Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Borge Brende Şarku'l Avsat'ta verdiği röportajda zorlukların üstesinden gelmek için ‘küresel uzlaşı’ çağrısı yaptı

Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Brende, Suudi Arabistan yatırım fırsatlarına olan ilginin arttığını teyit etti

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Başkanı Borge Brende’in 2018 yılında düzenlenen forumumun etkinliklerine katılımından bir kare (WEF)
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Başkanı Borge Brende’in 2018 yılında düzenlenen forumumun etkinliklerine katılımından bir kare (WEF)
TT

Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Borge Brende Şarku'l Avsat'ta verdiği röportajda zorlukların üstesinden gelmek için ‘küresel uzlaşı’ çağrısı yaptı

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Başkanı Borge Brende’in 2018 yılında düzenlenen forumumun etkinliklerine katılımından bir kare (WEF)
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Başkanı Borge Brende’in 2018 yılında düzenlenen forumumun etkinliklerine katılımından bir kare (WEF)

Bu yıl kar, dünya liderlerinin fotoğraflarını süslenmeyecek. Karar vericiler, büyük yatırımcılar ve girişimciler, İsviçre Alpleri’ne bakan Palais Des Congres (Kongre Sarayı) koridorlarında karşılaşamayacak. Dünyanın en önde gelen ekonomik forumu olan Dünya Ekonomik Forumu (WEF), yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele kapsamında alınan tedbirler nedeniyle son 50 zirvenin aksine bu kez oturumlarını çevrim içi olarak gerçekleştiriyor.  
WEF Başkanı Borge Brende, ‘2021 Davos Gündemi’ toplantılarının arifesinde, ortak zorlukların üstesinden gelmek için ‘küresel uzlaşı’ çağrısında bulundu. Brende, Şarku’l Avsat’a telefon aracılığıyla verdiği röportajda, dünyanın tanık olduğu ‘kırılma’ ve ülkeler arasında büyüyen ekonomik, iklimsel ve sosyal eşitsizlikler ile ilgili uyarıda bulundu. Brende ayrıca, Kovid-19 salgını nedeniyle Mayıs 2021'de Singapur'da gerçekleştirilecek olan 2021 Davos Gündemi’nin en önemli konu başlıklarından ve hedeflerinden bazılarına değindi.
Bununla birlikte yeni ABD yönetiminin çok taraflılığa ve ortak uluslararası eyleme olan bağlılığına ilişkin bir takım işaretler görmeyi uman Brende, büyümenin daha sürdürülebilir ve kapsayıcı olması koşuluyla, küresel gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) oranlarını salgından önceki seviyelerine döndürmenin önemini vurguladı.
Öte yandan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman tarafından sunulan Suudi Arabistan yatırım fırsatlarına iş adamları ve yatırımcıların gösterdiği yoğun ilgiye de değindi.

İşte WEF Başkanı Brende’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın önemli noktaları:

Güvenin yeniden tesis edilmesi
WEF, bu yıl çevrim için düzenlenen zirvede, güvenin yeniden tesis edilmesini hedefliyor. Bunun sebebini ‘güven, ilerlemenin temelidir’ diyerek açıklayan Brende, dünya liderleri arasındaki iş birliği eksikliğine ve dünyanın tanık olduğu ve devam eden ‘kırılmaya’ karşı uyarıda bulundu. Brende, iş birliği eksikliği ve kırılmanın, iklim değişikliğine çözüm bulunması, salgınla mücadele edilmesi ve kapsayıcı bir ekonomik toparlanmanın devam etmesi karşısında bir takım zorluklara neden olacağını vurguladı.
Yeni ABD yönetiminden, uluslararası iş birliği konusundaki kararlılığını yenilediğini ve çok taraflılığa olan bağlılığını güçlü bir şekilde ortaya koyan işaretler almayı umduğunu ifade eden Brende, “ABD’nin Paris İklim Anlaşması’na ve Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) yeniden katılması, dünyanın en büyük ekonomisinin, iş birliğinin temeli olarak uluslararası kuruluşlara ve çok taraflı anlaşmalara bağlı olduğuna dair açık bir sinyal verecektir” dedi. WEF Başkanı, bunun başta ABD’nin Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) Temyiz Organı (Appellate Body) üyelerinin atamalarına onay vermemesi nedeniyle Uyuşmazlık Çözüm Mekanizması’na kilit vuran meselede olduğu gibi diğer meselelerdeki bir takım  ‘tıkanıklıkları’ gidereceğini umuyor.

Küresel uzlaşı yönelimi
Her ne kadar yeni ABD yönetimi ortak eylemin önemine ve uluslararası kuruluşların rollerinin güçlendirilmesi gerektiğine vurgu yapsa da, WEF Başkanı iyimserliğini dizginleyerek büyük ekonomiler arasındaki devam eden anlaşmazlıklara dikkati çekti. Brende, “Henüz krizi aştığımızı düşünmüyorum. Büyük ekonomiler arasında artan bir rekabete şahit olacağımıza hiç şüphe yok. Bazı alanlarda da anlaşmazlıkları net bir şekilde görebileceğimizi düşünüyorum. Diğer yandan çeşitli tarafların ortak çözümler bulunmasını istediği de açık” ifadelerini kullandı.
Dünyanın karşı karşıya olduğu sağlık krizinin uluslararası iş birliği alanları için bir örnek teşkil ettiğini belirten Brende, “Kovid-19'un sınır tanımadığını biliyoruz. Bir yere yayılırsa, her yere yayılmıştır demektir. İklim değişikliğinin de sınır tanımadığını biliyoruz. Bu yüzden, ortak zorlukların üstesinden gelmek için küresel bir uzlaşıya ihtiyacımız var” diye konuştu. Brende, ekonomiyi yeniden rayına oturtmanın ve küresel ham petrol üretim seviyelerini salgın öncesi seviyesine getirmenin yolunun ‘son bir buçuk yılda önemli ölçüde azalan doğrudan yabancı yatırım yoluyla ülkelerin birbirine yatırım yapmasından geçtiğini’ söyledi. ‘Son otuz yılda, milyonlarca insanın aşırı yoksulluktan kurtulmasına imkan veren bir büyüme motoru olarak’ küresel ticaretin desteklenmesi gerektiğini vurgulayan WEF Başkanı, “Küresel değer zincirlerinin ve ticaretin, Kovid-19 öncesi seviyelerine geri dönmek için mücadele ettiğini de biliyoruz” dedi.

Yoksulluk oranları
Dünyanın son 20 yıldır ilk kez aşırı yoksulluk seviyelerinde bir düşüşe değil, bir artışa tanık olduğu uyarısında bulunan WEF Başkanı Brende, “Gerçek şu ki, geçtiğimiz bir buçuk yıl içinde yaklaşık yüz milyon insan aşırı yoksullar arasına katıldı” değerlendirmesinde bulundu. Brende, salgının etkisinin, yoksul ve gelişmekte olan ülkeler üzerinde diğerlerine kıyasla daha fazla olduğuna işaret etti.
WEF Başkanı Brende sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyanın salgından önce de sadece gelişmekte olan ülkeler arasında değil, aynı zamanda sanayileşmiş ülkeler arasında da artan eşitsizliklerle karşı karşıya kaldığını biliyoruz. Artık iyi eğitimli ve iyi işleri olan vatandaşların evden çalışarak yeni duruma uyum sağladığını görüyoruz. Fakat bir markette, otelde veya bir yolcu gemisinde çalışanlar veya işsiz olanlar için durum farklı.”
Öte yandan salgınla mücadele kapsamında Kovid-19 aşılarının eşit dağıtılmasının önemini vurgulayan Brende, “(Küresel Aşı ve Bağışıklama İttifakı’nın (GAVI) liderliğini yürüttüğü) Koronavirüs Aşısı Küresel Erişim Girişimi'nin (COVAX) başarılı olacağından gerçekten emin olmalıyız” ifadelerini kullandı.
GAVI, Salgın Hastalıklara Hazırlık İçin Yenilik Koalisyonu (CEPI) ve WHO tarafından, Kovid-19’a karşı aşı geliştirilmesi, üretiminin hızlandırılması ve tüm ülkelere adil ve eşit bir şekilde dağıtılmasını sağlamak amacıyla kuruldu. COVAX’ın iki milyar doz aşı sağladığını belirten Brende, “Ancak bu yeterli değil ve daha fazlasını yapmalıyız” dedi.
Norveç’in eski Dışişleri Bakanı olan Brende, iklim değişikliği ve dijital kalkınmanın etkileri açısından ülkeler arasındaki büyük eşitsizlikleri ele almanın önemine de değindi. Brende, “Büyüme seviyelerine bakarken, en çok yoksul ülkeleri etkileyen iklim değişikliğinin yanı sıra endişe verici boyutlarda bir dijital uçurumun olduğu ve 3,6 milyar insanın henüz hiç internetle tanışmadığı gerçeğini de ele almalıyız. Bu dijital uçurumu çözmezsek, önümüzdeki yıllarda eşitsizlik konusunda daha fazla artışa şahit olacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.

