Hamaney sonrası İran için tufan

Mecid Rafi Zadeh: “İran, birleşik bir Arap cephesinden korkuyor ve Hamaney’in ölümü bir ayaklanmaya yol açacak”

Mecid Rafi Zadeh, ABD Kongresi’nde brifing verirken (Walter Schleder- Harvard)
Mecid Rafi Zadeh, ABD Kongresi’nde brifing verirken (Walter Schleder- Harvard)
TT

Hamaney sonrası İran için tufan

Mecid Rafi Zadeh, ABD Kongresi’nde brifing verirken (Walter Schleder- Harvard)
Mecid Rafi Zadeh, ABD Kongresi’nde brifing verirken (Walter Schleder- Harvard)

İsa Nehari
‘Arap Baharı’ olarak bilinen koşulların zirvesinde, ABD’nin İran’a açılması dikkat çekiciydi. Eski Başkan Barack Obama yönetimi, Müslüman Kardeşler’i ‘ılımlı İslamcılar’ olarak nitelendirdi. Bu vizyon, Washington ile başta Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere stratejik Arap müttefikleri arasındaki ilişkilerin doğasına gölge düşürdü.
Dünya, 20 Ocak’ta yeni bir ABD başkanını karşılarken bu adam, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın ayrılışının ardından ABD dış politikasının yeni gidişatı hakkında artan spekülasyonlarla, Ortadoğu’da bölünmeyi körükleyen devrimlerle bağlantılı son Demokrat yönetimdeki ikinci adamdı.
Başkan Trump, 2016 seçimlerini kazandıktan sonra kendisini geri çekilmeye adarken, uluslararası anlaşmaların çarkını ‘ABD çıkarına’ olan her şeye yarar sağlayacak şekilde yönlendirmeye söz verdi. Biden ise ABD’nin ‘özgür dünyanın lideri olarak’ uluslararası konumunu yeniden sağlamayı amaçlayan farklı bir gündem ortaya attı. Bu vizyon, Trump yönetiminin ülkenin özünü ele geçirdiğini düşünen Demokrat Parti’nin yönelimiyle tutarlı olduğu düzeyde gözlemciler, 46’ıncı başkanın görevinin Obama başkanlığının bir karbon kopyası olacağı yönündeki endişelerini gündeme getirmeye başladı. Bu bağlamda Biden’in Obama’nın politikalarını yeniden canlandırması, gelecek 4 yıl içerisinde ABD yönetiminin Müslüman Kardeşler ile uzlaşacağı ve Arap dünyasındaki aşırılık yanlısı grupları finanse etmekle suçlanan İran’a daha açık olacağı anlamına gelebilir.
Öne sürülen varsayımları test etmek ve Biden’ın ABD’nin bölgedeki pozisyonuna, özellikle de İran ile olan ilişkisini belirleyecek meseleler üzerindeki konumuna ışık tutmak için Independent Arabia, Harvard Üniversitesi’nde İran asıllı ABD’li araştırmacı ve Amerikan Uluslararası Ortaedoğu Konseyi Başkanı Mecid Rafi Zadeh ile yeni ABD yönetimin politikalarına ilişkin vizyonu hakkında bir röportaj gerçekleştirdi. Röportajda, altı Körfez ülkesinin tanık olduğu atılımın yanı sıra sağlığı kötüye gittiği söylenen İran Dini Lideri Ali Hamaney’den sonra en önde gelen adaylar ve 2018 yılında ABD’nin geri çekilmesine rağmen Avrupa’nın nükleer anlaşmayı destekleyen tavrının yankıları da ele alındı.
Mecid Rafi Zadeh, ‘CNN’ ve ‘Fox News’ gibi yerel ve uluslararası medya kuruluşlarında İran rejimini eleştiren tezleriyle tanınmış, önde gelen İran asıllı ABD’li bir isim olarak biliniyor. İnsan hakları aktivizmini, çalkantılı bir dönemde İran ve Suriye’de gelişen kişisel deneyimine ve görüşleri nedeniyle tutuklanmaktan kaçınma mücadelesine dayandırıyor. İngilizcenin yanı sıra Arapça ve Farsça da bilen Zadeh, iki kültür arasında kök salmış olan bilgisinin, kendisine ‘Arap ve Fars dünyalarının sosyal, dini ve politik geleneklerine derin bir bakış açısı’ kazandırdığına inanıyor.

Obama’nın mirası
20 Ocak’ta faaliyetlerine göreve gelen yeni ABD yönetiminin politikalarına geçmeden önce Zadeh, Obama yönetiminin Müslüman Kardeşler’i ‘ılımlı İslamcılar’ olarak tanımlamasına değindi. Mecid Rafi Zadeh, “Bu değerlendirmenin, Ortadoğu üzerinde önemli ve yıkıcı bir etkisi oldu ve bu etki, bugün hala hissediliyor. İslam inancının katı siyasi çarpıtmasının safça kabulü, bölgedeki bölünmeyi daha da şiddetlendirdi” ifadelerini kullandı. Nispeten deneyimsiz bir yönetimin, Arap Baharı ile birlikte yeni doğan, hoşgörülü ve liberal demokrasilerin filizlenmesini beklediğini söyleyen Zadeh, “Bölgenin inceliklerini ve özelliklerini anlayan herkes açısından, kitleleri güçlendirmekle ilgilenmeyen radikal güçlerin, kaçınılmaz boşluğu doldurmak üzere kenarda bekledikleri açıktır” dedi.
Obama yönetiminden sonra Ortadoğu’nun koşullarına da değinen Mecid Rafi Zadeh, “Demokrat Başkan döneminde radikal aktivistleri tolere etme veya onlara kucak açma telaşı, bölgeyi daha güvenli, daha müreffeh ve demokratik bir yer haline getirmedi. Sonuçlar, herkesin görebileceği bir yerdeydi. Suriye yıkıcı iç savaş nedeniyle paramparça oldu ve giderek radikalleşen Türkiye, radikaller için güvenli bir sığınak olarak ismini duyurdu. Füze programı ve bölgedeki vekilleri için engelsiz şekilde fon sağlayan İran, aynı zamanda Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) cömert şartları sayesinde gelişti” değerlendirmesinde bulundu.

Biden ve İran
Harvard Üniversitesi araştırmacısı, büyük bir belirsizliğin hakim olduğu meseleler arasında olan yeni ABD yönetimi ile İran arasındaki ilişkinin şekline de değindi. Bu bağlamda Mecid Rafi Zadeh, Biden’in Tahran’la başa çıkma yaklaşımının, Washington’un önümüzdeki onlarca yıl boyunca Ortadoğu’daki konumunu belirleyeceğini söyledi. Zadeh’e göre yeni Başkan, Obama’nın dış politikasını tekrar edecek gibi görünüyor. Bu nedenle ‘geçmişte İran’a ve radikalizm yanlısı gruplara yönelik tanık olunan herhangi bir zımni hoşgörünün ortaya koyulmama’ gerekliliğini yeniden teyit ediyor.
Son zamanlarda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan Al Suud’un, bölge ülkelerinin ‘Washington ve Tahran arasında yeni bir anlaşma için’ olası müzakerelere katıldığını açıklaması dikkat çekici bir gelişme oldu. Bu çerçevede Zadeh, Biden’in nükleer anlaşmaya geri dönmesinin 2015 anlaşmasıyla aynı şartlara ve özelliklere sahip olmasını ve belki de İran’a daha fazla tavizi içermesini bekliyor. Mecid Rafi Zadeh, “Obama yönetiminin önderliğindeki müzakerelerde komşu ülkelerin dışlanması, Arap ülkelerinin İran’ın füze programına ilişkin endişelerini tanımada ve kendi topraklarında ve komşu bölgelerindeki şiddet yanlısı grupları finanse etmede başarısız olan hatalı bir anlaşmaya yol açtı” dedi.
ABD Başkanı Joe Biden, İran ile nükleer anlaşmanın içeriğini belirli koşullara göre uygulamaya dönme arzusunu dile getirmişti. Bu durum, Trump yönetiminin, ‘gelecek yönetimi, İran’ın ABD çıkarlarına yönelik tehdidine karşı uyararak’ önlemeye çalıştığı ve ‘azami baskı politikasının, en iyi strateji olduğunu belirttiği’ bir durum. Gözlemcilere göre bu girişimlerin en sonuncusu, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun İran’ı El-Kaide’yi barındırmak ve İran’a ‘yeni bir karargah’ kurmasına izin vermekle suçlaması oldu. Tahran, bu suçlamaların ‘yalan’ olduğunu savunuyor.
Gözlemciler, İran’ın bu ayın başında uranyum zenginleştirme düzeyini artıracağını açıklamasının ardından Biden’ın nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma görevinin, daha karmaşık olacağına inanıyor. ABD’li araştırmacı da yeni Başkanın KOEP’e geri dönüşünün zor olmayacağını söylerken, “Çünkü rejimin iktidarı elinde bulundurmayı sürdürmesinin ekonomik iyileşmeye bağlı olduğu göz önüne alındığında Tahran, umutsuzca anlaşmaya geri dönme arayışındadır” dedi. Zadeh, “İran, uluslararası toplumu tehdit etmek ve onlara şantaj yapmak için ihlallerini artırıyor. Yeni Başkanı nükleer anlaşmaya zorluyor ve daha fazla taviz elde ediyor” değerlendirmesinde bulundu.
‘The Atlantic Council’ internet sitesinde yayınlananlara yanıt olarak gözlemciler, Trump’ın İran ile ilişkilerinde benimsediği ‘azami baskı’ politikasının, Washington’un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) karşısında İran’a silah ambargosunu uzatamama başarısızlığının yanı sıra ABD’nin umduğu sonuçlara olanak tanımadığını belirtti. Zadeh, ‘İran rejiminin ekonomik ve siyasi iflasına katkıda bulunduğu, İran’ın terör gruplarını finanse etmekte zorluk yaşamasına neden olduğu’ için azami baskı yaklaşımını sürdürme gerekliliğine dikkati çekti. Araştırmacı, Biden’ın, selefinden daha yumuşak bir politika benimseyeceğine dair uyarısını da yineledi.
Nükleer anlaşmayı destekleyen Avrupa’nın konumu hakkında ise Amerikan Uluslararası Ortadoğu Konseyi Başkanı, AB’nin KOEP’nın terk etme konusundaki isteksizliğine şaşırdığını dile getirdi. Mecid Rafi Zadeh, ‘İran’ın Avrupa topraklarındaki suikastlarını ve bombalı saldırı planlarını’ da politika yapıcılarına yönelik bir uyanış çağrısı olarak değerlendirdi. “AB, tavrını değiştirmezse önümüzdeki aylarda ve yıllarda daha fazla siyasi suikast bekleyebiliriz” diyen Zadeh, Tahran’ı yerel gündemine odaklanmaya zorlayan boğucu bir ekonomik hakimiyet oluşturmak için birleşik bir cephe inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.

Körfez uzlaşısı, Tahran’a hizmet etmiyor
Suudi Arabistan ve müttefikleri, birkaç hafta önce Katar ile ilişkilerin yeniden başladığını duyurdu. Açıklama, el-Ula şehrinin ev sahipliğinde düzenlenen zirvede, altı Körfez ülkesi liderinin anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp üç yıldan fazla süren diplomatik krizi sona erdirme konusunda anlaşma sağlaması sonrasında yapıldı. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Doha’yı ‘baskı ve şantaja karşı cesur direnişinin başarılı olması’ nedeniyle tebrik etti.
İranlı yetkilinin açıklamasının ardından Katar’ın Suudi Arabistan ile ilişkilerini nasıl düzeltebileceği ve aynı zamanda boykot döneminde İran rejimi ile zirveye ulaşan yakınlaşmayı nasıl sürdüreceği hususlarında çeşitli sorular gündeme geldi. Zadeh, bu sorulara yanıt olarak, “İran rejiminin açıklamasına rağmen ana endişelerinden biri, bölge ülkelerinin ona karşı birleşik bir cepheye sahip olacağıdır. Bu nedenle İran, Arap ülkelerini bölmeye çalışmaktadır” dedi. Mecid Rafi Zadeh, Ortadoğu’daki ittifakların son zamanlarda yeniden düzenlenmesinin, İran’ı endişelendirdiğini ve izolasyonunu artırdığını söylerken, “En önemlisi, İran'ın meşruiyeti, popülaritesi ve güvenilirliği sorgulandı” dedi.
İranlı asıllı araştırmacı, “Katar’ın İran rejimi veya milisleriyle iş yürütürken aynı zamanda diğer Körfez ülkeleriyle iyi ilişkiler sürdürmesi zordur. Çünkü İran ve milisleri düzenli olarak sivillere karşı saldırılar düzenliyor ve uluslararası arenada bilinen hükümetlere karşı isyanları finanse ediyor” açıklamasında bulundu. Zadeh, “Doha, fidye konularında olduğu gibi, bu milislerle düşman olarak değil ortak şekilde hareket ederek İran’ın sevgisini kazanabileceğine inanıyorsa bu sefer de Körfez ülkeleriyle ilişkilerini tehdit edecektir” dedi.
Son değişikliklerin, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır karşısında İran, Türkiye ve Katar olarak iki Ortadoğu ekseninin son bulmasının yolunu açıp açmayacağı hususunda ise Zadeh, “İran’daki yönetici din adamları iktidarda olduğu sürece Ortadoğu’da her zaman iki karşıt eksen olacağını düşünüyorum. Bu yüzden İran Katar ve Türkiye’yi kaybetse bile, bölgeyi bölmek ve istikrarı bozmak için milislerini kullanmaya devam edecektir. İran rejiminin işleyiş şekli; kaostan yararlanmak, mezhepçi gündemini Sünniler karşısında Şiilere, Araplar karşısında Farslara ve Batı karşısında Batı’ya sadık olanlara karşı kullanarak bölgeyi bölmek ve yönetmektir. Bu üç kategori nedeniyle rejim, Ortadoğu’da her zaman iki zıt eksen yaratacaktır” açıklamasında bulundu.

Washington ile çatışma
İran Devrim Muhafızları’nda Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin birinci yıldönümünde ABD medyası, Washington’daki yetkililerden alıntı yaptığı bir haberinde, İran’ın Ortadoğu’daki ABD güçlerine ve çıkarlarına karşı bir saldırı başlatmayı planladığını kaydetti. Bu bağlamda ABD ile İran’ın doğrudan bir çatışmaya ne kadar yakın olduğu hakkında konuşan Zadeh, “Savaşa gireceklerini sanmıyorum. Çünkü Washington ile Tahran arasındaki herhangi bir savaş, askeri yetersizliği, bölgedeki izolasyonu ve İran içerisinde popüler olmaması nedeniyle tahammül edemeyeceği için, İran rejimi adına bir intihar olacaktır” dedi. Mecid Rafi Zadeh ayrıca, “Tahran, ABD çıkarlarına saldırmak için vekillerini konuşlandırarak, orantısız bir savaşta faaliyet gösterme tarzına başvuracak” değerlendirmesinde bulundu.
Ancak ilginç olan askeri cephaneliğiyle övünen Tahran’ın, geçen Temmuz ayında hassas tesislerde meydana gelen bir dizi gizemli patlamalara yanıt vermek için parmağını bile kıpırdatmaması oldu. İran, nükleer programının kilit isimlerinden bilim adamı Muhsizn Fahrizade’ye düzenlenen suikasttan sonra herhangi bir dış güce karşı tek bir önlem almadı. İran’ın bu husustaki soğukkanlılığını anlamak için ABD’li araştırmacı, “İran rejimi intikam konusunda sabırlı ve uzun bir oyun geliştiriyor” dedi. Mecid Rafi Zadeh, son aylarda rejimi sessiz kalmaya zorlayan ana nedenin, herhangi bir yanlış hesaplamanın İsrail ve ABD ile ‘iktidardaki din adamlarının siyasi intiharına eşdeğer’ bir savaşa yol açma korkusu olduğuna dikkati çekti.
Zadeh, bir başka nedenin ise İran rejiminin ‘Trump’ın başkanlık seçimlerinden önce şansını artırıp, siyasi ve askeri bir zafere ulaşmasını engelleme’ arzusu olduğunu söyledi. İran asıllı ABD’li araştırmacıya göre İran’ın ‘Biden’in, kendisiyle savaş istemediğini fark ettiği için’ daha saldırgan hale gelmesi ve intikam alma eğilimine girmesi muhtemel olduğu için bu durum, Biden’in göreve gelmesiyle değişecek.
Öte yandan İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, ABD Başkanı Donald Trump’ı ‘İran’a saldırmak için bahane aramakla’ suçlayarak, ülkesini savundu. Zarif, Tahran’ın savaş istemese de kendisini savunacağına söz verdi.

