Bağdat’ın uzun gecesi Kazımi ile Asaib Ehl’il-Hak arasında varılan uzlaşıyla sona erdi

Başbakan gerekirse yüzleşmeye hazır olduklarını ifade ederken uzlaşıyla ilgili anlaşmazlık yaşanıyor

Başbakan Kazımi, başkent Bağdat'ın Rusafa bölgesi ve Karh yakasında gece turuna çıktı (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Kazımi, başkent Bağdat'ın Rusafa bölgesi ve Karh yakasında gece turuna çıktı (Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat’ın uzun gecesi Kazımi ile Asaib Ehl’il-Hak arasında varılan uzlaşıyla sona erdi

Başbakan Kazımi, başkent Bağdat'ın Rusafa bölgesi ve Karh yakasında gece turuna çıktı (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Kazımi, başkent Bağdat'ın Rusafa bölgesi ve Karh yakasında gece turuna çıktı (Başbakanlık Basın Ofisi)

Sosyal medya siteleri cuma gecesi Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi ile Kays el-Hazali’nin liderliğindeki Asayib Ehlil Hak arasında yeni bir anlaşmazlık gibi görünen gelişmeler sonrası hareketlendi. Başbakan Kazımi, göreve gelişinin ilk günlerinde Hizbullah Tugayları (Ketaib Hizbullah - KH) ile yüzleşmiş, KH üyelerine yönelik bir operasyon gerçekleştirmişti. Ancak operasyon Şii siyasi evi içinden arabulucular aracılığıyla varılan bir uzlaşıyla sona erdiğinden, Kazımi'nin söz konusu gruplarla ilk yüzleşmesinde bir aksilik yaşandığı izlenimi verdi. Cumartesi akşamı düzenlenen operasyon ise, güvenlik birimlerinin performansının yanı sıra bu kez devletin prestijini yeniden inşa etme açısından krizle başa çıkma konusunda daha güç bir hedef gibi görünen Kazımi’nin performansındaki bir iyileşmeyi temsil ediyordu.
Asaib Ehli’l Hak, liderleri aracılığıyla bir üyesinin Yeşil Bölge’deki ABD’nin Bağdat Büyükelçiliğini hedef alan, ancak bir eve düşerek aynı aileden 7 kişinin ölümüne neden olan füze saldırısı gerçekleştirdiği şüphesiyle gözaltına alınması nedeniyle kendini savundu. Üyesinin gözaltına alınmasını ‘kötü niyetli bir suçlama’ olarak değerlendiren Asaib Ehli’l Hak, söz konusu kişinin füzenin fırlatılması olayıyla bir bağlantısı olmadığını öne sürdü. Bununla birlikte ortaya çıkan bir belge, gözaltına alınan kişinin, Başbakan Kazımi’nin Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla Haşdi Şabi (Halk Seferberlik) Güçleri’yle güvenlik anlaşmasının imzalanması sırasında orada bulunanlardan biri olduğuna işaret etti. Şarku’l Avsat’a konuşan Başbakana yakın bir kaynak, ‘gözaltına alınan kişinin henüz hiçbir tarafa teslim edilmediğini, hakkındaki suçlamalardan dolayı yetkili makamlarca soruşturmaya tabi tutulduğunu ve bu nedenle konuya ilişkin kararın yargı tarafından verileceğini’ söyledi.
Öte yandan Başbakan Kazımi, Bağdat’ta gövde gösterisinde bulunan Asaib Ehli’l Hak Hareketi’nin bu adımına karşılık soğuk bir gecede Bağdat sokaklarında dolaştığı görüntüler yayınlandı.  Kazımi'nin Bağdat’ın zengin mahallelerinden biri olan el-Mansur’da gezerken, çevresinde toplanan onlarca vatandaşla fotoğraf çektirdiği görülen görüntülerin yayınlandığı turda Kazımi ayrıca Bağdat'ın kuzeyindeki el-Kazımiye semtindeki İmam el-Kazım Türbesi’ni ziyaret etti.
Kazımi bu kez bir uzlaşıya varmadan önce ‘yüzleşmeye hazır’ gibi görünüyordu. Twitter hesabından yaptığı açıklamada Kazımi, “Irak'ın güvenliği boynumuzun borcudur.  Irak’ın güvenliğine yönelik olumsuz girişimlere boyun eğmeyeceğiz. Halkın güvenlik güçleri ve orduya yasa dışı hareket edenler nedeniyle zedelenen güvenini yeniden kazanmak için sessizce çalıştık. Ülkenin absürt maceraya sürüklenmemesi için sükunet çağrısı yaptık. Ancak gerektiğinde karşı karşıya gelmeye hazırız” ifadelerini kullandı.
