Şam ile Tel Aviv, İran ve milislerini Suriye’den çıkarmak için Rusya garantörlüğünde toplantı düzenledihttps://turkish.aawsat.com/home/article/2748461/%C5%9Fam-ile-tel-aviv-i%CC%87ran-ve-milislerini-suriye%E2%80%99den-%C3%A7%C4%B1karmak-i%C3%A7in-rusya
Şam ile Tel Aviv, İran ve milislerini Suriye’den çıkarmak için Rusya garantörlüğünde toplantı düzenledi
Hmeymim Hava Üssü’ndeki Rus uçakları (Arşiv – Reuters)
Suriye’deki Rus Hmeymim Hava Üssü’nün geçen ay İsrail ve Suriyeli yetkililerin toplantısına ev sahipliği yaptığı bildirildi. Tel Aviv’in toplantıda İran ve milislerinin Suriye’den çıkarılmasını talep ettiği belirtildi. Şam ve Tel Aviv bu toplantı hakkında resmi bir açıklama yapmadı.
Suriye merkezli Cüsur Araştırmalar Merkezi’nin bugün detayları yayınlanacak rapora göre, Hmeymim’deki toplantıya Suriye tarafından Ulusal Güvenlik Büro Başkanı Tümgeneral Ali Memluk ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Bessam Hasan katılırken, İsrail tarafında eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot ve eski Mossad yetkilisi General Ari Ben-Menashe yer aldı. Suriye’deki Rus Hava Kuvvetleri Komutanı Alexander Yuryevich Chaiko da toplantıda hazır bulundu.
Rapora göre, Suriye heyeti İran ve milislerini ülkeden çıkarmak için şu taleplerde bulundu:
- Suriye’nin Arap Birliği’ne dönmesinin kolaylaştırılması.
- İran’ın biriken borçlarını ödemesi için Şam’a mali yardımlar yapılması.
- Suriye’ye uygulanan Batı yaptırımlarını kaldırılması.
İsrail heyeti ise taleplerini şöyle sıraladı:
- İran, Hizbullah ve İran’ın desteklediği milislerin tamamının Suriye’den çıkarılması.
- Muhalifleri de kapsayacak bir hükümetin kurulması.
- Askeri ve güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılması.
- Ordudan ayrılan komutanların güvence verilerek geri dönüşlerinin sağlanması.
Toplantının sonunda tarafların herhangi bir anlaşma imzalamadığı belirtilen raporda, “Fakat toplantı, Rusya’nın ilerleme kaydettiği ve 2021’de önemli bir genişlemeye tanık olması beklenen bir yolun başlangıcını oluşturuyor. Zira Moskova, rejim ve İsrail arasında doğrudan ilişki kurmanın, rejim için bir can simidi olacağını ve rejimin Suriye’deki siyasi meşruiyetine uluslararası bir destek almasını mümkün kılacağını düşünüyor” ifadelerine yer verildi.
Rusya ve ABD, 2018’in ortalarında, Washington’un Suriye muhalefetini desteklemekten vazgeçmesini, rejim güçlerinin Suriye’nin güneyine yeniden konuşlanmasını ve Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü’nün (UNDOF) Golan Tepeleri’ne dönmesini öngören bir anlaşma imzaladı.
Raporda, “İsrail ile barış, rejim açısından diplomatik ve ekonomik ambargodan çıkış için mükemmel bir çözüm” ifadesi kullanıldı.
Raporun devamında şunlar kaydedildi:
“İran, rejimin kendisini uluslararası sisteme geri döndürecek ve İran ile Rusya’nın zincirlerinden kurtulmasına yardımcı olacak bir çıkış aradığının farkında. Bu nedenle Tahran rejimin çabalarını engellemeye çalışıyor ve bu yönelimi koordine eden Rusya’nın çabalarını da daha önce engellemişti.”
İsrail, Salı gecesi ABD’nin desteğiyle Suriye’nin güney ve kuzey bölgelerindeki İran mevzilerine en şiddetli hava saldırıları düzenledi. İsrail ordusu yayınladığı yıllık raporda, İran’ın Suriye’de konuşlanmasını engellemek amacıyla 2020 boyunca Suriye’deki 50 hedefe hava saldırısı düzenlediğini ve 500’ün üzerinde güdümlü füze ve mermi fırlattığını duyurdu. İsrail’in yaptığı hamlelere bakılırsa, Tel Aviv, Donald Trump yönetiminin görev süresinin bitmesine iki gün kala, Tahran ile nükleer programı konusunda müzakere etme niyetinde olan Joe Biden yönetiminin görevi devralmaya hazırlanırken “yeni kurallar” koymak istediğini ifade etmek için hızlı hareket etti.
Aralık 2024'te Kuneytra kırsalındaki Cebata el-Haşab beldesine İsrail güçlerinin düzenlediği kara harekâtı. (AFP)
Suriye'nin Kuneytra kırsalındaki birçok bölgede İsrail askerlerinin yerel halka yönelik baskılarında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. İsrail askerleri, ana yollara üçten fazla aracın konvoy halinde geçişini yasaklayan ve bu kurala uymayanların hedef alınacağı tehdidini içeren uyarı tabelaları yerleştirdi. Daha önce İsrail güçlerinin bölgeye girmesi, kontrol noktaları kurması, yoldan geçenleri araması ve sivilleri gözaltına alması gibi uygulamalar öne çıkıyordu.
Ana yoldaki araç trafiğinde şimdilik bir değişiklik yaşanmazken, bölge halkı birçok noktadaki uyarı tabelalarını sökerek parçaladı. Ancak bu gelişme, İsrail'in baskılarını artırmasıyla birlikte kasaba ve köylerinden zorla göç ettirilme ihtimaline ilişkin endişeleri daha da artırdı.
Suriye'nin Kuneytra kırsalına yerleştirilen ve üçten fazla aracın birlikte geçişini yasaklayan İsrail uyarı tabelası. (Deraa24)
Kuneytra kırsalının orta kesimindeki Medinet es-Selam kentinden yerel bir kaynak Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bölge sakinlerinin İsrail askerleri tarafından pazar günü yerleştirilen uyarı tabelalarını birden fazla noktada parçaladığını bildirdi. Bu noktalardan birinin Batı Samdaniye beldesi olduğu belirtildi.
Tabelalar, Hamidiye, Batı Samdaniye, Resm er-Revadi ve yıkılmış Kuneytra dâhil birçok kasaba ve köyü birbirine bağlayan ana yol üzerine yerleştirildi.
Uyarı tabelalarında, bölge halkının üçten fazla aracın bulunduğu konvoylarla seyahat etmemesi gerektiği belirtilirken, yasağa uymayanlara İsrail ordusunun karşılık vereceği tehdidinde bulunuldu.
Kaynak, söz konusu tabelaların yerleştirilmesinin ardından kasaba ve köyler arasındaki olağan araç trafiğinde herhangi bir değişiklik yaşanmadığını vurguladı. Yolun zaten sakin olduğunu belirten kaynak, uzun araç konvoylarının yalnızca düğün ve nişan gibi özel günlerde, gelin almaya veya gelin götürmeye yönelik geçişlerde görüldüğünü ifade etti.
Suriye'nin orta Kuneytra kırsalındaki Hamidiye yakınlarında İsrail ordusu tarafından yerleştirilen uyarı tabelası. (Deraa24)
Kaynağa göre, İsrail'in halk arasında korku yaratmayı ve yaşam hayatı zorlaştırmayı amaçlayan yeni uygulamaları, bölge sakinlerinin zorunlu göçe maruz kalabileceklerine ilişkin kaygılarını artırdı.
Kaynak, “İşgal güçlerinin ihlalleri daha önce bölgeye girme, kontrol noktaları kurma, arama yapma ve topraklara el koymayı kapsıyordu. Şimdi ise uyarı tabelaları ve halka yönelik tehditler eklendi. İnsanlar, önümüzdeki günlerde durumun daha da kötüleşebileceği endişesini taşıyor” ifadelerini kullandı.
Kaynak, Kuneytra kırsalındaki halkın ortak görüşünün, yaşananların artık kabul edilemez boyutlara ulaştığı yönünde olduğunu belirterek, “Herkes şu soruyu soruyor: Hükümet, uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler, İsrail'in yaptıkları karşısında nerede?”
Bölge sakinlerinin, savaşa yol açabilecek girişimlerde bulunarak yeni Suriye yönetimini zor durumda bırakmak istemediğini kaydeden kaynak, özellikle ülkenin güneyindeki Dera ilinde halka itidal çağrısı yapıldığını söyledi. Yetkililerin, sorunun hükümetin sürdürdüğü yoğun diplomatik girişimlerle çözülmesi gerektiğini anlattığını ifade etti.
Şeyh Dağı eteklerinde, Kuneytra'nın kuzey kırsalındaki Hadar beldesi. (Deraa24)
Kuneytra'nın kuzey kırsalındaki hatta da İsrail askerlerinin bölge halkına benzer uyarılarda bulunduğu bildirildi.
Şeyh Dağı eteklerinde bulunan ve nüfusunun çoğunluğunu Dürzilerin oluşturduğu Hader beldesinden yerel bir kaynak, İsrail askerlerinin halkı, beldenin kuzeyindeki “İstiraha” ile “Kurs en-Nefel” arasındaki bölgede saat 18.00'den sonra bulunmamaları konusunda uyardığını söyledi. Bölgede İsrail ordusuna ait bir askerî noktanın da bulunduğu belirtildi.
Kaynak, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, uyarının muhtemelen İsrail askerî noktasına yönelik olası saldırı endişesinden kaynaklandığını öne sürdü. Söz konusu bölgede motosiklet trafiğinin genellikle yoğun olduğunu da ifade etti.
İsrail ordusunun, Beşşar Esed yönetiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinin hemen ardından Golan Tepeleri'nin Suriye tarafındaki tampon bölgeye girdiği ve bölgenin geniş kesimlerine yayıldığı biliniyor. Bu adım, 1974 yılında imzalanan Ateşkes Anlaşması'nın açık ihlali olarak değerlendiriliyor.
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, cumartesi günü 22. Manama Diyaloğu Konferansı kapsamında düzenlenen bölgesel güvenliğin temel unsurlarına ilişkin oturumda yaptığı konuşmada, İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırılarına dikkat çekti.
Şeybani, “Topraklarımız iki yıldan kısa bir süre içinde binden fazla İsrail saldırısına maruz kaldı ve bu saldırılarda onlarca kişi hayatını kaybetti. Suriye'nin egemenliği her gün ihlal edilirken ve hedef alınırken, sınırların kontrol altına alınması ve silahların sınırlandırılması talebi nasıl tutarlı olabilir?” dedi.
Şeybani, İsrail'in Suriye topraklarına yönelik tekrarlanan saldırılarını kınayarak, 8 Aralık 2024 öncesindeki hatlara dönülmesi ve 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın yeniden uygulanması çağrısını yineledi.
Libya’nın batısındaki milis güçlerini dağıtma girişimleri neden bu kadar karmaşık hale geliyor?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5336941-libya%E2%80%99n%C4%B1n-bat%C4%B1s%C4%B1ndaki-milis-g%C3%BC%C3%A7lerini-da%C4%9F%C4%B1tma-giri%C5%9Fimleri-neden-bu-kadar
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçen ay Misrata ve Zaviye’den gelen aşiret ve milis liderleriyle yaptığı görüşmede (UBH)
Libya’nın batısındaki milis güçlerini dağıtma girişimleri neden bu kadar karmaşık hale geliyor?
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçen ay Misrata ve Zaviye’den gelen aşiret ve milis liderleriyle yaptığı görüşmede (UBH)
Libya’nın batısında milislerin yayılmasının üzerinden 15 yılı aşkın süre geçmesine rağmen, bu grupları dağıtma ve nüfuzlarını sona erdirme girişimleri, yalnızca silahların toplanması veya belirli oluşumların lağvedilmesinden çok daha karmaşık bir denklemle karşı karşıya. Art arda gelen Libya hükümetleri, bu grupların çok sayıda mensubunu devlet kurumlarına entegre etmeyi ve onlara resmî finansman kaynakları sağlamayı başardı. Ancak bu grupların birçoğunun karar alma süreçleri üzerindeki bağımsızlığını sona erdiremedi.
Güvenlik meselesinin Libya’nın batısındaki birçok kentte adeta bir ‘kısır döngüye’ dönüşmesiyle birlikte, milislerin dağıtılmasının sahadaki gelişmelerin gerisinde kalmış ve artık ‘geri dönülemez’ bir aşamaya girmiş bir hedef olup olmadığı ya da bu grupların nüfuzlarının hâlâ yeniden düzenlenip kontrol altına alınarak nihayetinde sona erdirilip erdirilemeyeceği sorusu gündeme geliyor.
Zaviye kenti, silahlı gruplar arasında tekrarlanan çatışmalar nedeniyle bu açmazın belirgin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu durum, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’yi geçen ay silahlı grupların liderleriyle iki ayrı görüşme yapmaya yöneltti. Dibeybe, çatışmaların ‘derhal ve kesin olarak’ durdurulması ve askerî disipline bağlı kalınması çağrısında bulundu.
Gözlemcilere göre Dibeybe’nin Zaviye’deki gruplarla ilişkisi, Libya’nın batısındaki diğer kentlerde de olduğu gibi, karşılıklı çıkarlara dayalı pragmatik bir yaklaşımı yansıtıyor. Hükümeti, bu gruplardan bazılarının askerî gücünden yararlanırken karşılığında mensuplarını ve liderlerini devlet kurumlarına entegre etti, ayrıca onlara destek ve resmî koruma sağladı.
Ancak gözlemciler, hükümetin çıkarlarının milislerin hesaplarıyla çatışması veya nüfuz ve kaynaklar üzerindeki rekabetin yeniden alevlenmesi durumunda bu uzlaşının bozulabileceğini vurguluyor. Bu durum, grupları kontrol altına alma politikasının sınırlarını ve söz konusu oluşumları sisteme dahil etme aşamasından dağıtma aşamasına geçmenin zorluğunu ortaya koyuyor.
Libya Güvenlik ve Askerî Araştırmalar Merkezi, Libya’nın batısındaki milislerin henüz ‘geri dönülemez’ bir aşamaya girdiği görüşünde değil. Bununla birlikte merkez, temel sorunun bu grupların ‘halihazırda devlet sistemine dahil olmuş ve ekonomik, siyasi, askerî ve güvenlik kurumlarında varlık göstermeye başlamış’ olmasından kaynaklandığına dikkat çekiyor.
Merkezin Direktörü Şerif Buferde, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu oluşumların mensuplarından bazılarının ‘güvenlik veya askerî kurumlara katılarak ve devletten maaş alarak resmî meşruiyet kazandığını’ belirtti.
Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından (AFP)
Buvferde’ye göre bu iç içe geçmiş ilişkiler, meselenin çözümünü daha da zorlaştırdı. Milisler artık devletten tamamen ayrı yapılar olmaktan çıkıp bazı durumlarda devletin kurumsal yapısının, çıkarlarının ve ekonomik ağlarının bir parçası haline geldi.
Güvenlik meseleleri uzmanı araştırmacı İbrahim el-Usayfir, sorunun yalnızca silahların meşrulaştırılmasıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda bölünmüşlük yıllarında ve art arda gelen hükümetler döneminde oluşan ‘nüfuz ve çıkar ağları ile yerel bağlantılardan’ kaynaklandığını düşünüyor.
Bu nedenle UBH’nin son yıllardaki politikası, bazı silahlı grupları kontrol altına almak, diğerleriyle ise mücadele etmek arasında gidip geldi. Bunlar arasında Trablus’taki İstikrarı Destekleme ve Caydırıcılık birimleri de bulunuyor. Ancak bu yaklaşım, silahlı güçlerin güvenlik ve siyaset sahnesindeki rolünü sona erdiremedi.
El-Usayfir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, devletin son yıllarda bu oluşumların büyük bir bölümünü kontrol altına almayı ve bazılarını resmî kurumlara bağlamayı başardığını belirtti. Ancak bunun, tüm grupların karar alma ve silah kullanma konusundaki bağımsızlığını sona erdirmeye henüz yetmediğini vurguladı.
El-Usayfir ayrıca, hükümetin milis liderleriyle yaptığı görüşmelerin, son olarak Zaviye’de gerçekleştirilen toplantının da, ‘kontrol altına alma, gerilimin tırmanmasını önleme ve istikrarı koruma’ politikasını yansıttığını ifade etti. Ancak bu yaklaşımın, ‘birleşik bir güvenlik ve askerî kurum inşa etmenin yerini kalıcı olarak tutamayacağını’ dile getirdi.
Geçen ay Misrata’da düzenlenen bir buluşmada Zaviyeli milis liderleri (UBH)
Dibeybe, bir yılı aşkın süre önce Zaviye’de ‘kaçakçılık çeteleri’ olarak nitelendirdiği gruplara karşı askerî operasyon başlatmış, ancak operasyon belirgin bir sonuç alınamadan sona ermişti. Dibeybe daha sonra gerilimi azaltma politikasına geri dönerek silahlı gruplarla iletişim kanallarını açtı. Buna rağmen geçen temmuz ayında yeniden milislerin dağıtılması konusunu gündeme getirdi.
Dış faktör de bu tablonun dışında değil. Buferde, “Uluslararası aktörler, sahadaki çıkarları doğrultusunda bazı silahlı oluşumlarla ilişki kuruyor” dedi. Zaviye ve Trablus’un batısında faaliyet gösteren ve ‘insan ve göçmen kaçakçılığı yapan’ gruplara işaret etti.
Bununla birlikte Buferde, milislerin kalıcı bir fiilî duruma dönüşeceği ihtimalini düşük görüyor. Bu görüşünü, Trablus Devrimcileri ve el-Ka’ka gibi daha önceki silahlı oluşumların faaliyetlerinin sona ermesiyle ve Mayıs 2025’te lideri Abdulgani el-Kekli’nin öldürülmesinin ardından İstikrarı Destekleme Birimi’nin rolünün sınırlandırılmasıyla destekliyor. Buferde’ye göre birçok silahlı oluşumun kendi liderlerine bağlı olması, ‘liderin kaybedilmesini, söz konusu oluşumun dağılmasına yol açabilecek bir faktör hâline getiriyor.’
UBH’ye bağlı unsurlar, Trablus’ta güvenliği güçlendirme operasyonu düzenledi. (Reuters)
Buna karşılık el-Usayfir, bu grupların dağıtılması için yeni bir askerî çatışmaya ihtiyaç olmadığını, bunun yerine ‘yeniden yapılandırma ve entegrasyonu’ kapsayan, finansman kaynaklarını ve güvenlik alanındaki karar alma süreçlerini denetim altına alan kademeli bir sürecin gerekli olduğunu düşünüyor. Yalnızca güç kullanımına dayalı bir yaklaşımın ‘sorunun başka bir biçimde yeniden ortaya çıkmasına yol açabileceği’ uyarısında bulunuyor.
El-Usayfir, silahlı grupların ‘bağımsız güç merkezlerinden devletin bir parçasına’ dönüştürülmesini öneriyor. Bunun için silah taşıyan kişileri ‘tek bir yasa ve tek bir komuta altında’ tek bir resmî kurum bünyesinde birleştirecek açık bir projenin hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Buferde ise bu grupların nüfuzunun dağıtılabilmesi için kendilerine sağlanan resmî desteğin kaldırılması, kamu kaynaklarından sağlanan finansmanın kesilmesi, denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi ve suçlarla ilgili soruşturmaların yürütülmesi gerektiğini savunuyor. Ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) aracılığıyla uluslararası toplumun devreye girmesi ve süreci engelleyenlere yaptırım uygulanması gerektiğini ifade ediyor.
Arap ülkelerinden İsrail'in Somaliland'daki “ilerleyişine” tepkihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5336929-arap-%C3%BClkelerinden-i%CC%87srailin-somalilanddaki-%E2%80%9Cilerleyi%C5%9Fine%E2%80%9D-tepki
İsrail'in Somaliland'daki büyükelçisi, güvenlik bölgesinin başkanlık makamında güven mektubunu sunarken. (Somaliland Başkanlık Ofisi)
Kahire:Hişam el-Meyani
TT
Kahire:Hişam el-Meyani
TT
Arap ülkelerinden İsrail'in Somaliland'daki “ilerleyişine” tepki
İsrail'in Somaliland'daki büyükelçisi, güvenlik bölgesinin başkanlık makamında güven mektubunu sunarken. (Somaliland Başkanlık Ofisi)
İsrail'in Somaliland bölgesine büyükelçi atadığını açıklaması Arap ülkelerinin tepkisine yol açtı. Mısır, söz konusu adımı kesin bir dille reddederek bunun “herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını ve Afrika Boynuzu'ndaki güvenliği zayıflatacağını” belirtirken, Arap Birliği dün yayımladığı açıklamada Aden Körfezi açıklarında İsrail'in askerî ve siyasi nüfuzunu artırma girişimlerine karşı uyarıda bulundu.
İsrail'in Somaliland büyükelçisi Michael Lotem, geçen hafta başkent Hargeisa'daki başkanlık sarayında, İsrail'in büyükelçi olarak atadığı ismi tanıtan güven mektubunu ayrılıkçı bölgenin lideri Abdurrahman Muhammed Abdullah'a (Cirro) sundu. İbranice yayın yapan medya kuruluşları, bu adımın iki taraf arasındaki diplomatik ilişkileri güçlendirdiğini bildirdi.
İsrail merkezli i24NEWS internet sitesine göre güven mektubunun sunulduğu tören kapsamında, bölgede gelecekte açılması planlanan İsrail büyükelçiliğinin temel atma töreni de gerçekleştirildi.
Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Nadir Zeki Şarku'l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, “Mısır, Somali Federal Cumhuriyeti'nin birliğini ve egemenliğini desteklemektedir. Bu egemenliği zedeleyecek bir fiilî durum dayatma girişimlerinin Afrika Boynuzu'nda güvenlik ve istikrar üzerinde sonuçları olacağı görüşündedir” dedi.
Zeki, “Mısır, Somali topraklarının bütünlüğünü hedef alan tek taraflı adımlar veya uygulamalar atan ya da uluslararası hukuk kuralları ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarıyla çelişen hukuka aykırı bir fiilî durumu pekiştirmeye çalışan her türlü girişimi kınamaktadır. Bu tür uygulamaların geçersiz olduğunu ve hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağını vurgulamaktadır” ifadelerini kullandı.
Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil Fehmi de İsrail'in büyükelçi atama ve Somaliland'da büyükelçilik açma niyetini kınadı. Fehmi dün yayımladığı resmî açıklamada, söz konusu iki adımın “Somali Federal Cumhuriyeti'nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün açık bir ihlali olduğunu, ülkenin kuzeyindeki mevcut yönetimle çeşitli düzenlemeler kurmaya yönelik Arap ve uluslararası düzeyde reddedilen ve kınanan girişimlerin devamı niteliği taşıdığını” belirtti.
Fehmi, Somali'nin bölünmesi ve halk arasındaki anlaşmazlıkların Aden Körfezi karşısında İsrail'in askerî ve siyasi nüfuzunu artırmak amacıyla kullanılmasına karşı uyarıda bulundu.
Mısır Cumhurbaşkanı, daha önce Kahire'de düzenlenen bir görüşmede Somalili mevkidaşıyla birlikte. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Arap Birliği açıklamasında, “Bu hukuka aykırı uygulamalar, Somaliland bölgesinin Somali Federal Cumhuriyeti'nin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğini değiştirmemektedir” denildi. Birlik, Somali devletinin ulusal egemenliği dışında bölge yönetimiyle resmî veya yarı resmî herhangi bir ilişki kurulmasına karşı olduğunu yineledi.
Arap Birliği Konseyi, daha önce 28 Aralık 2025'te olağanüstü toplantısında ve Eylül 2026'daki olağan oturumunda, Somali'yi bölmeye yönelik İsrail girişimlerini reddettiğini ve kınadığını açıklamıştı.
Birlik, dün yaptığı açıklamasında Somali Federal Cumhuriyeti ile tam dayanışma içinde olduğunu ve meşru kurumlarını desteklediğini vurgulayarak, söz konusu girişimlerin Afrika Boynuzu, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde güvenlik ve istikrar üzerindeki olası sonuçlarına dikkat çekti.
İsrail, geçen nisan ayında Lotem'i Somaliland büyükelçisi olarak atadığını duyurmuştu. Bu karar, Somali'nin yanı sıra aralarında 15 ülkenin ve Arap Birliği'nin de bulunduğu Arap ve İslam ülkelerinden geniş çaplı tepki ve kınama açıklamalarına neden olmdu. Mogadişu ve Arap başkentleri, kararı Somali'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlali, Afrika Boynuzu ve Babülmendeb Boğazı'nın güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendirmişti.
Büyükelçi ataması, İsrail'in Aralık 2025'te Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak resmen tanıyan Birleşmiş Milletler üyesi ilk ülke olmasının ardından geldi. Ayrılıkçı bölge yönetimi de geçen şubat ayında Muhammed Haci'yi İsrail büyükelçisi olarak atadığını açıkladı. Bu gelişmeleri üst düzey ziyaretler ve temsilciliklerin açılması izlemiş, bölge yönetimi daha sonra İsrail'deki büyükelçiliğini işgal altındaki Kudüs'te açmayı planladığını duyurmuştu. Bu karar da Arap ve İslam ülkelerinin tepkisine yol açtı.
Gözlemcilere göre İsrail, bu adımı Afrika Boynuzu'ndaki ve Aden Körfezi kıyılarındaki stratejik nüfuzunu genişletmek için bir fırsat olarak görüyor. Buna karşılık Somaliland yönetiminin de uluslararası alanda daha fazla tanınma çabalarına destek kazanmayı hedeflediği değerlendiriliyor.
Afrika işleri uzmanı Dr. Rafat Mahmud, İsrail büyükelçisinin Somaliland'da güven mektubunu sunması ve büyükelçilik binasının temelinin atılmasının, “Mısır ve Arap ülkelerinin ulusal güvenliğini doğrudan ilgilendiren tehlikeli bir jeopolitik gelişme” olduğunu söyledi.
Mahmud, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Kahire'nin İsrail'in Somaliland'daki nüfuzunu genişletme girişimine karşı üç yönde hareket edebileceğini öngördü.
İlk yolun kesin diplomatik ret ve Somali'nin birliğini savunmak olduğunu belirten Mahmud, Mısır'ın Somali'nin toprak bütünlüğüne ilişkin ilkesel tutumunu güçlendirmesi ve Somaliland'ın bağımsız bir devlet olarak tanınmasına yönelik her türlü girişimi bölgesel ve uluslararası platformlarda açıkça reddetmesi gerektiğini ifade etti.
İkinci yolun, Mogadişu'daki merkezi hükümete yönelik askerî ve güvenlik desteğinin artırılması olduğunu kaydeden Mahmud, askerî iş birliğinin hızlandırılması, Somali Federal Hükümeti'ne daha fazla askerî teçhizat sağlanması ve Somali ordusunun ülke genelinde egemenlik kurabilecek kapasiteye ulaştırılması gerektiğini belirtti.
Üçüncü yolun ise Eritre ve Cibuti gibi bu gelişmeden kaygı duyan bölge ülkeleriyle koordinasyon sağlanması olduğunu ifade eden Mahmud, ayrıca Arap-Türk iş birliğinin devreye sokularak diplomatik ve ekonomik baskı yoluyla bu tanınmanın yayılmasının önlenebileceğini söyledi.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanımasının ve Kızıldeniz'in girişinde varlık göstermeye yönelik girişimlerinin ardından Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca uyarılarda bulunmuştu.
Sisi, geçen şubat ayında Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud'un Mısır ziyareti sırasında düzenlenen ortak basın toplantısında, Somali'nin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdü çerçevesinde ülkedeki barış gücü misyonuna asker göndermeye devam edeceklerini açıkladı.
Mısır, Aralık 2024'ün sonunda Somali'deki Afrika Birliği barış gücü misyonuna asker katkısında bulunacağını duyurmuştu.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة