Muhammed Bedreddin Zayid
Dünyamız gittikçe garipleşiyor. Yıllarca devam eden siyasi gelişmeleri, özellikle de dünya ülkeleri arasında çıkan çatışmaları, bu olayların tarihini araştırarak incelemeye başladık. Bunu yaparken de bazen insanlar arasındaki düşmanlığın ve klişelerin uzun yıllar boyunca mevcut ve etkili olduğunu şaşkınlıkla görüyoruz. Bazen belirli siyasi seçeneklerin benimsenmesini dayatan rasyonel düşünmeyle paralel nesnel değerlendirmelere rağmen bu psikolojik duyguların ve güdülerin, zaman zaman durağan ve değişmeye karşı dirençli olduğunu da fark ediyoruz.
Fakat halkların hafızası ve geçmişten miras kalan fikirler, her zaman politikacılar ile sosyal alan ve medya seçkinlerini, bazen de hafızadan türetilmiş bu duyguların ve psikolojik güdülerin siyasi ve sosyal etkilerinden yararlananları bulan bu rasyonel fikirlerin benimsenmesini engelledi.
İlgilerin ve dikkatlerin hızla başka sorun veya dosyalara kayması
Devam eden etkileşimlerin çoğunda halen bu geçmişi bulmak mümkün. Ancak, sonunda geçmişi geçmişte bırakabilecek yeni bir olgu ortaya çıktı. Bu olgu, son yıllarda birçok durumda görülen medyanın ve halkların kısa hafızasıdır.
Belki Donald Trump göreve geldikten bir ay sonra Kuzey Kore'ye karşı savaş tehditleri savurduğu bir güne uyandığımızı hatırlayanlarımız vardır. Sanki kitle imha silahlarının kullanılacağı küresel bir savaş gelip kapıya dayanmış gibi herkes nefeslerini tutmuş gelişmeleri bekliyordu. Uluslararası basının bu konuya gösterdiği aşırı ilgi, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insanı bu senaryonun gerçekleşmek üzere olduğuna inandırdı. Ancak o sırada ben dahil sadece bir kısım insan bunun gerçekleşmeyeceğini savunuyorduk.
Ama insanların çoğu bunun gerçekleşebileceğine inanmak istedi. Haftalar sonra Washington ile Pyongyang arasında görüşmeler başladı. Trump, onu diktatörlükle suçlayan Kuzey Kore lideri ile komik bir şekilde bir araya geldi. Ardından iki taraf arasındaki müzakereler beklendiği üzere kesin olmayan varsayımlara dayandığından başarısız oldu. Asıl mesele bu olmasa da şu sorular akıllara gelmiyor değil; dünya ve özellikle medya, bu konuyu nasıl unuttu ve neden siyasi çıkarımları üzerinde pek durmadı?
Tek soru bu da değil, bunun gibi onlarca soru var. Son yirmi yılda dünyayı nelerin meşgul ettiğini basın ve sosyal medya aracılığıyla takip edenler, ilgilerin ve dikkatlerin bir sorundan veya dosyadan diğerine geçiş hızını ve bu araçların nasıl şaşırtıcı bir şekilde davrandığını açıkça fark edeceklerdir. Verilen mesajların alıcıları ve medya, ya bu araçlarla dayatılanların ardında nefeslerini tutarlar ya seçkinleri ve politikacıları meşgul eden meselelere yabancılaşıp kayıtsızlaşırlar ya da kafa karışıklığı içinde olurlar.
Siyasi hafızanın yarattığı çıkmaz
Esasında yukarıda sözünü ettiğimiz yeni olgu, dünyada pek çok insanının da bildiği siyasi hafızanın yarattığı çıkmazın tamamen ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Ancak son yirmi yılda dünyanın, açıklamaya ihtiyaç duyan yeni bir gerçekliğe doğru hızla kayması dikkat çekmektedir. Bu, halen erken aşamalarında ve netleşme sürecinde olsa da yakından bakmaya değer bir durumdur.
Sovyetler Birliği’nin ve Doğu Bloku ülkelerinin çöküşünden ve iletişim devrimi ile birlikte dünyanın birçok bölgesinde değişim rüzgarları esti. Birçokları bu gelişmelere kapıldı. Bu ülkeler, onlarca yıldır hüküm süren komünizmden sıyrılmakla kalmadılar, hızla Batı modeline geçtiler. Çoğu NATO’ya ve Avrupa Birliği'ne (AB) katıldılar. Sadece komünizmin gelenekleri çökmekle kalmadı, aynı zamanda bu toplumlardan bazılarının gelenekleri de yok oldu. Dönüşüm, sosyalist fikirlerin uygulandığı güney ülkelerine de sıçradı. Dünyanın birçok ülkesinde yasal ve yasadışı göç sayıları arttı.
Bu dönüşümler, sadece geçtiğimiz yirmi yılda, yani mevcut yüzyılın başından sonra hızlanıp yoğunlaşırken dünyanın çoğu ülkesinde yeni sosyal fenomenler yarattı. İnsanların çoğu, çocukluklarında öğrendiklerinin çağdaş gerçeklikle hiçbir ilgisi olmadığını ve aynı fikir ve kavramları sürdürmenin zor olduğunu hissetti. Pek çok toplum, tam olarak ne olduğunu ve ne olacağını bilmiyor.