Açıklamada, olası gelişmelere karşı terörle mücadele birimleri ve özel kuvvetlerin Bağdat'ın farklı bölgelerine konuşlandırıldığı ve arabulucuların iki taraf arasında istişarelere başladıkları bir dönemde verilen güçlü ve açık bir mesaj gibi görünüyordu.
Konuya ilişkin Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Nahrain Üniversitesi Ulusal Güvenlik Profesörü ve Akkad Stratejik İşler ve Gelecek Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Hüseyin Allavi, “Irak yönetiminin ruhunda toplumun devlet çatısı altında yaşama arzusunu aktarmaya yönelik bir değişiklik var. Bunun temel nedenlerinden biri, yasaları uygulamak ve Irak'ı ABD ile İran arasındaki çatışma sahası haline gelmesini engellemektir. Ülkede devletin kontrol dışındaki silahlarla ve özellikle ABD-İran çatışması çerçevesinde ABD karşıtı bölgesel gündeme uyum ile ilgili büyük bir sorun var. Irak hükümeti, topraklarımızın ABD’ye ait yerlere karşı bir füze platformu olarak kullanılmasını önlemek için çalışıyor. İran ise müzakere dosyasını nükleer dosyası üzerinden taşımak için ABD’ye ait yerlerin hedef alınması gerektiğine inanıyor. İran, ABD’de yönetimin geçişi sürecinde silahlı grupları terk etse de bu durum Biden'ın çatışmayla ilgili ABD tutumundan vazgeçmedikten sonra pek uzun sürmeyecektir” şeklinde konuştu.
Bağdat'ın bu kez aldığı tedbirlere değinen Allavi, “Irak hükümetinin attığı adım, bu kez Irak'ı yoğun ve karmaşık bir çatışmadan geri tutma ve yasayı uygulama konusunda etkili oldu. Bu durum ABD’nin Irak’taki çıkarlarına yönelik füze saldırılarını durdurma konusunda Irak hükümetinin yaşadığı eski utançları sona erdirdi” ifadelerini kullandı.
Başbakan Kazımi’nin Bağdat sokaklarındaki turu ile ilgili olarak ise Allavi, “Kazımi, sokağa çıkarak aynı anda birden fazla mesaj göndermeyi hedefledi ve bu mesajlar yerlerine ulaşmış gibi görünüyor” dedi.
Öte yandan (Şii milis gücü) Asaib Ehli'l Hak Hareketi lideri Kays el-Hazali, hareketin devlet, kurumlarına ve hukuka bağlılığını teyit etti. Hazali Twitter hesabından yaptığı açıklamada, ‘Haşdi Şabi üyelerinden birinin kötü niyetli bir suçlamayla gözaltına alınmasından kaynaklanan olayların akıl ve bilgelikle ele alındığını’ söyledi. Hazali tweetinde, “Devlete ve kurumlarına bağlıyız. Diplomatik misyonları hedeflemeyerek ülkenin prestijini korurken Amerikan askerlerinin varlığına son verilmesi talebini teyit ediyoruz” yazdı.
Diğer yandan Irak Ortak Operasyon Komutanlığı, başkent Bağdat'ın güvende olduğunu ve Komutanlığın roketatarları takip ederek istihbarat edinme çalışmalarını yoğunlaştırdığını açıkladı. Ortak Operasyonlar Komutanlığı Sözcüsü General Tahsin Hafeci düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Ortak Operasyon Komutanlığı, Bağdat Harekat Komutanlığı ve beraberindeki diğer birimler aracılığıyla başkent Bağdat’ın güvenliğini sağlama kabiliyetine sahiptir. Bağdat Harekat Komutanlığı ile Savunma ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı birimler, başkent Bağdat’ta konuşlular ve çok çalışıyorlar. Ayrıca, Haşdi Şabi birimleri ve Milli Güvenlik Bakanlığı birimleri ile istihbarat ve diğer güvenlik kurumları, yüksek verimlilik ve yeteneklerle başkentte faaliyet göstermektedir” ifadelerini kullandı.



