Libya’da Türkiye’nin Hafter güçlerine karşı harekete geçmesi beklentileri var

LUO ve UMH arasında yeni bir tutuklu takası gerçekleşti

Milli Savunma Bakanı Akar’ın, Türkiye’nin UMH güçlerine verdiği desteği teyit etmek için geçtiğimiz cumartesi günü gerçekleştirdiği Trablus ziyaretinden bir kare (AP)
Milli Savunma Bakanı Akar’ın, Türkiye’nin UMH güçlerine verdiği desteği teyit etmek için geçtiğimiz cumartesi günü gerçekleştirdiği Trablus ziyaretinden bir kare (AP)
TT

Libya’da Türkiye’nin Hafter güçlerine karşı harekete geçmesi beklentileri var

Milli Savunma Bakanı Akar’ın, Türkiye’nin UMH güçlerine verdiği desteği teyit etmek için geçtiğimiz cumartesi günü gerçekleştirdiği Trablus ziyaretinden bir kare (AP)
Milli Savunma Bakanı Akar’ın, Türkiye’nin UMH güçlerine verdiği desteği teyit etmek için geçtiğimiz cumartesi günü gerçekleştirdiği Trablus ziyaretinden bir kare (AP)

Dün haber kaynaklarının Fayiz es-Serrac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti'ni (UMH) destekleyen Türkiye’nin, ABD'nin müzakerelerin başarısı üzerine yeni bir ‘ateşkes’ vurgusunda bulunduğu sırada önümüzdeki birkaç gün içinde Halife Hafter liderliğinde Libya Ulusal Ordusu’na (LUO) karşı askeri olarak harekete geçme olasılığına ilişkin açıklamalarda bulunmalarının ardından uluslararası toplum, Libya'da çatışan taraflar arasında yeni bir savaşın patlak vermesini önlemek için zamana karşı yarışıyor gibi görünüyor.
Türkiye’nin Sirte ve Cufra bölgesinde LUO’ya ait bölgelere karşı bölgesel bir çatışmanın başlangıcı olabilecek bir operasyon başlatmak niyetinde olduğuna dikkat çeken kaynakların açıklamaları, ‘yeni bir çatışmanın birkaç gün içerisinde başlayabileceğini’ ortaya koydu.
Yorum yapmaları için telefonla ulaşılmaya çalışılan hiçbir LUO veya UMH yetkilisi, iletişim kurma girişimlerine yanıt vermezken LUO'ya bağlı Ahlaki Rehberlik İdaresi Başkanı Tuğgeneral Halid el-Mahcub, Türk güçlerini Libya'nın batı bölgesini işgal etmekle suçladı. Mahcub dün yaptığı açıklamada, Türkiye’nin siyasi çözüm çabalarını engellemeye ve Müslüman Kardeşler’e (İhvan) destek vermeye çalıştığını söyledi.
ABD, Libya’da ateşkesin sağlanması talepleri ve Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu’nun (UNSMIL) Libya’da siyasi diyalogu yeniden başlatma çabaları ortasında, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun dün Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile Rusya'nın Soçi kentinde yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında yaptığı “Başka bir ülkenin ya da herhangi bir kişinin, buna Hafter dahil, ‘Türkiye (Libya’dan) ayrılsın’ deme hakkı yoktur. Yönetimler değişir ama devletlerde devamlılık vardır. İmzalanan anlaşmalar devam ettiği sürece bu böyledir” şeklindeki açıklaması sonrası Türkiye, yeni bir çatışmanın patlak verebileceği hipotezini güçlendirdi.
Bu açıklamalar, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait iki askeri kargo uçağının Libya’nın batısındaki el-Vatiyye Hava Üssü de dahil olmak üzere UMH güçlerine ait noktalara iniş yaptıklarının izlemesinin ardından geldi. Gözlemcilere göre söz konusu uçakların, Türkiye’nin geçtiğimiz günlerde Libya'ya daha fazla silah sevkiyatı yapmak üzere açtığı hava köprüsünden Hawk füze bataryaları ve iki adet 3D radar sistemini taşıması, askeri gerilimi artıracak bir adım.