Çin, çıkarlarıyla aynı çizgide
Pekin ve Tahran arasında ekonomik iş birliğini güçlendirmeye yönelik anlaşmaların ortaya çıkmasının ardından Çin’in İran’ı ABD yaptırımlarının ağırlığından kurtarıp kurtarmayacağına ilişkin olarak ise Mecid Rafi Zadeh, “Çin, iki nedenden dolayı İran’ın ABD yaptırımlarından kurtulmasına yardımcı olamaz. İlk olarak Asya ülkesinin desteğine rağmen İran ekonomisinin ve para biriminin düşüşte olması, ikinci olarak da Çin dahil çok sayıda ülkenin, ABD yaptırımlarını ihlal etmenin sonuçlarına ilişkin endişesidir. Pekin’in, ekonomik çıkarlarını korumak için İran’a karşı dört tur Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımı gibi, ABD’nin de yanında yer aldığı zamanlar bulunuyor. Bu durum, Çin’in, kendi ekonomisini bir öncelik olarak gördüğünü gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Hamaney’in ölümünün etkileri
İran rejimi lideri Ali Hamaney’in pozisyonu, her zaman ulusal güvenlik için hayati bir mesele olarak görüldü. Yıllardır resmi sırların ortasında sağlık durumuna ilişkin söylentiler mevcut. Bu durumun sonuçlarına ilişkin olarak Amerikan Uluslararası Orta Doğu Konseyi Başkanı, Hamaney’in öldüğü gün, dini kuruluşu devirmek amacıyla rejime karşı ülke genelinde bir ayaklanma olabileceğini belirtti.
Rejim Lideri’nin belirlenmesinin başarısız olması halinde İran anayasası, birçok önemli siyasi kuruma Hamaney’in yerini alacak ismin belirlenmesi hususunda rol veriyor. Ancak İran Devrim Muhafızları, bu konuda anayasal yetkisi olmamasına rağmen diğer kurumlardan daha fazla siyasi ve ekonomik güce sahip. Mecid Rafi Zadeh’e göre Devrim Muhafızları elitleri, kontrol edebilecekleri birini arıyor, otoritesine meydan okuyan bir rehber veya Devrim Muhafızları’nın faaliyetlerini, siyasi ve ekonomik tekelini tam olarak destekleyen tanınmış bir din adamı değil.
İran meselelerinde uzmanlaşan araştırmacı, hâlihazırda Yargı Erki Başkanı olan İbrahim Reisi’nin Hamaney’den sonra Lider olacağını belirtti. Zadeh’e göre Reisi’nin etkisi, Mahmud Haşimi Şahrudi (İran Devrim Muhafızları üyesi ve eski yargı başkanı), Mucteba Hamaney (Dini Liderin ikinci oğlu), Muhammed Taki Misbah Yezdi (tutucu bir din adamı) ve Muhammed Rıza Mehdevi Kani (muhafazakar din adamı ve Uzmanlar Meclis Başkanı) gibi bazıları hayatını kaybetmiş adaylardan daha az değil. Ancak Hamaney’in yerini almaya hak kazanan bu isimlerden herhangi birinin, Devrim Muhafızları kadrosu için bir seçenek olması pek de olası değil, çünkü özel bir sosyal ve politik tabana sahip. Bir başka deyişle Devrim Muhafızları’nın, hatta Anayasa Koruma Konseyi ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin liderlerinin egemenliğine ve bağımsızlığına büyük bir meydan okuma oluşturabilirler.
Mecid Rafi Zadeh, “Hamaney, 1980 yılında İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu ve eski Dini Lider Humeyni’nin yerini aldığında, Ayetullah Muntazeri gibi nüfuzlu kişilere kıyasla en az nitelikli adaylar arasındaydı. Kutsal otoritesi, meşruiyeti ve güvenilirliği, Kum kentindeki üst düzey din adamları tarafından ciddi şekilde sorgulandı. Hamaney, fetva verebilecek bir merci ya da müçtehit bile değildi. Ayrıca Humeyni’ye kıyasla zayıf ve karizmadan yoksun bir lider olarak görülüyordu. İran anayasası, Dini Lider’in dini otoritesini ve niteliklerini onaylasa da Hamaney’in atanması, kesinlikle siyasi bir hareketti, dini değil” açıklamasında bulundu.
Zadeh, “Hamaney, başlangıçta zayıf olmasına rağmen, beklenmedik bir şekilde başarılı oldu, kendisine karşı çıkan üst düzey din adamlarını bir kenara itti. Kendi yakın çevresini ve dış politika bürosunu oluşturdu. Muhalefeti kontrol etmek için de İran Devrim Muhafızları ile güçlü bir koalisyon kurdu. Zamanla görüşleri de değişti. Nükleer yeteneklere ulaşmak için daha bilgili ve daha fazla ABD karşıtı haline geldi. Başka bir deyişle, askeri ve teokratik diktatörlüğün bir karışımı olan bir siyasi yapı oluşturdu” ifadelerini kullandı.
Hamaney’in ölümü sonrasında rejim liderliği anlamına gelen “Devrim Rehberliği” pozisyonunun kaldırılma ihtimalini uzak gören Zadeh, bu pozisyonun, İslam Cumhuriyeti’nin ve Şii İslam’ın kuruluş temeli olduğunu hatırlattı. ABD’li araştırmacı, Ayetullah Humeyni’nin ortaya koyduğu Velayet-i Fakih kavramına dikkati çekerken, bu nedenle bu tür bir senaryonun mümkün olmadığını vurguladı. Zadeh, “Ancak İran Devrim Muhafızları’nın liderleri, yönetiminin ilk yıllarında İran’ın Rehber’ine benzer şekilde, daha az güçlü veya nüfuzlu bir kişiliğe sahip bir aday arayacaklar, böylece Devrim Muhafızları siyasi ve ekonomik kontrolü kontrol etme özgürlüğüne sahip olacak” dedi.

İran halkının meselesi
2015 yılında Mecid Rafi Zadeh tarafından yayınlanan ve özel olarak annesinin, genel olarak da kadınların erkek egemenliği karşısında çektikleri acıların anlatıldığı bir kitapta, ‘Tahammül ve cesaret, günlük kötülüklerin üstesinden gelebilir mi?’ ve ‘Çökmekte olan bir ülke bir çocuğun kimlik hakkını inkar edebilir mi?’ gibi sorulara yer veriliyor.
Bu bağlamda İranlıların, rejimi değiştirmek için ödemeleri gereken bedeller hakkındaki bir soruya Mecid Rafi Zadeh, “İran vatandaşları, teokratların ellerinden ülkelerinin kontrolünü almak için her türlü çabayı sarf etti. Rejimi hatalarından, kötü yönetiminden ve suçlarından sorumlu tutma çabalarında kayda değer ilerleme sağladılar, ki buna Kasım 2019 protestolarında yaklaşık bin 500 kişinin ölümü de dahil” ifadeleriyle yanıt verdi. Zadeh, Avrupa ve ABD’deki politika yapıcılarına, ‘bu insanların, demokratik davalarına yönelik dış destek varlığında ne kadar başarılı olabileceğinin’ sorulması gerektiğini de vurguladı.
İran halkının çektiği acılar hususunda ise İran asıllı ABD’li araştırmacı, ailesinin bazı üyelerinin aldığı tehditleri ve karşıt yazıları nedeniyle maruz kaldığı girişimleri aktardı. Zadeh, “Rejim ailemi ve faaliyetlerimi durdurmazsam bunun ağır sonuçları olacağı tehdidinde bulundu. Babam dahil ailemin bazı bireylerini hapse attı ve onlara işkence etti. Ailemin telefonda veya sosyal medyada yaptığı her konuşmayı izlediklerine ve dinlediklerine inanıyorum. Tahran’daki yetkililer, daha önce beni yüksek pozisyonlara atayarak, İran’a ve komşu ülkelere çekmeye çalıştılar. Ancak insanlığa karşı işlediği suçlarla tanınan bu rejime karşı, aşırı yoksulluk içinde yaşamayı ve hayatımı riske atmayı tercih ettiğim için taleplerine cevap vermedim” dedi.



Hamaney, İran'daki protestoların şiddetlenmesi halinde Beşşar Esed gibi Moskova'ya kaçmayı mı planlıyor?

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)
İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)
TT

Hamaney, İran'daki protestoların şiddetlenmesi halinde Beşşar Esed gibi Moskova'ya kaçmayı mı planlıyor?

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)
İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

İngiliz The Times gazetesinin ulaştığı bir istihbarat raporuna göre, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, güvenlik güçleri protestoları bastırmakta başarısız olursa, görevleri ihlal eder veya isyan ederse ülkeden kaçış için bir B planı bulunuyor.

Rapora göre 86 yaşındaki Hamaney, Tahran’dan, en fazla 20 yardımcı ve aile üyesinden oluşan dar bir grupla kaçmayı planlıyor.

Gazeteye konuşan bir istihbarat kaynağı, “B planı Hamaney ve çok yakın çevresi ile ailesi için hazırlanmış durumda. Buna oğlu ve potansiyel halefi Mücteba da dahil” dedi.

İsrail istihbaratında uzun yıllar görev yapmış ve İran Devrimi’nden sekiz yıl sonra ülkeyi terk eden Beni Sabti, Hamaney’in kaçış için Moskova’yı tercih edeceğini söyledi.

Hamaney’in ‘kaçacak başka bir yeri olmadığını’ belirten Sabti, “Hamaney, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hayranı ve İran kültürü de Rus kültürüne yakın” ifadesini kullandı.

Esed'in kaçışından esinlenen bir plan

Kaçış planı, Hamaney’in müttefiki olan eski Suriye lideri Beşşar Esed’in planına dayanıyor. Esed, aralık 2024’te muhalif güçlerin başkenti ele geçirmesinden önce ailesinin yanına Moskova’ya uçarak Şam’dan kaçmıştı.

İstihbarat kaynağı, “Kaçmaları gerektiğini hissettiklerinde Tahran’dan çıkış planı hazırladılar. Bu plan, yurtdışındaki varlıkların ve mülklerin toplanmasını, ayrıca güvenli geçişlerini sağlayacak fonların oluşturulmasını kapsıyor” dedi.

Hamaney’in, bazıları ‘Setad’ adlı güçlü bir kurumun himayesinde olmak üzere geniş bir varlık ağına sahip olduğu biliniyor. Setad, mali açıdan kapalı bir yapıya sahip yarı resmi hayır kurumları sisteminin parçası. Reuters’in 2013 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, Hamaney’in sahip olduğu bu varlıkların toplam değeri yaklaşık 95 milyar dolar ve bunlar arasında gayrimenkuller ile şirketler bulunuyor; hepsi Hamaney’e ait ve onun kontrolünde.

Geçtiğimiz hafta İran’ın Kum dahil birçok şehrinde, ekonomik bozulmayı protesto eden geniş çaplı gösteriler yapıldı. Protestolar daha sonra siyasi talepleri de kapsayacak şekilde büyüdü.

Göstericiler, gösterileri bastırmak için gerçek mermi, göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullanan Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), Besic güçleri, polis ve ordu gibi toplumsal baskı güçlerini suçluyor.

Bu güçler, İran’da en yüksek yetkiye sahip kişi olan Hamaney’in mutlak komutası altında hareket ediyor.

Psikolojik değerlendirme

Hamaney, güvenlik güçlerinin emirlerine uymadığını hissettiğinde kaçış planı devreye girecek. Ancak kaçış veya isyan kolay bir iş değil. Batılı bir istihbarat ajansının psikolojik değerlendirmesine göre Hamaney, sadıklarına zarar gelmemesi ve onların güvenliğinin sağlanmasına büyük önem veriyor.

Aynı değerlendirme, Hamaney’in geçen yıl İsrail ile yaşanan 12 günlük savaştan bu yana hem zihinsel hem de fiziksel olarak ‘zayıfladığını’ da belirtiyor.