Büyük kalabalık
Bahsi geçen kalabalık çok yönlüdür. Sadece Avrupa hariç, dünyanın çoğu ülkesinde nüfus artışı artmakla kalmadı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını öncesi yoğun trafik nedeniyle başlıca büyük şehirlerin çoğu kalabalıktı. Olayların da çok fazla olmasıyla birlikte dünya bunları takip etmek ve başa çıkılmak için koştururken nefessiz kalıyor.
Aslında dünya nüfusunun artışı, kendi içinde daha fazla etkileşim anlamına geliyor. Birleşmiş Milletleri (BM) kuran 50'ye yakın ülke arasındaki ilişkiler, bugün BM üyesi olan 200'den fazla ülkeye göre ister istemez farklı bir konu olmaktadır. Dünya nüfusu son yıllarda neredeyse ikiye katlandıysa da, Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ülkelerin sayısı birkaç kez iki katına çıktığı bilinmektedir. Aynı zamanda insanın gelişimi ve refahı da arttıkça, etkileşimler takip edilmesi zor olan bir noktaya vardı.
Çok değil birkaç on yıl öncesine kadar haberleri olaylardan sadece saatler sonra öğrenmek gazetecilere ve diplomatlara has bir durumdu. Ancak günümüzde sosyal medya, dünyada hem doğru hem de yanlış bilginin büyük bir hızla akışına yol açmıştır. Ayrıca medya, sosyal medya ile ciddi bir rekabet içine girdi. Dünyada haber ve bilgi alma kaynağı olarak sosyal medyayı kullanan milyonlarca insan var. Benim gibi sosyal medyayı takip etmeyenler veya daha az takip edenler dahi, içeriğin değeri ne olursa olsun, insanlar arasında kafa karışıklığına neden olan büyük bir akışın olduğunu görebiliyor.
Dikkatleri olaylardan uzaklaştırma olgusu
Aslında bu makalenin ana odak noktası, medya, siyaset ve sosyal araştırmalar alanlarında hepimizin bildiği önceki unsurları tartışılması değil, daha ziyade özellikle haber, bilgi ve karar vermeye yakın olmayanların sorduğu örneğin Kuzey Kore gibi kamuoyunun ilgisini çeken ve bir anda bir konuya odaklanmasını sağlayan bazı tarafların olup olmadığı sorusudur. ABD yönetimi, Kuzey Kore dosyasıyla ilgilenmediğinde, dikkati bu başarısızlıktan uzaklaştıran ve başka bir yere veya başka bir krize odaklayan farklı bir ilgi odağı yaratma politikasını uygular.
Bu da ister siyasi kurumlar, ister karar vericiler isterse dünyanın dört bir yanındaki istihbarat servisleri aracılığıyla olsun bazen yeni krizler yaratarak da olsa dikkatleri olaylardan uzaklaştırma olgusunun devreye sokulduğuna dair bir düşüncenin yoğunlaşmasına neden oluyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump, bir dosyadan diğerine geçme konusundaki bu yaklaşımda oldukça akıcıydı. Ne zaman bir yerde başarısız olsa ya da tökezlese, başka bir yerde yeni bir kriz yaratılması sürecini hızlandırırdı. Örneğin Lübnan'da yaşanan birçok büyük olay ve gelişme bu şekilde açıklanmaktadır.
Lübnan’daki halk hareketi ve ondan önceki siyasi gelişmeler, dikkatin zaman zaman nasıl başka krizlere yönlendirildiğini açıkça ortaya koyuyor. Dünyanın birçok ülkesinde ve farklı boyutlarda krizler patlak veriyor. Konuları kontrol eden siyasetçiler, ekonominin başındaki isimler ve sosyal seçkinler, halkın çıkarları ile daha az ilgilendikçe, önceki bir başarısızlığı örtbas etmek için yeni ve maliyetli bir krizin yaratılmasına kayıtsız kalmak da dahil olmak üzere içerideki veya dışarıdaki kamuoyunun dikkatini dağıtmaya yönelirler.
Önceki arka plan, geçmişin birikimi nedeniyle daha az sabırlı ve kafası karışık olan insanlar arasında yeni bir dikkat dağınıklığı ve unutkanlık yaratan çeşitli kalabalıklara, etkileşimlere, dönüşümlerin hızına ve iletişim araçlarının akışına dayanırken hesap verebilirlik azalır, insanlar eskisinden daha unutkan olurlar. Belki de Arap bölgesi halklarının dış ve bölgesel tarafların yaptıkları birçok ihlali unutmalarının nedeni ve ABD vatandaşlarının, yönetimlerinin, dünyayı gürültüye boğan ve sonra oradan uzaklaşan politikalarını ve eylemlerini nasıl unuttukları böylece açıklanabilir. ABD’nin sanki hiç bedel ödememiş gibi davrandığı Afganistan, Irak ve Kuzey Kore politikaları, Amerikan yönetimlerinin yukarıda bahsedilen, önce dünyayı gürültüye boğan sonra da ondan uzaklaşan yaklaşımına en iyi örneklerdir.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir





