ABD’liler, dünyayı gürültüye boğan ve sonra oradan uzaklaşan yönetimlerinin politikalarını ve eylemlerini nasıl unutuyor?

Trump, diktatörlükle suçladığı Kuzey Kore lideri ile komik bir şekilde bir araya geldi (AFP)
Trump, diktatörlükle suçladığı Kuzey Kore lideri ile komik bir şekilde bir araya geldi (AFP)
TT

ABD’liler, dünyayı gürültüye boğan ve sonra oradan uzaklaşan yönetimlerinin politikalarını ve eylemlerini nasıl unutuyor?

Trump, diktatörlükle suçladığı Kuzey Kore lideri ile komik bir şekilde bir araya geldi (AFP)
Trump, diktatörlükle suçladığı Kuzey Kore lideri ile komik bir şekilde bir araya geldi (AFP)

Muhammed Bedreddin Zayid
Dünyamız gittikçe garipleşiyor. Yıllarca devam eden siyasi gelişmeleri, özellikle de dünya ülkeleri arasında çıkan çatışmaları, bu olayların tarihini araştırarak incelemeye başladık. Bunu yaparken de bazen insanlar arasındaki düşmanlığın ve klişelerin uzun yıllar boyunca mevcut ve etkili olduğunu şaşkınlıkla görüyoruz. Bazen belirli siyasi seçeneklerin benimsenmesini dayatan rasyonel düşünmeyle paralel nesnel değerlendirmelere rağmen bu psikolojik duyguların ve güdülerin, zaman zaman durağan ve değişmeye karşı dirençli olduğunu da fark ediyoruz.
Fakat halkların hafızası ve geçmişten miras kalan fikirler, her zaman politikacılar ile sosyal alan ve medya seçkinlerini, bazen de hafızadan türetilmiş bu duyguların ve psikolojik güdülerin siyasi ve sosyal etkilerinden yararlananları bulan bu rasyonel fikirlerin benimsenmesini engelledi.

İlgilerin ve dikkatlerin hızla başka sorun veya dosyalara kayması
Devam eden etkileşimlerin çoğunda halen bu geçmişi bulmak mümkün. Ancak, sonunda geçmişi geçmişte bırakabilecek yeni bir olgu ortaya çıktı. Bu olgu, son yıllarda birçok durumda görülen medyanın ve halkların kısa hafızasıdır.
Belki Donald Trump göreve geldikten bir ay sonra Kuzey Kore'ye karşı savaş tehditleri savurduğu bir güne uyandığımızı hatırlayanlarımız vardır. Sanki kitle imha silahlarının kullanılacağı küresel bir savaş gelip kapıya dayanmış gibi herkes nefeslerini tutmuş gelişmeleri bekliyordu. Uluslararası basının bu konuya gösterdiği aşırı ilgi, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insanı bu senaryonun gerçekleşmek üzere olduğuna inandırdı. Ancak o sırada ben dahil sadece bir kısım insan bunun gerçekleşmeyeceğini savunuyorduk.
Ama insanların çoğu bunun gerçekleşebileceğine inanmak istedi. Haftalar sonra Washington ile Pyongyang arasında görüşmeler başladı. Trump, onu diktatörlükle suçlayan Kuzey Kore lideri ile komik bir şekilde bir araya geldi. Ardından iki taraf arasındaki müzakereler beklendiği üzere kesin olmayan varsayımlara dayandığından başarısız oldu. Asıl mesele bu olmasa da şu sorular akıllara gelmiyor değil; dünya ve özellikle medya, bu konuyu nasıl unuttu ve neden siyasi çıkarımları üzerinde pek durmadı?
Tek soru bu da değil, bunun gibi onlarca soru var. Son yirmi yılda dünyayı nelerin meşgul ettiğini basın ve sosyal medya aracılığıyla takip edenler, ilgilerin ve dikkatlerin bir sorundan veya dosyadan diğerine geçiş hızını ve bu araçların nasıl şaşırtıcı bir şekilde davrandığını açıkça fark edeceklerdir. Verilen mesajların alıcıları ve medya, ya bu araçlarla dayatılanların ardında nefeslerini tutarlar ya seçkinleri ve politikacıları meşgul eden meselelere yabancılaşıp kayıtsızlaşırlar ya da kafa karışıklığı içinde olurlar.