Protestoların ilk günlerinde neredeyse gözlerden kaybolan Hamaney, savaş boyunca sığınakta kalarak bazı yüksek rütbeli DMO yetkililerinin akıbetinden kaçınmayı başardı.

v
Ülkedeki kötü ekonomik koşulları protesto etmek için gösterilere katılan protestocular, Tahran (DPA)

Değerlendirme, Hamaney’i ‘paranoya eğilimli bir lider’ olarak nitelendiriyor. Onun bu özelliği, güvenlik güçleri kendisinden ayrılırsa ülkeyi terk etme planının şekillenmesinde etkili oldu. Değerlendirmede şu ifadeler yer aldı: “Bir yandan güçlü bir ideolojiyle hareket ediyor, diğer yandan olaylara pragmatik bir bakış açısına sahip. Taktiksel orta yollarla uzun vadeli daha büyük bir amacı gerçekleştirmeye eğilimli. Uzun vadeli stratejik bir düşünür.”

Hamaney, 1939 yılında Meşhed’de doğdu. İran’ın son Şahı Muhammed Rıza Pehlevi döneminde muhalefete katıldı, birçok kez tutuklandı ve istihbarat teşkilatı SAVAK tarafından işkence gördü. 1981’de bir suikast girişiminden kurtuldu ancak bu saldırı nedeniyle bir elini kullanma yeteneğini kaybetti.

Değerlendirmeye göre, suikast girişimi Hamaney’de, ‘İran’ı yönetme, İsrail ve Batı’ya karşı durma ve rejimi her şeyin üstünde koruma’ yönünde ilahi bir görev duygusunu pekiştirdi. Hamaney kendisini ‘dünyadaki tüm Şiilerin lideri’ olarak görüyor.


Kiev müttefiklerinin Paris'teki toplantısı öncesinde Rusya'nın Ukrayna'ya düzenlediği saldırılarda iki kişi öldü

Kiev'de yıkılmış bir evin ortasında duran kadın (AFP)
Kiev'de yıkılmış bir evin ortasında duran kadın (AFP)
TT

Kiev müttefiklerinin Paris'teki toplantısı öncesinde Rusya'nın Ukrayna'ya düzenlediği saldırılarda iki kişi öldü

Kiev'de yıkılmış bir evin ortasında duran kadın (AFP)
Kiev'de yıkılmış bir evin ortasında duran kadın (AFP)

Yerel yetkililere göre, dün gece Rusya'nın saldırıları, Ukrayna'nın müttefiklerinin savaşı sona erdirmek için diplomatik çabaları yeniden başlatmak amacıyla planladıkları toplantının arifesinde Kiev ve çevresinde en az iki kişinin ölümüne neden oldu.

Gece boyunca Ukrayna genelinde sirenler çaldı ve ordu, füze veya İHA saldırıları konusunda uyarıda bulundu.

Bombardıman, başkentin çevresinde birkaç evi ve “hayati tesisleri” hedef aldı. Bölgesel askeri idare başkanı Mykola Kalashnyk’e göre Fastiv kasabasında bir kişi öldü.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kalashnyk, saldırıların elektrik kesintilerine neden olduğunu ve sıcaklıkların sıfırın altında 8 dereceye düşmesi nedeniyle, sakinlere su ve ısıtma sağlamak için acil durum sistemlerinin devreye sokulması gerektiğini belirtti.

Saldırılar, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın en kanlı çatışmasının çözümü için ilerleme kaydetmek amacıyla Kiev'in müttefik ülkeleriyle Paris'te yapılacak toplantının arifesinde gerçekleşti.

Toplantı hazırlıkları kapsamında, 15 ülkenin güvenlik danışmanları cumartesi günü Ukrayna'nın başkentinde bir araya geldi. ABD Başkanı Donald Trump'ın temsilcisi Steve Whitcoff, Rusya ile savaşı sona erdirmek için hazırlanan planın son halinin ayrıntılarına odaklanan görüşmelere uzaktan katıldı

Askeri liderler için bir başka hazırlık toplantısı bugün yapılacak.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'e göre bu toplantılar “Ukrayna'nın savunma kapasitesine ek katkı sağlamak ve savaşın sona ermesini hızlandırmak” amacıyla düzenleniyor.

Başkent Kiev'de özel bir sağlık tesisi vuruldu ve acil servislerin verdiği bilgiye göre çıkan yangında bir kişi öldü, üç kişi de yaralandı. Acil servisler, cephe kısmı yıkılmış binanın ve sedyelerle tahliye edilen hastaların görüntülerini yayınladı.

Zelenskiy, “Ukrayna her iki olasılığa da hazır olacak: ya bizim aradığımız diplomasi ya da ortaklarımızın uyguladığı baskı yetersiz kalırsa aktif savunmaya devam etmek” dedi.

ABD başkanının başlattığı diplomatik ivme, Moskova'nın Kiev'in 28-29 Aralık gecesi Vladimir Putin'in konutunu 91 insansız hava aracıyla (İHA) hedef aldığı yönündeki suçlamaları nedeniyle yavaşladı.

Kiev, bu suçlamayı kendisine yönelik yeni saldırıların önünü açmak ve diplomatik çabaları baltalamak amacıyla uydurulmuş bir yalan olarak nitelendirdi.

Bu bağlamda Donald Trump dün, Ukrayna'nın Putin'in konutuna saldırdığını düşünmediğini söyledi.

Kremlin saldırıyı doğrulayarak, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerde müzakere pozisyonunu sertleştireceğini ifade etti.


Türkiye, ABD'nin Venezuela'ya müdahalesini kınadı

İstanbul'da dün ABD'nin Venezuela'ya müdahalesine karşı düzenlenen gösteriden (AP)
İstanbul'da dün ABD'nin Venezuela'ya müdahalesine karşı düzenlenen gösteriden (AP)
TT

Türkiye, ABD'nin Venezuela'ya müdahalesini kınadı

İstanbul'da dün ABD'nin Venezuela'ya müdahalesine karşı düzenlenen gösteriden (AP)
İstanbul'da dün ABD'nin Venezuela'ya müdahalesine karşı düzenlenen gösteriden (AP)

Türk siyasetçiler ve Cumhurbaşkanlığı yetkilileri, Amerikan'ın Venezuela'daki askeri operasyonunu ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşinin yakalanmasını kınayarak, bunu "uluslararası hukukun ihlali" olarak değerlendirdiler.

cdfgt
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haziran 2022'de Ankara'da Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro ile yaptığı görüşmede (Arşiv- Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsü Ömer Çelik, “Herhangi bir ülkenin egemenliğini hedef almak ve uluslararası hukuku ihlal etmek kesinlikle kabul edilemez. Hükümetlerin meşruiyeti halkın iradesine dayanır ve meşru egemenlik dışarıdan dayatılamaz. Türkiye, Venezuela'daki olayları bu bağlamda değerlendiriyor” dedi.

Türk cumhurbaşkanının kıdemli hukuk danışmanı Mehmet Uçum, X'te yaptığı açıklamada, Venezüella Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya yönelik askeri müdahaleyi enerji kaynaklarını kontrol altına almayı amaçlayan “bir suç ve emperyalist saldırganlık” olarak nitelendirdi. Uçum, operasyonun uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletleri güçsüz kıldığını, ulus devletlerin artık “haydut emperyalist devletlerin tehdidi altında olduğunu ve anti-emperyalist iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini” belirtti.

Buna karşılık, iktidar partisinin müttefiki olan Milliyetçi Hareket Partisi'nin lideri Devlet Bahçeli, sert bir açıklamada Venezuela'daki gelişmeleri 15 Temmuz 2016'da Türkiye'de gerçekleşen başarısız darbe girişimine benzetti. Bahçeli şunları söyledi: “Amerika Birleşik Devletleri'nin Maduro'yu yasadışı ve haksız bir şekilde iktidardan uzaklaştırma girişimi, bizim çok iyi bildiğimiz bir komplo.”

c
Dün İstanbul'da ABD'nin Venezuela'ya müdahalesine karşı düzenlenen gösteriden (EPA)

Adalet ve Kalkınma Partisi ile ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi arasında sert bir tartışma yaşandı. Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı, 2016'daki başarısız darbe girişimi sırasında ilk destekçisi olan Maduro'nun tutuklanmasına ilişkin “sessizliği” nedeniyle eleştirdi. Özel, Twitter hesabında Maduro ile Erdoğan'ın 2018'de Venezuela'ya yaptığı ziyaret sırasında çekilmiş bir fotoğrafını paylaşarak, "arkadaşın Trump (...) uluslararası hukuku ihlal etti, kardeşin Maduro ve eşini yatak odalarından sürükleyerek çıkardı, ellerini bağladı, gözlerini bağladı ve götürdü. Ve şimdi, ne yazık ki, bu görüntü karşısında sessiz kalıyorsun" yorumunu yaptı.

Refah Partisi lideri Fatih Erbakan da benzer ifadelerle Erdoğan'ı eleştirdi.

Çelik bu eleştirilere, “Özel ve diğer muhalefet liderleri, deneyim eksikliği ve gelişmeleri çok geç fark etmeleri nedeniyle, küresel olaylar karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a karşı uygunsuz sözler sarf etmekten başka bir şey yapamıyorlar” şeklinde yanıt verdi.

Cumartesi gecesinden Pazar gününe kadar Ankara'daki ABD Büyükelçiliği önünde ve ana meydanlarda siyasi partiler ve sendikalar tarafından düzenlenen gösterilerde ABD'nin Venezuela'ya müdahalesi kınandı.