Filistin seçimleri, Dahlan’la kardeş Abbas’ı yakınlaşmaya itiyor

Fetih Hareketi’ne göre, Demokratik Reform Akımı lideri Muhammed Dahlan ile ilgili mesele siyasi bir uzlaşı meselesi değil, tamamen ona karşı açılan adli davalarla ve yargı ile ilgili bir meseledir.

(Solda )Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Sağda) Demokratik Reform Akımı lideri Muhammed Dahlan (Reuters_Arşiv)
(Solda )Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Sağda) Demokratik Reform Akımı lideri Muhammed Dahlan (Reuters_Arşiv)
TT

Filistin seçimleri, Dahlan’la kardeş Abbas’ı yakınlaşmaya itiyor

(Solda )Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Sağda) Demokratik Reform Akımı lideri Muhammed Dahlan (Reuters_Arşiv)
(Solda )Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Sağda) Demokratik Reform Akımı lideri Muhammed Dahlan (Reuters_Arşiv)

İzzeddin Ebu Ayşe
Filistin’de önümüzdeki dönemde yapılması planlanan seçimler, Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile Demokratik Reform Akımı lideri (Fetih Hareketi'nden ihraç edilen) Muhammed Dahlan arasında yaşanan anlaşmazlıkların ardından Fetih Hareketi’nin yeniden bir araya gelmesi için zemin hazırlayacak gibi görünüyor. Fetih Hareketi’nin bir kolu olan Demokratik Reform Akımı’nın önde gelen isimleri, Fetih'in Merkez Komitesi’ne hareket içinde uzlaşı sağlanması ve hareketin yeniden birleşmesi çağrısında bulundular.
Muhammed Dahlan liderliğindeki Demokratik Reform Akımı’nın lider kadrosunun çağrısı, seçimlere güçlü bir şekilde girmek ve Filistin davasının karşı karşıya olduğu tehlikelerle birlikte mücadele etmek için Abbas'la ile Dahlan arasındaki anlaşmazlıkların üstesinden gelinmesi şartına ve demokrasiye dayalı şeffaf bir siyasi sistem kurmaya çalışmak ilkesine dayanıyor.

Son çağrı
Demokratik Reform Akımı Halkla İlişkiler Sorumlusu Cevdet Ebu Ramazan, bunun Abbas’a yaptıkları son çağrı olduğunu belirterek, hareketin bileşenlerini bir araya getirilmesi talebiyle eşdeğer bir çağrı olduğunun altını çizdi. Ebu Ramazan, “Biz bu çağrıyı, Fetih Hareketi’ni yeniden birleştirmeye ve örgütlemeye dayalı temel bir strateji çerçevesinde yaptık. Ebu Mazen (Mahmud Abbas) ile siyasi anlaşmazlıkların ortaya çıkışından bu yana bunun üzerinde çalışıyoruz” dedi.
Başta Abbas olmak üzere Fetih Hareketi’nin önde gelen isimleri, özellikle Merkez Komitesi üyelerinin Gazze Şeridi'ndeki Demokratik Reform Akımı liderleriyle bir araya gelmesi ve görüşmede ortak bir eylem üzerinde tartışmaların yapılmasıyla bu teklifi kabul ediyor gibi görünüyorlar.
Ebu Ramazan, Fetih Hareketi içinde uzlaşıya varılması çağrısının Filistin davasının karşı karşıya olduğu siyasi riskleri ele almak için harekete ve Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) yeniden güç kazandıracağına ve Abbas'ın bu çağrıya cevap vermesi gerektiğine inanıyor. Çünkü Ebu Ramazan’a göre Abbas’ın Gazze sakinlerine ve çalışanlarına yaptırımlar uygulaması nedeniyle Fetih Hareketi’nin seçimler başarısız olabileceği endişelerine karşın Demokratik Reform Hareketi’nin Gazze Şeridi'nde geniş bir destekçi kitlesi olması, bu birleşmeyi gerekli kılıyor.
Aslında bu çağrı, Fetih Hareketi’nin bir kolu olan Demokratik Reform Akımı’nın ikinci numarası Semir el-Meşheravi gibi akımın üst düzey liderleri tarafından yapıldı. Gözlemciler, Meşheravi’nin Dahlan’ın talimatıyla Filistin ve FKÖ’nün çıkarına gibi göstermeye çalışarak bu çağrıyı yaptığını vurguladılar.
Çağrı metninde, “Kardeş Ebu Mazen’in başkanlığındaki Merkez Komite üyelerine, hareketi birleştiren bir koalisyonla geçmişte yaşanan anlaşmazlıkların üstesinden gelmek ve uzlaşı sağlamak için harekete geçmeye çağırıyoruz. Çünkü birlikten Filistin, ulusal birlik ve hareket için güç doğar” ifadeleri yer aldı.

Abbas kardeş
Çağrı metninde Dahlan liderliğindeki akımın Mahmud Abbas’a kur yaptığı çok açık. Çünkü akımın önde gelen isimleri Abbas’tan ‘kardeş’ olarak bahsediyor. Bu ifade, Fetih Hareketi tüzüğüne göre hareket üyelerinin birbirine seslendiği örgütsel bir ifadedir.
Öte yandan Fetih Hareketi Sözcüsü Hüseyin Hamayel, “Dahlan'la olan meselenin bir siyasi uzlaşı meselesi değil, tamamen ona karşı açılan adli davalarla ve yargı ile ilgili bir meseledir. Bunun Başkan Abbas'la uzlaşıya yönelik siyasi çabalarla hiçbir ilgisi yoktur. Dahlan taraftarları bunu iyi anlamalıdır” açıklamasında bulundu.
Ebu Ramazan ise bu çağrının, önümüzdeki süreçte yapılması planlanan üç seçimin başkanlık kararnamesiyle belirlenen tarihinin yakınlaşmasıyla yapıldığını ve Demokratik Reform Akımı’nın Fetih Hareketi listelerinde yer almaya çalıştığını gizlemedi. Ebu Ramazan, “Başkanlık kararnamesi yayınlanmasının ardından Abbas’a, önümüzdeki seçimlere birlikte girilmesi amacıyla Fetih Hareketi içinde uzlaşıya varılması çağrısı yapıldı” dedi.

Uzlaşı için arabulucular devrede
Hamayel, yapılması planlanan seçimler için adaylık başvurularının yasalara tabi olduğunu ve adaylık başvurusu yapan kişinin seçimlerde aday olabileceğini, ancak Filistin Anayasası’nın hakkında açılmış bir dava veya suçlama olanların adaylık başvurusu yapmasını engellediğini söyledi.
Edinilen bilgilere göre Dahlan’ın lideri olduğu akım, Arap arabulucuların müdahalesinden sonra, Filistin davasının önünde engel oluşturabilecek yeni siyasi anlaşmazlıkların ortaya çıkmasını önlemek için, halk sandık başına gitmeden önce Fetih Hareketi’ni yeniden birleştirmeye çağrısında bulundu.
Filistin Devlet Başkanlığı Ofisi’ndeki kaynaklar, geçtiğimiz günlerde Ramallah’a gelen Ürdünlü ve Mısırlı istihbarat üyelerinden oluşan heyetleri, Abbas ile görüştüklerini ve görüşmede Dahlan’ın liderliğindeki akım ile Fetih Hareketi arasında uzlaşı sağlanması dosyasının ele alındığını söylediler. Kaynaklar, bunun siyasal İslamcı güçlerin, önümüzdeki seçimlerde herhangi bir kazanım elde etmelerine izin verilmemesi için yapıldığını da eklediler.

Fetih Hareket’nin popülaritesi etkilenmedi
Ebu Ramazan, ‘arabulucuların her zaman çabalarını sürdürdüklerini ve Abbas'ın özellikle Arap bölgesinin siyasal İslamcıların Filistin’in yönetimine hakim olmasını istememesinden dolayı uzlaşı çağrısını kabul etmesi gerektiğini’ söyledi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Demokratif Reformist Hareket’in Ebu Mazen’e yaklaşmaya çalışmasına rağmen, akım liderlerinin Fetih ile uzlaşı için başarmaları gereken bir takım şartlar söz konusu. Ebu Ramazan, Abbas'ın Fetih Hareketi’nin bir uzantısı olan Demokratik Reform Akımı’nı desteklemesi gerektiğini, böylece seçim sürecinde temsilcilerini seçebileceğini ve gençlerin ve kadınların örgütsel çalışmalarda yer alma fırsatı bulmalarına yardımcı olacağını belirtti.
Hüseyin Hamayel ise Abbas’ın sadece Gazze Şeridi'ndeki Fetih kadrolarıyla çalışmayı dört gözle beklediğini belirterek (Dahlan'ın lideri olduğu akıma atıfla) burada diğer partilerin hoş karşılanmadığını söyledi. Hamayel, herkesin, Fetih Hareketi’nin Filistin’in hiçbir bölgesinde etkilenmediğini anlaması gerektiğinin altını çizdi.



Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
TT

Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)

Suriye ordusuna bağlı Operasyonlar Heyeti, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Halep’in doğu kırsalında Meskene ve Deyr Hafir yakınlarında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) konuşlanma noktalarına ilave silahlı grupların takviye edildiğini tespit ettiklerini duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya konuşan Operasyonlar Heyeti, “Sahadaki durumu doğrudan ve anlık biçimde inceliyor ve değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada, SDG’nin silahlı gruplar sevk etmesinin gerilimi tırmandığını belirtilerek, bu grupların gerçekleştireceği herhangi bir askerî hareketin “sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı uyarısında bulunuldu.


Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)

Hadramut’un ileri gelenleri ve kanaat önderleri, Suudi Arabistan’ın vilayetin yanında duruşunun son derece hassas bir aşamada belirleyici bir güven unsuru oluşturduğunu ve Hadramut’un güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli senaryoların önüne geçilmesine katkı sağladığını vurguladı.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Hadramut’un ileri gelenleri, Suudi rolünün yalnızca mevcut krizin geçici yönetimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni bir istikrar ve kalkınma safhasının zeminini oluşturduğunu ifade etti. Bu değerlendirmeler, güneydeki siyasi tabloyu yeniden düzenlemesi beklenen “Güney-Güney Diyaloğu” konferansına yönelik beklentilerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Aynı kaynaklar, Hadramut’un “kritik bir eşikte” bulunduğunu belirterek, vilayetin çıkarlarını, tarihsel ağırlığını ve siyasal etkisini yansıtacak tek bir ses ve ortak bir vizyon etrafında birleşilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, önümüzdeki her türlü siyasi süreçte Hadramut’un etkin temsilini güvence altına alacağı kaydedildi.

“Tarihe altın harflerle geçecek bir tutum”

Hadramut Ulusal Konseyi Genel Sekreteri Şeyh İsam el-Kesiri, Suudi Arabistan’ın Hadramut’a yönelik son tutumunu “tarihe altın harflerle yazılacak bir duruş” olarak nitelendirdi. Kesiri, 3 Aralık (Aralık) olayları sırasında Suudi liderliğinin sergilediği kararlılığın Hadramut’un çöküşünü engellediğini ve vilayetin diğer bölgelerin yeniden kazanılmasındaki rolüne dikkat çekti.

sgthy
Şeyh İsam el-Kesiri (Şarku’l Avsat)

Kesiri, Hadramut’un krizi geride bıraktığını ancak artık ilerleme ve kalkınmanın hatlarını çizen yeni bir yola girdiğini ifade ederek, Yemen siyasi liderliğinin çağrısı ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle başlatılan diyalog sürecinin “güvenli ve istikrarlı bir geleceğin göstergesi” olduğunu belirtti. Kesiri “Krallık’taki kardeşlerimizin son dönemdeki kardeşçe duruşunun sonuçlarını, Hadramut’un güvenli geleceğinde açıkça göreceğiz” dedi.

Nehd kabilelerinin önde gelen ismi ve Hadramut Ulusal Konseyi bünyesindeki Bilgeler Heyeti Başkanı Hakem Abdullah en-Nehdi ise Suudi Arabistan’ı Hadramut için “Allah’tan sonra ilk dayanak” olarak tanımladı. İki taraf arasındaki ilişkinin coğrafi, inançsal, toplumsal ve kabilesel bağların doğal bir uzantısı olduğunu vurguladı.

fgthy
Nehd kabilelerinin referans ismi Hakem Abdullah en-Nehdi (Şarku’l Avsat)

En-Nehdi, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki çabalarının sahada somut biçimde hissedildiğini; gerek mali destek gerekse son kriz sırasında sergilenen kararlı tutumla bunun açıkça görüldüğünü söyledi. En-Nehdi, “Krallığın desteği olmasaydı, denizde boğulan biri gibi olurduk” ifadesini kullandı.

Suudi liderliğin Kral Selman bin Abdülaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman  sunduğu desteğin Hadramut halkının hafızasında kalıcı olacağını belirten en-Nehdi, “Hadramut, Krallık için doğal bir stratejik derinliktir; onun güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. En-Nehdi, Hadramut’un geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirerek, vilayet halkını kalkınma, dayanışma, ayrışmanın reddi ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulundu.

“Beklentilerin ötesinde bir duruş”

Hadramut Kabileleri Referans Konseyi Başkanlık Üyesi Şeyh Sultan et-Temimi de Suudi tutumunun “beklentilerin üzerinde” olduğunu ve kan ile tarih bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Temimi, “Güney Diyaloğu”nu yalnızca Hadramut için değil, Yemen’in tamamı için “kurtuluş simidi” olarak tanımladı.

sdfe
Şeyh Sultan et-Temimi (Şarku’l Avsat)

Yemen’in bugün mutlaka değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu belirten Temimi, bu fırsatın yolunun diyalogdan geçtiğini vurguladı. “Bu diyaloğun başarılı olacağına inanıyoruz; çünkü hamisi Suudi Arabistan’dır. Krallığın kriz çözümünde zengin ve başarılı bir sicili bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.


Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”