Siyasi hafızanın yarattığı çıkmaz
Esasında yukarıda sözünü ettiğimiz yeni olgu, dünyada pek çok insanının da bildiği siyasi hafızanın yarattığı çıkmazın tamamen ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Ancak son yirmi yılda dünyanın, açıklamaya ihtiyaç duyan yeni bir gerçekliğe doğru hızla kayması dikkat çekmektedir. Bu, halen erken aşamalarında ve netleşme sürecinde olsa da yakından bakmaya değer bir durumdur.
Sovyetler Birliği’nin ve Doğu Bloku ülkelerinin çöküşünden ve iletişim devrimi ile birlikte dünyanın birçok bölgesinde değişim rüzgarları esti. Birçokları bu gelişmelere kapıldı. Bu ülkeler, onlarca yıldır hüküm süren komünizmden sıyrılmakla kalmadılar, hızla Batı modeline geçtiler. Çoğu NATO’ya ve Avrupa Birliği'ne (AB) katıldılar. Sadece komünizmin gelenekleri çökmekle kalmadı, aynı zamanda bu toplumlardan bazılarının gelenekleri de yok oldu. Dönüşüm, sosyalist fikirlerin uygulandığı güney ülkelerine de sıçradı. Dünyanın birçok ülkesinde yasal ve yasadışı göç sayıları arttı.
Bu dönüşümler, sadece geçtiğimiz yirmi yılda, yani mevcut yüzyılın başından sonra hızlanıp yoğunlaşırken dünyanın çoğu ülkesinde yeni sosyal fenomenler yarattı. İnsanların çoğu, çocukluklarında öğrendiklerinin çağdaş gerçeklikle hiçbir ilgisi olmadığını ve aynı fikir ve kavramları sürdürmenin zor olduğunu hissetti. Pek çok toplum, tam olarak ne olduğunu ve ne olacağını bilmiyor.

Büyük kalabalık
Bahsi geçen kalabalık çok yönlüdür. Sadece Avrupa hariç, dünyanın çoğu ülkesinde nüfus artışı artmakla kalmadı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını öncesi yoğun trafik nedeniyle başlıca büyük şehirlerin çoğu kalabalıktı. Olayların da çok fazla olmasıyla birlikte dünya bunları takip etmek ve başa çıkılmak için koştururken nefessiz kalıyor.
Aslında dünya nüfusunun artışı, kendi içinde daha fazla etkileşim anlamına geliyor. Birleşmiş Milletleri (BM) kuran 50'ye yakın ülke arasındaki ilişkiler, bugün BM üyesi olan 200'den fazla ülkeye göre ister istemez farklı bir konu olmaktadır. Dünya nüfusu son yıllarda neredeyse ikiye katlandıysa da, Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ülkelerin sayısı birkaç kez iki katına çıktığı bilinmektedir. Aynı zamanda insanın gelişimi ve refahı da arttıkça, etkileşimler takip edilmesi zor olan bir noktaya vardı.
Çok değil birkaç on yıl öncesine kadar haberleri olaylardan sadece saatler sonra öğrenmek gazetecilere ve diplomatlara has bir durumdu. Ancak günümüzde sosyal medya, dünyada hem doğru hem de yanlış bilginin büyük bir hızla akışına yol açmıştır. Ayrıca medya, sosyal medya ile ciddi bir rekabet içine girdi. Dünyada haber ve bilgi alma kaynağı olarak sosyal medyayı kullanan milyonlarca insan var. Benim gibi sosyal medyayı takip etmeyenler veya daha az takip edenler dahi, içeriğin değeri ne olursa olsun, insanlar arasında kafa karışıklığına neden olan büyük bir akışın olduğunu görebiliyor.

