili oldu.
Gorbaçov’un, Sovyetler Birliği çatısı altındaki ülkeleri de dahil ederek NATO’nun doğuya doğru genişleme politikası izlememesi için yazılı taahhüt talep etmemekle hata yaptığını belirten Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin açıklamasının devamında şunları söyledi:
“Sovyetler Birliği'nin Batı'dan gelen parlak vaatleri yerine getirmede ortaya koyduğu saflık, "NATO’nun" genişlemesinin ve Rusya'yı askeri olarak kuşatmak için çaba göstermesinin yolunu açtı.”
Putin’in bu görüşünü Rusya'daki birçok kişi benimsiyor. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov birkaç hafta önce gazetecilere verdiği röportajında şunları söyledi:
“Rusya (Sovyet) Avrupa'nın yeniden birleşmesinde ve duvarların yıkılmasında kilit rol oynadı ve onlar (Batı) şimdi yeni duvarlar inşa ediyorlar.”
Doğu Almanya'da ve Sovyet bloğundaki diğer ülkelerde demokratik değişimin yaşanmasından gurur duyduğunu ancak duvarın bu kadar çabuk yıkılacağını düşünmediğini belirten Gorbaçov, NATO’nun daha sonra genişleme politikası izlemeyeceğini garanti eden "yazılı bir anlaşma" talebinde bulunmamasına yönelik eleştiriyi ise kayda değer bulmadı. Gorbaçov, bu talebin o zamanlar saçma göründüğünü ve Sovyetler Birliği önderliğindeki askeri ittifakın (Varşova Paktı) miadının dolduğunun erken duyurusu anlamına geleceğini söyledi. Varşova Paktı 1991 yılının temmuz ayında resmen dağılmıştı.



ABD'de Cumhuriyetçiler ara seçimler öncesinde "triaj" modunda

2026 ara seçimlerine sadece haftalar kala Başkan Donald Trump'ın şimdiye kadarki en düşük onay oranını gören Cumhuriyetçilerin "triaj" modunda olduğu ve Demokratların Kongre'deki kazanımlarını sınırlamayı umdukları bildiriliyor (AFP)
2026 ara seçimlerine sadece haftalar kala Başkan Donald Trump'ın şimdiye kadarki en düşük onay oranını gören Cumhuriyetçilerin "triaj" modunda olduğu ve Demokratların Kongre'deki kazanımlarını sınırlamayı umdukları bildiriliyor (AFP)
TT

ABD'de Cumhuriyetçiler ara seçimler öncesinde "triaj" modunda

2026 ara seçimlerine sadece haftalar kala Başkan Donald Trump'ın şimdiye kadarki en düşük onay oranını gören Cumhuriyetçilerin "triaj" modunda olduğu ve Demokratların Kongre'deki kazanımlarını sınırlamayı umdukları bildiriliyor (AFP)
2026 ara seçimlerine sadece haftalar kala Başkan Donald Trump'ın şimdiye kadarki en düşük onay oranını gören Cumhuriyetçilerin "triaj" modunda olduğu ve Demokratların Kongre'deki kazanımlarını sınırlamayı umdukları bildiriliyor (AFP)

2026 ara seçimleri yaklaşırken Temsilciler Meclisi'ndeki Cumhuriyetçilerin "triaj moduna" geçtiği bildirildi.

CNN'in haberine göre, seçim dönemi yaklaşırken ABD Başkanı Donald Trump'ın onaylanma oranının istikrarlı olarak tarihin en düşük seviyelerinde seyretmesi, Cumhuriyetçilerde ara seçimlerdeki şanslarına dair endişe yarattı. Associated Press'in yaptığı son anketler, Trump'ın onaylanmama oranının yüzde 69 olduğunu gösteriyor.

Bunun sonucunda bazı Cumhuriyetçiler dikkatlerini Kongre'de güç kazanmaktan ziyade, kasımda görmeyi bekledikleri zararı en aza indirmeye çevirdi.

Habere göre sözkonusu "triaj modu" stratejisinin bir parçası olarak Cumhuriyetçiler, kazanılması zor görülen seçim yarışlarından maddi desteği çekiyor.

Vazgeçilmesi muhtemel görülen koltuklar arasında Iowa'da Temsilciler Meclisi Üyesi Mariannette Miller-Meeks ve New Jersey'de Tom Kean'in yarıştığı seçimlerin yanı sıra Nebraska'daki boş bir koltuğun da yer aldığı bildirildi.

CNN'in haberinden bir gün önce Semafor, Cumhuriyetçileri destekleyen Senato Liderlik Fonu'nun Kuzey Karolina'daki Cumhuriyetçi Senato adayı Michael Whatley için yürüttüğü 30 milyon dolarlık reklam kampanyasını durdurduğunu bildirdi. Habere göre kuruluş, bu parayı Kansas Senatörü Roger Marshall'ın yeniden seçilme kampanyasına aktarıyor.

CNN'e adını vermeden konuşan Cumhuriyetçi Parti liderlik danışmanına göre Cumhuriyetçiler ayrıca diğer kayıpları telafi etmeye yardımcı olabilecek şekilde hem Teksas hem de Florida'da sınırları yeniden çizilen seçim bölgelerine önemli miktarda fon aktarıyor.

Danışmanın, "Sonuçta, seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesi her iki durumda da kurtarıcı olabilir. Ya kayıpları en aza indirir ya da çoğunluğu elimizde tutmamızı sağlayan neden olur" dediği aktarıldı.

Cumhuriyetçi Parti'nin Kongre'deki liderlik kadrosunda hakim olan karamsar havaya rağmen, Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, Cumhuriyetçilerin Meclis'in kontrolünü koruyacağına "kesinlikle inanmaya devam ettiğini" söyledi.

CNN'e konuşan Cumhuriyetçiler ise aynı güveni sergilemedi. Kanalın muhabirleri Sarah Ferris ve David Wright'a, Demokratların olası çoğunluğunu en aza indirmeye odaklandığını belirtti. Birden fazla kaynak CNN'e, Demokratların üstünlüğünü 10 sandalye veya daha azıyla sınırlamayı umduklarını söyledi.

Habere göre, "Stratejilerinin artık Demokratları mümkün olan en küçük çoğunlukla sınırlamaya odaklandığını" belirttiler.

Trump bile ara seçimler öncesinde endişelerini dile getiriyor. Cumhuriyetçilerin ara seçimlerden zaferle çıkması halinde Amerikalılara 5 bin dolarlık çekler gönderme sözünü iki kez tekrarladı. Ancak Cumhuriyetçiler de dahil pek çok kişi, onun bu rüşvet vaadini gerçekten yerine getireceği konusunda şüpheci.

Perşembe günü Oklahoma'da düzenlenen mitingde Trump, kalabalığa Michigan, Teksas ve diğer yerlerdeki seçim yarışlarıyla ilgili endişe duyduğunu söyledi.

Trump konuşmasında, "Michigan için endişeliyiz. Teksas için endişeliyiz. Birkaç eyalet için endişeliyiz" dedi.

Endişesinin yaklaşık 35 veya 40 seçim yarışını kapsadığını ifade etti.

Trump, "Ancak bunu herkese duyurmalıyız çünkü o 35 yerde kazanmak zorundayız, belki de 40 yer, 40 yarış diyebilirsiniz" dedi.

Ortada çok sayıda, yüzlerce yarış var ama asıl mesele o 40 yarışta düğümleniyor.

Independent Türkçe


Beyaz Saray'ın "kamu spotları" tartışma yarattı: Tanrı Trump'ı yarattı

Trump'ın, askeri görüntülerin ve övgü dolu ifadelerin yer aldığı, vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen reklamlar ara seçimler öncesinde ülke genelinde yayımlanıyor. Reklamlar arasında "Tanrı Trump'ı yarattı" iddiasını taşıyanlar da var (Beyaz Saray)
Trump'ın, askeri görüntülerin ve övgü dolu ifadelerin yer aldığı, vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen reklamlar ara seçimler öncesinde ülke genelinde yayımlanıyor. Reklamlar arasında "Tanrı Trump'ı yarattı" iddiasını taşıyanlar da var (Beyaz Saray)
TT

Beyaz Saray'ın "kamu spotları" tartışma yarattı: Tanrı Trump'ı yarattı

Trump'ın, askeri görüntülerin ve övgü dolu ifadelerin yer aldığı, vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen reklamlar ara seçimler öncesinde ülke genelinde yayımlanıyor. Reklamlar arasında "Tanrı Trump'ı yarattı" iddiasını taşıyanlar da var (Beyaz Saray)
Trump'ın, askeri görüntülerin ve övgü dolu ifadelerin yer aldığı, vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen reklamlar ara seçimler öncesinde ülke genelinde yayımlanıyor. Reklamlar arasında "Tanrı Trump'ı yarattı" iddiasını taşıyanlar da var (Beyaz Saray)

ABD'de vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen, Başkan Donald Trump, savaş uçakları, askeri görüntüler ve övgü dolu ifadelerin yanı sıra "Tanrı Trump'ı yarattı" diye çarpıcı bir iddia içeren reklamlar yayımlanmaya başladı.

CNN, cuma günkü haberinde Trump yönetiminin "kamu spotu" diye nitelediği 13 reklamdan 12'sine ulaştığını bildirdi. Bu reklamlar, ağırlıklı olarak Trump'a ve icraatlarına odaklanan, devlet tarafından finanse edilen kampanyanın içeriğini ortaya koyuyor.

Sözkonusu tanıtım filmlerinde Trump, savaş uçakları ve başkanlık helikopteri Marine One'la birlikte görülüyor; İran'daki askeri hamleleri ve Venezuela lideri Nicolás Maduro'yu tutuklama girişimleri övülüyor; hatta Beyaz Saray bahçesinde ev sahipliği yaptığı UFC etkinliğine de yer veriliyor.

Süreleri 15 saniyeyle 3 dakika arasında değişen reklamlar, "ABD Hükümeti tarafından finanse edilmiştir" ibaresiyle sona eriyor. "Tanrı Trump'ı Yarattı" başlıklı reklam, geçen ay Dallas'ta düzenlenen Cumhuriyetçi ara seçim kongresinde gösterilmişti.

Reklamda bir dış ses, "Derin devleti sarsacak kadar güçlü kollara sahip birine ihtiyacım var. İşte bu yüzden Tanrı Trump'ı yarattı" diyor.

CNN'in ulaştığı reklamlar arasında yer almayan ancak yönetimin kasımdaki ara seçimler öncesinde kampanyayı genişletmesiyle birlikte yayımlanan bir diğer tanıtım filminin başlığı ise "Son Savaş".

Kampanya, vergi mükelleflerinin parasının kullanımı ve Trump'ın reklamlardaki baskın rolü nedeniyle eleştirilerin odağında. Eleştirenler, reklamların devlet kaynaklarının kullanımına ilişkin federal yasaları ihlal edip etmediğini sorgularken, ara seçimlere sadece haftalar kala yayımlanmaları da zamanlamaya dair endişe yaratıyor.

Bildirildiğine göre Beyaz Saray, kampanya için İç Güvenlik Bakanlığı bütçesinden 20 milyon dolar ayırdı ve yayın süresi için şimdiden en az 2,5 milyon dolar harcandı. Gelecek haftalarda daha fazla reklamın yayımlanması bekleniyor.

Trump'ın kampanyada bizzat rol aldığı ve yayımlanacak devlet destekli reklamların bazılarını şahsen seçtiği belirtiliyor. Trump'ın Beyaz Saray'daki eski iletişim direktörü Mike Dubke de yönetimin, kanalın bu görüntüleri yayımlayacağını bilerek reklamları CNN'in erişimine açmış olabileceğini, böylece Trump'a fazladan televizyon görünürlüğü sağladığını öne sürdü.

Vergi mükelleflerinin parasının kullanılması, iki partiden de yasa yapıcıların eleştirilerine yol açtı.

Cumhuriyetçi Louisiana Senatörü John Kennedy, pazar günü CBS'in "Face the Nation with Margaret Brennan" programında şunları söyledi:

Başkan Trump, Kristi Noem veya John Kennedy dahil hiçbir kamu görevlisinin, kendi reklamını yapmak için kamu parasını harcaması gerektiğini düşünmüyorum.

Temsilciler Meclisi Adalet Komitesi'nin kıdemli üyesi Demokrat Temsilci Jamie Raskin, sözkonusu reklamların "ağır suç teşkil eden bir hırsızlık ve devlet malının siyasi kampanya amacıyla kendi çıkarına kullanılması" olabileceğini ifade etti. Raskin'in iddia niteliğindeki bu açıklaması, kesinleşmiş bir hukuki tespiti yansıtmıyor.

Beyaz Saray kampanyayı savundu ve bu hafta The Independent'a yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

Bu kamu spotları Amerikalılara ülkelerini sevmeyi ve onu yurtiçinde, sınırlarımızda ve yurtdışında savunmaya değer kılan şeylerin neler olduğunu hatırlatmayı amaçlıyor.

Beyaz Saray ayrıca, "Reklam eğitici nitelikte ve açıkça vatansever bir duruş sergiliyor. Ülkemizle gurur duymalıyız" açıklamasında bulundu.

Independent Türkçe


Etiyopya hükümet güçleri Tigray'ın başkenti Mekele'nin kontrolünü yeniden ele geçirdi

Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)
Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)
TT

Etiyopya hükümet güçleri Tigray'ın başkenti Mekele'nin kontrolünü yeniden ele geçirdi

Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)
Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)

Reuters'a konuşan kaynaklar, bugün (pazar) Etiyopya hükümet güçleri ile hükümet yanlısı müttefik milislerin, kuzeydeki Tigray bölgesinin başkenti Mekele'nin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini bildirdi. Bu gelişme, kuzey bölgesini yöneten muhalif ittifak açısından büyük bir gerileme olarak değerlendiriliyor.

Muhalif ittifaka liderlik eden Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), Facebook üzerinden yayımladığı açıklamada başkentten çekildiğini duyurdu. Açıklamada, bölgesel hükümetin "geçici olarak Mekele'den taşınacağı ve başka bir yerden faaliyet göstereceği" belirtildi.

