Hamaney sonrası İran için tufan

Mecid Rafi Zadeh: “İran, birleşik bir Arap cephesinden korkuyor ve Hamaney’in ölümü bir ayaklanmaya yol açacak”

Mecid Rafi Zadeh, ABD Kongresi’nde brifing verirken (Walter Schleder- Harvard)
Mecid Rafi Zadeh, ABD Kongresi’nde brifing verirken (Walter Schleder- Harvard)
TT

Hamaney sonrası İran için tufan

Mecid Rafi Zadeh, ABD Kongresi’nde brifing verirken (Walter Schleder- Harvard)
Mecid Rafi Zadeh, ABD Kongresi’nde brifing verirken (Walter Schleder- Harvard)

İsa Nehari
‘Arap Baharı’ olarak bilinen koşulların zirvesinde, ABD’nin İran’a açılması dikkat çekiciydi. Eski Başkan Barack Obama yönetimi, Müslüman Kardeşler’i ‘ılımlı İslamcılar’ olarak nitelendirdi. Bu vizyon, Washington ile başta Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere stratejik Arap müttefikleri arasındaki ilişkilerin doğasına gölge düşürdü.
Dünya, 20 Ocak’ta yeni bir ABD başkanını karşılarken bu adam, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın ayrılışının ardından ABD dış politikasının yeni gidişatı hakkında artan spekülasyonlarla, Ortadoğu’da bölünmeyi körükleyen devrimlerle bağlantılı son Demokrat yönetimdeki ikinci adamdı.
Başkan Trump, 2016 seçimlerini kazandıktan sonra kendisini geri çekilmeye adarken, uluslararası anlaşmaların çarkını ‘ABD çıkarına’ olan her şeye yarar sağlayacak şekilde yönlendirmeye söz verdi. Biden ise ABD’nin ‘özgür dünyanın lideri olarak’ uluslararası konumunu yeniden sağlamayı amaçlayan farklı bir gündem ortaya attı. Bu vizyon, Trump yönetiminin ülkenin özünü ele geçirdiğini düşünen Demokrat Parti’nin yönelimiyle tutarlı olduğu düzeyde gözlemciler, 46’ıncı başkanın görevinin Obama başkanlığının bir karbon kopyası olacağı yönündeki endişelerini gündeme getirmeye başladı. Bu bağlamda Biden’in Obama’nın politikalarını yeniden canlandırması, gelecek 4 yıl içerisinde ABD yönetiminin Müslüman Kardeşler ile uzlaşacağı ve Arap dünyasındaki aşırılık yanlısı grupları finanse etmekle suçlanan İran’a daha açık olacağı anlamına gelebilir.
Öne sürülen varsayımları test etmek ve Biden’ın ABD’nin bölgedeki pozisyonuna, özellikle de İran ile olan ilişkisini belirleyecek meseleler üzerindeki konumuna ışık tutmak için Independent Arabia, Harvard Üniversitesi’nde İran asıllı ABD’li araştırmacı ve Amerikan Uluslararası Ortaedoğu Konseyi Başkanı Mecid Rafi Zadeh ile yeni ABD yönetimin politikalarına ilişkin vizyonu hakkında bir röportaj gerçekleştirdi. Röportajda, altı Körfez ülkesinin tanık olduğu atılımın yanı sıra sağlığı kötüye gittiği söylenen İran Dini Lideri Ali Hamaney’den sonra en önde gelen adaylar ve 2018 yılında ABD’nin geri çekilmesine rağmen Avrupa’nın nükleer anlaşmayı destekleyen tavrının yankıları da ele alındı.
Mecid Rafi Zadeh, ‘CNN’ ve ‘Fox News’ gibi yerel ve uluslararası medya kuruluşlarında İran rejimini eleştiren tezleriyle tanınmış, önde gelen İran asıllı ABD’li bir isim olarak biliniyor. İnsan hakları aktivizmini, çalkantılı bir dönemde İran ve Suriye’de gelişen kişisel deneyimine ve görüşleri nedeniyle tutuklanmaktan kaçınma mücadelesine dayandırıyor. İngilizcenin yanı sıra Arapça ve Farsça da bilen Zadeh, iki kültür arasında kök salmış olan bilgisinin, kendisine ‘Arap ve Fars dünyalarının sosyal, dini ve politik geleneklerine derin bir bakış açısı’ kazandırdığına inanıyor.

Obama’nın mirası
20 Ocak’ta faaliyetlerine göreve gelen yeni ABD yönetiminin politikalarına geçmeden önce Zadeh, Obama yönetiminin Müslüman Kardeşler’i ‘ılımlı İslamcılar’ olarak tanımlamasına değindi. Mecid Rafi Zadeh, “Bu değerlendirmenin, Ortadoğu üzerinde önemli ve yıkıcı bir etkisi oldu ve bu etki, bugün hala hissediliyor. İslam inancının katı siyasi çarpıtmasının safça kabulü, bölgedeki bölünmeyi daha da şiddetlendirdi” ifadelerini kullandı. Nispeten deneyimsiz bir yönetimin, Arap Baharı ile birlikte yeni doğan, hoşgörülü ve liberal demokrasilerin filizlenmesini beklediğini söyleyen Zadeh, “Bölgenin inceliklerini ve özelliklerini anlayan herkes açısından, kitleleri güçlendirmekle ilgilenmeyen radikal güçlerin, kaçınılmaz boşluğu doldurmak üzere kenarda bekledikleri açıktır” dedi.
Obama yönetiminden sonra Ortadoğu’nun koşullarına da değinen Mecid Rafi Zadeh, “Demokrat Başkan döneminde radikal aktivistleri tolere etme veya onlara kucak açma telaşı, bölgeyi daha güvenli, daha müreffeh ve demokratik bir yer haline getirmedi. Sonuçlar, herkesin görebileceği bir yerdeydi. Suriye yıkıcı iç savaş nedeniyle paramparça oldu ve giderek radikalleşen Türkiye, radikaller için güvenli bir sığınak olarak ismini duyurdu. Füze programı ve bölgedeki vekilleri için engelsiz şekilde fon sağlayan İran, aynı zamanda Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) cömert şartları sayesinde gelişti” değerlendirmesinde bulundu.

Biden ve İran
Harvard Üniversitesi araştırmacısı, büyük bir belirsizliğin hakim olduğu meseleler arasında olan yeni ABD yönetimi ile İran arasındaki ilişkinin şekline de değindi. Bu bağlamda Mecid Rafi Zadeh, Biden’in Tahran’la başa çıkma yaklaşımının, Washington’un önümüzdeki onlarca yıl boyunca Ortadoğu’daki konumunu belirleyeceğini söyledi. Zadeh’e göre yeni Başkan, Obama’nın dış politikasını tekrar edecek gibi görünüyor. Bu nedenle ‘geçmişte İran’a ve radikalizm yanlısı gruplara yönelik tanık olunan herhangi bir zımni hoşgörünün ortaya koyulmama’ gerekliliğini yeniden teyit ediyor.
Son zamanlarda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan Al Suud’un, bölge ülkelerinin ‘Washington ve Tahran arasında yeni bir anlaşma için’ olası müzakerelere katıldığını açıklaması dikkat çekici bir gelişme oldu. Bu çerçevede Zadeh, Biden’in nükleer anlaşmaya geri dönmesinin 2015 anlaşmasıyla aynı şartlara ve özelliklere sahip olmasını ve belki de İran’a daha fazla tavizi içermesini bekliyor. Mecid Rafi Zadeh, “Obama yönetiminin önderliğindeki müzakerelerde komşu ülkelerin dışlanması, Arap ülkelerinin İran’ın füze programına ilişkin endişelerini tanımada ve kendi topraklarında ve komşu bölgelerindeki şiddet yanlısı grupları finanse etmede başarısız olan hatalı bir anlaşmaya yol açtı” dedi.
ABD Başkanı Joe Biden, İran ile nükleer anlaşmanın içeriğini belirli koşullara göre uygulamaya dönme arzusunu dile getirmişti. Bu durum, Trump yönetiminin, ‘gelecek yönetimi, İran’ın ABD çıkarlarına yönelik tehdidine karşı uyararak’ önlemeye çalıştığı ve ‘azami baskı politikasının, en iyi strateji olduğunu belirttiği’ bir durum. Gözlemcilere göre bu girişimlerin en sonuncusu, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun İran’ı El-Kaide’yi barındırmak ve İran’a ‘yeni bir karargah’ kurmasına izin vermekle suçlaması oldu. Tahran, bu suçlamaların ‘yalan’ olduğunu savunuyor.
Gözlemciler, İran’ın bu ayın başında uranyum zenginleştirme düzeyini artıracağını açıklamasının ardından Biden’ın nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma görevinin, daha karmaşık olacağına inanıyor. ABD’li araştırmacı da yeni Başkanın KOEP’e geri dönüşünün zor olmayacağını söylerken, “Çünkü rejimin iktidarı elinde bulundurmayı sürdürmesinin ekonomik iyileşmeye bağlı olduğu göz önüne alındığında Tahran, umutsuzca anlaşmaya geri dönme arayışındadır” dedi. Zadeh, “İran, uluslararası toplumu tehdit etmek ve onlara şantaj yapmak için ihlallerini artırıyor. Yeni Başkanı nükleer anlaşmaya zorluyor ve daha fazla taviz elde ediyor” değerlendirmesinde bulundu.
‘The Atlantic Council’ internet sitesinde yayınlananlara yanıt olarak gözlemciler, Trump’ın İran ile ilişkilerinde benimsediği ‘azami baskı’ politikasının, Washington’un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) karşısında İran’a silah ambargosunu uzatamama başarısızlığının yanı sıra ABD’nin umduğu sonuçlara olanak tanımadığını belirtti. Zadeh, ‘İran rejiminin ekonomik ve siyasi iflasına katkıda bulunduğu, İran’ın terör gruplarını finanse etmekte zorluk yaşamasına neden olduğu’ için azami baskı yaklaşımını sürdürme gerekliliğine dikkati çekti. Araştırmacı, Biden’ın, selefinden daha yumuşak bir politika benimseyeceğine dair uyarısını da yineledi.
Nükleer anlaşmayı destekleyen Avrupa’nın konumu hakkında ise Amerikan Uluslararası Ortadoğu Konseyi Başkanı, AB’nin KOEP’nın terk etme konusundaki isteksizliğine şaşırdığını dile getirdi. Mecid Rafi Zadeh, ‘İran’ın Avrupa topraklarındaki suikastlarını ve bombalı saldırı planlarını’ da politika yapıcılarına yönelik bir uyanış çağrısı olarak değerlendirdi. “AB, tavrını değiştirmezse önümüzdeki aylarda ve yıllarda daha fazla siyasi suikast bekleyebiliriz” diyen Zadeh, Tahran’ı yerel gündemine odaklanmaya zorlayan boğucu bir ekonomik hakimiyet oluşturmak için birleşik bir cephe inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.

Körfez uzlaşısı, Tahran’a hizmet etmiyor
Suudi Arabistan ve müttefikleri, birkaç hafta önce Katar ile ilişkilerin yeniden başladığını duyurdu. Açıklama, el-Ula şehrinin ev sahipliğinde düzenlenen zirvede, altı Körfez ülkesi liderinin anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp üç yıldan fazla süren diplomatik krizi sona erdirme konusunda anlaşma sağlaması sonrasında yapıldı. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Doha’yı ‘baskı ve şantaja karşı cesur direnişinin başarılı olması’ nedeniyle tebrik etti.
İranlı yetkilinin açıklamasının ardından Katar’ın Suudi Arabistan ile ilişkilerini nasıl düzeltebileceği ve aynı zamanda boykot döneminde İran rejimi ile zirveye ulaşan yakınlaşmayı nasıl sürdüreceği hususlarında çeşitli sorular gündeme geldi. Zadeh, bu sorulara yanıt olarak, “İran rejiminin açıklamasına rağmen ana endişelerinden biri, bölge ülkelerinin ona karşı birleşik bir cepheye sahip olacağıdır. Bu nedenle İran, Arap ülkelerini bölmeye çalışmaktadır” dedi. Mecid Rafi Zadeh, Ortadoğu’daki ittifakların son zamanlarda yeniden düzenlenmesinin, İran’ı endişelendirdiğini ve izolasyonunu artırdığını söylerken, “En önemlisi, İran'ın meşruiyeti, popülaritesi ve güvenilirliği sorgulandı” dedi.
İranlı asıllı araştırmacı, “Katar’ın İran rejimi veya milisleriyle iş yürütürken aynı zamanda diğer Körfez ülkeleriyle iyi ilişkiler sürdürmesi zordur. Çünkü İran ve milisleri düzenli olarak sivillere karşı saldırılar düzenliyor ve uluslararası arenada bilinen hükümetlere karşı isyanları finanse ediyor” açıklamasında bulundu. Zadeh, “Doha, fidye konularında olduğu gibi, bu milislerle düşman olarak değil ortak şekilde hareket ederek İran’ın sevgisini kazanabileceğine inanıyorsa bu sefer de Körfez ülkeleriyle ilişkilerini tehdit edecektir” dedi.
Son değişikliklerin, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır karşısında İran, Türkiye ve Katar olarak iki Ortadoğu ekseninin son bulmasının yolunu açıp açmayacağı hususunda ise Zadeh, “İran’daki yönetici din adamları iktidarda olduğu sürece Ortadoğu’da her zaman iki karşıt eksen olacağını düşünüyorum. Bu yüzden İran Katar ve Türkiye’yi kaybetse bile, bölgeyi bölmek ve istikrarı bozmak için milislerini kullanmaya devam edecektir. İran rejiminin işleyiş şekli; kaostan yararlanmak, mezhepçi gündemini Sünniler karşısında Şiilere, Araplar karşısında Farslara ve Batı karşısında Batı’ya sadık olanlara karşı kullanarak bölgeyi bölmek ve yönetmektir. Bu üç kategori nedeniyle rejim, Ortadoğu’da her zaman iki zıt eksen yaratacaktır” açıklamasında bulundu.

Washington ile çatışma
İran Devrim Muhafızları’nda Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin birinci yıldönümünde ABD medyası, Washington’daki yetkililerden alıntı yaptığı bir haberinde, İran’ın Ortadoğu’daki ABD güçlerine ve çıkarlarına karşı bir saldırı başlatmayı planladığını kaydetti. Bu bağlamda ABD ile İran’ın doğrudan bir çatışmaya ne kadar yakın olduğu hakkında konuşan Zadeh, “Savaşa gireceklerini sanmıyorum. Çünkü Washington ile Tahran arasındaki herhangi bir savaş, askeri yetersizliği, bölgedeki izolasyonu ve İran içerisinde popüler olmaması nedeniyle tahammül edemeyeceği için, İran rejimi adına bir intihar olacaktır” dedi. Mecid Rafi Zadeh ayrıca, “Tahran, ABD çıkarlarına saldırmak için vekillerini konuşlandırarak, orantısız bir savaşta faaliyet gösterme tarzına başvuracak” değerlendirmesinde bulundu.
Ancak ilginç olan askeri cephaneliğiyle övünen Tahran’ın, geçen Temmuz ayında hassas tesislerde meydana gelen bir dizi gizemli patlamalara yanıt vermek için parmağını bile kıpırdatmaması oldu. İran, nükleer programının kilit isimlerinden bilim adamı Muhsizn Fahrizade’ye düzenlenen suikasttan sonra herhangi bir dış güce karşı tek bir önlem almadı. İran’ın bu husustaki soğukkanlılığını anlamak için ABD’li araştırmacı, “İran rejimi intikam konusunda sabırlı ve uzun bir oyun geliştiriyor” dedi. Mecid Rafi Zadeh, son aylarda rejimi sessiz kalmaya zorlayan ana nedenin, herhangi bir yanlış hesaplamanın İsrail ve ABD ile ‘iktidardaki din adamlarının siyasi intiharına eşdeğer’ bir savaşa yol açma korkusu olduğuna dikkati çekti.
Zadeh, bir başka nedenin ise İran rejiminin ‘Trump’ın başkanlık seçimlerinden önce şansını artırıp, siyasi ve askeri bir zafere ulaşmasını engelleme’ arzusu olduğunu söyledi. İran asıllı ABD’li araştırmacıya göre İran’ın ‘Biden’in, kendisiyle savaş istemediğini fark ettiği için’ daha saldırgan hale gelmesi ve intikam alma eğilimine girmesi muhtemel olduğu için bu durum, Biden’in göreve gelmesiyle değişecek.
Öte yandan İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, ABD Başkanı Donald Trump’ı ‘İran’a saldırmak için bahane aramakla’ suçlayarak, ülkesini savundu. Zarif, Tahran’ın savaş istemese de kendisini savunacağına söz verdi.

Çin, çıkarlarıyla aynı çizgide
Pekin ve Tahran arasında ekonomik iş birliğini güçlendirmeye yönelik anlaşmaların ortaya çıkmasının ardından Çin’in İran’ı ABD yaptırımlarının ağırlığından kurtarıp kurtarmayacağına ilişkin olarak ise Mecid Rafi Zadeh, “Çin, iki nedenden dolayı İran’ın ABD yaptırımlarından kurtulmasına yardımcı olamaz. İlk olarak Asya ülkesinin desteğine rağmen İran ekonomisinin ve para biriminin düşüşte olması, ikinci olarak da Çin dahil çok sayıda ülkenin, ABD yaptırımlarını ihlal etmenin sonuçlarına ilişkin endişesidir. Pekin’in, ekonomik çıkarlarını korumak için İran’a karşı dört tur Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımı gibi, ABD’nin de yanında yer aldığı zamanlar bulunuyor. Bu durum, Çin’in, kendi ekonomisini bir öncelik olarak gördüğünü gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Hamaney’in ölümünün etkileri
İran rejimi lideri Ali Hamaney’in pozisyonu, her zaman ulusal güvenlik için hayati bir mesele olarak görüldü. Yıllardır resmi sırların ortasında sağlık durumuna ilişkin söylentiler mevcut. Bu durumun sonuçlarına ilişkin olarak Amerikan Uluslararası Orta Doğu Konseyi Başkanı, Hamaney’in öldüğü gün, dini kuruluşu devirmek amacıyla rejime karşı ülke genelinde bir ayaklanma olabileceğini belirtti.
Rejim Lideri’nin belirlenmesinin başarısız olması halinde İran anayasası, birçok önemli siyasi kuruma Hamaney’in yerini alacak ismin belirlenmesi hususunda rol veriyor. Ancak İran Devrim Muhafızları, bu konuda anayasal yetkisi olmamasına rağmen diğer kurumlardan daha fazla siyasi ve ekonomik güce sahip. Mecid Rafi Zadeh’e göre Devrim Muhafızları elitleri, kontrol edebilecekleri birini arıyor, otoritesine meydan okuyan bir rehber veya Devrim Muhafızları’nın faaliyetlerini, siyasi ve ekonomik tekelini tam olarak destekleyen tanınmış bir din adamı değil.
İran meselelerinde uzmanlaşan araştırmacı, hâlihazırda Yargı Erki Başkanı olan İbrahim Reisi’nin Hamaney’den sonra Lider olacağını belirtti. Zadeh’e göre Reisi’nin etkisi, Mahmud Haşimi Şahrudi (İran Devrim Muhafızları üyesi ve eski yargı başkanı), Mucteba Hamaney (Dini Liderin ikinci oğlu), Muhammed Taki Misbah Yezdi (tutucu bir din adamı) ve Muhammed Rıza Mehdevi Kani (muhafazakar din adamı ve Uzmanlar Meclis Başkanı) gibi bazıları hayatını kaybetmiş adaylardan daha az değil. Ancak Hamaney’in yerini almaya hak kazanan bu isimlerden herhangi birinin, Devrim Muhafızları kadrosu için bir seçenek olması pek de olası değil, çünkü özel bir sosyal ve politik tabana sahip. Bir başka deyişle Devrim Muhafızları’nın, hatta Anayasa Koruma Konseyi ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin liderlerinin egemenliğine ve bağımsızlığına büyük bir meydan okuma oluşturabilirler.
Mecid Rafi Zadeh, “Hamaney, 1980 yılında İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu ve eski Dini Lider Humeyni’nin yerini aldığında, Ayetullah Muntazeri gibi nüfuzlu kişilere kıyasla en az nitelikli adaylar arasındaydı. Kutsal otoritesi, meşruiyeti ve güvenilirliği, Kum kentindeki üst düzey din adamları tarafından ciddi şekilde sorgulandı. Hamaney, fetva verebilecek bir merci ya da müçtehit bile değildi. Ayrıca Humeyni’ye kıyasla zayıf ve karizmadan yoksun bir lider olarak görülüyordu. İran anayasası, Dini Lider’in dini otoritesini ve niteliklerini onaylasa da Hamaney’in atanması, kesinlikle siyasi bir hareketti, dini değil” açıklamasında bulundu.
Zadeh, “Hamaney, başlangıçta zayıf olmasına rağmen, beklenmedik bir şekilde başarılı oldu, kendisine karşı çıkan üst düzey din adamlarını bir kenara itti. Kendi yakın çevresini ve dış politika bürosunu oluşturdu. Muhalefeti kontrol etmek için de İran Devrim Muhafızları ile güçlü bir koalisyon kurdu. Zamanla görüşleri de değişti. Nükleer yeteneklere ulaşmak için daha bilgili ve daha fazla ABD karşıtı haline geldi. Başka bir deyişle, askeri ve teokratik diktatörlüğün bir karışımı olan bir siyasi yapı oluşturdu” ifadelerini kullandı.
Hamaney’in ölümü sonrasında rejim liderliği anlamına gelen “Devrim Rehberliği” pozisyonunun kaldırılma ihtimalini uzak gören Zadeh, bu pozisyonun, İslam Cumhuriyeti’nin ve Şii İslam’ın kuruluş temeli olduğunu hatırlattı. ABD’li araştırmacı, Ayetullah Humeyni’nin ortaya koyduğu Velayet-i Fakih kavramına dikkati çekerken, bu nedenle bu tür bir senaryonun mümkün olmadığını vurguladı. Zadeh, “Ancak İran Devrim Muhafızları’nın liderleri, yönetiminin ilk yıllarında İran’ın Rehber’ine benzer şekilde, daha az güçlü veya nüfuzlu bir kişiliğe sahip bir aday arayacaklar, böylece Devrim Muhafızları siyasi ve ekonomik kontrolü kontrol etme özgürlüğüne sahip olacak” dedi.

İran halkının meselesi
2015 yılında Mecid Rafi Zadeh tarafından yayınlanan ve özel olarak annesinin, genel olarak da kadınların erkek egemenliği karşısında çektikleri acıların anlatıldığı bir kitapta, ‘Tahammül ve cesaret, günlük kötülüklerin üstesinden gelebilir mi?’ ve ‘Çökmekte olan bir ülke bir çocuğun kimlik hakkını inkar edebilir mi?’ gibi sorulara yer veriliyor.
Bu bağlamda İranlıların, rejimi değiştirmek için ödemeleri gereken bedeller hakkındaki bir soruya Mecid Rafi Zadeh, “İran vatandaşları, teokratların ellerinden ülkelerinin kontrolünü almak için her türlü çabayı sarf etti. Rejimi hatalarından, kötü yönetiminden ve suçlarından sorumlu tutma çabalarında kayda değer ilerleme sağladılar, ki buna Kasım 2019 protestolarında yaklaşık bin 500 kişinin ölümü de dahil” ifadeleriyle yanıt verdi. Zadeh, Avrupa ve ABD’deki politika yapıcılarına, ‘bu insanların, demokratik davalarına yönelik dış destek varlığında ne kadar başarılı olabileceğinin’ sorulması gerektiğini de vurguladı.
İran halkının çektiği acılar hususunda ise İran asıllı ABD’li araştırmacı, ailesinin bazı üyelerinin aldığı tehditleri ve karşıt yazıları nedeniyle maruz kaldığı girişimleri aktardı. Zadeh, “Rejim ailemi ve faaliyetlerimi durdurmazsam bunun ağır sonuçları olacağı tehdidinde bulundu. Babam dahil ailemin bazı bireylerini hapse attı ve onlara işkence etti. Ailemin telefonda veya sosyal medyada yaptığı her konuşmayı izlediklerine ve dinlediklerine inanıyorum. Tahran’daki yetkililer, daha önce beni yüksek pozisyonlara atayarak, İran’a ve komşu ülkelere çekmeye çalıştılar. Ancak insanlığa karşı işlediği suçlarla tanınan bu rejime karşı, aşırı yoksulluk içinde yaşamayı ve hayatımı riske atmayı tercih ettiğim için taleplerine cevap vermedim” dedi.



Trump, ikinci döneminin ilk yılında Amerikan devletini yeniden şekillendiriyor

Majalla
Majalla
TT

Trump, ikinci döneminin ilk yılında Amerikan devletini yeniden şekillendiriyor

Majalla
Majalla

Akile Abbas

ABD Başkanı Donald Trump, kısa bir süre önce The New York Times gazetesine verdiği röportajda, her zamanki şok edici samimiyetiyle konuştu. İnsanların onun sıra dışı söylemlerine alışmış olması yarattığı şok etkisini hafifletmiyor. Röportaj sırasında bir konuya değinen Trump, “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok, insanlara zarar vermek istemiyorum” dedi. Aynı röportajda karar verme sürecinde önündeki engeller hakkında konuşan ABD Başkanı, “Evet, tek bir şey var. O da benim ahlakım ve benim zekam. Beni durdurabilecek tek şey bu” ifadelerini kullandı.

Başkanın sözleri, ABD ordusunun Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu devirip onu federal uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla New York'taki bir ABD hapishanesine götürme operasyonunun ardından, yönetiminin dış politikası bağlamında söylenmiş olsa da bu sözler hem iç hem de dış politikada genel siyasi karakterini doğru bir şekilde yansıtıyor. Trump ister geleneksel ister yasal olsun, olağan sınırlara uymayan, yönetiminin çıkarları gerektirdiğinde ya da bu tür ihlaller onun mücadeleci ve açık sözlü ideolojik karakteriyle uyumlu olduğunda her ikisini de kolayca ihlal eden bir politikacı.

“Trump, Amerikan devletini, üç devlet organının etkileşiminin bir ürünü olmaktan ziyade, başkanın vizyonunu ve isteklerini yansıtacak şekilde yeniden şekillendiriyor.

Muhaliflerine tahammülü olmayan hırslı bir başkan

Geçtiğimiz yıl eylül ayında, Make America Great Again (Amerikayı Yeniden Harika Yap/MAGA) hareketinin önde gelen isimlerinden ve Trump'ın güçlü destekçilerinden biri olan evanjelik aktivist Charlie Kirk'ün cenazesi sırasında, Trump'ın yanında duran Kirk'ün eşi Erica Kirk, kocasına veda ederken dokunaklı bir konuşma yaptı.

Birkaç gün önce kocasını ve iki çocuğunun babasını kaybeden kadın, etkileyici konuşmasında şunları söyledi:

O adamı, o genç adamı affediyorum, çünkü İsa da öyle yapardı, Charlie de öyle yapardı. Cevap nefret etmek değil. İncil'in verdiği cevabın sevgi olduğunu biliyoruz, her zaman sevgi, düşmanlarımıza ve bizi zulmedenlere karşı sevgi."

Erica Kirk’ün konuşmasının hemen ardından konuşan Trump, bu cümle üzerinde durarak "O, düşmanlarından nefret etmiyordu. Onlar için en iyisini istiyordu. Bu konuda Charlie ile aynı fikirde değilim. Ben rakiplerimden nefret ediyorum ve onlar için en iyisini istemiyorum. Üzgünüm Erica, bunun doğru olmadığına beni ikna edebilirsin, ama düşmanlarıma tahammül edemiyorum” ifadelerini kullandı.

Trump'ın bu sözleri mecazi değildi. Cesurca konuşan Trump, başkan olarak elindeki birçok aracı kullanarak sözlerini yerine getiriyor. Bu yüzden Adalet Bakanlığı, eski FBI Direktörü James Comey, eski New York Başsavcısı Letitia James ve diğerleri gibi kendisiyle aynı fikirde olmayan bazı eski ve mevcut yetkililer hakkında soruşturma başlattı.

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland'deki Joint Base Andrews'da Florida'ya gitmek üzere Air Force One uçağına binişi sırasında el sallarken, 16 Ocak 2026 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump, Maryland'deki Joint Base Andrews'da Florida'ya gitmek üzere Air Force One uçağına binişi sırasında el sallarken, 16 Ocak 2026 (Reuters)

Başkanın ekonomi, göç, çevre ve diğer önemli iç meselelerde ikinci döneminde izlediği geleneksel muhafazakar politikalara benzer politikaların hakim olduğu ilk döneminin aksine mücadeleci karakteri, ikinci döneminde en belirgin şekilde ortaya çıktı.

İki yönetim döneminin temel farkı, politikaların genel benzerliğine rağmen, bu politikaların ikinci dönemindeki uygulanışında yatıyor. İkinci dönemde başkana verilen yürütme yetkileri yasal ve anayasal sınırları aşacak şekilde mümkün olan en geniş ölçüde genişletildi.

Birçok gözlemci ve insan hakları örgütünün Amerikan tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş bir yürütme diktatörlüğüne yaklaştığını söylediği bu tabloda Trump, Amerikan devletini, hükümetin üç kolunun etkileşiminin bir ürünü olmaktan ziyade, ülkenin 200 yılı aşkın varlığı boyunca biriken anayasal ilkeler ve hukuki ve kurumsal gelişmeler bağlamında başkanın vizyonunu ve isteklerini yansıtacak şekilde yeniden şekillendiriyor.

Başkanın Amerikan devletini içeriden yeniden şekillendirme çabalarından biri de birçok bağımsız federal kurumu Beyaz Saray'ın doğrudan yetkisi altına almaya çalışması oldu.

Kısa bir yılda uzun bir sicil

Trump, ikinci döneminin ilk yılında, bu yeniden tanımlama süreci çerçevesinde ABD’nin iç politikasını büyük ölçüde değiştirdi. Bu süreç, Heritage Vakfı’nın Trump'ın bazı yakın arkadaşlarının katkılarıyla yazdığı Proje 2024’te özetlenen Amerikan aşırı sağının ideolojik vizyonuna kadar uzanıyor. Trump'ın bilgisi olmadığını iddia ettiği yüzlerce sayfalık bu proje, hem dış hem de iç politika alanlarında, önceki yönetiminde de daha az ölçüde olmakla birlikte, mevcut Trump yönetiminde uygulamaya konulan birçok politika için ayrıntılı öneriler içeriyor. Birçok yetkiyi yürütme organının elinde toplama ve bunları Kongre ve bağımsız federal kurumlardan alma yoluyla ABD devletinin yeniden yapılandırılmasını açıkça talep eden proje, Trump'ın Beyaz Saray'daki ilk yılında olanları özetliyor. Zira Trump, başkanlık yetkilerinin önemli ve eşi görülmemiş bir şekilde genişletilmesine dayalı olarak başkanlık yetkisini kullanarak geleneksel kurumları neredeyse sürekli olarak atlattı.

Trump'ın seçim kampanyası kapsamındaki bir mitinginin başlaması öncesinde MAGA şapkaları takan katılımcılar, 4 Kasım 2024 (Reuters)Trump'ın seçim kampanyası kapsamındaki bir mitinginin başlaması öncesinde MAGA şapkaları takan katılımcılar, 4 Kasım 2024 (Reuters)

Başkan Trump'ın yetkilerini genişletme niyeti, göreve başladığı ilk günlerde, ocak ayında Savunma, Enerji ve Dışişleri Bakanlığı gibi önemli federal kurumlarda görev yapan 18 genel müfettişi kovmasıyla ortaya çıktı. Bu hamle, Kongre içinde ve dışında geniş çapta eleştirilere yol açtı.

ABD Kongresi, 1976 yılında, yaygın bir yetki suistimali vakası olan Watergate Skandalı’nın ardından, bu tür suistimallere karşı ek bir önlem almak amacıyla bazı genel müfettişlik ofisleri kurdu. Bu ofisler güçlendirildi ve çeşitli federal kurumlara yayıldı. Çalışma yöntemleri 1978'de yürürlüğe giren önemli bir yasa (1978 Genel Müfettişlik Yasası) temelinde standartlaştırıldı. Bu yasa ve sonraki değişikliklere göre başkan genel müfettişliklere bir ismi aday gösterir ve Senato adaylığı oylamaya sunar. Başkan, genel müfettişi ancak Senato'ya 30 gün önceden bildirimde bulunarak ve görevden alma nedenini açıklayarak görevden alabilir, ancak Trump bunu yapmadı. Yasada öngörüldüğü üzere bağımsız ve Beyaz Saray'a sadık olmayan yeni adayları Senato'ya sunmak yerine, Trump, görevden alınan müfettişlerin yerine bu kurumların içinden çalışanları atadı ve onları resmi sıfatlarıyla değil, vekaleten görevlendirdi, bu da bu kurumların denetim yetkilerini açıkça zayıflattı!

Bağlı kurumlar bağımsızlıklarını savunuyor

Başkanın Amerikan devletini içeriden yeniden şekillendirme çabalarından biri de birçok bağımsız federal kurumu Beyaz Saray'ın doğrudan yetkisi altına almaya çalışması oldu. Yasa, bu kurumların belirli şartlar dahilinde özerk bir şekilde yönetilmesini öngörüyor. Bu şartlar arasında Kongre'nin denetimi ve Beyaz Saray'dan bağımsızlık yer alıyor. Beyaz Saray'ın yetkileri büyük ölçüde Senato'nun onayına veya reddetmesine sunulacak üst düzey yetkililerin aday gösterilmesiyle sınırlı. Trump'ın ABD Merkez Bankası (Federal Rezerv/FED) Başkanı Jerome Powell ile kamuoyuna yansıyan gerilimi, bu boyun eğdirme girişimlerinin bir örneği oldu. Yasa (1913 tarihli Federal Rezerv Yasası ve değişiklikleri), bu önemli finans kurumuna finansal piyasaları istikrara kavuşturmak için takdir ve düzenleme yetkisi veriyor.

Trump ve Heritage Vakfı'nın ekonomi alanında kıdemli misafir araştırmacısı Steve Moore, Washington’daki Beyaz Saray'da, gerçek hane halkı gelirindeki değişimi gösteren bir grafiğe işaret ederken, 7 Ağustos 2025 (Reuters)Trump ve Heritage Vakfı'nın ekonomi alanında kıdemli misafir araştırmacısı Steve Moore, Washington’daki Beyaz Saray'da, gerçek hane halkı gelirindeki değişimi gösteren bir grafiğe işaret ederken, 7 Ağustos 2025 (Reuters)

Bu yetkinin en doğru yorumuna göre bu konuda uzun bir tarihsel geçmişle desteklenen bu kurum, Beyaz Saray'ın müdahalesi olmaksızın, ülkenin mali durumuna ilişkin profesyonel ve bağımsız değerlendirmelerine dayanarak faiz oranlarını belirleme hakkına sahip. Bu kayıtlara ve yasalara aykırı olarak Trump, Powell'a, ihracatı teşvik etmek ve yerli üretimi desteklemek üzerine kurulu yönetimin ekonomik yaklaşımını desteklemek amacıyla (yönetimin buradaki temel hedefi Çin ile ticaret rekabeti) önemli faiz indirimleri (yani doların yabancı para birimleri karşısındaki değerinin düşürülmesi) yapması için kamuoyu önünde baskı uyguluyor. Öte yandan, FED, Başkan’ın ekonomiye ilişkin siyasi gündemini takip etmek yerine, elindeki ekonomik veriler ve finansal bilgilere dayanarak enflasyonu frenlemek ve iş piyasasını desteklemek için kademeli, ihtiyatlı ve ılımlı faiz indirimlerini tercih ediyor. Trump ile FED Başkanı Powell arasındaki gerilim, özellikle Adalet Bakanlığı'nın Powell hakkında soruşturma başlatmasının ardından, halen çözülmeyi bekliyor.

Birçok gözlemci, Trump'ın ikinci döneminin kalan üç yılının çok uzun geçeceğini ve bunun bazı olumsuz etkilerinin uzun süreli olacağını, mevcut başkanlık döneminin ötesine uzanacağını düşünüyor.

Demokratik muhaliflerin peşine düşmek

Başkan, geçtiğimiz mart ayında yayınladığı ve Amerikalıların oy kullanmak üzere kayıt yaptırmaları için belirli resmi belgeler talep eden bir başkanlık kararnamesiyle Cumhuriyetçi Parti lehine ve Demokrat Parti aleyhine seçimleri yeniden tanımlamak için yetkilerini aşmaya çalıştı. Bu yetki normalde Kongre ve eyalet meclislerine ait. Bunun gerekçesinin yasadışı göçmenlerin ve ABD vatandaşı olmayanların seçimlerde oy kullanmasını önlemek olduğu belirtildi. İlgili kuruluşlara göre Trump, bunu destekleyecek kanıt olmamasına rağmen sık sık bu argümanı tekrarlıyor. Trump, bağımsız Seçim Yardım Komisyonu'na, Amerikalıların vatandaş olduklarını ve dolayısıyla oy kullanma hakkına sahip olduklarını kanıtlamak için pasaportlarını veya doğum belgelerini kullanmalarını gerektiren yasadışı bir kararname çıkardı. Oysa bu tür belgelerin sunulmasını gerektirmeyen mevcut kolay, sorunsuz ve doğru bir süreç mevcut.

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofisi'nde, 14 Ocak 2026 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofisi'nde, 14 Ocak 2026 (Reuters)

Bu kararnamenin imzalanması, milyonlarca vatandaşın oy kullanma hakkından fiilen mahrum kalacağı anlamına geliyor. Amerikalıların neredeyse yarısının pasaportu yok ve birçok evli kadın, evlendikten sonra diğer resmi belgelerini güncellemeden soyadını değiştiriyor, bu da uğraşılması ve masraf edilmesini gerektiriyor. Birçok kişi, özellikle sınırlı gelire sahip olanlar, doğum belgelerini saklamıyor yahut saklasalar bile bunlara kolayca erişemiyor (ve bu iki grup genellikle Demokratlara oy veriyor).

Trump'ın kararı federal mahkemeye götürüldü. Mahkeme, diğer kurumların yetkilerini aştığı gerekçesiyle yürütme emrini askıya almaya karar verdi. Ancak, yönetim bu kararı, muhafazakâr çoğunluğu nedeniyle önceki davalarda Başkana daha sempatik davranan Yüksek Mahkeme'de itiraz etmeyi planlıyor.

Trump’ın yetkilerini genişletme çabalarından endişe duyan birçok gözlemci, bu iradeli adamın ikinci döneminin kalan üç yılının çok uzun geçeceğini ve bazı olumsuz etkilerin uzun süreli olacağını ve mevcut başkanlığın ötesine uzanacağını düşünüyor.


Kaostan kontrole... Trump, 2025 yılında Beyaz Saray'ı nasıl yeniden şekillendirdi?

Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)
Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)
TT

Kaostan kontrole... Trump, 2025 yılında Beyaz Saray'ı nasıl yeniden şekillendirdi?

Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)
Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)

Beyaz Saray, artık yalnızca yürütme kararlarının alındığı bir merkez olmaktan çıktı; Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılı boyunca sert milliyetçi politikaların kalesine dönüştü. Bu süreçte Trump, ABD’nin iç ve dış politikasını yeniden şekillendirmeye yöneldi. Yürütme erkini yasama ve yargı organları pahasına güçlendirmekle yetinmeyen Trump, Beyaz Saray’ın kurumsal yapısında ve kullandığı araçlarda köklü değişiklikler yaptı; ilk döneminden çıkardığı derslerden yararlanarak daha düzenli, zaman zaman ise daha saldırgan bir gündem dayattı.

‘Önce Amerika’ sloganı altında 2025 yılı, başkanlık kararnamelerinin kullanımında dikkat çekici bir artışa, sert gümrük tarifelerinin uygulanmasına ve göçle mücadele ile sınır güvenliği konularında derin kutuplaşmalara sahne oldu. Buna ek olarak, tehdit ve askeri müdahale düzeyine varan uluslararası gerilimler yaşandı; bu gelişmeler Washington’un hem müttefikleriyle hem de rakipleriyle olan ilişkilerini yeniden biçimlendirdi.

Bu tabloya paralel olarak, yönetim kadroları içinde de bir rekabetin öne çıktığı görülmekte. Özellikle Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasındaki çekişme, 2028 başkanlık seçimlerinde Trump’ın olası halefliği etrafında yaşanabilecek güç mücadelelerinin erken bir işareti olarak değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat, görüşlerine başvurduğu uzmanlar ve eski ABD’li yetkililerin, Trump’ın ikinci döneminin ilk yılının ABD’yi ekonomik ve siyasi açıdan daha içe kapanık bir çizgiye oturttuğu uyarısında bulunduğunu aktardı. Uzmanlar, uluslararası gerilimlerin ve iç bölünmelerin arttığı bir dönemde izlenen bu yaklaşımın, başkanlık makamının kişisel bir güç aracına dönüşmesi riskini beraberinde getirdiğini; demokrasinin aşınması ve ABD siyasetinde ‘güç doktrini’ olarak anılan anlayışın kalıcı hale gelmesi yönündeki endişeleri artırdığını ifade etti.