Sudan’daki çatışma bölgesel bir savaşa mı dönüşüyor?

 Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)
Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Sudan’daki çatışma bölgesel bir savaşa mı dönüşüyor?

 Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)
Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan savaşının bölgesel bir çatışmaya dönüşebileceğine ilişkin endişeler, artık yalnızca gözlemcilerin dile getirdiği değerlendirmeler olmaktan çıktı. Sudan ile Çad arasında sınır ötesi karşılıklı saldırı ve suçlamalara, Etiyopya sınırı yakınlarındaki kaygı verici askeri hareketlilik de eşlik ediyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, söz konusu endişeleri Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne taşıyarak, bu gelişmelerin çatışmayı körükleyebileceği ve komşu ülkelerin savaşa daha derin şekilde dahil olma riskini artırabileceği uyarısında bulundu.

ABD’nin bu uyarılarının temelsiz olmadığı görülüyor. Zira Washington’ın askeri hareketlilikleri, silah ve insansız hava araçlarının (İHA) sevkiyat güzergâhlarını ve sınır aşan ağları takip etmesine olanak sağlayan geniş istihbarat kapasitesini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu nedenle uyarı düzeyinin BM Güvenlik Konseyi’ne taşınması, ABD’nin, yönetim dayandığı bilgilerin tamamını kamuoyuna açıklamamış olsa da gerçek ve giderek büyüyen risklerin bulunduğu yönünde değerlendirmeler yaptığını gösteriyor.

Bu uyarı, Çad toprakları içinde bir askeri saldırı düzenlendiğine ilişkin haberlerin ardından Boulos’un Çad Devlet Başkanı Muhammed İdris Debi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesiyle daha da güçlendi. Boulos, iki tarafın, ‘Sudan’daki savaşın sınırların ötesine taşınarak daha fazla tırmanmayı körüklemesi ve bölgesel barış ile istikrarı tehdit etmesinden derin endişe duyduğunu’ belirterek, çatışmanın taraflarına yönelik dış desteğin sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Omdurman’ın batısında Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan unsurlar, 19 Ağustos 2026 (AFP)
Omdurman’ın batısında Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan unsurlar, 19 Ağustos 2026 (AFP)

Savaşın başlamasının üzerinden üç yılı aşkın süre geçmesine rağmen çatışma artık yalnızca ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki iç mücadele olmaktan çıktı. Çatışmaların Çad ve Etiyopya sınırındaki bölgelere taşınması ve gelişmiş silahların kullanımının yaygınlaşmasıyla Sudan, komşu ülkelerin hesaplarının yanı sıra bölgesel ve uluslararası güçlerin çıkarlarının da iç içe geçtiği bir çatışmanın merkezine dönüştü.

Genişleyen uluslararasılaşma

Savaşın uluslararası bir boyut kazandığına ilişkin göstergeler, BM Sudan Uluslararası Gerçekleri Araştırma Misyonu’nun, silah ve askeri teknolojilerin yanı sıra yabancı savaşçıların ve dış tedarik ağlarının çatışmanın uzamasına ve tarafların kapasitesinin güçlenmesine katkıda bulunduğunu açıklamasıyla daha da belirginleşti. Misyon, kişi, kuruluş ve devletlerle bağlantılı sınır aşan bir ağdan söz ederek, bu ağın HDK’ye silah, askeri teçhizat, lojistik destek ve yabancı unsurlar sağladığını belirtti. Söz konusu ülkeler ise suçlamaları reddederek tarafsızlık ilkesine bağlı olduklarını ve barış çabalarını desteklediklerini vurguladı. Misyon, orduya yönelik dış desteğin kaynaklarına ilişkin soruşturmasının ise henüz ilk aşamada olduğunu bildirdi.