Trilyonluk canlandırma
Gelişmiş ülkelerin, salgının ekonomik yansımalarıyla mücadele stratejilerinde trilyonluk teşvik paketlerine güvendiklerini düşünen Brende, “Çoğunluğu gelişmiş ülkelerden olmak üzere toplamda yaklaşık 12 trilyon dolarlık teşvik paketi başlatıldı.  Bu ülkeler büyümeyi yeniden sağlamak için ne gerekiyorsa yapıyorlar çünkü bunu yapabilirler. Buna karşın birçok yükselen ekonomi ve gelişmekte olan ülke, gelişmiş ülkelerin mali gücüne sahip değiller. Bunların hepsi büyüme, istihdam yaratma, kapsayıcılık ve sürdürülebilirlik ile ekonomiyi rayına oturmak için dikkate ve ciddiye almamız gereken çok endişe verici sinyaller” yorumunda bulundu.

Çin’in çağrısı
Öte yandan bu yıl Davos Gündemi’nin Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in açılış konuşmasıyla başlaması dikkat çekti. Çin Devlet Başkanı, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın göreve başlamasından günler önce düzenlenen 2017 Dünya Ekonomik Forumu Yıllık Toplantısı'na katıldığı Davos’ta dönüm noktası niteliğinde bir konuşma yapmıştı. Şi, serbest ticareti ve küreselleşmeyi savunarak dünyayı şaşırtmıştı. Trump ise tecrit önlemleri alma eğilimleriyle ve müttefiklerine yönelik ticaret savaşı tehditleriyle dünyayı şoke etmişti. Bu da Trump ve Şi’nin karşı roller üstlenmiş gibi görünmesine neden oldu.
Bu yıl her ne kadar çevrim içi de olsa Çin Devlet Başkanı'nın yeniden Davos'a katılmasından duyduğu mutluluğu dile getiren WEF Başkanı, “Başkan Şi'nin 2017'deki konuşması, Çin'in çok taraflılığın ve küreselleşmenin önemini vurguladığı bir konuşma olarak ünlendi” dedi.
Yoksulluk karşısında küreselleşmenin ve serbest ekonominin önemini vurgulayan Başkan Şi'ye bu bağlamda katıldığını söyleyen Brende, küreselleşmenin ‘çeşitli sorunları çözemediğini’ iddia ederek küreselleşmeyi eleştirenleri uyararak, “Küreselleşmenin gerçek anlamda başladığı 1990 yılından bu yana, dünya nüfusu 5 milyardan 7 milyara yükseldi. Bu süre zarfında dünya nüfusuna iki milyar insan eklenirken yoksulluk içinde yaşayan insan sayısı yüzde 40'tan yüzde 10'a geriledi. Küreselleşme pek çok başarıya imza attı, fakat gevşememeliyiz. Bu yılki WEF Küresel Riskler Raporu’nda servetin dağıtılmadığı ekonomilere sahip olamayacağımız için, dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan birinin eşitsizliği ele almak olduğunu gördük. Piyasa ekonomisi, ancak insana yakışır ücretlerle insana yakışır yaşam fırsatları sağlarsa meşru olur” değerlendirmesinde bulundu.

Suudi Arabistan’daki toplantı
WEF Başkanı, 2020 baharında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad'da yapılması gereken, ancak salgın nedeniyle ertelenen Ortadoğu ve Dördüncü Sanayi Devrimi (Endüstri 4.0) konulu olağanüstü bir toplantıya ‘büyük bir ilgi’ duyulduğunu hissettiğini söyledi.
Brende şunları söyledi:
“Suudi Arabistan'daki bu önemli toplantıya büyük bir ilgi vardı. Bu nedenle 14 Ocak'ta gerçekleşen stratejik diyalog oturumunda, en azından toplantıya katılacak yöneticilere Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile (çevrim içi olarak) tanışma fırsatı sunmak istedik. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesinden kadınları güçlendirmeyi amaçlayan reformlara ve yabancıların yararlanabileceği yatırım fırsatlarına kadar yöneticilerin sorduğu soruları takip etmek ilginç bir deneyimdi.”
Toplam 28 iş sektörünü ve 36 ülkeyi temsil eden 160'tan fazla uluslararası arenada etkili iş insanı ve girişimcinin katılımıyla gerçekleşen çevrim içi görüşmede, Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin ülkesinin 2030 Vizyonu'nun duyurulmasından bu yana petrol dışı gelirlerin ikiye katlanması, kadınların işgücü piyasasında güçlendirilmesi ve iş ortamında rekabet edebilirlik seviyesinin yükseltilmesi, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) rolünün artırılması, çevre koruma konusunda kaydedilen büyük gelişme ve Suudi Arabistan'ın, dönem başkanlığını yaptığı G20 Zirvesi tarafından onaylanan döngüsel karbon ekonomisine ilişkin girişimi gibi çeşitli alanlarda elde ettiği başarılara değinildi. 
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan’ın kullanılmayan yeteneklerini ortaya çıkarmak için 2030 Vizyonu çerçevesinde sunulan fırsatlar kapsamında, yeni ve gelecek vaat eden büyüme sektörlerinin kurulmasının yanı sıra ülkesinde önümüzdeki on yıl içinde 3 trilyon doları yeni projelere yapılmak üzere 6 trilyon dolarlık büyük yatırım fırsatlarına da değindi.
Öte yandan Brende, WEF’in son teknolojilerle ilgili merkezi olarak Riyad’da Dördüncü Sanayi Devrimi Merkezi'nin kurulduğunun açıklandığını belirtti.

WEF’in uyumu
Bir yılı 10 yıl gibi geçirdiğini hissettiğini söyleyen Brende, “WEF, dünyanın karşılaştığı yeni zorluklara uyum sağladı” dedi.
Geçtiğimiz yıl yapılması gereken 300 toplantıyı çevrim içi olarak yapmak zorunda kaldıklarını belirten Brende, ayrıca birçok girişim başlattıklarının da altını çizdi. Brende, WEF’in bu hızlı gelişmelere ayak uydurup uydurmadığı ile ilgili bir soruyu, “WEF’in gücünün, kendini kamu ve özel sektörün iş birliğine adamış uluslararası bir kuruluş olmasından aldığına inanıyorum. Gerek İklim değişikliği konusunda olsun, gerek salgınla mücadele gerekse ekonomik büyümeyi rayına oturtmak konusunda olsun, bugün karşılaştığımız zorlukların çoğunun kamu ve özel sektör arasında daha fazla iş birliği yapılmasını gerektirdiğine inanıyorum. Kamu sektörü bu krizi atlatmak için mali gücünün çoğunu kullandı. Bu yüzden devlet borcunun çarpıcı bir biçimde arttığını gördük. Bu nedenle gelecek yıl, hükümetlerin çalışmalarını tamamlamak için özel sektördeki kaynakları da seferber etmemiz gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.
Öte yandan WEF’in çeşitli şirketlerle yaptığı bir takım çalışmalara da değinen Brende, “Geçtiğimiz yıl Mart ayında Kovid-19 platformu oluşturduk. Ayrıca aşılama sürecini hızlandırmak için özel şirketlerden 41 girişim başlattık. Bunlardan biri de çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim girişimiydi. 120 şirket, iklim yönetimi, yolsuzlukla mücadele, insana yakışır iş olanakları yaratma, eğitim ve becerilerin geliştirilmesi ile ilgili olarak hükümet düzenlemelerinin çok ötesindeki çevresel ve sosyal standartlara bağlı kaldı” ifadelerini kullandı.
WEF Başkanı Brende son olarak WEF’in sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmaya daha fazla katkıda bulunmaya odaklanmasını beklediğini söyledi.



Çin yuanı, Batı yaptırımlarının etkisini nasıl azaltıyor?

Şi Cinping yönetimi, yuanı güçlendirerek ABD'nin küresel piyasalar üzerindeki baskısına alternatif oluşturmak istiyor (Reuters)
Şi Cinping yönetimi, yuanı güçlendirerek ABD'nin küresel piyasalar üzerindeki baskısına alternatif oluşturmak istiyor (Reuters)
TT

Çin yuanı, Batı yaptırımlarının etkisini nasıl azaltıyor?

Şi Cinping yönetimi, yuanı güçlendirerek ABD'nin küresel piyasalar üzerindeki baskısına alternatif oluşturmak istiyor (Reuters)
Şi Cinping yönetimi, yuanı güçlendirerek ABD'nin küresel piyasalar üzerindeki baskısına alternatif oluşturmak istiyor (Reuters)

ABD'yle İran yeni bir nükleer anlaşma için müzakere yürütürken, Washington'ın en önemli kozlarından biri olan ekonomik yaptırımların etkisi Çin'in yuan temelli ödeme altyapısı nedeniyle giderek zayıflıyor.

Wall Street Journal'ın analizinde, Çin'in dolar merkezli finans sistemine alternatif olarak geliştirdiği altyapıyla Rusya ve İran'ın, Beyaz Saray'ın yaptırımlarının etkisini önemli ölçüde hafiflettiği yazılıyor.

ABD'nin petrol ihracatını engelleme çabalarına rağmen İran'ın 2024'te petrol satışlarından yaklaşık 43 milyar dolar gelir elde ettiği belirtiliyor. Bu satışların büyük bölümünün Çin'e yapıldığı ve ödemelerin ağırlıklı olarak yuan cinsinden gerçekleştirildiği ifade ediliyor.

ABD Hazine Bakanlığı'na göre Tahran, elde ettiği gelirlerle Pekin'den otomotiv parçaları, güneş panelleri ve çeşitli sanayi ürünleri satın alabiliyor.

2022'de Ukrayna savaşının ardından Batı yaptırımları sertleşince Rusya'yla Çin arasındaki ticaretin büyük bölümü yuan ve ruble üzerinden yapılmaya başlandı.

Rus yetkililere göre bugün iki ülke arasındaki ticaretin yüzde 90'dan fazlası dolar kullanılmadan gerçekleştiriliyor. Oysa savaş öncesinde yuanın Rus ticaretindeki payı yalnızca yüzde 2 düzeyindeydi.

Pekin'in 2015'te kurduğu Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS), SWIFT'e alternatif olarak çalışıyor. Belçika merkezli SWIFT ağının verilerine göre yuanın küresel ticaret finansmanındaki payı son 5 yılda üç kat artarak yüzde 6'ya ulaştı.

Çin Merkez Bankası verileri de ülkenin sınır ötesi işlemlerinin yaklaşık yarısının yuanla gerçekleştirildiğini gösteriyor. Bu oran 15 yıl önce neredeyse sıfır seviyesindeydi.

Analize göre Pekin yönetimi, kendi para biriminin doların yerini tamamen almasını istemiyor. Ancak alternatif sistemi üzerinden ABD yaptırımlarından bağımsız işleyen ticaret koridorları oluşturmayı hedefliyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nden Josh Lipsky, yuan temelli sistemlerin "ABD yaptırımlarını aşmayı kolaylaştırdığını ve Amerikan istihbaratının para hareketlerini takip etmesini zorlaştırdığını" söylüyor.

Çin'in aynı zamanda olası bir Tayvan krizi durumunda kendisini Batı yaptırımlarına karşı koruyacak bir finansal altyapı kurmaya çalıştığı da savunuluyor.

Çin lideri Şi Cinping çeşitli projelerle ülkesini sadece bir üretim devi değil, aynı zamanda bir finansal güç merkezine dönüştürmeyi hedefliyor. Çin Komünist Partisi'nin martta yayımladığı Hükümet Çalışma Raporu'nda, 2026'da ülke ekonomisinin yüzde 4,5 ila 5 büyümesinin öngörüldüğü bilgisi paylaşılmıştı.