Hükümet yanlısı Tigray Barış Güçleri adlı milis grubuna yakın bir kaynak, milis güçlerinin dün (cumartesi) öğleden sonra Mekele kent merkezine girdiğini ve ardından Etiyopya ordusunun kente ulaştığını söyledi.

Bir yardım kuruluşu yetkilisi ile Mekele'de yaşayan bir kişi de kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla kentin hükümet güçlerinin kontrolüne geçtiğini doğruladı. Etiyopya Başbakanlık Ofisi, Reuters'ın konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi.

Washington'dan itidal çağrısı

Bu gelişmelerin ardından ABD, Etiyopya'nın kuzeyindeki Tigray bölgesindeki isyan nedeniyle komşu ülkeleri isyancıları desteklemekle suçladığı Afrika Boynuzu'nda itidal ve diyalog çağrısında bulundu. Eritre, Mısır, Somali liderleri ile Sudan ordusu komutanının gelişmelerin gölgesinde pazar günü Mısır'da bir araya gelmesi bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, "Etiyopya ile Eritre arasındaki artan sınır gerilimleri tüm bölgeyi etkileyebilir. Afrika Boynuzu yeni bir askeri çatışmayı ve insani krizi kaldıramaz" ifadelerini kullandı.

Bakanlık açıklamasında ayrıca "Etiyopya ve Eritre'yi komşularının egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye, azami itidal sergilemeye ve diyaloğa dönmeye güçlü biçimde çağırıyoruz" denildi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ise bugün yaptığı açıklamada ülkesinin Afrika ülkelerinin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleyi reddeden ve devletlerin egemenliğine, birlik ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini savunan tutumunu yineledi. Sisi, bu ilkelerin kıtanın istikrarı açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

Sisi, Mısır'ın New Alamein kentinde düzenlenen Afrika Birliği ile bölgesel ekonomik toplulukların 8. Yıl Ortası Koordinasyon Toplantısı'nın açılış oturumunda yaptığı konuşmada, "Mısır, devletlerimiz arasındaki ilişkilerin karşılıklı saygı ve iyi komşuluk, diyalog ve istişare temelinde yürütülmesi gerektiğini; tek taraflı politikalar veya dar çıkarlar temelinde hareket edilmemesi gerektiğini teyit ediyor" dedi.

Etiyopya, Eritre, Mısır ve Sudan ordusunu Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ni desteklemekle suçluyor.

Buna karşılık Etiyopya da 2023'ten bu yana Sudan ordusuyla savaşan Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) desteklemekle suçlanıyor.

Etiyopya ile Mısır arasındaki ilişkiler, Addis Ababa'nın Nil Nehri üzerinde Nahda Barajı'nı inşa etmesi nedeniyle zaten gergin. Kahire ayrıca son aylarda Eritre ile ilişkilerini güçlendirdi.

Somali ise 1991'de bağımsızlığını ilan eden Somaliland ile Addis Ababa arasındaki yakınlaşmadan endişe duyuyor.

"Düşmanca eylemler ve şiddet" suçlaması

Etiyopya cuma günü Eritre'yi "düşmanca eylemler ve şiddet" gerçekleştirmekle suçladı. Addis Ababa, perşembe günü 10 Eritreli diplomatı sınır dışı etmiş ve Asmara'daki büyükelçiliğini kapatmıştı. Eritre ise buna karşılık "tüm diplomatik ilişkileri keseceğini" açıkladı.

Etiyopya ayrıca Mısırlı diplomat Ahmed Mahrem Ahmed'i istenmeyen kişi ilan ederek Addis Ababa'daki Mısır Büyükelçiliğine diplomata ülkeyi 48 saat içinde terk etmesi gerektiğini bildirdi. Etiyopya yönetimi bu kararın gerekçesini açıklamadı. Mısır da karşılıklılık ilkesi uyarınca Kahire'deki Etiyopyalı bir diplomatı istenmeyen kişi ilan ederek ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre verdi.

Birkaç saat önce ise gözlemcilere göre insansız hava araçları tarafından gerçekleştirilen saldırılarda Addis Ababa'daki iki askeri tesis hedef alındı. Saldırılar, uzun bir aradan sonra başkentteki askeri hedeflere yönelik ilk saldırı oldu.

Etiyopya'nın kuzeyinde 23 Eylül'den bu yana Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin Afar ve Amhara bölgelerine yönelik saldırılarının ardından şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Gelişmeler, 2020-2022 yılları arasında ülkenin kuzeyinde yaşanan ve yaklaşık 600 bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açan yıkıcı iç savaşın yeniden başlamasına ilişkin endişeleri artırdı.