Zarif, terör örgütü olarak tanımladığı Taliban’ı Tahran’da ağırladı

İran Dışişleri Bakanı Zarif, Afganistan’da tüm tarafların katılımıyla ortak bir hükümet kurulması çağrısında bulundu

Zarif, dün Tahran'da Taliban Siyasi Ofis Başkanı Molla Abdulgani Berader ile görüşmesinden bir kare (Tesnim)
Zarif, dün Tahran'da Taliban Siyasi Ofis Başkanı Molla Abdulgani Berader ile görüşmesinden bir kare (Tesnim)
TT

Zarif, terör örgütü olarak tanımladığı Taliban’ı Tahran’da ağırladı

Zarif, dün Tahran'da Taliban Siyasi Ofis Başkanı Molla Abdulgani Berader ile görüşmesinden bir kare (Tesnim)
Zarif, dün Tahran'da Taliban Siyasi Ofis Başkanı Molla Abdulgani Berader ile görüşmesinden bir kare (Tesnim)

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Taliban Hareketi’nin İran yasalarına göre halen ‘terör örgütü’ olduğunu söylemesinin üzerinden iki aydan kısa bir süre geçtikten sonra Taliban Siyasi Ofis Başkanı Molla Abdulgani Berader ile Tahran'da görüştü.
İran’ın resmi haber ajansları tarafından aktarılan Dışişleri Bakanlığı açıklamasına göre Bakan Zarif, Molla Berader'e, İran’ın Afganistan’da tüm etnik ve siyasi grupların katıldığı kapsamlı bir hükümetin kurulmasını desteklediğini söyledi.
Taliban Hareketi temsilcilerinden oluşan üst düzey heyet, geçtiğimiz salı günü Tahran’a geldi. Heyet, çarşamba günü İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani ile başlayarak İranlı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi.
Zarif'in Taliban heyeti ile görüşmesi, Aralık ayı sonlarında Taliban’a yakın Kabil merkezli haber kanalı ToloNews’e verdiği röportajdaki tartışmalara yol açan açıklamalarının ardından gerçekleşti. Zarif röportaj sırasında, Tahran ile Taliban arasındaki ilişkilere dair bir soruyu yanıtlarken Taliban liderlerinin İran’ın Meşhed ve Zahidan şehirlerinde evleri olduğuna dair bilgisi olduğu iddialarını yalanlamıştı. Zarif daha da ileriye giderek, Taliban’ın Birleşmiş Milletler (BM) terör örgütleri listesinde yer alması nedeniyle İran yasalarına göre halen terör örgütü olarak kabul edildiğini söylemişti. Zarif, Afgan hükümetinin İran ile Afganistan arasındaki 945 kilometrelik sınır boyunca tam kontrol sahibi olmaması nedeniyle sınır bölgelerinde güvenliği sağlamak amacıyla Tahran ile Taliban arasında iletişimin doğal olduğunu savundu.
Ancak Taliban Hareketi, Zarif’in açıklamalarına tepki gösterdi. Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid yaptığı açıklamada, Taliban’ın BM’nin terör örgütleri listesinde olmadığını söyledi. Mücahid, ‘İranlı yetkililerin sorumsuzca ve gerçeklerden uzak açıklamaları iki dost ve komşu ülkenin ilişkilerine zarar verdiğini’ vurguladı. İranlı yetkililere ‘Afganların duygularını kışkırtmaya’ bir son vermeleri çağrısında bulunan Mücahid, bu açıklamaları ‘Afganistan’ın iç işlerine karışmak’ olarak niteledi.
 Zarif, ToloNews kanalına verdiği röportajda Taliban’ı ‘bir gerçeklik ve çözümün bir parçası’ olarak değerlendirmiş ancak Afganistan'daki ‘nihai çözüm’ olmadığını söylemişti. Zarif röportajda ayrıca Afgan hükümetine, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurt dışı kolu Kudüs Gücü çatısı altında savaşan Fatimiyyun milislerinden yardım almaları teklifinde bulundu.
Taliban ve Afganistan hükümeti, ülkede onlarca yıldır süren çatışmaları sona erdirecek bir barış anlaşmasına ulaşmak amacıyla geçtiğimiz ay Katar'da barış görüşmelerine yeniden başladı. DMO’ya bağlı Tesnim Haber Ajansı, dün Zarif ve Molla Berader arasında yapılan görüşmelerin Afganistan’daki iç durum ve barış müzakereleri sürecindeki gelişmelerin ele alındığını bildirdi. Tesnim’in haberine göre görüşmede, Afganistan ve bölgede barışın ve güvenliğin sağlanması gerektiği vurgulandı.