Ayrıca ülkenin özellikle hizmet sektöründe pazar erişimini genişleteceği, telekomünikasyon, biyoteknoloji ve yabancı sermayeli hastanelerle ilgili açılımlar yapacağı bildirilmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Global Times


Katar Başbakanı: LNG üretimi birkaç hafta içinde normale dönecek

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman Al Sani (AFP)
Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman Al Sani (AFP)
TT

Katar Başbakanı: LNG üretimi birkaç hafta içinde normale dönecek

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman Al Sani (AFP)
Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman Al Sani (AFP)

Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanması amacıyla Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında doğrudan bir "kırmızı hat" (sıcak hat) kurulmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Al Sani ayrıca, teknik arıza yaşayan tesis hariç, ülkesinin sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretiminin birkaç hafta içinde normal seviyelerine döneceğini öngördüklerini belirtti.

Washington ile Tahran arasındaki mevcut müzakerelerde ana ara buluculardan biri olan Şeyh Muhammed bin Abdurrahman, Financial Times gazetesine verdiği demeçte, stratejik su yolunda İran Devrim Muhafızları kılığına giren "kötü niyetli aktörlerin" faaliyet gösterdiğini söyledi. Başbakan, bu unsurların denizcilik iletişim kanallarını kullanarak gemilere geri dönmeleri yönünde yanıltıcı uyarılarda bulunduğunu açıkladı.

Katar Başbakanı, önerilen kırmızı hattın amacının, tankerlerin aldığı herhangi bir tehdidi doğrudan İran tarafıyla anında doğrulamak, güvenli geçişi sağlamak ve bu kötü niyetli tarafların boğazın yeniden açılmasına yönelik çabaları engellemesinin önüne geçmek olduğunu vurguladı. Şeyh Muhammed, mutabakat zaptının imzalanmasının ardından 30 gün içinde Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin savaş öncesi seviyelere dönmesini beklediklerini ifade etti.

Enerji sevkiyatında ilk olumlu sinyaller

Lojistik cephede, gemi takip verileri enerji arzının yeniden akmaya başladığına dair olumlu sinyaller verdi. Geçtiğimiz pazartesi günü Katar Enerji şirketine ait 4 dev LNG tankeri boğazdan geçiş yaptı. Son 24 saat içinde ise su yolundan 36 ila 40 geminin geçtiği tahmin ediliyor; bu durum, deniz trafiğinin kademeli olarak normale dönmesi yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Hafta başında teknik bir sorun nedeniyle hasar gören "Ras Laffan" tesisindeki duruma da değinen Başbakan, boğazdaki durumun istikrara kavuşmasıyla birlikte üretim faaliyetlerinin birkaç hafta içinde normale döneceğini belirterek kamuoyunu rahatlattı. Ancak Şeyh Muhammed, Katar Enerji şirketinin tüm sorunların tamamen çözüldüğünden ve tesislerin güvenli bir şekilde işletildiğinden emin olana kadar "mücbir sebep" durumunu kaldırmayacağını ifade etti.

Ekonomik hasarın onarılması zaman alacak

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’ten aktardığına göre Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani yaptığı uyarılarda, savaşın küresel ekonomik sisteme verdiği yapısal hasarların giderilmesinin uzun zaman alacağını belirterek, küresel ekonomideki toparlanmanın sadece Hürmüz Boğazı'nın uluslararası seyrüsefere tamamen açılmasıyla hemen gerçekleşmeyeceğini vurguladı.

Mevcut çabaların hasarın daha da büyümesini ve daha geniş sektörlere yayılmasını engellemede başarılı olduğunu ifade eden Al Sani, buna karşın krizin derin etkilerinin henüz tamamen gün yüzüne çıkmadığını söyledi. Başbakan, küresel piyasaların asıl etkileri ve arz eksikliğini önümüzdeki eylül ve ekim aylarından itibaren fiilen hissetmeye başlayacağı öngörüsünde bulundu.

Şeyh Muhammed, ciddi tedarik açığının önümüzdeki aylarda özellikle hayati öneme sahip temel emtia sektörlerinde belirginleşeceğine dikkat çekti. Başbakan; küresel gıda güvenliği ve tedarik zincirlerinin esnekliğiyle doğrudan bağlantılı olan ve uluslararası piyasaların tedarik için bölgeye bağımlı olduğu gübre, üre, petrokimya ve helyum gazı gibi temel endüstriyel ve tarımsal girdilerin bu durumdan en çok etkilenecek kalemler olduğunu belirtti.