Sudanlı araştırmacı ve Confluence Advisory Direktörü Kholood Khair geçtiğimiz nisan ayında Financial Times’a yaptığı açıklamada, savaşın ‘Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Sahel bölgesine yayıldığını’ belirterek, Sudan’ın yedi komşusu arasında çatışmanın etkilerinden veya hesaplarından tamamen uzak olan hiçbir ülke bulunmadığını söyledi. Uluslararası Kriz Grubu (ICG) Afrika Boynuzu Projesi Direktörü Alan Boswell de savaşın artık bölgeyi böldüğünü ve çevre ülkelerin iki savaşan taraf etrafında daha fazla kutuplaşmasına yol açtığını belirtiyor. Boswell, Çad ve Güney Sudan’ın savaşın sonuçlarına en fazla maruz kalabilecek ülkeler olduğunu, Etiyopya’nın yanı sıra Somali’deki gerilimlerin de yakından izlenmesi gerektiğini ifade ederek, çatışmanın sürmesinin bölgeyi ‘şiddet sarmalına’ sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor.

 Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)
Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)

Öte yandan Stratejik Araştırma ve Çalışmalar Merkezi’nde kriz yönetimi ve müzakere uzmanı olan Tümgeneral Emin İsmail Meczub, çatışmanın Sudan ile komşu ülkeler arasında doğrudan bir askeri savaşa dönüşmesini ihtimal dışı gördü. Meczub, en olası senaryonun mali ve askeri desteğin sürdürülmesi, paralı askerler ve silahlı gruplardan yararlanılması yoluyla ‘vekâlet savaşının’ tırmanması ve bunun savaşın uzamasına yol açması olduğunu belirtti. Meczub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hartum’un Çad ve Etiyopya’ya yönelik suçlamalarının, Sudan makamlarına göre Afrika Birliği (AfB), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan kanıtlara dayandığını söyledi. Ayrıca, HDK’ye destek sağlanmasında bazı üs ve havalimanlarının kullanıldığına ilişkin raporlara da dikkat çekti.

Meczub, söz konusu tarafların dolaylı destekten açık askeri müdahaleye geçmesinin, Sudan’ın bölgesel müttefiklerini de ülkeye destek vermeye itebileceğini ve bu durumda çatışmanın Afrika Boynuzu ile Sahra Altı Afrika’yı kapsayacak şekilde genişleyebileceğini belirtti. Ancak bu senaryoyu reddeden Meczub, “Bu gerçekleşmeyecek” dedi. Bölge ülkelerinin kapsamlı bir bölgesel savaşın çıkmasını istemediğini vurguladı. Bununla birlikte çatışmanın etkilerinin komşu ülkelerde görülmeye başladığına dikkat çeken Meczub, Çad’da muhalif grupların seslerinin yükseldiğini ve bu grupların, kendilerinin ifadesiyle, HDK’ye bağlı Arap gruplara verilen desteğe karşı çıktığını belirtti.

Sudan ordusundan emekli Tümgeneral Kemal İsmail ise bölgesel çıkarların kesişmesinin çatışmayı giderek Sudan sınırlarının dışına taşıdığını belirterek uyarıda bulundu. İsmail, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Çatışmanın Sudan’ın içinden bölgeye yayılacağı konusunda defalarca uyarıda bulunduk. Göstergeler bu yönde ilerliyor” dedi. Çatışma alanının genişlemesinin daha kapsamlı bir iç savaşa yol açabileceğini ve zaten karmaşık olan tabloyu daha da içinden çıkılmaz hale getirebileceğini ifade etti. İsmail, çıkar çatışmasının tırmanmasının, bazı bölgesel aktörleri kendi çıkarlarını koruma gerekçesiyle doğrudan müdahaleye yöneltebileceğini belirterek, “Savaş ne kadar uzarsa, taraflar savaşın gidişatını kontrol etme veya onu durdurma kabiliyetini o kadar yitirir” uyarısında bulundu. İsmail, Sudanlılara çatışmaları sona erdirmek ve ülkeden geriye kalanları korumak için birlik olma çağrısı yaptı.

Etiyopya ve Çad

Operasyonların Etiyopya sınırı yakınındaki Mavi Nil eyaletine taşınması, en kaygı verici gelişmelerden birini oluşturuyor. Yale Üniversitesi’ne bağlı İnsani Araştırmalar Laboratuvarı, uydu görüntüleri ve açık kaynaklardan elde edilen bilgilerin analizine dayanan raporlarında, Etiyopya Savunma Kuvvetleri’ne ait Assosa’daki bir üs içerisinde tugay büyüklüğünde bir askeri gücün toplandığını ve bunun HDK’nin faaliyetleriyle bağlantılı olduğunu belirtti. Assosa, Mavi Nil Nehri’ne ve Kurmuk kentine yakınlığı nedeniyle önem taşıyor. Bu nedenle bölgede savaşla bağlantılı herhangi bir askeri varlığın bulunması, eğer doğrulanırsa, yeni bir sınır cephesinin oluşmasına zemin hazırlayabilir.

Batıda ise Çad, Darfur’la olan uzun sınırı ve sınırın iki tarafındaki aşiret bağları nedeniyle krizin merkezinde yer alıyor. Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın, Encemine’yi HDK’ye sağlanan desteğin kolaylaştırılmasına yardımcı olmakla suçlamasının ardından gerilim tırmandı. Çad ise silahların sevkiyatı için topraklarının veya havalimanlarının kullanıldığını reddediyor. Eski ABD’li yetkili ve Sudan uzmanı Cameron Hudson, Çad topraklarındaki saldırıların sonuçlarının artık yalnızca sahadaki gelişmelerle sınırlı kalmadığını, diplomatik bir karşılaşmaya dönüştüğünü belirtiyor.

Savaştan etkilenen ülkeler

Güney Sudan, savaşın sonuçlarına en fazla maruz kalabilecek ülke olabilir. Zira ülke ekonomisi, petrolün Sudan’daki tesis ve limanlar üzerinden ihraç edilmesine dayanıyor. Ayrıca çatışmaların başlamasından bu yana Sudanlılar ile ülkelerine dönen Güney Sudanlılardan oluşan 1 milyondan fazla kişiyi kabul etti. Petrol ihracatının durması veya çatışmaların sınıra taşınması, Cuba’daki kırılgan istikrarı tehdit edebilir.

Sudan’la doğrudan sınırı bulunmayan Kenya ise siyasi kutuplaşmanın, finansman ağlarının ve savaşçı hareketliliğinin yayılmasının yanı sıra ticaretin sekteye uğraması riskiyle karşı karşıya. Ayrıca Nairobi’nin önemli bir dayanağını oluşturduğu IGAD’ın bölgedeki rolünün zarar görmesi de söz konusu olabilir.

Uganda da Güney Sudan üzerinden benzer risklerle karşı karşıya. Cuba’da yaşanabilecek yeni bir patlama, ülkeye yönelik yeni bir sığınmacı dalgasına yol açabilir. Uganda hâlihazırda Güney Sudan’dan 1 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapıyor. Böylece savaşın etkileri, düzenli ordular sınırları geçmeden Sudan’dan Güney Sudan’a, oradan da Uganda ve Kenya’ya yayılabilir.

Mısır ise mülteciler, güney sınırının güvenliği, Nil suları ve Etiyopya ile bölgesel dengeler açısından çeşitli sonuçlarla karşı karşıya. Eritre ise istikrarsızlığın doğu Sudan’a ve Kızıldeniz kıyılarına yayılmasından endişe ediyor. IGAD İcra Sekreteri Workneh Gebeyehu, barış ve güvenlik alanındaki sorunların artık tek bir ülke veya kurumun tek başına mücadele edemeyeceği kadar iç içe geçtiğini belirterek Sudan’ı askeri çatışma, insani felaket, kurumsal çözülme, bölgesel yayılma ve jeopolitik rekabetin bir araya geldiği en açık örneklerden biri olarak nitelendirdi.