İran’ın ABD güçlerinin Afganistan topraklarından ayrılması taleplerine işaret eden Zarif, barış görüşmelerinde ABD’nin rolüne ilişkin şüphelerini bir kez daha yineleyerek, “ABD uygun bir arabulucu ve hakem değil” ifadelerini kullandı. Zarif, Molla Berader’e hitaben, “Afgan halkı aranızda kalmamalı ve (askeri) operasyonlarda hedef alınmamalılar” dedi.
İran Dışişleri Bakanı ToloNews kanalına verdiği röportajda, ABD ile Taliban arasındaki barış anlaşmasının, ülkenin doğudaki komşusuna yönelik ‘tehlike’ arz ettiğini söylemiş, eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimini, Afganistan seçimlerini ‘ABD başkanlık seçimlerinde propaganda aracı olarak’ kullanmakla suçlamıştı. Bunlar, yeni ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, ABD'nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad'in görev süresini uzatmasından birkaç gün sonra Zarif’in ABD-Taliban barış müzakerelerine ilişkin ilk açıklamaları oldu.
Öte yandan Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani, yeni ABD yönetiminin, eski Başkan Donald Trump yönetimi ile Taliban arasında Şubat 2020'de Doha'da imzalanan anlaşmayı yeniden gözden geçirme ve Taliban’ın anlaşmaya duyduğu saygıyı değerlendirme niyetinde olduğunu açıklamasından günler sonra Washington’ı, Taliban'a baskı yapmaya ve Afganistan’daki Amerikan askerlerinin geri çekmeyi bir süre ertelemeye çağırdı.
Afgan hükümetinin müzakerelerin dışarıda bırakıldığı ve Kabil'in onaylamadığı anlaşma, Taliban'ın, bir iç diyalog başlatma ve terörist grupların Taliban’ın kontrolü altındaki bölgelerde hareket etmelerine izin vermeme sözü gibi herhangi bir dayanağı olmayan garantileri karşılığında, 2021 yılı ortalarına kadar (çoğunluğunu Amerikalıların oluşturduğu) yabancı güçlerin, ülkeden tamamen çekilmesini öngörüyor.
Bir yandan hükümet ve Taliban aralarında bir anlaşmaya varmak istiyorlar. Fakat hükümet, geçtiğimiz Eylül ayında başlayan ve duran, haftalar süren aranın ardından bu ayın başında resmi olarak yeniden başlatılan müzakerelerde herhangi bir ilerleme kaydedilememesinden Taliban’ı sorumlu tutuyor.
Afganistan hükümeti müzakere heyeti üyesi Muhammed Rasul Talib, Doha'da gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Heyetimiz, 6 Ocak’tan bu yana Doha’da ve görüşmelere başlamaya hazır. Ancak diğer taraf yurtdışına seyahat etmekle meşgul. Doha'dayız ve sabırla görüşmelerin başlamasını bekliyoruz.”
Müzakerelerin ‘henüz bir çıkmaza girmediğini, fakat bir duraklama olduğunu ve duraklamanın sebebinin de Taliban olduğunu’ vurgulayan Talib, Afganistan (hükümet) heyeti, Taliban’ı müzakerelere dönmeye davet ediyor. Biz de mevcut fırsatın sorunları çözmek için boşa harcanmaması gerektiğine inanıyoruz” dedi.
Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) aktardığı İran Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre Dışişleri Bakanı Zarif, Taliban heyetine, siyasi boşluk sırasında politik kararlar alınamayacağını vurgulayarak, iş birliğine dayalı bir şekilde tüm tarafların yer aldığı kapsamlı bir hükümet oluşturulması gerektiğini söyledi. Yine Bakanlık açıklamasına göre Zarif, “Afganistan'ın iyi yürekli insanları haksızlığa uğradı. Afganistan savaşı ve işgali, Afganlara büyük zararlar verdi” dedi. Zarif, heyete ayrıca tüm çabalarının halkın acılarını ve sıkıntılarını sona erdirmeye yönelik olması ve barışı sağlayarak işgalcilerin bahanelerine son vermesini umduğunu ifade etti.
Bu arada İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, Taliban Hareketi’ni Afganistan'daki ABD güçlerine karşı mücadeleye devam etmesi için üstü kapalı olarak kışkırttı. Şemhani, Twitter hesabından Arapça olarak yazdığı bir tweette, “Bugün Taliban'ın Siyasi Ofis heyetiyle yapılan görüşmede, ABD’nin karşısında durmaya kararlı olduklarını ve on üç yıl boyunca Guantanamo'da Amerikalılar tarafından işkence gören kişinin, Amerikalılarla yüzleşmekten hiç vazgeçmediğini gördüm” ifadelerini kullandı.



Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.