Suudi Arabistan küresel üreticilerin iştahını kabartan cazip bir yatırım merkezi

Riyad Uluslararası Sanayi Haftası 2026 fuarındaki Alman pavyonu. (Şarku’l Avsat)
Riyad Uluslararası Sanayi Haftası 2026 fuarındaki Alman pavyonu. (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan küresel üreticilerin iştahını kabartan cazip bir yatırım merkezi

Riyad Uluslararası Sanayi Haftası 2026 fuarındaki Alman pavyonu. (Şarku’l Avsat)
Riyad Uluslararası Sanayi Haftası 2026 fuarındaki Alman pavyonu. (Şarku’l Avsat)

Sarah Bin Şamran

Suudi Arabistan, daha çeşitli ve küresel yatırımlar için daha çekici bir sanayi altyapısı inşa etmeye devam ederken; istikrarlı pazarlar ve uzun vadeli büyüme fırsatları arayan uluslararası üreticiler için stratejik bir merkez olarak öne çıkıyor. Küresel şirketlerin Suudi pazarındaki varlığı ve genişlemesi, "Vizyon 2030" liderliğindeki sanayi dönüşümünün yatırım haritasını yeniden şekillendiren temel bir faktör haline geldiğini kanıtlıyor. Bu süreç; gelişmiş altyapı, coğrafi konum ve yerli üretimin rekabet gücünü artıran teşviklerle de destekleniyor.

Bu durum, Suudi Arabistan'ın başkentinde düzenlenen ve dünya genelinde 20'den fazla ülkeden 400'ü aşkın imalat şirketinin katıldığı Riyad Uluslararası Sanayi Haftası 2026'ya gösterilen yoğun ilgiyle de gözler önüne seriliyor.

Bu çerçevede, makine mühendisliği ve imalatı alanında faaliyet gösteren Alman "BBM" şirketinin ortaklarından ve Ortadoğu ile Afrika İş Geliştirme Direktörü Sebastian Walther, Şarku'l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Suudi Arabistan’ın yaklaşık 15 yıldır şirketin dünya çapındaki en büyük ihracat pazarlarından biri olduğunu vurguladı. Walther, yerel üretim ve sanayi yatırımlarındaki hızlı büyümenin; otomotiv sektörüyle bağlantılı alanlar da dahil olmak üzere ambalaj çözümleri ve endüstriyel bileşenlere olan talebi artırdığını belirtti.

BPM'nin İş Geliştirme Müdürü, şirketin ürünlerini tanıtıyor. (Şarku’l Avsat)BPM'nin İş Geliştirme Müdürü, şirketin ürünlerini tanıtıyor.(Şarku’l Avsat)

Ambalaj ve paketleme sektörü

Riyad Uluslararası Kongre ve Sergi Merkezi'nde düzenlenen "Riyad Uluslararası Sanayi Haftası 2026" etkinlikleri sırasında konuşan Walther, dünyada şirkete ait en fazla kurulu makine sayısına sahip pazarlar arasında Suudi Arabistan'ın ilk sıralarda yer aldığını ifade etti. Katma değerli ürünleri ithal etmek yerine yerel üretime yönelmenin, ambalaj ve paketleme çözümlerine olan talebi artırdığına dikkat çekti.

Bu büyümenin yalnızca ambalaj sektörüyle sınırlı kalmadığını, bileşenlerin yerli olarak üretilmesi ihtiyacının her geçen gün arttığı otomotiv sektörü gibi diğer sanayi kollarına da yayıldığını ifade etti.

Plastik şekillendirme makineleri üretiminde öncü olan şirketin direktörü, Suudi Arabistan'daki yatırım ortamının yirmi yıl öncesine kıyasla çok daha açık hale geldiğini belirtti. Walther; %100 yabancı mülkiyet hakkı tanınması, nitelikli ulusal iş gücüne kolay erişim, avantajlı enerji fiyatları ve Afrika ile Asya pazarlarına erişim sağlayan coğrafi konum gibi rekabetçi avantajlara işaret etti.

Şirketin, Suudi Arabistan'ı Ortadoğu ve Afrika operasyonları içinde istikrarlı ve stratejik bir pazar olarak gördüğünü ifade eden Walther, Krallığın Arap dünyasındaki en önemli, küresel ölçekte ise öncelikli pazarlarından biri olduğunu ve Suudi pazarında 20 yılı aşkın süredir yürüttükleri çalışmalarla birçok büyük yerel şirketle uzun vadeli ortaklıklar kurmayı başardıklarını belirtti.

