Ruhani nükleer anlaşmazlık topunu Biden’ın sahasına atıyor

İran ordusunun Umman Körfezi açıklarındaki tatbikatlarının ikinci gününde Özel Kuvvetlere ya da “Yeşil Berelilere” bağlı “65. Tugay”dan piyadeler (EPA)
İran ordusunun Umman Körfezi açıklarındaki tatbikatlarının ikinci gününde Özel Kuvvetlere ya da “Yeşil Berelilere” bağlı “65. Tugay”dan piyadeler (EPA)
TT

Ruhani nükleer anlaşmazlık topunu Biden’ın sahasına atıyor

İran ordusunun Umman Körfezi açıklarındaki tatbikatlarının ikinci gününde Özel Kuvvetlere ya da “Yeşil Berelilere” bağlı “65. Tugay”dan piyadeler (EPA)
İran ordusunun Umman Körfezi açıklarındaki tatbikatlarının ikinci gününde Özel Kuvvetlere ya da “Yeşil Berelilere” bağlı “65. Tugay”dan piyadeler (EPA)

Beyaz Saray’daki yeni ekibin, Tahran’ın “balistik” programını ve istikrarsızlaştırıcı bölgesel rolünü kapsayan “daha sağlam” bir anlaşma yapmak istediği bir dönemde İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani dün bir açıklama yaparak Tahran ve Washington arasında gittikçe yükselen gerilimlerle yanan nükleer anlaşma topunu yeni ABD Başkanı Joe Biden’ın sahasına attı. Ruhani Tahran’ın nükleer dosyadaki ihlallerinden vazgeçmesinin nükleer anlaşmaya geri dönülmesine ve “azami baskı” stratejisinin terk edilmesine bağlı olduğunu vurguladı.
İran hükümeti ve yeni ABD yönetimi Joe Biden’ın eski ABD Başkanı Donald Trump’ın yerine geçmesinin üzerinden 24 saat geçmeden nükleer anlaşmaya geri dönme şartları hakkında karşılıklı açıklamalarda bulundular. İran’ın talepleri, yaptırımların kaldırılması ile “azami baskının” azaltılmasına odaklanırken, Biden, İran’ın nükleer faaliyetleri, balistik füzeleri ve bölgesel faaliyetleri hakkında daha geniş çaplı müzakerelere hazırlık olarak Tahran’ın taahhütlerine tekrar sıkı bir şekilde uymaya başlaması durumunda anlaşmaya geri dönme sözünü yerine getirmek için ilerleme kaydetmek istiyor. Ancak İran, füze programını durdurmayı veya bölgedeki politikasını değiştirmeyi reddediyor.
Ruhani, Biden’ın görevini devralmasına saatler kala devlet televizyonu üzerinden yayınlanan Bakanlar Kurulu toplantısında konuşarak “Top artık ABD’nin sahasında. Washington 2015 İran Nükleer Anlaşması’na geri dönerse, biz de anlaşma kapsamındaki taahhütlerimize tamamen riayet edeceğiz. Yeni ABD yönetiminden beklentimiz yasalara uygun olarak taahhütlerine geri dönmeleridir. Eğer yapabilirlerse önümüzdeki dört sene içerisinde eski yönetimin dört sene boyunca arkasında bıraktığı kara sayfaların hepsini kapatmasını bekliyoruz” dedi.
Ruhani’nin bu açıklamaları Biden’ın Dışişleri Bakanı olarak seçtiği Antony Blinken’ın iki gün önce görevine atanmasına ilişkin Senato’da yapılan oylama oturumu sırasında yaptığı konuşmadan saatler sonra geldi. Blinken’ın  Reuters haber ajansında yer açıklamasında ABD’nin nükleer anlaşmaya tekrar dönüp dönmeyeceği konusunda fevri bir karar vermeyeceğini vurguladı.
Blinken ABD’nin, Tahran’ın yükümlülüklerini tekrar yerine getirmesi şartıyla İran ile yapılan nükleer anlaşmaya dönmeye hazır olduğunu vurguladı. Blinken açıklamasının devamında “Biden İran’ın anlaşmaya riayet etmesi durumunda bizim de riayet edeceğimizi söylüyor” ifadelerini kullandı. Blinken Avrupalı müttefikleri tarafından sürekli kınanan Washington’un anlaşmadan geri çekilme kararının İran’ın nükleer tehdidini artırdığını ve Tahran’ı “daha tehlikeli” bir hale getirdiğini söyledi. Blinken “Ancak bunu tekrar yanımızda olacak müttefiklerimiz ve ortaklarımızla daha güçlü ve daha kalıcı bir anlaşma yapmak üzere bir başlangıç ​​noktası olarak kabul edeceğiz” ifadelerini kullanarak anlaşmanın İran’ın balistik füze programını ve aynı şekilde Orta Doğu’daki “istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerini” kapsaması gerektiğinin altını çizdi.