UNSMIL Genel Sekreter Vekili Stephanie Williams’ın katıldığı, Libya Siyasi Diyalog Forumu Hukuk Komitesi tarafından pazartesi akşamı gerçekleştirilen ikinci sanal toplantıda, seçimlerin yapılması için gerekli olan yasal kurallar ele alındı.
UNSMIL tarafından yapılan açıklamada, Libya Ulusal Yüksek Seçim Komisyonu Başkanı Dr. İmad es-Sayih’in toplantıya katıldığı belirtildi. Önümüzdeki yıl 24 Aralık’ta yapılması planlanan seçimlerin düzenlenmesi için gerekli teknik hazırlıklar kapsamında, önümüzdeki dönemde onaylanacak seçim mevzuatına göre Ulusal Yüksek Seçim Komisyonu’nun kapasitesinin artırılmasına yönelik prosedürleri gözden geçirdi.
UMH ve doğudaki paralel hükümetin de katılımıyla Libya'da yeni yürütme otoritesinin seçilmesine yönelik mekanizmaların oluşturulması amacıyla Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun toplantılarını yeniden başlatmak isteyen UNSMIL bugün, forumun 75 üyesine siyasi süreçteki gelişmeleri, diyalogdaki son gelişmeleri ve atılacak adımları tartışmak için yeni bir sanal toplantı yapılması çağrısının yer aldığı bir mesaj gönderdi.
Öte yandan pazartesi günü Libya Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri ile ABD’nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland arasında online toplantı gerçekleşti.  Mişri ve Norland, diyalog sürecinin nihayetinde kalıcı bir istikrarın sağlanacağını, başkanlık ve parlamento seçimlerinin yapılmasının önün açacağı ve mevcut bölünmeyi sona erdireceği konusunda fikir birliğine vardılar.
Mişri, Norland ile ele aldıkları dosyaların çoğunda aralarında fikir birliği olduğunu belirtirken Norland’ın ülkesinin siyasi diyalog sürecinin başarısı ve Libya'da ateşkesin istikrara kavuşturulması konusundaki arzusunu teyit ettiğini aktardı.
Sahadaki gelişmelere gelince UMH’ye yakın yerel basın kuruluşları, LUO’yu Sirte'ye askeri yığınak yapmaya devam etmekle ve askeri takviyelerde bulunmakla suçladı. Buna karşın Sirte Belediye Meclisi dün, Mareşal Hafter tarafından Sirtelilere ücretsiz olarak temel ihtiyaçların yer aldığı bir konvoyun gönderildiğini açıkladı.
Belediye Meclisi’nden yapılan açıklamada, şehrin temel ve acil ihtiyaçları karşılamak için gönderilen konvoyda 70 adet tıbbi malzeme taşıyan kamyon ile yakıt, gıda malzemeleri, gaz ve ilaç yüklü 100 kamyonun yer aldığı belirtildi. Açıklamada ayrıca konvoyu karşılamak için Sirte şehrinin doğu girişinde Sirteliler ile güvenlik ve askeri yetkililerin katıldığı bir tören düzenlendiği aktarıldı.
Siyasi çekişmeler devam ederken 5+5 Ortak Askeri Komisyon görüşmeleri çerçevesinde LUO ile UMH güçleri arasında yeni bir tutuklu takası gerçekleşti.
Yerel basında yer alan haberlere göre 5+5 Ortak Askeri Komite Üyesi Albay Mustafa Yahya, pazartesi akşamı Libya’nın güneybatısındaki eş-Şuveyrif bölgesinde, Misrata ve eş-Şuveyrif’in ileri gelenlerin huzurunda altı tutuklunun takasının yapıldığını duyurdu.
Böylece LUO'nun geçtiğimiz yıl başkent Trablus'u kontrolü altına almak için UMH güçlerine karşı başlattığı savaşın sona ermesinden bu yana, iki taraf arasında ikinci kez tutuklu takası gerçekleşirken geçtiğimiz hafta aynı bölgede 48 tutuklunun takası yapılmıştı.



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.