Kaostan düzene

Trump’ın ilk başkanlık dönemi (2017-2021), hızlı atamalar ve ani görevden almalarla yansıyan belirgin bir idari düzensizlikle karakterize edilmişti. Buna karşılık ikinci dönemi, daha hazırlıklı ve daha organize bir görünüm sergilemekte. Bu süreçte, başta Heritage Vakfı (The Heritage Foundation) tarafından hazırlanan ve muhafazakâr sağ politikaların güçlendirilmesini ve yürütme yetkilerinin genişletilmesini hedefleyen ‘Proje 2025’ olmak üzere, net bir ajandadan yararlanıldığı görülüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 2 Nisan 2025 tarihinde Beyaz Saray’da yeni gümrük vergisi listesini açıkladı. (AP)ABD Başkanı Donald Trump, 2 Nisan 2025 tarihinde Beyaz Saray’da yeni gümrük vergisi listesini açıkladı. (AP)

2025 yılının aralık ayı ortasına kadar Trump, 220’nin üzerinde başkanlık kararnamesi imzaladı. Bu sayı, ilk döneminin tamamında çıkardığı başkanlık kararnamelerinin toplamını aşarak, Franklin D. Roosevelt döneminden bu yana bu yetkinin en yoğun kullanıldığı dönemlerden birine işaret etti. Söz konusu kararnameler, Kongre’yi devre dışı bırakmak, çeşitlilik ve eşitlik politikaları gibi programları yürürlükten kaldırmak, güney sınırında güvenliği sıkılaştırmak ve göçe sert kısıtlamalar getirmek amacıyla kullanıldı. İlk dönemde daha çok doğaçlama nitelikte olan kararların aksine, ikinci dönemde ekonomi ve güvenlik ön plana çıktı; federal bürokrasinin küçültülmesi, ekonomik önceliklerin yeniden düzenlenmesi ve iş insanları ile teknoloji sektöründeki büyük aktörlerin yönetim içindeki rolünün artırılması hedeflendi.

Nisan 2025’te Trump, genel olarak yüzde 10 oranında gümrük tarifeleri uygulamaya koydu; bu oran Çin ve bazı diğer ülkeler için yüzde 50 ile 145 arasında değişen seviyelere yükseltildi. Amaç, dış ticaret açığını azaltmak olarak açıklandı. Ancak uzmanlara göre bu politikalar, sanayi sektöründe kısmi bir durgunluğa yol açtı ve Trump’ın seçim kampanyasında vadettiği ‘ekonomik refahın’ aksine, ABD orta sınıfını zayıflattı.

Uzmanlar, Trump’ın ikinci döneminin ilk yılında Beyaz Saray’ın iç çekişmelerin yaşandığı bir alandan, daha çok kontrol ve yönlendirme aracına dönüştüğünü belirtiyor. Gözlemcilere göre, Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles, başkanın karar alma süreçlerinde ve siyasi intikam eğilimlerini yönetmede önemli bir etkiye sahip. Aynı şekilde, 28 yaşındaki Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt’in de medya mesajlarının oluşturulması ve eleştirilere karşı duruşta artan bir rol üstlendiği ifade ediliyor. Her iki isim de Trump yönetimi içinde kadınların güçlü temsiline örnek olarak gösteriliyor.

ABD müdahaleleri devam ediyor

ABD’nin eski Suriye özel temsilcisi emekli büyükelçi James Jeffrey, Ortadoğu’da uluslararası müdahaleyi destekleyen bir çizginin etkili olduğuna işaret etti. Bu çizginin Steve Witkoff, Jared Kushner, Tom Barrack ve Morgan Ortagus’tan oluşan bir ekipten meydana geldiğini belirten Jeffrey, bu grubun Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile ittifak halinde olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda Jeffrey, yönetim ile doğrudan Başkan Donald Trump’la bağlantılı güçlü ticari çıkarların bulunduğuna dikkat çekerek, bunun Ortadoğu’da askeri, ticari ve diplomatik angajmanın yoğun biçimde sürmesine yol açtığını ifade etti.

Beyaz Saray tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, ABD Başkanı ve yönetim kadrosunun 3 Ocak'ta Venezuela'daki askeri operasyonu izlediği görülüyor.Beyaz Saray tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, ABD Başkanı ve yönetim kadrosunun 3 Ocak'ta Venezuela'daki askeri operasyonu izlediği görülüyor.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda kıdemli araştırmacı olan ve Demokrat ve Cumhuriyetçi birçok ABD yönetiminde görev yapmış bulunan Aaron David Miller ise Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılının pragmatizm ve hızlı anlaşmalar yapmaya odaklanma ile karakterize edildiğini savundu. Şarku’l Avsat’a konuşan Miller, Trump’ın sekiz çatışmayı sona erdirdiğini iddia etmesine rağmen, krizlerin derin nedenlerini ele almakla ilgilenmediğini; çatışmaları yalnızca yüzeysel biçimde sonlandırmakla yetindiğini söyledi.

Miller, değerlendirmesinde Gazze’ye özel bir parantez açarak, ateşkes sağlanmasına ve rehinelerin serbest bırakılmasına rağmen bölgenin ‘işlevsel bir istikrara’ yaklaşmadığını belirtti. İran konusunda ise ABD saldırılarının nükleer programı geciktirdiğini, ancak tamamen ortadan kaldırmadığını ifade etti. Venezuela’yı da ‘hızlı zafer’ anlayışının bir yansıması olarak tanımlayan Miller, Trump’ın demokratik bir geçiş için koşullar yaratmayı değil, Nicolas Maduro ve eşinin ‘kaçırılması’ yoluyla askeri güç gösterisi yapmayı hedeflediğini, buna karşın mevcut rejimin ayakta bırakıldığını ileri sürdü.

Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles, 23 Eylül'de New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei arasında yapılan toplantıya katıldı. (Reuters)Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles, 23 Eylül'de New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei arasında yapılan toplantıya katıldı. (Reuters)

Miller, Trump’ın Amerikan kararlılığını ve gücünü yeniden tesis etme fikrini öne çıkardığını; bunun da dünya liderlerini hızla kendisiyle temas kurmaya yönelttiğini belirtti. Buna göre bazı liderler, Kolombiya Devlet Başkanı örneğinde olduğu gibi korku nedeniyle; bazıları, Maria Machado liderliğindeki Venezuela muhalefetinde görüldüğü üzere dışlanmışlık hissiyle; bazıları ise Avrupa Birliği (AB) örneğinde olduğu gibi iç bölünmeler sebebiyle Trump’la iletişime geçme arayışına girdi. Miller, Trump’ın dış politikasına yönelik yaygın bir öfke ve hayal kırıklığı bulunduğunu, buna karşılık dünya liderlerinin onu yatıştırmaya ve yakınlaşmaya yönelik çabalarının da eş zamanlı olarak arttığını gözlemlediğini ifade etti.

En büyük kaygısının ise ‘Amerikan siyasi sisteminin işlemez hale gelmesi’ olduğunu vurgulayan Miller, bu yapının onarılmasının ‘uzun zaman alacağını’ söyledi.

‘Önce Amerika’ hareketine duyulan hayal kırıklığı

ABD Başkanı’nın Venezuela’daki kısa süreli operasyonlardan Nijerya’da terörle mücadele kapsamında düzenlenen hava saldırılarına, oradan da Grönland üzerinde kontrol sağlama girişimlerine kadar uzanan dış müdahaleleri, Trump yönetimi içindeki izolasyoncu kanatta hayal kırıklığına yol açtı. Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nde araştırmacı olan Scott Abramson, Trump’ın seçim tabanının ve yönetiminin, başkanın mayıs ayında Riyad’da yaptığı ve ‘anlamadıkları karmaşık toplumlara müdahale edenleri’ eleştirdiği konuşmayı memnuniyetle karşıladığını hatırlattı.

ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ocak'ta Beyaz Saray'da (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ocak'ta Beyaz Saray'da (Reuters)

Ancak Abramson, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu konuşmadan bu yana ABD’nin dış angajmanının genişlediğine dikkat çekti. Abramson’a göre bu süreç, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış anlaşmasına arabuluculuktan Gazze’de ateşkes anlaşmasına, İsrail ile Suriye arasında bir uzlaşı sağlama girişimlerine kadar uzandı.

Abramson, ABD’nin İran’ın nükleer programını hedef almada elde ettiği başarıların ve Tahran’ın Batı yarımküredeki en yakın müttefiki olan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun devrilmesinin, Trump’ın uluslararası alanda Amerikan gücünü kullanma eğilimini güçlendirdiğini savundu. Buna karşılık, Trump’ın seçim tabanındaki izolasyoncu kesimlerin bu yönelimden rahatsız olduğunu ve bunun ‘Önce Amerika’ sloganıyla çeliştiğini düşündüklerini belirtti.

Aaron David Miller ise bu sloganı farklı yorumladı. Miller’a göre ‘Önce Amerika’, bir izolasyon politikasından ziyade Trump’ın güç ve kontrol duygusunu, ABD’nin her yerde nüfuz sahibi olduğunu kanıtlama arzusunu yansıtıyor. Miller, başkanlık yetkilerinde ‘emsalsiz bir şişme’ yaşandığını, Amerikan norm ve kurumlarının zayıflatıldığını, yolsuzluk ve kayırmacılığın arttığını ve bunun ABD yönetiminin temel dokusuna zarar verdiğini ifade etti.

‘Güç, hak oluşturur’

Washington’daki Arap-Amerikan Enstitüsü Başkanı James Zogby, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılını ‘korkutucu’ olarak nitelendirerek, Amerikan demokrasisi ile iç ve dış politikaya verilen zararlar konusundaki endişesini dile getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Zogby, Trump’ın ‘anayasal korumaları parçaladığını, emirlerini yerine getiren güçleri serbest bıraktığını, protestoları bastırdığını ve binlerce federal çalışanın işten çıkarılmasına yol açan bir ekonomik program uyguladığını’ söyledi.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 15 Ocak'ta Minneapolis'te tahrip edilen bir ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu aracının fotoğrafını gösteriyor. (Reuters)Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 15 Ocak'ta Minneapolis'te tahrip edilen bir ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu aracının fotoğrafını gösteriyor. (Reuters)

Zogby’ye göre Trump’ın ilk dönemi farklıydı; çünkü generaller, kararlarını sınırlayacak mekanizmalar oluşturmuştu. İkinci döneminde ise Trump, ‘Proje 2025’ vizyonuna ve isteklerini yerine getirmeye hazır bir sadık kadroya güvenerek hareket etti; bu kadro siyasi hırs veya pozisyonlarını kaybetme korkusuyla Başkan’ın taleplerini uyguluyordu.

Zogby, Trump’ın uluslararası hukuktan uzaklaşması ve ‘kendi ahlak anlayışına’ dayanması durumunun, gücün hak oluşturduğu bir anlayışı pekiştirdiğini ifade etti. Zogby, Trump’ın Amerikalılara Venezuela petrolünden faydalanacakları yönündeki vaatlerinin gerçeğe dayalı olmadığını; ağır petrol altyapısının onarımının yıllar alacağını belirtti.

Beyaz Saray'daki rekabetçi atmosfer

Seçim kampanyaları yaklaşırken, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında belirgin bir rekabet göze çarpıyor. MAGA tabanına yakınlığıyla bilinen Vance, etkisini iç politikadaki hamlelerle güçlendirirken, Rubio ise açık bir rekabet olmadığını belirtip ülkesinin uluslararası alandaki varlığını artırmaya odaklanıyor.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında (EPA)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında (EPA)

Vance, 2028 başkanlık seçimleri için güçlü bir aday olarak görülürken, bu rekabet Cumhuriyetçi Parti içindeki milliyetçi ve geleneksel kanatlar arasındaki daha derin bir mücadelenin yansıması olarak değerlendiriliyor.

Zogby’ye göre bu çatışma esasen politika farklılıklarından ziyade nüfuz ve mevki mücadelesi etrafında şekilleniyor. Zogby, Trump’ın sadakat temelli atamaları ve ismini ulusal kurumların önüne koyma eğiliminin, ‘hırslı bir otoriter sistem’ inşasına işaret ettiğini ve bunun önümüzdeki yıllarda Amerikan demokrasisi üzerinde derin etkiler yaratabileceğini vurguladı.


Trump: Britanya, Chagos Adaları'nı Mauritius'a devrederek aptalca bir hata yaptı

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump: Britanya, Chagos Adaları'nı Mauritius'a devrederek aptalca bir hata yaptı

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün yaptığı açıklamada, kendisinin Danimarka'ya ait Grönland adasının kontrolünü ele geçirmeye çalıştığı bir dönemde, İngiltere'nin Hint Okyanusu'ndaki Chagos Adaları'nı Mauritius'a devretmeyi öngören 2024 tarihli anlaşmayı imzalamasının "büyük bir aptallık" olduğunu söyledi.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, "İngiltere'nin bu kadar hayati bir bölgeyi vermesi çok aptalca bir hareket ve Grönland'ı ele geçirmemiz için ulusal güvenlik nedenlerinin çok uzun listesindeki bir diğer madde" ifadelerini kullandı.

Bu, Trump'ın daha önce anlaşmayı desteklediği göz önüne alındığında, pozisyonunda önemli bir değişikliğe işaret ediyor.

2024 yılında Britanya, eski sömürgesi Mauritius'un Chagos Adaları üzerindeki egemenliğini tanıyan ve takımadaların en büyük adası olan Diego Garcia'da kira sözleşmesiyle ortak bir İngiliz-Amerikan askeri üssünü elinde tutan "tarihi bir anlaşmaya" imza attı.

Britanya, eski sömürgesinin 1960'larda bağımsızlığını kazanmasının ardından Chagos Adaları üzerindeki kontrolünü elinde tutmuştu.

Trump şunları yazdı: “Şaşırtıcı bir hamleyle, büyük NATO müttefikimiz Birleşik Krallık, hayati önem taşıyan bir ABD askeri üssüne ev sahipliği yapan Diego Garcia'yı hiçbir sebep yokken Mauritius'a devretmeyi planlıyor.”

Şöyle devam etti: “Çin ve Rusya'nın bu tam bir zayıflık gösterisine karşı tetikte olduklarından şüphe yok” diyerek “Bunlar sadece gücü anlayan uluslararası güçlerdir; bu yüzden, benim liderliğim altında, sadece bir yıl içinde, Amerika Birleşik Devletleri daha önce hiç olmadığı kadar saygı görüyor.”

Trump, Chagos'u Grönland'a benzeterek, "Danimarka ve Avrupalı ​​müttefikleri doğru olanı yapmalı" diye yazdı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Chagos anlaşması geçen mayıs ayında Londra'da imzalandı ve o dönemde Washington tarafından onaylandı.

 ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, anlaşmayı Twitter üzerinden övdü ve Diego Garcia üssünün "uzun vadeli, istikrarlı ve etkili kullanımını sağladığını" ve bunun "bölgesel ve küresel güvenliğin temel taşı" olduğunu belirtti.