Zarif: ABD ve diğer Batı ülkeleri bölgeyi barut fıçısına çevirdi
Reuters haber ajansına göre Blinken’ın bu ifadelerine karşılık İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif devlet televizyonunda yaptığı açıklamada “Bölgemizi barut fıçısına çeviren İran değil ABD ve diğer Batı ülkeleridir” dedi.
Bu kısma üstü kapalı bir şekilde değinen Ruhani “ABD’den bir imza gelirse bunun karşılığında da bir imzadan fazlasını göremeyecekler. Eğer karar çıkarırlarsa biz de çıkarırız” dedi.
Diğer taraftan Ruhani “Trump’ın zorba siyasi kariyeri ve uğursuz yönetimi bugün sona eriyor. İran’a karşı izlediği (azami baskı) politikası tamamen başarısız oldu… Trump öldü; ancak nükleer anlaşma hala hayatta. İktidar olduğu dönem zulüm, yolsuzluk ve halkı ile dünyanın başına açtığı problemlerden başka bir şey getirmedi” dedi.
Ruhani’nin Washington’daki muhaliflerine yönelik eleştirileri, Trump’a ve “azami baskı” kampanyasına katılan yönetimindeki bazı bakanların ve danışmanların İran tarafından yaptırım listesine alınmasından bir gün sonra geldi. Yaptırımların hedefinde özellikle ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Hazine Bakanı Steven Mnuchin, Savunma Bakanı Mark Esper, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü Gina Haspel, Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD’nin eski İran Özel Temsilcisi Brian Hook ve halefi Elliott Abrams vardı.
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir bildiride, bu yaptırımlar Trump’ın ve listedeki diğer ABD’li üst düzey yetkililerinin İran’da sahip oldukları düşünülen mal varlıklarının dondurulmasını ve seyahat yasağını kapsıyor. Söz konusu tedbirler, “ABD’nin bölgedeki insan hakları ihlalleri, tehlike eğilimi ve terör eylemleriyle mücadele” başlığı altında 2017 yılında çıkarılan yasa kapsamında alındı.
Trump ülkesini nükleer anlaşmadan çekip sert yaptırımların yanı sıra “balistik füzeler” ve “bölgesel rolü” içeren daha kapsamlı bir anlaşma yapılması çağrısında bulunduktan sonra Tahran ve Washington arasındaki ipler çeşitli boyutlarda gerilerek savaşın eşiğine ulaşmıştı.
İran Trump’ın ürettiği “azami baskı” politikasına nükleer anlaşmadan “aşamalı bir şekilde geri çekilme” planıyla karşılık vermiş ve bu plan uyarınca nükleer anlaşmadaki temel yükümlülüklerini ihlal etmişti. Tahran, nükleer programında yer alan üst düzey yetkili Savunma Bakanı Yardımcısı Muhsin Fahrizade’ye düzenlenen suikastin ardından nükleer anlaşma maddelerini ihlal etme sürecinin ikinci aşamasına başladı. Böylece uranyum zenginleştirme oranını yüzde 20’ye çıkardı. Natanz ve Fordo yer altı nükleer tesislerinde yeni uzantılar inşa etmeye başladı. Geçen hafta uranyum madenciliği araştırmalarında ilerleme kaydettiğini duyurarak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na (UAEA) aralarındaki işbirliği seviyesini düşürmeyi planladığını bildirdi.
Biden’ın Savunma Bakanı olarak seçtiği emekli Orgeneral Lloyd Austin iki gün önce yaptığı açıklamada İran’ın bölgedeki müttefikler ve Orta Doğu’da konuşlandırılmış ABD askerleri için bir tehdit oluşturduğunu söyledi.
Austin görevine atanmasına ilişkin Senato’da yapılan oylama oturumu sırasında yaptığı açıklamada “İran hala bölgede istikrarı sarsan bir unsur. Müttefiklerimiz ve bölgede konuşlandırdığımız askerlerimiz için bir tehdit teşkil ediyor. İran herhangi bir zamanda nükleer bir güç elde ederse bölgedeki herhangi bir sorunda kendisiyle baş etmek daha da zor olacak” dedi.



Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.