Yerli üretim ve otomotiv hamlesi

Otomotiv sektörünün önümüzdeki yıllarda iş birliği için en umut verici alanlardan biri olduğunu belirten Walther, "Lucid" ve "Ceer" gibi şirketlerin yerli üretim seviyelerini artırmasının, entegre bir endüstriyel değer zincirinin Suudi Arabistan'a taşınmasını sağlayacağını, bunun da üreticiler, tedarikçiler ve endüstriyel çözüm ortakları için yeni fırsatlar yaratacağını söyledi.

Birçok yatırımcının satın alma veya üretim kararı verirken ilk sermaye yatırımının (CapEx) büyüklüğüne odaklandığını söyleyen Walther, asıl önemli faktörün uzun vadede üretilen birim başına maliyet ve operasyonel verimlilik olduğunu hatırlattı. Gelişmiş teknolojileri benimseyen ve büyümeyi hedefleyen şirketlerin üretim kapasitesine ve operasyonel verimliliğe daha fazla odaklandığına işaret etti.

Şirketin Ortadoğu ve Afrika'daki bölgesel merkez olarak, özellikle Afrika gibi bölgesel pazarlara kolay ulaşım ve seyahat imkânı sunan Dubai'yi seçtiğini ve burada son yıllarda iş hacmini belirgin şekilde artırdığını belirten Walther, bununla birlikte Suudi Arabistan'a seyahat ve vize işlemlerinin de geçmişe kıyasla oldukça kolaylaştığını vurguladı.

Ham madde ve yatırımcılara tavsiyeler

Walther, müşterilerinin bağımlı olduğu ham madde tedarikindeki gelişmeleri de yakından takip ettiklerini belirterek, bu alanın geçtiğimiz dönemde bazı zorluklarla karşılaştığını ancak petrokimya, gıda, ilaç ve otomotiv sektörlerinde büyüme için cazip fırsatların devam ettiğini söyledi. Yeni yatırım ve projelerin desteğiyle Suudi Arabistan'daki sanayi faaliyetlerinin önümüzdeki yıllarda da büyümeye devam etmesini beklediğini ifade etti.

Yatırımcılara bir de mesaj veren Walther, endüstriyel fırsatların iki açıdan incelenmesi gerektiğini belirtti: Birincisi, pazarda zaten var olan ürünleri geliştirmek ve rekabet güçlerini artırmak; ikincisi ise diğer pazarlarda bulunan ancak henüz yerel olarak üretilmeyen niş/özel ürünleri araştırmak. Walther, yatırımcıların sadece ilk sermaye büyüklüğüne değil, gerçek üretim maliyetlerinin analizine odaklanmaları gerektiğinin altını çizdi.

Sanayi Haftası etkinlikleri

"Riyad Uluslararası Sanayi Haftası 2026", Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanlığı himayesinde, 20 ülkeden 400'ün üzerinde katılımcı kurumun varlığıyla pazar günü Riyad Uluslararası Kongre ve Sergi Merkezi'nde başladı.

Etkinlik kapsamında üç uzmanlık fuarı bir arada düzenleniyor: 21. Suudi Plastik ve Petrokimya Ürünleri Fuarı, Suudi Baskı ve Ambalaj Fuarı ve 4. Suudi Akıllı Lojistik Hizmetleri Fuarı.

Riyadh Exhibitions Company (REC) ve Alman Messe Düsseldorf ortaklığıyla organize edilen "Sanayi Haftası" etkinlikleri 24 Haziran'a kadar devam edecek. Etkinlik boyunca yerli ve uluslararası yetkililer ile uzmanların katılımıyla panel ve çalıştaylar gerçekleştirilecek. Bu oturumlarda sanayi dönüşümü, inovasyon, yerlileştirme, endüstriyel teşvikler ve gelişmiş ambalaj çözümlerinin yanı sıra plastik, ambalaj, baskı ve plastik geri dönüşümü sektörlerindeki en son uygulamalar masaya yatırılacak. Suudi sanayi sektörü, ülkenin bölgesel ve küresel ölçekte lider bir sanayi gücü haline gelmesini hedefleyen "Vizyon 2030" doğrultusunda büyük bir büyüme ve gelişim aşamasından geçiyor.