Dikkatleri olaylardan uzaklaştırma olgusu
Aslında bu makalenin ana odak noktası, medya, siyaset ve sosyal araştırmalar alanlarında hepimizin bildiği önceki unsurları tartışılması değil, daha ziyade özellikle haber, bilgi ve karar vermeye yakın olmayanların sorduğu örneğin Kuzey Kore gibi kamuoyunun ilgisini çeken ve bir anda bir konuya odaklanmasını sağlayan bazı tarafların olup olmadığı sorusudur. ABD yönetimi, Kuzey Kore dosyasıyla ilgilenmediğinde, dikkati bu başarısızlıktan uzaklaştıran ve başka bir yere veya başka bir krize odaklayan farklı bir ilgi odağı yaratma politikasını uygular.
Bu da ister siyasi kurumlar, ister karar vericiler isterse dünyanın dört bir yanındaki istihbarat servisleri aracılığıyla olsun bazen yeni krizler yaratarak da olsa dikkatleri olaylardan uzaklaştırma olgusunun devreye sokulduğuna dair bir düşüncenin yoğunlaşmasına neden oluyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump, bir dosyadan diğerine geçme konusundaki bu yaklaşımda oldukça akıcıydı. Ne zaman bir yerde başarısız olsa ya da tökezlese, başka bir yerde yeni bir kriz yaratılması sürecini hızlandırırdı.  Örneğin Lübnan'da yaşanan birçok büyük olay ve gelişme bu şekilde açıklanmaktadır.
Lübnan’daki halk hareketi ve ondan önceki siyasi gelişmeler, dikkatin zaman zaman nasıl başka krizlere yönlendirildiğini açıkça ortaya koyuyor. Dünyanın birçok ülkesinde ve farklı boyutlarda krizler patlak veriyor. Konuları kontrol eden siyasetçiler, ekonominin başındaki isimler ve sosyal seçkinler, halkın çıkarları ile daha az ilgilendikçe, önceki bir başarısızlığı örtbas etmek için yeni ve maliyetli bir krizin yaratılmasına kayıtsız kalmak da dahil olmak üzere içerideki veya dışarıdaki kamuoyunun dikkatini dağıtmaya yönelirler.
Önceki arka plan, geçmişin birikimi nedeniyle daha az sabırlı ve kafası karışık olan insanlar arasında yeni bir dikkat dağınıklığı ve unutkanlık yaratan çeşitli kalabalıklara, etkileşimlere, dönüşümlerin hızına ve iletişim araçlarının akışına dayanırken hesap verebilirlik azalır, insanlar eskisinden daha unutkan olurlar. Belki de Arap bölgesi halklarının dış ve bölgesel tarafların yaptıkları birçok ihlali unutmalarının nedeni ve ABD vatandaşlarının, yönetimlerinin, dünyayı gürültüye boğan ve sonra oradan uzaklaşan politikalarını ve eylemlerini nasıl unuttukları böylece açıklanabilir. ABD’nin sanki hiç bedel ödememiş gibi davrandığı Afganistan, Irak ve Kuzey Kore politikaları, Amerikan yönetimlerinin yukarıda bahsedilen, önce dünyayı gürültüye boğan sonra da ondan uzaklaşan yaklaşımına en iyi örneklerdir.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir



İran, Ali Laricani’nin öldüğünü doğruladı

Ali Laricani (Reuters_Arşiv)
Ali Laricani (Reuters_Arşiv)
TT

İran, Ali Laricani’nin öldüğünü doğruladı

Ali Laricani (Reuters_Arşiv)
Ali Laricani (Reuters_Arşiv)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani'ye bağlı ofis, Laricani'nin, oğlu Murtaza ile birlikte İsrail saldırısında öldüğünü duyurdu.

İsrail’in hava saldırısında öldürüldüğünü duyurmasının ardından İran akşam saatlerinde (Salı)  Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin öldüğünü doğruladı.

Ulusal Güvenlik Konseyi yaptığı açıklamada, Laricani, oğlu Murtaza, Konsey Genel Sekreterliği’nde güvenlikten sorumlu yardımcısı Ali Reza Bayat ve korumalarıyla birlikte öldürüldüğü bilgi paylaşıldı.

sdfvgrth
İran medyası, Laricani’nin oğlu Murtaza ile birlikte çekilmiş eski bir fotoğrafını yayımladı.

İran medyası, Laricani’nin kızıyla evine düzenlenen saldırıda öldürüldüğünü bildirdi.

Paylaşılan görüntüler, Laricani’nin öldürüldüğü yeri gözler önüne serdi.

Laricani kimdir?

Kariyeri boyunca İran yönetiminde üst düzey farklı görevlerde bulunan Ali Laricani 1953'te Necef'te dünyaya geldi.

2005 ile 2007 yılları arasında İran'ın Batı ülkeleri ile yürüttüğü nükleer görüşmelerde, baş müzakereci olarak görev yaptı.

Mayıs 2008'den Mayıs 2020'ye kadar 12 yıl boyunca İran meclis başkanlığı yaptı.

Ağustos 2025'te Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından yüksek ulusal konseyin sekreteri ve Ayetullah Ali Hameney'in konseydeki temsilcisi olarak atandı.

İran devlet medyasında, ondan Ali Hamaney'in danışmanı olarak da bahsediliyordu.

Kardeşi Sadık Laricani de İslam Cumhuriyeti'nde etkili bir isim.


Ebu Ali el-Askeri, İran Devrim Muhafızlarını Bağdat’ta temsil eden kapsamlı diplomatik mekanizmanın adı mı?

Irak güvenlik güçleri, El-Ka’im ilçesinde bir saldırıda hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyesinin tabutu başında yer alıyor (AFP)
Irak güvenlik güçleri, El-Ka’im ilçesinde bir saldırıda hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyesinin tabutu başında yer alıyor (AFP)
TT

Ebu Ali el-Askeri, İran Devrim Muhafızlarını Bağdat’ta temsil eden kapsamlı diplomatik mekanizmanın adı mı?

Irak güvenlik güçleri, El-Ka’im ilçesinde bir saldırıda hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyesinin tabutu başında yer alıyor (AFP)
Irak güvenlik güçleri, El-Ka’im ilçesinde bir saldırıda hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyesinin tabutu başında yer alıyor (AFP)

Irak’taki El-Askeri adıyla bilinen ve yakın zamanda öldürüldüğü Kudüs Tugayları tarafından açıklanan Ebu Ali el-Askeri, muhtemelen tek bir kişi değil; Bağdat’taki İran Devrim Muhafızlarını temsil eden kapsamlı bir diplomatik mekanizmanın adı olarak işlev görüyor.

Büyük olasılıkla, sosyal medya platformu X’te kullanılan bu takma hesap, “gölge büyükelçi” rolünü üstlenen bir grup kişi tarafından yönetiliyor; bu kişiler, Irak’ta İslam Devrimi politikalarını eksiksiz uygulamak, siyasi karar alma süreçlerini sıkı bir şekilde kontrol etmekle görevli.

Kudüs Tugayları, 16 Mart 2026’da El-Askeri’nin öldüğünü duyurdu, ancak olayın yeri veya zamanı hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Güvenlik kaynaklarına göre, duyuru, Bağdat’ın el-Karada semtinde etkili kişilerin katıldığı operasyonel bir toplantıya yönelik roket saldırısının ardından yapılmış olabilir; bazı raporlara göre ise saldırı başka bir konut veya araçta gerçekleşmişti.

Kudüs Tugayları lideri Ahmed Muhsin Ferec el-Hamidavi imzalı açıklamada, Askeri, askeri cephe ile medya platformları arasındaki iletişimin ana damarlarından biri olarak tanımlandı.

ffferb
Bağdat’ta, 4 Mart 2026’da Irak’ın güneyinde  gerçekleşen hava saldırısında hayatını kaybeden bir Kudüs Tugayları üyesinin cenazesi defnedildi (AFP)

Son beş yıldır, bu takma ad, İran’ın Irak’taki resmi büyükelçisinin açıklamadığı sert tutumları yansıtarak, ülke siyasetinde sert politikaların yerleşmesine katkıda bulundu. Hesap, zaman zaman silinip yeniden açıldığı için alıntılar genellikle medya veya ekran görüntüleri aracılığıyla yayıldı.

Askeri’nin gizemi

El-Askeri, yıllardır kimliği belirsiz bir figür olarak dikkat çekti. Iraklı araştırmacı Hişam el-Haşimi (2020’de öldürüldü), El-Askeri’nin Hareket-i Hukuk partisinden milletvekili Hüseyin Mu’nes olabileceğini iddia etmişti. Ancak birçok kaynak bu iddiayı reddetti. Genel kanı, El-Askeri’nin operasyonel rolleri üstlenen gizemli bir kişi olduğu yönündeydi; sosyal medyada kendisini Kudüs Tugayları’nın Irak’taki güvenlik sorumlusu olarak tanıttı.

Kudüs Tugayları’nın açıklamasının ardından farklı sızıntılar ortaya çıktı; bazıları onun Karada saldırısında öldürülen Ebu Ali El-Amiri olduğunu iddia etti. Bazı kaynaklar ise El-Askeri’nin Ahmed El-Hamidavi’nin kardeşi olabileceğini öne sürdü. Diğer tahminler, duyurunun, Bağdat’ta çeşitli saldırılarda öldürülen milis liderlerini gizlemek amacıyla uydurulmuş olabileceği yönünde.

dsvd
Bağdat’ta Kudüs Tugayları geçit töreni (Arşiv görüntüsü - Dolaşımda)

Sonuç olarak, “Ebu Ali El-Askeri”nin bir kişi mi grup mu tartışmasından ziyade  çoklu kimliklerin Kudüs Tugayları’nın Devrim Muhafızları tarzında korku ve belirsizlik yaratma stratejisinin bir parçası olduğu görülüyor. Ölüm haberi de önemli bir iç olayı gizlemek için bir taktik olabilir.

İran’ın stratejik ölçüm birimi

El-Askeri’nin arkasında muhtemelen bir güvenlik sorumlusu, bir şura üyesi ve Devrim Muhafızları tarafından özel olarak eğitilmiş bir askeri danışman bulunuyor. Tüm bunlar, El-Askeri’yi İran’ın Bağdat’taki en kritik siyasi yatırımlarından biri haline getiriyor.

Ölümünden birkaç gün önce, hesabından “Gelecek başbakanın atanması, İslami Direniş’in parmağı olmadan gerçekleşmeyecek” paylaşımını yaptı. Koordinasyon Çerçevesi Nuri el-Maliki’yi önermek konusunda çıkmazdayken, El-Askeri’nin sert tutumu, Irak’taki Şii siyasi davranışını yönlendiren bir “tempo belirleyici” işlevi gördü.

Geçmişte, El-Askeri, Mustafa el-Kazimi hükümetine karşı saldırı planlarını yönlendirdi, ardından Muhammed Şiya el-Sudani hükümetine geçişte daha yumuşak bir ton benimsedi. Ayrıca, 2021 seçimleri sonrası Mücteba el-Sadr’ın çoğunluk hükümeti kurma girişimlerini engellemeye çalıştı; bunu, “milislerin dışlanması ve ABD destekli bir proje” olarak nitelendirdi.

2019’da İran etkisine karşı protesto eden göstericilerin öldürülmesine dair operasyonlarda, El-Askeri protestocuları “yabancı ajanlar” olarak tanımladı. Dolayısıyla, gerçek kimliği ne olursa olsun, onun etkisinin boyutu önemliydi.

El-Askeri’nin rolü, Sünni ve Kürt liderlere siyasi sınırları belirlemek ve dış ilişkilerde (Arap, Körfez ve uluslararası) caydırıcı mesajlar vermekti. Suriye’nin yeniden entegrasyonuna ve yeni liderliğinin uluslararası alanda tanınmasına karşı da temkinliydi.

İran’ın gölge büyükelçisi

2017’deki Kürdistan bağımsızlık referandumuna karşı sert bir tutum takındı, Kürtler için “ABD ve İsrail destekli bir bölünme projesi” uyarısı yaptı. 2018’de Muhammed el-Halbusi’nin parlamento başkanlığına gelişini dış destekli bir denge sonucu olarak değerlendirdi.

2020’de Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi El-Mühendis öldürüldüğünde, El-Askeri, “ABD güçleri artık meşru hedeflerdir” dedi. Beş yıl sonra tüm bu açıklamalar, İran’ın Bağdat’taki “gölge büyükelçiliği” misyonunun bir parçası olarak, resmi diplomatik kanallardan bağımsız şekilde hayata geçirildi.

Özetle, Ebu Ali El-Askeri, Irak siyasetinde İran etkisini perçinleyen, çok katmanlı ve gizemli bir figür olarak hem operasyonel hem de medya alanında etkin bir “gölge diplomasi” rolü üstlendi.


Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
TT

Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)

İran’da Besic yalnızca Devrim Muhafızları’na bağlı bir milis gücü olarak görülmüyor; toplumda en yaygın ve güvenlik, ideoloji ile siyaseti birbirine bağlayan araçlardan biri olarak kabul ediliyor.

1979 Devrimi’nin ardından kurulan Besic, başlangıçta yeni rejimi korumak ve İran-Irak Savaşı’na destek vermek amacıyla seferber edilen bir halk gücüydü. Zamanla iç denetim, sosyal gözetim, ideolojik seferberlik ve Devrim Muhafızları’nın devlet ve toplum üzerindeki etkisini artırma gibi çok boyutlu roller üstlendi.

Halk gücüden iç güvenlik kurumuna

Besic, Kasım 1979’da Ruhullah Humeyni tarafından “20 milyonluk ordu” fikriyle kuruldu. Başlangıçta sınırlı güvenlik ve hizmet görevleri üstlense de, 1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında İran tarafından kullanılan gönüllü milis güçleri özellikle savaşın zorlu dönemlerinde, cephe hatlarında mayın tarlalarını temizlemek ve Irak ordusunu yormak amacıyla binlerce genç ve çocuktan oluşan “insan dalgası” (human wave) saldırılarıyla tanınmışlardır.

Savaşın bitimi, Besic’ın önemini azaltmadı; aksine içe yönlendirildi ve temel bir iç güvenlik unsuru haline geldi. 1990’lardan itibaren öğrenci ve toplumsal protestolara müdahalede, 1999’daki eylemlerden 2009’daki Yeşil Hareket’e kadar aktif rol aldı.

Silahlı kuvvetler içindeki konumu

Besic bağımsız bir güç olarak değil, İran Devrim Muhafızları’na bağlı olarak yönetiliyor. Yapısal olarak resmi rakamlardan bağımsız olarak, şehirlerde, okullarda, üniversitelerde, sendikalarda ve mahallelerde Devrim Muhafızları’nın sosyal uzantısı işlevi görüyor.

fbf
Besic öğrenci birimi üyeleri, eski Dini lider Ali Hamaney’i sloganlar eşliğinde karşılıyor (Arşiv- Hamaney’in resmi sitesi)

Böylece Besic, geleneksel anlamda bir ordu değil, sadece sokak milisi de değil; toplumda yaygın bir seferberlik ağı olarak hareket ediyor ve güvenlik güçlerinin yanı sıra ideolojik denetim sağlıyor.

Kapsamlı yapısı

Besic, sadece askeri değil, sosyal, kültürel ve mesleki birimler içeriyor. Aşura, Zehra, Beitül Mukaddes, İmam Ali, İmam Hüseyin ve Kevser gibi taburlar; isyan bastırma, lojistik destek, koruma ve askeri eğitim gibi görevler yürütüyor. Bunun yanında öğrencilerden doktorlara, sanatçılardan medyaya kadar toplumun farklı kesimlerine yönelik yapılanmaları var. Bu yapı, Besic’ı İran toplumunda “paralel bir toplum” haline getiriyor; okullar, üniversiteler, camiler ve resmi daireler aracılığıyla gözetim, seferberlik ve denetim sağlıyor.

İç güvenliğin omurgası

Protestolar başladığında Besic, polis ve güvenlik güçlerinin yanında ilk müdahale hattı olarak devreye giriyor. Sokakta motosikletlerle veya saha ekipleriyle göstericileri dağıtıyor, gözaltı ve takip yapıyor, sivil kıyafet veya muhbirler aracılığıyla hareket ediyor. Bu sayede rejim, doğrudan baskı maliyetini azaltıyor ve ideolojik bir güvenlik ağı üzerinden kontrol sağlıyor.

Siyasal ve ekonomik etki

Besic sadece güvenlik değil, siyasi ve ekonomik bir güç haline geldi. Seçimlerde muhafazakar akımları destekliyor, üniversiteler ve medya üzerinden nüfuz sağlıyor, inşaat ve kalkınma projelerine dahil oluyor. Bu genişleme, Besic’ı devletin merkezi bir gücü ve Devrim Muhafızları’nın etkisini artıran bir araç haline getiriyor.

fdfvdf
Tahran’da bir askeri geçit töreni sırasında Besıc üyeleri (Arşiv - Reuters)

Yumuşak güç ve dijital milis

Besic, son 20 yılda “yumuşak güç” ve dijital alanlarda da etkin hale geldi. Siber ve propaganda birimleri, muhalifleri hedef alıyor, üyeleri çevrimiçi içerik üretimi ve sosyal medya gözetimi konusunda eğitiliyor. Besic’a bağlı haber ajansları ve öğrenci ajansları, Devrim Muhafızları ile yakın bağlantılı medya kuruluşlarıyla birlikte sistemin propagandasını yapıyor.

Sadece bir milis değil

Besic, sahadaki milis gücü ile dijital milisi birleştiren hibrit bir yapı oluşturdu. Yüzbinlerce üyesi ile iç güvenlik, toplum gözetimi ve ideolojik seferberlik sağlıyor. Gerçek gücü sadece silahlı varlığı değil, devlet ve toplum içindeki yaygın ağı ve örgütsel kapasitesinde yatıyor. Besic, İran’da ideoloji, silah ve sosyal örgütlenmeyi birleştiren merkezi bir güvenlik ve siyasi kurum olarak öne çıkıyor.

evfe
Besic milislerinin üyeleri, 10 Ocak 2024'te Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde (AP)