Sudan savaşı henüz tam anlamıyla bölgesel bir savaşa dönüşmüş değil. Ancak uzun zaman önce iç çatışmanın sınırlarını aştı. Halkalar giderek birbirine bağlanırken gelecekte sorulacak soru artık “Savaş bölgeye yayılacak mı?” olmayacak; asıl soru şu olacak: “Yayılma başladı mı?”


Irak: Tişrin Hareketi mağdur aileleri Bedir Örgütü liderine dava açmaya hazırlanıyor

Hadi el-Amiri (Irak Haber Ajansı)
Hadi el-Amiri (Irak Haber Ajansı)
TT

Irak: Tişrin Hareketi mağdur aileleri Bedir Örgütü liderine dava açmaya hazırlanıyor

Hadi el-Amiri (Irak Haber Ajansı)
Hadi el-Amiri (Irak Haber Ajansı)

Irak’ta dün, 2019’da yaşanan ve “Tişrin Hareketi” olarak bilinen protestoların mağdur ailelerinin, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri’nin birkaç gün önce yaptığı açıklamalar nedeniyle dava açmaya hazırlandığı bildirildi. El-Amiri, o yılın ekim ayında siyasi sisteme karşı başlayan gösterilerin bastırılmasına silahlı grupların katılımıyla ilgili konuşmuş ve olayları “Tişrin fitnesi” olarak nitelendirmişti.

El-Amiri’nin sözleri büyük tepki toplarken, onlarca mağdur ailesi, protestolara katıldıkları sırada güvenlik güçleriyle yaşanan çatışmalarda çocuklarının öldüğünü veya yaralandığını kanıtlayan belgeleri tamamlamaya başladı. Ailelerin, Bedir liderinin açıklamaları üzerine mahkemelere sunulacak dava dosyasına bu belgeleri eklemesi bekleniyor.

Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, sözlerine ilişkin yapılan yorumlara henüz cevap vermedi. Ancak Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın Şii bir siyasetçi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, el-Amiri’nin sözlerinin “kendisinin de amaçladığı üzere, kritik bir dönemde silahlı grupların tutumunu savunma niteliğinde” olduğunu ifade etti.


İsrail Başbakanı Netanyahu Gazze Şeridi’nde “pilot bölgeler” önerdi

İsrail ordusu dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'un doğusunda bulunan binaları yıktı (AP)
İsrail ordusu dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'un doğusunda bulunan binaları yıktı (AP)
TT

İsrail Başbakanı Netanyahu Gazze Şeridi’nde “pilot bölgeler” önerdi

İsrail ordusu dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'un doğusunda bulunan binaları yıktı (AP)
İsrail ordusu dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'un doğusunda bulunan binaları yıktı (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz, orduya Güney Lübnan’daki “pilot bölgeler” modelinin Gazze Şeridi’ne uygulanmasına ilişkin bir plan hazırlaması talimatı verdi. Bu girişim, Tel Aviv’de tartışmalara yol açtı. Bazıları bunu ABD Başkanı Donald Trump’ın planının uygulanmasında ilerleme sağlanmasına yönelik ciddi bir öneri olarak değerlendirirken, bazıları ise daha fazla oyalamaya yönelik yeni bir oyun olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktadığına göre fikir, İsrail ordusunun konuşlanmadığı ve “sarı hat”ın dışında kalan bölgelerin belirlenmesini öngörüyor. Buna göre uluslararası güçler bu bölgelere girerek silahlı yapıların altyapısının dağıtılması ve alternatif bir yönetim mekanizmasının kurulması için çalışma yürütecek.

Buna karşılık İsrail, bu bölgeleri izleme ve güvenlik açısından kontrol altında tutma kapasitesini koruyacak.

Şüpheciler ise modelin Gazze’de uygulanmasının daha büyük zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Özellikle sivil ve güvenlik yönetimini üstlenmesi konusunda üzerinde uzlaşılmış bir Filistinli aktörün bulunmaması, planın önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.